(Çeviri Tamamlandı) Prenses ve Kraliçe


#41

Teşekkürler. Sabırsızlıkla bekliyoruz :slight_smile:

iPhone 'den [URL=http://tapatalk.com/m?id=1]Tapatalk[/URL] aracılığı ile gönderildi


#42

bugün 4.bölüm gelecek mi


#43

Evet akşam atacağım.


#44

çok saol şu anda acayip mutlu oldum.


#45

Sonunda yaaa beklemek acı veriyordu


#46
  1. Bölüm

Daemon Targaryen’in siması gençken Bit Çukuru’ndaki her yan kesici, fahişe ve hırsız tarafından biliniyordu. Prensin hala daha Kral’ın Şehri’ndeki düşük mekanlarda dostları ve Altın Pelerinliler’in arasında destekçileri vardı. Kral Aegon’dan, Dul Kraliçe’den ve Kral El’inden habersiz sarayda da arkadaşları vardı. Hatta yeşil konseyde bile. Bir de güveninden hiç şüphe duymadığı özel bir aracı arkadaşı vardı. Daemon gibi bu arkadaşı da Kızıl Kale’nin gölgesinde çürüyen mekanları iyi biliyor ve şehrin gölgelerinde kolayca hareket edebiliyordu. Daemon dehşet bir intikam planını harekete geçirmek için bu aracıya gizlice ulaştı.

Daemon’un arkadaşı Bit Çukuru’nun pislikleri arasında bu işe uygun iki kişi buldu. İlki Şehir Gözcüleri’nin eski bir rütbeli askeriydi. İri ve vahşi bir adamdı. İçkiliyken fahişenin birini dövdüğü için görevinden alınmıştı. Diğeri ise Kızıl Kale’den bir fare yakalayıcısıydı. İkisinin de gerçek isimleri bilinmez. Sadece Kan ve Peynir olarak hatırlanırlar.

Zalim Maegor’un yaptırdığı saklı kapılar ve gizli tüneller fare yakalayıcısına avladığı fareler kadar tanıdıktı. Peynir, unutulmuş eski bir geçidi kullanarak Kan’ı kalenin içlerine kadar kimseye görünmeden götürdü. Bazıları asıl hedeflerinin kral olduğunu söylerler. Ancak Aegon gittiği her yere Kralmuhafızları eşliğinde gidiyordu ve Peynir bile Maegor Kulesi’ne giriş ve çıkış için kulenin önündeki asma köprüden başka bir yol bilmiyordu. Ayrıca köprünün aşağısında kurumuş bir hendek vardı ve içi kazıklarla doluydu.

El Kulesi’nin muhafazası daha azdı. İki adam duvarların arasından gizlice geçtiler ve kule kapılarında bekleyen mızrakçılara gözükmediler. Hedefleri Sör Otto’nun odası değildi. Onun yerine bir kat aşağıda kalan Otto’nun kızının odasına gittiler. Kral Viserys öldükten sonra Aegon kendi karısıyla birlikte Maegor Kulesi’ne taşındığı için Kraliçe Alicent, El Kulesi’ndeki bir odaya yerleşmişti. İçeriye girdiklerinde Peynir, Dul Kraliçe’nin ağzını kapatıp bağlarken Kan da kraliçenin hizmetçisini boğup öldürmüştü. Daha sonra da oturup beklemeye başlamışlardı. Çünkü her gece yatmadan önce Kraliçe Helaena’nın, çocuklarını büyük annelerinin yanına getirdiğini biliyorlardı.

Kraliçe karanlık çökerken olanlardan habersiz üç çocuğuyla birlikte odaya geldi. Jaehaerys ve Jaehaera altı, Maelor ise iki yaşındaydı. Odaya girdiklerinde kraliçe annesine seslendi. Kan kapıyı sürgüleyip kraliçenin muhafızlarını öldürdü. Peynir de Maelor’u yakaladı. Kan, kraliçeye “Bağırırsanız hepiniz ölürsünüz,” dedi. Bu esnada Kraliçe Helaena’nın sakinliğini koruduğu söylenir. Adamlara “Siz kimsiniz?,” diye sordu. “Biz borç toplayıcısıyız,” dedi Peynir. “Göze göz dişe diş, bir oğla karşılık bir oğul. Durumu eşitlemek için sadece bir tanesini istiyoruz. Geri kalanınıza zarar vermeyeceğiz. Hangi oğlunuzu kaybetmek istersiniz Majesteleri?”

Kraliçe Helaena adamın niyetini anlayınca çocuklarının yerine kendisini öldürmeleri için yalvardı. “Eşle erkek çocuk aynı şey değil,” dedi Kan. “Bir oğlan olmalı.” Peynir, kraliçeyi kararınını çabuk vermesi için uyardı. Yoksa Kan’ın sinirlenip kraliçenin küçük kızına tecavüz edebileceğini söyledi. “Seç birini yoksa hepinizi öldürürüz,” dedi. Helaena dizlerinin üstüne çöküp ağlamaya başladı ve en küçük oğlu Maelor’un ismini söyledi. Kraliçe bu kararı verirken oğlunun olayları anlayabilmesi için yaşının daha çok küçük olduğunu düşünmüş olabilirdi. Ya da belki de Jaehaerys’in kardeşinden daha büyük olması, ayrıca Kral Aegon’un ilk meşru oğlu ve Demir Taht’ın varisi olması bu kararı vermesini sağlamış olabilirdi. Peynir, Maelor’a doğru eğilip “Duydun mu evlat? Anneciğin ölmeni istiyor,” diye fısıldadı. Sonra da Kan’a bakıp sırıttı. Kan da kılıcını sallayıp Prens Jaehaerys’in kafasını tek vuruşta uçurdu. Bunun üzerine kraliçe çığlık atmaya başladı.

Söylemesi garip olsa da fare yakalayıcısı ve kasap sözlerini tuttular. Kraliçe Helaena’ya ve diğer çocuklarına zarar vermediler. Ancak ellerinde prensin kafasıyla birlikte kaçtılar.

Kan ve Peynir, Kraliçe Helaena’nın hayatını bağışlamalarına rağmen kraliçenin o akşamki olaydan sonra normal yaşadığı söylenemez. Yemek yememiş, banyo yapmamış ve odasından çıkmamıştır. Ayrıca öldürmeleri için Maelor’un ismini söylediğinden dolayı çocuğunun yüzüne bakamaz durumdadır. Kralın, oğlunu annesinden alıp kendi çocuğuymuş gibi ilgilenmesi için Dul Kraliçe Alicent’e vermekten başka çaresi kalmamıştı. Aegon ve karısı yataklarını da ayırmışlardı. Kraliçe Helaena her geçen gün daha da delirirken, Aegon ise içip içip daha çok öfkeleniyordu.

Harrenhal’ın Daemon Targaryen tarafından alınması Kral Aegon’a büyük bir şok etkisi yaratmıştı. Aegon II o vakte kadar üvey kız kardeşinin davasının umutsuz vaka olduğunu düşünüyordu. Harrenhal’ın alınması kralın ilk defa kendisini zayıf hissetmesine yol açtı. Burning Mill ve Stone Hedge’de yaşanan ard arda bozgunlar da bunu izledi ve durumun göründüğünden daha tehlikeli olduğu kral tarafından anlaşıldı. Bu korkular yeşillerin kendilerini en güçlü gördükleri yer olan Menzil’den kuzgunların gelmesiyle daha da derinleşti. Hightower Hanesi ve Eski Şehir tüm güçleriyle Kral Aegon’un yanındaydı. Kral, Arbor’ın da desteğine sahipti. Ancak güneydeki diğer bölgeler ve lordlar bağlılığını Rhaenyra’ya bildirmişti. O haneler arasında Üç Kule’den Lord Costayne, Uplands’den Lord Mullendore, Boynuz Tepe’den Lord Tarly, Altın Koru’dan Lord Rowan ve Gri Kalkan’dan Lord Grimm bulunuyordu.

Diğer darbeler de geldi: Vadi, Beyaz Liman ve Kışyarı. Blackwood’lar ve diğer nehir lordları da Harrenhal’a sancaklarını Prens Daemon ile birleştirmek için gidiyorlardı. Deniz Yılanı’nın donanması Karasu Koyu’nu kapatmıştı. Bu yüzden Kral Aegon her sabah tacirlerin sızlanmalarını dinliyordu ancak onlara verecek bir cevap bulamıyordu ve kendini daha çok şaraba veriyordu. Sör Otto’ya “Bir şeyler yapın,” diye emretti. Kral Eli bir şeyler yapıldığına dair teminat verdi; Velaryon donanmasını dağıtmak için bir plan yapmıştı. Rhaenyra’nın en önemli destekçilerinden biri kocası Daemon’dı. Fakat prens en zayıf noktasını da göstermişti. Daemon geçmişte yaşadığı maceralar neticesiyle dosttan daha çok düşman edinmişti. En önemli düşmanlarından biri olan Sör Otto Hightower prensin diğer düşmanlarıyla anlaşmak için dar denizin karşısına ulaşmıştı. Üç Kızlar Krallığı’nın onların yanında yer alıp Deniz Yılanı’nın donanmasını dağıtmasını ummuştu.

Bu gecikmeler genç kralın hoşuna gitmedi. Aegon II’nin, büyük babasının verdiği bu kaçamak cevaplara karşı çok az sabrı kalmıştı. Annesi Dul Kraliçe Alicent, Sör Otto’yu savunsa da Kral bu istekleri dinlemedi. Sör Otto’yu taht odasına çağırdı ve boynundaki zinciri koparıp Sör Criston Cole’un önüne attı. “Yeni Kral El’im çelik yumruk,” diye böbürlendi. “Artık mektup işlerini bırakıyoruz.” Sör Criston azmini hemen kanıtladı. Aegon’a “Lordların desteğini kazanmak için dilenci gibi yalvarmak size uygun bir şey değil,” dedi. “Westeros’un meşru kralı sizsiniz. Bunu inkar edenler haindir. İhanetin bedelini öğrenmelerinin üstünden zaman geçti.”

Fısıltıların Efendisi Tahtaayak Larys Strong, Ejderhakayası’nda Kraliçe Rhaenyra’nın taç giyme törenine katılan ve siyah konseyde yer alan lordların listesini hazırladı. Celtigar ve Velaryon’un lordlarının yerleşkeleri adadaydı. Aegon II’nin ise denizde bir gücü yoktu. Bu yüzden kralın hiddetinin uzağında bulunuyorlardı. Ancak ana karada yer alan diğer “siyah lordlar” avantajlı bir konumda değillerdi.

Kral’ın kuvvetleri ani bir saldırıyla Duskendale’i kolayca aldılar. Şehir yağmalandı, limandaki gemiler ateşe verildi ve Lord Darkyln’in kafası kesildi. Sör Criston’un diğer hedefi Rook’s Rest’di. Lord Staunton düşmanın geleceğine dair önceden uyarılmıştı. Kapılarını kapatıp düşmana karşı direndi. Duvarlarının arkasında tek yapabildiği topraklarının, ormanlarının ve köylerinin yanmasını izlemek oldu. Koyunlar, sığırlar ve bölge halkı kılıçtan geçirildi. Kaledeki erzaklar azalmaya başlayınca Lord Staunton, Ejderhakayası’na kuzgun yollayıp yardım etmeleri için yalvardı.

Lord Staunton’un yardım çağrısından dokuz gün sonra denizin karşısından deri kanatların sesi duyuldu. Rook’s Rest’in üstünde ejderha Meleys ortaya çıktı. Üstündeki kırmızı pullar nedeniyle dişi ejderhaya Kırmızı Kraliçe deniyordu. Kanatlarının altındaki ince zarlar pembeydi. Sorgucu, boynuzları ve pençeleri bakır kadar parlaktı. Ejderhanın üstünde de güneşte parlayan çelik ve bakır kaplı zırhıyla Hiç Olmayan Kraliçe, Rhaenys Targaryen vardı.

Sör Criston Cole korkmamıştı. Aegon’un Kral El’i bu durumu hesaba katmıştı. Verilen emirle davullar çaldı. Okçular, Uzunyaycılar ve arbaletçiler dizilip havayı ok yağmuruna tuttular. Akrepler yukarıyı hedef alıp havaya büyük demir oklar attı. Bu oklardan biri zamanında Dorne’da ejderha Meraxes’i öldürmüştü. Meleys birkaç darbeden zarar gördü ancak bu onun daha çok sinirlenmesine yol açtı. Aşağı doğru alçalıp sağa sola ateş püskürdü. Şövalyeler eyerlerinde atlarıyla birlikte baştan aşağı yandılar. Askerler mızraklarını düşürüp dağıldılar. Bazıları kalkanlarının arkasına gizlenmeyi denediler ancak ne meşe odunu ne de demir kalkanlar ejderha nefesinin karşısında bir işe yaramadı. Sör Criston beyaz atının üstünde alevlerin ve dumanların arasında “Ejderha sürücüsünü hedef alın,” diye bağırdı. Bir aygır ejderhanın çenesine tekme atmaya çalışırken ejderha burun deliklerinden duman çıkararak kükredi ve aygırı aleve boğdu.

Daha sonra başka bir kükreme daha duyuldu. Gök yüzünde iki kanatlı şekil daha ortaya çıktı. Altın Sunfyre’ın üstünde Kral Aegon II, yanında da kardeşi Aemond ve ejderhası Vhagar vardı. Sör Criston bir kapan kurmuştu. Rhaenys de bu yemi yutmuştu. Şimdi dişler Rhaenys’in çevresindeydi.

Prenses Rhaenys kaçma teşebbüsünde bulunmadı. Hoşnut bir nidayla kamçısını şaklattı ve ejderhası Meleys’i düşmanına yöneltti. Kırmızı Kraliçe yaşlı, kurnaz ve savaşa aşina bir ejderha olduğu için sadece Vhagar’a karşı belki şansı olabilirdi. Ancak hem Vhagar’a hem de Sunfyre’a karşıyken felaket kaçınılmazdı. Ejderhalar binlerce metre yukarıda şiddetli bir şekilde birbirleriyle karşılaştılar. Ateş topları patlayıp etrafa saçıldı. O anki mücadeleye tanık olan insanlar gök yüzünün birden çok güneşle kaplı olduğuna dair yemin ederler. Meleys’in kırmızı çenesi bir anlığına Sunfyre’ın altın boynuna kapandı. Ancak Vhagar yukarıdan gelip onlara çarptı. Üç canavar da aşağıya doğru döne döne düşmeye başladı. Yere o kadar hızlı çarptılar ki yarım fersah uzakta bulunan Rook’s Rest’in siperlerindeki taşlar yıkıldı.

Mücadeleyi yakından izleyenler öldükleri için bu hikayeyi anlatacak kadar yaşayamadılar. Daha uzaktan izleyenler ise alevlerden ve dumanlardan başka bir şey göremediler. Ateşin tamamen sönmesi saatler aldı. Küllerin arasından zarar görmemiş bir halde çıkan tek ejderha Vhagar’dı. Meleys ölmüştü. Düşmenin etkisiyle parçalara ayrılmıştı. Görkemli ejderha Sunfyre’ın kanatlarından biri yarı yarıya kopmuştu. Ejderhanın sürücüsü Kral Aegon II’nin ise kaburgaları ve beli kırılmıştı. Ayrıca vücudunun yarısı yanmıştı. En kötü durumda olan ise sol koluydu. Ejderha ateşi o kadar kuvvetliydi ki kralın zırhı erimiş ve etine yapışmıştı.

Rhaenys Targaryen’in olduğu düşünülen beden Meleys’in cesedinin yanında bulundu. Ancak o kadar kararmıştı ki hiç kimse o olduğundan emin olamadı. Prens Aemon Targaryen ve Leydi Jocelyn Baratheon’un sevgili kızları, Lord Corlys Velaryon’un sadık karısı, hem çocuk hem de torun sahibi Hiç Olmayan Kraliçe korkusuzca yaşamış, kan ve ateşin arasında ölmüştü. Öldüğünde elli beş yaşındaydı.

O gün sekiz yüz şövalye, yaver ve sıradan insan daha öldü. Çok geçmeden daha fazlası da hayatını kaybetti çünkü Prens Aemond ve Sör Criston Cole, Rook’s Rest’i ele geçirip bütün garnizonunu öldürdü. Lord Staunton’un kellesi Kral’ın Şehri’ne götürülüp Eski Kapı’nın tepesine dikildi. Meleys’in kafası da yük arabasıyla birlikte şehre taşındı. Asıl bu olay insanları dehşete düşürdü. Dul Kraliçe Alicent kapıların kapatılıp kilitlenmesini emretmeden önce binlerce insan şehirden kaçtı.

Kral Aegon II ölmedi. Ancak acıları o kadar fazlaydı ki bazıları ölmek için dua ettiğini söyler. Kral’ın Şehri’ne taşınırken yaralarını başkaları görmesin diye kapalı bir tahtıveran kullanıldı. Kral, yılın geri kalanında yatağından kalkamadı. Rahipler iyileşmesi için dua ederken üstatlar da haşhaş sütüyle ağrılarını dindirmeye çalıştı. Fakat Aegon her on saatin dokuzunu uyuyarak geçirdi ve sadece beslenmek için uyandı. Sonra tekrar uyumaya devam etti. Dul Kraliçe ve Sör Criston Cole hariç kimsenin onu rahatsız etmesine izin verilmedi. Karısı Helaena kendi kederine ve deliliğine o kadar batmıştı ki kralın yanına gitme girişiminde hiç bulunmadı.

Kralın ejderhası Sunfyre yaralı kanadından dolayı uçamaz durumdaydı. Taşınmak için çok ağır ve büyük olmasından dolayı Rook’s Rest’in külle kaplı arazilerinde büyük bir solucan gibi sürünmek zorundaydı. İlk günlerde kendisini ölen kişilerin cesetleriyle doyurdu. Cesetler bitince Sör Criston’un ejderhayı korumak için geride bıraktıkları adamlar buzağı ve koyunla beslediler.

Sör Criston Cole “Kardeşiniz iyileşip tacını tekrar takıncaya kadar diyarı siz yönetmelisiniz,” dedi Aemond’a. Sör Criston’un aynı şeyi bir daha demesine gerek kalmadı. Tek Gözlü Akraba Katili Aemond bir zamanlar Fatih Aegon’un taktığı demir ve yakuttan oluşan tacı devraldı. “Bana daha çok yakıştı,” dedi prens. Ancak Aemond kendini kral olarak görmedi. Onun yerine kendisini Diyar’ın Koruyucusu ve Vekil Prens ilan etti. Sör Criston Cole da Kral El’i olarak kaldı.

Bu sırada Jacaerys Velaryon’un kuzey ziyareti sonuç vermeye başlamıştı. Askerler Beyaz Liman’da Kışyarı’nda, Barrowton’da, Sisterton’da, Martı Kasabası’nda ve Ay Kapıları’nda toplanıyordu. Sör Criston Cole yeni Vekil Prens’i uyardı. Eğer toplanan bu askerler güçlerini Harrenhal’da Prens Daemon’un yanında yer alan nehir lordlarıyla birleştirirse Kral’ın Şehri’nin sağlam duvarları bile onları durdurmaya yetmeyebilirdi.

Kılıçtaki maharetine ve devasa ejderhası Vhagar’a çok güvenen Aemond düşmanına karşı koymaya epey hevesliydi. “Ejderhakayası fahişesi sorun teşkil etmiyor,” dedi. “Tıpkı Rowan ve Menzil’de bulunan diğer hainler gibi. Asıl tehlike amcam. Daemon öldüğünde kız kardeşimin sancağı altında toplanan aptallar kalelerine dönecek ve daha fazla sorun çıkarmayacaklar.”

Karasu Koyu’nun doğusunda bulunan Kraliçe Rhaenyra’nın da durumu kötüye gidiyordu. Zaten doğum sürecinin ve ölü doğan kızının getirdiği etki, oğlu Lucerys’in ölümüyle daha da artmıştı. Prenses Rhaenys’in ölüm haberi Ejderhakayası’na ulaştığında kraliçe ve Lord Velaryon arasında şiddetli bir münakaşa yaşandı. Karısının ölümü için kraliçeyi suçladı. Deniz Yılanı “Orada ölen sen olmalıydın,” diye bağırdı kraliçeye. “Staunton senden yardım istemişti ama sen karımı gönderdin. Oğullarının yanına katılmasına izin vermedin!” Kaledeki herkesin bildiği üzere Prens Jace ve Prens Joffrey de kendi ejderhalarıyla birlikte Prenses Rhaenys’e katılıp Rook’e Rest’e gitmeyi istemişlerdi.

129 yılının sonlarında öne çıkıp durumu devralan kişi Jace’di. Lord Corlys’i geri çağırıp Kraliçe El’i yaptı. Jace ve Lord Corlys beraber oturup Kral’ın Şehri’ne düzenlenecek saldırının planlarını yapmaya başladılar.

4.Bölüm Sonu


#47

Çok iyi çevirmişsin,devamını sabırsızlıkla bekliyorum :slight_smile:


#48

Teşekkürler iyi okumalar :slight_smile:


#49

Çeviride yardımcı olabilirim istersen.


#50

Yok sağol tek başladım tek devam edicem.


#51

5.Bölüm

Vadi’nin Bakiresi’ne verdiği sözü tutan Jace, kardeşi Prens Joffrey’nin ejderhası Tyraxes ile birlikte Martı Kasabası’na gitmesini emretti. Mumkun’a göre Jace’in bu kararı vermesindeki en büyük etken kardeşini savaştan uzak tutmaktı. Kendisini savaşta kanıtlamak isteyen Joffrey ise bu kararı beğenmedi. Vadi’yi, Kral Aegon’un ejderhalarına karşı savunması için gönderildiği söylendiği zaman gönülsüz de olsa kabul etti. Prens Daemon’un ilk karısı Laena Velaryon’dan sahip olduğu on üç yaşındaki kızı Rhaena’nın da Joffrey ile gitmesine karar verildi. Pentos’da doğduğu için kıza Pentos’lu Rhaena denirdi. Ejderha sürücüsü değildi. Yumurtadan yeni çıkan ejderha yavrusu birkaç yıl önce ölmüştü. Ancak Rhaena, Vadi’ye üç tane ejderha yumurtası götürdü ve burada yumurtalardan sağlam ejderha çıkması için her gece dua etti.

Ejderhakayası Prensi, üvey erkek kardeşleri Genç Aegon ve Viserys’in de güvenliğini önemsedi. Genç Aegon dokuz, Viserys ise yedi yaşındaydı. Babaları Prens Daemon ziyaretleri sırasında Özgür Şehir Pentos’da bir çok dost edinmişti. Jace bu yüzden denizin karşısındaki Pentos’un prensine ulaştı. Pentos Prensi, Rhaenyra Demir Taht’ı sağlama alıncaya kadar çocukların bakımını üstlenmeyi kabul etti. 129 yılının son günlerinde genç prensler Essos’a gitmeleri için Gay Abandon gökesine bindirildi. Aegon’un yanında ejderhası Fırtına Bulutu vardı. Viserys’in ise yumurtası vardı. Pentos’a sağ salim ulaşabilmeleri için Deniz Yılanı yanlarına yedi savaş gemisi verdi.

Sunfyre, Rook’s Rest’in yakınlarında yaralı ve uçamaz durumdaydı. Prens Daeron da kendi ejderhası Tessarion ile birlikte Eski Şehir’deydi. Bu durumda Kral’ın Şehri’ni savunmak için sadece iki yetişkin ejderha kalıyordu. Dreamfyre’ın sürücüsü Kraliçe Helaena günlerini ağlayarak karanlığa batmış bir şekilde geçiriyordu. Bu yüzden kraliçe tehdit olarak görülmedi. Geriye Vhagar kalıyordu. Yaşayan hiçbir ejderha büyüklük ve vahşilik bakımından Vhagar’ın dengi olamazdı. Fakat Jace eğer Vermax, Syrax ve Caraxes ile birlikte Kral’ın Şehri’ne saldırırsa “yaşlı fahişe”nin bile onlara dayanamayacağı sonucuna vardı. Ancak Vhagar’ın şanı o kadar büyüktü ki prens yine de tereddüt etti. Ellerindeki ejderhaların sayısını nasıl arttırabileceklerini düşündü.

Lord Aenar Targaryen ejderhaları ile birlikte Valyria’dan geldiğinden beri iki yüzyılı aşkın bir zamandır Targaryen Hanesi, Ejderhakayası’na hükmediyordu. Kanlarını saf tutmak için kardeş kardeşe veya kuzen kuzene evlilik onların geleneğiydi. Ancak yine de Hane’nin erkeklerinin zevk uğruna bölgede yaşayan insanların, Ejderdağı’nın aşağısında bulunan köylerdeki insanların ve balıkçıların kızlarıyla hatta karılarıyla bile ilişki yaşadığı bilinirdi. Aslında Westeros’un her bir köşesinde uygulanan ve eski bir kanun olan ilk gece hakkı Kral Jaehaerys ve İyi Kraliçe Alysanne’nin hükümdarlığına kadar Ejderhakayası’nda da uygulandı. Bu kanuna göre bölgenin lordu, bölgedeki bakire kadınların evlendiği gün onlarla yatma hakkına sahipti.

Yedi Krallık’ın diğer yerlerinde yaşayan, kıskanç bir mizaca sahip olan erkekler bu kanunu uygun bulmuyor ve onurlu olmadığını düşünüyorlardı. Buna rağmen bu uygulama Ejderhakayası’nda yumuşatıldı ve uygulandı. Çünkü Targaryen’ler kendilerini diğer insanlara nazaran tanrılara daha yakın kabul ediyordu. Bu nedenle düğün gecesinde bu lütfa sahip olan gelinlere imrenilmiş ve doğan çocuklara daha çok saygı duyulmuştur. Bu ilişkilerden doğan çocukları Ejderhayası lordları altın, ipek ve toprak gibi hediyeler vererek anneleri ödüllendirirdi. Bu güzel piçlere “ejderha tohumu” denirdi. Daha sonra zaman geçtikçe sadece “tohum” olarak bilindiler. İlk gece hakkının bitmesinden sonra bile Targaryenler hancıların, balıkçıların kızlarıyla ve eşleriyle ilişkiye girmeye devam ettiler. Bu nedenle bu tohumların çocuklarından Ejderhakayası’nda bolca bulunurdu.

Prens Jacaerys’in daha fazla ejderhaya ve sürücüye ihtiyacı vardı. Arayışını ejderha tohumlarına çevirdi. Ejderhaya hükmedebilecek birine toprak, altın ve şövalyelik vaat edildi. Bu kişilerin oğulları soylulaştırılacak, kızları lordlarla evlenecekti. Kendisi ise işgalci Aegon II Targaryen ve onun hain düşmanlarına karşı Ejderhakayası Prensi ile yan yana savaşma onuruna sahip olacaktı.

Prensin çağrısı üzerine gelenlerin hepsi ejderha tohumu değildi. Hatta tohumların oğlu veya torunu bile değildi. Kraliçenin kalesindeki yirmi kadar şövalye kendilerinin ejderha sürücüsü olduğunu bildirdi. Aralarında Kralmuhafızları’nın Lord Kumandan’ı Sör Steffon Darkyln de vardı. Ayrıca yaverler, bulaşıkçılar, denizciler, askerler, soytarılar ve iki hizmetçi de gelmişti.

Ejderhalar at değillerdir. Bu yüzden binicisini kolay kolay kabul etmezler. Öfkelendiklerinde veya kendilerine yönelik bir tehdit algıladıklarından saldırırlar. Ejderha sürücü olmaya çalışan on altı kişi hayatını kaybetti. Sör Steffon Darkyln ejderha Seasmoke’a binmeye çalışırken yanarak can verdi. Lord Gormon Massey de Vermithor’un yanına giderken aynı kaderi paylaştı. Gümüş Denys denen bir adam gözlerinin ve saçlarının rengini öne sürerek Kral Zalim Maegor’un piçlerinden biri olduğunu iddia etti. Ancak kollarından biri Kuzu Hırsızı tarafından koparıldı. Adamın oğulları yarayı kapatmaya çalışırken yukarıdan Yamyam geldi ve Kuzu Hırsızı’nı kovup adamla oğullarını yedi.

Ancak Seasmoke, Vermithor ve Gümüş Kanat insanlara alışkınlardı ve onlara karşı daha müsahamalıydı. Üç ejderhanın da bir zamanlar sürücüsü olduğu için yeni sürücülerini daha kolay kabul ettiler. Yaşlı Kral’ın ejderhası Vermithor sırtına bir demircinin piçini aldı. Uzun boylu bu piç; Çekiç Hugh ya da Sert Hugh olarak biliniyordu. Soluk saçlı bir asker olan ve Beyaz Ulf(saçından dolayı) ya da Ayyaş Ulf(çok içmesinden dolayı) olarak bilinen adam Gümüş Kanat’a bindi. Bu ejderha eskiden İyi Kraliçe Alysanne’in ejderhasıydı.

Önceki sürücüsü Laenor Velaryon olan Seasmoke’un yeni sürücüsü ise on beş yaşında Hull’lu Addam olarak bilinen bir oğlandı. Çocuğun soyu şu anki tarihçilerin tartışma konusudur. Hull’lu Addam’ın ejderha Seasmoke’a binmesinin üstünden çok fazla zaman geçmeden Lord Corlys, Kraliçe Rhaenyra’dan oğlanın ve kardeşinin piçliğinin kaldırılmasını rica etti. Prens Jacaerys de bu durumu destekleyince kraliçe kabul etti. Böylece ejderha tohumu ve piç doğumlu olan Hull’lu Addam artık Addam Velaryon olmuştu ve Driftmark’ın meşru varisiydi.

Ejderhakayası’nın üç yabani ejderhasına binmek isteyenlerin sayısı diğerlerine göre daha az oldu ancak yine de teşebbüs edenler vardı. Çamur renginde çirkin bir ejderha olan Kuzu Hırsızı, Yaşlı Kral’ın gençlik zamanlarında doğmuştu. Ejderhanın koyun etine karşı tutkusu vardı. Ejderhakayası’ndan Wendwater’a kadar çobanların sürülerine saldırıyordu. Ejderhaya müdahale edilmedikçe çobanlara zarar vermiyordu fakat nadiren de olsa çoban köpeklerini de yiyordu. Gri Hayalet, Ejderdağı’nın doğu tarafındaki yüksek, dumanlı bir yarıkta yaşıyordu. Daha çok balıkla besleniyor ve çoğunlukla dar denizin üstünde uçarken görülüyordu. Sabah sisi rengindeki soluk, beyaz-gri renkli ejderha çekingen bir ejderhaydı. Yıllardır insanlardan kaçınan bir yapısı vardı.

Yabani ejderhaların en yaşlısı ve en büyüğü Yamyam’dı. Kendisini ölen ejderhaların cesetleriyle beslediği için ejderhaya bu isim verilmişti. Ayrıca Ejderhakayası’ndaki kuluçkaların yanına gidip yumurtadan yeni çıkan ejderhaları ve yumurtaları da yerdi. Sözde ejderha terbiyeceleri ejderhaya binmeye çalışmışlardı. Bu yüzden ejderhanın ini ölen adamların kemikleriyle doluydu.

Ejderha tohumlarından hiç biri Yamyam’a binmeye teşebbüs edecek kadar aptal değildi.(Zaten binmeye çalışanlar bunu anlatacak kadar yaşayamamışlardı.) Bazıları Gri Hayalet’i aradı ancak bulunması zor bir ejderha olduğu için arayışları sonuçsuz kaldı. Kuzu Hırsızı ininden daha sık ortaya çıkıyordu. Ancak çok sinirli ve saldırgandı. Diğer üç ejderhanın öldürdüğünden daha fazla tohumu tek başına öldürdü. Sonunda Kuzu Hırsızı’nı terbiye edecileceğine inanan adamın adı Hull’lu Alyn’di.(Gri Hayalet’i bulamadığı için) Fakat Kuzu Hırsızı onu sürücüsü olarak kabul etmedi. Ejderhanın ininden pelerini alevler içinde sendeleyerek çıktı. Kardeşinin hızlı müdahalesi adamın hayatını kurtardı. Seasmoke gelmiş ve vahşi ejderhayı kovmuştu. Böylece Addam da kardeşinin üstündeki alevleri kendi peleriniyle söndürmüştü. Alyn Velaryon hayatının geri kalanında sırtında ve bacaklarında yara izleri taşıdı. Ancak hayatta kaldığı için kendini şanslı saydı. Kuzu Hırsızı’na binmeye çalışan diğer tohumlar da kendilerini Kuzu Hırsızı’nın midesinde buldu.

Sonunda kahverengi ejderha, on altı yaşındaki zeki ve kararlı bir kız tarafından dize getirildi. Netty isimli bu “esmer kız”, ejderhaya her sabah taze kesilmiş koyun getirdi. Kuzu Hırsızı da zamanla kıza alıştı ve onu bekledi. Netty siyah saçlı, kahverengi gözlü, esmer tenli, sıska, küfürbaz, kirli ve korkusuz bir kızdı. Ayrıca Kuzu Hırsızı’nın ilk ve son sürücüsüydü.

Böylece Prens Jacaerys amacına ulaşmıştı. Bir sürü kişinin ölmesine, yaralanmasına, kadınların dul kalmasına ve insanların hayatlarının sonuna kadar taşıyacağı yara izleri oluşmasına rağmen dört ejderha sürücüsü daha bulunmuştu. Prens, 129 yılının sonlarında Kral’ın Şehri’ne gitmenin hazırlıklarını yapıyordu. Saldırı için yeni yılın ilk dolunayını seçti.

Ancak insanların yaptığı planlar tanrılar için sadece eğlencedir. Jace kendi planlarını yaparken doğudan yeni bir tehdit yaklaşıyordu. Otto Hightower’ın yaptığı planlar sonuç vermeye başlamıştı; Tyrosh’un Yüksek Konsey’indeki Troykalarla görüşmüştü ve onlar da ittifak kurmayı kabul etmişlerdi. Üç Kızlar sancağı altında doksan savaş gemisi Basamaktaşları’ndan süratle geliyordu. İstikametleri Geçit’ti. Şans eseri ya da tanrılar öyle istediği için iki Targaryen prensini taşıyan Gay Abandon üstlerine doğru gidiyordu. Gökeye eşlik eden savaş gemilerinin bazıları batırıldı bazıları ele geçirildi. Gay Abandon da ele geçirilen gemiler arasındaydı.

Prens Aegon ejderhası Fırtına Bulutu’nun boynuna çaresiz bir şekilde sarılmış olarak Ejderhakayası’na geldiğinde kaledekilerin bu saldırıdan anca haberi oldu. Oğlan korkudan bembeyaz kesilmiş ve yaprak gibi titrer bir biçimde geldi. Ayrıca sidik de kokuyordu. Yalnızca dokuz yaşında olan çocuk ilk kez ejderhaya biniyordu. Bir daha da binemeyecekti. Çünkü Fırtına Bulutu kaleye karnındaki sayısız ok yarası ile gelmişti ve ağır yaralıydı. Akrep oklarından biri de boynuna girmişti. Yaralarından siyah sıcak kan akan ve dumanlar çıkan ejderha bir saat içinde tıslayarak öldü. Aegon’un küçük kardeşi Prens Viserys’in gökeden kaçma şansı yoktu. Zekasını kullanan prens ejderha yumurtasını sakladı ve kıyafetlerini değiştirip paçavralar giydi. Bu şekilde denizcilerden birinin oğlu gibi gözüküyordu. Fakat denizcilerin çocuklarından biri prense ihanet etti. Prens esir olarak ele geçirildi. Kim olduğunu anlayan ilk kişi Tyroshlu bir kaptandı. Donanmasının amirali Lys’li Sharako Lohar’a prensi götürdü ve amiral de adamı ödüllendirdi.

Prens Jacaerys ejderhası Vermax ile Lys kadırgalarına saldırdığında hava ok ve mızrak yağmuruna tutuldu. Troykanın gemileri daha önce Basamaktaşları’nda Prens Daemon ile savaşırken ejderhalarla karşılaşmışlardı. Kimse cesaretleri için adamları suçlayamazdı; ejderha alevine karşı koymak için ellerindeki silahlarla hazırlık yapmışlardı. Kumandanları ve kaptanları “Ejderha sürücüsünü öldürün ve ejderha gitsin” dedi adamlarına. Gemilerden biri alev aldı. Sonra bir başka gemi daha yandı fakat yine de Özgür Şehirler’in adamları savaşmaya devam etti. Ta ki bir ses duyuluncaya kadar. İleriye baktıklarından Ejderdağı’nın oradan daha fazla kanatlı şekilin onlara doğru geldiğini gördüler.

Bir ejderhayla yüzleşmek önemli bir şeydi ancak beşiyle birden yüzleşmek bambaşkaydı. Gümüş Kanat, Kuzu Hırsızı, Seasmoke ve Vermithor üstlerine saldırırken Troyka’nın savaşçıları cesaretlerini kaybettiler. Kadırgalar birbiri sıra yönlerini değiştirirken bir sıra savaş gemisi parçalandı. Ejderhalar yıldırım gibi tepelerine bindi. Her biri diğerinden daha parlak mavi, turuncu, sarı ve kırmızı ateş topları üflediler. Gemiler art arda parçalandı veya ateşler tarafından kül edildi. Baştan aşağı yanan insanlar çığlıklar atarak kendilerini suya attılar. Sudan siyah, uzun dumanlar yükseldi. Herşey kaybedilmiş gibi gözüktü. Savaş kaybedilmişti…

…Ta ki Vermax çok alçaktan uçup suya çakılıncaya kadar.

Daha sonra ejderhanın nasıl ve neden suya çakıldığı ile ilgili farklı hikayeler anlatıldı. Bazıları arbaletçilerden birinin demir ok atarak ejderhayı gözünden vurduğunu söyler. Fakat bu biraz şüphelidir çünkü yıllar önce Dorne’da ölen Meraxes’in ölümüyle benzerlik gösterir. Bazılarına göre ise Vermax aşağı doğru saldırıya geçerken Myr kadırgalarında bulunan bir denizci ejderhaya kanca fırlatmıştır. Kancanın uçlarından biri ejderhanın iki pulu arasına takılmış ve ejderhanın süratiyle birlikte daha da derine batmıştı. Denizci de zincirin diğer ucunu gemi direğine bağladığı için geminin ağırlığı ve Vermax’ın kanatlarının gücü ejderhanın karnında büyük bir kesik açmıştı. Vermax’ın feryatı savaşın sesini bastırmış ve Spicetown’dan bile duyulmuştu. Böylece ejderhanın uçuşu kötü bir şekilde son buldu. Vermax feryat edip dumanlar çıkararak ve suya pençeler atarak düşmüştü. Hayatta kalan insanlar ejderhanın tekrar havalanmak için çabaladığını ancak yanan gemiye çarptığını söylerler. Çarpmanın etkisiyle gemi direği kırılıp yıkılırken ejderha kıvranarak halatlara dolanmıştı. Gemi ters dönüp batarken Vermax da gemiyle birlikte batmıştı.

Jacaerys Velaryon’un ejderhadan atladığı ve kısa bir süreliğine yanan bir enkaza tutunduğu söylenir. Ancak yanında bulunan Myr gemilerindeki arbaletletçiler prense ok yağdırmıştı. Prens defalarca vurulmuş ve daha fazla Myr’lı arbaletleriyle birlikte gelmişti. Sonunda oklardan biri boynuna girmiş ve prensin cansız bedeni deniz tarafından yutulmuştu.

Ejderhakayası’nın güneyinde yaşanan Geçit Savaşı gece daha da şiddetli bir hal aldı ve tarihteki en kanlı deniz savaşı oldu. Troyka’nın amirali Sharako Lohar, Myr, Lys ve Tyrosh donanmalarından topladığı doksan savaş gemisi getirmişti. Basamaktaşları’ndan gelen bu gemilerden sadece yirmi sekizi zor da olsa evlerine geri dönebildi.

Targaryen’lerin tarihi kalesi Ejderhakayası’nın saldırılara karşı sağlam olduğunu bildiklerinden dolayı orayı geçip Driftmark’a saldırdılar. Spicetown acımasızca yağmalandı. Çocuklar,adamlar ve kadınlar sokaklarda doğrandı. Leş kargalarına, farelere ve martılara yem edilmek için öylece bırakıldılar. Binalar da yakıldı. Şehir bu olaydan sonra tekrar inşa edilemedi. Diğer bir yerleşke olan High Tide da yakıldı. Deniz Yılanı’nın doğuda kazandığı bütün serveti alevlerin arasında yok oldu. Alevlerden kaçmak isteyen hizmetçiler de katledildi. Güçlü Velaryon donanmasının üçte biri yok oldu. O gece binlerce kişi öldü. Ancak bu kayıpların hiçbiri Ejderhakayası Prensi, Demir Taht’ın varisi Jacaerys Velaryon’un ölümü kadar ağır değildi.

5.Bölüm Sonu


#52

Eline sağlık böyle hikayelerin iç yüzünü türkçe olarak okumamızı sağladığın için teşekkürler


#53

Rica ederim iyi okumalar :slight_smile:


#54

bir şeyi merak ettim; bu kitabı böyle çeviriyor olman sana ileride telif hakkıyla ilgili problem açar mı?


#55

Bişey olacağını sanmıyorum. Dunk ve egg’in maceraları da hayranları tarafından çevriliyor. Keza önceden harry potter da çevrilmişti. Profesyonel bir çalışma yapılmadığı sürece sıkıntı olacağını düşünmüyorum.


#56

gani gani teşekkürler.


#57

6.bolum yok mu


#58

Var tabiki de. Çevirir çevirmez koyarım ama 3-4 günden önce zor gibi.


#59

toplam kaç bölüm?


#60

Kitapta bölüm yok aslında. Çevirip buraya koyarken bölüm olarak ayırdım. Genelde 8 sayfa çevirip koyuyorum.