• Genel Forum kurallarını mutlaka okuyun.
  • Lütfen mesajlarınızda yazım kurallarına uyun.
  • Çeviri ekibine üyeler arıyoruz.
  • Spoiler içeren mesajlarda spoiler butonunu kullanın.
Hoşgeldin, Ziyaretçi: Giriş Yap Üye Ol

Bildirimi Kapat


Kayıp Ruhlar


#1
Sabahın erken saatlerinde güneş gölgeler diyarının üstünden yavaş yavaş görünüp, köle körfezinin bol tuzlu ve nispeten pis suyu kaynamaya başlarken Meereen şehri yeni bir günün hazırlığı içersindeydi. Köle şehirlerinin en büyüğü Meereen, köle ticaretinin merkezi ise Meeren nehri ve köle körfezinin birleştiği yerde bulunan büyük Meereen limanıydı...

Güneş yüzünü gösterdikçe limanda hareketlilik artıyor, çalışmaktan harap olmuş ve güneşin altında derisi kararmış liman işçilerinin inlemeleri yeni bir günün başladığını gösteriyordu. Özellikle sabahın erken saatleri Meereen limanı çok kalabalık olurdu, rüzgarın şiddetli olduğu saatlerdi, bu Meereenliler için iş demekti, sefere çıkma ve dönme saatleriydi. Ticaret ve özellikle köle ticareti bu şehrin herşeyi olduğu için şehrin kalbinin attığı yer büyük limandı.

Köle tüccarları, efendileri ve şehir soyluları için sıradan bir gündü... Ayak takımı ter döker, efendiler meyvesini yerdi. Büyük limana pek uzak olmayan bir konağa sahip Boreas her zamanki işlerin verdiği sıkıntı ile boğuşurken, orta yaşlı, göbekli, hafif kır saçları dökülmüş, orta boylu bir adam konağa şeref vermişti. Tüm vücudunu örten, ince ve ipekten yapılmış bir entari onu Meereen'in eritici sıcağından koruyan yegane giyisisi olmasada, şemsiye tutan ve yelpaze sallayan kölelerinin olmadığı anlarda sıcağı savuşturan tek aracıydı. Iaros kölelerine bahçenin kapısında kalmalarını emrederek, Lekesizler grubundan kovulmuş iki fedaisi ile Konağın kapısına kadar geldi ve kapıda bekleyen görevli köleye;

"Efendine Iaros'un geldiğini söyle..." diyerek seslendi.
Kıdemli kapı kölesi bir süre sonra kapıya gelip, "Efendimiz sizleri bekliyor, soylu efendimiz..." diye cevap verdi.
Iaros ağır aksak merdivenlerden çıkarken yukarıda onun şerefine mini bir hazırlık düzenlendiğini fark etti, belli ki Boreas onun bu saatte teşrif edeceğini tahmin etmiyordu. O an Boreas hemen merdivenlerin yanındaki kolonların arkasından çıkıp yerlere kadar eğilerek Iaros'u selamladı ve krallara layık bir şekilde hitap ederek,
"Haneme şeref verdiniz soylu Iaros efendimiz, lütfen hanemin en görkemli köşesine geçelim soylu Iaros'a layık olmasada, sizin görkeminiz altında ezilmeyecek tek mekanım orasıdır..."

Boreas'ın kabul salonu olabildiğince geniş ve güneşi içine alan ama yapısındaki özel sırlar ile sıcağı oldukça engelleyen bir odaydı. Serin denilebilirdi ama güneşin yarattığı o psikolojik etki herşeyi daha normal kılıyordu. Boreas'ın salonunda oymacılık sanatında ustalaşmış insanların elinden çıkan ahşap masa ve iskemleler, Qarth'ın eşsiz güzellikteki cam işlemeciliği ve yapımcılığının farkı hissediliyordu. Iaros için çırpıştırma usulü hemen hazırlanan bir takım egzotik içecek ve içkilerin zenginliği Iaros'un gözüne çarpmıştı. Iaros salonu iyice süzdükten sonra büyük masanın önünde dikilmiş Boreas'ın gelmesini bekliyordu.

Bu sırada Boreas kapıda bekleyen köleye seslenerek mübalağa dolu bir şekilde,
"Haşmetli konuklarımız için mahzenlerimizde birer hazine gibi sakladığımız egzotik güzellikleri, soylu Iaros'a sununuz..."
"Kölelerinle bile resmiyetin var demek, ne içki istiyorum, ne de bu kadar saygı. Bunlar bana birşey kazandırmaz Boreas... Yıllardır iş yapıyoruz, uzun zamandır sevkiyatı bıraktık, ikimizde zarara giriyoruz. Artık orta yolu bulmalıyız."

Boreas Iaros'un herşeyin farkında olduğunu bilmesine rağmen resmiyeti abartmaya devam ediyordu, Iaros'un bu açık sözlü çıkışından sonra biraz düşündü, yüz ifadesinde bir belirsizlik vardı, saniyeler sonra yapmacık bir gülümseme ile,
"Hepimiz bunun farkındayız soylu efendimiz... Westeros'ta ki savaşlar yüzünden insan kaynağının tükenmesi buranın iş fırsatları ile dolmasını sağladı, çıkarlarımız o gün uyuşmamaya başlamıştı, iş yapmayı bıraktık. Ama söylediğiniz gibi, daha sonrada birbirimize uygun ortaklar bulamayıp zarara uğradık. Orta yolu bulabilirsek eski dostluğumuzu ve samimiyetimizin üzerine yeni bir bağ bina edebiliriz... Ama dostluğumuzun teminatı olmalı!"
Boreas'ın bu sözlerinden sonra Iaros derin bir nefes çekerek,
"Bak Boreas... Bizim orta yolu bulup birlikte iş yapmamamız için bir sebep yok, ben zarara uğruyorum, sen yine yolunu buluyor olsanda Westeros'ta ki savaş seni zarara uğratacak, savaş ticareti öldüren bir durumdur. Bu olay karşısında birbirimizi kollamamız senin içinde, benim içinde en doğru karar olur. Eğer teminat istiyorsan, kızımı sana veririm. Soylu tohumlarımdan birinin sahibi olursun, bu seni itibarlı kılar. Üstelik aramızda ortak bir bağ olur, eski zenginliğimizi tekrar kazanabiliriz."

Soylu köle taciri Iaros eski günlerinde Meereen köle tüccarlığı endüstrisinin en büyük isimlerinden olmasına rağmen, yaşanan savaşlar ve büyük veba Essos ve Westeros'ta büyük insan kaynağının eksilmesine sebep olmuştu. Bu insan azalması, kölelere olan rağbeti arttırmış Iaros'un köle tüccarlığında ki egemenliği yavaş yavaş son bulmuştu. Boreas ise köle tüccarlarının taşeronluğunu yaparak, onları gemileri ile taşıyan ve teslim eden yeni nesil tüccarlardan birisiydi. Köle ticaretinin artması Boreas'a zarar vermediyse de Iaros ile yaptığı işlerin kat be kat altında paralar kazanıyordu. Bir nevi Boreas'ta sektörün gelişmesi ile duraklama dönemine girmişti.

Iaros elinde tuttuğu ceylan derisi üzerine çizilmiş bir haritayı masaya sermişti, derinin içinden çıkan toz ve hafif yırtılmış olması haritanın ne kadar eski olduğunu gösteriyordu. Iaros haritayı masaya serdikten sonra eliyle önemli ticaret limanlarını göstermeye başlamış ve bir yandan Boreas'a planını anlatmaya koyulmuştu.
"Burası Yeni Ghiscar... Artık köleleri buradan alıyorum. Taşıması kolay köle körfezinde korsanlar kolaylıkla cirit atamıyor artık. Astapor, Yunkai ve bizim şehrimizin donanmaları korsanlara göz açtırmıyor. Yeni Ghiscar'dan köle almak en mantıklı olanı, artık böyle yapıyorum buraya kadar doğru yol bu... Bundan sonrası senin becerilerine kalıyor, ama ben senin yerine de düşündüm."
Bu sırada Boreas'ın yüzünü sinsi bir sırıtma kaplamıştı ve sesini çıkarmadan dinlemeye devam ediyordu...

"Hızlı sevkiyat çok önemli bir unsur, bir sene içinde haddinden fazla sevkiyat yaparak zengin olan yeni tacirler tanıdım, malesef onların silahıyla savaşmamız gerekecek... Westeros insan kaynağının azaldığı en büyük coğrafya. Lys, Myr ve Volantis'te ihtilaflı topraklar için savaşsalarda bu bizim dönemimizde bile az gelir sağlayan bir durumdu. Westeros'ta ise köle ticaretinin merkezi Dorne diyebiliriz. Güneş Mızrak'ın büyük limanında günlerce süren köle ikmali söz konusu. Savaş yaklaşmakta... Bu durumda en iyi ve hızlı para kazanılabilecek yer orası gibi durmakta. Burada esas önemli olan hızlı davranmak. Yunkai, Astapor ve Ghiscar şehirlerinden hergün köle gemileri kalkmakta. Binlerce yeni kölenin vardığı bir limana pahalı köle satamıyorduk. Fakat bugüne kadar hiç kimsenin yapmadığı birşeyi yapmak gerekiyor..."
Boreas söze girerek, "Ne imiş?"
Iaros yere bakıp, bir derin nefes daha alarak bir kaç saniye sonra, "Gemileri Valyria boğazından geçireceğiz..."
Boreas hiddetli bir şekilde cevap vermeye yeltenerek,
"Ne?!... Valyria kıyametinin hala devam ettiğini bilmiyor musun? Ben gemilerimi ve mürettebatımı sokakta bulmadım, ha keza sokakta bulduysam bile kaybetmeye hiç niyetim yok. O cehenneme sokmam tüm mal varlığımı..."
Iaros, Boreas'ın sözünü keserek, "Bir dinle! Oraya yüzyıllardır giden yok, kıyamet devam ediyor mu bilmiyoruz, artık unutulmuş topraklar ve biz o topraklara çıkmayacağız. Valyria'nın ne kadar büyük bir ticaret merkezi olduğunu kitaplardan okumuş olman lazım. Zeki ve kültürlü bir insansın, yenisin ve meraklısın. Dorne'a gitmek için Valyria'nın etrafından dolaşmak yerine, Valyria boğazından geçmek bizi rakiplerimizin fersah fersah önüne geçirir, bunu unutma... Aksi halde ne sen o çok arzuladığın güce kavuşabilirsin, ne ben elimdeki muazzam gücü koruyabilirim. Ha... Ailemizi birleştirip şanını arttırma şansında buna bağlıdır. Ve ticaretin riskli bir oyun olduğunu unutma, eğer yükselmek istiyorsan bu riskleri göze almalısın... Teklifimi iyi düşün ve bana kölelerin ile cevap yolla, umarım doğru kararı verirsin."


Devamını yakında yazarım, ama canım istemezse devam ettirmeyebilirim. Cool Hepinize keyifli okumalar...
 
Cevap
#2
Bir çırpıda okudum güzel olmuş. Devamını bekliyoruz :)
 
Cevap
#3
Harika olmuş tek kelimeyle.
Martin'i okuyormuşum gibi hissettim.
Hangi zaman olduğunu tam olarak kavrayamadım ama Dany gelmeden önceki zamanları anlatıyorsun gibi geldi.
Diyaloglar aşırı iyi olmuş. Devamını mutlaka yazmalısın :)
 
Cevap
#4
Ya aslında mesaj sayısını, rep puanı falan gösteren yer navbarın altında olmasa sayfa çok dengeli olacakta. Mesaj bölümü çok uzun olunca denge kayboluyor. Okuması zor oluyor. :D Ben bile okurken zorlandım. Ayrıca teşekkür ederim, objektif yorumları bekliyorum. Beğenmeyende söylesin yani, bana daha çok yararı dokunur. :)

@Jon Snow;

Kraldan da övgüyü aldık tamamdır... Olay beş kral döneminde geçiyor. Tabi Renly ölmüş vaziyette, Stannis yenildi Lannister ve Joffrey güçlü. Benim esas anlatmak istediğim kendi merak ettiklerim, madem Martin benim merak ettiklerimi yazmıyor, ben yazayım dedim. Umarım heyecanlı bir yazı dizisi olur. Şu güzel övgüden sonra devam edeceğim kesinleşti. :) Martin'e benzetilmek ne büyük onurdur. Hemde Türkiye'nin en büyük GoT fanlarının bir araya geldiği bir yerde.
 
Cevap
#5
Arkadaşlara katılıyorum bence de devam ettirmelisin :)
 
Cevap
#6
Eline sağlık çok güzel devam et bence :)
 
Cevap
#7
TEBRİK EDERİM ÇOK İYİ OLMUŞ
 
Cevap
#8
gerçekten güzel olmuş bakalım ıarosun sırrı neymiş. devamını merakla bekliyorum.
 
Cevap
#9
2.Bölüm

Iaros konuşmasını bitirdikten sonra, masada bulunan haritayı silkeleyip, rulo haline getirip yavaş yavaş kapıya doğru gitmeye başlamıştı. Kapıda bekleyen köle tam kapıyı açacaktı ki Boreas yukardan eliyle durmasını işaret etti. Iaros kapının önüne gelmesine rağmen kapının açılmadığını görünce köleye sertçe bakmak için başını kaldırdı, fakat köleninde yukarıya efendisine baktığını görünce arkasını dönerek hiddetli bir şekilde Boreas'a seslendi...

"Ne yapmaya çalışıyorsun?.. Sana bir teklif sundum, kabul edip etmemek senin elinde, böyle bir terbiyesizlik yapmanı beklemezdim Boreas, Meereen'de nezaket kuralları böyle işlemez bu şekilde bir yol katedemezsin...!"
Boreas'ın yüzünde o an yine muzip bir gülümseme vardı, gözlerini kapatıp gülümser bir şekilde Iaros'un sözünü tamamlamasını bekledi, tamamlayınca ona hitaben;
"Sakin ol soylu efendimiz... Bakın ben sakinim. Ben zaten hep gözlemlerim, kel ve göbekli aynı zamanda zengin efendiler hep sinirli olur, fevri davranmayın lütfen... Az önce bende çok sinirlendim, kusura bakmayınız. Soylu efendilere bu şekilde konuşmayı bugüne kadar hiç yakıştırmamışımdır kendime. Sizin bahsettiğiniz o orta yol... Onu bulmak istiyorum sadece ve kestirmeden gidip işimi hızlandırmayı severim. Buyrun salonumuza... Şu işi güzellikle konuşalım."
"İşte gerçek bir aristokrat ruhu kazanmaya başladın Boreas... Soyluluğun ilk kuralı diplomatik tavırdan vazgeçmemektir. Hiddet ve sinir askerlerin beslendiği şeydir... Ama unutma bizler birer asker değiliz. Yalnızca para kazanmak istiyoruz."


Iaros merdivenlerden çıkarken, Boreas'a karşı bu sözleri sarfetmişti. Boreas'ın yüzünde o sinsi gülümseme devam etmiş ve dinlermiş gibi "Haklısınız soylu efendimiz" sözleri ağzından dökülmüştü... Ahşap işlemeciliğinin doruklara vardığı ve bir bütün olarak sanat eserine dönüştüğü evin koridorlarından kabul salonuna giren ikili eski yerlerine tekrar geçtiler. Iaros kendisi ayrıldıktan sonra egzotik içkilerin ortadan kaldırıldığını hemen farketmişti ama aldırmadı. Söze girmek ve bu anlaşmayı sağlamak istiyordu, Boreas'ın bir aptal olmadığını bildiği için ortak çıkarlardan bahsetmeye hep özen göstermişti.

"Şu işi bir sonuca bağlayalım... Ben teklifimi yaptım, beni geri çağırdığına göre bir cevabın vardır umarım."
"Hayır... Sadece anlamaya çalışıyorum Oros ve Valyria arasından geçmenin tehlikesi nedir?"
"Bilmiyorum... Valyria kıyametini herkes sitayişle anlatır, büyük bir medeniyetin yıkılışından bahsedilir. Ama hiç kimse oraya gidip görmemiş, ben bazı şeyleri sorgulamayı severim, tarih kitaplarında o kıyametin neden gerçekleştiğini yazan olmamış. Büyü ve zalimliğin içinde bir güzellikti Valyria... Kendi pisliklerinde boğulmuşlardır demeye kimin dili varabilir ki? Tek birşey var, eğer bu kıyametin üzerinden 453 yıl geçtiyse ve kimsenin orada ne olduğundan haberi yoksa, ben bu tarz hurafelere inanmam... İşimizi geliştirmek için o eski ticaret yolunu kullanmalıyız... Hem o toprakların uğursuz olduğunu düşünen Korsanlar yok, tamamen bomboş bir boğaz. Limanlara para verilmez, üstelik büyük fırtınalar çıkmaz. Diğer tüccarların aldığı yolun çeyreğini alarak Valyria'dan geçebiliriz. Hız kazanırsak, ticaretten daha fazla para kazanırız."
"Peki diğer tüccarlar bu yolu öğrenirse ne yapacağız?"
"O topraklara girmeye herkes korkar... Ama o bölgenin sahibi yok, deniz korsanlarından bir grubu kendi himayemiz altına alıp boğazı tutarsak, bizden başka kimse kullanamaz."
"Tamam anlıyorum... Ancak riskli bir şekilde para kazanabiliriz, fakat mürettebatım ve gemilerim tehlikeye girer."
"Benimde kölelerim tehlikeye girer... Bir insan hayatı ne kadar haberin vardır heralde, köle şehirlerinde yaşıyoruz! Üstelik burası Meereen, en büyük köle şehri! Bak... Bu riski göze alamazsak asla bu işten daha fazla gelir elde edemeyiz, güçsüz duruma düşersek ne olacağı belli olmaz. Dün ulaklar Qarth'tan haber getirdi... Şehri yöneten onüçler konseyi, birer birer katledilmiş... Bizler zengin insanlarız, üstelik bu şehri yönetenler bizler değiliz. Güçlü olmazsak başımıza neler gelir veya gelebilir biraz düşün... Köle şehirleri burası, burada insan satılır, ticaretin en büyük geliri budur. Zengin insan köle değildir, varlığı olmayan insan hizmet eder. En zengin olmalısın ki, kendinden zenginlere hizmet etme. Aynı şey benim içinde geçerli. Hanelerimizi birleştirip, Valyria boğazına doğru gemilerini benim kölelerim ile gönderelim. Bu riski göze almazsak, bizden daha zengin birisi de bizim canımızı alacak."


Boreas'ın her zamanki gülümsemesinden eser yoktu, yüzü buruşuk bir haldeydi ve eli çenesindeydi. Düşünceli bir görüntü içinde, çenesindeki sakallar ile oynuyordu. Bir süre bunu yaptıktan sonra dönerek;

"Tamam... Dediklerine hak veriyorum, bu yüzden seni geri döndürmüştüm. Samimiyetin hoşuma gitti ve beni ikna ettin. Zeytindalı tutan elimize, kılıç sallayacak olanlar varsa onlar şimdi düşünsünler... Yolculuğa hazırla kölelerini, bende kaptanlarımla ve mürettebatım ile sevkiyatın ayrıntılarını konuşmalıyım. Bu işi sıradan birine de veremem... Biraz teferruata girmemiz gerekecek, ayrıntılı ve farklı bir rota izleyeceğiz. Üstelik neyle karşılaşacağımızı da bilmiyoruz. Teklifini kabul ediyorum. Sonunda ne olacak bilmiyorum ama bu riske girmek kötü olmayacak. Ben sıradan bir şehirde ikinci adam olmak yerine küçük bir köyde birinci olmayı tercih ederim. Valyria'nın nasıl bir yer olduğunu da bilmiyorum, ama oradan sağ çıkarsa bizim çocuklar... Eski zenginliğimizinde üzerine çıkacağımızı sizde çok iyi biliyorsunuz sevgili kayınpederim..."
 
Cevap
#10
tekrar süper bir hikaye. İyice meraklandım şimdi. Valyriayı görmek istiyorummm.
 
Cevap
  


Konu ile Alakalı Benzer Konular
Konular Yazar Yorumlar Okunma Son Yorum
  Kendine Ağıt(Boş ruhlar nehri serisi) ichigo 0 772 13-08-2014, 10:39 AM
Son Yorum: ichigo



Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi