• Genel Forum kurallarını mutlaka okuyun.
  • Lütfen mesajlarınızda yazım kurallarına uyun.
  • Çeviri ekibine üyeler arıyoruz.
  • Spoiler içeren mesajlarda spoiler butonunu kullanın.
Hoşgeldin, Ziyaretçi: Giriş Yap Üye Ol

Bildirimi Kapat
Game of Thrones Türkiye Discord kanalına katılın!


Favori şiirleriniz, dörtlükleriniz vs...


Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket, bizim.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim.

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu dâvet bizim....

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...

Nazım Hikmet
 
Cevap
Ufkunda mavi bulutların uçuştuğu dağ,
Büyülü göklerinde sesler duyduğum Aden,
Avucumda dört kollu nehrin verdiği maden,
Üstümde yemişleri alnıma değen Tuba.

Muthiş dünyasıyle, uykuma girdiği yer..
Gülümsüyor mavi bir ay ışığında kamış.
Göllerin şekli dolu derinliğine dalmış
Vuslatın havasını çevreleyen iğdeler.

Suların aydınlığında saadetten bir iz:
Dallardan süzülen kayığından bu hoş insan,
Omuzuna değen arzu dolu dudakları kan.
Artık bir cennete bağlı bütün günlerimiz.

Artık ışıkla dolu billur bir kadeh gibi,
En güzel şeytanın elinde tutuğu gurup;
Akşamlar ağzımda harkulada bir şurup
Ve başımda geceler yeşil bir deniz gibi.

Ufkumda mavi bulutların uçuştuğu dağ
Ve nebati bir alemde duyulan ilk hece,
Bir sesin aydınlattığı yalan dolu gece
Ve dumanlı bir sabah serinliği ormanda.

Ne ondan itidal, ne benden günahkar hali
Ruhları bir kuş gibi avare kılan uyku.
Dağılan içimde her zaman o baygın koku,
Lezzeti dudağımda buğulaşan şeftali
Orhan Veli Kanık elderado şiiri
 
Cevap
Gözlerim aç aydınlığa
Hiç dans etmez yıldızlar
Benim gecelerimde
Zaman durmuş
Akrep… Yelkovan…
Boş yere
Yüzündeki toz… Toprak
Karışırken alın terime
Biraz peynir… Biraz ekmek
Yaşamak bunun adı
Bilmem, yerin kaç metre dibinde…

Nusret Karaca

Bunu da notlarım arasında buldum. Geçen sene Soma için yazılmıştı. Nusret Karaca ve şu konuda kitabından alıntı yaptığım Süleyman Dama gibi iki öğretmenden eğitim görmüş olduğum için gurur duyuyorum.
 
Cevap
Denize dusen 
bir oyuncaktir Kız Kulesi 
soruyorum berber koltugundan 
iki ayna arasinda 
akip giden goruntume 
Şair olaniniz hangisi 

Pencere tullerine 
gelinlik diye sarilan 
o kucuk kiz nerede simdi 
gemim coktan batti 
denize inen tum filikalarıma 
erkekler bindi 

Duvardaki yangin dugmesini 
orten cam parcasiyim 
kurtulusun olacaksa 
hic dusunme 
ayakkabinin topuguyla 
kir beni 

İnanıyorum uzaylilara 
duymaliyim birilerinden 
yildizlardan nasil 
gorunurdu diye 
mahallemizdeki yazlik 
sinema 

Ogrendim saat kulelerini 
kibrit kutularından 
bagisla beni 
iki dunya savasinin 
yasanildigi yuzyilda 
nufus cuzdanimdaki 62'den 
yaptigim tavsan
Sunay Akın 62 Tavşanı şiiri
 
Cevap
Ak saçlı başını alıp eline, 
Kara hülyalara dal anneciğim! 
O titrek kalbini bahtın yeline, 
Bir ince tüy gibi sal anneciğim! 

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar, 
Gecenin ardında yine gece var; 
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar, 
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim! 

Gözlerinde aksi bir derin hiçin, 
Kanadın yayılmış, çırpınmak için; 
Bu kış yolculuk var, diyorsa için, 
Beni de beraber al anneciğim! ... 
Necip Fazıl Kısakürek,in anneciğim şiiri
 
Cevap
Bir gün bir uzak hatıra özlersen o yazdan,
Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin,
Seni düşünmedim yağmurlu havalarda,
Sensiz sokağa çıkmayı göze aldım,
Sürekli yıkansam yağmur damlalarıyla,
Ve huzuru dokusam ağaç yapraklarından,
Geceler kurşun gibi iner üstüme birden,
Hayalin çıkıp gelir uzaklardan karşıma.
 
Cevap
Kabuğunu koparmadan 
ne bir elmayı soyabildim 
ne de iyileştirebildim bir yaramı 
ama karşıma çıkınca 
kızmadım hiç elma kurduna 
bendim çünkü bıçağı saplayan 
onun yurduna 

Şair diyorlar benim için 
bilmiyorum oysa 
her şiire konmalı mı uyak 
her yere nedense 
konamıyor tayyare 
hay dilimi 
arı türkçe soksun; uçak 

Kaptan olmak isterdim 
aynanın karşısında 
eski bir sinema yıldızı 
gibi ağlayan 
İstanbul hatlarında 
bir fırça hafifliğiyle gidip 
gelen vapurlara 

Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma 
ve Kız Kulesi'ni göstererek 
bırak artık diyor üzülmeyi 
yedi tepeli bu şehirde 
şiir okunacak tek yer 
elbette denizin ortasındaki 
şu küçük buz dağı 

Terzi olsa da babam 
sökük dikmesini beceremem 
beni yalnızca sen anlarsın 
iğnenin deliğinden geçsin 
diye ipliklerin 
bir anlık ıslatıldığı dudaklara 
takılıp kalan annem
Sunay akın beceriksiz şiiri
 
Cevap
İhtiyarlık ile gençlik diyerek,
Şu hayâtı ikiye böldürme!
Ey büyükten de büyük Allâhım,
Benden evvel s..imi öldürme

Neyzen Tevfik
 
Cevap
Han Duvarları

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı, 
Bir dakika araba yerinde durakladı. 
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar, 
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar... 
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya, 
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya. 
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık! 
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık, 
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... 
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları, 
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, 
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler... 

Ellerim takılırken rüzgârların saçına 
Asıldı arabamız bir dağın yamacına. 
Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık, 
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık! 
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar, 
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar 
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. 
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. 
Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince. 
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince 
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi. 
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi. 
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine. 
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine. 
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali, 
Sonunda ademdir diyor insana yolun hali, 
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan. 
Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan 
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor, 
Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor... 
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine 
Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine. 

Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan; 
Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. 
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu, 
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu: 
Ağır ağır önümden geçti deve kervanı, 
Bir kenarda göründü beldenin viran hanı. 
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri 
Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri. 
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya 
Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya. 
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı, 
Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı. 
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor, 
Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor. 
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı 
Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı. 
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler 
Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler... 
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı, 
Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı; 
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler, 
Aygın baygın maniler, açık saçık resimler... 

Uykuya varmak için bu hazin günde, erken, 
Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken 
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı; 
Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı. 
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa 
Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa; 

"On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan 
Baba ocağından yar kucağından 
Bir çiçek dermeden sevgi bağından 
Huduttan hududa atılmışım ben" 

Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi... 
Gözüm imza yerinde başka ad görmedi. 
Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş! 
Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş; 
Araya gitti diye içlenme baharına, 
Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına! ... 

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk, 
Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk. 
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri 
Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri. 
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor, 
Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor... 
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar, 
Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar. 
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide, 
İki dağ ortasında boğulan bir geçide. 
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden 
Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden: 
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla, 
Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla. 
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu, 
Burada son fırtına son dalı kırıyordu... 
Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla, 
Savrulmaya başladı karlar etrafımızda. 
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü; 
Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü... 
Gönlümde can verirken köye varmak emeli 
Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli! " 
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana 
Biz menzile vararak atları çektik hana. 

Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş 
Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş. 
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor, 
Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor... 
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri, 
Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri. 
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor, 
Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor; 

"Gönlümü çekse de yârin hayali 
Aşmaya kudretim yetmez cibali 
Yolcuyum bir kuru yaprak misali 
Rüzgârın önüne katılmışım ben" 

Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı, 
Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı... 
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde 
Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık, 
Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık. 
Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım, 
Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım! 

"Garibim namıma Kerem diyorlar 
Aslı'mı el almış haram diyorlar 
Hastayım derdime verem diyorlar 
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben" 

Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında, 
Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında. 
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı! 
Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı! 
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna, 
Post verenler yabanın hayduduna kurduna! .. 

Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu: 
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? " 
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende, 
Dedi: 
"Hana sağ indi, ölü çıktı geçende! " 
Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti, 
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti... 
Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi. 

Aradan yıllar geçti işte o günden beri 
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim, 
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim. 
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar, 
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar! 
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları, 
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!
Faruk nafız çamlıbel (okuyana helal olsun)
 
Cevap
Yaşamın sırlarını bileydin
Ölümünde sırlarını çözerdin
Bugün aklın var birşey bildiğin yok
Yarın akılsız neyi bileceksin

Varmı dünyada günah işlemeyen söyle
Yaşanırmı hiç günah işlemeden söyle
Bana kötü deyip kötülük edeceksen
Yüce Tanrı ne farkın kalır benden söyle

İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun kaç para
Hırka tespih post seccade güzel
Ama Tanrı kanarmı bunlara

Felek ne cömert şu aşağılık insanlara
Han hamam dolap değirmen hep onlara
Kendini satmayana adam demezler
Sen gelde yuh çekme böyle dünyaya

Mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler
Binbir derde düşer canlarından bezerler
Öyleyken ne tuhaftır yinede övünür
Onlar gibi olmayana adam demezler

Beni özene bezene yaratan kim, sen
Yolumuda çizmişsin önceden
Madem bana günah işleten sen
Nedir öyleyse o cennet cehennem..

Dünyada akla değer veren yok madem
Aklı az olanın parası çok madem
Getir şarabı alsın aklımızı
Belki bizi böyle beğenir el alem..

Ferman sende ama güzel yaşamak bizde
Senden ayığız biz sarhoş halimizle
Sen insan kanı içersin biz üzüm kanı
İnsaf be sultanım kötülük hangimizde

Adam olduysan hesap ver kendine
Getirdiğin ne, götüreceğin ne
Şarap içersem ölürüm diyorsun
İçsende öleceksin içmesende

Ben ne camiye yararım ne havraya
Bir başka hamur benimki bir başka maya
Yoksul gavur çirkin orospu gibiyim
Ne din umurumda ne cennet ne dünya

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
Kuklacı felek usta kuklalarda biz
Oyuna çıkıyoruz birer ikişer
Bittimi oyun sandıktayız hepimiz

Cennete huriler varmış kara gözlü
İçkininde ordaymış en güzeli
Desene biz çoktan cennetlik olmuşuz
Bak bir yanda şarap bir yanda sevgili

Sen sofusun hep dinden dem vurursun
Banada sapık dinsiz der durursun
Peki ben ne görünüyorsam o’yum
Ya sen ne görünüyorsan o’musun

Bir elde kadeh bir elde Kuran
Bir helaldir işimiz bir haram
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz ne tam Müslüman..

Kim görmüş o cenneti cehennemi
Kim gitmişte getirmiş haberini
Kimselerin bilmediği bir dünya
Korkulmaya özlenmeye değermi..

Neredesin, sana başkaldırmışım işte
Karanlık içindeyim ışığın nerede
Cenneti ibadetle kazanacaksam
Senin ne cömertliğin kalır bu işte...

Sensiz camide namazda işim ne
Seninle buluşma yerim meyhane
Benim sevmemde böyle yüce Tanrı
İstersen kaldır at cehennemine

Sen içmiyorsan içenleri kınama bari
Bırak aldatmacayı iki yüzlülükleri
Şarap içmem diye övünüyorsun ama
Yediğin haltlar yanında şarap nedir ki..

Bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben
Şaşkınlıktan başka birşeyim artmadı yaşarken
Kendi isteğimlede gidiyor değilim şimdi
Niye geldik niye gidiyoruz bilmeden..

Dünya üç beş bilgisizin elinde
Onlarca her bilgi kendilerinde.
Üzülme, eşek eşeği beğenir
Hayır var sana kötü demelerinde..

Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz,
Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz..
Oyuna çıkıyoruz birer ikişer…
Bittimi oyun sandıktayız hepimiz..

Ramazan ayı bu yılda geldi yine
Vurdu bu kağıyı aklın bileğine
Tanrım şu halka bir gaflet verde bari
Ramazanı Şevval sansınlar bu sene

En büyük söz denen Kuran bile
Arada bir okunur besmeleyle
Kadehte ise öyle bir ayet var ki
Okur insan her zaman her yerde

Aklı olan paraya değer vermez
Ama parasız dünya da çekilmez,
Eli boş menekşe boynunu büker
Gül altın kasede gülmezlik etmez

Bir damla şarap Tus saraylarına bedel
Keykubad’ın Keykavus’un tahtından güzel
Sabaha karşı aşıkların iniltisi
İki yüzlü softanın ezanından güzel

Biz hırkadan sonra küpe gelmişiz
Kıp kızıl şarapla abdest almışız
Medresede kaybettiğimiz ömrü
Meyhanede aramaktır işimiz

Bir nakıştır varlığımız senin çizdiğin
Şaşılası neler nelerle bezediğin
Kendimi düzeltmek benim ne haddime
Beni potadan böyle döken sensin.

Gökleri yarıp darma dağın ettiğin gün
Pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün
Sen sorguya çekmeden ben sana soracağım
Ey Tanrı, hangi günahım için beni öldürdün ?

Bu dünyadan başka dünya yok arama,
Senden benden başka düşünen yok arama !
Vaz geç ötelerden yorma kendini
O var sandığın şey yok mu, o yok arama..!

Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar bu konaklar ?
Ev mi dayanır bu sel yatağına ?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar ?

Dünya ne verdi sana, hep dert hep dert,
Güzel canın da bir gün uçar elbet
Torağında yeşillikler bitmeden
Uzan yeşilliğe, gününü gün et.

Gökte bir öküz varmış adı Pervin,
Bir öküz de altındaymış yerin.
Sen asıl iki öküz arasında
Tepişmesine bak şu eşeklerin..

Ne bilginler geldi, neler buldular
Mumlar gibi dünyaya ışık saldılar..
Hangisi yarıp geçti bu karanlığı ?
Birer masal söyleyip uyuya kaldılar.

Bir sır daha var çözdüklerimizden başka
Bir ışık daha var bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye
Bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.

Bir damla şarap ver Çin senin olsun
Bir yudumu bütün dinlerden üstün
Söyle, ne var dünyada şaraptan hoş
O acıya bütün tatlılar feda olsun..

Varlık yokluk derdini aklından sil,
Bırak öteleri de kendini bil.
Doldur şarabı geniş bir nefes al,
Kaç nefes alacağın belli değil.

Yüce Varlık bize bir bedeb verince
Sevmesini öğretti her şeyden önce
Sonra şu delik deşik yüreğimize
Mana incileri sakladı binlerce..

Niceleri geldi, neler istediler
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler
Sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi ?
O gidenler de hep senin gibiydiler..

Sen bu dünyanın sırlarına eremezsin
Erenlerin dilini de söktüremezsin
İyisi mi al şarabı, cennet et bu dünyayı,
Öbür cennete ya girer ya giremezsin..

İnsan son nefese hazır gerekmiş
Nasıl ölürse öyle dirilecekmiş
Biz her an şarap ve sevgili ileyiz
Böylece dirilirsek işimiz iş..

Açılmaz kapıları açmanız mı gerek ?
Dünyada insanca yaşamanız mı gerek ?
Bırakın öyleyse iki dünyayı birden
Ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek..

Dün özledim de seni coştum birden bire,
Çıktım senin yerin dedikleri göklere.
Bir ses yükseldi ta yukarda yıldızlardan
Gafil dedi, bizde sandığın Tanrı sende..

Bir testi aldım çarşıdan ucuza,
Gizli gizli neler anlattı bana
Bir şahdım dedi, altın kupam vardı
Şimdi neyim, testi oldum şaraba..

Ne yazık pişmiş ekmek çiğlerin elinde,
Ne yazık çeşmeler cimrilerin elinde
O canım Türk güzeli kömür gözleriyle
Çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde..

Yaşamak elindeyken bugüne bugün,
Ne diye bırakır, yarını düşünürsün ?
Geçmiş gelecek kuru sevda bütün bunlar
Kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün…

Gençlik bir kitaptı okuduk bitti,
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin o cıvıl cıvıl kuş ?
Nasıl ne zaman geldi, nasıl gitti ?

Yerleri yapmış, gökleri kurmuşsun ama,
Sensin bunca gönülleri yakıp yıkan da
Ne kızıl dudakları, ne altın saçları
Atmışın süprüntüler gibi kara toprağa

Biz aşka tapanlarız, Müslüman değil
Cılız karıncalarız, Süleyman değil,
Biz eskiler giyen benzi soluklarız
Pazarda sırma satan bezirgan değil..

Bir rint gördüm, binmiş dünya denen kır ata,
Aldırmıyor dine, İslam'a Şeriat'a,
Ne hak dinliyor ne hakikat, ne marifet
Gelmiş mi böylesi kahraman kainata ?

Seni kuru softaların softası seni
Seni cehenneme kömür olası seni
Sen mi haktan rahmet dileyeceksin bana ?
Hakka akıl öğretmek senin haddine mi ?

Yeryüzünü gül bahçesine çevirmekten
Daha güzeldir bir insanı sevindirmen
Bin kulu azat edenden daha büyüktür
Bir hür insanı iyilikle kul edebilen

Şarabın adı kötüye çıkmış kendi hoş,
Hele bir güzelle içersen daha bir hoş
Harammış şarap, olsun bana göre hava hoş
Hem bana sorarsan, haram olan her şey hoş..

Tekkede, medresede, manastırda, kilisede
Bir cennet cehennem kaygısıdır sürüp gitmede
Oysa yüce varlığın sırlarına eren kişi
Bunların tohumunu uğratmaz düşüncesine

Gerçeği bilemeyiz madem, ne yapsak boş
Ömür boyu kuşku içinde kalmak mı hoş
Aklın varsa kadehi bırakma elden
Bu karanlıkta ha ayık olmuşsun, ha sarhoş

Bu çürük temelli kubbede neyiz ki biz..?
Tasta delik arayan karıncalar gibiyiz.
Ne korku ne umut kapılarını bilen
Şaşkın gözü bağlı, avanak öküzleriz..

Şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen
Bırak bana bunları, al cenneti sen.
Cennetmiş, cehennemmiş, kuru laf bunlar
Kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cenetten ?


Ömer Hayyam
 
Cevap
  


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Favori LOTR Karakteriniz Joker 95 16,921 06-08-2017, 06:37 PM
Son Yorum: LadyStark



Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi