(Çeviri Tamamlandı) Prenses ve Kraliçe


#21

3.bölüm

“Savaşa girmeden önce mücadelemizi sözlerle vermeliyiz,” diye açıkladı Prens Daemon. Zaferin anahtarının Büyük Haneler’in lordlarından geçtiği konusunda ısrar etti; sancakları ve onlara bağlı kişiler, lordları nereye götürürse giderlerdi. İşgalci Aegon, Casterly Kayası’nın Lannisterlar’ını kazanmıştı. Yüksekbahçe’nin Lord Tyrell’i ise henüz kundağa sarılı bir oğlandı. Vekil olarak annesi Menzil’i yönetiyordu ve yüksek ihtimalle kudretli sancaktarları Hightower’larla birlikte karşı tarafa katılacaklardı. Ancak diyarın geriye kalan büyük lordları henüz bir yere bağlılık bildirmemişlerdi.

“Fırtına Burnu yanımızda yer alır” diye bildirdi Prenses Rhaenys. Anne tarafından aynı kanı taşıyordu ve merhum Lord Boremund her daim onların en sadık dostu olmuştu.

Prens Daemon’un Kartal Yuvası’nı yöneten Vadi’nin Bakiresi’ni de kendi taraflarına çekmek için iyi sebepleri vardı. Aegon’un Pyke’ın desteğini almak için kesin harekete geçeceği kanısına vardı. Denizde sadece Demir Adaları’nın gücü Velaryon Hanesi’nin gücüyle baş edebilirdi. Ancak herkesin bildiği üzere demir adamlar dönekti ve Dalton Greyjoy savaşla kanı severdi. Prensesi desteklemesi için kolayca ikna edilebilirdi.

Konsey, Kuzey’in savaşta yer alması için çok uzakta olduğunu düşündü. Starklar sancaklarını toplayı güneye ininceye kadar savaş sona erebilirdi. Geriye sadece birbirleriyle geçinememeleriyle meşhur hanelerin egemen olduğu nehir toprakları kalıyordu. Ancak bölgeyi en azından ismen olarak Nehirova’nın Tully Hanesi yönetiyordu. “Nehir topraklarında dostlarımız var,”dedi prens. “Fakat henüz hepsi renklerini belli etmedi. Bunların toplanacağı bir yere ihtiyacımız var. Ana karada bu büyüklükte bir orduyu barındırabilecek ve işgalcinin üstümüze göndereceği kuvvetleri savunabileceğimiz güçte bir yer.” Lordlara haritayı gösterdi. “İşte burası. Harrenhal.”

Ve böylece karar verildi. Prens Daemon ejderhası Caraxes ile birlikte Harrenhal’a yapılacak saldırıya önderlik edecekti. Prenses Rhaenyra gücünü tekrar toparlayıncaya kadar Ejderhakayası’nda kalacaktı. Velaryon donanması Ejderhakayası’ndan ve Driftmark’tan ayrılıp Geçit’i kapayacaklardı. Karasu Koy’una girişi ve çıkışı engelleyeceklerdi. Prens Daemon “Düşmanlarımızın Ejderhakayası’nı ele geçirmeye güçleri olmadığı gibi bizim de Kral’ın Şehri’ni saldırıyla alacak gücümüz yok,” dedi. “Ancak Aegon yeşil bir oğlan ve yeşil oğlanlar kolayca tahrik edilebilir. Belki de onu acele bir saldırı yapmaya teşvik edebiliriz.” Donanmayı Deniz Yılanı yönetecekti. Karısı Prenses Rhaenys ise ejderhasıyla üstlerinde gezip gemilere ejderha saldırısı olmasın diye onları koruyacaktı. Bu sırada lordların sadakatini kazanmak için Nehirova’ya, Kartal Yuvası’na, Pyke’a ve Fırtına Burnu’na kuzgunlar gönderilecekti.

Prensesin en büyük oğlu Jacaerys söz aldı. “Bu mesajları biz taşmalıyız,” dedi. “Ejderhalar lordların desteğini kuzgunlardan daha hızlı kazanırlar.” Kardeşi Lucerys de bu fikre katıldı. Artık yetişkin birer erkek olduklarını söyledi. “Amcamız bize Strong diyor ve bizim piç olduğumuzu iddia ediyor ama lordlar bizi ejderhanın üstünde gördüklerinde bunun yalan olduğunu anlayacaklar. Sadece Targaryenler ejderha sürebilir.” Küçük Joffrey bile lafa karışmış ve kendi ejderhası Tyraxes’e binip kardeşlerine katılmayı önermişti.

Prenses Rhaenyra buna engel oldu; Joff daha on iki yaşındaydı. Fakat Jacaerys on beş, Lucerys de on dört yaşındaydı. Her ikisi de uzun süredir yaverlik yapan güçlü, kuvvetli ve kılıçta yetenekli delikanlılardı. “Eğer gidecekseniz elçi olarak gideceksiniz, şövalye olarak değil,” dedi çocuklarına. Majesteleri anca çocukları Yedi Köşeli Yıldız kitabıyla kutsal yemin ettikten sonra elçi olarak gitmelerine razı oldu. Daha büyük olmasından dolayı Jace’e daha uzun ve tehlikeli bir görev verildi. İlk olarak ejderhasıyla Kartal Yuvası’na uçup orada Vadi’nin Leydi’si ile görüşme yapacaktı. Daha sonra Lord Manderly’i kazanmak için Beyaz Liman’a gidecekti. Son olarak da Lord Stark’la görüşmek için Kışyarı’na uçacaktı. Luke’un görevi daha kısa ve daha güvenliydi; Sıcak bir karşılama beklediği Borros Baratheon ile görüşmek için ejderhasıyla Fırtına Burnu’na gidecekti.

Ertesi gün hızlı bir taç giyme töreni yapıldı. Aegon’un eski Kralmuhafızı Sör Steffon Darklyn’in gelişi Ejderhakayası’nda sevinçle karşılandı. Özellikle de şövalye ve yanındaki sadık kişiler(Sör Otto yakalanmaları için ödül teklif ederken onları “dönekler” diye isimlendirmişti.) Uzlaşmacı Kral Jaehaerys’in çalınan tacını getirdiklerinde sevindiler. Prens Daemon, Yaşlı Kral’ın tacını karısının başına yerleştirirken yüzlerce göz onları izliyordu. Karısını Targaryen Hanesi’nden Rhaenyra, İsminin Birincisi, Andallar’ın, Rhoynarlar’ın ve İlk İnsanlar’ın Kraliçesi ilan etti. Kendisi ise Diyar’ın Koruyucusu görevini üstlendi. Rhaenyra en büyük oğlu Jacaerys’i Ejderhakayası Prensi ve Demir Taht’ın varisi yaptı.

Kraliçe olarak yaptığı ilk iş Sör Otto Hightower ve Kraliçe Alicent’i hain ve isyancı ilan etmek oldu. “Üvey erkek kardeşlerime ve tatlı kız kardeşim Helaena’ya gelirsek, kendileri konseydeki kötü adamlar tarafından yoldan çıkarılmış olabilirler. Ejderhakayası’na gelmelerine izin verelim. Onları affetmemi isteyip diz çökerlerse kendi kanımdan oldukları için onların canını bağışlayıp bağrıma basarım. Bir insanın akraba katili olmasından daha iğrenç bir şey yok,” dedi kraliçe.

Rhaenyra’nın taç giyme töreninin haberi ertesi gün Kızıl Kale’ye ulaştı. Aegon II bu durumdan çok hoşnutsuz oldu. “Üvey kız kardeşim ve amcam ağır ihanet suçu işlediler. Onların yakalanmasını, tutuklanmasını ve öldürülmesini istiyorum,” dedi genç kral.

Yeşil konseydeki üyeler ortamın sakinleşmesini diledi. “Prenses amacının umutsuz olduğunu anlamalı. Kardeşler birbirleriyle savaşmamalı. Beni ona gönderin. Böylece konuşup durumu barışçıl bir sona bağlayabiliriz,” dedi Yüce Üstat Orwyle.

Aegon bu öneriyi dinlemedi. Rahip Eustace’in dediğine göre Majesteleri yüce üstadı hainlikle suçlamış ve onun “siyah arkadaşlarıyla” birlikte zindana atılmasını söylemişti. Fakat Kraliçe Alicent ve Kraliçe Helaena üstatın teklifine sıcak bakınca kral gönülsüz de olsa gitmesine izin vermişti. Böylece Yüce Üstat Orwyle barış sancağı altında Karasu Koyu’nun karşısına gönderildi. Yanında Kralmuhafızları’ndan Sör Arryk Cargyll, Altın Pelerinliler’den Sör Gwayne Hightower, yirmi kadar katip ve rahiple birlikte yola çıkmıştı.

Kral tarafından sunulan şartlar cömertçeydi. Eğer prenses onu kral olarak kabul edip Demir Taht’a hürmetini sunarsa Aegon II prensesin Ejderhakayası’ndaki hakkını kabul edecek ve prenses öldükten sonra kalenin ve adanın, oğlu Jacaerys’e geçmesine izin verecekti. İkinci oğlu Lucerys, Driftmark’ın meşru varisi olarak tanınacak, Velaryon Hanesi’nin tüm toprakları ve arazileri onun olacaktı. Prensesin, Prens Daemon’dan olma çocukları Genç Aegon ve Viserys’e sarayda isimlerine uygun bir mevki verilecekti. İlki kralın yaveri, diğeri ise kadeh taşıyıcısı olacaktı. Ayrıca gerçek krallarına karşı haince komplo kuran lordlar ve şövalyeler de affedilecekti.

Rhaenyra bu şartları taş gibi bir ifadeyle sesini çıkarmadan dinledi ve Orwyle’a babası Kral Viserys’i hatırlayıp hatırlamadığını sordu. “Tabi ki hatırlıyorum, Majesteleri,” diye cevap verdi üstat. Kraliçe başında tacıyla “Belki o zaman kimi varisi yaptığını da hatırlıyorsundur,” dedi. Üstatın cevabı “Sizi, Majesteleri,” oldu. Kraliçe başını sallayıp “Meşru kraliçen olduğumu kendi ağzınla söyledin. O halde neden taht işgalcisi üvey kardeşime hizmet ediyorsun? Kardeşime tahtımı alacağımı söyle yoksa onun başını alırım.” dedi ve elçileri geri yolladı.

Aegon II yirmi iki yaşındaydı. Bu yüzden çabuk sinirlenen ve kolay affetmeyen bir yapısı vardı. Rhaenyra’nın onun teklifini reddettiğini duyunca çok öfkelendi. “Ona onurlu bir barış teklifinde bulundum ama fahişe suratıma tükürdü. Bundan sonra olacaklardan o sorumlu,” dedi.

Kral konuştuğu sırada Dans başlamıştı. Deniz Yılanı’nın gemileri Hull ve Spicetown’dan Geçit’i kapatmak için yola çıkmışlardı. Amaçları Kral’ın Şehri’ne olan ticareti engellemekti. Çok geçmeden Jacaerys Velaryon ejderhası Vermax ile birlikte kuzeye, kardeşi Lucerys ejderhası Arrax ile güneye ve Prens Daemon ise Caraxes ile Üç Dişli Mızrak’a gidiyordu.
Ejderha Aegon zamanında kaleyi devirdiği zaman Harrenhal’ın hava saldırısına karşı zayıf olduğu anlaşılmıştı. Yaşlı Kale Muhafızı Sör Simon Strong, Kingspyre Kulesi’nin tepesinde Caraxes’i görür görmez sancaklarını indirmişti. Prens Daemon bir hamlede Strong Hanesi’nin çok da yabana atılamayacak değerdeki servetini ele geçirmiş ve bir düzine değerli esir almıştı. Aralarında Sör Simon ve torunları da vardı.

Bu sırada Prens Jaehaerys ejderhasıyla birlikte Vadi’nin Leydi Arryn’ini, Beyaz Liman’ın Lord Manderly’sini, Üç Kız Kardeş Adaları’nın Lord Borrel ve Lord Sunderland’ini ve Kışyarı’nın Cregan Stark’ını ziyaret etmek için kuzeye uçmuştu. Prens o kadar çekici ve ejderhası o kadar dehşetliydi ki görüştüğü bütün lordlar prensin annesine bağlılığını bildirdiler.

Eğer Jacaerys’in kardeşinin “daha kısa ve daha güvenli” yolculuğunda da herşey yolunda gitseydi daha fazla kan dökülmesinin ve kederin önüne geçilebilirdi.

Tüm kaynakların hem fikir olduğu üzere Lucerys Velaryon’un Fırtına Burnu’nda başına gelen facia planlı bir şey değildi. Ejderhaların Dansı’nda ilk savaş mürekkeple ve kuzgunlarla, tehditlerle ve vaatlerle, hükümlerle ve tatlı sözlerle verilmişti. Lord Beesbury’nin yeşil konsey tarafından katledilmesi herkesçe bilinmiyordu. Lordun zindanların birinde çürüdüğü düşünülüyordu. Muhalif kişilerin yüzleri uzun zamandır sarayda görülmüyorken ve kale kapısının tepesinde kesilen kafalar olmadığı için birçok kişi taht sorununun barışçıl bir şekilde çözülebileceğini umuyordu.

Ancak Yabancı’nın başka planları vardı. İki prensi Fırtına Burnu’nda karşılaştıran kötü talihin arkasında muhakkak onun dehşeti bulunuyordu. Arrax fırtına çıkmadan önce Lucerys Velaryon’u kale avlusuna güvenli bir şekilde indirdiği sırada karşısında bulduğu kişi Aemond Targaryen’di.
Onların gelişini önce Prens Aemond’un devasa ejderhası Vhagar hissetmişti. Dişi ejderha, uyanıp Durren’s Defiance’in temellerini sallayacak bir şekilde kükrediği sırada kalenin büyük siperlerinde gezen muhafızlar korkuyla mızraklarına sarılmışlardı. Söylenene göre Arrax bile ürkmüştü. Luke ejderhayı aşağıya inmeye zorlarken kamçısını kullanmıştı.

Lucerys elinde annesinin mesajıyla ejderhasından indiğinde doğu semasında şimşek çaktı ve şiddetli bir yağmur başladı. Vhagar’ın orada bulunmasının ne anlama geldiğini muhakkak anladığından dolayı Round Hall’da Aemond Targaryen’i karşısında görünce şaşırmamıştır. Salonda Lord Borros ile birlikte lordun dört kızı, bir rahip, bir üstat, kırk kadar şövalye, muhafızlar ve hizmetçiler de bulunuyordu.

“Şu zavallıya bakın lordum,” dedi Prens Aemond. “Küçük piç Luke Strong.” Ardından Lucerys’e dönüp “Islanmışsın piç. Yağmur mu yağıyor yoksa korkudan altına mı işedin?” dedi.

Lucerys Velaryon sadece Lord Baratheon’a hitap etti. “Lord Borros, size Kraliçe annemden bir mesaj getirdim.”

“Sanırım Ejderhakayası fahişesi demek istiyor,” dedi Prens Aemond ve ilerleyip Lucerys’in elindeki mektubu almaya çalıştı. Ancak Lord Borros şövalyelerine emir verip iki prensi ayırdı. Şövalyelerden biri eskiden Fırtına Kralları’nın oturduğu tahtta oturan lorduna mektubu götürdü.

O an Borros Baratheon’un gerçekten ne hissettiği bilinmiyor. Orda bulunanların söyledikleri birbiriyle büyük farklılık içerir. Kimileri, Lord’un sanki yatakta başka bir kadınlayken karısına yakalanmış gibi kızarıp mahcup olduğunu söyler. Kimilerine göre ise Borros durumun keyfini çıkarıyor gibidir. Hem kraliçenin hem de kralın onun desteğini araması gururunu okşamıştır.

Ancak olaya tanık olanlar o an Lord Borros’un ne söylediği ve ne yaptığı konusunda hem fikirler. Okumayla arası pek iyi olmayan lord, elindeki mektubu üstadına uzatmıştı. Üstat da mektubun mührünü kırıp okuduktan sonra ne yazdığını lordun kulağına fısıldamıştı. Lord Borros bunun üzerine suratını asmıştı. Sonra da sakalını sıvazlayıp kaşlarını çatarak Lucerys Velaryon’a dönüp “Annenin teklifini kabul edersem kızlarımdan hangisiyle evleneceksin evlat?” demişti. Dört kızını birden göstermişti. “Seç birini.”

Prensin yüzü kızarmıştı. “Lordum, korkarım ki evlenmek için iznim yok. Kuzenim Rhaena ile nişanlıyım,” diye yanıt verdi.

“Hiç şaşırmadım,” dedi Lord Borros. “Evine dön evlat. Fahişe annene de şunu söyle. Ben ,annenin sadece işi düştüğünde ıslık çalıp düşmanlarına karşı koymak için çağıracağı bir köpek değilim.” Bu söz üzerine Prens Lucerys oradan ayrılmak için döndü.

Ancak Prens Aemond kılıcını çekip “Bekle Strong,” dedi.

Prens Lucerys, annesine verdiği sözü hatırladı. “Seninle savaşmayacağım. Buraya şövalye olarak değil, elçi olarak geldim.”

“Buraya bir korkak ve hain olarak geldin,” diye cevap verdi Prens Aemond. “Seni öldüreceğim, Strong.”

Lord Borros’un haliyle tedirginliği arttı. “Burada olmaz,” diye homurdandı. “Elçi olarak geldi. Çatımın altında kan dökülmesini istemiyorum.” Sonra da iki prensin arasına kendi adamlarını koydu ve muhafızlar Lucerys Velaryon’a kale avlusuna kadar eşlik ettiler. Avluda ejderhası Arrax yağmurun altında çömelmiş onun gelmesini bekliyordu.

Aemond Targaryen’in ağzı öfkeyle büküldü. Hemen Lord Borros’a dönüp gitmek için izin istedi. Fırtına Burnu’nun Lord’u omuz silkip “Benim çatımın altında olmadığın sürece ne yapacağını söylemek bana düşmez,” diye yanıt verdi. Prens Aemond aceleyle kapıya doğru giderken muhafızlar önünden çekildi.

Dışarıda şiddetli bir fırtına vardı. Kale gök gürültüsünün sesiyle sarsıldı. Şiddetli bir şekilde yağmur yağıyor ve zaman zaman mavi-beyaz yıldırımlar geceyi sanki gündüzmüş gibi aydınlatıyordu. Bir ejderha için bu havada uçmak kötü bir şeydi. Prens Aemond ejderhası Vhagar’a atlayıp peşinden gittiği sırada Arrax havada kalmaya çalışıyordu. Hava güzel olsaydı Arrax kendisini takip eden ejderhayı atlatabilirdi. Çünkü Arrax daha genç ve daha hızlıydı. Ancak gün karanlıktı. Bu yüzden iki ejderha Gemikıran Koyu’nun üstünde karşı karşıya geldiler. Kale duvarlarından izleyenler ateş esintileri görmüş ve gök gürültüsünü bastıran feryatlar duymuşlardı. Sonra da iki ejderha yanlarında şimşekler çakarken birbirlerine kenetlenmişlerdi. Vhagar düşmanından beş kat daha büyüktü ve yüzlerce mücadelen sağ çıkmış bir ejderhaydı. Eğer aralarında bir mücadele olmuşsa da çok uzun sürmüş olamazdı.

Arrax devrilmiş ve parçalanmış bir şekilde koyun suları tarafından yutulmuştu. Üç gün sonra kafası ve boynu Fırtına Burnu’nun altındaki kayalıkların orada su yüzüne çıkmıştı. Yengeçlerin ve martıların yemeği olmuştu. Prens Lucerys’in cesedi de su yüzüne çıkmıştı.

Lucerys’in ölümüyle kuzgunların savaşının, elçilerin savaşının ve evlilik anlaşmalarının sonuna gelindi. Kan ve ateşin savaşı tam anlamıyla başladı.
Ejderhakayası’nda Kraliçe Rhaenyra oğlunun ölüm haberini aldığında adeta yıkıldı. Luke’un küçük kardeşi Joffrey,(Jace hala kuzeydeydi.) Prens Aemond’a ve Lord Borros’a karşı intikam alacağına dair büyük bir yemin etti. Deniz Yılanı’nın ve Prenses Rhaenys’in müdahalesi oğlanın ejderhasına binip gitmesine engel oldu. Siyah konseydekiler oturup buna nasıl karşılık vereceklerini düşünürlerken Harrenhal’dan bir kuzgun geldi. Prens Daemon mektupta “Göze göz dişe diş, bir oğula karşılık bir oğul. Lucerys’in intikamı alınacak,” yazmıştı.

3.Bölüm Sonu


#22

Mükemmel gidiyorsun abi. Ellerine sağlık


#23

çeviri güzeldi. bölüm için yorumum; aemond’un mallığı korkunç bir savaş başlattı resmen.


#24

Aemond’ın anası sdsdf
:<
Ama peynir ve kanı hala onaylamıyorum.


#25

öncelikle çeviri için teşekkürler… çeviri bittikten sonra pdf olarak düzenleyecek misiniz acaba?


#26

Evet pdf yapmayı düşünüyorum.


#27

Lord Lyonel Tyrell imiş çocuk lordun adı. Annesinin adını bilmiyoruz ama hala. Ran’a sordum :33333333333333333333333333333333333333333333333333333333333333333333333
Bu da böyle bir kıyak.


#28

devamı gelecek mi?


#29

pdf yaparsan çok guzel olur… çeviri için de tekrardan teşekürler


#30

Evet devam edecek.


#31

ne zaman gelecek yeni bölüm ?


#32

Bilmiyorum daha başlamadım çevirisine.


#33

Sonunda okudum. Hem de soluksuz. @lanre cok buyuk bir iyilik yaptigin senin :slight_smile:

Sanirim siyshlardan yanayim su an :slight_smile:

SM-N9000Q cihazımdan gönderildi


#34

Okumuş olmana sevindim. Konuya ilgi arttıkça çevirme isteğim daha çok artıyor :smiley:
Bi de telefonla yazmış olmandan dolayı mesajın bir kısmını eksik yazmışsın sanırım. Orayı anlayamadım tam :smiley:


#35

Cumle devrik olmus aslinda. Demek istedigim yaptigin buyuk hizmet bizler icin :stuck_out_tongue:

SM-N9000Q cihazımdan gönderildi


#36

çeviri yaptığın metnin orijinal ingilizcesi internette var mı.

bu kitap bu sene sonunda çıkması planlanan “dangerous women” alt başlıklı kitap değil mi


#37

Evet internette var. 20 önce falan internete düşmüştü.
Dangerous Women kitabında birçok yazarın kendi kısa hikayeleri var ve onda da Martin’in “Prenses ve Kraliçe” adlı 100 küsür sayfalık kısa hikayesi mevcut.


#38

4.bölmü ne zaman konur çok merak ettim ne olcağını


#39

Linkini paylaşabilir misin mumkunse


#40

Mail adresine gönderebilirim. Forumda torrent linki paylaşımında bulunmayayım. Özelden mail adresini yazarsan gönderirim hemen.

Bu arada yeni bölüm yarın ya da en geç çarşamba günü gelecek.