Kitap Alıntıları


#321

Ne kentte alisveris yapmak , ne sinemaya gitmek nede bir lokantada yemek yemek icin olsun, hicbir zaman birlikte cikmadim onunla. Butun bir hafta sonunu benim evde gecirdigi oluyordu. O zaman ben havyar, kaz cigeri, fume somon ve iki sise dom perignon alirdim. Tostlari elimle hazirlar, kadehleri kendim doldurur, onun yataga bagdas kurup oturarak hem cok rahatsiz hemde yaptigindan pek hoslanarak cirilciplak yemek yiyisine bakardim ; cok guzel’ gorkemli bir vucudu vardi cunku haspanin.

Gonullu Surgun Suarte - Claude Lucas


#322

Beni öldürdüler,Wene hala
Kırmızı Pazartesi


#323

“Niçin hayat sofrasından karnı doymuş bir misafir gibi gitmiyorsun?
Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?”

Montaigne - “Denemeler” (Lucretius’dan bir alıntı…)


#324

“Dünyanın sonu gelmek üzere.”
“Bugün perşembe olmalı,” dedi Arthur kendi kendine,birasına eğilerek,"perşembeler hep zorlu geçer."
Otostopçunun Galaksi Rehberi.


#325

“Ama onunla yaşadığımız huzursuzluklar, başkasıyla yaşadığımız sükûnetten daha çekiciydi.”

İçimizde Bir Yer, Ahmet Altan.


#326

"özgür olmak istemez miydin lenina?"
cesur yeni dünya


#327

“Zaten kedi sevmediğini öğrendiğimde şüphelenmiştim.”

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk.


#328

“…Ne yazacağımı, hikayeyi nasıl toparlayacağımı bilmiyordum. Nerede bitecekti? Esmer hayatının sonuna dek seninle mi kalacaktı? Başka biri hiç bulacak mıydı onu? Birisi yanına taşınacak olursa, sürekli saklanmayı nasıl başaracaktı? Tüm bu soruları yanıtlayabilmek için, gelecekteki yaşamını uydurmam gerekecekti. Kariyerini. Seyahatlerini. Bir eşi, belki fazlasını. Bunu kurgusal bir karaktere yapmak gayet kolaydı ama sen son derece gerçektin ve benim dostumdun. Ben kim oluyordum ki senin geçinmek için ne iş yapacağına, ne tür insanları seveceğine karar veriyordum? Sonunda, seni resmen görücü usulü bir evliliğe zorlamak üzereymişim gibi yanlış bir şey yapmaktan o kadar korktum ki Hökarangen’den taşınmanın ve Esmer’in yaklaşan ölümünün tam ortasında yazmayı bıraktım.”

Bayan Nyberg ve Ben, Karin Tidbeck (Zeplin’den bir hikaye)


#329

“Dünya, insanın kabuğu değil. Burası bizim yuvamız değil. Biz, yer çekimiyle dünyaya zincirlenmişiz. Kim bilir nereden kovulduk?”

“Ne cesaret! Ne büyük fedakârlık! Şehit ya da gazi olmamıza gerek yoktu. Biz zaten kahramandık. Vatanseverliğin bedelini hayat boyu cehalet ile ödeyen kahramanlar! Ayrıca cahil kalmamızda da bir sorun yoktu. Ceza kanunlarının ruhunu herkesten iyi kavramıştık. Çocuğunu okula göndermemenin cezası sadece para ödemekken, askerlik hizmetini yerine getirmemenin karşılığı hapisti. Ne demek istendiğini anlayabiliyorduk. Kulaklarımız duyuyordu. Kanun satırlarına gizlenmiş o muhteşem mesajı almıştık. Buna, kanun yoluyla teşvik deniyordu. Eğitimini tamamlamamak büyütülecek bir şey değildi. Ama askere gelmemek korkunçtu! Cehalet öldürmezdi ama asker kaçaklığı süründürürdü. Bunu kanunlar söylüyordu. Okulu siktir et ama askerliğini mutlaka yap, diyorlardı. Benim açımdan cahil kalmanda sorun yok, yeter ki asker ol. Çünkü kusura bakma ama cehaletin umurumda bile değil! Peki, demiştik biz de. Sen nasıl istersen!.. Devletin gösterdiği yoldan gitmek büyük keyifti! Belki dışımız değil ama içimiz çok rahattı.”

“Peri ve şan kelimeleri bir araya gelir, bu toprakta Perişan adında kızlar yaşar. Dokuz yaşındaki erkek kardeşlerinin ayakta sürdüğü traktörlerin römorkları devrilince ölür ve bir daha doğarlar. Bu kez adları İsabalı olur, Nazi olur. Ozo olur, Humina, Belkiza, Lezgi, Tükezban, Telli, Kübar, Adman, Adle, Ebedin, Vehta olur. Doğu’da kızlar kadın doğar. Ecellerinden önce ölürler. İlk yemeği anasının memesinden gelen ve yediği çanağa tükürmekte sakınca görmeyen erkek, o kadar çok kadın gömer ki toprak bile artık dişidir. Bu yüzden Toprak Ana diye bilinir. Perilerin şanı buradan gelir. Diri diri gömüle gömüle toprağı bile kadın yapmışlardır. Bu yüzden verimsiz ve çoraktır. Buna da, kadının intikamı denir.”

  • Ziyan, Hakan Günday

#330

"Karlı bir şubat sabahı Ayaş’ta gözlerini açtığın zaman ilk işin ağlamak olmuştu.
Şimdi anlıyorum;çünkü karşında yaratık olarak ilk defa bizleri görmüştün:
İnsanları…
Yani bütün istikbalini onların mutlu olmaları uğrunda feda edeceğin insanları…"

Abim Deniz-Can Dündar


#331

“En değersiz gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir çünkü insan neden milyonlarca insanla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyarbilirki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.”

  • Arthur Schopenhauer, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar

#332

"Bazen düşünürüm, ne kadar garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız? "

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar


#333

“Yeniden görüşeceğiz,karanlığın olmadığı bir yerde.”

Gorge Orwell 1984


#334

“Size ağlamayın demeyeceğim, çünkü her gözyaşı şerden akmaz.”

Yüzüklerin Efendisi - J.R.R. Tolkien


#335

Evvelce itfaiyecilerin yangın yapacakları yerde yangın söndürdükleri doğru mu?, dedi.
— Hayır. Evler her zaman yangına dayanıklıydı, sözüme inanabilirsin.
— Garip Bir zamanlar, çok eskiden evlerin kazayla yandığı ve itfaiyeciler tarafından söndürüldüğünü duymuştum.
Fahrenheit 451


#336

“Elbette, haşmetlim. Sonra onları yok edecek miyiz?” Dilaf’ın yüzünde heves vardı.
“Eninde sonunda. Şimdilik, onları kullanacağız. Göreceksin ki nefret, insanları imanın asla yapamayacağı kadar hızla ve şevkle birleştirir.”

Elantris - Brandon Sanderson


#337

“Tanıştırıldıkları zaman, kendini beğendirme umuduyla, bir espri yaptı. Kız, kendini beğendirme umuduyla, bol bol güldü. Sonra ikisi de eve arabalarıyla yalnız döndüler, dosdoğru ileri bakarak, suratlarında aynı çarpıklıkla.
Onları tanıştıran adam ikisini de pek sevmezdi ama sever gibi davranır, her zaman iyi ilişkiler kurması gerektiğine inanırdı. Kimse bilemez sonuçta, şimdi biri biliyordu, biri daha, biri daha…”

David Foster Wallace - “İğrenç Adamlarla Kısa Görüşmeler” giriş paragrafı…

bu kitaba 23459487657. kez başlıyorum… bir o kadar daha okusam yine bıkmam…


#338

Kote başını iki yana salladı.
“Uzun zaman önceydi…”
“İki sene bile olmadı,” diye itiraz etti Tarihçi. "
ve artık o zamanlar olduğum gibi değilim,” diye hiç duraksamadan cümlesini tamamladı Kote. “Peki o zamanlar neydin?” “Kvothe,” diye kestirip attı hancı, daha uzun bir açıklama yapmayı reddederek. “Artık Kote’yim. Hanımı işletiyorum. Bu da biranın üç şilin, tek kişilik odanınsa bir bakır ettiği anlamına geliyor.” Barı abartılı bir gayretle tekrar silmeye başladı.
“Dediğin gibi, ‘olan oldu.’ Öyküler başlarının çaresine bakabilirler
kral altılı Güncesi 1.gün rüzgarın adı


#339

“Dilde, duyunun egemeliği altında kalan bu kişiliği yitirmiş durumu için çok yerinde bir deyim vardır: ausser sich sein (kendinin dışında olmak), Ben’in dışarı çıkması demektir. Bu deyim, yalnızca duygunun etki olduğu ve durumun uzun sürmesiyle belirdiği yerde kullanıldığı halde, herkes, yalnızca duyduğu sürece kendinin dışında olur. Bu durumdan düşünmeye geri dönmeye de, ayniyle doğru olarak: in sich gehen (kendi içine girmek ) denir, bu da Ben’ine geri dönmek, kişiliğini gene elde etmek demektir. Bayılan bir kimse için “kendinden çıktı” demeyiz, er ist von sich (kendinden geçti) deriz. Bu da benliği elinden alınmış demektir; çünkü o kimse artık kendinde değildir. Bundan ötürü de, baygınlıktan ayılan bir kimse için yalnızca bei sich(kendinde) deriz. Bu da, kendinde olmamakla bağdaşır.”

Schiller / İnsanın Estetik Eğitimi Üzerine Bir Dizi Mektup
Hala bazı kısımlarını anlamakta zorluk çekiyorum.


#340

“Daha da kötüsü şair olmaya kalkışabilir; duyduğuma öre bu, tedavisi olmayan, bulaşıcı bir hastalıkmış.”

Cervantes - Don Quijote