(Çeviri Tamamlandı) Prenses ve Kraliçe


#81

Aemond Vhagar olmasa 5 para etmez. Çok sinirlendim ya. Biri şunu öldürsün artık. Ama Vhagar yaşasın ona dokunmasınlar :smiley:


#82

Arkadaşlar artık çeviriyi hızlandırmayı düşünüyorum. İlgilenenlere duyurulur :smiley:


#83

sinavlar bitmis galiba :smiley: merakla bekliyoruz kolay gele :smiley:


#84

bitirince pdf olarak yayınlarmısın dostum keyfi kaçmasın diye böyle başlamak istemiyorum zevk ala ala uzunca okumak istiyorum :slight_smile:


#85

Hala daha bitmedi maalesef. 2 tane kaldı. Çarşamba günü bitecek hayırlısıyla :smiley:
[hr]

Çeviri bittikten sonra pdf ve epub yapılacak.


#86

Tişikkirliiiir :smiley:


#87

kardeşim allah razzı olsun süper hizmet veriyosun


#88

Az önce 7 bölümün hepsini bir anda okudum. Muhteşemdi çeviri için teşekkürler. Ve bu haber ilaç gibi geldi :))


#89

Merakla bekliyorum dostum. Çok teşekkürler…


#90

Güzel çeviri eline sağlık :smiley:


#91

[size=large][color=#FF0000]8.Bölüm[/color][/size]

Kraliçe El’i Lord Corlys Velaryon kendilerine yönelik tüm tehditlerin farkındaydı. Bu yüzden Majesteleri’ne konuşma vaktinin geldiğini söyledi. Baratheon, Lannister ve Hightower lordları eğer diz çöküp bağlılık yemini ederlerse ve Demir Taht’a rehine verirlerse kraliçeye onları affetmesi konusunda ısrar etti. Kraliçe Alicent ve Kraliçe Helaena’nın sorumluluğunu İnanç’ın almasını önerdi. Böylece hayatlarının geri kalanını ibadet ederek geçirebilirdi. Deniz Yılanı, Helaena’nın kızı Jaehaera’yı kendi vesayetine alabilirdi. Zamanı gelince de Genç Aegon ile evlendirerek Targaryen Hanesi’nin iki yarısını tekrar birbirine bağlayabilirlerdi. Deniz Yılanı bu planı kraliçeye anlatırken “Peki üvey kardeşlerime ne olacak?” diye sordu Rhaenyra. “Oğullarımı katleden ve tahtımı çalan sahte kral Aegon ve Akraba Katili Aemond’a ne olacak?”

“Canlarını bağışlayın ve Sur’a gönderin,” diye yanıt verdi Lord Corlys. “Siyahları giymesine izin verin ve hayatlarını kutsal yeminle bağlanacakları Gece Nöbeti’nde geçirsinler.”

Kraliçe Rhaenyra “Yemin bozanlar için edilen yeminlerin ne önemi var” dedi. “Tahtımı çaldıklarında ettikleri yeminleri sorun etmediler.”

Prens Daemon da karısının endişelerine hak verdi. İsyancılara ve haincilere çıkarılan afların yeni isyanların tohumunu ekeceğini söyledi. “Hainlerin kellerini Kral Kapısı’ndaki kazıklara diktikten sonra bu savaş bitecek. Daha önce değil.” Aegon II bir süre sonra saklandığı taşın altında bulunurdu. Ancak Daeron ve Aemond’a karşı savaşabilirlerdi ve savaşmalıydılar. Lannisterlar ve Baratheonlar da yok edilmeliydi. Böylece kaleleri ve toprakları daha fazla sadakat gösteren adamlara verilebilirdi. Prens Daemon, Fırtına Burnu’nun Beyaz Ulf’a, Casterly Kayası’nın ise Sert Hugh Hammer’a verilmesini önerdi. Deniz Yılanı dehşete düştü. “Eğer bu eski ve soylu haneleri yok edecek kadar zalim davranırsak Westeros’daki lordların yarısı bize düşman olur,” dedi Lord Corlys.

Kraliçeye, kocası ya da El’i arasında bir tercih yapma durumu oluştu. Kraliçe de orta yolu bulmaya karar verdi. İşgalcinin kardeşlerini öldürdükten sonra Fırtına Burnu’na ve Casterly Kayası’na elçiler yollayıp afları için makul şartlar önerecekti. “İşgalcinin kardeşleri öldükten sonra geri kalanlar bize diz çöker. Ejderhalarını öldürün. Böylece ejderhaların kafasını taht salonundaki duvarlara asabileyim. Yıllar boyunca buraya gelen herkes onlara baksın ve ihanetin bedelini öğrensinler.”

Hiç şüphesiz Kral’ın Şehri müdafaasız bırakılmamalıydı. Kraliçe Rhaenyra ejderhası Syrax ile birlikte oğulları Aegon ve Joffrey ile şehirde kalacaklardı. Çocuklarını riske atamazdı. On üç yaşındaki Joffrey kendisini savaşta ispatlamak için çok hevesliydi. Ancak annesiyle birlikte Kızıl Kale’yi bir saldırı anında Tyraxes ile savunması gerektiğini söylediklerinde Joffrey şehirde kalmayı kabul etti. Deniz Yılanı’nın varisi Addam Velaryon da ejderhası Seasmoke ile birlikte şehirde kalacaktı. Kral’ın Şehri’ni savunmak için üç ejderha yeterliydi. Diğer ejderhalar ise savaşa gideceklerdi.

Prens Daemon ejderhası Caraxes’e binip yanında Kuzu Hırsızı ve Nettles ile birlikte Üç Dişli Mızrak’a gidecek ve Prens Aemond’ı arayacaktı. Prens Aemond ve ejderhası Vhagar’ı bulup bu işe artık bir son verecekti. Beyaz Ulf ve Sert Hugh Hammer, Kral’ın Şehri’nin güneybatısında elli fersah uzaklıkta yer alan Tumbleton’a gideceklerdi. Burası şehir ve Hightower ordusu arasındaki kraliçeye sadık son kaleydi. Amaçları kasabayla kaleyi savunmak ve Prens Daeron ile ejderhası Tessarion’u yok etmekti.

Prens Daemon ve esmer kız Nettles uzunca bir süre Tek Göz Aemond’ı aradılar. Ancak çabaları sonuçsuz kaldı. Lord Manfryd Mooton kasabasının Vhagar’ın dehşetine uğramasından korkuyordu. Bu yüzden Prens Daemon ve Nettles’ı kasabasına davet etti. Böylece Bakire Havuzu onların üssü oldu. Prens Aemond ise oraya saldırmak yerine Ay Dağları’nın bayırlarında yer alan Stonyhead’e saldırdı; Yeşil Çatal’daki Sweetwillow ve Kızıl Çatal’daki Sallydance’e saldırdı; Bowshot Köprüsü’nü yakıp kül etti. Old Ferry ve Crone’s Mill’i ateşe verdi. Bechester’daki kiliseyi yok etti. Ancak her seferinde Prens Daemon ve Nettles gelmeden ortadan kayboluyordu. Vhagar hiçbir yerde çok uzun durmuyordu. Bu yüzden saldırdığı yerdeki hayatta kalan insanlar ejderhanın hangi yöne konusunda emin olamıyorlardı.

Her şafak vaktinde Caraxes ve Kuzu Hırsızı, Bakire Havuzu’ndan havalanıp nehir topraklarının üstünde geniş daireler çizerek Vhagar’ı arıyorlardı fakat hava karardığında aramaları sonuçsuz bir şekilde geri dönüyorlardı. Lord Mooton ejderha sürücülerinin Vhagar’ı ararken ikiye ayrılmalarını önerecek kadar cüretkar davrandı. Prens Daemon ise bu öneriyi reddetti. Vhagar, Fatih Aegon ve kız kardeşleri ile birlikte Westeros’a gelen üç ejderhadan biriydi ve tek hayatta kalanıydı. Yüz yıl önceki halinden daha yavaş olmasına rağmen neredeyse Kara Dehşet Balerion kadar gelişmişti. Ateşi taşı eritecek kadar sıcaktı. Ne Caraxes ne de Kuzu Hırsızı vahşilik yönünden onun dengi olamazdı. İkisi bir olursa anca o zaman Vhagar’a karşı koymaya umutları olabilirdi. Bu yüzden Prens Daemon gece gündüz kalede ve havada Nettles’ı yanından hiç ayırmadı.

Tüm bunlar olurken güneyde, Mander’in güçlü pazar kasabası Tumbleton’da savaş başlıyordu. Kasabanın yukarısında yer alan kale sağlam fakat küçüktü. Kalenin garnizonu kırktan fazla değildi. Ancak binlerce adam Acı Köprü’den, Uzun Masa’dan ve daha da güneyden geliyorlardı. Nehir lordlarının da gelmesiyle iki kuvvet birleşti ve sayıları daha da arttı. Azimleri de sağlamlaştı. Tumbleton’da Kraliçe Rhaenyra’nın sancağı altında toplanan kuvvetlerin sayısı yaklaşık dokuz bindi. Ancak Lord Hightower’ın ordusu çok daha fazlaydı. Hiç şüphe yok ki Vermithor ve Gümüş Kanat’ın gelmesi Tumbleton’ı savunanlar tarafından çok hoş karşılanmıştı. Ancak oradaki insanları bekleyen dehşeti çok az kişi biliyordu.

Tumbleton İhaneti’nin tam olarak ne zaman, nasıl ve ne sebeple yaşandığı tartışma konusudur. Muhtemelen de gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Görünüşe göre Lord Hightower’ın ordusundan kaçıp kasabaya akın eden insanların bir kısmı aslında Hightower’ın ordusunun bir parçasıydı. Kasabayı müdafaa edenlerin arasına sızmaları için gönderilmişlerdi. Ancak Sör Beyaz Ulf ve Sör Hugh Hammer da taraflarını değiştirmeseydi ilk yaşanan ihanet çok da büyük bir ihanet sayılmayacaktı.

İki adam da okuma yazma bilmedikleri için İki Hain’i(Tarih onları böyle isimlendirdi) yaptıkları şeye sevk edenin ne olduğunu asla bilemeyeceğiz. Ancak Tumbleton Savaşı hakkında daha fazla bilgiye sahibiz. Kraliçeye bağlı altı bin savaşçı Lord Hightower’la savaşmak için dizilmişlerdi. Bir süre cesurca savaştılar fakat Lord Ormund’un okçuları tarafından atılan ok yağmuru saflarının zayıflamasına neden oldu. Koşum atlarıyla yapılan kuvvetli saldırı ise kraliçenin adamlarını dağıttı. Hayatta kalanlar geri çekilerek kasabanın içine girdiler. Hayatta kalanların çoğunun kasaba duvarlarının içinde güvenliği sağlandığından, Virane Roddy ve Kış Kurtları arka kapıdan saldırıya geçtiler. Düşmanın sol kanadına saldırırken kuzeylilere özgü dehşetli savaş nidaları attılar. Yarattıkları bu kargaşa ortamında kendi sayılarının on kat fazlasıyla mücadele ettiler. Bunlar olurken Lord Ormund Hightower ise savaş atının üstünde oturuyordu. Yanında Kral Aegon’un ve Eski Şehir ile Hightower’ın sancakları dalgalanıyordu. Şarkıcıların söylediğine göre Lord Roderick parçalanmış kalkanı ve kırık miğferiyle savaşırken baştan aşağı kanla kaplıydı. Ancak o kadar kendinden geçmişti ki aldığı yaraları hissetmiyor gibiydi. Lord Ormund’un kuzeni Sör Bryndon Hightower kendisini kuzeyli adamla derebeyinin arasına koydu.Uzun baltasıyla dehşetli bir darbe vurarak Lord Roderick’in kolunu omzundan koparıp attı ama Barrowton Lordu yine de savaşmaya devam etti. Ölmeden önce Sör Bryndon ve Lord Ormund’u öldürmeyi başardı. Lord Ormund’un sancakları yıkıldı ve kasabada yaşayan insanlar savaşın gidişatının değiştiğini düşünerek sevinç nidaları attılar. Tessarion’un ortaya çıkması bile onları korkutmadı çünkü kendi taraflarında savaşan iki ejderha vardı. Ancak Vermithor ve Gümüş Kanat havalanıp Tumbleton’a ateş yağdırmaya başladığında bütün sevinç nidaları çığlığa dönüştü.

Tumleton baştan aşağı tamamen yandı; dükkanlar, evler, septler, insanlar, her şey. Adamlar gözetleme kulerinden ve siperlerden yanarak aşağı düştüler. Bazı insanlar ise sokaklarda yandılar ve sendeleyerek feryat ettiler. Bu şekilde canlanan meşaleler gibi gözüküyorlardı. İki Hain kasabayı bir uçtan diğer uca kadar yaktı. Daha sonra ise Westeros tarihinde eşi benzeri görülmemiş bir yağmalama yaşandı. Güzel ve refah pazar kasabası Tumbleton baştan aşağı yanıp kül olmuştu. Bir daha asla tekrar inşa edilemeyecekti. O gün binlerce kişi yanarak can verdi. Daha fazlası ise kaçıp nehirde yüzmeye çalışırken boğuldu. Bazıları bu şekide ölenlerin talihli olduğunu söyledi çünkü hayatta kalanlara hiç merhamet gösterilmemişti. Lord Footly’nin adamları kılıçlarını atarak teslim oldular fakat hepsi bağlandı ve kafaları kesildi. Alevlerden sağ kurtulan kasabalı kadınlara defalarca tecavüz edildi. Hatta sekiz ve on yaşındaki kızlar bile tecavüze uğradı. Yaşlı adamlar ve genç oğlanlar kılıçtan geçirildi. Ejderhalar ise onların çarpık ve duman tüten cesetleriyle karınlarını doyurdu.

Bu olaylar yaşanırken Nessaria denen tacir gökesi Ejderhakayası limanına erzak ve onarım yapmak için gelmişti. Mürettebatın dediğine göre fırtına yönlerini değiştirmeden önce Pentos’dan Eski Volantis’e geri dönüyorlardı. Denizlerde böyle tehlikeler yaşanırdı fakat Volantisliler anlattıkları hikayenin sonuna şaibeli bir şey daha eklemişlerdi. Nessaria batı yönüne doğru kürek çekerken büyük Ejder Dağı batan güneşin karşısında görünmüştü. Denizciler iki ejderhanın savaştığını görmüşlerdi. Ejderhaların kükremeleri dumanlı dağın doğu kanadında yer alan dik siyah kayalıklarda yankılanmıştı. Bu hikaye, Ejderhakayası’ndaki herkesin haberi oluncaya kadar rıhtımdaki her meyhanede, handa ve genelevde defalarca ve yer yer değiştirilerek anlatıldı.

Ejderhalar Eski Volantis’deki insanlara göre mucize gibidirler. İki tanesini savaşırken görmek ise Nessaria’daki denizcilerin bir daha unutamayacağı bir olaydır. Ejderhakayası’ndaki insanlar böyle yaratıklarla doğup büyüyordu ama denizcilerin anlattığı bu hikaye ilgilerini çekmişti. Ertesi sabah bölgenin yerlisi olan balıkçılardan bazıları kayıklarına binip Ejder Dağı’nın çevresini dolaştılar. Anlattıklarına göre dağın tabanında ölen ejderhadan geriye yanmış ve parçalanmış kalıntılar kalmıştı. Cesedin kanatlarının ve pullarının renginden anlaşıldığı üzere ejderha Gri Hayalet’ti. Ejderha yerde parçalanmış ve ikiye ayrılmış bir şekilde yatıyordu ve bir bölümü yenmişti.

Kraliçenin Ejderhakayası’ndan ayrılmadan önce kale kumandanı yaptığı herkesçe tanınan sıcakkanlı şişman şövalye Sör Robert Quince bu haberi duyunca olaydan Yamyam’ı sorumlu tuttu. Herkesin hem fikir olduğu üzere Yamyam kendinden daha küçük ejderhalara saldırmasıyla tanınırdı ama bu şekilde vahşice saldırdığı çok nadir olmuştu. Balıkçılardan bazıları ejderhanın onlara da saldıracağından korktular. Sör Robert Quince’den şövalyelerini ejderhanın yuvasına gönderip öldürmesini istediler. Kale kumandanı bu öneriyi kabul etmedi. “Onu rahatsız etmezsek Yamyam da bizi rahatsız etmez,” dedi. İşi garantiye almak için Gri Hayalet’in cesedinin çürüdüğü Ejder Dağı’nın doğu yakasındaki sularda balıkçılığı yasakladı.

Bu sırada Karasu Koyu’nun batı kıyılarında yer alan Kral’ın Şehri’ne Tumbleton savaşının ve ihanetinin haberi geldi. Dul Kraliçe Alicent’in haberi duyduktan sonra güldüğü ve “Tüm ektiklerini biçecekler,” dediği söylenir. Demir Taht’taki Rhaenyra’nın ise beti benzi atmıştı. Şehir kapılarının kapatılmasını ve sürgülenmesini emretti. Bundan böyle kimsenin şehre girmesine ya da şehirden ayrılmasına izin verilmeyecekti. “Döneklerin şehrime sızıp kapıları isyancılara açmasına izin vermeyeceğim,” dedi kraliçe. Lord Ormund’un ordusu ertesi sabah ya da bir gün sonra şehir duvarlarının dışına gelebilirlerdi; hainler, ejderha tohumları ise daha erken varabilirlerdi.

Bu ihtimal Prens Joffrey’i heyecanlandırdı. “Bırak gelsinler,” dedi. “Onlara Tyraxes ile karşı koyarım.” Oğlunun bu sözü üzerine annesi telaşa düştü. “Hayır karşı koymayacaksın. Savaşmak için yaşın çok genç.” Kraliçe bu sözü söylemesine rağmen siyah konsey ile birlikte yaklaşan düşmana nasıl karşı koyacaklarını tartışırken oğlunun konseyde kalmasına müsaade etti.

Kral’ın Şehri’nde altı ejderha kalmıştı ama sadece bir tanesi Kızıl Kale’nin duvarları arasındaydı. O ejderha da kraliçenin dişi ejderhası Syrax idi. Dış avludaki ahırda bulunan atlar çıkarılmış ve orası Syrax için bırakılmıştı. Zemine ağır zincirlerle bağlanmıştı. Zincirler ejderhanın ahırdan bahçeye gelmesine yetecek kadar uzun olsa da sürücüsüz bir şekilde uçmasına engeldi. Syrax uzun zamandır zincirlere alışkındı. Çünkü sivil savaştan önce yıllar boyunca avlanmamıştı ve bu şekilde gayet iyi besleniyordu.

Diğer ejderhalar ise Ejderha Çukuru’ndaydılar. Kral Zalim Maegor bu devasa yapıyı ejderhaları koymak için yaptırmıştı. Büyük kubbesinin altında Rhaenys Tepesi’nin taşlarından oyulma çember şeklinde kırk tane mahzen vardı. Bu insan yapımı mağaralar kalın demir kapılar tarafından kapatılmıştı. İç kapılar çukur kumlarına doğru bakıyordu. Dış kapı ise tepenin yamaçlarına açılıyordu. Caraxes, Vermithor, Gümüş Kanat ve Kuzu Hırsızı savaşa gitmeden önce yuvalarını buraya yapmışlardı. Bu durumda beş ejderha kalmıştı; Prens Joffrey’nin Tyraxes’i, Addam Velaryon solgun gri renkli ejderhası Seasmoke, Prenses Jaehaera(şehirden kaçtı) ve ikizi Prens Jaehaerys’e(öldürüldü) bağlı genç ejderhalar Morghul ve Shrykos bulunuyordu. Son olarak da sevgili Kraliçe Helaena’ya bağlı Dreamfyre vardı. En azından bir ejderha sürücüsünün çukurda ikamet etmesi uzun zamandır onların gelenekleriydi. Amaçları eğer yardıma ihtiyaç duyulursa şehrin savunmasını arttırmaktı. Kraliçe Rhaenyra oğullarını yanında tuttuğu için bu görev Addam Velaryon’a düşmüştü.

Ancak şimdi de siyah konseydeki sesler Sör Addam’ın sadakatini sorgulamak için yükselmişti. Ejderha tohumları Sör Beyaz Ulf ve Hugh Hammer düşmanın tarafına geçmişlerdi. Aralarındaki tek hainler onlar mıydı? Peki Hull’lu Addam ve Nettles? Onlar da piç doğumluydu. Onlara güvenilebilir miydi?

Lord Bartimos Celtigar güvenilmeyeceğini düşündü. “Piçler doğaları gereği haindirler,” dedi. “Bu onların kanında var. Normal insanlara sadakat nasıl kolayca gelebiliyorsa piçlere de ihanet kolayca gelir.” İki piç doğumlu ejderha sürücüsünün düşmanın tarafına geçmeden önce derhal yakalanmaları gerektiği konusunda ısrar etti. Adamın görüşlerine diğerleri de katıldı. Aralarında Şehir Gözcüleri’nin Lord Kumandan’ı Sör Luthor Largent ve Kraliçe Muhafızları’nın Lord Kumandanı Sör Lorent Marbrand da vardı. Beyaz Liman’dan gelen korkusuz şövalye Sör Medrick Manderly ve şişman zeki kardeşi Sör Torrhen bile kraliçeyi şüphelendirdi. “En iyisi riske girmemek,” dedi Sör Torrhen. “Düşmanımız fazladan iki ejderha daha kazanırsa savaşı kaybederiz.”

Sadece Lord Corlys ejderha tohumunu savundu. Sör Addam ve kardeşi Alyn’in “Gerçek Velaryonlar” olduğunu ve Driftmark’ın varisi olmaya layık olduklarını açıkladı. Nettles’ın ise kirli ve çirkin bir kız olmasına rağmen Geçit Savaşı’nda yiğitçe savaştığını söyledi. Lord Celtigar “İki hain de yiğitçe savaşmışlardı,” diyerek karşı çıktı.

Kraliçe El’inin coşkulu itirazları beyhude bir çabaydı. Kraliçenin korkuları ve şüpheleri canlanmıştı. Şimdiye dek o kadar ihanete uğramıştı ki herkese inanacak durumdaydı. İhanetin artık onu şaşırtacak bir gücü kalmamıştı. İhaneti herkesten bekler bir haldeydi. Hatta en çok sevdiği kişilerden bile.

Kraliçe Rhaenyra emir vererek Sör Luthor Largent’in yirmi tane altın pelerinli alarak Ejderha Çukuru’na gitmesini ve Sör Addam Velaryon’un tutuklanmasını istedi. Bu yüzden bu ihanet kraliçenin yıkımına neden olacak daha fazla ihanetin oluşmasına neden oldu. Kraliçeden aldıkları emirle harekete geçen Sör Luthor Largent ve altın pelerinliler Rhaenys Tepesi’ne tırmandılar. Gittiklerinde Ejderha Çukuru’nun kapıları önceden açılmıştı ve solgun gri renkli ejderha burun deliklerinden duman çıkararak kanatlarını açıp havalandı. Sör Addam Velaryon kaçması için önceden uyarılmıştı. Yakalama girişimi başarısızlıkla sonuçlanan Sör Luthor sinirlenmişti. Derhal Kızıl Kale’ye geri döndü. El Kulesi’ne gidip yaşlı Lord Corlys’i yakaladı ve onu vatan hainliğiyle suçladı. Yaşlı adam inkar etmedi. Dövülerek bağlanmasına rağmen sesini çıkarmadı. Daha sonra zindanlara götürüldü ve duruşmasıyla idamı gerçekleşene kadar beklemesi için kara hücrelerden birine atıldı.

[size=large][color=#FF0000]8.Bölüm Sonu[/color][/size]


#92

Ellerine sağlık güzel çalışma kaç bölüm daha var acaba heyecanlandırmadan bizi geri kalanınıda yayınlarsan çok seviniriz tekrar teşekkürler


#93

Kitapta bölüm yok. Çevirip buraya koyarken bölüm olarak ayırdım. Ama yarısını geçtim. Tahminen 13 veya 14.bölümde biter.


#94

kaç günde bir koyarsın ?


#95

Eline sağlık :).
Ayrıca sona az kaldı… winter is comning… :D.


#96

Hikayenin sonunda ne olacağını bilmeme rağmen çeviri çok başarılı bir çalışmanın ürünü olduğu belli sürükleyici ve yinede yeni şeyler öğreniyoruz sabırsızlıkla geri kalanı bekliyoruz


#97

2-3 günde bir


#98

Ellerine sağlık kardeşim. İngilizcem olsa verdiğin linkten okuyacaktım ama İngilizce olmayınca seni bekler oldum. Sen olmasan meraktan ortada kalırdım. Allah razı olsun senden…


#99

Çok duygulandım . Kötü :((


#100

eline sağlık