Kralların Laneti / The Curse of Kings [ 2.Bölüm ]


#41

II.BÖLÜM ‘‘TURNUVA’’

[color=#ff9933]DAMON LANNİSTER

Damon ve Lannister maiyeti başkente geldiklerinde epey yorgun gözüküyorlardı. Büyük ailelerin çoktan geldikleri belliydi. Lannisterları karşılamaya Küçük Konsey’den birkaç lord gelmişti. Kral Elinin çok yoğun olduğunu ve bu yüzden gelemediğini söylediklerinde Damon, onları duymazdan geldi. Bu açıkça bir bahaneydi, Lannisterlar eski ihtişamlardan yoksun bir aileydiler. Baratheon saltanatının onlara hediyesiydi bu.

Lannisterlar kendilerine tahsis edilen konağa geldiler. Damon’un muhafızları at arabasının kapısını açtılar. Sırasıyla eşi Bethy, annesi Ashales ve güzelleri güzeli ablası Johanna büyük bir zarafetle arabadan indiler. Damon yaverine ve muhafızlara gerekli direktifleri verirken:

-Her ihtiyacınız karşılanacak, şehirde adım attığınız vakit muhafızları da yanınıza alacaksınız. Turnuva saatler içerisinde başlayacak. Diğer soylularla tanışmak isterseniz Altınhan’a geçin. Benim Kızıl Kale’de küçük bir işim var.
Bethy kocasının ilgisizliğinden mütevellit hoşnut değildi. Leydi Ashales yaşlılığa yenilip hemen konağa çıktı. Johanna dev şehirde yalnız başına kalmak istemedi:

-Lordum bırakın ben de sizinle geleyim.

-O halde Bethy, sende ablam ve bize katılır mısın?

-Elbette lordum, elbette.

Üçü beraber Kızıl Kale’ye doğru yol aldılar. Yürürken Bethy eşine küçük sorular yöneltti ancak Damon, bunları ruhsuzlukla cevaplayınca, Bethy susması gerektiğini anladı. Güzel bir kadındı Bethy. Kızıl Tully saçları, mavi gözleri, kış kadar beyaz teni, oldukça güzel bir vücudu ve hanım hanımcık bir leydiye yakışan tavırları. Damon’a âşıktı. Damon ona değildi. Ama yinede Bethy’e değer veriyordu. Eşiyle evleneli bir yıl olmamıştı henüz. Johanna ise bir Lannister güzelliğine sahipti. Uzun altın saçları, küçücük elleri, insanın içini ısıtan bir sesi vardı. Ya Damon? İşte o tam bir Lannister aslanıydı. Yeşil gözler, orta uzunlukta sarı saçları, keskin zekası ve ölümcül bir sessizliği…
Şehirdeki halk gözlerini dikmiş geçenleri izliyordu. O sırada Kralmeydanı’ndan geçen İki kardeş tüm halkın dikkatini çekebilecek kişilerdi.

Damon ve yanındakiler Kızıl Kale’ye giderken yolda bu iki kardeşle karşılaştılar. Bu iki kardeş ejderha ailesinin üyeleri Daerys ve Daeron’dan başkası değildi. Daerys atılgan davrandı:

-Aaa altın saçlı Lannisterlar, siz Lord Damon olmalısınız. Ben Leydi Daerys Targaryen.

Damon memnuniyetini dile getirirken kızın güzelliği karşısında biçare bakakaldı. Bu uzun sürmedi ve Damon boğazını temizleyerek yanındakileri tanıttı. Daeron Targaryen ise küçük bir selam verip Kızıl Kale’ye doğru gitmeleri gerektiğini kız kardeşine hatırlattı. Damon ise bunu bir fırsat olarak gördü:

-Biz de Kızıl Kale’ye gitmek maksadıyla yürüyorduk. Biz eşlik etmek ister misiniz?

Johanna kardeşinin bu davetinden hoşlanmadı ancak lordu olduğu için ses de çıkarmadı. Kralmeydanı’nda karşılaşan iki ailenin üyeleri birlikte Kızıl Kale’ye doğru yola koyuldular. Yolda Daerys ve Damon’un gizli bakışmaları neyse ki Bethany Lannister tarafından görülmedi.

Kızıl Kale’ye girdiklerinde Damon izin alarak bu kafilenin yanından ayrıldı. Onun asıl yolculuğu El Kulesineydi. El Kulesi’nin şekilsiz ve zorlayıcı merdivenlerini bir bir adımlarken sonunda kapıya ulaştığını gördü. Muhafızlardan izin isteyip içeri girdi. Çiçeği burnunda Kral Eli Cleos Baratheon’un masa başında bir şeyler imzalarken buldu. Bu hengâmenin içinde yine de Cleos ona cevap verdi:

-Konseydekilere sizi karşılaması için emir vermiştim. Umarım bu konuda gücenmemişsinizdir. Zira yeni bir kral eli olarak birikmiş bir sürü lanet kâğıt parçasına imzalamam gerekiyor.

-Ah tabi lordum. Sizin kasıtlı olarak gelmeyeceğinizi düşünecek değilim ya!

-Bahse varım aklından geçti. Ne düşündün hanene leke sürdüğümü falan mı? Emin ol bunu yapacak olsam daha yaratıcı yollardan denerdim.

-Sonunda konuşmamızın ciddiyetinin artması beni sevindirdi lordum. Lord Velaryon’un idamı diyarda ses getirdi.

-Lord Mathis Velaryon bir haindi. Bir kaynağa krallık hazinesinde para aktarıyordu. Bu kaynağın kim olduğunu bulmaya çalışıyorum.

-Eminim ki bu kaynağın Lannisterlar olduğunu düşündünüz değil mi?

-Elbette düşündüm Damon, yanıldığımı onaylaman gerekir öyle değil mi?

-Ne düşündünüz lordum hanenizi dolaylı yollardan çökertmeyi çalıştığım mı? Emin olun ben de bunu yapacak olsam daha yaratıcı yolları denerdim. Ve bir Lannister’ın altına ihtiyacı olduğunu söylerseniz, söylediğiniz herkes size bir kahkahayla karşılık verecektir. Ayrıca Kızıl Kale’de Targaryen olmasına izin vermeniz çok ilginç?

-Sen de biliyorsun ki ailelerimizin bir anlaşması var.

-Kızılejder Antlaşması, Fırtına Barışı’nı başlatan antlaşma öyle değil mi?

-Yüce üstatlarımızın yanlış bir isim vermişler bu döneme. Evet diyarda bolluk ve bereket var ancak hanedanımız çöküntü içerisinde. Biz Baratheonların sözleri, Öfke bizimdir. Ailemizin adını taşıyan herkese çocukluğunda: ‘’Bırakın kışın karları, kayanın altınları, düzlüklerin çayırları onların olsun öfke bizimdir. ‘’ diye öğütlerdik. Büyük savaşçılardık, ama bu barış dönemi bize bir lanet gibi çöktü. Fırtına Barışında kaç tane komutan-kral çıkardık, hiç ! En büyük vasfımız savaşçılığımızken şimdi o vasıf kaybolmak üzere. Son yüz yılımız ağabeyim Harys gibilerle dolu. Bu döngüyü değiştirecek kişi merhum ağabeyimiz Robert’tı. Ancak ölümünün üstünde yıllar geçti ve gizemi hala aydınlanmadı. Son yüz yirmi yıl diyarın bereketi, Baratheon krallarının lanetidir.

Kral Eli Cleos Baratheon bu sözleri Damon’a söylediği için bir an pişmanlığa düştü. Masadan kalkarak,

-Hadi bakalım Lannister, kazanmam gerek bir turnuva beni bekliyor.

[color=#ffcc33]CLEOS BARATHEON

Sör Cleos turnuvanın finalinde kendinin olmasını çok istemiş ve bunun için gayret etmişti. Üç kral muhafızı, iki Vadi şövalyesi ve yarı final turunda ise Lord Daeron Targaryen’i atından düşürmüştü. Cleos hiç olmadığı kadar formundaydı. Atının üstündeki Cleos etrafa göz gezdirdi. Şen Kral Harys Baratheon ve arkasında duran yaveri sürekli kralın kadehini Arbor şarabıyla doldurmakla görevliydi. En yüksekte bulunan kral ve onun altında diyarın azam lordlarına ayrılan şeref locası vardı.

Başta oturan Dorne Prensesi Ellaria Martell. Yanında geveze ve yaşlı Güney Muhafızı Harral Tyrell. Fırtına Toprakları’ndan uzaktan kuzenleri olan orta yaşlı ve bilge Lord Edward Baratheon. Vadinin genç ve yakışıklı Lordu Roberion Arryn. Tullyler’in güler yüzlü ve güçlü lordu, Serwyn Tully. Gümüş kafalı Ejderhakayası Lordu Daeron Targaryen. Essos’un Yağmacısı ünlü korsan Terryard Greyjoy, Kuzeyin soğuk ve heybetli lordu Rodrik Stark ve en sonda yer alan Batı Muhafızı Damon Lannister…

İzleyiciler Sör Cleos’tan yana tezahürata başlamışlardı. Cleos Baratheon, boynuzlu çelik miğferini kontrol etti. Siyah atının üzerinde karşıdan gelen beyaz atlı, turuncu güneş armalı zırhıyla göz alan Quentan’a doğru sürdü. İki savaşçı turnuva meydanının tam ortasında karşı karşıya geldiler. Mızraklardan birisi rakibin üzerinde kırıldı ve onu atından düşürdü. Kalabalık şaşkındı ama kazanan tarafa tezahürat etmeyi eksik etmediler. Sör Cleos yerdeyken, kalabalığın miğferini çıkarmış Prens Quentan’a ettikleri tezahüratı ve Şen Kralın kahkahaların işitti. Şu lanet Lord Lannister’ı görmek istiyorum. Acaba düştüğümde gülüyor muydu? Damon ise o sıralar yanındaki lordlarla konuşuyordu. Yaverleri Cleos’un atını götürürken şövalye yavaşça doğruldu.

İşte şimdi turnuvaların en merak edilen yerine gelinmişti. Şampiyon Prens Quentan’ın bir leydiyi güzellik kraliçesi seçmesi gerekliydi. Prenses anne Ellaria, oğlunun hamlesini dikkatle izliyordu. Atının üstündeki Dorne Prensi yavaşça atını seyircilere doğru sürdü. Ve diyarın en güzel çiçeklerden yapılma Güzellik Kraliçesi tacını Gümüş Leydi’ye Daerys Targaryen’e uzattı. İşte şimdi ilginçleşiyor. Daerys bu tacı alıp kafasına taktığında, seyirciler de bir derin oh çektiler ve tezahüratlar bu sefer Gümüş Leydi’ye idi.

Sör Cleos ise üzerini değiştirmek üzere çadırının yolunu tuttu.

Cleos’un zırhı görkemliydi. Geyik boynuzu işlemeli çelik katman zırh, çelik boynuzlu miğferinin yanında Valyria harikası kılıcı Fırtınagetiren muhteşem bir uyum yakalamıştı. Akşama doğru Kızıl Kale’nin büyük salonunda bir ziyafet olacaktı. Buna da hazırlanmak icap etti. Siyah üzerine sarı desenli bir giysi tercih etti. Siyah çizmeler ve el rozetiyle çok şık görünüyordu. Ancak bu onun pek umurunda değildi. Yaverine zırhını teslim ettikten sonra Kızıl Kale’deki ziyafete hazırdı. Ve istikametini Kızıl Kale’ye çevirdi.

Ziyafet salonu büyüktü zira katılım çok yüksekti. Cleos kral ağabeyinin yanında kendine ayrılan yere geldi. Gülüşmeler ve şakalar gırla giderken, elinde kadehiyle doğrulan Daeron Targaryen söz aldı:

-Majesteleri, lordlarım ve leydilerim! Fırtına Barışı’nın bu kutlu gününde yüce kralımıza izin verirlerse söyleyeceklerim var.

Şen Kral nadiren elinden kadehini bırakırdı. Ve bu da anlardan biriydi. Dikkat kesilmiş şekilde, Targaryen Lordu’na bakıyordu.

-Sizi dinliyorum Lord Daeron.

-Müteşekkirim majesteleri. Bugün ki turnuvada şampiyonumuz Prens Quentan’ın da tescillediği üzere diyarın en güzel kadınlarından birisi kız kardeşim Daerys’dir. Kız kardeşim tarihten hoşlanır, ve sizin hanedanınızın tarihine çok hayrandır. Dolayısıyla size de! Size iyi bir eş olabileceğini düşünüyorum majesteleri eğer siz de uygun görürseniz tabi.
Ziyafet masasındaki soylular yanında kim varsa fısıldaşmaya başladı. En sonunda elinde yeni dolmuş şarap kadehiyle ayağa kalkan Şen Kral Harys Baratheon:

-O halde lordlarım ve leydilerim sizleri yüce kralınızın yeni izdivacı nedeniyle kadeh kaldırmaya davet ediyorum! Müstakbel eşim olacak Leydi Daerys’e !
Kadehlerini kaldırıp sonra kafaya diken davetliler yerlerine oturdular. Tam da bu sırada hiç içilmemiş bir kadeh yere düştü. Çok geçmeden bunun Damon Lannister’a ait olduğu anlaşıldı.

[color=#cc6633]ELLARİA MARTELL

Prenses Ellaria Martell, evlilik haberinden sonra kale balkonuna çıkıp şehri izleyen Damon Lannister’a yaklaştı. Genç Lord Lannister, Ellaria’yı fark edince ona seslenmeyi de ihmal etmedi. Ellaria Martell, genç lordun şehri seyredişine eşlik ederken:

-Bu evlilik sizin için zor olmalı Lord Damon.

-Ona âşık değilim, onu daha bugün gördüm, ona âşık olmuş olamam, olmamalıyım.

-Yedi Krallıkta aşk uğruna neler yapılmadı ki öyle değil mi?

-Ya Dorne’da neler oldu?

-Dorne romantik âşıklar için harika bir mekândır. Çölün ortasında yükselen kalemiz Güneşmızra…

-Ancak ben kocanızı kastetmiştim. Evliliğiniz ilk yıllarında öldü ve tekrar evlenmediniz. Ona sadakatle âşık olmalısınız.

  • Kocam, Özgür Şehirlerden bir denizciydi. Gençliğimizde tanıştık ve evlendik. Bana âşık olduğunu söylerdi. Genç bir kız olan ben ona inanırdım. Evliliğimizin üstünden bir sene dolmamışken ben Quentan’a hamileydim. Gebeliğim dolasıyla ilişkiden uzak duruyorduk. Bir gün Güneşmızrak Ahırları’nda seyisin karısıyla beni aldatırken buldum. Beni fark etmediler. Ben onun çocuğuna hamileydim ve bu sebeple sevişemediğimizden o bu lanet ihtiyacı başkasında karşılıyordu. Bense Kum Yılanları’na emir verdim ve yine bir gün ahırlara giderken kocam sevişeceği kadını bir muhafızımla birlikte olurken gördü. Nasıl bir duygu olduğunu bilmesini istemiştim. Ardından o muhafız sandığı suikastçım onu kısmı felç zehriyle zehirledi. Seyisin karısı serbest bırakıldı ve Essos’a sürüldü. Kocam ise o ahırda önce aletini kaybetti. Ardından Kızıl Dağlar’da bir yılan çukuruna atıldı. Onu hiç özlemedim.

-İçimi aydınlatan bir aşk hikâyesi değildi Prenses hazretleri.

  • İçini aydınlatmak mı hah! Amacım bana yanlış yapıldığında neler yapabileceğimi göstermekti. Senin daha zeki olduğunu düşünürdüm Damon Lannister. Diyardaki dedikodulara göre Baratheon saltanatından hoşnut değilmişsin.

-Bu bir sır değil Prenses Ellaria, ancak bir sırdan haberim var. Lord Velaryon sizin adamınızdı. Ve Kral Eli olarak kraldan çok size hizmet etti. Ancak nedenini anlayamıyorum. Bu teşebbüsünüzü onaylıyorum ve size müttefiklik çağrısı yapıyorum.

-Beni yakaladın Lannister ancak ben zaten bir ittifakın içerisindeyim.
Bu ikili konuşurken içeriye Gümüş Lord Daeron Targayen girdi:

-’‘Prenses Ellaria yeni müttefikimizin bir Lannister olacağını düşünmemiştim.’’ Damon şaşkındı:

-Kız kardeşinizi Şen Kral’a gelin verirken bu ittifakı zedelediniz lordum.

-Ve kardeşime âşık bir lord daha çıktı karşımıza. Siz evlisiniz Lord Lannister kız kardeşimi metresiniz mi yapacaktınız yoksa?

-Şen Krala gelin gitmesinin adil olduğun mu savunuyorsunuz yani!?

-Adalet mi ? Yapma Lannister, Beş Kralın Savaşı’nı duymuş olmalısın. Kral I. Stannis adaleti tesis etmek için kayanın aslanlarının soyunu kurutmak üzereydi. Ancak adalet naraları atan kral, bir hain tarafından zehirlendi. Tanrıların adaleti olsaydı, adalet uğruna uğraşan Baratheon Kralını korumaları gerekirdi. Adalet görecelidir. Kız kardeşime gelince içerideki adamımız Kral Eli’ydi. Bu kozumuzu kaybettik, ve yeni kozumuz yine yüksek bir konumda olmalı.

  • Ve o kozumuz kardeşiniz Daerys…

İki erkeğin tartışması ittifakı zora sokmak üzereyken Prenses Ellaria durumu yatıştırdı. Damon Lannister’ın soruları vardı ilki ve en önemlisini yöneltti:

-Bu ittifakımızın amacı nedir peki?

Daeron Targaryen araya girdi:

-Hanedanım isyancılar tarafından devrildiğinde, atalarından Lord Tywin Lannister’ın ihaneti Targaryenlara bir taht borçlanmanıza neden oldu. Ve bir Lannister her zaman borcunu öder. Şimdi geri ödeme vakti Batı Muhafızı Lord Damon Lannister.

[b][color=#cc6633]QUENTAN MARTELL

[/b]Turnuva şampiyonu Quentan Martell, leydiler tarafından yoğun ilgi görüyor ve müstehcen şakalara maruz kalıyordu. Lord Dondarrion’un kızından bir gecelik ahlaksız bir teklif dahi almıştı. Ama bunu önemsemedi. Gözü başka bir kadını arıyordu. O kadın ziyafet masasında oturuyordu. Yanı boş olan Daerys Targaryen’in yanına oturdu. Ve hiç durmadan söze atıldı:

-Leydim ?

-Merhaba Prensim, Turnuvadaki yeteneğiniz ve cesaretiniz bütün kadınların gözlerini kamaştırdı.

-Çok incesiniz leydim, inanın bana Köle Körfezindeki dövüş çukurlarında dövüşmek daha zordu. Ama böyle güzel leydilere rastlamak çok güçtü.

-Dar Deniz’in ötesindeki hikâyelerinizi dinlemeyi çok isterdim lordum ancak belki başka zaman.

-Tabii ki, bu arada size verdiğim tacın uğurlu geldiği aşikâr, yakında kraliçe olacaksınız.

-Aaa taçtan söz etmişken. Ziyafette bu tacı takmak gelenektir ancak kötü bir hırsız tarafından çalındı. Üzgünüm prensim.

-Hırsız mı? Benim daha iyi bir tahminim var.

Quentan neşeyle izin isteyerek Kızıl Kale’de Marteller için ayrılan özel daireye girdi. Odada kimse yoktu. Yatağının üstünde Güzellik Kraliçesi’nin tacını ve üstünde bir not olduğunu fark etti. Notu eline aldı:

Yılanlar bu günlerde hırsızlığa başladı. Belki de sadece kıskanç yılanlardır bu hırsızlar…

Quentan notu yerine bıraktı ve odaya balkondan sızan Myriah’a baktı. Myriah kısık sesle ve bir utanç edasıyla Quentan’a doğru yürümeye başladı:

-Belki de sadece âşık yılanlar hırsızlık yapıyordur, prensim.

Quentan Martell; siyah uzun saçlı, güzel yüzlü narin ve ölümcül Myriah’a yöneldi:

-Sadece benden daha güçlü bir kadına âşık olacağımı bilmem gerekirdi. Seninle tanışalı çok olmadı, ilk görüşte aşka inanmam ama senin o ilk gülüşünde kesinlikle bir şeyler olmalı.

Myriah, iltifatla karışık bu itiraf neticesinde Quentan’ın dudaklarına yapıştı. Kızıl Kale hanedanların entrikalarıyla sarsılırken, iki genç tüm bunlardan uzakta yaşamlarının en mutlu gecelerini geçirdiler.


#42

Böylesine güzel emek verilmiş hikayeyi görmek bana onur verir. Hikayeye destek vermek adına her hane için soy ağacı yapabileceğimi belirtmek isterim bu arada. Yazara katkımız olsun.


#43

İkinci bölüm için teşekkürler, arayı fazla uzatmamışsın.
Biraz kritik yapalım :slight_smile:

Damon Lannister bölümü :
Öncelikle Lannisterlar hala Batı Toprakları Azam Lordu olduğuna göre yanlarında Batı Topraklarından başka lordlar olmadan mı geldi Kral Topraklarına?
Kral Toprakları betimlemeleri yapmalısın mesela Lannisterlar hangi kapıdan girdi, halk onları nasıl karşıladı, Küçük Konsey lordları onları şehrin neresinde karşıladılar?
Lannisterlara neden konak tahsis edildi de saray da (Kızıl Kale de) ağırlanmadılar. Diğer Lordlar sarayda mı kalıyorlar?
Targaryenler mesela yalnız başlarına mı yürüyorlar?
Damon ile Cleos konuşması karşılıklı açıklar vermeye dönüşmüş sanki biraz :)) Damon durduk yere Velaryon’un para aktardığı kişinin kendisi olmadığını, Baratheon Hanesi’ni dolaylı yollardan yıkmaktan bahsediyor. Sanki Damon’un anlattığın karakterine (ölüm sessizliği) pek uygun değil gibi.
Cleos ise Baratheon hanesinin gücünün neredeyse tükendiğini anlatıyor hem de bir nevi düşmanının karşısında.
Ayrıca Damon diyor ki “bir Lannister’ın altına ihtiyacı olduğunu söylerseniz, söylediğiniz herkes size bir kahkahayla karşılık verecektir.” şimdi bu Lannisterlar güçten düştü mü düşmedi mi?

Cleos Baratheon:
Kendi düşüncelerini sürpriz evlilik teklifi sırasında da öğrenmeyi isterdim. Bu konuyla ilgili ne düşündü şaşırdı mı, kızdı mı, sevindi mi, bunun diyara ne getireceğini hesapladı mı acaba?

Genel olarak beğendiğimi söylemeliyim. Bu yazdıklarımı yapıcı eleştiriler olarak al lütfen. Niyetim hevesini kaçırmak değil. Güzel fikir ve güzel hikaye. Devam etmen dileğiyle. :smile:


#44

@tilki Öncelikle bu yorumların için sana büyük bir teşekkür borçuluyum. Keşke her okur senin gibi uzunca bir kritik yazıp beğendileri noktaları söylese. Yanlış anlamayın kimseyi yadırgamıyorum.

Cevaben Lannisterlar’a bir konak, Martell’lere ise saraydan özel daire tahsis edilmesi; haneler arasındaki güç dengelerinin nasıl değiştiğine dikkat çekmek için yazılmış bir detaydı. POV bölümleri yazarken karakterlerin özelliklerini bazen unutuyorum. Bu özelliğimi aşmak arzusundayım. İlk öykü denemem. Cleos - Damon konuşmasında söylediklerinde haklısın. Düzelteceğim.

Bu arda Martelleri beğendiniz mi @tilki @Queen Arianne ?


#45

@“Loren Lannister” ben genel olarak martellleri beğendim ama sorunlu bulduğum nokta şu ki Martelller ne oldu da Lannisterlarla ittifak yapacak hale geldi? Martelller aşırı kindar insanlar. Elia ve çocuklarının ölümünün üstünden her ne kadar baya zaman geçmiş olsa da ben unutacaklarını sanmıyorum. Onun dışında kişilik olarak bence gayet uyumlu olmuşlar.


#46

ÇOK ÖNEMLİ DEV ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİK

Öykünün yeni bölümleri POV yerine tek karakter üzerinde gidecek. Damon Lannister. Bu radikal kararın sebebi öykü yazımının tıkanmış olması. Bölük pörçük yazılacak POV bölümlerdense sizlere daha özenli karakter bölümleri sunmayı isterim. Saygılarımla.

İmza: Loren Lannister
b[/b]


#47

Bende Fırtına Burnundaki Baratheonların soyunu merak ediyorum. Bahsettiğine göre Stannis öldü. Piçler mi geldi yani anlamadım :smiley: Melisandre var birde. Kralın Şehrinde istediğim iki detay var. Biri Rhllor tapınağı diğeri Melisandre heykeli :smiley:


#48

Bu şekilde daha iyi olacağını düşünüyorum. Dikkatin dağılmamış olur.
Bu arada Martelleri beğenmiştim :slight_smile:


#49

Hikaye varsa teorisi de olmalı, ilk teori benden.

Stannis hemen ölmedi. Kış mevsimi boyunca tahtta kaldı yani en azından 2 3 yıl. Çocuğu olmuş olabilir. Olmamışsa kanun gereği kızı geçmeli. Onun da muhtamelen Edricle evlendirmişlerdir


#50

Stannis ölmeden Edric’i meşrulaştırdı ve kızı Shireen ile evlendirdi.


#51

Tamam bu kraliyet hangi soydan geldiğini vana açıkladı teşekkür ederim. Ama şimdi yine çok bilmişlik yapacağım. Fırtına Burnundaki Baratheon’ların soyu nerden geliyor


#52

Edric’in ileride doğan ikinci oğlundan geliyor. Bu çocuk doğup, Fırtına Burnu’nu alqcak olgunluğa ulaşana kadar, geçici olarak kaleyi; Kale Kumandanı olarak Davos Seaworth yönetiyor. O gün gelip Fırtına Burnu’nda yeniden bir Baratheon bulununca Kraliyet, bunun şerefine büyük bir ziyafet veriyor.


#53

Ben Davos Seaworth’ü Vekil Kral yada Kral Eli diye düşünüyordum :\


#54

Aylar sonra gelen cevap: Belki yazmaya devam ederim. Bu bir gün sonra da olabilir, bir yıl sonra da. Belki de yazmayabilirim. Beni bilenler bilir öyle çok karar değiştiren biriyimdir. O yüzden şu anlık hikayeyi nadasa bıraktım. Bakalım ne olur ne biter. Saygılarımla.

İmza: Loren Lannister
b[/b]


#55

III.BÖLÜM ‘‘BİR LANNISTER HER ZAMAN BORCUNU ÖDER’’

[b]DAERYS TARGARYEN

[/b]Gümüş Leydi, uykusuz geçen bir gecenin ardından huzursuz bir sabaha uyandı. Diyardaki her leydinin isteyeceği şey olacaktı, kraliçe olacaktı. Ve yine diyardaki her leydinin istemeyeceği şey olacaktı, şişman, sarhoş ve zampara bir adamın karısı olacaktı. Belki içinde iyilik barındırıyordur. Herkesin içinde bir biraz iyilik vardır. Bu düşünce bir temenni, bir umuttu. Yanına maiyetindeki bir hizmetçi kız geldi. Kız Leydi Leynian Bar Emmon’du. Lord Bar Emmon’un en küçük kızıydı. Ejderhakayası’na yeminli olan kızın babası Leynian’ı, Daerys’in yanına onunla iyi vakit geçirmesi için göndermişti. Kız konuştu:

-Leydi Daerys, hanımım? Yüzünüzdeki bu gam ve keder nedendir?

-İzdivacımı düşünmekteyim Leynian, daima yakışıklı ve güçlü bir lorda âşık olup, evlenmeyi düşlerdim. Aşk sorun değil lakin bu izdivaç tüm düşlerimi yıkan bir karar oldu.

-Doğuracağınız çocuklar en iyi eğitimi alacaklar ve en iyi üstatlar tarafından yetiştirilecekler. Yedi Krallık’ın varisini siz doğuracaksınız. Kraliçe olarak her leydi sizi kıskanacak leydim, bir de böyle düşünmeyi deneyin.

‘‘Her Leydi değil’’ dedi Daerys, aklı Kralmeydanı’ndaki batılılar ile karşılaşmalarında kalmıştı. Genç lordun kız kardeşi Leydi Johanna diyarın en güzel kadını ve aynı zamanda bekardı. Diyardaki en güzel kadınısın dediklerinde herkes Daerys’e yalan söylüyordu. Maksatları onu kırmamaktı lakin Daerys etrafında bu kadar yalancının bulunmasından hoşnut değildi. Belki de genç Dorne Prensi benden hoşlanmıştı ama şölende kralla evleneceğimi duyduğunda hislerinin gizli kalmasında fayda vardı. Baratheonları öfkelendirmek kötü sonuçlar doğurur, bu hep böyle olmuş ve olacaktır.

Gümüş Leydi, başkentin limanında Leynian ile geziyordu. Balıkçılar, ticaret kadırgaları, kuğu gemiler… Kral Toprakları, bilinen dünyanın en işlek limanıydı. Leynian her şeyin yolunda gittiğinde memnun bir şekilde ‘‘Başkentte ekmeğini deniz ticaretinden kazanan her kaptan merhum Kraliçe Argella’ya şükran borçludur.’’ dedi. Kraliçe Argella tüm diyarda sevilen tek kişi olabilirdi. Belki Lannisterlar sevmiyordur. Onlar kendilerinden güçlü hiç kimseye sevgi beslemez. İşlek liman ayrıca çok da büyüktü. Denizin sesi Daerys’e Ejderhakayası’nı anımsatıyordu. Uzakta bir gemiden kırmızı zemin üzerine altın aslan sancağı dalgalanıyordu. Ancak aslanın ayaklarına doğru dalgalı üç mavi çizgi ve bir çıpa görülüyordu. Bu sancak Lannisport’un Lannisterları’na ait olmalıydı. Batılılardan söz etmişken Gümüş Leydi’nin aklına Lord Damon Lannister geldi:

‘‘Şu genç Batı Muhafızımız…’’ dedi Daerys.

‘‘Ah, Lord Damon. Bu genç ve yakışıklı yaşında evli olması diyardaki kadirşinas leydilerce ne de büyük talihsizlik.’’

‘‘Çok mu seveni vardır diyorsun ?’’

‘‘Sevmek? Hayır leydim aklımdan geçen sözcük sevgi değildi. Aslanlı sancağını ve soyadını taşıdığı sürece diyardaki çoğu lordun sevgisine sahip olamaz. Demek istediğim, bilirsiniz yeni çiçek açmış soylular cüretkarlıktan çekinmezler.
Altın saçlı, zümrüt gözlü Lannisterlar…’’

‘‘Her zaman borcunu öder.’’ Diyerek araya girdi Casterly’nin Leydisi Johanna Lannister.

Gümüş Leydi, az evvel gördüğü; çıpalı altın aslan sancaklı geminin önüne geldiklerini fark etti. Leydi Johanna Lannister, Lannisterlar’ın bütün özelliklerini toplamış bir leydiydi. Altın saçları, zümrüt gözleri ve Lannister kibri…

Daerys ve hizmetçisi Leynian reverans yaptıktan sonra Daerys lafa karıştı:

-Leydim, sonsuz mavide bir yolculuğunuz mu var?

-Öyle leydim, kardeşim Damon; Casterly Kayası’na deniz yoluyla dönmem gerektiğini söyledi.

-Biz leydilerin erkek kardeşlerimize boyun eğmemiz gerekir öyle değil mi? Onların istedikleriyle evlenir, onların istedikleri gibi giyinir, onların istedikleri gibi yolculuk ederiz. Bu döngü hiç değişmez.

-Aynı dertten mustaribiz zannımca leydim, erkekler dünyayı yönettiklerini sanıyorlar ancak işin aslı öyle değil, Erkeklerin vücutları kendilerine anlık zevkler için sık sık ihanet eder, böyle bir zayıflık içinde dünyayı yönetmeleri mümkün değil, tabi ki ellerinde bizleri olmasak. Yakında kraliçe olacaksınız leydim sizi hiç tebrik etme fırsatım olmadı. Unutmadan söylemem icap eder. Ağabeyim Lord Damon sizinle görüşmek arzusunda. Şu sıralar kendi deniz yolculuğu ile ilgilenmekte.

-Kaya’ya farklı gemilerle mi seyahat edeceksiniz?

-Evet ve hayır. İkimizin de istikameti bir kaya. Benimki Castlery Kayası ancak Damon; o Ejderhakayası’na gidiyor. Kendi yolculuğu için son kontrolleri gerçekleştirmek üzeredir. Hızlı olursanız aşağıya doğru ona yakın gemi geçtiğinizde Damon’un gemisi Zarif Yelken’e ulaşabilirsiniz.

Ulaşacağım.
Gümüş Leydi, Leynian’ı saraya gönderdi ve Leydi Johanna’nın tam tarif ettiği yönde giderek Zarif Yelken’e ulaştı. Zarif Yelken büyük bir savaş kadırgasıydı ancak bir demirdoğumlu tersanesinden çıkmış olduğu belliydi. Gemideki altın aslan ve çıpa sancağı olmasa hiç kimse gemiye bir Lannister kadırgası demezdi. Daerys, elbisesinin eteklerinden çekiştirdi ve limandan gemiye doğru adımını attı. Geminin tayfaları arasında bir acele ve telaş baş göstermişti. O sırada Kaptan Köşkü’nde Damon Lannister’ı gördü. Daerys sanki Batı Muhafızı’nın deniz yolculuklarını sevmediğini sezmişti. Yüzü limoniydi. O sırada Daerys içeri girdi. Damon Lannister birden doğruldu ve Gümüş Leydi’ye bir gülümseme bahşetti:

-Leydim siz gelmişsiniz.

-Benimle görüşmek niyetinde olan sizdiniz Lord Damon, yoksa şimdi gitmemi mi istemektesiniz?

-Asla. Şaşkınlığı mazur görün. Ağabeyiniz beni Ejderhakayası’na davet etti. Sizin evinizde olacağım ancak siz burada kocanızın dizinin dibinde oturmak zorundasınız. Ne yazık ki kuralar bunu gerektiriyor.

-Kurallar esnetilebilir. Ne de olsa kraliçe olacağım ve isteğimi yapmakta serbestim lordum.

Daerys bunu yapmamalıydı, anlık zevkler yerine kendini kontrol etmeliydi. Ancak Lannister Lordunun korkutucu bir çekiciliği vardı. Yapmamalıyım, zaten Damon evli bir adam. İçindeki hisleri daha fazla bastıramadı:
’‘Bir fikrim var Damon Lannister’’ dedi ve Damon’a doğru bir adım attı.

Damon omuz silkti ‘‘Vakti gelmiş bir fikirden daha korkunç hiçbir şey yoktur Daerys Targaryen, sizi dinlemekteyim.’’

''Kurallar’’ dedi Daerys, ‘‘Kuralların bir önemi yok, en azından şu an için. Fikrim şudur ki beni delice düzmeni istiyorum Lord Lannister, seninle tek vücut olmak istiyorum, teninin sıcaklığını hissetmek, öpücükler kondurmak ve en sonundan tatlı bir yorgunlukla yere serilmek istiyorum’’

O sırada tayfalardan birisinin kaptan köşkünün dışından gelen sesi duyuldu. ‘‘Limandan ayrılmaya son on dakika, kıçınızı kaldırın sizi lanet lağım fareleri!’’

Damon konuştu:

‘‘On dakika fikriniz için çok kısa bir süre’’ dedi, sesinde arzu ve hüzün karışıktı.

‘‘Belki bugün değil, ama mutlaka bir gün olmalı Damon bana söz ver.’’

‘‘Söz mü? Hayır, size borcum olsun leydim. Ben bir Lannister’ım ve bir Lanniste’’

Daerys, Lannister Lordu sözlerini bitirmeden, lordun dudaklarına utangaç bir öpücük kondurdu:

-Biliyorum mutlaka borcunuzu ödersiniz.

[color=#cc6633]QUENTAN MARTELL

Yolculuk genç Dorne Prensi’ni yormuştu. Bundandır ki Quentan Güneşmızrak’a varır varmaz yatağına kendini atmıştı. Dorne’da uyumak zordu, hava sıcak ve kuruydu, yemekleri ise baharatlı ve ilginç. Uzun zaman Dar Deniz’in ötesinde bulunmak Quentan’dan bazı Dorne’lu özellikleri alıp götürmüştü.

Genç Dorne Prensi, kalenin avlusunda talim yapan muhafızları gördü. Ve haklı olarak aklına Myriah adındaki suikastçı kız geldi. Myriah’ın ölümcül hançerleri ve göğüsleri vardı. Bu ikisinden daha ölümcül olan ise göğüsleriydi. Kızıl Kale’de birlikte oldukları gecenin ardından her yalnız kaldıklarında birbirlerine vakit ayırıyorlardı. Doğma büyüme Dorne’lu Myriah, her Dorne’lu kadın gibi ateşli ve ölümcüldü. Tam o sırada iyi insan lafının üstüne gelirmişe istinaden Myriah avluda muhafız talimlerini izliyordu. Dikkatlice seyrediyor ancak asla ses çıkarmıyordu. Gülmesi gerektiği yerde bile küçük bir tebessüm Myriah’ın çözümü oluyordu.

Myriah, Dorne Prensi Quentan’ı fark etti. Ve ona doğru yürümeye başladı. Tezahürat eden muhafızların önünden geçti ve Quentan’ın yanına ulaştı:

-Prensim bitkin görünüyor. Onu neşelendirmemi ister mi?

-İstemez olur mu ama prensin bu fikrini başka zamana erteleme niyetinde Kanlıhançer.

-Kanlıhançer? Sadece birliktekiler bana Kanlıhançer der.

-Birliğin de Dorne Prensesine veya Prensine yeminli olduğuna göre bence Kanlıhançer dememde bir sorun olmamalı.

-Hayır prensim beni yanlış anladınız. Gelin sizinle bir geziye çıkalım.

-Yorgunum ancak sana hayır diyebilecek kadar aptal değilim Myriah. Benim rotam ol ve seninle Gün Batımı Denizi’ne bile yelken açalım.

-Prensim çok nazik ancak gezimiz çok daha yakın bir yere.

İki genç Güneşmızrak’ın kale surlarında ilerlediler. Ardından Myriah kalenin güney kanadından bir gizli geçide girdi. Elinde yaktığı meşalesi kızın zeytin teninde parlıyordu. Uzun bir geçidi geçtikten sonra geniş bir salonu girdiler. Quentan şaşırmıştı. Güneşmızrak’ın tam altında olan bu salon devasa büyüklükteydi. Beşgen şeklinde, yerin altına kumtaşından ovulmuş bir sığınağa benziyordu. Beşgenin her köşesinde farklı silahlar vardı. Yaylar, hançerler, mızraklar, kısa kılıçlar, vb. Sığınağın orta kısmında dev boyutlarda bir harita vardı ancak sadece Westeros değil bütün bilinen dünya karaları ve denizleri. Bazı bölümler yeşil, kırmızı veya turuncuyla işaretliydi. Sığınakta yüzleri kapalı onlarca genç kadın ve erkek vardı. Zırhları yoktu ama geleneksel bir üniformaları vardı. Üniformalar sarı-turuncu renklerdeydi. Myriah, şaşkın Quentan’a döndü:

-Neredeyiz Prensim?

-Burası bir sığınağa benziyor.

-Bir sığınak? Tam olarak değil. Burası Kum Yılanları’nın Karargâhı. Güneşmızrak’ın büyük salonunun tam beş kat aşağısında, yerin altında. Karargah’ın, Güneşmızrak’ın Büyük Salonu’na, avluya ve Su Bahçelerine çıkan yer altı tünelleri vardır. Ben sizi avludaki geçitten getirdim. Gelin sizi ekiple tanıştırma zamanı.

Quentan ve Myriah, Karargah’ın ortasında geniş masaya doğru yürüdüler. Masada Dorne şarabı dolu kadehler, tabaklar ve kâğıt tomarları vardı. Hançerini temizleyen beyaz ve kel bir adam gördü:

-Kanlıhançer, Prensimizi bizimle tanıştırma vaktin gelmiş demek. Açık sözlülüğümü bağışlayın prensim. Kum Yılanları’na hoş geldiniz. Ben Sürgün Willam, bu lakabımı gençliğimde Dar Deniz’in ötesindeki suikast görevlerinin hep bana verilmesinden aldım. O zamanlar bir çaylaktım ancak şimdi Kum Yılanları’nın Yolgösteren’iyim, bir nevi lider olarak görebilirsiniz ama asıl liderimiz Dorne’nun Prensesi ya da Prensidir. Biz sadece onun sadık kullarıyız. Amacımız Nymeros Martell Hanesi’ne ve Dorne’a en iyi şekilde hizmet etmektir. Kanlıhançer sizi diğer üyelerle tanıştırsın.
Az sonra yanık tenli bir kadın ve erkek geldi. Myriah söze girdi.

-Prensim bunla…

Erkek olan söze girdi.

-Prens hazretleriyle tanışmak bize gurur verdi. Oh hayır Myriah, insanların boğazlarını beni başkasın tanıtsın diye kesmedim. Benim adım Zalim Yılan, insanlar kurbanlarımı yavaş zehirlerle öldürdüğüm ve onlara acı çektirdiğim için bana bu lakabı taktılar. Ve yanımdaki de Tüm Dorne’nun en ateşli kadın.

Bu sefer lafa karışan o ‘‘ateşli’’ kadın oldu.

-Dorne’nun en ateşli kadını, kendini tanıtmalı. Bana Güzel Yılan diyorlar. Kurbanlarımı öldürmeden onlarla sevişmek gibi bir huyum vardır. Erkek ya kadın fark etmez. Ama Zalim Yılan kadar güzel anlar yaşatana daha rastlamadım.

O sırada bu iki '‘aşık yılan’'öpüşmeye başladılar. Myriah ve Quentan ise silah odasına gittiler. Burası en az salon kadar büyüktü. Orada yaşlı ama hala güzelliğinde bir şey kaybetmemiş bir kadınlar karşılaştılar. Kadın prensi tanıdı.

-Prens hazretleri varlığınız ile bize şeref verdiniz. Ben Paslı Bıçak, herhalde bu lakabımı yaşlandığım için taktılar. Kum Yılanları bazen yaşlılara karşın çok acımasız olabiliyorlar. Zalim ve Güzel ile tanıştınız mı? Vazifeden sonra sürekli birlikte olurlar. Yolgösteren’imiz Sürgün Willam, en yeteneklimiz ancak en tecrübelimiz değildir.

-En tecrübeli sen olmasın. Yaşlı ama hala dinç görünüyorsun.

-Bunu bir iltifat olarak almam gerekir galiba. Yaşlıyımdır ancak bir unutkan asla değilim. Örgütümüzün tarihini ve yaptıklarını Yolgösteren dahil benden iyi bilen yoktur prens hazretleri. Ve yanınızdaki kız Kanlıhançer, ona dikkat edin. Elimizdeki en gençlerden bir tanesi, kaybetmeyi istemeyiz. Size nasıl Kanlıhançer lakabını aldığını söyledi mi? Muhtemelen hayır. Örgütte işler biraz farklı yürür. Yeni katılanlara kolay iş düşmez. Buradaki herkes kendi lakabını kendi yetenekleriyle kazanır. En gençlerimizden birisi ancak ilginçtir ki bir toplu suikast görevini başarıyla bitirmiştir. Bu tür görevler adından da anlaşılacağı üzere birden çok hedefin aynı bölgede barındığı görevlerdir. Sadece kıdemlilere verilir. Ancak kıdemlilerimizin de vazifede bulunduğu bir gün bu görevi Myriah’a vermek mecburiyetinde kaldık. Çünkü bu görev aceleydi. Kızın başarısız olacağından emindik. Ancak kız tek seferde on üç hedefini birden dolaylı yollardan temizledi. İşte bu yüzden ona ‘‘Kanlıhançer’’ dedik.

Quentan Martell şaşkındı. Silah odasından çıktılar. Koridordan, salona geçeceklerdi. O sırada Quentan sessizliğini bozdu:

-Myriah, beni neşelendirme teklifin hala geçerli mi ?

[b][color=#ff9933]DAMON LANNİSTER

[/b]Damon Lannister deniz yolculuğunu sevmemişti. Kendini biraz hasta ve halsiz hissediyordu. Ejderhakayası’nın kasvetli havası da bu halsizliğe iyi gelmemekteydi. Damon ailesini turnuvadan sonra Kaya’ya göndermiş, kendisi ise Zarif Yelken ile Ejderhakayası’na yelken açmıştı. Ejderha Ailesinin yerleşkesi bu ada, bu bahar günlerinde dahi esintiliydi.

Lannister Lordu’nun yanında güvendiği muhafızlarından Sör Leyton Crakehall ve onun genç yeğeni Layfield Crakehall vardı. Sör Leyton orta yaşlı ve iyi bir kılıç ustasıydı. Yeğeni ise Lord Neyton Crakehall’ın ikinci oğlu olan ve şövalye olma arzusuyla yanıp tutuşan Layfield Crakehall’dı. İkisi de Damon’a ölümüne sadık soylulardı.

Ejderhakayası’ndaki Targaryen muhafızları donanımlı ve disiplinliydi. Kızılejder Antlaşması nedeniyle ejderha ailesi kısıtlı sayıda asker ve donanma gücüne sahipti. Bu hükmü değiştiremeyen Targaryen Lordları zamanla az sayıdaki askerleri daha nitelikli yapmakta çözüm bulmuşlardı. Targaryen askerleri gizemli ve karanlıktı. Bordo-siyah plaka zırhları ile göz alıcıydılar. Targaryenlerin askerlerine ettirdiklerine garip bir yemin vardı ki Damon bunu ‘‘farklı’’ buluyordu.

''Üç diyarın, on üç denizinde; Yüksek Valyria’nın ejderha kanından kim varsa hepsinin huzurunda andolsun:

Targaryen kanı taşıyan herkesi ve Targaryen mülkü olan her şeyi canım pahasına koruyacağıma andolsun. Sıcak yaz günlerinden, kuru kış günlerine kadar intikamımız ateş, itaatimiz kan olsun. Ejderhanın kanı akmasın diye ölüme kucaklayan yiğitler var olsun! Ejderhaya hizmet için ölümden korkmayanlara selam olsun. Bu uğurda benden öncekiler gibi korkusuzca, yalnızca yüce Targaryen Hanesi’ne hizmet edeceğim, Ateş ve kan mührümüz, sözlerimiz; andolsun!’’

Damon, Targaryen Lordu’nun kabul salonuna geldi. Lord Daeron Targaryen hizmetkarları ile birlikte salondaydı. Basamakların üstünde bir tahtta oturuyordu. Demir Taht dedi Damon Lanniser, Demir Taht hariç hiçbir sandalye oturana güç bahşetmez. Damon, basamakların önünde durdu. Yanında özel muhafızlarından Sör Leyton ve genç yeğeni Layfield da vardı. Lord Daeron, Lannister Lordu ile göz göze geldi:

-Lordum.

-Lordum, Ejderhakayası siz Lannisterlar için kasvetli bir yer olsa gerek. Umarım yolculuğunuz pek sorunsuz geçmiştir.

-Alakanız sebebiyle müteşekkirim lordum. Deniz yolculuklarını oldum olası sevemediğim bir gerçek. Lakin çok önemli bir konuda bizzat Ejderhakayası’nda bulunmam gerektiğini söyleyince merakımdan olsa gerek bu adaya teşrif etmem icap etti.

-Çok isabetli bir karar lordum. Merakınız dindirmek maksadıyla ivedilikle asıl mevzuya geleceğim. Sizin görmenizi istediğim bir şey var. Buyrun benimle birlikte Boyalı Masa’ya gelin. Yalnız bu önemli bir husus lordum, o yüzden muhafızlarınızın gelmesi doğru olmaz.

-O halde benimle başka zaman konuşmak zorundasınız lordum. Zira belki de muhafızlarımın gelmemesini istemeniz bir hakaret olarak görmeliyim?

-Bana bu derece güvenmiyor olmanız şaşırtıcı. Görmeniz gereken şey sizin için son derece mühim. Onursuz bir davranış beklemeyin lordum, sadece gizlilik endişelerim var.

‘’ Lannisterların onuru yoktur’’ dedi Damon Lannister. ‘‘Sadece kıvrak zekaları, sarı bukleli saçları ve çokça altınları vardır. Sör Leyton ve Layfield bana Boyalı Masa’ya kadar eşlik edin.’’

Daeron Targaryen bunların üstüne söz söylemedi ve vazifeşinas bir halle kabul salonundan Boyalı Masa’ya gitti.

Damon Lannister, büyük Boyalı Masa’nın başında Daeron Targaryen’in yanında elinde bir sandıkla bekleyen iki korsanvari adam gördü. İkisi de tekinsiz adamlardı. Lord Daeron Boyalı Masa’nın başında, yanında iki korsan; uç tarafta Damon ve muhafızları Sör Leyton ile Layfield’dan başka odada kimseler yoktu. Lord Daeron’un el işareti ile korsanlar ellerinde sandıkla önce çıktılar ve Damon’un yanına kadar geldiler. Sandığı açtılar o sırada Targaryen Lordu konuşmaya başladı:

-Bir ittifak içerisinde olduğumuzu daha önce de belirtmiştim Lord Damon. Bu yüzden aramızdaki güven ortamını daha da pekiştirmek nedeniyle bu armağanımı kabul edin. Korsanlar bunu Valyria Harabeleri’ne yelken açtıklarında bulmuşlar. Dar Deniz’in karşısındaki bir dostumuz birkaç gün önce bize bu ender kılıcı gönderdi. Ben de sizin için sakladım. Zira üstündeki işlemelere ve çeliğin türüne baktığımızda bu Valyria Çeliği’nden yapılmış bir piç kılıç. Üstündeki işlemeler Lannister Hanedanı’na ait olduğunu işaret etmekte. Daha da ilginci korsanlar bunu iyi giyimli, başında altından taç olan bir iskeletin elinde bulmuşlar. Ejderhakayasındaki üstadım o iskeletin bir zamanlar Kaya Kralı Olan II. Tommen’e ait, kılıcın ise hanenizin yüzyıllardır kayıp olan Şanlı Kükreyiş olduğuna kanaat getirmekte. Bu nedenle bu hediyemi aramızdaki ilişkilerin iyileşmesi adına kabul edin.

Benden Daerys’i aldı. Teselli için bunu yapıyor. Daerys’in sıcak tenine karşı soğuk bir çelik yığını. Damon Lannister, sandığın içindeki kılıca uzandı. Parlak Valyria Çeliği göz kamaştırıyordu. Lannister Lordu korsanlara arkasına dönüp kılıcını dikkatle elinde gezdirmeye başladı. O sırada korsanlardan birisi Damon’a karşı hamle yaptı. Damon şaşkındı. Valyria Çeliği Lannister Lordu’nun hayatını kurtarmıştı. Ama hayır, arkasında döndüğünde hayatını kurtaranın Leyfield olduğunu gördü. Damon kendine hamle yapan korsanın Şanlı Kükreyiş ile kafasını koparmıştı. Ancak ikinci korsan Lord Damon’u sırtından bıçaklayacakken Layfield erken davranıp kılıcını adamın karnına saplamıştır. Lord Daeron telaşla saniyeler içinde olanları izlemişti. Bir suikast girişimi. Ama sebebi neydi? Bu büyük anlamsızlık içinde Lannister Lordu:

-Sör Leyton, lordunun hayatını kurtardığı için yeğeninizi şövalye ilan etmelisiniz. Ve Lord Daeron hediyeniz ile hanemi yücelttiniz aynı zamanda saniyelere önce kendi evinizdeki bir misafirin neredeyse ölümüne göz yumuyordunuz. Böylelikle de hanemi aşağıladınız. Yine de bulunduğumuz ittifak için bunu unutuyorum.

Lord Damon Lannister, dışa vurmadığı bir öfke içerisinde Boyalı Masa’dan ayrıldı. Kaleyi hızlı adımlara terk etti. Zarif Yelken bütün ihtişamı ile demir atmış bekliyordu. Damon bir kayıkla gemiye vardı. Gemiye ulaştığında artık güvende hissetmişti. Mürettebat Damon’a yapılan bu suikast girişiminin dedikodusunu yapmaya başlamıştı. Yakında tüm diyar duyar. Geminin kaptanı Lannisport’dan bir Lannister’dı. Ve kaptan konuştu:

-Havadaki rüzgâr bizim kurtarıcımız. Lannisport’a beklediğimizden daha kısa sürede ulaşabiliriz lordum.

-Evim bekleyebilir, ilkin başkente yelken açacağız.

-Kral Toprakları ? Merakımı mazur görün lordum ama neden?

‘‘Borcu ödemek için’’ dedi Damon Lannister.


#56

Bir Martin cevheri daha yetişiyor forumda.

Hikaye kurgusunu çok beğendim, devamını merakla bekliyorum. Umarım en kısa sürede hikayeni sonlandırırsın. Martin’in çıkaracağı kitap gibi seneler beklemeyelim. :slight_smile:


#57

Güzel bölümdü devamını beklerim


#58
  1. Bölüm ve hikayenin genel gidişatı için ne diyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum.