İnancınız?


#1

Merhaba arkadaşlar, forumun metafiziki düşüncesini merak ettim. Bakalım habitatımızın bu konudaki fikri nasılmış.

Terimler hakkında bilgilendirme:

Teizm: Evreni yaratan Tanrı veya Tanrıların varlığını ve insanları yönlendirmeleri için peygamberler ve dinler yolladığını veya yolladıklarını kabul eder.

-Monoteizm: Tek bir Tanrı vardır.
-Politeizm: Birden fazla Tanrı vardır.

Deizm: Evreni yaratan bir Tanrı’nın varlığını kabul eder. Ancak Tanrı’nın insanları yönlendirmesi için dinler veya peygamberler gönderdiğini reddeder.

Panteizm: Evren ve Tanrı’nın bir bütün olduğunu kabul eder.

Panenteizm: Evren, Tanrı’dan oluştuğunu ancak evren ile Tanrı’nın bir olmadıklarını kabul eder.

Ateizm: Herhangi bir Tanrı’nın varlığını reddederler.

Agnostisizm: İnsanlığın Tanrı’nın varlığını veya yokluğunu bilemeyecek olduğunu kabul ederler.

NOT: Konu içerisinde seviyeli bir şekilde tartışabiliriz. Sizlere tartışmanın kavga demek olmadığını hatırlatır, iyi forumlar dilerim :slight_smile:


#2

Anka belki biri bu seçeneklerden her ikisine biden inanıyor, o zaman ne yapsın?
Mesela Biri hem Politeizm ve Panenteizme aynı anda inanıyorsa ve ya Deizme ve Agnostisizm aynı anda inanıyor ola bilir mi?


#3

Açıkçası oldukça değişken düşüncelerim var bu konuda. Ateizme kayıyor ama bir yandan da inanıyorum. Şimdilik düşüncem agnostisizm. Ama yarın öbür gün bence var ya da diyebilirim.
Peki mantıklı bir temelim var mı? Yok. Kesinlikle yok. Tamamen iç güdülerime güveniyorum bu noktada. Allah kavramı benim için her zaman arkadaş gibi oldu. Hristiyanların günah çıkarmasını kendi içimde yaptım. Gece yatmadan önce bazen Allah’a dert yanarım. Beni duymuyor olabilir ama ben içsel olarak rahatlıyorum. Herkesin kimseye anlatamadığı şeyler vardır böyle olunca Allah nasıl olsa biliyor ya diyerek insan anlatıyor. Fısıltıyla da olsa sanki biri dinliyormuş gibi anlatıyorum.

Bunun dışında bunca zulüm olay olurken Tanrı niye sesini çıkarmıyor diye de merak ediyorum. Ya da dini kitaplardaki tutarsızlıklar da oldukça anlamsız. Mesela Kur’an’da kısasa kısas olması. Bu çok yanlış bir uygulama ve bir dinin bunu söylemesi çok saçma. Böyle düşününce ortada kalıyorum agnostisizme kayıyorum.


#4

@argos doğru düşünüyorsun dostum aslında. Deizm ve agnostisizm tamamen ayrılar ancak panteizm ile teizmin diğer dalları arasında ortak noktalar olabilir. Tam da araştırmadım aslında ama vikiden okuduğum bilgiye dayanırsak; Panteizm Tanrı ile evrenin bütünlüğünü savunuyor. Yani her şey Tanrı. Herhangi bir şey yaratmıyor yani Tanrı. “Evrene inanmak” gibi birşey panteizm. Teizmde ise evren ve Tanrı ayrı şeyler. Tanrı kendisini yaratmayacağına göre, Tanrı’nın yarattığı evren, Tanrı ile bir değil.

Ortak noktalar belki olabilir. Tanrı’nın yarattığı evren kendisi ile bir olabilir herhangi bir inanca göre. Ama elbette bir tarafa daha yakın olacaktır düşünce. Çünkü ayrılıklar da var bu düşünceler arasında.


#5

Kuran diyor ki, eğer biri sizin kardeşinizi kasten öldürüse sende onu öldüre bilirsin. Ama bağışlarsan daha iyidir. Birinin yaşam hakkını haksız yere elinden alan birinin yaşam hakkı hakkı elinden alınmış kişinin en yakınına devr edilmesi bence yanlış değil. Ama bu kesinlikle bir kan davasına dönüştürülmemeli.


#6

Sondaki notu konu içerisinde suriyeli bi şekilde tartışabiliriz diye okudum.


#7

TENGRİ TENGRİ ULU TENGRİ GÖK TENGRİ KAYRA TENGRİ TENGRİ TENGRİ


#8

Benim düşüncem ise şu:

Tanrı’nın varlığını mantığım ile sorguluyorum. Evrende hiçbir şeyin yoktan var edilemeyeceğini biliyoruz. O zaman “ilk şeyin” varlığını açıklamıyoruz. Çünkü o ilk şey hep var olacak, ama aynı zamanda da kendisinden önce var olan şeyden gelecek. O zaman ilk şey hep yoktu. Ama yokluktan da gelemeyeceğini savunuyoruz ilk şeyin. Yokluk ne ki? İlk yokluk ne? İlk yokluk ne zaman yok oldu? Ta-dam… Buyrun size Tanrı’nın varlığını kanıtladım :smiley:

Tanrı’nın amacı, isteği, arzusu, gücü gibi şeyleri de açıklayamayacağımızı düşünüyorum. Bunlar 170 santimetrelik bir primatı aşan konular. Bu yüzden dinlere inanmıyorum. Ama daha hiçbir dini araştırmadım, hiçbir dini kaynağı okumadım o yüzden bilgimle değil mantığımla konuşuyorum.

Ancak “kötülük probleminin” Tanrı’nın yokluğunu açıklamayacağını düşünüyorum. Sadece Tanrı’nın mutlak iyi olduğu dinlerdeki Tanrılara karşı bir kanıt olabilir o problem. Tanrı’nın mutlak iyi olduğunu söyleyen dinler aşağıdaki linkteki paradokslarda eriyip giderler bana göre :slight_smile:

İyi ve kötünün ne olduğu da meçhuldür, ama biz şimdilik daha da derine inmeden yüzeysel gidelim ve iyi ve güzel şeylerin insanların çoğunu genellikle mutlu eden, sevindiren şeyler olduğunu kabul edip kötüyü de tam tersi olarak ele alalım. Tanrı’nın evreni yaratmasındaki güzelliğe odaklandığımda, her şeyin zıtlığını görüyorum. Her bir şeyin bir zıttı, karşılığı var. Maddeye karşılık karşı madde var. Tıpkı her şeyde olduğu gibi, birbirinin karşısında olan iyi ve kötü var. İyilik ve kötülük birbirini bütünlüyor. Karanlık olmadan aydınlık, aydınlık olmadan karanlık olamazdı sonuçta. Şöyle düşünün; eğer kötülükler olmasaydı sevdiğiniz, sevindiğiniz şeyler de olmayacaktı. Yani üzülebilmeniz, bir sürü mutluluğa sahip olabilmenizden kaynaklanıyor. Sizi mutlu edip etmeyecek şeye odaklanıp odaklanmamak da yine sizlere kalmış.

Tanrı kötüyü de yarattı, iyiyi de yarattı. Size ne? Arkadaş Tanrı yani :slight_smile:

Not: Bu yaz mümkün olursa Tanrı’yı herhangi bir dinin açıklayıp açıklayamadığını araştıracağım. Dini kitapları okumayı planlıyorum.


#9

@anka ben 2 yıl önce falan Kur’an’ın Türkçe’sini okumaya çalıştım ama çok sıkıldığım için 4. Sayfasında falan bıraktım ama okuduğum kadar olan kısmında oldukça bilindik bir hikaye olan Lut kavminden bahsediyordu. Ama bahsederken benim ilgimi çeken orada sadece eşcinselliğin sıkıntı yaratmamasıydı. Orada tecavüz olayları sapıklıklar çok fazla oluyormuş. Kendim yorumlayarak asıl felaket nedeninin tecavüz gibi sapkınlıklar olabileceğine karar verdim. Demek istediğim okuyunca insanların yorumlarıyla dinin değiştiğine karar vereceksin. Daha çok bir edebi kitap gibi yani. Deizmden İslamiyet’e ya da tam tersine geçiş yapabilirsin belki.

Tanrı’nın mutlak iyi olmadığı savı mantıklı. Ama ne olursa olsun bize lanse edilen her şeyi bizim için yapan bir Tanrı modeli. Böyle olmayabilir tabiki de. En önemlisi iyi bizim yarattığımız bir olgu senin dediğin gibi. Göreceli bir kavram. Bana göre iyi olan sana göre olmayabilir. Karl Marx’ın çok sevdiğim bir sözü vardır. Tam bunu açıklamak için kullanılabilir. “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir” yani bizim iyi diye nitelendirdiğimiz bir olgu ya da kişi aslında iyi olmayabilir. Shirley Jackson’ın bir hikayesi vardır. “The Lottery” adlı hikayeyi okuduysanız eğer oradaki köylüler bile “iyi” bir şeyler yapıyorlar inancıyla yapıyorlardı. Bana kalırsa iyi kavramı bir yanılsama. İnsanın kendini rahatlatmak için uydurduğu ve ahlak kuralları tarafından beslenen bir kelepçe aslında. İyilik kavramı bizi ahlak kurallarına uymaya sevk eden bir kelepçe. Neyse çok konu dışına çıktım demek istediğim Tanrı’yı bu olgular içerisinde değerlendirmek yanlış. Ama ne olursa olsun insanın aklında yarattığı koruyucu Tanrı modeline göre Tanrı’nın en küçük bir çocuğun göz yaşı aktığında bile olaylara müdahale etmesi gerekir.

Ve beni en fazla sorgulamaya iten soru: Tanrı bizi niye yarattı? Bu soruya her zaman cevap aradım bütün din hocalarına sordum ve cevapsız kaldım. Neden neydi? Bana ego tatmini gibi geldi. Bu sözlerden sonra çarpılmazsam eğer şu şekilde açıklıyorum ben. Tanrı iyi ya da kötü olamaz bu konuda kesin kararımı vermiştim durumdayım şu an. Ama Tanrı kendisinin otoritesini sağlamlaştırmak istemiş olabilir mi? Ne gibi dersen. Melekler zaten kendi iradelerine sahip değil. Her türlü tapınmak zorundalar. Ama biz öyle değiliz. Determinizm görüşünü ya da fatalizmi bir kenara bırakırsak özgürüz biz aslında. İnanmak da inanmamak da bizim elimizde. Ama eğer biz kendi seçeneğimizle inanmayı seçersek bu Tanrı’nın gerçekten inanılmaya değer olduğu anlamına gelir. Ama gerçek neden buysa da yaratıcı unvanı taşıyan Tanrı’yı bir insana dönüştürmüş olurum. Eğer Tanrı bu kadar uluysa bu tarz dertleri olmamalı.

Ve son olarak @anka yazının sonunda arkadaş tanrı:)) yazarak bir gönderme yapmışsın. Yaptığım şey sana göre mantıklı olmayabilir ama yaptığın zaman içinde bir rahatlama oluşuyor. Bunun dışında Tanrı korkmamız gereken bir olgu değil bence. Daha çok bir öğretmen gibi görüyorum. Saygı duymalısın ama bir derdin olduğunda da yanına gidebilirsin. Aynen bunu yapıyorum. Kendi nedenlerimi açıklayarak kendi kendimi haklı çıkartarak hala ahlak kurallarının içinde yer aldığıma kendimi inandırarak aslında kendimi psikolojik olarak mutlu ediyorum ama olsun. Orada birinin beni dinliyor olabileceği ihtimali benim için hoş bir şey.


#10

Senin yaptığına zaten saygı duyuyorum sonuna kadar @"Queen Arianne"ciğim. Dinler ve Tanrılar eğer gerçek değillerse zaten biz gökyüzüne bakmayı öğrenen hayvanların beyinlerinin varlık ve yokluk kavramları arasında kısa devre yapmasını önleyen basit sigortalardan ibaretler. Bir çeşit avuntular. Sen inandığın şeye zaten inanış amacına uygun olarak yaklaşıyorsun. Seni mutlu ediyorsa esas görevini yerine getiriyor olabilir inandığın şey.

Özgür olup olmadığımızı bilmiyoruz. Ama insanlığın sınırları var. Sınırlar ne kadar geniş veya dar olurlarsa olsunlar varlardır ve sınırların olduğu yerde özgürlükten bahsedemeyiz. Bir saniye, özgürlük de çok göreceli, yüzeysel geçelim :slight_smile: Düşünsel özgürlüğümüzden bahsedelim. Bu özgürlüğü de Tanrı bize bahşetmiş olsun. Panteizme göre bizler de Tanrı’nın parçası olduğumuz için şuan bizim bu soruları soruyor oluşumuz Tanrı’nın bu soruları soruşuyla alakalı olabilir. Belki de Tanrı kendisini anlamak istiyordur? Bunun için kendisinden olan şeylere ihtiyaç duymuştur belki de. Bilemiyorum.

Zaten nedenlere mantık ile yaklaşamıyor insan. Sadece Tanrı’nın var olduğuna inanıyorum. Hatta biraz daha arttırıp Tanrı’nın var olduğunu biliyorum diyebilirim. Nedenleri sorgulayamıyorum pek.


#11

@anka kesinlikle şu an dinlerin benim için yapabileceği en iyi şey bir avuntu. Ve bunu bu şekilde kullanıyorum. Ama senin gibi Tanrı’nın varlığını hissediyorum ben. Ben eskiden reenkarnasyona da inanıyorum. Çünkü içimde bir his vardı hala daha ara ara duyumsarım önceden izlediğim bir oyunun içine dahil olmuşum da hiç bir şey gerçek değilmiş gibi. Bu hisse benzer Tanrı’nın varlığını da hissediyorum. Belki de ihtiyacım olduğu için böyle hissediyorumdur bilemem.

Özgürlük dediğim şey tabiki de düşünsel ve hareket özgürlüğü. Örneğin hepimiz Tanrı’ya inanmak zorunda değiliz bir tercihimiz var ya da çok zengin bir ailede yetişsek bile tipik bir burjuva olmak zorunda değiliz gibi. Benim kastettiğim özgürlük bu ve bence özgürüz bu noktada. Özgürlüğün göreceli olduğunu da düşünmüyorum bence özgürlük bir olgu. İnsanın dilediğini yapabilmesi düşünebilmesi. Belki bugün çeşitli şekillerde engelleniyoruz ama bu birçok şeyi yapamayacağımız anlamına gelmez. Bizde yetenek vardır ama beşeri faktörler tarafından sınırlandırılabiliriz.

Panteizm bana tasavvuf inancını hatırlattı. Ona göre de hepimizin içinde bir Tanrı parçası vardır. Ve bizim hayat amacımız da o parçaya ulaşıp onu saf tutmak ve vakti geldiğinde de Tanrı’yla bir bütün olmaktır. Tanrı’ya dayanılmaz bir sevgi duyarlar bu yüzden de bu parçaya ulaşmak isterler. Bunun için günlerce kendilerini bir odaya kapatırlar falan. Neyse demek istediğim hepimizde Tanrı parçası olması Tanrı’nın bizim düşündüğümüz her şeyi düşündüğü anlamına gelmez. Eğer öyle olsaydı herkes aynı düşünürdü. Ama şu an aksine birçok insan uçlarda yaşıyor.

Her şeyi anlasam da şu dine inanan yozlaşmış kesme anlam veremiyorum. Hani onlar dine inanıyorsa herkes inanacak diye zorlayan. Tamam işte sen inanıyorsun da sana ne benden? Ne güzel işte ben cehennemde yanıcam sen cennette rahat rahat takılırsın.


#12

İlk başlığına şöyle bir düzeltme yapmak istiyorum. Mantığında yokluğu zamanın içinde ele alıyorsun. Zamanı yokluğun içinde ele almalısın. Yani ilk şey yokken zamanda yoktu. Zaman ilk şeyin oluşumyla birlikte var oldu. Kuran der ki, Tanrı her şeyi(zaman dahil) yoklukdan var etdi. Bizim zaman kavramını dışlayarak düşünmemiz çok zor olduğundan ve Tanrının sonsuzluk kavramını da zamana dahil edib düşündüğümüzden böyle kısır döngü ortaya çıkıyor. Halbuki sadece anlamlandıramıyoruz yoksa bölye bir döngü yok.

Sıra ikinci başlıkta. Kötülük problemi. Kuran der ki Tanrı hiç bir şeyi boşuna yaratmadı. Yine kötülüğü de Tanrı yaratdı ve bu boşuna değildi. Tanrı kötülüğü yaratdığı için onu yok etmeye kadirdir bu da Kötülük probleminin 1 ve 3 kısımlarını hall eder. Peki neden kötülüğü ortadan kaldırmaz? Yine yukarıda yazdığıma dönüyoruz, çünki kötülüğü bir sebep yüzünden yaratdı ve bir sebep yüzünden yaradığı şeyi neden yok etsin? Bu biraz anlamsız olur. Eğer bu sebep ortadan kalkarsa o zaman kötülük yok olur. Peki bu sebep nedir? Açıkcası tek bir sebep saymak doğru olmaz, bir şeyin var olması bir çok sebepe bağlıdır.Bu sebeplerin var olma sebebi de aslında tek ve ali bir sebeb yüzündendir. Bu sebebe ne olduğu konusunda bir çok şey söylene bilir, bense AŞK der geçerim. Böylelikle Kötülük probleminin 2 ve 4cü başlıkları da halline kavuşur. Bir de kötülük(ve iyilik) kavramının ne olduğu konusuna deyinmek istiyorum.
Yukarıda iyilik ve kötülüğün madalyonun yüzleri gibi olduğunu söylemişsin. Kısacası Yin Yang demişsin. Ama Kuran der ki batıl(yanlış, yalan, kötülük, karanlık) bir metalin işlenmesi zamanı yaranan köpük gibidir. Üfürüsün gider geriye sadece insanlara yararı olan işlenmiş metal yani hak(düzgünlük, doğru, iyilik, aydınlık) kalır. Diğer yandan yine der ki, Hak geldi batıl yok oldu, eridi gitdi. Şübhesiz batıl yok olmaya mahkumdur. Yani iyilikle kötülüğün bir arada değildir. Aksine kötülük bir toz zerresiyken ve zamanı geldiğinde yok olurken, iyilik her şeyin özüdür ve bakidir. Kötülük denilen şey aslında bir yanılsamadır, vesvesedir, illizyondur, boşdur ve kayb olup gider.


#13

@“Queen Arianne” o yaratıklar konuşmaya değer değil bence. Hayatı anlayamayan, anlamaya da zerre kadar çalışmayan boş, acınası, anlamsız yaşam formlarılar sadece.

@“argos” haklısın, zaman olgusu çok “sığ” kalıyor bu konularda. Zaman çok göreceli bir olgu olduğu için bu kadar derin konularda işlevini yitiriyor. Ancak “önce ve sonralar” ile açıklama yapabildiğimiz için bu durumları bir şekilde tarif edebilmemiz gerekmez mi? Allah zamanı yaratmadan önce de bir önce veya sonra yoktu. Mantıklı. Fakat bu cümle kendisi ile çelişmez mi? Bir insanın içinden çıkamayacağı bir problem var burada. Söylediğin gibi, anlamlandıramıyoruz.

Şimdi hatırladığım kadarıyla evrenin başlangıcı ile ilgili bilimsel teoriler de zamanı devredışı bırakıyorlardı. Çünkü “zaman” daha başlamamıştı.

Müslüman olduğunu söyleyen arkadaşlarıma - ki Kur’an’ı okuduklarını zannetmiyorum - aynı şekilde “Allah kötüyü de yarattı” dediğim zaman bana karşı çıkıyorlardı ve sinirleniyorlardı. Kulaktan dolma “fısıltılarla” bir şeyleri savunmaya çalışıyorlardı. Okuyup öğrenmemiz, düşünüp sorgulamamız gerekli.

Ancak ben iyinin ve kötünün birbirini tamamladığını düşünüyorum. “Saf iyiye” ulaştığımızda bu iyilik nasıl bir iyilik olabilir ki? Bu iyilikle kıyaslayabileceğimiz herhangi daha kötü bir şey olmayacağı için saf iyi anlamsız olmaz mı? Eğer saf iyiye ulaştığımızda daha kötünün de bilincinde olmazsak saf iyi nasıl saf iyi olabilecek? Evrendeki her şey ancak tersleri ile var olabilir. Düşüncelerimiz, doğru-yanlış ve iyilik-kötülük kavramlarımız bile dahil buna.

Burada örneklemeler yapmayı planlıyordum ama uykuma yenik düşeceğim, iyi forumlar :slight_smile:


#14

Vayyy kafirler…
Benim inancım monoteizm, Kate Upton’a tapıyorum. Ya da düşündüm de politeizm de olabilir :smiley:


#15

@“Anka” İnsan doğduğu ilk andan beri bir şeyler öyrenmeye çalışır ve bunun için elinde tek bir yöntem vardır oda kıyas etmekdir. Zamanla edindiği tecrübe sayesinde bazı bilgiler öyrenir ve ya öyrendiğini zaneder. Zaman geçdikce bildiği bazı şeylerin yanlış olduğunu öyrenir onları atarak yeni bilgiler edinir. Böyle devam eder. Modern bilimin bile yeni şeyler öyrenmek için deney yaparak tecrübe kazanmak ve tecrübeleri eski bilgilerle kıyas etmekden başka bir yolu yoktur. Bizim anladığımız kötülük ve iyilik kavramlarıda böyledir. Kıyas ederek anlarız ve ya anlamya çalışırız. Ama şunu net olarak biliriz ki, bizim bildiğimizden ötede mutlak doğru bilgi var ve bu bilgi her şeyi açıklıyor. Ama maalesef kıyas tekniğiyle bu bilgiye ulaşmak imkansız gibi bişey. Kıyas tekniğinde bildiklerimizin hepsi değişik bir göreceliliğe tabi, buda mutlak doğru bilgiye ulaşmak için çok fazla ilkel. Biz iyiliğin ne demek olduğunu anlamak için kötülükle kıyaslamak zorundayız. Kötülük de illizyondan ibaret olduğu için bize iyilikle birmiş gibi gözükür. Saf iyiliğe ulaşmak için elbette iyi niyetin olması lazım ama bir şey daha lazım mutlak bilgi sahip olmak. Mutlak bilgiye ulaşdığımızda bişeyleri bir biriyle kıyaslamamıza gerek kalmaz çünki ne gerekse zaten onu biliriz. Böylelikle saf iyiliğe ulaşırız ve onu kötülükle kıyaslamak zorunda da olmayız. Yani saf iyiye ulaşdığın zaman anlamsızlık olmaz aksine mutlak bilgiye ulaşdığın için her şey anlam kazanır. Peki mutlak bilgiye nasıl ulaşırız dersen de o zaman bende kendi içine dönmen ve ordaki iyiliği bulman gerektiğini söylerim. Yani anlayacağın saf iyiliğe ukaşmak için mutlak bilgiye ona ulaşmak içinde saf iyiliğe yönelmen gerek. Tabi bu kadar kolay bi şey değil. Kuran bu konuyla ilgili şöyle der: Lefhi mahfuza yalnızca temiz(saf) olanlar ulaşa bilir.

Not: Lefhi mahfuz her şeyin yazılı olduğu bilgi kaynağı demekdir
not2: lefhi mahvuz sözünü yanlış yazmış ola bilirim :slight_smile:
iyi geceler?


#16

@argos iyilik ve kötülük kavramlarını Tanrı yarattı demek bence yanlış. İlk başta kötülük dediğin şey ne ki? Ya da iyi dediğin şey? Bunların bir açıklaması yok oldukça soyut ve değişken kavramlar. Herkesin “kötü” dediği şeyler bile bazen kötülük vasıflarını yitirebiliyor. Örneğin yalancılık kötü bir şey diye her toplumda kabul edilir. Ama aslında hiçbir şeyine hakim olamadığı bu dünyada insanın kendisine göre bir dünya yaratmaya çalışma çabası değil midir bu? Örneğin parası olmayan birinin sadece bir kerelik kendisini zengin olarak tanıtması yaşayamadığı o hayatı kendi çevresinde yaratmaya çalışması o kadar kötü bir şey mi? Ya da adam öldürmek kötüyken bir “kâfir” öldürdüğün zaman bunun kötülük kavramının dışına çıkması bu kavramın koşullara göre nasıl da değiştiğini göstermiyor mu?

İyilik ve kötülük insanların yarattığı iki kavramdır. Adem ve Havva’dan beri Dünya’da ahlak kuralları var. Kimisi dinlerden kaynaklı kimisi de kültürle oluşmuş. İnsanlar o zamandan beri bu kuralların içine hapsolmuş durumda. İstese bunların dışına çıkabilir ama toplum çıkmamaları yönünde baskı yapar. Biri ahlak kurallarının dışına çıkıp da kendi cesaret edemedikleri bir eylem gerçekleştirince “kötü” damgasını yapıştırır. Onu toplum dışına iter. Kendi çapında cezasını verir. Ama asla düşünmez bu eylemin gerçekten de bu şekilde adlandırılıp adlandırılamayacağını. Neyse iyilik ve kötülük kavramları bunlardır yani. Ve böyle bir kavramı Tanrı yaratmış olamaz. Bu bizim kendi hayal gücümüz insanların kendilerini hapsettiği bir sistem.

Onun dışında zaman tabiki de Tanrı’nın yarattığı bir şey. Ama insan hayal etmeye çalışmadan da edemiyor nasıl bir şeydi bu boşluk diye. İnsan beyni yoktan bir şey yaratamaz sadece parçaları birleştirip yeni bir karışım elde eder. Böyle bir şeye benzer hiçbir şey hayal edemiyor kafamızda canlandıramıyoruz. Bu yüzden hepimiz bir boşluğa düşüyoruz aslında. Nasıl var oldu nasıl hep var olacak hep bir soru işareti.


#17

Senin söylediklerine göre saf bilgiye ulaştığımız zaman saf iyiliğe de ulaşmış oluyoruz @“argos”. Bunun yolu da kötülükleri anlayıp iyiliğe ulaşmak gibi duruyor. Ancak kötülüğü anladığımızda ve onu uzaklaştırdığımızda bile kötülük sonuçta bilincimizde yer almaz mı? Bilincimizde o kötülük varlığına devam etmez mi? Eğer o kötülük illüzyonunu bilincimizden de yok edersek, saf iyiye ulaştığımızı nereden bilebiliriz?

Bir kişi eğer bir şeyi var olarak düşünüyorsa, o şey de artık zaten bir varlıktır. Sadece bir insanın bilinci içerisinde bile olsa vardır, varlıktır.


#18

@“Anka” Neden kötülük kavramı tamamen yok olsun ki? Saf iyiye ve Mutlak bilgiye olaşdığında kötülük yok olur ama kötülük kavramı yok olmaz. Zaten gerek yoktur.

@“Queen Arianne” Geleneklerin bize söylediği doğru ve yanlışları bi kenera bırakalım. Biz hayatda bazı şeyleri lafın gelişi kötü ve ya kötülük adlandırırız ama bunlar kötü değildir. Mesela deprem oluyor, bu biz insanlar için kötüdür ama gerçekde bunun kötü ve ya kötülükle alakası yok. Bu doğal olaylardır ama bize etkileri olduğu için “kötü” deriz. Evrensel olarak kötü ve iyi vardır. Bunları somut fillerle açıklayamassın. Yani öldürmek kötüdür diyemessin mesela. Böyle kavramları kelimelerle anlatmak çok zordur, anlamak gerekir. Ama kısaca niyet önemli diye bilirim. Kötü niyyetli bir iş yaparsan bu kötüdür. İyilikse kötülükden çok daha geniş ve böyük kavramdır.


#19

Öncelikle arkadaşlar @Argos 'a katılıyorum iyilik veya kötülük ama kime göre? Ya da kötülük olmadan iyiliğin değeri bilinebilir miydi? İyilikte kötülükte var olmalı ki ikisininde önemi anlaşılsın. İkinci olarak insanlar tarih boyunca hep kendilerinden üstün bir varlığa inanmışlar, tapmışlar, ayinler yapmışlardır. Çünkü bir insan her konuda mükemmel olamaz ama başkalarına karşı da küçük duruma düşmek istemez buda bir nevi insanın bencil ruhlu olduğunun göstergesidir. Mesela örnek vermek gerekirse Antik Yunan’da otun çöpün tanrısı vardı çünkü insanlar bazı şeyleri bilim ile açıklayamıyordu. Daha eskiye gidersek insanlar Güneş’e tapmışlar Ay’a tapmışlar çünkü onlar için güneşin doğması veya ayın dolunay haline gelmesi büyük bir olaydı. Sonuca gelirsek eğer hala insanoğlu gücünün yetmediği şeyler için Tanrıya dua ediyor, açıklayamadığı şeyler için Tanrı’nın işi diyor kim bilir belki önümüzdeki 200-300 yüzyıl içinde tanrı kavramı insanoğu tarafından unutulur.
Tabi gerçekten oladabilir ben oyumu agnostizme veriyorum.


#20

Polideizm’e inanıyorum bir sürü tanrı var ama dünya ile alakaları yok hatta unutmuş bile olabilirler.