(Çeviri Tamamlandı) Prenses ve Kraliçe


#121

Forumun bir yerinde okumuştum ama hatırlayamadığım için buraya yazıyorum.
2009 yılında yazılan entry’de; The Tales of Dunk and Egg serisinin(The Hedge Knight, The Sworn Sword ve The Mystery Knight) epsilon tarafından çevrileceği söyleniyordu.
Ancak dün epsilon yetkilileriyle görüştüm ve böyle bir çalışmalarının olmadığını söylediler.
Zaten çeviricek olsalardı 2009’dan beri çoktan çevirmişlerdi.
Ön sevişmeyi geçtiğimize göre asıl söylemek istediğime geliyorum; biri şu üçlemeyi Türkçe’ye çevirirse ne güzel olur.


#122

en manyak bölümdü bu.


#123

@Jesare bu sitede ararsan çevrilmişini bulursun bi internet sitesinde pdf şeklinde üçü de var dunk ve egg’in hikayelerini aratırsan orda bi yerde vardı
[hr]
@Jesare http://www.dosya.tc/server21/Crq4mP/tale...g.zip.html burdan indirebilirsin :slight_smile:


#124

Bu yayın evlerinde çok gereksiz insanlar çalışıyor.Aptal aptal kitaplar var piyasada hem bu kitabın serisi çok satıyor ama çıkarmıyo liseliler.

@Lanre teşekkürler çok güzel gidiyosun kardeşim


#125

Bölüm ne uzundu be. İlk kez okurken doydum.

Syrax Rhaenyra’ı Ejderha Kayası’na taşımamış mıydı ya? Hatta Aegon, Rhaenyra’yı Syrax’a yedirdi diye biliyordum. Hatta Aegon III’a bu yüzden Ejderfelaketi demiyorlar mıydı? Syrax öldüyse nasıl oldu? Kafamda deli sorular…


#126

@Sylar7887 orta dünyadan da çevrilmemiş bir sürü hikaye ve roman var.
fantastik eserler bizim ülkemizde hala altarın oğlu tarkan düzeyinde.


#127

Hayır Syrax’i Kızıl Kale’nin avlusunda bulunan ahıra bağlamışlardı. Diğer ejderhalar da Ejderha Çukuru’ndaydı.

Diğer yazdıklarını keşke spoiler’a alsaydın :smiley: Syrax orda çukurda ölüyor. Zaten Aegon 2, kraliçenin ejderhasını kontrol edemez. Olayı yanlış hatırlıyosun sanırım. Syrax kesin öldü yani. Neler olacağı ilerleyen bölümlerde açıklığa kavuşacak. 2 bölüm kaldı zaten.


#128

Güzel çeviri eline sağlık bir anda gelecek gözümün önüne geldi :smiley:

Rhaenyra saçma hareketler ve kararlar vermiş, Cersei’nin neler yaptığı malum :smiley: R’hllor bizi bir Kraliçeden daha korusun.


#129

Donanım haber de 3 kitabın da çevirisi yapıldı orada cypon nickli arkadaşa mesaj atarsan pdf olarak yollar


#130

4 bölüm birikmişti. Bir çırpıda okudum hepsini.
Çok güzel olmuş böyle oözet gibi de :slight_smile:
Tekrar verdiğin emek için teşekkürler Anıl :slight_smile:

SM-N9000Q cihazımdan gönderildi


#131

11.Bölüm

Tüm bunlar olurken Tumbleton’da da çok büyük olaylar yaşanıyordu. Bu yüzden şimdi bakışımızı oradaki olaylara çevirmemiz gerekir. Kral’ın Şehri’ndeki kargaşanın haberi Prens Daeron’un ordusuna ulaştığında birçok genç lord bir an önce Kral’ın Şehri’ne ilerlemek istedi. Böyle düşünenler arasında ordunun rütbelileri Sör Jon Roxton, Sör Roger Corne ve Lord Unwin Peake de vardı. Sör Hobert Hightower , fikrini temkinli davranmaları yönünde belirtti. İki Hain ise istekleri yerine getirilmedikçe saldırıya geçmeyeceklerini bildirdiler. Beyaz Ulf bütün gelirleri, toprakları ve kalesiyle birlikte Yüksek Bahçe’yi istiyordu. Hugh Hammer’ın ise kral olmaktan daha düşük bir beklentisi yoktu.

Aemond Targaryen’in Harrenhal’da öldüğünün haberi geldikten sonra bu anlaşmazlıklar daha da kızıştı. Kral’ın Şehri düştüğünden beri Kral Aegon II’den hiçbir haber alınamamıştı. Bazıları Rhaenyra’nın gizlice kralı öldürmüş olmasından korkuyordu. Akraba katili olarak suçlanmamak için de kralın cesedini sakladığını düşünüyorlardı. Kralın kardeşi Aemond’ın da ölümüyle birlikte yeşiller kendilerini lidersiz ve kralsız bir halde buldular. Taht sırasında artık Prens Daeron bulunuyordu. Lord Peake oğlanın bir an önce Ejderha Kayası lordu olarak ilan edilmesi gerektiğini düşündü. Kral Aegon II’nin öldüğünü düşünen diğer insanlar ise tacı Daeron’un takmasını istediler.

İki Hain de bir krala ihtiyaç duyulduğunu düşünüyordu. Ancak istedikleri kral Daeron Targaryen değildi. “Bize güçlü bir adam liderlik edebilir. Yeniyetme bir oğlan değil,” dedi Hugh Hammer. “Taht benim olmalı.” Cesur Jon Roxton adama hangi hakka dayanarak kendini kral ilan ettiğini sordu. “Fatih Aegon ile aynı hakkı dayanarak. Ejderha hakkı,” diye yanıt verdi Lord Hammer. Gerçekten de Vhagar’ın ölümüyle birlikte Westeros’un en büyük ve en yaşlı ejderhası artık Vermithor’du. Bir zamanlar Yaşlı Kral’ın ejderhası olan Vermithor’un yeni sürücüsü piç doğumlu Sert Hugh’du. Vermithor, Prens Daeron’un dişi ejderhası Tessarion’dan üç kat daha büyüktü. İki ejderhaya da bakan herkes Vermithor’un çok daha dehşetli bir ejderha olduğunu anlayabilirdi.

Hammer’ın hırsı alt tabaka doğumlu birine göre çok uygunsuz olsa da adamın Targaryen kanı taşıdığı inkar edilemezdi. Ayrıca gücünü savaşta kanıtlamıştı ve kendisini destekleyen takipçilerine karşı cömert davranıyordu. Bu şekilde ganimetler vermek cesetlerin sinekleri çekmesi gibi bazı insanları da kendi liderlerine yaklaştırırdı. Hiç şüphe yok ki en kötü insanlar bu tarz insanlardan oluşuyordu: paralı askerler, haydut şövalyeler, ailesi olmayan doğuştan savaşmayı seven ve sırf kendisi için yağmalama yapıp bu uğurda yaşayan ayaktakımı gibi.

Eski Şehir ve Yüksek Bahçe’nin lordları Hain’in bu kibirli tavırlarından ve isteklerinden rahatsızlık duydular ancak hiçbiri Prens Daeron Targaryen kadar sinirlenmedi. Adamın niyetini öğrenen prens o kadar öfkelenmişti ki Sert Hugh’un suratına dolu bir şarap kadehi fırlattı. Lord Beyaz bu hareket karşısında sadece omuz silkti. Lord Hammer ise, “Yetişkinler konuşurken çocuklar terbiyeli davranmayı öğrenmeli. Görünüşe göre baban seni yeterince dövmemiş. Dikkatli davran yoksa babanın eksiğini kapatırım.” dedi. Ardından İki Hain oradan ayrılıp Hammer’ın taç giyme töreni için birlikte plan yapmaya başladılar. Ertesi gün Sert Hugh’un demirden yapılma siyah bir taç taktığı görüldü. Bu durum Prens Daeron ve onun meşru şövalyeleriyle lordlarının öfkelenmesine neden oldu.

Bu şövalyelerden Sör Roger Corne, tacı Hammer’ın kafasından almaya çalışacak kadar cesur davranabildi. “Taç takıyor olman kral olduğun anlamına gelmez,” dedi. “Taç yerine kafana at nalı takmalısın demirci.” Şövalyenin bu yaptığı aptalca bir hareketti ve Lord Hugh’un hiç hoşuna gitmemişti. Verdiği emir üzerine adamları Sör Roger’ı yere yatırdılar. Demircinin piçi Hammer, şövalyenin kafasına üç tane at nalı çaktı. Şövalyenin arkadaşları olaya müdahale etmeye çalıştıkları zaman kılıçlar ve hançerler çekildi. Olay yatıştığında bir düzine yaralı vardı ve üç kişi de ölmüştü.

Prens Daeron ve sadık lordları için bu kadarı artık fazlaydı. Bu olayın ardından Lord Unwin Peake ve biraz isteksiz de olsa Hobert Hightower, on bir lordu ve bir grup şövalyeyi Tumbleton’da bulunan bir hanın mahzeninde gizlice konsey kurmak için çağırdı. Konseyde, ejderha sürücülerinin bu davranışlarını nasıl dizginleyebileceklerini tartıştılar. Zamanının çoğunu sarhoş geçiren ve kılıçta pek yeteneği olmayan Beyaz’dan kurtulmanın çok zor olmayacağı konusunda hemfikirdiler. Ancak Hammer daha büyük bir tehlike teşkil ediyordu. Son zamanlarda adamın çevresinde onun davasını destekleyen yaltakçıları, kamp takipçileri ve paralı askerler bulunuyordu. Beyaz’ı öldürüp Hammer’ı sağ bırakmak pek işlerine gelmezdi. Lord Peake önce Sert Hugh’un ölmesi gerektiğini belirtti. Toplanan lordlar Kanlı Diken isimli hanın altında uzunca ve gürültülü bir şekilde bu işin en iyi nasıl çözülebileceğini tartıştılar.

“Herkes öldürebilir,” dedi Sör Hobert Hightower. “Peki ejderhalar ne olacak?” Sör Tyler Norcross, Kral’ın Şehri’ne büyük bir kargaşa hakim olduğu için Demir Taht’ı geri alabilmek için Tessarion’un tek başına yeterli olacağını söyledi. Lord Peake ise Vermithor ve Gümüş Kanat ile zaferin kesin olacağını belirtti. Marq Ambrose şehri tekrar alıp zaferi kesinleştirdikten sonra Beyaz ve Hammer’ı öldürmelerini önerdi. Ancak Richard Rodden böyle bir davranışın onursuzca olacağını söyledi. “Bu adamların bizle savaşmasını istedikten sonra onları öldüremeyiz.” Cesur Jon Roxton anlaşmazlığı çözmeye çalıştı “O zaman piçleri şimdi öldürelim,” dedi. “Daha sonra da aramızdaki en cesur adamlar ejderhalara binip savaşa onlarla gitsin.” Mahzende bulunan hiç kimse Roxton’un kendisinden bahsettiği konusunda şüphe duymadı.

Prens Daeron konseyde bulunmamasına rağmen Dikenler onun rızası olmadan harekete geçmek istemiyordu. (Konseyde bulunan on üç lord Dikenler olarak isimlendirilmişti.) Cider Hall lordu Owen Fossoway’den karanlıktan istifade ederek Prens Daeron’un yanına gitmesi ve prensi uyandırıp mahzene getirmesi istendi. Böylece konseydeki komplocu lordlar yaptıkları planlar hakkında prensi bilgilendirebilirlerdi. Lord Unwin Peake, Sert Hugh Hammer ve Beyaz Ulf’un infazına dair belgeyi prense sunduğunda bir zamanlar uysallığıyla tanınan prens hiç tereddüt etmedi ve son derece istekli bir biçimde mührünü bastı.

İnsanlar planlar yapıp entrikalar çevirebilir ve komplolar kurabilirlerdi. Ancak bunların gerçekleşmesi için tanrılara dua da etmeliydiler. Çünkü insanlar tarafından yapılan hiçbir plan tanrıların isteği dışında gerçekleşememiştir. İki gün sonra, yani Dikenler’in saldırıyı gerçekleştirmeyi planladıkları gece, Tumbleton çığlıklar ve haykırışlar içinde uyandı. Kasabanın duvarları dışında bulunan kamplar yanıyordu. Dizi dizi zırhlı şövalye kuzeyden ve batıdan akın akın gelip önceki kıyımın intikamını alıyordu. Havadan ok yağarken tepelerine kızgın ve dehşetli bir ejderha indi.

Böylece İkinci Tumbleton Savaşı başlamış oldu.

Gelen ejderha Seasmoke’du. Sırtında ise bütün piçlerin dönek olmadığını kanıtlamak isteyen Addam Velaryon vardı. İki Hain’in yaptıkları ihanet Addam’ın da lekelenmesine neden olmuştu. Ve şimdi Tumbleton’u onlardan geri almaktan daha güzel bir şey olabilir miydi? Şarkıcılar, Addam Velaryon’un Kral’ın Şehri’nden kaçtıktan sonra Tanrı Gözü’ne gittiğini söylediler. Anlatılana göre kutsal Yüz Adaları’na giden adam burada Yeşil Adamlar’la görüşüp onlara akıl danışmıştı. Ancak biz kesin emin olduğumuz bilgilerle yetinmeliyiz. Sör Addam, daha uzaklara uçup kraliçeye sadık lordların kalelerine gitmiş ve orduyu tekrar bir araya getirmeye çalışmıştı.

Üç Dişli Mızrak civarındaki topraklarda hali hazırda birçok savaş ve çatışma yaşanmıştı. Savaşa dahil olmamış çok az sayıda köy ve kale bulunuyordu fakat Sör Addam Velaryon kararlı, amansız ve ağzı iyi laf yapan bir delikanlıydı. Ayrıca nehir lordları Tumbleton’un başına gelen felaketten de haberdarlardı. Bu yüzden Sör Addam, Tumbleton’a saldırmaya hazır olduğunda arkasında onu destekleyenlerin sayısı dört bindi.

Tumbleton’ın dışında kamp kuran büyük ordu, düşmanından sayıca daha kalabalıktı fakat çok uzun zaman tek bir mekanda kalmışlardı. Ordunun disiplini azalmış ve kampta hastalıklar yayılmaya başlamıştı. Lord Ormund Hightower’ın ölümü orduyu lidersiz bırakmıştı ve onun yerine komutaya geçmek isteyen lordlar birbiriyle anlaşmazlık içindeydiler. Aralarında yaşanan rekabete ve çatışmaya kendilerini o kadar kaptırmışlardı ki gerçek düşmanlarını unutmuşlardı. Sör Addam’ın gerçekleştirdiği bu gece saldırısı hepsini hazırlıksız yakalamıştı. Prens Daeron’un ordusu daha savaşın içinde olduklarını bile anlamadan düşman aralarına girmişti. Onlar sendeleye sendeleye çadırdan çıkıp atlarına binmeye çalışırken ve zırhlarını giyip kılıç kemerlerini takmaya çalışırken Sör Addam’ın adamları düşmanlarını öldürmeye başladılar.

En büyük yıkımı oluşturan ise ejderhaydı. Seasmoke düşmanın üstüne defalarca çullanıp ateş yağdırdı. Çok geçmeden yüz kadar çadır alev aldı. Sör Hobert Hightower, Lord Unwin Peake ve Prens Daeron’un görkemli büyük çadırları bile yandı. Tumbleton kasabası da alevlere teslim oldu. İlk savaşta yanmayan evler, dükkanlar ve septler de ejderha alevi tarafından yutuldu.

Saldırı başladığında Daeron Targaryen çadırında uyuyordu. Beyaz Ulf ise kasabanın içindeydi. Kendi kullanımı için aldığı bir han olan Bawdy Badger’da sızıp kalmıştı. Sert Hugh Hammer da kasabadaydı. İlk savaşında ölen bir şövalyenin duluyla birlikte yataktaydı. Üç ejderha da kamp bölgesinin ötesinde kasaba duvarlarının dışındaydı.

Beyaz Ulf’u sızıp kaldığı yerde uyandırmaya yeltenseler de kimse uyandırmayı başaramadı. Masanın altına yuvarlanan adam bütün savaş boyunca horladı. Sert Hugh Hammer ise daha çabuk toparlandı. Yarı çıplak adam avluya giden yolun basamaklarını aceleyle indi. Çekicini, zırhını ve atını getirmelerini istedi. Böylece atla birlikte Vermithor’un yanına gidebilirdi. Seasmoke ahırları ateşe verirken Hammer’ın adamları verilen emirleri aceleyle yerine getiriyorlardı. Ancak o sırada Cesur Jon Roxton da avludaydı.

Sert Hugh’u gördükten sonra eline geçen şansı değerlendirmek istedi ve “Lord Hammer, başınız sağ olsun,” dedi. Adama doğru dönen Hammer öfkeli bir şekilde bakarak “Ne sebepten?” diye sordu. “Savaşta hayatınızı kaybettiniz,” diye yanıt verdi Cesur Jon. Sonra kılıcı Yetim Bırakan’ı çekti ve Hammer’ın karnına sapladı. Kılıcıyla adamı kasığından boğazına kadar yardı.

Hammer’ın öldüğünü gören bir düzine destekçisi hemen yanına toplandı. On adama karşı tek olunca Valyria çeliğinden yapılma Yetim Bırakan bile bir işe yaramazdı. Cesur Jon Roxton ölmeden önce üç adamı öldürmeyi başarabildi. Hugh Hammer’ın bağırsaklarının Jon’un kayıp düşmesine ve ölmesine neden olduğu söylenir. Ancak belki de bu detay gerçek olmak için fazla ironikti.

Prens Daeron Targaryen’in ölümü için ise birbiriyle çelişen üç hikaye anlatılır. Bunlardan en bilineni prensin çadırından yanan kıyafetleriyle birlikte sendeleyerek dışarı çıktığı ve burada Kara Trombo diye bilinen Myr’lı bir paralı asker tarafından suratı çivili sopayla ezilerek öldürüldüğüdür. Hikayenin bu versiyonu Kara Trombo tarafından uzak diyarlarda anlatılır. İkinci versiyonu ise ilkiyle az çok benzerlik taşımaktadır. Ancak prens bu hikayede çivili sopayla değil kılıçla öldürülmüştür. Öldüren kişi de Kara Trombo değil muhtemelen kimi öldürdüğünün farkına bile varmayan sıradan bir askerdir. Üçüncü hikayede yiğit delikanlı Cesur Daeron çadırından çıkmayı başaramamış ve yanan çadırın üstüne devrilmesi sonucu hayatını kaybetmişti.

Havada bulunan Addam Velaryon aşağısında yaşanan ve hengameye dönen savaşı görebiliyordu. Düşmanının tarafında bulunan üç ejderha sürücüsünden ikisi ölmüştü fakat Addam’ın bundan haberdar olmasının bir yolu yoktu. Hiç kuşkusuz diğer üç ejderhayı da görebiliyordu. Bağlı olmayan ejderhalar kasaba duvarlarının dışında bulunuyorlardı. Serbestçe uçmaları ve avlanmaları için bağlanmamışlardı. Vermithor ve Gümüş Kanat genellikle Tumbleton’un güney tarafındaki arazilerde birbirine dolanmış bir şekilde duruyorlardı. Tessarion ise prensin çadırından yüz metre bile uzakta olmayan kamp bölgesinde uyuyor ve orada besleniyordu.

Ejderhalar kan ve ateşten oluşmuş yaratıklardı. Çevrelerindeki savaşı duyan üç ejderha da hemen uyandı. Anlatılana göre Gümüş Kanat’a arbalet oku atılmıştı ve Vermithor’u yarı uykulu bir şekilde henüz yerdeyken alt etmeyi uman kırk kadar şövalye baltalarla, kılıçlarla ve mızraklarla ejderhanın çevresine kapanmıştı. Ancak bu aptallıklarını hayatlarıyla ödediler. Başka bir yerde ise Tessarion haykırıp alev atarak gökyüzüne havalandı. Addam Velaryon ejderhayı karşılamak için Seasmoke’u ona doğru çevirdi.

Ejderhaların pullarının büyük bir kısmı(tamamı değil) ateş geçirmezdir. Bu pullar, altında bulunan zedelenebilir eti ve kasları korurlar. Ejderha yaşlandıkça pulları daha da sertleşir, kalınlaşır ve daha fazla koruma sağlar. Ayrıca yaşlandıkça ateşleri de daha sıcak ve şiddetli olur.(Yumurtadan yeni çıkan ejderhalar samanları tutuşturabilecek kadar ateş üfleyebilirler fakat Balerion ve Vhagar’ın alevleri çeliği ve taşı eritebilecek şiddetteydi.) Bu yüzden iki ejderha ölümüne bir mücadeleye tutuştuğu zaman sıklıkla alev yerine diğer silahları tercih ederler: Demir kadar kara, kılıç kadar uzun ve jilet kadar keskin pençeleriyle savaşırlar. Bir şövalyenin çelik zırhını bile ezebilecek kadar kuvvetli çenelerini kullanırlar. Yük arabalarını parçalara ayıracak, savaş atlarının omurgalarını kıracak ve insanları on beş metre havaya savuracak kadar kuvvetli kamçı gibi kuyruklarıyla mücadele ederler.

Tessarion ve Seasmoke arasındaki mücadele ise biraz farklıydı.

Tarih, Kral Aegon II ve kız kardeşi Rhaenyra arasındaki mücadeleyi Ejderhaların Dansı olarak isimlendirmişti fakat ejderhalar sadece Tumbleton’da tam anlamıyla dans ettiler. Tessarion ve Seasmoke genç ejderhalardı. Bu yüzden diğer kardeşlerinden daha çeviktiler. İki ejderha da defalarca birbirlerine hücum ettiler ancak her defasında biri son anda yana kaydı. Kartal gibi yükselip şahin gibi saldıran ejderhalar birbirinin etrafında döndüler, ısırmaya çalıştılar, kükreyip ateş attılar fakat birbirine kenetlenip saldıramadılar. Bir ara bulutların arasında kaybolan Mavi Kraliçe, kısa bir an sonra Seasmoke’un arkasında belirip saldırıya geçti ve kuyruğunu yakmak için alev attı. Seasmoke aynı anda hemen yana yatıp keskin bir dönüş yaptı. Bir anlığına düşmanın altında kalan ejderha birden kıvrıldı ve Tessarion’un arkasından dolaştı. Yüzlerce insan Tumbleton’un çatılarından onları izlerken iki ejderha daha da yükseğe uçtu. Daha sonra orada bulunan insanlardan biri Tessarion ve Seasmoke’un bu uçuşunun savaş yerine dans gibi göründüğünü söyledi. Belki de öyleydi.

Vermithor havaya süzülüp kükrediğinde ise dans sona erdi.

Neredeyse yüz yaşındaki ejderha, diğer iki genç ejderhanın toplamı kadar iriydi. Büyük bronz kanatlara sahip Vermithor öfkeyle uçmaya başladı. Bir düzine kadar yara alan ejderhanın yaralarından sıcak kan tütüyordu. Sürücüsüz ejderha, dostuyla düşmanını ayıramıyordu. Bu yüzden öfkesini herkesten çıkardı. Sağa sola rastgele ateş üfledi ve ejderhaya mızrak atacak kadar cesur davranan insanların olduğu tarafa dönüp vahşice saldırdı. Vermithor kendisinden kaçmaya çalışan bir şövalyeyi atıyla dört nala giderken bile yakaladı. Alçak bir tepenin üstünde oturan Piper ve Deddings lordları, Bronz Öfke(Vermithor) tarafından fark edildikten sonra yaverleri, hizmetçileri ve yeminli kılıçlarıyla birlikte yanarak öldüler.

O gün savaş alanında bulunan dört ejderhadan sadece Seasmoke’un sürücüsü vardı. Sör Addam Velaryon oraya İki Hain ile ejderhalarını öldürmek ve sadakatini kanıtlamak için gelmişti. O ejderhalardan biri de aşağıdaydı ve savaşta Addam’ın yanında yer alan destekçilerine saldırıyordu. Seasmoke’un kendinden büyük ejderhanın dengi olmadığını iyi bilen Addam, yine de kendi adamlarını korumak zorunda olduğunu hissetmiş olmalıydı.

Bu seferki dans değil ölümüne bir mücadeleydi. Vermithor daha altı metre bile havalanamadan Seasmoke ejderhaya yukarıdan çarptı ve onu çamura yapıştırdı. İki ejderha çamurda yuvarlanıp feryatlar ederek birbirini parçalarken insanlar dehşet içinde kaçıştılar. Bazıları ise ejderhaların altında ezildi. Kuyrukları şaklayıp kanatları havayı dövdü ancak iki ejderha birbirine o kadar dolanmıştı ki ikisi de serbest kalamadı. Benjicot Blackwood mücadeleyi atının üstünde elli metre uzaktan izledi. Lord Blackwood yıllar sonra Vermithor’un cüssesinin ve ağırlığının Seasmoke’un onla mücadele edebilmesi için çok fazla olduğunu söyledi. Tam o sırada Tessarion havada belirip kavgaya katılmasaydı hiç şüphe yok ki Vermithor’un, gümüş rengindeki ejderhayı parçalara ayıracağını belirtti.

Bir ejderhanın kalbini kim bilebilir ki? Mavi Kraliçe’yi saldırıya geçiren sadece kana susamışlığı mıydı? Dişi ejderha, ejderhalardan birine yardım etmek için mi gelmişti? Öyleyse bile hangi ejderhaya yardım etmek istemişti? Bazıları ejderha ve ejderha sürücüsü arasındaki bağın ejderhanın kendi sahibinin sevgisini ve nefretini paylaşacak kadar derin olduğunu iddia eder. Peki burada hangisi dost, hangisi düşmandı? Sürücüsü olmayan bir ejderha, dostuyla düşmanını ayırt edebilir miydi?

Bu soruların cevaplarını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz. Tarihin bize anlattığı İkinci Tumbleton Savaşı’nda üç ejderhanın çamurun, kanın ve dumanın arasında kavga ettiğidir. Ölen ilk ejderha Seasmoke oldu. Dişlerini Seasmoke’un boynuna geçiren Vermithor, genç ejderhanın kafasını kopardı. Bronz rengindeki ejderha daha sonra çenesinde ganimetiyle birlikte havalanmaya çalıştı fakat parçalanmış kanatları ejderhanın ağırlığını kaldıramadı.Yere devrilen ejderha orada öldü. Mavi Kraliçe Tessarion, gün batımına kadar dayanabildi. Üç kere havalanmaya çalışan ejderha üçünde de başarısız oldu. Öğle vaktinden sonra ejderhanın acı çektiğini gören Lord Blackwood en iyi okçusunu çağırdı. Billy Burley olarak bilinen uzun yaycı ejderhadan yüz metre uzağa yerleşip(can çekişen ejderhanın alevlerinin ulaşamayacağı kadar mesafeye) yerde yatan çaresiz ejderhanın gözünü üç ok atarak vurdu.

Hava karardığında mücadele bitmişti. Nehir lordlarının kaybı yüzden azdı. Eski Şehir ve Menzil’den gelen ordu ise binden fazla adam kaybetmişti. Ancak nehir lordları kasabayı alamadığı için İkinci Tumbleton onlar için tam bir zafer sayılamazdı. Tumbleton’un duvarları hâlâ sağlamdı ve kralın adamları kasabaya çekilip kapıları kapatmışlardı. Kraliçenin kuvvetlerinin kasabaya girmesinin bir yolu yoktu çünkü kuşatma yapacak teçhizata sahip değillerdi ve Seasmoke ölmüştü.

Öyle bile olsa yine de düşmanlarından intikamlarını aldılar ve büyük bir kıyım yaptılar. Karışık ve düzensiz haldeki ordunun çadırlarını yaktılar, saman ve erzak taşıyan yük arabalarına el koydular, savaş atlarının dörtte üçünü ele geçirdiler, prenslerini katlettiler ve kralın tarafındaki iki ejderhanın da ölmesine sebep oldular.

Savaştan sonraki sabah Tumbleton’un duvarlarından dışarıya bakan insanlar düşmanlarının gitmiş olduğunu gördüler. Kasabanın dört bir yanına ise cesetler saçılmıştı. Onların arasında ölen üç ejderhanın cesedi de bulunuyordu. Hayatta kalan tek ejderha bir zamanlar İyi Kraliçe Alysanne’in sürdüğü Gümüş Kanat’tı. Savaş başladığında ejderha havalanmış ve aşağıdaki ateşlerden yükselen sıcak esintinin üstünde savaş alanında daireler çizerek uçmuştu. Gümüş Kanat karanlık çöktükten sonra ölen ejderhaların yanına indi. Şarkıcılar daha sonra Gümüş Kanat’ın burnuyla Vermithor’un kanadını üç kez kaldırıp sanki onu tekrar uçurmak istermiş gibi çabaladığını anlattılar ama bu muhtemelen bir masaldı. Ejderha, güneş doğduktan sonra arazide kayıtsızca uçmuş ve atların, insanların, öküzlerin yanmış kalıntılarını yemişti.

Dikenler’i oluşturan on üç kişiden sekizi ölmüştü. Ölenler arasında Lord Owen Fossoway, Marq Ambrose ve Cesur Jon Roxton vardı. Richard Rodden’ın da boynuna ok saplanmıştı ve ertesi gün o da öldü. Sör Hobert Higtower ve Lord Unwin Peake ile birlikte iki kişi daha hayatta kalmıştı. Sert Hugh Hammer ve onun kral olma hayalleri adamın ölümüyle son bulsa da diğer Hain hâlâ hayattaydı. Beyaz Ulf sızıp kaldığı yerden kalktıktan sonra son ejderha sürücüsü ve son ejderhanın sahibi olarak sadece kendisinin kaldığını gördü.

Beyaz Ulf’un Lord Peake’e “Hammer ve sizin oğlan öldü,” dediği söylenir. “Elinizde bir ben kaldım.” Lord Peake, adama niyetinin ne olduğunu sorduğunda Beyaz Ulf şöyle cevap vermişti “İstediğiniz gibi ilerleyelim. Siz şehri alırsınız ben de lanet tahtı alırım. Nasıl olur?”

Ertesi sabah Sör Hobert Hightower, Kral’ın Şehri’ne yapılacak saldırının detaylarını görüşmek için Beyaz Ulf’u ziyaret etti. Giderken de hediye olarak yanına iki fıçı şarap götürdü. Fıçılardan biri Dorne kırmızısı, diğeri ise Arbor altınıydı. Ayyaş Ulf sevmediği şarapları hiç ağzına sürmemesine rağmen adamın daha tatlı mahsullere düşkünlüğü biliniyordu. Sör Hobert hiç kuşkusuz kendi Dorne kırmızısını içerken Lord Ulf’un ise Arbor altınını kafasına dikmesini beklemişti. Ancak Hightower’ın bazı hareketleri Beyaz’ın kuşkulanmasına neden oldu. Yaverinin anlattığına göre Hightower terlemiş, kekelemiş ve fazla candan davranmıştı. Tedbirli davranan Ulf, Dorne kırmızısının kenara konulmasını emretti. Sör Hobert’ten Arbor altınını kendisiyle paylaşmasını istedi.

Tarih, Sör Hobert Hightower’ın iyi yönlerinden çok az bahseder. Ancak ölüm şeklini kimsenin sorgulamaya hakkı yoktur. Dikenler’e ihanet etmektense yaverine kadehi doldurmasını söyleyip şarabı içti ve biraz daha doldurmasını istedi. Hightower’ın şarabı içtiğini gördükten sonra adının hakkını veren Ayyaş Ulf esnemeye başlamadan önce üç kadeh şarap içti. Şaraptaki zehir, yavaş yayılan bir zehirdi. Lord Ulf bir daha uyanamayacağı uykusuna yattıktan sonra Sör Hobert yalpaladı ve kusmaya çalıştı. Ancak artık çok geçti. Adamın kalbi bir saat içinde durdu.

Lord Unwin Peake daha sonra Gümüş Kanat’ı sürecek soylu bir şövalyeye bin altın vereceğini duyurdu. Üç adam şansını denemek istedi. İlkinin kolu koptu ikincisi ise yanarak öldü. Bunun üzerine üçüncü adam tekrar düşünmek zorunda kaldı. Prens Daeron ve Lord Ormund Hightower’ın Eski Şehir’den yola çıkardığı büyük ordu artık parçalara ayrılmıştı. Tumbleton’da onlarca kişi taşıyabilecekleri kadar mal alıp kaçmışlardı. Yenilgiyi kabul eden Lord Unwin, lordları ve rütbeli subayları çağırıp geri çekileceklerini söyledi. Hull’lu Addam olarak doğan ve döneklikle suçlanan Addam Velaryon bedelini hayatıyla ödemiş bile olsa Kral’ın Şehri’ni kraliçenin düşmanlarından kurtarmayı başarmıştı.

11.Bölüm Sonu


#132

Eline sağlık kardeşim sabırsızlıkla bekliyorum 11.bölümü


#133

Sen neymişsin be Addam Velaryon :smiley:


#134

Addam Velaryon’a helal olsun.


#135

Addam Velaryon saygılar başkan …


#136

çok güzel bir iş yapıyosunuz. bir oturuşta okudum hepsini. ellerinize sağlık. bekliyorum devamını


#137

Okurken bile bu kadar heyecan veriyorsa,prequel dizi veya film olarak izleyebilseydik neler olurdu düşünemiyorum.


#138

@Lanre Son bölümü ne zaman okuyabileceğiz?


#139

Son bölüm sürpriz olsun artık. Zaman vermeyeyim :smiley:


#140

ailecek bekliyoruz :slight_smile: