(Çeviri Tamamlandı) Prenses ve Kraliçe


#141

12.Bölüm

Addam Velaryon’un yaptığı bu kahramanlıktan kraliçenin haberi olmadı. Rhaenyra, Kral’ın Şehri’nden kaçtıktan sonra birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Rosby’e gittiğinde kale kapılarının kapatılmış ve sürgülenmiş olduğunu gördü. Genç Lord Stokeworth’un kale kumandanı ise sadece bir geceye mahsus olmak üzere kalmalarına kalede kalmalarına izin verdi. Yaptıkları bu yolculuk boyunca altın pelerinlilerin yarısı yanlarından kaçtı ve bir gece kampları haydutlar tarafında saldırıya uğradı. Kraliçenin şövalyeleri haydutları püskürtmeyi başardılar fakat Sör Balon kendisine isabet eden bir ok sebebiyle öldü. Kraliçe Muhafızları’ndan genç Sör Lyonel Bentley ise kafasına, miğferinin kırılmasına neden olacak şiddette bir darbe aldı. Sör Bentley de ertesi gün yaşamını yitirdi. Kraliçe, Duskendale’a doğru ilerlemeye devam etti.

Darklyn Hanesi savaş boyunca Rhaenyra’nın en güçlü destekçileri arasında yer aldı ancak bu sadakatin bedelini çok ağır ödediler. Leydi Maradeth Darklyn sadece Sör Harrold Darke’ın ricası üzerine çok uzun süreli olmamak şartıyla kraliçenin orada kalmasına ikna oldu. (Darke’lar Darklyn’lerin uzaktan akrabasıydı ve Sör Harrold önceden merhum Sör Steffon’un yaverliğini yapmıştı.)

Kraliçe Rhaenyra’nın ne gemisi ne de altını vardı. Lord Corlys’i zindana attırdığında donanmasını da kaybetmişti. Kral’ın Şehri’nden hayatını zor kurtarıp dehşet içinde kaçan kraliçe, yanına yeteri kadar sikke alamamıştı. Çaresiz bir durumda olan ve korku içinde yaşayan kraliçe, her geçen gün daha da bitkin düşüyor ve saçları daha da ağarıyordu. Ne yemek yiyebiliyor ne uyuyabiliyordu. Hayatta kalan son oğlu Prens Aegon’u gece gündüz yanından ayırmıyordu. Oğlan kraliçenin yanında “solgun küçük bir gölge” gibi bekliyordu.

Kraliçe, Braavos ticaret gemisi Violande’de de yolculuk yapabilmek için tacını satmak zorunda kaldı. Sör Harrold Darke, Vadi’ye Leydi Arryn’in yanına gitmeleri yönünde ısrar etti. Sör Medrick Manderly ise kraliçeyi Beyaz Liman’a gelmesi için ikna etmeye çalıştı fakat kraliçe iki teklifi de geri çevirdi. Ejderha Kayası’na dönme konusunda kararlıydı. Yanındaki destekçilerine orada ejderha yumurtası bulabileceğini söyledi. Kraliçe, yeni bir ejderhaya sahip olması gerektiğini düşünüyordu yoksa bütün bu mücadele kaybedilecekti.

Sert rüzgarlar Violande’yi sürükleyerek Driftmark’ın kıyılarına yaklaştırdı. Deniz Yılanı’nın savaş gemilerinin seslenme mesafesi kadar yakınından üç defa geçtiler. Rhaenyra o sırada kimseye gözükmemeye dikkat etti. Gemi nihayet Ejder Dağı’nın altındaki limana akşam vakti giriş yaptı. Kraliçe geldiklerini haber vermek için kuzgun yolladı. Grubundan geriye kalan son kişiler olan oğlu Aegon, leydileri ve üç Kral Muhafızı ile birlikte karaya çıkarken kendilerini bekleyen bir koruma ekibi gördü.
Kraliçe ve eşlikçileri kıyıya indiklerinde yağmur yağıyordu ve limandaki insanların sayısı çok azdı. Limanın sokaklarında bulunan genelevler bile karanlık ve terk edilmiş gibi gözüküyordu ancak kraliçe bunların hiçbirini dikkate almadı.

Bedeni ve ruhu yorulan, aldığı her ihanetle umudunu daha da yitiren Rhaenyra Targaryen’in tek isteği oğlunun ve kendisinin güvende olacağını düşündüğü kaleye bir an önce dönebilmekti. Ancak kraliçe burada kendisini bekleyen en son ve en ağır ihanetten haberdar değildi.

Kraliçeye, Sör Alfred Broome komutasındaki kırk kişilik koruma ekibi eşlik etti. Rhaenyra, Kral’ın Şehri’ne gittiğinde Sör Alfred Broome’u geride bırakmıştı. Yaşlı Kral’ın zamanında garnizona katılan Broome, Ejderha Kayası’ndaki en kıdemli şövalyelerdendi. Böylesine tecrübeli bir şövalye olduğu için Rhaenyra Demir Taht’ı almak için gittiğinde kendisinin kale kumandanı yapılmasını beklemişti. Ancak Sör Alfred’in suratsız ve soğuk yapısı adama sevgi ve güven duyulmasına engel oluyordu. Bu nedenle kraliçe onun yerine cana yakın bir şövalye olan Sör Robert Quince’i kale kumandanı yapmıştı.

Rhaenyra onu karşılamak için neden Sör Robert’in gelmediğini sordu. Sör Alfred, kraliçenin “şişman dostunu” kalede görebileceğini söyledi. Kraliçe kaleye gittiğinde Sör Robert’in sahiden de onu beklediğini gördü. Quince’in cesedi tanınmasını engelleyecek kadar yanmıştı. Gözcü kulelerinin siperlerine yanında Ejderha Kayası’nın kahyası, askerleri ve muhafız kumandanları ile birlikte asılmıştı. Sör Robert’in cesedi sadece aşırı şişman olmasından dolayı diğerlerinden ayırt edilebiliyordu.

Anlatılana göre kraliçe cesetleri karşısında gördüğünde yanaklarındaki kan çekilmişti. Neler olup bittiğini ilk anlayan genç Prens Aegon olmuştu. “Anne, hemen kaç!” diye bağırmıştı ancak artık çok geçti. Sör Alfred’in adamları bir anda kraliçenin adamlarına saldırdılar. Sör Harrold Darke daha kılıcını bile çekemeden kafası baltayla yarıldı. Sör Adrian Redfort ise sırtına mızrak batırılarak öldürüldü. Sadece Sör Loreth Lansdale kraliçeyi savunabilecek kadar hızlı davranabildi. Öldürülmeden önce iki adamı yanında götürmeyi başardı. Sör Adrian’ın ölümüyle başka Kraliçe Muhafızı kalmadı. Prens Aegon, Sör Harrold’ın kılıcını aldığında Sör Alfred oğlanın elindeki kılıcı kibirli bir şekilde devirdi.

Kraliçe, prens ve leydileri mızraklar eşliğinde kapılardan geçirilerek Ejderha Kayası’nın avlusuna götürüldüler. Burada karşılarında yaralı bir adam ve yaralı bir ejderha buldular.

Sunfyre’ın pulları hâlâ daha güneş ışığında parlıyordu. Ancak siyah Valyria taşlarından yapılma avluda yatan ejderhanın ağır bir biçimde yaralı olduğu açıkça görülebiliyordu. Westeros’un gördüğü en görkemli ejderha olan Sunfyre’ın, Meleys tarafından yırtılan kanadı garip bir açıyla duruyordu. Sırtındaki taze yaralardan ise dumanlar çıkıyor ve hareket ettikçe kanıyordu. Kraliçe ve eşlikçileri geldiklerinde ejderha yere kıvrılmış yatıyordu. Sunfyre uyanıp kafasını kaldırdığında boynunda, başka bir ejderha tarafından koparılan parçaların sebep olduğu büyük yaralar görülebiliyordu. Karnının bazı bölgelerinde pulların yerini yara kabukları almıştı. Ayrıca sağ gözünün olması gerektiği yerde siyah kanla kabuk bağlamış boş bir çukur vardı.

Hiç şüphesiz Rhaeyra tüm bunların nasıl meydana geldiğini sorgulamıştı.

Bu konu hakkında kraliçeden çok daha fazla bilgiye sahibiz. Kraliçenin ejderhaları Kral’ın Şehri’nde ortaya çıktığı zaman kralı ve çocuklarını şehirden gizlice kaçıran Tahtaayak Larys Strong’du. Görülme risklerinden dolayı şehir kapılarından geçmemişlerdi. Lord Larys onları Zalim Maegor tarafından yaptırılan ve sadece kendisinin bildiği gizli bir geçitten götürmüştü.

Yollarını ayırmaları gerektiğini söyleyen de Lord Larys’di. Böylece eğer aralarından birisi yakalansa bile diğerleri kaçabilirdi. İki yaşındaki Prens Maelor’u, Lord Hightower’a götürme görevi Sör Rickard Thorne’a verildi. Sevimli fakat biraz saf bir kız olan altı yaşındaki Prenses Jaehaera ise onu Fırtına Burnu’na sağ salim götüreceğine yemin eden Sör Willis Fell’e verildi. İki şövalye de diğerinin nereye gittiğini bilmiyordu. Bu durumda yakalanma ihtimallerine karşın ikisi de birbirine ihanet edemezdi.

Kralın nerede olduğunu ise sadece Lord Larys biliyordu. Kraliyet giysisi çıkarılıp yerine balıkçı elbisesi giydirilen Aegon, Ejderha Kayası’nda yaşayan ve akrabası olan piç bir şövalyenin himayesinde bir balıkçı kayığında saklanmıştı. Lord Larys’e göre kraliçe, kralın kaçtığını öğrendikten sonra onu bulması için peşinden adamlarını yollayacaktı. Ancak kayıklar dalgaların üstünde iz bırakmazdı. Aegon’un kız kardeşinin adasında ve kalesinin dibinde saklanıyor olması ise çok az kişinin aklına gelecek bir şeydi.

Sunfyre Ejderha Kayası’na gelmeseydi Aegon, yanıkları iyileşip ağrıları azalırken güvenli bir şekilde orada kalıp saklanabilirdi. Ejderhayı Ejder Dağı’na çeken şeyin ne olduğunu herkes gibi merak ediyoruz. Kanadı tam iyileşmeyen yaralı ejderha yumurtadan çıktığı dumanlı dağa içgüdüsel olarak mı geri dönmüştü? Ya da Kral Aegon’un orada olduğunu fırtınalı denizlerin karşısından ve fersahlarca uzaktan sezip sahibinin yanına mı gelmişti? Bazıları Aegon’un çaresiz durumunu Sunfyre’ın hissetmiş olabileceğini söyleyecek kadar ileri gittiler. Ancak bir ejderhanın kalbini kim anlayabilir?

Rook’s Rest’in kül kaplı arazilerinde Lord Walys Mooton tarafından yapılan başarısız saldırının ardından Sunfyre yarım yıl kadar ortadan kaybolmuştu. (Crabb ve Brune lordlarının kalelerinde ejderhanın ormanlarda ve Crackclaw Point’in mağaralarında yaşadığına dair hikayeler anlatıldı.) Yırtık kanadı uçmasına yetecek kadar iyileşmiş olsa da kanadın çarpık bir görüntüsü vardı ve sağlam değildi. Sunfyre artık uzun süreli uçamıyor ve havada fazla kalamıyordu. Sadece kısa mesafeleri uçabiliyordu. Ancak yine de bir şekilde Karasu Koyu’nu geçmeyi başarmıştı.

Nessaria gemisindeki denizcilerin gördüğü ve Gri Hayalet’e saldıran ejderha hiç süphesiz Sunfyre’dı. Sör Robert Quince ise Yamyam’ı suçlamıştı. Kekeme bir adam olan Tom Tangletongue ise anlattığından daha fazla şey duymuştu. Volantisliler’i biranın etkisiyle konuşturan adam, saldıran ejderhanın altın rengindeki pulları olduğunu öğrendi. Herkesin bildiği üzere Yamyam’ın kömür kadar kara pulları vardı. Böylece iki Tom(baba-oğul) ve “kuzenleri” (sadece Sör Marston onlarla aynı kanı taşıyordu. Tom Tanglebeard’ın kız kardeşiyle yatan ve onun bekaretini alan bir şövalyenin piçiydi.)Gri Hayalet’in katilini bulmak için küçük kayıklarıyla birlikte yelken açtılar.

Yanık kral ve yaralı ejderha yeni bir amaç uğruna birbirlerini bulmuşlardı. Aegon, her gün şafak vaktinde Ejder Dağı’nın doğu tarafındaki gizli bir mağaradan ejderhasıyla birlikte uçmayı göze aldı. Bu sırada İki Tom ve kuzenleri Marston Su, adanın diğer tarafına gidip kaleyi fethetmeleri için onlara yardım edecek birilerini aradılar. Kraliçe Rhaenyra’nın uzun süredir sahip olduğu Ejderha Kayası’nda bile kraliçenin davasını haklı ve haksız gören insanlar vardı. Bazıları ejderha tohumu araması yapılırken ölen ya da Geçit Savaşı’nda katledilen kardeşlerinin, çocuklarının ve babalarının yasını tutuyorlardı. Kimileri ise mevki atlamak ve yağma yapmanın peşindeydi. Diğerleri de erkek çocuğun her zaman kız çocuktan daha önce geldiğini düşünerek Aegon’u iddiasının daha sağlam olduğunu söylüyorlardı.

Kraliçe en iyi adamlarını Kral’ın Şehri’ne götürmüştü. Ada, Deniz Yılanı’nın gemileriyle korunurken ve yüksek Valyria taşlarından yapılma duvarlara sahipken Ejderha Kayası ele geçirilemez görünüyordu. Bu yüzden kraliçenin kaleyi savunmak için geride bıraktığı garnizon küçük bir birlikten oluşuyordu. Garnizonun çoğunu pek işe yaramayan yaşlılar, genç oğlanlar, sakatlar, yaralılar, sadakatinden şüphe duyulan adamlar ve korkaklar oluşturuyordu. Rhaenyra onların yetkisini yaşlı, şişman ama yetenekli bir şövalye olan Sör Robert Quince’e vermişti.

Quince kraliçenin en sadık destekçileri arasındaydı fakat onun altında görev yapan bazı adamların sadakati daha azdı. Kendilerine haksızlık yapılan veya yapıldığını düşünen adamlar kraliçeye kin ve kızgınlık besliyorlardı. Aralarında en öne çıkanı ise Sör Alfred Broome’du. Aegon II tahtı geri alırsa kendisine verilecek lordluk, toprak ve altın karşılığında kraliçeye ihanet etmeye ne kadar hevesli olduğunu kanıtlamıştı. Broome, garnizonda çok uzun zamandır görev yaptığı için Ejderha Kayası’nın güçlü ve zayıf noktaları hakkında kralın adamlarına tavsiyelerde bulundu .Hangi muhafızlar rüşvet kabul eder veya taraf değiştirir, kimler öldürülmeli ya da zindanlara atılmalı bunların hepsini biliyordu.

Tüm bu şartlar altında Ejderha Kayası bir saatten daha az bir sürede düştü. Broome’un adamları hayalet saatinde arka kapıyı açarak Sör Marston Su’yun, Tom Tangletongue’nın ve diğer adamların kaleye kimseye görünmeden gizlice girmelerini sağladılar. Bir grup cephaneyi ele geçirirken diğerleri sadık muhafızları ve askerleri tutukladılar. Sör Marston, Üstat Hunnimore’u odasında yakaladı. Böylece yapılan saldırının haberini taşıyan hiçbir kuzgun havalanamadı. Sör Alfred adamlarıyla birlikte kale kumandanı Sör Robert Quince’in odasını bastı. Quince yataktan kalkmaya çalışırken Broome mızrağını adamın solgun karnına o kadar kuvvetli bir şekilde sapladı ki mızrağın ucu sırtından çıkıp duvarın altında bulunan kuştüyü yatağı ve altındaki hasır şilteyi bile deldi.

Yapılan plan sadece tek bir yönden ters gitti. Tom Tangletongue ve adamları Leydi Baela’yı tutuklamak için kapısını kırıp içeriye girdiklerinde kız pencereden kaçmayı başardı. Avluya varana kadar çatılardan ve duvarlardan ilerledi. Kralın adamları kaledeki ejderhaların bulunduğu ahıra muhafızlar göndererek orayı güvence altına almışlardı. Ancak Leydi Baela, Ejderha Kayası’nda büyümüştü. Bu yüzden diğerlerinin bilmediği bütün giriş ve çıkışları biliyordu. Adamlar kızı yakalamak için geldiklerinde Baela çoktan Ay Dansçısı’nın zincirlerini çözmüş ve ejderhanın sırtına eyer koyup bağlamıştı.

Kral Aegon II ejderhası Sunfyre ile birlikte Ejder Dağı’nın dumanlı zirvesinden iniş yaparken kendi adamlarının himayesinde ve kusursuz bir zafer sonucu kaleye sağ salim gelmeyi ummuştu. Çünkü kraliçenin adamları ya yakalanmış ya da tutuklanmıştı. Ancak kral havadayken karşısında Prens Daemon’ın Laena Velaryon’dan sahip olduğu ve babası kadar korkusuz olan kızını, yani Baela Targaryen’i buldu.

Ay Dansçısı genç bir ejderhaydı. Açık yeşil ejderhanın boynuzları, sorgucu ve kanat zarları inci rengindeydi. Büyük kanatlarının dışında savaş atından daha büyük değildi ve daha hafifti. Çok hızlı olmasına karşın Sunfyre genç ejderhadan çok daha büyüktü fakat Sunfyre’ın kanadı hâlâ sakattı ve Gri Hayalet’ten aldığı taze yaralar vardı.

Şafaktan önceki karanlıkta karşılaşan ejderhalar etrafı ateşleriyle aydınlattılar. Ay Dansçısı, Sunfyre’ın çenesinden ve alevlerinden sıyrıldı. Onu yakalamaya çalışan pençelerden ok gibi fırlayarak kaçtı. Daha sonra çevresinden dolaşıp Sunfyre’ın üstüne çıktı ve pençeleriyle tırmaladı. Ejderhanın sırtında yeni yaralar oluşturan Ay Dansçısı, kendinden büyük ejderhanın yaralı kanadını da parçaladı. Aşağıdaki insanların anlattığına göre Sunfyre debelenip havada kalmak için mücadele vermişti. Bu sırada Ay Dansçısı dönüp ateş üfleyerek tekrar saldırdı. Sunfyre buna altın rengindeki ateşiyle karşılık verdi. Alevleri o kadar parlaktı ki aşağıdaki avluyu ikinci bir güneş gibi aydınlattı ve alevler Ay Dansçısı’nın üstünü kapladı. Hiç şüphesiz genç ejderha o an kör olmuştu. Ancak yine de uçmaya devam etti ve Sunfyre’a çarptı. Kanatlarıyla ve pençeleriyle saldırdı. İki ejderha da yere düşerken Ay Dansçısı, Sunfyre’ın boynunu defalarca ısırıp ağız dolusu et kopardı. Sunfyre ise pençelerini genç ejderhanın karnına geçirmişti. Ateş ve dumanla kaplanan aynı zamanda yaralı ve kör olan Ay Dansçısı, kendini kurtarmak için kanatlarını çaresizce çırptı. Ancak yaptığı tüm bu çabalar düşüşlerini daha da yavaşlattı.

Ejderhalar avluya çarptıklarında aşağıdaki insanlar kendilerine zarar gelmesin diye mücadele verdiler. Sunfyre ve Ay Dansçısı ise yerde savaşmaya devam ettiler. Yerdeyken Ay Dansçısı’nın hızı Sunfyre’ın cüssesine karşı pek işe yaramadı. Genç ejderha çok geçmeden öldü. Altın rengindeki ejderha kazandığı zaferden sonra haykırdı ve tekrar havalanmaya çalıştı fakat yaralarından sıcak kan akarken yere yığılıp kaldı.

Ejderhalar daha yere çarpmadan önce on iki metre havadayken Kral Aegon aşağıya atlamış ve iki bacağını birden kırmıştı. Yaralı ve yanmış bir halde olan Leydi Baela ise eyerinin zincirlerini çözecek ve ejderhası son nefesini verirken sürünerek yanına gidecek gücü kendinde bulmuştu. Alfred Broome kılıcını çekip kızı öldürmeye giderken Martson Su adamın elindeki kılıcı aldı. Daha sonra Tom Tangletongue, Leydi Baela’yı üstadın yanına götürdü.

Kral Aegon II işte bu şekilde Targaryen Hanesi’nin tarihi kalesini ele geçirmişti fakat bedeli çok ağır olmuştu. Sunfyre bir daha uçamayacaktı. Düştüğü avluda kalan ejderha, Ay Dansçısı’nı yemişti sonra da garnizonun getirdiği kuzularla beslenmişti. Aegon II yaşamının geri kalanını büyük acılar çekerek geçirdi. Majesteleri bu sefer haşhaş sütü içmeyi kabul etmedi. “Aynı yolda tekrar yürümeyeceğim,” dedi.

Stone Drum’un salonunda kırık bacakları bağlanmış bir hâlde yatan krala, kısa bir süre sonra Kraliçe Rhaenyra’nın Duskendale’dan attığı ilk kuzgun geldi. Aegon, kız kardeşinin Violande ile birlikte geldiğini öğrendiğinde Sör Alfred’den kraliçenin eve dönüşü için “uygun bir karşılama” yapılmasını istedi.

Biz şu an tüm bu olanlardan haberdarız. Ancak kraliçe kıyıya çıkıp kardeşinin tuzağına düştüğünde bunların hiç birinden haberdar değildi.

Rhaenyra karşısında yaralı Altın Sunfyre’ı gördüğünde güldü. “Bu kimin işi?” diye sordu. “Ona teşekkür etmeliyiz.”

“Sevgili kız kardeşim.” Kral balkondan seslenmişti. Yürüyemeyen hatta ayağa bile kalkamayan Aegon oraya sandalyeyle taşınmıştı. Rook’s Rest’te kırılan kalçası kralı eğri ve çarpık bırakmıştı. Bir zamanlar yakışıklı olan yüz hatları haşhaş sütünün etkisiyle şişmişti. Vücudunun yarısı ise yanıklarla kaplıydı. Ancak Rhaenyra yine de onu bir bakışta tanıdı. “Sevgili kardeşim. Öldüğünü ummuştum,” dedi.

“Önce sen ölmelisin,” diye cevap verdi Aegon. “Benden daha büyüksün.”

“Bunu hatırlıyor olmana sevindim,” dedi Rhaenyra. “Anlaşılan artık senin tutsağınız fakat bizi uzun süre elinde tutacağını sanma. Sadık lordlarım beni bulacak.”

Kralın adamları Rhaenyra’nın kollarından oğlunu alırken “Yedi cehennemde ararlarsa belki bulurlar,” diye cevap verdi Aegon. Bazıları kraliçeyi kolundan tutup götüren kişinin Sör Alfred Broome olduğunu söyler. Kimileri ise baba Tanglebeard ve oğlu Tangletongue’un götürdüğünü söyler. Kahramanlığı Kral Muhafızları’na alınarak ödüllendirilen ve beyazlar içinde bulunan Sör Marston Su da bu olaya tanıklık edenler arasındaydı.

Ancak Kral Aegon II, kız kardeşini ejderhasına verirken avluda bulunan hiçbir şövalye ve lord bu duruma itiraz etmedi. Anlatılana göre Broome öne çıkıp hançeriyle kraliçenin göğsünü yarana kadar Sunfyre önüne atılan kadına tepki vermemişti. Kanın kokusu ise ejderhayı uyandırmıştı. Kraliçeyi kokladıktan sonra üstüne alev yağdıran ejderha, kaçmaya çalışan Sör Alfred’in pelerininin bile tutuşmasına neden olmuştu. Sunfyre’ın çenesi kraliçenin üstüne kapanıp kolunu omzundan koparmadan önce Rhaenyra Targaryen başını havaya kaldırdı ve çığlık atarak üvey kardeşine son bir lanet okudu.

Altın rengindeki ejderha kraliçeyi altı ısırıkta yedi. Sadece sol bacağındaki kemiği “Yabancı” için bıraktı. Kraliçenin oğlu tüm olan biteni kıpırdayamadan izledi. Diyar’ın Lokumu ve Yarım Yıllık Kraliçe Rhaenyra Targaryen , 130 yılının onuncu ay dönümünün yirmi ikinci gününde hayatını kaybetti. Öldüğünde otuz üç yaşındaydı.

Sör Alfred Broome, Prens Aegon’u da öldürmelerini söyledi fakat Kral Aegon buna izin vermedi. On yaşındaki oğlanın değerli bir tutsak olabileceğini söyledi. Kız kardeşi ölmesine rağmen destekçileri hâlâ duruyorlardı. Majesteleri, Demir Taht’a tekrar oturmadan önce onların üstesinden gelmeliydi. Bu yüzden Prens Aegon boynundan, ellerinden ve ayaklarından kelepçelenerek Ejderha Kayası’nın altındaki zindanlara atıldı. Merhum kraliçenin soylu nedimeleri fidye karşılığında verilmek üzere Deniz Ejderhası Kulesi’nin hücrelerine götürüldüler. “Artık saklanmak yok,” dedi Kral Aegon II. “Diyarın dört bir yanına kuzgunlar gönderin ve işgalcinin öldüğünü söyleyin. Gerçek kralları, babasının tahtını geri almak için dönüyor.” Ancak gerçek krallar bile bir şeyi söylemenin onu yapmaktan ziyade daha kolay olduğunu görebilir.

Kral, üvey kız kardeşinin ölümünden sonraki günlerde ejderhasının iyileşip tekrar uçacağına dair inancını korumaya çalıştı. Ejderha iyileşeceği yere durumu daha da kötüye gitti ve çok geçmeden yaraları kokmaya başladı. Çıkardığı duman bile iğrenç kokuyordu. Sonlara doğru ise artık bir şey yemiyordu. 130 AC’nin on ikinci ay dönümünün dokuzuncu gününde Kral Aegon’un muhteşem ejderhası Sunfyre, yıkıldığı avluda öldü. Majesteleri, ejderhası öldüğünde ağladı.

Acısı geçtikten sonra Kral Aegon II destekçilerini çağırdı ve Kral’ın Şehri’ne dönüp tahtı geri almak, aynı zamanda annesi Dul Kraliçe ile tekrar kavuşmak için planlar yapmaya başladı. Kraliçe Alicent rakibinden daha uzun süre hayatta kalabildiği için zafer onun olmuştu. “Rhaenyra hiçbir zaman kraliçe olmadı,” dedi kral. Bundan sonra bütün saray kayıtlarında ve kitaplarda üvey kız kardeşi için “prenses” unvanının kullanılması emretti. Kraliçe ibaresinin ise sadece annesi Alicent ve merhum karısı ve aynı zamanda kız kardeşi Helaena için “gerçek kraliçeler” olarak kullanılmasını istedi. Böylece bu karar uygulandı.

Ancak Aegon’un zaferinin buruk olduğu kadar kısa süreli de olduğu görüldü. Rhaenyra ölmüştü fakat davası da onunla birlikte yok olmamıştı. Kral, Kızıl Kale’ye dönerken bile yeni “siyah” ordular harekete geçmişlerdi. Aegon II tekrar Demir Taht’a oturdu fakat yaraları hiçbir zaman iyileşmedi. Kral, ne iyi vakit geçirebildi ne de huzur bulabildi. Tekrar kazandığı krallık sadece yarım yıl dayanabildi.

Aegon II’nin neden öldüğü ve Üçüncü’sünün nasıl tahta geçtiği ise başka bir hikayenin konusu. Taht savaşı hâlâ devam ediyordu fakat prensesin siyah, kraliçenin ise yeşil elbise giydikten sonra sarayda başlamış olan bu rekabet artık kanlı bir sonuca varmıştı ve bununla birlikte tarihimizin bu kısmı da sona ermiş oldu.

SON


#142

Sonunu da gördük ya…


#143

Vay arkadaş, eline sağlık abi bu kadar zamanda bu kadar uzun bir çeviri mükemmel vallahi


#144

Aegon baba adamsın


#145

Sağol toplamda 90 sayfa tuttu valla. Baya uğraştırdı :smiley:


#146

Emeğine sağlık Lanre…Ama bunu Dunk and Egg kadar sağlam bulmadım…Genede Martin ne yapsa yenir misali hergün yeni çeviri bekledim :slight_smile: Tekrar teşekkürler


#147

Aynen güzel bir hikaye olsa da bence de dunk ve egg kadar değil. Bunda da en büyük etken bu hikayenin POV bakış açısıyla yazılmamasıdır. Üstat anlatmış ama bazı bilgiler kulaktan dolma ve arada sallıyor gibi bir izlenim bırakıyor :smiley:
Takip ettiğin ve okuduğun için teşekkürler :slight_smile:


#148

Anıl çok büyük emek verdin tek başına. Çok teşekkürler böyle guzel bir çeviri için :slight_smile:

SM-N9000Q cihazımdan gönderildi


#149

Ben de takip ettiğin için teşekkür ederim :slight_smile:


#150

@Lanre dostum eline sağlık büyük hizmet ettin, artık okuyabilirim:D


#151

Bir hafta daha sabret bence. Düzenlemesi bittikten sonra daha rahat okursun :smiley:


#152

O kadar bekledik bir hafta daha bekleriz:D


#153

@Lanre seviyoruz seni


#154

Tüh Aegon III’ün nasıl tahta çıktıgını bu ugur’da neler yaşandıgını asla ögrenemiyecem :’(

Eline yüregine sağlık kardeşim .

NOT : Yeni çevirilerini sabırsızlıkla bekliyorum .


#155

@Lanre eline sağlık kardeşim çok iyi iş çıkardın. Yalnız pdf olarak düzenleyecek misin sırf bitirmeni bekledim toptan okumak için:D


#156

1 hafta içinde pdf ve epub formatlarına dönüştürülecek.


#157

@"Lanre"
Müdür eline sağlık, kimsenin kolay kolay yapamayacağı bir işi yaptın, emek demek bu demek, eline sağlık :smile: :cool:.

@“Lanre”'nin çeviride herhangi bir sıkıntı yok, okumak isteyen burdan okuyabilir, gayet, çok güzel bir çeviri ,tekrar teşekür ediyorum… Ama biz ya da ben (biraz @“Lanre”'yi gazladım :tongue:) bildiğimiz kitap tarzı bir şey yapalım dedik daha doğrusu hakkını vermeyi düşünüyoruz. Aslında direk wolrd çevir pdf, epub çevir hoop paylaş gitsin yapacaktık ama sonra madem o kadar emek harcadı @“Lanre” hakkını verelim, tam yapalım (sağ olsun burda da başka bir arkadaş gaza getirdi bizi daha doğrusu beni) :wink:. Yakın zamanda güzel bir şekilde (Türkçe Kapak, hikaye sonu dizin, sözlük vs…) paylaşırız :smile:.


#158

Teşekkürler dostum, ellerine sağlık…

iPhone 'den Tapatalk aracılığı ile gönderildi


#159

@"Lanre"
Teşekkürler eline sağlık…


#160

Kitap çıkasıya kadar bu tarz çeviriler olmalı bence.yoksa bu çile çekilmez :)))