Doğu Muhafızı [9.Bölüm]


#1

[size=x-large][color=#1E90FF]Giriş[/color][/size]

Eddard Arryn, Lord Jon Arryn’ın ilk oğludur ve Vadi’nin varisidir. Annesi Blackwood Hanesi’nden bir leydidir. Robert’ın İsyanından bir sene önce doğmuştur. İsyandan yaklaşık bir ay önce annesi kötü bir hastalığa yakalanmış ve vefat etmiştir. Kısa bir süre sonra da babası Lysa Tully ile evlenmiş ve ordusunu toplayıp savaşa gitmiştir. İsyan başarılı olduğunda Jon Arryn Kral El’i seçilmiş ve karısıyla Ned’i alıp Kral’ın Şehri’ne gitmiştir. 9 yaşına geldiğinde Lord Stannis Baratheon’ın yaveri olmuş ve onu kendi babası gibi sevmiştir. Yaver olduktan bir sene sonra da kardeşi Robert Arryn doğmuştur.

Eddard Arryn kahverengi saçlı, mavi gözlü ve uzun boylu bir gençtir. Babası gibi zeki kararlar veren soğukkanlı biridir. Damarlarında Andal ve annesinin soyu dolayısıyla İlk İnsanlar’ın kanı akmaktadır. Yürümeye başladıktan kısa bir süre sonra kılıç eğitimi almaya başlamış, ilerleyen yıllarda ise okçuluk ve binicilik dersi almıştır. Okumayı ise küçük yaşta öğrenmiş ve öğrendikten sonra kitaplarla haşır neşir olmuştur. Jon Arryn, Ned’i kendi gençliği gibi görmektedir.

Hikaye Jon Arryn’ın ölümünden bir hafta öncesinde başlar.

[color=#1e90ff][size=x-large]1.Bölüm[/size][/color]

Ned odasında uyandığında şafak yeni söküyordu. Gece çok fazla içtiği için başı ağrıyordu. Güçlükle yatağından kalktı ve üstüne değiştirmeye başladı. Giyindikten sonra kılıç kemerini taktı ve botunun içine küçük bir hançer sakladı. Kral’ın Şehri her zaman tehlikeli bir yer olmuştur, diye düşündü. Ned vakit kaybetmeden Lord Stannis’in yanına gitti. Ejderha Kayası Lordu çalışma odasında kalın bir kitabı inceliyordu. Ned odaya girdiğinde kafasını kaldırdı.
“Günaydın lordum.”
“Geç kaldın Arryn.”
“Özür dilerim lordum dün gece yüzünden halâ başım ağrıyor.
“İçkiyi biraz azaltmalısın evlat.”
Lord Stannis konuştuktan sonra gülümsedi, onun gülümsemesi çok ender bir olaydı.
“Emredersiniz lordum.”
“Söylesene Eddard bir Baratheon’ın dış görünüşü nasıldır ?”
“Siyah saçlar ve mavi gözler lordum, aynı sizinkiler gibi. Neden sordunuz?”
Stannis kitabı kapattı ve bir süre hiç konuşmadı. Kadehindeki şarabı tek seferde bitirdi ve daha fazla şarap istedi. Ned hemen masadaki sürahiyi aldı ve kadehi pahalı Dorne Şarabı ile doldurdu.
“Birazdan babanla beraber bir yolculuğa çıkacağız sende geleceksin, ahıra git ve atları hazırla.”
“Emredersiniz lordum.”

Ned merdivenlerden hızlı adımlarla inip ahıra girdi. Babasının, Lord Stannis’in ve kendisinin atını hazırlamaya başladı; eyerlerini yerleştirdi ve onlar gelene kadar tımar etti. Babasının atı Dothraki Denizi’nden gelmişti, çok güçlü bir hayvandı. Yaşlı babam bu canavara nasıl binebiliyor ? diye, düşündü. Matarasından bir yudum şarap içtikten sonra atları avluya çıkarttı. Kısa bir süre sonrada lord babasını ve Stannis Baraheon’ı gördü. Babası ona küçük bir selam verdikten sonra yola koyuldular. Yol boyunca Ned atını biraz geriden sürdü ve tek kelime konuşmadı. Bir süre sonra her yerden çekiç sesleri gelmeye başladı. Demirciler Sokağı’nda ne işimiz var ? diye, düşündü. Jon Arryn Tobho Mott’un dükkanının önünde atından indi ve dükkana girdi. Dükkan çok sıcaktı, Ned bu kadar kalın giyindiği için içinden lanet okudu. Bu sırada Tobho bir zırhı tamir etmeye çalışıyordu ve kendini işine kaptırmıştı. Kendisine seslenen çırağı sayesinde kendine geldi ve şaşkınlıktan gözleri büyüdü.
“Hoşgeldiniz lordlarım”
“Sana birkaç soru soracağız” dedi, Stannis Baratheon.
“Tabiki lordum istediğinizi sorabilirsiniz”
Bir kılıcı tamir etmekte olan çocuğu gördü ve parmağıyla onu gösterdi.
“Şuradaki çocuğun ismi nedir demirci ?”
“Gendry Su, benim çırağım küçük olduğuna bakmayın çok yeteneklidir.”
Ned çocuğun Kral Robert’a çok fazla benzediğini düşündü.
“Bu çocuğu buraya kim getirdi ?” diye, sordu Vadi Lordu.
“ Bana yüklü miktarda gümüş verince adamın ismini sorma gereği duymadım lordum.”
“Tamam, şu çocuğu çağır birazda onla konuşacağım.”
Usta Tobho Mott Gendry’e seslendi ve Gendry, tamir etmeye çalıştığı kılıcı bıraktı ve hemen ustasının yanına geldi.
“Hoşgeldiniz lordlarım.”
“ Tobho belki biraz hava almak istersin.”dedi, Stannis Baratheon

Tobho Mott sessiz bir şekilde dükkandan ayrıldı ve soru yağmuru başladı.
Ned bütün soruları dikkatlice dinliyordu. Bu çocuk Robert’ın piçi bu yüzden buradayız. diye, düşündü. Sorulacak sorular bitince Jon Arryn çocuğun eline bir altın ejderha verdi ve beladan uzak durmasını tavsiye etti. Ned gelirken olduğu gibi giderken de hiç konuşmadı. Saraya vardıklarında Jon Arryn, El Kulesine gitti, Stannis ve Ned ise kendi kulelerindeki çalışma odasına. Stannis koltuğuna oturdu ve önündeki kalın kitabı açıp okumaya başladı, bir süre sonra şarap istedi. Ned hemen kadehi Dorne Şarabı ile doldurdu.
“Sen zeki bir çocuksun Eddard bu gün sana sorduğum soru ve küçük gezimizden sonra olanları anlamışsındır.”
“Anladım lordum, o demirci çocuk Kral Robert’ın piçiydi ama Kralımız piçlerini hiç önemsemez biz neden önemsiyoruz lordum?.”
Stannis Baratheon koltuğuna yaslandı ve yorgun gözleriyle ona baktı.
“Evet bir piçti ama Varis Joffrey’den daha fazla Baratheon’dı.
“Anlamadım lordum.”
“Bak evlat, bizim ailede hep siyah saç ve mavi göz baskın gen olmuştur. Piçlerinde böyle olması bunu kanıtlıyor. Joffreyde ise Baratheon geni yok o tam bir Lannister; sarı saçlar ve yeşil gözler. O ensest bir zinadan doğmuş küçük bir piç sadece. Kral Katili ve kardeşi Kraliçe Cersei hakkındaki dedikoduları duymuşsundur.”
Ned çok şaşırmıştı. Kral Robert’ın bu durumu öğrendiğinde ne kadar fazla kan döküleceğini merak ediyordu.
“Duydum lordum. Eğer durum böyle ise Kral Robert’ın çocuğu olana kadar varis sizsiniz.”
“Evet varis benim evlat. Unutma bu durum çok gizli bu konuyu hiç kimseye bahsetme.”
“Emredersiniz lordum asla bahsetmem.”
“Şimdi beni biraz rahat bırak Arryn, çalışmam lazım.”
“Nasıl isterseniz lordum.”

Ned çalışma odasından çıktıktan sonra kendi odasına gitti. Matarasında duran tatlı Arbor Şarabı’ndan büyük bir yudum aldı ve düşünmeye başladı. Robert bunları duyduğunda deliye dönecek ve saraydaki bütün Lannister’ları kendi elleriyle boğacaktır.diye,düşündü.
Şaraptan büyük bir yudum daha aldı ve yatağına uzandı.
Lord Tywin bunun bir yalan olduğunu söyleyecek ve sancaktarlarını toplayıp bir savaş başlatacaktır. Neyse s*ktir et, bugün yorucu bir gün oldu dinlenmem lazım, diye, düşündü Genç Arryn ve uzun bir uykuya daldı.

[color=#1e90ff][size=x-large]2.Bölüm[/size][/color]

Yaz güneşi Kızıl Kaleyi ejderha ateşi gibi yakıyordu. Ned şarap matarasından büyük bir yudum alarak susuzluğunu dindirdi. Şahin işlemeli zırhını ve mavi pelerinini giydi. Uzunkılıcını sırtına bağlayınca kendisini kısa bir an atası Kanatlı Şövalye Artys Arryn gibi hissetti. Kılıç antrenmanı yapmak için talim avlusuna doğru yürürken düşüncelere daldı. Tam bir hafta oldu. diye, düşündü. Bir hafta önce gerçeği öğrenmişti ve ertesi gün Lord Stannis’in yanına gittiğinde büyük bir sürpriz ile karşılaşmıştı. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var evlat. demişti, Ejderha Kayası Lordu. Eddard merdivenlerden inerken başka bir konu hakkında düşünmeye başladı öğrendiği ilk günden beri aklından çıkmayan bir konuydu bu. Robert, Kraliçe Cersei’nin kafasını çekiciyle parçalayınca diyarda büyük bir savaş başlatacaktır. Bu savaş başladığında hazırlıklı olmam lazım. diye,düşündü. Bu sırada talim avlusuna varmıştı ve antrenman yapan şövalyeleri ve Sör Arys Oakheart’ı gördü.
“İyi günler Sör Arrys.”
“İyi günler Lord Eddard.”
“Söylesene sör biraz antrenman yapmak ister misiniz?”
“Memnuniyetle lordum.”

Sör Arrys kılıcını kaldırdı ve Genç Arryn’e doğru koşmaya başladı bu sırada Ned hareketsiz bir şekilde yerinde duruyordu, Sör Arrys kılıcını rakibinin göğsüne saplamak üzereyken Ned hızlı bir hareketle kenara çekildi ve bacağıyla küçük bir çelme taktı bu çelmeden sonra Sör Arrys dengesini kaybedip yere yıkıldı, Ned vakit kaybetmeden kılıcını rakibinin boğazına tuttu.
“Yaşlanmışsın sör artık eskisi kadar hızlı değilsin.”
Sör Arrys gülmeye başladı.
“Hayır lordum ben yaşlanmadım sen tam bir savaşçı oldun.”
“İltifatınız için teşekkür ederim sör bir karşılaşma daha yapmaya ne dersiniz?”

Bu sırada merdivenlerden avluya sarı saçlı bir adam indi göğüs zırhında aslan işlemesi vardı. Beyaz pelerini rüzgarla dalgalanıyordu.
“Kral Katili.”dedi, Ned ve yere tükürdü.
“Gün geçtikçe güçleniyorsun Arryn, belki benimle dövüşmek için yeterli cesarete ve yeteneğe sahipsindir.” dedi, Jaime Lannister.
Ned mavi pelerinini çıkardı ve Sör Arrys’e verdi. Uzunkılıcını iki eliyle tuttu ve “Hadi başlayalım Kral Katili.”dedi. Jaime kılıcını kınından çıkarttı ve yavaş adımlarla Ned’e doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada Ned ise olduğu yerde bekliyor, rakibinin zayıf noktalarını arıyordu. Kral Katili mesafeyi azaltınca sahte bir saldırı yaptı kılıcını soldan savuruyormuş gibi yapıp sağdan savurdu. Ned bu saldırıdan iki adım geriye kaçarak kurtuldu. “Hızlısın Arryn.”dedi, Jaime. “Sizde gerçek hayatta olduğu gibi dövüşte de sahtekarsınız”. dedi, Eddard. Bu hakarete sinirlenen Jaime kılıcını bir kasap gibi kullanmaya başladı, düşünmeden savaşıyordu. Ned ise saldırmıyor kendine gelen saldırıları savuşturup, rakibinin zayıf bir anını kolluyordu. Çılgınateş gibi ortalığı ısıtan güneşin altında uzun süre savaştılar, Jaime artık yorulmaya başlamıştı. Ned ise sadece kendisine gelen saldırıları savuşturduğundan hâlâ dinçti. Saldırırken kılıcını çok fazla kaldırıyor. diye, düşündü Ned. Jaime sert bir vuruş yapmak için uzunkılıcını başının üstüne kaldırdı ve tam indirecekken Ned karşı saldırıyı yapıp kılıcını Jaime’nin boynuna tuttu ve küçük bir kesik bıraktı.
“Galiba dövüşü ben kazandım Kral Katili.”
Jaime yenilmeyi kabul edememişti, sinirlendiği için bağırıp, lanetler ediyordu.
“Sör Arrys rica etsem pelerinimi ve şarap mataramı alabilir miyim ?”
“Nasıl isterseniz lordum.”
“Teşekkür ederim sör, size iyi günler.”

Ned dövüş yüzünden çok susamıştı, susuzluğunu dindirmek için pahalı Arbor Şarabını kısa sürede bitirmişti. Yaşlı babamı uzun süredir görmüyorum, birkaç gündür hasta ve onun yanında bulunmam lazım. diye, düşündü. Yavaş adımlarla El Kulesine doğru yürümeye başladı. Yedi Cehennem! Bugün ne kadar da bktan bir gün sıcaktan yanıyorum. diye, içinden lanetler okudu Genç Arryn. Kulenin girişine varınca orada nöbet tutan babasının muhafızları olan Vadi şövalyelerine selam verdi ve kuleye girdi. Yavaş adımlarla merdivenlerden yukarıya çıkıyordu. Babasının odasına vardığında odada Üstat Pycelle’ ve üvey annesi Lysa Tully’i gördü.
“Lord babanız çok hasta Lord Eddard. Ateşi var ve bu ateş yüzünden anlamsız şeyler sayıklıyor.”
Lanet olası Pycelle bir b
k bildiği yok, sadece babamı daha çok hasta ediyor, hastalandığı ilk gün bu kadar kötü değildi sadece biraz başı ağrıyordu bu gerizekalı yanlış tedavi uygulamış olmalı. diye, düşündü. Bu sırada üvey annesine baktı. Kadın sessiz bir şekilde ağlıyordu. Lanet Tully kadını gözlerinden akan yaşta hiçbir samimiyet yok, babam ölürse ondan kurtulacağı için seviniyor olmalı diye, düşündü. Ned hiçbir şey demeden odadan ayrıldı, odanın dışında nöbet tutan şövalyeye döndü ve sessiz bir şekilde “Kartal Yuvasındaki üstadımıza bir kuzgun yollamanı istiyorum. Lord babamın hastalığını ve Üstat Pycelle’nin uyguladığı tedaviyi ve onun önerdiği tedaviyi belirtmesini istediğimizi, yazmanı istiyorum. Bu Pycelle tam bir sahtekar onun gibi birine asla güvenemeyiz.”dedi, Eddard Arryn. “Emredersiniz lordum.” dedi, Vadili şövalye.

Ned yavaş adımlarla El Kulesinden indi ve yavaş adımlarla kendi odasına gitmeye başladı. Babam yaşlı olmasına rağmen çok sağlıklı biriydi bir anda böyle ciddi bir şekilde hastalanmasının hiçbir açıklaması yok. diye, düşündü.

[color=#1e90ff][size=x-large]3.Bölüm[/size][/color]

Dolunayın soluk ışığı Ned’in odasını aydınlatıyordu. Açık pencereden içeri giren rüzgar bu yaz gecesinde havayı biraz olsun serinletiyordu. Bu sessizlik, kapıyı kırarcasına çalan bir muhafızın neden olduğu gürültü yüzünden bozuldu. Ned hemen yataktan fırladı, reflekslerinden dolayı uyanır uyanmaz yastığının altındaki hançeri eline almıştı. Kapıdaki muhafıza seslendi:
“Yedi cehennem! Neler oluyor?”
“Lordum Üstat Pycelle’den çok önemli bir haber geldi. Bir an önce yanınıza gelmenizi istiyor.”

Ned ne olduğunu anlamıyordu bu saatte bu kadar önemli ne olabilirdi diye, düşünüyordu. Yoksa yaşlı babam öldü mü diye, düşündü. Eyrie’den daha yeni kuzgun gelmişti. Oradaki üstat babasının hemen böyle ciddi bir şekilde hastalanmasına anlam veremiyordu. Birkaç tedavi yöntemi yazmıştı, Üstat Pycelle’nın yöntemlerinden farklıydı. Uygulanan bu yeni tedavi sayesinde babası kısa bir anda olsa gözlerini açmış ve zorlukla Ned’e bakıp, kısık bir sesle; “Oğlum.”demişti ve yeniden uykuya dalmıştı. Ned hançeri yastığının altına koydu ve hızlı bir şekilde giyinmeye başladı. Kılıç kemerini beline bağladı ve on dördüncü doğum gününde babasının ona hediye ettiği kılıcı kınına soktu, kılıcın kabzasında bir şahin başı vardı. Ned hazırlandıktan sonra kapıyı açtı ve Üstat Pycelle’nın odasına hızlı adımlarla yürüdü. Odaya girdiğinde yaşlı üstadı bir şeyler yazarken buldu.

“Üstat beni bu gece vakti neden çağırdın ?”
Pycelle yaşlılığından dolayı zorlukla konuşuyordu.
“Lord Jon çok iyi bir adamdı, Yedi ona merhamet etsin.”
Eddard duyduklarına inanamıyordu, babası vefat etmişti. Daha bu sabah kendine gelmişti diye düşündü. Yeni tedavinin onu iyileştirmesi lazımdı, içinde fırtınalar kopuyordu, gözlerinden akan yaşlara hakim olamadı ve El Kulesine doğru koşmaya başladı, babasının yanında olmak istiyordu. Babasının yanına vardığında Leydi Lysa’yı gördü, kadın hiçbir şey yapmadan öylece Jon Arryn’in cesedine bakıyordu.
“Bu odadan gitmeni istiyorum.” diye, bağırdı Ned.
“Neden gitmemi istiyorsun Eddard? “
Ned kılıcını kınından çıkarttı ve kadının boğazına dayadı.
“Son kez söylüyorum varlığınla bu odayı kirletemezsin, hemen buradan çıkmazsan seni Yedi Cehennem’e gönderirim.

Leydi Lysa hiçbir şey demeden odadan çıktı ve kapıyı sertçe kapadı. Ned kılıcını kınına soktu ve babasının cesedinin yanında diz çöktü ve sabaha kadar ağladı. Güneşin ilk ışıkları odayı aydınlattığında sessiz kızkardeşler cesetle ilgilenmek için odaya girdiler. Ned ayağa kalktı ve odadan dışarıya çıktı, kapıda bekleyen muhafıza şarap getirmesini emretti. Muhafız hemen istediği şarabı getirdi. Ned matarayı aldı ve su gibi içti, kısa bir süre sonra matarada hiç şarap kalmamıştı. Yere oturdu ve bir süre hiçbir şey düşünmedi. Sessiz Kızkardeşler cesedi odadan çıkardıklarında Ned bakamadı, sessizce ağladı. Bu sırada uzaktan çok tanıdık birinin geldiğini gördü ama üzüntü ve şarap yüzünden gözleri tam göremiyordu.
“Ayağa kalk evlat .”
Ned sesi tanımıştı bu gelen Lord Stannis’ti. Kısık bir sesle;
“Lordum.” diyebildi.
“Kaybın için üzgünüm Eddard, Jon Arryn benimde babam gibiydi, ona çok saygı duyardım.”
“O da size çok saygı duyardı lordum.”
“Ned babanın ölümü çok şüpheli ,çok sağlıklıyken bir anda böyle hastalanmasına anlam veremiyorum.”
“Kartal Yuvası’na babamın durumunu anlatan bir kuzgun yollamıştım oradaki üstadımda bu durumu çok şüpheli bulmuştu.”
“ Bu durum bir cinayet olabilir, biri babanı zehirlemiş olabilir evlat. Robert’ın çocuklarının aslında Lannister piçi olduğunu öğrendiğimizi biri öğrenmiş olabilir.”
“Varys. O hadımın birçok yerde kulağı var.”
“Kim olduğunu tahmin edemiyorum ama şunu bilmelisin, zehir korkakların ve kadınların silahıdır. Ben Ejderha Kayası’na gidiyorum evlat. Sende Kartal Yuvası’na gitmelisin bu topraklar ikimiz içinde tehlikeli. Ayrıca şunu sakın unutma sen benim oğlum gibisin, her zaman senin yanındayım.”
“Teşekkür ederim lordum, cenaze töreninden sonra Vadi’ye doğru at süreceğim.”

Stannis Baratheon hiçbir şey demedi ama Ned gözlerine baktığında ağladığını görebiliyordu. Kısa bir süre sonra Stannis yavaş adımlarla El Kulesi’ni terk etti.

Cenaze töreni sırasında Ned, Robert’ın ilk kez ağladığını gördü. “O bana kendi babam kadar yakındı” diyor ve şarap üstüne şarap içiyordu. Cenazeye Taç Toprakları’nda ki bütün lordlar katılmıştı, Vadi lordları ise Eyrie’de ki defin törenine katılacaktı. Ned tören bitene kadar bir köşede bekledi ve hiç kimseyle konuşmadı, tören bittikten sonra muhafızlarına bütün eşyalarını kısa sürede toplamalarını ve Kartal Yuvası’na gitmek için hazırlanmalarını söyledi. Ned masada duran bardağındaki şarabı tek seferde bitirdi ve ayağa kalktığında kısık sesle kendi kendine konuştu:
“Sana bunu yapanı bulacağım baba, Yediye yemin ediyorum ki bulacağım”

[color=#1E90FF][size=x-large]4.Bölüm[/size][/color]

Doğan güneş vadi topraklarını aydınlatmaya başlamıştı; mavi gök, yeşil ormanlar ve beyaz bulutlar. Eddard pencereden manzarayı izliyordu. Biraz olsun huzur bulabildiğim tek yer. diye, düşündü. Kartal Yuvası’na varalı bir hafta olmuştu ve o bir hafta boyunca her gün erkenden kalkıp bu manzarayı seyretmeyi alışkanlık haline getirmişti. Soğuk Arbor Şarabından büyük bir yudum aldı ve derin düşüncelere daldı. İçinde fırtınalar kopuyordu, babasının cesedi gözünün önünden hiç ayrılmıyordu. Pencerenin önüne konan bir şahin onu kendine getirdi. Gözlerindeki yaşı silip ayağa kalktı. Şahin başlı kılıcını kemerine taktı ve taht odasına gitmek için kendi odasından çıktı. Taht odasına vardığında Ned’i Nestor Royce karşıladı.
“Günaydın lordum.”
“Size de günaydın Lord Royce, bu sabah kaç kişi sorunlarını dile getirmek için buraya geldi.”
“ Sadece çevre köylerden birkaç köylü geldi lordum.”
Ned büvet ağacından oyulmuş tahtına oturdu.
“İçeriye girmelerini söyle Lord Nestor.”

Nestor Royce kapıdaki muhafızlara eliyle adamları içeriye göndermelerini işaret etti. Altı kişilik bir köylü grubu içeriye girdi. Aralarından en yaşlısı kafasını kaldırıp konuşmaya başladı.
“Lordum izin verirseniz konuşmak istiyorum.”
“İzin veriyorum, derdinizi en ince ayrıntısına kadar anlatın.”
“Lordum son bir aydır Dağ Klanları köylerimize saldırıyor. Elimizden geldiğince direnmeye çalışıyoruz ama başarılı olamıyoruz. Geceleri baskın yapıyorlar ve geldiklerinde mallarımızı yağmalıyor ve eğlenmek için insanlarımızı öldürüyorlar.”
Dağ klanları asırlardır halkıma acı çektiriyor. diye, düşündü Eddard. “Yedi ölenlere merhamet etsin. Merak etmeyin, ölen insanlarınızın intikamını alacağım.”
“Teşekkür ederim lordum, Yedi sizi korusun.”

Köylüler mutlu bir şekilde taht odasından çıktılar, Ned bu sırada bir köşede konuşmaları dinleyen Üstat Colemon’a seslendi.
“Üstat Colemon kağıt ve mürekkep getirebilir misiniz ?”
“Emredersiniz lordum.”
Üstat kısa bir süre içerisinde kağıtları ve mürekkebi getirdi.
“Üstat bütün lordlarıma ve Geçit Lordu Sör Brynden’a kuzgun yollamanı istiyorum. Ordularını en kısa sürede toplayıp Kartal Yuvası’na gelsinler. Asırlar önce yapmamız gerekenleri yapacağız. Dağ Klanları ile savaşmanın vakti geldi.”
“ Emredersiniz Lord Eddard.”

Yaklaşık üç hafta içinde neredeyse bütün Vadi Lordları ordularını toplamış ve Kartal Yuvası’na varmışlardı. Ned taht odasını kısa süreliğine savaş kararlarını verebileceği bir karargâha çevirmiş, orada lordlarıyla savaş planları yapmaya başlamıştı. Odada çok sayıda meşale vardı ve her meşalenin altında lordların sancakları asılıydı; Belmore Hanesi’ne ait mor zeminde gümüş çanlar, Coldwater Hanesi’nin kırmızı üzerine beyaz kenarlı mavi şeritli sancağı, Arryn Hanesi’nin mavi zemin üzerine beyaz hilali ve beyaz şahini, Sör Brynden Tully’nin bordo ve lacivert zemin üzerine kara alabalıklı sancağı ve diğer lordlara ait birçok sancak duvarlara asılmıştı. Ned baharatlı Dorne Şarabından küçük bir yudum aldı ve konuşmaya başladı.
“Lordlarım asırlardır halkımızı öldüren, köylerimizi yakan Dağ Klanların’dan kurtulmamızın zamanı gelmiştir. Ordumuzu üçe böleceğiz. Lord Yohn Royce siz Kara Kulaklar’a ve Ay Kardeşler’e saldıran ordunun komutanı olacaksınız.”
Yohn Royce ayağa kalktı. Üzerinde tılsımlı yazılar bulunan bronz bir zırh giyiyordu.
“Bu görev benim için bir şereftir lordum.”
“Sör Brynden Tully siz de Süt Yılanları’na, Boyalı Köpekler’e ve Sisin Oğulları’na saldıran ordunun komutanı olacaksınız.”
“Size hayal kırıklığı yaşatmayacağım lordum.”
“Ben ise Yanık Adamlar’a ve Taş Kargalar’a saldıran orduya komuta edeceğim. Bu gece iyi bir uyku çekin lordlarım yarın güneş doğarken harekete geçeceğiz.

Ned kadehindeki şarabı tek seferde bitirdi ve odasına gitmek için ayağa kalkıp yürümeye başladı. Bana güveniyorlar ve saygı duyuyorlar. diye, düşündü. Babama layık bir evlat olup halkımı bu beladan kurtarmalıyım.

[color=#1E90FF][size=x-large]5.Bölüm[/size][/color]

Batmaya başlayan güneş ile yüzlerce savaşçının kanı savaş alanını kızıl renge boyamıştı. Gökyüzünde sabırsızca uçan kargalar karınlarını doyurmak savaşın bitmesini bekliyorlardı. Ned ordusunu yönettiği tepeden acı içinde ölmeyi bekleyen savaşçılarının çığlıklarını duyabiliyordu. Süvarileriyle düşmanlarına saldırmak için sabırsızlanıyordu ama sabretmeliydi, düşmanını en zayıf anında yakalayıp süvarileriyle onları bir böcek gibi ezecekti. Dün gece sancaktarlarıyla böyle plan yapmıştı çünkü.

Okçuların komutanı olan Lord Benedar Belmore’un sesiyle Ned kendine geldi.
"Okçular! Sol taraf. Ateş serbest.’’
Lord Benadar aceleyle bağırmıştı ama yinede sesini duyurabilmişti. Taş Kargalar sol taraftan Vadi Askerlerine sinsice ve hızlı bir şekilde saldırıya geçmişlerdi. Ormanın içine saklandıkları için onları hiç kimse fark edememişti. Lord Benedar’ın emrinden sonra yüzlerce ok Taş Kargaların üzerine yağmıştı. Dağ Adamları bu ok yağmuru karşısında şaşırmış ama geri çekilmemişlerdi. Okçular ateş etmeye devam ederken, Ned yedek kuvvetlerin komutanı olan Sör Harrold Hardyng’e seslendi.
‘’Harrold askerlerinle sol tarafa yardıma git ve sakın ölme.”
Harrold mavi renkteki miğferini taktıktan sonra sırtında asılı duran uzun kılıcını kınından çıkarttı ve Eddard’a doğru bağırdı.
“Emredersiniz lordum.”
Hardyng Hanesi’ne bağlı olan piyadeler Taş Kargalara doğru saldırıya geçmişti. Ned Lord Benedar’a seslendi.
“Lordum okçularınıza söyleyin ateş etmeyi kessinler, birazdan yedek kuvvetimiz orada olacak ve okçularımızın, piyadelerimizi vurmasını istemem.”

Lord Belmore askerlerine döndü ve gür bir sesle: ‘’Okçular! Ateş etmeyi kesin.’’,diye bağırdı.
Ned savaş alanına baktığında durumun eşitlendiğini gördü. En acımasız ve en güçlü Dağ Klanları sayılan Taş Kargalar ve Yanık Adamlar, Vadi Askerleri’ne karşı birlik olmuşlardı ve çok büyük bir ordu toplamışlardı. Ned şimdiye kadar Dağ Klanları’nın böyle güçlü bir ordu topladıklarını ne görmüştü ne de duymuştu. Vadi Askerleri disiplinleri sayesinde süvarilerin saldırması için uygun fırsatı neredeyse oluşturmuşlardı. Ned şahin başlı kılıcını kınından çekti ve Sör Marwyn Belmore’a süvari borusunu çalmasını söyledi. Boru çaldıktan sonra bütün süvariler aynı anda bağırmaya başladı.
"Ned. Ned. Ned. Ned.’’

Eddard, babasından miras kalan Dothraki Atını askerlerine doğru döndürdü ve kılıcını havaya doğru tutarak askerlerine seslendi.
"Halkımız için. İntikam için. Merhamet etmeyin. Sürün atlarınızı düşmana doğru.’’
Sör Marwyn süvari borusunu tekrardan çaldı. Süvariler ve Şövalyeler intikam için at sürüyorlardı. Ned en öndeydi. Katledilen masum halkı için Dağ adamlarının hepsini öldürmek istiyordu. Bu sırada süvarilerin saldırdığını gören Vadi Piyadeleri hızlı bir şekilde geri çekilmeye başladılar bu sayede süvariler düşmanlarına daha rahat saldırabileceklerdi. Dağ Adamları ise yeni bir savaş düzeni almaya çalışıyorlardı, mızraklılar en öne geçiyordu ama bu hiçbir işe yaramayacaktı çünkü karşılarında ağır zırhlı Vadi Süvarileri vardı.

Ned kılıcını ilk savuruşunda bir Yanık Adam’ın kafasını uçurdu. Bir diğer savuruşunda ise bir Taş Karga’nın göğsünü parçaladı. Kısa bir süre sonra Dağ Adamları ormana doğru kaçmaya başladılar, Ned: ‘’Hücüm! Kaçmalarına izin vermeyin.” diye bağırıyordu. Süvariler ise zafer şarkıları söylemeye başlamışlardı. Ned zafer sarhoşluğu sayesinde ormana giren ilk kişi oldu. Kılıcını tam, bir Taş Karga’nın kafasına savuracakken ağaçların birinden fırlatılan bir ok Eddard’ın göğsüne saplandı. Sör Marwyn bağırıyordu:
“Lordumuz vuruldu. Lordumuz vuruldu. Lordu savaş alanından çıkartın.”
Ned’in gözleri kapanmaya başlamıştı. Kafasını son gücüyle gökyüzüne doğru kaldırdı ve onlarca karganın arasında gururlu bir şekilde batan güneşe doğru uçan bir şahin gördü ve gözlerini kapattı.

[size=x-large][color=#1E90FF]6.Bölüm[/color][/size]

Ned gözlerini çiçeklerle dolu mavi renkli bir odada açtığında güneş yeni doğuyordu. Vücudunun her tarafı sanki dağlanmış gibi acıyordu. Yataktan kalkmaya çalıştığında acı daha da artmıştı ve Ned bayılacak gibi olmuştu. Son kalan gücünü toparlayarak Üstat Colemon’a seslendi.
“Üstat! Nerdesin? Colemon!”
Üstat Colemon yan odadan koşarak geldi elinde bir bardak tutuyordu. Ned bardağın içindeki sıvının haşhaş sütü olduğunu düşündü.
“Yedilere şükürler olsun. Lordum sonunda uyandınız.”
“Üstat bana ne oldu? En son hatırladığım şey savaşı kazandığımızdı.”
“Lord Eddard, Sör Marwyn’in söylediğine göre ağaçlardan birine saklanmış olan bir Dağ Adamı size bir ok fırlatmış. Kartal Yuvasına geldiğinizde ölmek üzereydiniz. Oku göğsünüzden çıkardığımda zehirli olduğunu anlamıştım. Hazırladığım panzehirler ve ettiğim dualar sayesinde gözlerinizi açabildiniz lordum. Yedilerin merhameti sizi bize bağışladı.”

Üstat elindeki bardağı Ned’e doğru uzattı. “Sadece iki yudum için lordum, fazlası zararlı olur.” Eddard haşhaş sütünden iki yudum aldı ve bardağı üstada uzattı. Üstadın gözlerinden çok mutlu olduğu anlaşılıyordu. Bardağı yan tarafındaki masaya bıraktı ve Ned’e
“İstediğiniz herhangi bir şey var mı lordum?” diye sordu.
“Yedi Cehennem! Ne zamandır baygın yatıyorum?”
“İki haftadır lordum.”
“Bu iki hafta içinde olanları bana anlat üstat.”
“Emredersiniz lordum. Sör Brynden Tully’nin ve Lord Yohn Royce’un orduları da girdikleri savaşları kazandılar. Dağ kabileleri bir daha Vadi insanlarına saldırmayacaklarına dair yemin ettiler, zaten sayıları da iyice azaldı. Bu arada bir seferberlik durumunda Kartal Yuvası’na savaşçı göndereceklerine dair yemin ettiler. Lord Yohn yeminlerini tutmalarından emin olmak için her kabile reisinin bir çocuğunu Taş Yazı’ya rehin olarak götürdü.
Ned diğer ordularında girdikleri savaşları kazandıklarını duyunca çok mutlu oldu. Bunu kutlamak için Üstat Colemon’dan masada duran sürahideki Tatlı Arbor Şarabı’ndan bir kadeh istedi.
“İşte bunlar güzel haberler üstat. Başka neler var.”
Üstat kadehe doldurduğu Arbor Şarabı’nı Ned’e uzattı. Gözlerindeki mutluluk parıltısı artık yoktu.
“Lordum, Leydi Catelyn Stark yanında esir aldığı Tyrion Lannister ile buraya geldi. Yarım Adam’ın, oğlu Brandon Stark’ı öldürmek için suikastçı yolladığını söyledi. Kardeşiniz Robert Arryn, Tyrion’u Ay Kapısı’ndan uçurmak istedi ama Tyrion dövüşle yargılanmak istedi. Leydi Catelyn’e refakat eden paralı askerlerden biri Tyrion için dövüşmeyi kabul etti ve Sör Vardis Egen’ı öldürdü. Tyrion Lannister ve paralı askeri üç gün önce Kartal Yuvası’ndan ayrıldılar lordum.”

Ned elindeki şarap kadehini duvara fırlattı. Sinirinden yataktan çıkmak istiyordu ama duyduğu güçlü acı buna engel oluyordu.
“Üstat , Lysa Arryn’ı çabuk yanıma çağır.”
“Emredersiniz Lord Eddard.”
Üstat Colemon oturduğu sandalyeden bir anda fırladı ve koşar adımlarla odadan çıktı. Ned kendisinden habersiz iş yapılmasına sinir olmuştu. Leydi Lysa’nın kafasını bir kazığa geçirmek istiyordu. Bunları düşünürken odaya Leydi Lysa girdi. Tully mavisi ve kırmızısından oluşan uzun bir elbise giyiyordu. Saçlarını arkadan bağlamıştı. Ned bu durumdan rahatsız olmuştu çünkü bu saç şekli onun çirkin yüzünü daha çok ortaya çıkarmıştı. Lysa Ned’in yatağının yanındaki sandalyeye oturdu.
“Yediler merhametliymiş Eddard, beni çağırmışsın.”
“Lord Eddard. Ben artık senin lordunum.” diye bağırdı Ned.
Leydi Lysa Ned’e cevap vermedi.
“Benden habersiz nasıl birini yargılarsınız. Tyrion Lannister ben iyileşene kadar Kartal Yuvası’nda esir olarak kalmalıydı.”
“Senin yaşayıp yaşamayacağın belli değildi lordum.”

Ned o an yanında bir kılıç olması için sol kolunu feda edebilirdi. Tully kadınının zehirli dilini yerinden sökmek ve o iğrenç bedenini küçük parçalara ayırmak istiyordu. Duyduğu büyük acıya rağmen Ned ayağa kalktı.
“Leydi Lysa şu andan itibaren Vadi Topraklarından sürgün edildiniz. Nehirova’ya kadar size refaket etmesi için istediğiniz kadar asker alabilirsiniz.”
Ned konuştuktan sonra yatağa oturdu, kendini zorladığı için canı çok acımıştı. Leydi Lysa ise bu duruma çok şaşırmıştı. Gözlerinden yaşlar dökülürken Ned’e yalvarıyordu.
“Lütfen lordum oğlumda benle gelsin, size yalvarıyorum.”
“Robert bir Tully değil Leydi Lysa, o bir Arryn ve onun yeri Kartal Yuvası. Şimdi bu odadan lütfen çıkın yoksa muhafızları çağıracağım.”
Lysa Tully ağlayarak odadan çıkarken Ned şarap kadehini fırlattığı için pişman oldu. Tully kadınından kurtulduğu için bir kutlama yapmak istiyordu. Bu sırada odaya Lord Nestor Royce girdi.
“Yedi cennet! Ettiğim dualar kabul oldu Lord Eddard. Sizi sağlıklı görmek beni çok mutlu etti. Bir emriniz var mı?”
“Bana Sör Brynden Tully’i çağır Lord Nestor.”

[color=#1e90ff][size=x-large]7.Bölüm[/size][/color]

Karabalık odaya geldiğinde Ned ayağa kalkmaya çalıştı ama vücudunu ele geçiren acı buna izin vermedi. Yaşlı ve sadık bir adamdı Karabalık Brynden Tully. Dağ Klanları ile yapılan savaşta orduları iyi komuta etmişti. Bu yüzden Genç Arryn ona saygı duyuyordu. Lysa Tully ile aynı soydan geldiğine inanamıyordu. Ned konuşmak için ağzını açtığı sırada Sör Brynden ona buna bu fırsatı tanımadı.
"Yeğenim için verdiğiniz karar doğru bir karardı lordum. Sizin haberinizi almadan böyle bir şeyi yapmaması gerekirdi."
Ned yanındaki mavi renge boyanmış ahşap sehpada duran tatlı Arbor şarabı ile dolu kadehi acılarını biraz geçirmesi umuduyla eline alıp tatlı şaraptan koca bir yudum içti.
"Kararımı onaylamanız beni mutlu etti sör. Yeğeniniz artık bu topraklarda kalamaz, eğer isterseniz siz de onla gidebilirsiniz fakat ben…"
Karabalık lordunun sözünü bitirmesine izin vermeden konuşmaya başladı.
“Benim sadakatim bu topraklara ve sizedir lordum. Buradan gitmek gibi bir amacım yok.”
“Bu cevabı duymak beni gerçekten mutlu etti sör. Sizden bir şey istiyorum. Kardeşim Robert artık bir erkek sayılır ve bu topraklarda erkekliğe adım atan soylu çocuklar bir yaver olurlar. Robert’ın sizin yaveriniz olmasını istiyorum. O sizle aynı soydan geliyor. O yüzden bu topraklarda onu emanet edebileceğim en doğru kişi sizsiniz.”

Karabalık ellerini neredeyse beyazlamış olan sakallarına götürdü ve kafasını onayladığını belli etmek için salladı.
"Bence de en doğru karar bu olacak lordum. Kardeşinizi en iyi şekilde yetiştireceğim.
“Bu konuda hiç şüphem yok sör. Siz sadık ve güvenilir birisiniz.”
"Teşekkür ederim lordum, güveninizi boşa çıkarmayacağımdan emin olabilirsiniz."
Ned, Karabalık’ın Vadi topraklarını terk etmediği ve kardeşi Robert Arryn’i yanına yaver olarak aldığı için mutluydu. Bu mutluluk yüzündeki neredeyse belirsiz gülümsemeden zorlukla anlaşılabiliyordu. Ama tam bu sırada göğsüne saplanan bir acı o gülümsemeyi öldürmüştü. Zorlukla konuşmaya çalıştı.
"Sör, bana biraz müsade edin. Yaralarım daha tam iyileşmedi."
Karabalık hiçbir şey demeden başıyla selam vererek çiçeklerle kaplı mavi odadan ayrıldı.

Ned kendini biraz zorlayarak yanında bulunan Üstat Colemon’a seslendi ve kendisine haşhaş sütü getirmesini istedi. Bu acılarını hafifletecek ve eğer biraz şanslıysa uyumasını sağlayacaktı. Üstat elinde bir kadehle odaya girdi. O gün Ned şanslıydı haşhaş sütünün yardımıyla uyuyabilmişti. Ertesi gün uyandığında zor da olsa yataktan çıkabilmiş ve odanın içinde biraz yürüyebilmişti. Kapısında nöbet tutan muhafıza seslendi ve ona Üstat Colemon’u çağırmasını emretti. Kanatları olan bir miğfer takan mavi pelerinli asker lordunun emrini yerine getirmek için hızlı adımlarla görev yerini terk etmişti. Genç Arryn kendini biraz zorlayarak pencere kenarına yürüdü. Pencereden dışarıya baktığında Yedi Krallıkta herkesi kendine hayran bırakan, birçok şairin onun için şiirler yazdığı o büyüleyici vadi manzarası ile baş başa kalmıştı. Bir süre manzarayı izleyen Ned, gökyüzünde özgürce dolaşan bir şahin görmüştü. Güneye doğru ilerlerken yavaşça gözden kaybolan bu kuş onu büyülemişti. Bu sırada odaya giren Üstat Colemon, Ned’e seslenerek onu bu büyüden kurtarmıştı.
“Beni emretmişsiniz lordum.”
“Üstat, Ejderha Kayası’na bir kuzgun yollamanı istiyorum. Lord Stannis’in tavsiyelerine ihtiyacım var. Lord Eddard’ın oğluna yapılan başarısız suikast ve Leydi Stark’ın bir Lannister’ı suçlaması Yedi Krallık’a kışı getirecektir. Bunu hissediyorum Colemon, kendimizi yaklaşan tehlikelere hazırlamalıyız.”

Üstat odadan çıktığında Ned yatağına oturdu, acıları azaldığı için düzgünce düşünebiliyordu. Aklına bir an babası geldi. Söz vermişti kendine onu öldüreni bulacaktı. Lord Stannis’in dediklerini hatırladı. "Zehir; korkakların ve kadınların silahıdır."demişti Ejderha Kayası Lordu. Aklına gelen tek kişi Cersei’idi. İkizlerin büyük sırrını öğrendiği için kraliçe, babasını zehirlemişti. Ondan başkası olamazdı. Doğru fırsatı kollayacaktı Ned, sabredecekti. Her ne kadar intikam almak istese de bunu hemen yapamazdı. Doğru zamanda, hiç beklenmedik bir sırada intikamını alacaktı, kendine verdiği sözü tutacaktı.

[color=#1e90ff][size=x-large]8.Bölüm[/size][/color]

[color=#1e90ff][size=x-large]9.Bölüm[/size][/color]


#2

[color=#1E90FF]1.Bölüm

Ned odasında uyandığında şafak yeni söküyordu. Gece çok fazla içtiği için başı ağrıyordu. Güçlükle yatağından kalktı ve üstüne değiştirmeye başladı. Giyindikten sonra kılıç kemerini taktı ve botunun içine küçük bir hançer sakladı. Kral’ın Şehri her zaman tehlikeli bir yer olmuştur, diye düşündü. Ned vakit kaybetmeden Lord Stannis’in yanına gitti. Ejderha Kayası Lordu çalışma odasında kalın bir kitabı inceliyordu. Ned odaya girdiğinde kafasını kaldırdı.
“Günaydın lordum.”
“Geç kaldın Arryn.”
“Özür dilerim lordum dün gece yüzünden halâ başım ağrıyor.
“İçkiyi biraz azaltmalısın evlat.”
Lord Stannis konuştuktan sonra gülümsedi, onun gülümsemesi çok ender bir olaydı.
“Emredersiniz lordum.”
“Söylesene Eddard bir Baratheon’ın dış görünüşü nasıldır ?”
“Siyah saçlar ve mavi gözler lordum, aynı sizinkiler gibi. Neden sordunuz?”
Stannis kitabı kapattı ve bir süre hiç konuşmadı. Kadehindeki şarabı tek seferde bitirdi ve daha fazla şarap istedi. Ned hemen masadaki sürahiyi aldı ve kadehi pahalı Dorne Şarabı ile doldurdu.
“Birazdan babanla beraber bir yolculuğa çıkacağız sende geleceksin, ahıra git ve atları hazırla.”
“Emredersiniz lordum.”

Ned merdivenlerden hızlı adımlarla inip ahıra girdi. Babasının, Lord Stannis’in ve kendisinin atını hazırlamaya başladı; eyerlerini yerleştirdi ve onlar gelene kadar tımar etti. Babasının atı Dothraki Denizi’nden gelmişti, çok güçlü bir hayvandı. Yaşlı babam bu canavara nasıl binebiliyor ? diye, düşündü. Matarasından bir yudum şarap içtikten sonra atları avluya çıkarttı. Kısa bir süre sonrada lord babasını ve Stannis Baraheon’ı gördü. Babası ona küçük bir selam verdikten sonra yola koyuldular. Yol boyunca Ned atını biraz geriden sürdü ve tek kelime konuşmadı. Bir süre sonra her yerden çekiç sesleri gelmeye başladı. Demirciler Sokağı’nda ne işimiz var ? diye, düşündü. Jon Arryn Tobho Mott’un dükkanının önünde atından indi ve dükkana girdi. Dükkan çok sıcaktı, Ned bu kadar kalın giyindiği için içinden lanet okudu. Bu sırada Tobho bir zırhı tamir etmeye çalışıyordu ve kendini işine kaptırmıştı. Kendisine seslenen çırağı sayesinde kendine geldi ve şaşkınlıktan gözleri büyüdü.
“Hoşgeldiniz lordlarım”
“Sana birkaç soru soracağız” dedi, Stannis Baratheon.
“Tabiki lordum istediğinizi sorabilirsiniz”
Bir kılıcı tamir etmekte olan çocuğu gördü ve parmağıyla onu gösterdi.
“Şuradaki çocuğun ismi nedir demirci ?”
“Gendry Su, benim çırağım küçük olduğuna bakmayın çok yeteneklidir.”
Ned çocuğun Kral Robert’a çok fazla benzediğini düşündü.
“Bu çocuğu buraya kim getirdi ?” diye, sordu Vadi Lordu.
“ Bana yüklü miktarda gümüş verince adamın ismini sorma gereği duymadım lordum.”
“Tamam, şu çocuğu çağır birazda onla konuşacağım.”
Usta Tobho Mott Gendry’e seslendi ve Gendry, tamir etmeye çalıştığı kılıcı bıraktı ve hemen ustasının yanına geldi.
“Hoşgeldiniz lordlarım.”
“ Tobho belki biraz hava almak istersin.”dedi, Stannis Baratheon

Tobho Mott sessiz bir şekilde dükkandan ayrıldı ve soru yağmuru başladı.
Ned bütün soruları dikkatlice dinliyordu. Bu çocuk Robert’ın piçi bu yüzden buradayız. diye, düşündü. Sorulacak sorular bitince Jon Arryn çocuğun eline bir altın ejderha verdi ve beladan uzak durmasını tavsiye etti. Ned gelirken olduğu gibi giderken de hiç konuşmadı. Saraya vardıklarında Jon Arryn, El Kulesine gitti, Stannis ve Ned ise kendi kulelerindeki çalışma odasına. Stannis koltuğuna oturdu ve önündeki kalın kitabı açıp okumaya başladı, bir süre sonra şarap istedi. Ned hemen kadehi Dorne Şarabı ile doldurdu.
“Sen zeki bir çocuksun Eddard bu gün sana sorduğum soru ve küçük gezimizden sonra olanları anlamışsındır.”
“Anladım lordum, o demirci çocuk Kral Robert’ın piçiydi ama Kralımız piçlerini hiç önemsemez biz neden önemsiyoruz lordum?.”
Stannis Baratheon koltuğuna yaslandı ve yorgun gözleriyle ona baktı.
“Evet bir piçti ama Varis Joffrey’den daha fazla Baratheon’dı.
“Anlamadım lordum.”
“Bak evlat, bizim ailede hep siyah saç ve mavi göz baskın gen olmuştur. Piçlerinde böyle olması bunu kanıtlıyor. Joffreyde ise Baratheon geni yok o tam bir Lannister; sarı saçlar ve yeşil gözler. O ensest bir zinadan doğmuş küçük bir piç sadece. Kral Katili ve kardeşi Kraliçe Cersei hakkındaki dedikoduları duymuşsundur.”
Ned çok şaşırmıştı. Kral Robert’ın bu durumu öğrendiğinde ne kadar fazla kan döküleceğini merak ediyordu.
“Duydum lordum. Eğer durum böyle ise Kral Robert’ın çocuğu olana kadar varis sizsiniz.”
“Evet varis benim evlat. Unutma bu durum çok gizli bu konuyu hiç kimseye bahsetme.”
“Emredersiniz lordum asla bahsetmem.”
“Şimdi beni biraz rahat bırak Arryn, çalışmam lazım.”
“Nasıl isterseniz lordum.”

Ned çalışma odasından çıktıktan sonra kendi odasına gitti. Matarasında duran tatlı Arbor Şarabı’ndan büyük bir yudum aldı ve düşünmeye başladı. Robert bunları duyduğunda deliye dönecek ve saraydaki bütün Lannister’ları kendi elleriyle boğacaktır.diye,düşündü.
Şaraptan büyük bir yudum daha aldı ve yatağına uzandı.
Lord Tywin bunun bir yalan olduğunu söyleyecek ve sancaktarlarını toplayıp bir savaş başlatacaktır. Neyse s*ktir et, bugün yorucu bir gün oldu dinlenmem lazım, diye, düşündü Genç Arryn ve uzun bir uykuya daldı.


#3

Güzel :slight_smile: Ned reisi okumak bir başka güzel oluyor hatta :slight_smile:


#4

baskın gen olayı varsa westeros çağ atlamıştır ona biraz şaşırdım ama hikaye baya güzel


#5

Yorumlarınız için teşekkür ederim. :slight_smile:


#6

rica ederim ne demek :slight_smile: benim yazıma da beklerim vaktin olunca


#7

[color=#1E90FF]2.Bölüm

Yaz güneşi Kızıl Kaleyi ejderha ateşi gibi yakıyordu. Ned şarap matarasında büyük bir yudum alarak susuzluğunu dindirdi. Şahin işlemeli zırhını ve mavi pelerinini giydi. Uzunkılıcını sırtına bağlayınca kendisini kısa bir an atası Kanatlı Şövalye Artys Arryn gibi hissetti. Kılıç antrenmanı yapmak için talim avlusuna doğru yürürken düşüncelere daldı. Tam bir hafta oldu. diye, düşündü. Bir hafta önce gerçeği öğrenmişti ve ertesi gün Lord Stannis’in yanına gittiğinde büyük bir sürpriz ile karşılaşmıştı. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var evlat. demişti, Ejderha Kayası Lordu. Eddard merdivenlerden inerken başka bir konu hakkında düşünmeye başladı öğrendiği ilk günden beri aklından çıkmayan bir konuydu bu. Robert, Kraliçe Cersei’nin kafasını çekiciyle parçalayınca diyarda büyük bir savaş başlatacaktır. Bu savaş başladığında hazırlıklı olmam lazım. diye,düşündü. Bu sırada talim avlusuna varmıştı ve antrenman yapan şövalyeleri ve Sör Arys Oakheart’ı gördü.
“İyi günler Sör Arrys.”
“İyi günler Lord Eddard.”
“Söylesene sör biraz antrenman yapmak ister misiniz?”
“Memnuniyetle lordum.”

Sör Arrys kılıcını kaldırdı ve Genç Arryn’e doğru koşmaya başladı bu sırada Ned hareketsiz bir şekilde yerinde duruyordu, Sör Arrys kılıcını rakibinin göğsüne saplamak üzereyken Ned hızlı bir hareketle kenara çekildi ve bacağıyla küçük bir çelme taktı bu çelmeden sonra Sör Arrys dengesini kaybedip yere yıkıldı, Ned vakit kaybetmeden kılıcını rakibinin boğazına tuttu.
“Yaşlanmışsın sör artık eskisi kadar hızlı değilsin.”
Sör Arrys gülmeye başladı.
“Hayır lordum ben yaşlanmadım sen tam bir savaşçı oldun.”
“İltifatınız için teşekkür ederim sör bir karşılaşma daha yapmaya ne dersiniz?”

Bu sırada merdivenlerden avluya sarı saçlı bir adam indi göğüs zırhında aslan işlemesi vardı. Beyaz pelerini rüzgarla dalgalanıyordu.
“Kral Katili.”dedi, Ned ve yere tükürdü.
“Gün geçtikçe güçleniyorsun Arryn, belki benimle dövüşmek için yeterli cesarete ve yeteneğe sahipsindir.” dedi, Jaime Lannister.
Ned mavi pelerinini çıkardı ve Sör Arrys’e verdi. Uzunkılıcını iki eliyle tuttu ve “Hadi başlayalım Kral Katili.”dedi. Jaime kılıcını kınından çıkarttı ve yavaş adımlarla Ned’e doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada Ned ise olduğu yerde bekliyor, rakibinin zayıf noktalarını arıyordu. Kral Katili mesafeyi azaltınca sahte bir saldırı yaptı kılıcını soldan savuruyormuş gibi yapıp sağdan savurdu. Ned bu saldırıdan iki adım geriye kaçarak kurtuldu. “Hızlısın Arryn.”dedi, Jaime. “Sizde gerçek hayatta olduğu gibi dövüşte de sahtekarsınız”. dedi, Eddard. Bu hakarete sinirlenen Jaime kılıcını bir kasap gibi kullanmaya başladı, düşünmeden savaşıyordu. Ned ise saldırmıyor kendine gelen saldırıları savuşturup, rakibinin zayıf bir anını kolluyordu. Çılgınateş gibi ortalığı ısıtan güneşin altında uzun süre savaştılar, Jaime artık yorulmaya başlamıştı. Ned ise sadece kendisine gelen saldırıları savuşturduğundan hâlâ dinçti. Saldırırken kılıcını çok fazla kaldırıyor. diye, düşündü Ned. Jaime sert bir vuruş yapmak için uzunkılıcını başının üstüne kaldırdı ve tam indirecekken Ned karşı saldırıyı yapıp kılıcını Jaime’nin boynuna tuttu ve küçük bir kesik bıraktı.
“Galiba dövüşü ben kazandım Kral Katili.”
Jaime yenilmeyi kabul edememişti, sinirlendiği için bağırıp, lanetler ediyordu.
“Sör Arrys rica etsem pelerinimi ve şarap mataramı alabilir miyim ?”
“Nasıl isterseniz lordum.”
“Teşekkür ederim sör, size iyi günler.”

Ned dövüş yüzünden çok susamıştı, susuzluğunu dindirmek için pahalı Arbor Şarabını kısa sürede bitirmişti. Yaşlı babamı uzun süredir görmüyorum, birkaç gündür hasta ve onun yanında bulunmam lazım. diye, düşündü. Yavaş adımlarla El Kulesine doğru yürümeye başladı. Yedi Cehennem! Bugün ne kadar da bktan bir gün sıcaktan yanıyorum. diye, içinden lanetler okudu Genç Arryn. Kulenin girişine varınca orada nöbet tutan babasının muhafızları olan Vadi şövalyelerine selam verdi ve kuleye girdi. Yavaş adımlarla merdivenlerden yukarıya çıkıyordu. Babasının odasına vardığında odada Üstat Pycelle’ ve üvey annesi Lysa Tully’i gördü.
“Lord babanız çok hasta Lord Eddard. Ateşi var ve bu ateş yüzünden anlamsız şeyler sayıklıyor.”
Lanet olası Pycelle bir b
k bildiği yok, sadece babamı daha çok hasta ediyor, hastalandığı ilk gün bu kadar kötü değildi sadece biraz başı ağrıyordu bu gerizekalı yanlış tedavi uygulamış olmalı. diye, düşündü. Bu sırada üvey annesine baktı. Kadın sessiz bir şekilde ağlıyordu. Lanet Tully kadını gözlerinden akan yaşta hiçbir samimiyet yok, babam ölürse ondan kurtulacağı için seviniyor olmalı diye, düşündü. Ned hiçbir şey demeden odadan ayrıldı, odanın dışında nöbet tutan şövalyeye döndü ve sessiz bir şekilde “Kartal Yuvasındaki üstadımıza bir kuzgun yollamanı istiyorum. Lord babamın hastalığını ve Üstat Pycelle’nin uyguladığı tedaviyi ve onun önerdiği tedaviyi belirtmesini istediğimizi, yazmanı istiyorum. Bu Pycelle tam bir sahtekar onun gibi birine asla güvenemeyiz.”dedi, Eddard Arryn. “Emredersiniz lordum.” dedi, Vadili şövalye.

Ned yavaş adımlarla El Kulesinden indi ve yavaş adımlarla kendi odasına gitmeye başladı. Babam yaşlı olmasına rağmen çok sağlıklı biriydi bir anda böyle ciddi bir şekilde hastalanmasının hiçbir açıklaması yok. diye, düşündü.


#8

iyi böyle devam bunu sevdim jamieyi yenen biri işte bu kişi dürüstçe dövüşüyor


#9

Yorumun için teşekkür ederim. :slight_smile:


#10

[color=#1E90FF]3.Bölüm

Dolunayın soluk ışığı Ned’in odasını aydınlatıyordu. Açık pencereden içeri giren rüzgar bu yaz gecesinde havayı biraz olsun serinletiyordu. Bu sessizlik, kapıyı kırarcasına çalan bir muhafızın neden olduğu gürültü yüzünden bozuldu. Ned hemen yataktan fırladı, reflekslerinden dolayı uyanır uyanmaz yastığının altındaki hançeri eline almıştı. Kapıdaki muhafıza seslendi:
“Yedi cehennem! Neler oluyor?”
“Lordum Üstat Pycelle’den çok önemli bir haber geldi. Bir an önce yanınıza gelmenizi istiyor.”

Ned ne olduğunu anlamıyordu bu saatte bu kadar önemli ne olabilirdi diye, düşünüyordu. Yoksa yaşlı babam öldü mü diye, düşündü. Eyrie’den daha yeni kuzgun gelmişti. Oradaki üstat babasının hemen böyle ciddi bir şekilde hastalanmasına anlam veremiyordu. Birkaç tedavi yöntemi yazmıştı, Üstat Pycelle’nın yöntemlerinden farklıydı. Uygulanan bu yeni tedavi sayesinde babası kısa bir anda olsa gözlerini açmış ve zorlukla Ned’e bakıp, kısık bir sesle; “Oğlum.”demişti ve yeniden uykuya dalmıştı. Ned hançeri yastığının altına koydu ve hızlı bir şekilde giyinmeye başladı. Kılıç kemerini beline bağladı ve on dördüncü doğum gününde babasının ona hediye ettiği kılıcı kınına soktu, kılıcın kabzasında bir şahin başı vardı. Ned hazırlandıktan sonra kapıyı açtı ve Üstat Pycelle’nın odasına hızlı adımlarla yürüdü. Odaya girdiğinde yaşlı üstadı bir şeyler yazarken buldu.

“Üstat beni bu gece vakti neden çağırdın ?”
Pycelle yaşlılığından dolayı zorlukla konuşuyordu.
“Lord Jon çok iyi bir adamdı, Yedi ona merhamet etsin.”
Eddard duyduklarına inanamıyordu, babası vefat etmişti. Daha bu sabah kendine gelmişti diye düşündü. Yeni tedavinin onu iyileştirmesi lazımdı, içinde fırtınalar kopuyordu, gözlerinden akan yaşlara hakim olamadı ve El Kulesine doğru koşmaya başladı, babasının yanında olmak istiyordu. Babasının yanına vardığında Leydi Lysa’yı gördü, kadın hiçbir şey yapmadan öylece Jon Arryn’in cesedine bakıyordu.
“Bu odadan gitmeni istiyorum.” diye, bağırdı Ned.
“Neden gitmemi istiyorsun Eddard? “
Ned kılıcını kınından çıkarttı ve kadının boğazına dayadı.
“Son kez söylüyorum varlığınla bu odayı kirletemezsin, hemen buradan çıkmazsan seni Yedi Cehennem’e gönderirim.

Leydi Lysa hiçbir şey demeden odadan çıktı ve kapıyı sertçe kapadı. Ned kılıcını kınına soktu ve babasının cesedinin yanında diz çöktü ve sabaha kadar ağladı. Güneşin ilk ışıkları odayı aydınlattığında sessiz kızkardeşler cesetle ilgilenmek için odaya girdiler. Ned ayağa kalktı ve odadan dışarıya çıktı, kapıda bekleyen muhafıza şarap getirmesini emretti. Muhafız hemen istediği şarabı getirdi. Ned matarayı aldı ve su gibi içti, kısa bir süre sonra matarada hiç şarap kalmamıştı. Yere oturdu ve bir süre hiçbir şey düşünmedi. Sessiz Kızkardeşler cesedi odadan çıkardıklarında Ned bakamadı, sessizce ağladı. Bu sırada uzaktan çok tanıdık birinin geldiğini gördü ama üzüntü ve şarap yüzünden gözleri tam göremiyordu.
“Ayağa kalk evlat .”
Ned sesi tanımıştı bu gelen Lord Stannis’ti. Kısık bir sesle;
“Lordum.” diyebildi.
“Kaybın için üzgünüm Eddard, Jon Arryn benimde babam gibiydi, ona çok saygı duyardım.”
“O da size çok saygı duyardı lordum.”
“Ned babanın ölümü çok şüpheli ,çok sağlıklıyken bir anda böyle hastalanmasına anlam veremiyorum.”
“Kartal Yuvası’na babamın durumunu anlatan bir kuzgun yollamıştım oradaki üstadımda bu durumu çok şüpheli bulmuştu.”
“ Bu durum bir cinayet olabilir, biri babanı zehirlemiş olabilir evlat. Robert’ın çocuklarının aslında Lannister piçi olduğunu öğrendiğimizi biri öğrenmiş olabilir.”
“Varys. O hadımın birçok yerde kulağı var.”
“Kim olduğunu tahmin edemiyorum ama şunu bilmelisin, zehir korkakların ve kadınların silahıdır. Ben Ejderha Kayası’na gidiyorum evlat. Sende Kartal Yuvası’na gitmelisin bu topraklar ikimiz içinde tehlikeli. Ayrıca şunu sakın unutma sen benim oğlum gibisin, her zaman senin yanındayım.”
“Teşekkür ederim lordum, cenaze töreninden sonra Vadi’ye doğru at süreceğim.”

Stannis Baratheon hiçbir şey demedi ama Ned gözlerine baktığında ağladığını görebiliyordu. Kısa bir süre sonra Stannis yavaş adımlarla El Kulesi’ni terk etti.

Cenaze töreni sırasında Ned, Robert’ın ilk kez ağladığını gördü. “O bana kendi babam kadar yakındı” diyor ve şarap üstüne şarap içiyordu. Cenazeye Taç Toprakları’nda ki bütün lordlar katılmıştı, Vadi lordları ise Eyrie’de ki defin törenine katılacaktı. Ned tören bitene kadar bir köşede bekledi ve hiç kimseyle konuşmadı, tören bittikten sonra muhafızlarına bütün eşyalarını kısa sürede toplamalarını ve Kartal Yuvası’na gitmek için hazırlanmalarını söyledi. Ned masada duran bardağındaki şarabı tek seferde bitirdi ve ayağa kalktığında kısık sesle kendi kendine konuştu:
“Sana bunu yapanı bulacağım baba, Yediye yemin ediyorum ki bulacağım”


#11

güzell normal hikayeden farklı mı olacak yoksa benzer mi olacak


#12

Orjinal hikayeden biraz farklı olacak. Arrynler olaylara dahil olunca bazı şeylerin kaderi değişecek :smiley:


#13

isyan gibi olaylar farklı olacak mesela iyi :smiley:


#14

Daha yeni okuma fırsatım oldu üç bölümü de bitirdim, güzel gidiyor bekliyoruz devamını.


#15

Yorumun için teşekkür ederim. :slight_smile:


#16
  1. bölümde ne olacak acaba heycanla bekliyorum a birde şu şarap sorununu çözerse çok iyi biri olacak yeni bölüm nezamana

MID cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi


#17

Hikaye çok hoşuma gitti seride hep böyle bir karakter olsun istemişimdir, bir kızkardeşi de olsa fena olmazdı Ned’in şöyle saman altından su yürüten. Ama böyle de güzel tabii. Yeni bölüm isteriz.


#18

Takipteyim, anlatış şeklini çok beğendim. ^^


#19

Karakteri ve anlatımını çok beğendim, 4. bölümü bekliyoruz.


#20

Yeni bölümü en kısa sürede yazacağım. Şarap sorununu çözemeyecek. :slight_smile:

Yorumun için teşekkür ederim. :slight_smile: Sen deyince düşündüm sinsi bir kız kardeş çok iyi olurdu, maalesef tek kardeşi hasta bir çocuk.

Teşekkür ederim. :slight_smile:

Teşekkür ederim. :slight_smile: