Kralların Laneti / The Curse of Kings [ 2.Bölüm ]


#21

Hanelere neler oldu ? Davos kral eli olduysa hanesi şuan Fırtına Topraklarındaki en büyük hane oluyor. Benkendimce merak ediyorum açıkçası bu nedenle soyları en azından yazmalısın. Kafamız karışabilir ve merak edebiliriz. Mesela Joffeye ne oldu yada Tyriona Robba yada Jona


#22

Peki ancak hemen söz veremem ilk bölümü bitirmek üzereyim, yayınladıktan sonra el atacağım o konuya.


#23

Umarım ilk bölüm uzundur doya doya okuruz


#24

Sanki kitab okuduğunuz zaman ilk sayfadan her şeyi öğreniyorsunuz.


#25

Çok da değil aslında. Bir giriş niyetinde ama üç farklı karakter POV’u olduğu için hoş olacağını düşünüyorum. Ama siz yinede çıtayı çok yüksek tutmayın :slight_smile:


#26

Martellleri atlamayacaksan sıkıntı yok şu an bu hikaye ilgimi çekti. Martelller güçlendi diyorsun zaten zevk alarak okuyacağıma eminim.


#27

Naçizane olarak Kral Stannis’in Yüce Baelor Septi’ni Yaktırması sonucunda Yedi İnancı’nın taraftarları tarafından sert muhalefetin isyana dönüşmesini ve beraberinde doğurmuş olduğu sonuçları kendi yorumunuzu katarak yazmanızı tavsiye ederim.


#28

Öncelikle teşekkürler, kitabı dört gözle beklerken hikayeden kopmamak adına böyle hayran çalışmaları faydalı oluyor.
Naçizane önerim kendi hikayene daha fazla odaklanman. Yoksa ona şöyle oldu, buna böyle oldu diye yazmaya çalışırsan kendi hikayen için gerekli isteği kaybetmeye başlayabilirsin. Azor Ahai şu oldu desen niye “bu” değil de “o” diyenler çıkacak, ejderhalara böyle böyle oldu desen saçma bulan çıkacak ve onlara cevap vermeye çalıştıkça kendi hikayenden soğuyacaksın. Herkes böyle yapar demiyorum tabii ama yine de bu tartışmalar olacak ve belki hikayenin önüne geçecek.
Neyse yeni sezon başlamadan hikayeyi birkaç bölüm çıkartırsın umarım. Merakla ben de bekliyorum.


#29

I.BÖLÜM ‘‘BAŞLANGIÇ’’

[color=#ff9933]DAMON LANNİSTER

Casterly Kayasının kasvetli uçurumlarını seyre dalmak ne büyüleyici bir uğraştı. Görkemli kale, Casterly Hanesinden beri; krallarına ve lordlarına her daim göz alıcı manzaralar bahşetmişti. Kaya Krallarının ve ardından uğursuz bir unvan olan Batı Muhafızlarının ebedi yerleşkesi…

Altın saçlı güzel ve zeki Lannisterlar Batıya kral olarak hükmederlerken; ejderhalara sahip, ensestin meşruluğunu savunan, bir kendini bilmez çıkıp Yedi Krallığa meydan okumuştu. O günden sonra batının kralları, batının muhafızlarına döndü. Kayanın aslanları yıllarca tahttaki Ejderha kanına sahip ya da Tanrı kanına sahip krallara sadakatle boyun eğdiler. Ancak bu sadakatin bir sınırı vardır.

Damon, lord kabul salonundaki masasında bilinen dünyanın haritasına bakıyordu. Sothoryos’un gizemli toprakları, Yaz Adaları’nın şarkıcıları ve Essos’un muhtemelen her şeyi varken Batıdiyarda biz; ne önemsiziz. Haritaya bakıyordu ama nedenini bilmiyordu. Şu sıralar unutkanlığı baş göstermeye başlamıştı. Hararetli bir şekilde haritada bir yerleri işaretlerken, öyle dalgın ve kendini işine vermişti ki. Öyle ya Yedi Krallığın en sinir bozucu sesini bile işitememişti: Üstat zincirleri. Kayanın üstadı ellerinde altın rengi kaplamalı kuvvetle muhtemel eski fakat tozlanmamış bir kitap ile kabul salonuna giriş yaptı. Damon, üstadın her adımında Hisarın nefret edilesi zincirlerinin sesine maruz kalıyor ve kaldıkça dikati dağılıyordu. Üstat, lordunun meşguliyetinin farkına vardı. Ancak yine de lorduna hizmet etmekten daha kutsal bir vazife olamazdı. Üstat usulca araya girdi:

  • Lord Damon, istediğiniz kitabı nihayet bulabildim. Kayadaki büyük kütüphanenin atalarınız tarafından önemle korunduğu aşikâr. Zira bu kitabı en özel rafta muhafaza ettiklerine rastladım. Şeyy,ıııı, gevezelik etmeme daha fazla lüzum yok sanırım. Buyurun lordum ihtiyacınız olan başka bir şey varsa söylemekten çekinmeyin.

  • Sana ihtiyacım kalmadı üstat bence çekilebilirsin. Yeni bir şeyler gerekirse haberdar olursun.

  • Tabi ki lordum.

Damon, altın kaplamalı ve kitabı eline aldığında şaşkınlığını aşikâr etti. Yıpranmayan kitap, hisarın zincirli kaçığı üstadın dediği kadar görkemliydi. Kitabı masasına koyduğunda masanın etrafının bir sürü kitapla çevrildiği gözünde kaçmadı. Sandalyesine yavaşça oturdu ve kitaba göz gezdirmeye başladı. Kitap altın kaplamalıydı ve kapağında kabartmalı şekilde kükreyen altın bir aslan vardı. Sayfaları çevirmeye başladı.

ÜÇÜNCÜ ASRIN BAŞINDA LANNİSTER HANESİ
Yazar: Yüce Üstat Pycelle

Varsıl ve güçlü Lannister Hanesi, Beş Kralın Savaşının ardından ihtişamını büyük ölçüde kaybetti.
Kral Stannis Baratheon, Karasu Savaşı’ndan galip ayrılıp başkenti ele geçirince. Şehirdeki tüm Lannister askerleri kılıçtan geçirildi. Şehrin vatandaşlarına dokunmayan Stannis, tüm diyarın öğrendiği Cersei-Jaime ilişkisine istinaden ve ağabeyi Robert’ı öldürüp Baratheon tahtını gasp eden Lannister’lara ise hiç acımadı. Hane üyelerinin ve hanenin Beş Kralın Savaşından sonraki vaziyeti aşağıdaki satırlarda bildirilmektedir.

Lord Tywin Lannister, Kral Stannis’e diz çökmeyeceğini bildirdi. Kışın ardından baharın ilk günlerinde Kral Stannis ordusuyla batıya yol aldı. Lord Tywin, Kral Stannis’i kraliyet ordusundaki bir hain vasıtasıyla Nehir Toprakları’nda zehirledi. Kralları ölünce ordu başkente geri çekildi. Üç ay sonra da yaşlı Lord Tywin öldü. Soy kardeşi Kevan Lannister’dan devam etti. Ve Kevan Lannister, Baratheon krallarına diz çöktü.
Sör Jaime Lannister, Duvar’a gönderildi. Gece Gözcüler Lord Kumandanlığına kadar yükseldi.
Cersei Lannister, Kral Stannis şehri aldığında maiyeti ve oğlu Tommen ile birlikte zehir içmek vasıtasıyla intihar etti. Öldüğünde elinde aşığı Jaime’ye ulaşmasını vasiyet ettiği bir mektup bulundu. Lakin o mektup hiçbir zaman Jaime’ye ulaşamadı.
Tyrion Lannister, Karasu Savaşı’ndan sağ kurtuldu. Ancak burnunu kaybedip büyük yaralar aldı. Kral tarafından affedildi. Ancak o Körfez İmparatorluğu tarafına geçti.
Joffrey Baratheon, Karasu Savaşı’nda acemi bir asker tarafından öldürüldü.
Tommen Baratheon, annesiyle birlikte zehir içerek intihar etti.
Myrcella Baratheon, Soyadı Lannister ilan edildi. Dorne’da Trystane Martell ile evlendi. İlerleyen yıllarda yaşlandı ve eceliyle öldü.

Damon bunları okurken dehşete kapıldı. Baratheon hükmü, Lannisterların şanını kaybetmesine yol açmıştı. Bu şan, Fırtına Barışı döneminde küçük oranda yeniden tesis edilse de kayanın aslanları tarihte fırtına geyiklerine yenilmişlerdi. Yoksa tarih tekerrürden mi ibaretti? Hayır, yalnızca hatalar tekerrür ederdi.

CLEOS BARATHEON

Sör Cleos Baratheon, başkentin sokaklarında adamlarıyla birlikte geziyordu. Yirmili yaşlarının ortasındaki genç şövalye, sokak kadınlarının yoğun bakışlarına maruz kalıyordu. Sırtına asılı olan ata yadigârı çift el kılıcı Fırtınagetiren her adımında hafifçe sallanıyordu. Genç, korkusuz ve yakışıklı şövalye, ejderha hükmündeyken kokuşmuş Kral Topraklarını merak ediyordu. Baratheon soyunun yüz akı Kraliçe Argella’dan sonra Kral Toprakları, Dar Denizin Ötesinden getirilen heykeltıraş ve mimarlarla on bir yıl içerisinde adeta yeniden inşa edilmiş, Braavos’tan göçen tiyatro oyuncularıyla bir sanat merkezine dönüşmüştü. Hisarın engin bilgili üstatları bile artık Kral Toprakları’nın Eski Şehir’i geride bıraktığını kabul etmişlerdi. Kral Toprakları, Fırtına Barışı döneminde Dar Deniz’in iki yakasını bağlayan bir köprü vazifesindeydi.

Sör Cleos, başkentte bir geneleve girdi. Kapıda iki Kralmuhafızı vardı. Cleos’un kimi aradığı aşikârdı. Baelish Hanesine ait bu mülk Kral Harys’in mesken tuttuğu bir yerdi. Küçük Konseyin bu geneleve diyarın dört bir yanından en iyi kadınları getirmekle ilgili bir sorumluluğu vardı. Terler içindeki göbekli kral, kahkahalar eşliğinde bir odadan yanında üç kadınla birlikte çıktı.

  • Leydilerim, karşınızda küçük erkek kardeşim Sör Cleos! Korkmayın size doğru dikine duran şey onun kılıcı Fırıngetiren!

  • Hayır, majesteleri o kılıcın adı Fırıngetiren değil zaten yanınızdakiler de leydi değil. Bu Valyria harikası çelik yığının adı Fırtınagetiren, ve yanınızdakiler de diyarın en edepsiz kadınları. Sizin bunlarla yatacak ve hanenizin ata yadigârını tanımayacak kadar sarhoş olduğunuz görmek beni şaşırttı, Majesteleri.

  • Küçük kardeşim şakadan anlamaz hanımlar, kim bilir belki de sizinle biraz vakit geçirmesi gerekir.

Kral Harys bu sözden sonra hiç zaman geçirmeden kızıl saçlı olan kadının göğüslerini öpmeye başladı. Sabrı taşan Sör Cleos:

-Harys, yeter! diye bağırdı.

Kralın şaşkın bakışları kardeşineydi. Genelev çalışanı kızlara eliyle git işareti yaptı.

  • Karşında önce kralın sonra da ağabeyin sıfatıyla duruyorum. Sakın ha bir daha bana sesini yükseltme, kardeşim.

  • Ne yazık ki hanemiz tanrıların zalim bir şakasına maruz kaldı. O şaka senin taca sahip olman ve ağabeyimiz Robert’ın saydığın sıfatlarla anılacakken gizemli ölümüdür. Şen Kral Harys Baratheon, evet, sen tanrıların bize zalim bir şakasısın, kardeşim.

  • Ağabeyimizi bende en az senin kadar severdim Cleos… Her neyse neden buradasın?
    Sör Cleos, keçi sakallı Baelishlerin mekânından hoşnut değildi. Kralla birlikte genelevden ayrıldılar.

-Küçük Konsey’indeki hain için geldim. Kral Eli Lord Mathis Velaryon olduğu artık kesinleşti. Krallığa ve kralın sadakatine ihanet etti. Krallık Hazinesinden düzenli olarak birilerine para aktardığını öğrendik. Kim olduğu belli değil henüz. Ancak bulmaya çalışıyorum.

-Damon’a hizmet ediyor olabilir mi ?

-Vaktiyle atamız I. Robert döneminde Tywin Lannister adında bir lordları varmış. Eğer söz konusu Lord Damon değil de Lord Tywin olsaydı hak verebilirdim sana. Damon genç ve toy kraliyetten hoşlanmıyor ancak ciddiye alınacak bir tehdit teşkil etmez. Çünkü Lannisterlar artık borçlarını bile ödeyemiyorlar.


Kral Harys ve Sör Cleos başkentteki Kralmeydanı’na teşrif ettiler. Kalabalık adım adım açılırken, idam sehpasına başını koymuş Lord Velaryon krala yönelmiş yalvarıyordu. Kral Harys yaverinden bir bardak şarap aldı:

-Lord Mathis Velaryon! Krallığa ve krallığınıza ihanet ettiniz, yüce Fırtına Barışı’na uğursuzluk ettiniz. Ben ki Baratheon Hanedanı’ndan isminin birincisi Kral Harys, Yedi Krallık Lordu, İlk İnsanların, Andalların ve Rhoynar’ların Kralı ve Diyarın Koruyucusu sizi ölüme mahkum ediyorum. Son sözün var mı hain!

-Hain mi? O halde dinleyin beni! Fırtına geliyor majesteleri ve siz pencerelerinizi bilerek açık bırakıyorsunuz. Yap şunu cellât, bil ki bu aldığın son kelle olmayacak.
Harys Baratheon öfkesinden merhumun kopmuş kellesine bir tekme attı. Başkent vatandaşları şaşkındı. Sör Cleos da öyle, Lord Velaryon’un infazı fırtına bulutlarını toplayacaktı. Aniden kral genç şövalyenin yanında belirdi.

-Bunu al ve hanemizi onurlandır Cleos, beni nerede bulabileceğini biliyorsun.

Kral tabii ki genelevde olacaktı. Ama ya Cleos’a verdiği şey? Cleos avcunu açtığında bunun Kral Eli rozeti olduğunu anladı.

[b]ELLARİA MARTELL

[/b]Dorne’un en ücra köşeleri bile her mevsim kavurucu sıcaklara tabiiydi. İşte Dorne’u diğer altı krallıktan ayıran bir özellik daha.

''Daha hızlı Quentan, daha hızlı! ‘’ diye bağırdı silah ustası. Çok çıkan sesinin Prenses Elleria’nın dikkatini çektiğini görünce ses tonunu derhal düşürdü.

  • Hadi ama prensim, Altın Mürettebat’a böyle öğrenmiş olamazsınız.

  • Ama altın mürettebatta hiç kadın yoktu!

‘‘Yoksa canımı yakacağından mı korkuyorsun küçük prens? Söz veriyorum acımayacak’’ dedi kız.

‘‘Seni çelimsiz !’’ diyen Quentan bir mızrak darbesiyle kızın kılıcını düşürdü ve devam etti:

‘‘Unutma, ben kaçmadan önce Altın Mürettebatın kaptanıydım. O kadar kolay lokma değilimdir, hah !’’

Kız, prensi başıyla onayladı. Ardından prens tebessümle arkasını döndü ve ilk adımını attığında, yerdeki kız arkasında gelip boğazına hançerini dayadı.

‘‘Kendinden emin olan, geyikleri avlayabilir, ejderhaları dize getirebilir ama bir yılan onu sinsice zehirlediğinde elinden sadece çaresizlik gelir, teyakkuzda olun prensim, her zaman işinize yarayacaktır.’’ Utançtan kızaran Quentan hemen kızı ittirdi.

‘‘Aferin, aferin güzel savaştı ve sakın aranızda aşk denen saçma şeyin başlamasına izin vermeyin çocuklar’’ Prenses Elleria’nın bu sözüne iki gençte kıpkırmızı kesildi.


Güneşmızrak, tıpkı Kara Dehşet Balerion’un yaşadığı günlerdeki gibi çok sıcaktı. Ve tıpkı o günlerdeki gibi asi ve özgür…

Prenses Elleria, Dorne şarabını yudumlarken bir yandan daha dışarıyı seyrediyordu. Uçsuz bucaksız sonsuz sarının ortasında ki muazzam yemyeşil Dorne Bahçeleri cennetten bir köşe gibiydi. Quentan yorgun bir şekilde odaya girdiğinde annesi hala dikkatlice etrafı seyretmekteydi. Kuş sesleri, çeşmeler ve evet kesinlikle Dorne’u özel yapan birçok şey var. Marteller, Baratheon hükmündeki iç savaşlardan olabildiğince kaçınmış ve rakiplerinin tarlaları yanar, askerleri ölürken, Dorne güçlü kalmıştı.

Quentan nihayet annesine seslendi:

-Prenses Elleria ? Anne!

Elleria tüm bunlardan bezmişçesine oğluna döndü:

  • Üstat sana gelen kuzgunlardan haber verdi mi?

  • Hayır, ama kara kanatlar; kara haberler diye bir deyiş duymuştum.

''Şen Kral, Kral Eli Velaryon’un kellesini almış ‘’ Elleria, Quentan’a; gelen kâğıdı uzattı.

-Fırtına Barışı süresince kraliyet, haydutlar ve hırsızlar dışındaki ilk kez bir soyluyu idam ediyor.

-Ve… Son kez de olmayacak.

-Savaşacak mıyız?

-Biz mi? Hayır, burada Dorne’da biz sadece olanları izleriz, Kızıl Dağlar’ın ardında olacak Dorne’a sıçramayacak. Yıllardır böyle yaparız.

-Belki de kendimizi yenilemek gerekir.

-Burada işler Essos’ta ki gibi yürümez Quentan, yakında anlayacaksın.

Elleria eliyle kapıda duran kıza gir işareti yaptı. Quentan, bunun avluda kılıç salladığı kız olduğunu anladı. Kız elinde bir küçük çuvalla içeri girdi. Annesine bu da kim der gibi bir mimik yaptı. Elleria duruma açıklık getirdi:

-Eğer sabrın yetseydi elindeki kâğıdın tamamını okurdum oğlum. Fırtına Barışı’na gelen bu uğursuzluğu unutmak için başkentte bir turnuva düzenleniyor. Ve bizim de buna katılmamız gerek. Ve o kız, evet, şaşkınsın. Kum yılanlarını duymuş muydun?

  • Bekle bir dakika, Kum Yılanları’nın sadece efsaneden ibaret olduğunu sanıyordum.

  • Ejderhaların, büyücülerin ve tanrıların olduğu bir diyarda efsane diye bir şey yoktur. Kum Yılanları başta, atalarımızdan Kızıl Yılan diye bilinen Oberyn Martell’in piç kızlarında oluşan bir gruptu. Kral Stannis zehirlenince diyar anladı ki Lannisterlar yenilseler de onlar uzun vadede asla kaybetmezdiler. Oberyn bunu gördü ve kızlarından oluşan bu birliği büyüttü. Gayesi Dorne’daki prens ya da prensese hizmet etmek olan bir suikastçı birliğine dönüştürdü. Ve bir çok başarılı suikast gerçekleştirdiler. Seni avluda ‘’benzeten’’ kızın adı, Myriah Kum; ya da birlik içindeki adıyla Myriah Kanlıhançer.

  • Bekle bu kıza nasıl güvenebiliriz öylece?
    Myriah elindeki çuvalı yere boşalttı ve içinden Quentan’ın başına ödül koymuş olan Altın Mürettebat kaptanın’ın kellesi çıktı. Kız sevimli bir tebessüm etti:

-Bu yeterli mi prensim?

Quentan etkilenmiş bir şekilde:

-Seninle galiba çok eğleneceğiz Myriah.


Ertesi günün şafağında Marteller, turnuvaya teşrif maksadıyla Dorne’dan ayrıldılar.


#30

Güzel olmuş ama ilk kısımda Lordlar bence demez kesin konuşur, onun dışında yazdıkça gelişirsin zaten.

Ama itiraf edeyim, Stannisde hayal kıırklığı yaşadım :frowning:


#31

Hocam keşke Stannis’i spoiler vermeseydiniz :slight_smile:


#32

Düzelttim :smiley:


#33

@Ulu_Kurt Genel olarak ne düşünüyorsunuz ilk bölüm hakkında. Karakterler, olaylar, tahmin edilebilirlik, öykünün etkileyiciliği vs. ?


#34

@Loren Lannister ben senin yerinde olsam George Martin’in yaptığını yaparım. 3 karakterin kısa öyküleri yerine 1 karakterin uzun öyküsü. Ve şu da var mesela Stannis öldüyse yerine kim geçti. Soyların devamı atalar ve en küçük karakterin bile isimleri olmalı. Üstat mesela çok güzel betimleme yapılmış ama adamın bir adı var değil mi ? Bir kardeş asla krala bağıramaz reel olalım. Stannis veya Renly ne olursa olsun Roberta bağırmazdı. Hakaret etmezlerdi. Reelde kalırsak daha iyi olur diye düşünüyorum ve benim gördüğüm en büyük eksik atlamalar. Birkaç satır sonra atlama olmaz. Olay açıklanmalı ve olay örgüsü gösterilmeli. Karakterler hoştu ama beğendim onları


#35

@Loren Lannister Açıkçası kişisel beğeni olşturduğunu gayet sürükleyici ve eğlenceli olduğunu itiraf etmeliyim. Beğenmediğim kısımlarıda olduğu ise bir yaz günü kadar açıktır. En azından Kral Joffrey’nin idam edilmesini mümkünse kalabalığın önünde kazığa bağlanıp yakılarak cezasının infaz edilmesini okumak isterdim açıkçası.

Not : Dikkate alamak zorunda değilsin sadece kişisel eleştiridir herhangi bir baskı oluşturmak istemem.


#36

@Ulu_Kurt
@Venator
Değerlendirmeler için çok teşekkürler. Bizim buralarda ‘‘İsanbul bir günde mi kuruldu sanki’’ derler. Bu söz size değil kendime yanlış anlamayın. Kendi yazma yeteneğim üzerine. Eleştiriler çok kıymetli benim için. Örneğin bu eleştiriler olmasaydı yine aynı hatalara düşüp daha eksik bir bölüm yazabilirdim. Onun yerine şimdi daha ‘‘doğru’’ bir bölüm yazacağım. Beğenmediğiniz bölümleri uygun bir dille anlattığınız için çok teşekkürler…


#37

Ben de bölümler içinde daha fazla ayrıntı istedim özellikle Damon Lannister bölümü çok kısaydı. Keşke biraz daha ayrıntılı olsaydı.

Onun dışında Kum Yılanları fikrine tek kelimeyle bayıldım. Bence mükemmel bir fikir olmuş. Aferin Oberyn’e. Şu anlık favorim de belli olmuş oldu. Myriah Kum sen mükemmel bir detaysın.


#38

Güzel başlangıç ama ufak hatalar var mesela “tenakuzda olun prensim, her zaman işinize yarayacaktır.” tenakuz çelişki demek kullanmak istediğin kelime teyakkuzdu galiba. önemsiz hikayeyi etkilemeyen bir ayrıntı onun dışında hikaye gayet güzel başladı zamanla daha da heyecanlı bölümler gelecektir.


#39

Doğru demişsin düzelttim onu. Yorum için de teşekkürler bu arada :slight_smile:


#40

Güzel bölüm, eline sağlık.
Stannis’e yazık olmuş. Hain Stannis’in yanında ki Menzil ailelerinden mi acaba? :slight_smile:
Jaime’yi de idam etmiştir diye düşünmüştüm Stannis ama Gece Nöbetçileri hakkını kullandırtmış. Belki de Davos faktörüdür.
Kum Yılanları fikri güzelmiş özellikle Oberyn’in Dağ’ın karşısında ölmediğini öğrenmek hoş oldu.
Kral Harys’in sonu Robert’a benzeyecek galiba. Piçleri de vardır mutlaka :slight_smile:
Baelishler bildiğimiz gibi. En azından genelev kısmı… Atadan yadigar :slight_smile:
Neyse ilerleyen bölümlerde hikaye açıldıkça daha heyecanlı olacaktır.