(Çeviri Tamamlandı) Prenses ve Kraliçe


#61

Senin ellerine ve emeğine sağlık kardeş…


#62

6.Bölüm

Ormund Hightower on beş gün sonra kendisini Menzil’de iki ordunun arasında buldu. Altın Koru Lordu Thaddeus Rowan ve Acıköprü’nün piçi Tom Çiçek büyük bir orduyla hızla kuzeybatıdan üzerlerine geliyordu. Sör Alan Beesbury, Lord Alan Tarly ve Lord Owan Costayne de güçlerini bu orduyla birleştirip Ormund’un Eski Şehir’e geri çekilmesini engellemeye çalıştılar. Birleşen ordular Honeywine nehrinin kıyılarında Ormund’un etrafına kapandı. Önden ve arkadan saldırıya geçtiler. Lord Hightower savaş hatlarının parçalandığını gördü. Yenilgi kaçınılmaz görünüyordu… Ta ki savaş meydanının tepesinde bir gölge süzülüp korkunç bir kükreme duyulana kadar. Bu kükreme çeliğin çeliğe çarpma sesini bile bastırmıştı. Bir ejderha gelmişti.

Gelen ejderha bakır ve kobalt rengindeki Mavi Kraliçe Tessarion’du. Ejderhanın üstünde de Kraliçe Alicent’in üçüncü oğlu ve Lord Ormund’un yaveri olan on beş yaşındaki Daeron Targaryen vardı.

Prens Daeron’un ve ejderhasının gelişi savaşın gidişatını tersine çevirdi. Lord Ormund’un adamları düşmana saldırıp lanetler yağdırırken bu sefer savaştan kaçanlar kraliçenin adamlarıydı. Günün sonunda Lord Rowan ordusundan geriye kalanlarla birlikte kuzeye çekildi. Tom Çiçek’in cesedi ise yanmış bir şekilde sazlıkların arasındaydı. Alan Tarly ve Alan Beesbury esir alınmıştı. Lord Costayne de Yetim Bırakan Cesur Jon Roxton’un siyah bıçağından aldığı yara sebebiyle can çekişiyordu. Kurtlar ve kargalar ölenlerin cesetleriyle beslenirken Lord Hightower da Prens Daeron’a sığır etiyle ve şarapla ziyafet verdi. Prensi efsanevi Valyria kılıcı Vigilance ile şövalye yaptı ve ona “Cesur Daeron” ünvanını verdi. Prens mütevazi bir şekilde cevap verdi, “Lordum çok nazik ancak zafer Tessarion’a ait.”

Ejderhakayası’ndaki tatsız hava Honeywine’daki yenilginin haberi gelince devam etti. Lord Bar Emmon belki de Kral Aegon II’ye diz çökme vaktinin geldiğini söyleyecek kadar ileriye gitti. Ancak kraliçe bu teklifi kabul etmedi. Erkeklerin aklından geçenleri sadece tanrılar bilirdi ama kadınlar daha da anlaşılmazlardı. İlk oğlunun ölümünden sonra yıkılan Rhaenyra Targaryen ikinci oğlunun ölümüyle yeni bir güç kazanmış gibi görünüyordu. Jace’in ölümü onu sertleştirmişti, bütün korkularını yok etmişti. Geriye sadece Rhaenyra’nın öfkesi ve nefreti kalmıştı. Hala üvey erkek kardeşinden daha fazla ejderhaya sahip olan kraliçe, ne pahasına olursa olsun onları kullanmaya karar verdi. Konseye, Aegon ve destekçilerinin üzerine ateş ve ölüm yağdıracağını söyledi. Bu uğurda ya kardeşini Demir Taht’tan atacaktı ya da ölecekti.

Buna benzer bir çözüm koyun karşı tarafında Aemond Targaryen tarafından da alındı. Kardeşi Aegon yaralı bir şekilde yatarken diyarı o yönetiyordu. Üvey kız kardeşi Rhaenyra’yı küçümsediği için asıl tehdit olarak amcası Prend Daemon’u ve onun Harrenhal’da topladığı büyük orduyu görüyordu. Yeşil konseyi ve sancaklarını çağıran Aemond, amcasına karşı saldırıya geçme ve isyancı nehir lordlarını cezalandırma niyetini anlattı.

Yeşil konseydeki üyelerin bazıları Prens Aemond’un bu cesurca hamlesini desteklemedi. Kral Eli Sör Criston Cole ve Sör Tyland Lannister prensin kararını destekledi. Ancak Yüce Üstat Orwyle, harekete geçmeden önce Fırtına Burnu’na haber gönderip güçlerini Baratheon Hanesi ile birleştirmeleri konusunda ısrar etti. Demirçubuk Lord Wylde ise Lord Hightower ve Prens Daeron’u çağırması gerektiğini söyledi. Tek ejderhanın yerine iki ejderhanın olmasının daha iyi olacağını belirtti. Dul Kraliçe de oğluna uyarıda bulundu. Aegon ve ejderhası Altın Sunfyre iyileşinceye kadar beklemesi konusunda ısrar etti. Böylece Aegon ve Sunfyre da saldırıya katılabilirdi.

Ancak Prens Aemond’un böyle ertelemelere tahammülü yoktu. Kardeşlerine ve onların ejderhalarına ihtiyacı olmadığını söyledi. Aegon ağır yaralıydı. Daeron ise çok gençti. Daemon’un ejderhası Caraxes korkunç bir yaratıktı. Vahşi, zeki ve savaşa aşinaydı. Fakat Vhagar daha yaşlı ve vahşiydi. Caraxes’den iki kat daha büyüktü. Rahip Eustace’in anlattığına göre Akraba Katili Aemond bu zaferin sadece ona ait olmasına karar vermişti. Zaferi ne başka insanlarla ne de kardeşleriyle paylaşmaya niyeti yoktu.

Kral Aegon II yataktan kalkıncaya kadar vekil prens Aemond’dı ve diyarı o yönetiyordu. Bu yüzden kararına itiraz edilemedi. Bu kararın üzerine on beş gün sonra Aemond ve dört bin kişilik ordusu Tanrı Kapısı’ndan çıkıp harekete geçti.

Daemon Targaryen bu olaylara kayıtsız kalamayacak kadar büyük ve deneyimli bir savaşçıydı. Harrenhal’ın devasa duvarlarının arasına kapanıp kalmak ona göre değildi. Prensin, Kral’ın Şehri’nde hala daha dostları vardı. Aemond’un planları o daha harekete geçmeden önce Daemon’a ulaştı. Aemond ve Sör Criston Cole’un Kral’ın Şehri’nden ayrıldıklarının haberi Daemon’a geldiğinde ise gülerek, “Geç bile kaldı,” dedi. Çünkü prens uzun zamandır bu anı bekliyordu. Bunun üzerine Harrenhal’ın kulelerinden kuzgun sürüleri havalandı.

Diyarın başka bir yerinde Lord Walys Mooton, Bakire Havuzu’ndan topladığı yüz kişilik bir şövalye birliğine önderlik ediyordu. Güçlerini yarı vahşi Crabb’lerle, Crackclaw Point’den Brune’larla ve Pençe Adası’ndan Celtigar’larla birleştirdi. Çam ormanlarının arasından ve sisli tepelerden geçip hızlıca Rook’s Rest’e ilerlediler. Kalenin garnizonunu gafil avlayıp kaleyi geri aldılar. Daha sonra Lord Mooton en cesur askerlerini toplayıp kalenin batısındaki arazide küllerin arasında yatan Sunfyre’ı öldürmek için harekete geçti.

Sözde ejderha katilleri, Sunfyre’I beslemek ve korumak için bırakılan adamları kolayca geçtiler. Fakat Sunfyre beklediklerinden daha güçlüydü. Ejderhalar zemindeyken hantal yaratıklardır. Sunfyre’ın da bir kanadı neredeyse koptuğu için uçamaz durumdaydı. Saldırmak için gelen adamlar ejderhanın ölmek üzerinde olduğunu düşünmüşlerdi. Onun yerine ejderhayı uyurken buldular ama kılıçların sesi ve atların gürültüsü ejderhayı uyandırdı. Ejderhaya çarpan ilk mızrak ise onun öfkelenmesine neden oldu. Sayısız koyun kemiklerinin arasında ve çamurun içinde debelenen ejderha yılan gibi kıvrılmıştı. Havalanmak için çabalarken kendisine saldıranlara sarı alevler üflüyordu. Ejderha üç kere havalanmaya çalışmış ve üç kere yere düşmüştü. Mooton’un adamları ejderhanın başına üşüşüp kılıçlarla, baltalarla ve mızraklarla ejderhaya saldırdılar ve daha çok yaraladılar. Ancak bu darbeler ejderhayı daha da sinirlendirdi. Hayatta kalmayı başaranlar kaçmadan önce ölenlerin sayısı altmış kadardı.

Ölenler arasında Bakire Havuzu’nun Lord’u Walys Mooton da vardı. Cesedi on beş gün sonra kardeşi Manfyrd tarafından bulundu. Erimiş zırhın içinde yanan etten ve içinde dolaşan kurtçuklardan başka bir şey kalmamıştı. Ancak Lord Manfyrd, cesur adamların cesetleriyle ve ölmüş atlarla dolu arazide Kral Aegon’un ejderhasını bulamadı. Sunfyre gitmişti. Yerde izler olsaydı ejderha sürünerek gitmiş olabilirdi. Ancak görünüşe göre Altın Sunfyre tekrar havalanmıştı ama nereye gittiğini kimse bilmiyordu.

Bütün bunlar olurken Daemon Targaryen, ejderhası Caraxes ile hızla güneye doğru gidiyordu. Tanrı Gözü’nün batı kıyısından uçarak Sör Criston Cole’un komuta ettiği düşman ordusuna görünmemeye çalışıyordu. Prens, Karasu’yu geçti ve doğuya döndü. Kral’ın Şehri’ne doğru akan nehri takip etti. Ejderhakayası’nda ise Rhaenyra Targaryen simsiyah parlayan pullu bir kıyafet giymişti. Ejderhası Syrax ile havalanırken Karasu Koyu’nun suları şiddetle etrafa saçıldı. Şehrin yukarısında kraliçe ve prens eşi bir araya geldiler. Aegon’un Yüksek Tepesi’nin etrafında daireler çizdiler.

Aşağıdaki insanlar gördükleri şey karşısında dehşete düştüler. Korkuyla bekledikleri saldırının artık gerçekleştiğini anlamışlardı. Prens Aemond ve Sör Criston birlikte Harrenhal’ı almaya gittiklerinde şehri savunmak için geriye bıraktıkları kişi sayısı çok azdı. Akraba Katili Aemond dehşetli ejderhası Vhagar’ı da götürmüştü. Bu yüzden Kral’ın Şehri’nde, kraliçenin ejderhalarına karşı koyacak sadece Dreamfyre ve bir avuç tam gelişmemiş ejderha bulunuyordu. Genç ejderhaların hiç sürücüsü olmamıştı. Dreamfyre’ın sürücüsü Kraliçe Helaena ise kendini kaybetmiş bir kadındı. Bu durumda şehri savunacak ejderha yoktu.

Şehir kapılarından binlerce insan çıkarak dışarıya akın ettiler. Çocuklarını ve en temel ihtiyaçlarını alarak güvende olmak için kırsal bölgelere gidiyorlardı. Bazıları ise evlerinin altına çukurlar ve tüneller kazdılar. Amaçları şehir yanarken orada saklanmaktı. Bit Çukuru’nda ayaklanma çıktı. Karasu Koyu’nun doğusunda Deniz Yılanı’nın gemileri gözüktüğünde ise şehirdeki çanlar çalmaya başladı. Bunun üzerine şehirdeki ayaktakımı sokaklara akın etti ve geçtikleri yerleri yağmaladılar. Altın pelerinliler ortamı sakinleştirinceye kadar onlarca kişi öldü.

Kral Aegon yatalak ve yanmış bir şekilde yatıyordu. Prens Aemond ve Kral El’inin de yokluğunda şehri savunmak anneleri Dul Kraliçe’ye kalmıştı. Kraliçe Alicent onlara meydan okumak için harekete geçti. Şehrin ve kalenin kapılarının kapatılmasını emretti. Duvarlara altın pelerinlileri gönderdi ve Prens Aemond’u geri çağırmak için hızlı atlılar gönderdi.

Yüce Üstat Orwyle’a da “tüm sadık lordlara” kuzgun göndermesini emretti ve lordlardan gerçek krallarını savunmak için şehre gelmelerini istedi. Orwyle süratle odasına gitti ancak odasında dört tane altın pelerinli onu bekliyordu. İçlerinden biri üstadın feryatlarını bastırırken diğerleri de üstadı bağladılar. Kafasına çuval geçirilen üstat kara hücrelere atıldı.

Kraliçe Alicent’in gönderdiği atlılar da kapılardan geçip gidemediler. Atlılar kapıların orada onları bekleyen altın pelerinliler tarafından tutuklandılar. Kral Aegon’u korumak için seçilen ve kapılarda görev yapan yedi kumandan, Kızıl Kule’nin tepesinde Caraxes görünür görünmez tutuklandı ya da öldürüldü. Tüm bunlar Kraliçe Alicent’in haberi olmadan yapıldı. Çünkü Şehir Gözcüleri’nin askerleri eski kumandanları Daemon Targaryen’e hala daha sevgi besliyordu.

Altın pelerinlilerin kumandan yardımcısı ve kraliçenin kardeşi Gwayne Hightower, hızla ahırlara gidip uyarı borusunu çalma niyetindeydi. Ancak burada yakalanıp silahsız bırakıldı ve kumandanı Luthor Largent’un karşısına çıkarıldı. Hightower onu dönek olarak adlandırinca Luthor Largent güldü. “Bize bu pelerinleri Daemon verdi. Ne kadar döndürürsen döndür yine de altınlar,” dedi. Sonra da kılıcını Gwayne’nin karnına batırdı ve Deniz Yılanı’nın gemilerinden akın akın gelen adamlar için kapıların açılmasını emretti.

Kral’ın Şehri’nin devasa duvarları çok güçlü olmasına rağmen şehir bir günden az bir sürede düştü. Nehir Kapısı’nda kısa bir mücadele yaşandı. On üç tane Hightower şövalyesi ve yüz kadar asker, altın pelerinlileri uzaklaştırmış ve saldırılara karşı yaklaşık sekiz saat kadar direnmişlerdi. Ancak bu kahramanlıkları beyhude bir çabaydı çünkü Rhaenyra’nın adamları korunmayan diğer altı kapıdan akın ederek şehre giriyorlardı. Kraliçenin ejderhalarını gök yüzünde süzülürken gördükten sonra ise karşı koyma çabalarını yitirdiler. Kral Aegon’a bağlı olan kişiler ya kaçtılar, ya saklandılar ya da diz çöktüler.

Ejderhalar birer birer iniş yaptılar. Kuzu Hırsızı, Visenya Tepesi’ne indi. Gümüş Kanat ve Vermithor da Ejderha Çukuru’nun dışında bulunan Rhaenys Tepesi’ne indiler. Prens Daemon ise Caraxes ile birlikte dış avluya inmeden önce Kızıl Kale’nin kulelerinin etrafında dolaştı. Şehri savunanlar tarafından bir zarar gelmeyeceğini anladıktan sonra kraliçe karısının da ejderhası Syrax ile inmesi için işaret verdi. Addam Velaryon yukarıda kaldı. Seasmoke ile şehir duvarlarının etrafını dolaştı. Ejderhanın deri kanatlarının sesi aşağıdaki insanlara ikaz niyeti taşıyordu. Herhangi bir meydan okumaya ateşle karşılık verileceğini anlatıyordu.

Direnmenin bir işe yaramayacağını anlayan Dul Kraliçe Alicent, babası Sör Otto Hightower, Sör Tyland Lannister ve Tahtaayak Lord Jasper Wlyde ile birlikte Maegor Kulesi’nden çıktı.(Lord Larys Strong aralarında değildi. Fısıltıların Efendisi bir şekilde kaçmayı başarmıştı.) Kraliçe Alicent üvey kızı ile anlaşmayı denedi. “Yaşlı Kral’ın yaptığı gibi biz de beraber büyük bir konsey kuralım. Tahta kimin geçeceğini diyarın lordlarının karşısında görüşelim,” dedi Dul Kraliçe. Ancak Kraliçe Rhaenyra bu teklifi hor gören bir ifadeyle reddetti. “Bu konseyin nasıl yönetileceğini ikimiz de biliyoruz.” Sonra da üvey annesinin önüne iki teklif sundu; boyun eğ ya da yan.

Bu yenilgi karşısında Kraliçe Alicent boynunu eğdi ve kalenin anahtarını teslim etti. Adamlarına da kılıçlarını indirmelerini emretti. Alicent’in, “Şehir sizindir, prenses. Fakat elinizde fazla tutamayacaksınız. Kediler gittiğinde meydan farelere kalır. Oğlum Aemond yakında kan ve ateşle birlikte geri dönecek,” dediği söylenir.

Rhaenyra’nın galibiyeti başarıya tamamen ulaşmış sayılmazdı. Kraliçenin adamları Aegon’un karısını bulmuşlardı. Deli Kraliçe Helaena kendisini yatak odasına kilitlemişti. Ancak kralın odasının kapısını kırıp içeriye girdiklerinde gördükleri şey “boş bir yatak ve dolu bir lazımlıktı.” Kral Aegon II kaçmıştı. Altı yaşındaki kızı Jaehaera ve iki yaşındaki oğlu Maelor da yoktu. Kral Muhafızları’nın şövalyeleri Sör Willis Fell ve Sör Rickard Thorne ile birlikte gitmişlerdi. Dul Kraliçe bile nereye gittiklerini bilmiyormuş gibi görünüyordu. Luthor Largent da kapılardan kimsenin geçmediğine dair yemin etmişti.

Ancak Demir Taht’ı gizlice götürmenin bir yolu yoktu. Kraliçe Rhaenyra, babasının tahtını alıncaya kadar uyuyamamıştı. Bu yüzden taht odasındaki meşaleler yakıldı ve kraliçe tahtın demir basamaklarını tırmandı. Kendisinden önce Kral Viserys’in, ondan önce Yaşlı Kral’ın ve daha önceleri Maegor, Aenys ve Ejderha Aegon’un oturduğu tahta oturdu. Hala zırhının içinde olan kraliçe sert bir ifadeyle aşağıdakileri izliyordu. Kızıl Kale’deki erkekler ve kadınlar karşısına getirildi. Kraliçeye diz çökmeleri, affını istemeleri ve hayatlarını, kılıçlarını, onurlarını adamaları istendi.

Merasim bütün gece devam etti. Rhaenyra Targaryen kalkıp aşağıya indiğinde şafak sökmüştü. Salonda yürürken kraliçeye lord kocası Prens Daemon eşlik etti. Majestelerinin bacaklarında ve sol elinin avcunda kesikler vardı. Kraliçe geçerken aşağıya kan damlaları aktı. Oradaki alim adamlar birbirlerine baktılar fakat hiçbiri gerçeği söylemeye cesaret edemedi: “Demir Taht, kraliçeyi reddetmişti. Tahtta geçireği gün sayısı azdı.”

Tüm bu olaylar Prens Aemond ve Sör Criston Cole nehir topraklarına giderken oldu. On dokuz günlük yolculuktan sonra Harrenhal’a vardılar ve kaleyi kapıları açık bir şekilde buldular. Prens Daemon ve adamları gitmişti.

Prens Aemond, Harrenhal’a olan yolculuğu sırasında Vhagar’ı hep yakınında tuttu. Amcasının Caraxes ile ani bir saldırı yapabileceğini düşündü. Sör Criston Cole’dan bir gün sonra Harrenhal’a geldi ve burada elde ettikleri büyük zaferi kutladılar; Prens Aemond’un hiddetiyle yüzleşmektense Daemon ve onun “nehirli pislikleri” kaçmayı tercih etmişlerdi. Bu yüzden Kral’ın Şehri’nin düştüğünün haberi onlara ulaşınca prensin kendini fazlasıyla aptal hissetmiş olmasına şaşmamak gerek. Ancak prensin öfkesi tarif edilemeyecek kadar fazlaydı.

6.Bölüm Sonu


#63

eline sağlık çok güzel çevirmişsin


#64

güzel, gayet güzel. sanırım hikayenin yarısından fazlası bitti. bu arada kral olan 3. aegon daha doğmadı mı? hala adı bir yerlerde geçmiyor.


#65

Yok daha yarılamadım bile :smiley:
Aslında 3.Aegon da hikayede geçiyor. Dikkatinden kaçtı sanırım. Ejderhası Fırtına Bulutu hatta. 5.bölümde daha ayrıntılı bir şekilde bahsedilmişti. Gay Abandon gökesinden ejderhasına binerek kaçtı falan.


#66

Kitap olarak yayınlandı mı yoksa sadeece GRRMnin söyledişkleri arıyorum ama kitabı bulmadım :frowning:


#67

Kitap olarak yayınlandı.


#68

kitabın türkçesi henüz yok mu yayınlandı mı türkiyede?


#69

Türkçe yayınlanmış olsa neden çevirmek için uğraşayım ki? :smiley:


#70

Emeklerine sağlık kardeş. Bunu bekliyordum kaç gündür.


#71

bu kitap kaç sayfa hikaye şeklinde mi


#72

gerçekten teşekkürler
keşke zamanım olsa da çeviride yardımcı olabilsem.


#73

bakşa yazarların hikayeleri de varmış. dangerous women kitabın adı.


#74

Yeni bölüm ne zaman acaba?


#75

Bu aralar finallerle uğraşıyorum. Yeni bölüm biraz gecikecek malesef.


#76

Peki kardeş. Kolay gelsin sınavlarda başarılar


#77

6 bölümü de bir solukta okudum. Ellerine, emeğine sağlık. Öyle de bir yerde kalmış ki hikaye :smiley: Devamını sabırsızlıkla bekliyorum.


#78

Çok güzel olmuş.

Eline,yüregine,emegine sağlık

Not:Sınavların’da başarılar


#79

Emeğine sağlık güzel çeviri.


#80

7.Bölüm

Harrenhal’ın batısındaki nehir topraklarında savaş, Lannister ordusu ilerleyişini zor da olsa sürdürürken devam etti. Ordunun kumandanı Lord Lefford’un yaşı ve zaafiyetlerinden dolayı ilerleyişleri sürünme derecesine kadar azaldı. Tanrı Gözü’nün batı kıyısına geldiklerinde ise yeni ve büyük bir ordu ile karşılaştılar.

Virane Roddy veKış Kurtları güçlerini Geçit Lordu Forrest Frey ve Kuzgunağaç’ın okçusu olarak bilinen Kızıl Robb Nehir ile birleştirmişlerdi. Kuzeylilerin sayısı iki bindi. Frey ise iki yüz şövalye ve şövalyelerin üç katı kadar da savaşçı getirmişti. Nehir’in savaşa getirdiği okçuların sayısı da üç yüzdü. Yeterli sayıda savaşçısı olmayan Lord Lefford düşmanına karşı koymak için durduğunda güneyde daha fazla düşman belirdi. Aslan Katili Uzunyaprak önceki savaşlardan sağ çıkan bir grup savaşçı ile birlikte güçlerini Bigglestone, Chambers ve Perryn lordlarıyla birleştirmişti.

İki ordu arasında kalan Lefford, ordusunun arka saflarının dağılmasından endişelendiği için hangi tarafa saldıracağı konusunda tereddüt etti. Bunun yerine göl kenarına çekilip orada mevzilendi ve yardım için Harrenhal’da bulunan Prens Aemond’a kuzgunlar yolladı. Bir düzine kuzgun havalanmasına rağmen hiç biri prense ulaşamadı; Westeros’un en iyi okçusu olarak tanınan Kızıl Robb Nehir kuşları havadayken vurdu.

Ertesi gün Sör Garibald Grey, Lord Jon Charlton ve Kuzgunağaç’ın on bir yaşındaki yeni lordu Benjicot Blackwood komutasında daha fazla nehirli savaşçı geldi. Kraliçenin adamları yeni katılan savaşçılarla birlikte sayıları daha da artınca saldırı zamanının geldiğine karar verdiler. “Ejderhalar gelmeden önce şu aslanları ortadan kaldıralım,” dedi Virane Roddy.

Ertesi gün güneşin doğuşuyla birlikte Ejderhaların Dansı’nın en kanlı kara savaşı başlamış oldu. Bu savaş, Hisar’ın kayıtlarında Göl Kıyısı Savaşı olarak geçer ancak o günkü savaştan sağ çıkanlar bunu Balık Yemi olarak adlandırırlar.

Üç taraftan saldırıya uğrayan batılı savaşçılar Tanrı Gözü’nün sularına itildi. Sazlıkların arasında savaşan yüzlercesi hayatını kaybetti. Daha fazlası da kaçmaya çalışırken gölün sularında boğuldu. Karanlık çöktüğünde iki bin kişi ölmüştü. Aralarında Lord Frey, Lord Lefford, Lord Charlton, Lord Swfyt, Lord Reyne, Sör Clarent Crakehall ve Lannis Limanı’nın piçi Sör Tyler Hill’ın da bulunduğu birçok soylu da vardı. Lannister ordusu parçalandı ve katledildi. Ölü yığınlarını gören Kuzgunağaç’ın genç lordu Ben Blackwood, savaşın getirdiği bu kıyım için ağladı. En ağır zaiyatı verenler ise kuzeylilerdi. Çünkü Kış Kurtları en önde savaşma onuruna sahip olmak için yalvarmış ve Lannister mızraklarına karşı beş defa saldırıya geçmişlerdi. Lord Dustin ile güneye gelen adamların üçte ikisinden fazlası ya ölmüştü ya da yaralanmıştı.

Harrenhal’da bulunan Aemond Targaryen ve Sör Criston Cole, kraliçenin saldırılarına nasıl karşılık vereceklerine dair münakaşa yaşadılar. Kara Harren’in kalesi saldırılara karşı çok dayanıklı olmasına ve nehir lordlarının hiçbirinin Vhagar’ın korkusundan dolayı kuşatma yapmaya cesaretleri olmamasına rağmen, kralın adamlarının yemek ve saman erzakları her geçen gün azalıyordu. Kalenin dev duvarlarından görülebilen arazilerde sadece kararmış otlaklar ve kül olmuş köyler gözüküyordu. Erzak aramaya çıkan birlikler ise geri dönmemişti. Sör Criston Cole, Aegon’un destekçilerinin en güçlü olduğu bölge olan güneye geri çekilmeleri konusunda ısrar etti. Ancak prens bu öneriyi reddetti. “Sadece korkaklar hainlerden kaçar,” dedi. Kral’ın Şehri’nin ve Demir Taht’ın kaybı prensi çileden çıkarmıştı. Balık Yemi’nin haberi geldiğinde ise haberi getiren yaveri sinirden boğazladı. Prensin metresi Alys Nehir’in müdahalesi çocuğun hayatını kurtardı. Prens Aemond, Kral’ın Şehri’ne ani bir saldırı yapma fikrini uygun görüyordu. Kraliçenin ejderhalarından hiç birinin Vhagar’ın dengi olmadığı konusunda ısrar etti.

Sör Criston Cole bu düşünceyi aptallık olarak nitelendirdi. “Altı ejderhaya tek ejderhayla karşı koymak aptalca olur prensim,” dedi. Bir kez daha güneye gitmeleri ve Lord Ormund Hightower ile güçlerini birleştirmeleri yönünde ısrar etti. Prens Aemond burada kardeşi Daeron ile bir araya gelebilirdi. Kral Aegon’un, Rhaenyra’dan kaçtığını biliyorlardı. Şüphesiz ki Sunfyre’ı iyileştirecek ve kardeşlerine katılacaktı. Belki de şehirdeki dostları Kraliçe Helaena’nın da şehirden kaçmasını sağlayabilirdi. Böylece Dreamfyre’ı da savaşa getirebilirdi. O zaman dört ejderha belki altı ejderhayı yenebilirdi. Çünkü onlardan biri Vhagar’dı.

Prens Aemond bu düşünceyi kabul etmedi ve “korkak eylemi” olarak isimlendirdi. Sör Criston Cole ve Prens Aemond yollarını ayırmaya karar verdiler. Cole komuta ettiği orduyla birlikte güneye Lord Ormund Hightower ve Prens Daeron’un yanına gidecekti. Ancak Vekil Prens onlara katılmayacaktı. Onun yerine kendi savaşını verme niyetindeydi. Hainlere yukarıdan alev yağdıracaktı. Er ya da geç “fahişe kraliçe” bir ya da iki ejderhasını ona karşı koymak için gönderecekti ve böylece Vhagar onları yok edecekti. “Bütün ejderhalarını göndermeyi göze alamaz” diye ısrar etti Aemond. “Bu Kral’ın Şehri’ni zayıf ve savunmasız bırakır. Syrax’i ya da hayatta kalan son oğlunu da riske atamaz. Rhaenyra kendine kraliçe diyor olabilir fakat o bir kadın. Her anne gibi korkuları var ve kadınların zayıf yüreğini taşıyor.”

Böylece Kralyapan ve Akraba Katili yollarını ayırdılar ve her biri kendi kaderine gitti. Bu sırada Kızıl Kale’de Kraliçe Rhaenyra Targaryen kendi dostlarını ödüllendirmeye ve üvey kardeşine hizmet edenlere ise vahşi cezalara çarptırmaya başladı.

“Kendine Aegon II diyen taht işgalcisi”nin yakalanmasına yönelik bilgi verenlere büyük ödüller verileceği duyuruldu. Aegon II ile birlikte kızı Jaehaera ve oğlu Maelor , “sahte şövalyeler” Willis Fell, Rickard Thorne ve ayrıca Tahtaayak Larys Strong da aranıyordu. Bu yöntem beklenen sonucu vermeyince Majesteleri, şövalyelerden oluşan arama birlikleri gönderdi. Görevleri kendisinden kaçan hainleri aramak ve karşı tarafa yardım edenleri bulduklarında cezalandırmaktı.

Kraliçe Alicent’in üvey kızı “bir zamanlar Alicent’i seven babasının hatrına” hayatını bağışlamasına rağmen kraliçenin el ve ayak bileklerini zincire vurdu. Alicent’in babası ise kızı kadar talihli değildi. Üç krala karşı Kral El’i görevi yapan Sör Otto Hightower kafası kesilen ilk haindi. Hala daha kanuna göre kralın oğlunun kız çocuktan önce geldiği konusunda ısrar eden Demirayak’ın da kafası kesildi. Kraliyet hazinesini düzeltmesini umdukları Sör Tyland Lannister ise işkencecilere verildi.

Ne Aegon ne de Aemond şehirdeki insanlar tarafından çok sevilmezdi. Bu yüzden şehrin yerlileri kraliçenin dönüşünü hoş karşılamışlardı. Ancak sevgi ve nefret aynı sikkenin iki farklı yüzüdür. Şehir kapılarına her gün yeni kelleler asılması ve bunla birlikte vergilerin artması sikkenin yüzünü değiştirmişti. Bir zamanlar Diyar’ın Lokumu diye tezahürat yaptıkları kız kindar ve aç gözlü bir kadına dönüşmüştü. İnsanlar kraliçeye kendinden önceki krallar kadar zalim bir kraliçe dediler. Aralarından biri kraliçeye “Memeli Maegor” ismini taktı. Bu olaydan yüz yıl sonra ise halk arasında “Maegor’un Memesi” yaygın bir küfür olarak kullanıldı.

Şehir, kale ve taht onunken ve şehir altı ejderhayla birden savunulduğundan dolayı Rhaenyra oğullarını getirmek için güvenli ortamın yeterince sağlandığını düşündü. Kraliçenin leydilerini ve oğlu Genç Aegon’u taşıyan bir düzine gemi Ejderhakayası’ndan yola çıktı. Rhaenyra oğlunu kendinden uzak olmasın diye kadeh taşıyıcısı yaptı. Kraliçenin ilk kocası Laenor Velaryon’dan olma son oğlu Prens Joffrey’i getirmek için ise Martı Kasabası’ndan bir donanma yola çıktı. Prens Joffrey’in yanında ejderhası Tyraxes de vardı. Majesteleri, Joffrey’i Ejderhakayası Prensi ve Demir Taht’ın varisi yapacak büyük ve masraflı merasimin planlarını yapmaya başladı.

Zafer sarhoşu olan Rhaenyra Targaryen ne kadar az günü kaldığı konusunda şüphe duymadı. Ancak Demir Taht’a her oturduğunda herkesin anlayabileceği üzere ellerinde, kollarında ve bacaklarında yeni kesikler oluştu.

Şehir duvarlarının ötesinde, Yedi Krallık’ın diğer bölgelerinde savaş devam etti. Nehir topraklarında Sör Criston Cole Harrenhal’dan ayrılmış ve Tanrı Gözü’nün batı kıyısından güneye ilerliyordu. Yanında üç bin altı yüz adam vardı.( Ölümler, hastalık ve firarlar Kral’ın Şehri’nden yola çıkan orduyu zayıflatmıştı.) Prens Aemond ejderhası Vhagar ile çoktan ayrılmıştı. Artık kalede veya ordunun başında olmayan tek gözlü prens, istediği yere uçma konusunda özgürdü. Onun verdiği savaş bir zamanlar Fatih Aegon ve kız kardeşlerinin verdiği savaş gibiydi. Mücadelesini ejderha ateşiyle veriyordu. Vhagar ile sonbahar semasından inip nehir lordlarının kalelerini, köylerini ve arazilerini yakıp yıkıyordu. Prensin hiddetiyle ilk tanışan Darry Hanesi oldu. Arazilerde hasat toplayan adamlar mahsuller ateşle kaplanınca yandılar ya da kaçtılar. Darry Kalesi de ateş fırtınası tarafından yanıp kül edildi. Leydi Darry ve küçük çocukları kalenin altındaki mahzenlere sığınarak hayatta kaldılar. Ancak lord kocası ve varisi kırk kadar kılıçlı asker ve okçuyla birlikte siperlerde yanarak öldüler. Üç gün sonra da Lord Horroway’in kasabası alevler arasında kaldı. Daha sonra da Mill, Blackbuckle, Buckle, Claypool, Swynford ve Spiderwood yakıldı. Nehir topraklarının yarısı alevlerle kaplanıncaya dek Vhagar’ın gazabı hepsine sırayla uğradı.

Sör Criston Cole da alevlerle karşılaştı. Adamlarını nehir topraklarından güneye götürürken önünde ve arkasında dumanlar tütüyordu. Denk geldiği her köyü yanmış ve terk edilmiş olarak buldu. Adamlarıyla birlikte daha birkaç gün önce canlı olan ormanların arasından geçti. Şimdi onların yerinde yol boyunca karşılaştıkları yanan ve ölen nehir lordları gibi ölü ağaçlar vardı. Her derede, havuzda ve köy kuyusunda cesetler buldu. Ölü atlar, ölü inekler, ölü insanlar şişmiş ve kokmuş bir şekilde suyun içindeydiler. Başka bir yerde öncü birlikleri korkunç bir manzarayla karşılaştılar. Çürüyen kıyafetlerinin içinde ağaçların altında oturan zırhlı cesetler vardı. Bu garip manzarayı oluşturan adamlar savaşta ölen savaşçılardı. Yeşil ve çürümüş etleri kemiklerinden sıyrılan adamların paslı miğferlerinin içinde sırıtan kafatasları vardı.

Harrenhal’dan ayrıldıktan dört gün sonra saldırı başladı. Ağaçların arasına saklanan okçular öncü kuvveti oluşturan atlıları ve gruptan ayrı kalanları teker teker vurdular. Bazı savaşçılar öldü. Bazıları geride kaldı ve bir daha görülmediler. Bazıları ise mızraklarını ve kalkanlarını bırakıp ormana doğru kaçtı. Bazı savaşçılar da düşmanın tarafına geçtiler. Crossed Elms denen köyde başka bir dehşet görüntüyle daha karşılaştılar. Şimdiye dek böyle manzaralara alıştıklarından dolayı Sör Criston’ın öncülük yapan atçıları suratlarını ekşiterek cesetlerin yanlarından geçtiler. Cesetleri umursamadılar. Ta ki cesetler bir anda sıçrayıp onlara saldırıncaya dek. Bunun bir tuzak olduğunu anlamadan önce bir düzine adam öldü.

Ancak bütün bunlar daha başlangıçtı. Çünkü Üç Dişli Mızrak lordları kuvvetlerini bir araya topluyorlardı. Sör Criston Cole gölü geçip karadan Karasu’ya giderken taşlı bayırın tepesinde kendisini bekleyen bir ordu buldu. Tam teşekküllü üç yüz şövalye, daha fazla uzun yaycı, üç bin okçu, üç bin tane mızraklı nehirli savaşçı ve fırlatma baltalı, tokmaklı, dikenli gürz ve eski demir kılıçlarıyla yüzlerce kuzeyli savaşçı vardı. Tepelerinde ise Rhaenyra Targaryen’in sancağı dalgalanıyordu.

Bu savaş Dans’taki diğer savaşların aksine tek bir tarafın lehine gelişti. Lord Roderick Dustin savaş borusunu dudaklarının arasına götürdü ve saldırıyı başlattı. Kraliçenin savaşçıları Kış Kurtları’nın önderliğinde bayırdan aşağı indiler. Kış Kurtları kuzeye has tüylü atların üstündeydi. Şövalyeler ise zırhlı savaş atlarına binmişlerdi. Sör Criston devrilip öldüğünde, Harrenhal’den beri onun yanında yer alan savaşçılar cesaretlerini kaybettiler. Ordu dağıldı ve adamlar kalkanlarını atıp kaçtılar. Ancak düşmanları kaçan savaçıların peşinden gidip yüzlercesini öldürdü.

130 AC yılının Bakire Günü’nde, Eski Şehir’in Hisar’ı kışın geldiğini haber vermek için üç yüz tane beyaz kuzgun gönderdi. Kraliçe Rhaenyra Targaryen için ise daha yaz ortası gibiydi. Kral’ın Şehri’nde yaşayan insanların hoşnutsuzluklarına rağmen taç ve taht onundu. Dar denizin karşısında Troyka kendi kendini parçalamaya başlamıştı. Velaryon Hanesi sert dalgalara alışkındı. Kar, Ay Kapıları’nın geçitlerini kapamasına rağmen Vadi’nin Bakire’si sözünün eri olduğunu kanıtlayıp adamlarını kraliçenin ordusuna katılması için deniz yoluyla göndermişti. Beyaz Liman’dan da Manderly’nin kendi oğulları Medrick ve Torrhen’in önderliğinde başka donanmalar da gelmişti. Kraliçe Rhaenyra’nın her taraftan gücü daha da artarken, Kral Aegon’un gücü ise azalıyordu.

Ancak düşmanını tamamen fethetmedikçe hiçbir savaş kazanılmış sayılmazdı. Kralyapan Sör Criston Cole ölmüştü fakat diyarın bir yerlerinde kendi kral yaptığı Aegon II hala daha yaşıyordu. Aegon’un kızı Jaeharea da özgürdü. Yeşil konseyin en kurnaz ve gizemli üyesi Tahtayak Larys Strong da ortadan kaybolmuştu. Fırtına Burnu hala daha kraliçenin dostu olmayan Lord Borros Baratheon tarafından yönetiliyordu. Lord Jason ölmüş ve batının savaşçılarının büyük bölümü katledilmiş ya da dağıtılmıştı. Casterly Kayası da düzensiz büyük bir karmaşanın içindeydi. Ancak bunlara rağmen Lannisterlar da Rhaenyra’nın düşmanı olarak sayılmalıydı.

Prens Aemond ise Üç Dişli Mızrak’ın kabusu olmuştu. Ejderhasıyla nehir topraklarına ateş ve ölüm yağdırıyordu. Sonra da ortadan kayboluyordu. Ertesi gün elli fersah uzaktaki başka bir bölgeye saldırıyordu. Vhagar’ın alevleri Yaşlı Söğüt ve Beyaz Söğüt’ü küle çevirdi. Hogg Hall’da ise geriye kararmış taşlar bıraktı. Merrydown Well’de otuz adam ve üç yüz koyun, ejderha aleviyle can verdi. Akraba Katili daha sonra beklenmedik bir şekilde Harrenhal’a geri döndü. Burada ahşap olan her yer ejderha ateşiyle yandı. Altı şövalye ve kırk kadar savaşçı ejderhayı öldürmeye çalışırken öldü. Bu saldırıların haberi yayıldıkça diğer lordlar korkuyla gök yüzüne bakıp sıranın kime gelebileceğini düşündüler. Bakire Havuzu’ndan Lord Mooton, Duskendale’den Lord Darklyn ve Kuzgunağaç’tan Lord Blackwood, kraliçeden acil yardım isteyip ejderhalarını göndermesi ve onları savunması için yalvardılar.

Ancak Rhaenyra’ya tehdit oluşturan en büyük düşmanı Tek Göz Aemond değildi. Aemond’un genç kardeşi Prens Cesur Daeron ve Lord Ormund Hightower tarafından komuta edilen güneyli orduydu.

Hightower ordusu Mander’i geçmişti ve ağır ağır Kral’ın Şehrine doğru yol alıyordu. Gelirken de karşılarına çıkan kraliçeye bağlı her orduyu dağıtıyor ve lordları onlara diz çökmeye zorlayıp kendi güçlerine katıyorlardı. Prens Daeron‘un ejderhası Tessarion ile birlikte ordunun tepesinde gözcülük yapması paha biçilemez bir avantajdı. Prens böylece Lord Ormund’u düşmanın hareketlerine ve mevzilenmelerine karşı uyarabiliyordu. Kraliçenin adamları da ejderha aleviyle yüzleşmektense Mavi Kraliçe’nin kanatlarını görür görmez genellikle ortadan kayboluyorlardı.

7.Bölüm Sonu