La Kraken Masalları ( 7. Bölüm )


#1

Hattubabanın çırağı olarak başladığım bu işte kendimi geliştirerek , istek üzerine kendi konumu açacak kadar ustalaştığımı düşünüyorum. Bi Hattubaba kadar olamasakta , umarım zevkle okursunuz :slight_smile:

  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Güzel Giden Hüküm

TARGARYEN

Yıl 410 FS. Daenerys Targaryen’ın Akgezenleri yenip Demir Taht’a oturmasından 100 yıl geçmişti. Şuanda tahtta oturan Aemon 1 Targaryen’ın hükmü iyi geçiyordu. Diyarda huzur hakimdi. Ama Aemon’ın bir hastalığı vardı. Bunu Aemon’ın özel üstatlarından başka kimse bilmiyordu.

Aemon , Aegon 6 Targaryen’ın 3 çocuğundan en büyüğüydü. Kendi halindeydi ve kardeşleri Daemon ve Rhaenys ile fazla konuşmazdı. Daemon gibi savaşçı bir kişiliği yoktu. Daemon kılıç talimi yaparken , o eline geçen her kitabı okuyordu. Daemon kumandanlık öğrenirken , o bir Krallığı nasıl yöneteceğini öğreniyordu. Bir kral gibi. Herkes çok iyi bir kral olacağını düşünüyordu. Ama Aemon 14 yaşına geldiğinde , üstatlar acı gerçeğin farkına varmaya başlıyordu.

Aemon’ın hastalığı 6-7 yaşlarında farkedildi. O , geceleri gördüğü rüyaları gerçek sanıp normal yaşantısında buna göre haraket ediyordu. Bağırıp çağırıp , sürekli birşeyler yapmaları gerektiğinden bahsediyordu. Üstatlar bunun geçici , çocukluk ile ilgili birşey olduğunu düşünüp önlem almadılar ama büyük bir hata yaptılar. Aemon 14 yaşına geldiğinde hala rüyalarını gerçek sanıyordu. Üstatlar ne çare bulabiliyor , ne de Aemon’a rüyalarının gerçek olmadığına ikna edebiliyorlardı.

405 FS’de Kral Aegon 6 Targaryen hastalığı sebebi ile aniden ölünce 20 yaşında olan Aemon tahta geçecekti. Hala çare bulamayan üstatlar , durumu Daemon’a anlattılar. Daemon tahtı kardeşinden alamayacağını ama iyi bir Kral Eli ile durumun kontrol altına alınabileceğini söyledi. Bunun için en iyi seçimin Lord Otto Hightower’ın olduğunu söyledi. Aemon tahta oturdu. Kral Eli Otto Hightower oldu. İkisi beraber 4 yıl boyunca krallığı harika bi şekilde yönettiler. Ta ki Lord Otto 409 yılında gizemli bir şekilde ölene kadar. Bunun üzerine Kral Eli görevine Baratheon Hanesinin Lordu , Lord Davos Baratheon getirldi. Lord Davos ve Aemon çok samimi oldu. Hatta davranışları yüzünden Aemon’ın hastalığını bile anlamış ve ona yardımcı olmaya çalışmıştır.

BARATHEON

Robert Baratheon’ın piç oğlu Gendry’den devam eden soy , güçlenerek yeniden Westeros’ta hatırı sayılır haneler arasında yerini almıştır. Hanenin Lordu Davos Baratheon , Kral Eli görevi için Kralın Şehri’ne gidince büyük oğlu Edric Fırtına Burnu’nun yeni Lordu olur. Ama bu durumdan kardeşi Steffon memnun değildir. Çok samimi olan iki kardeş , Edric’in başa geçmesi üzerine araları açılmaya başlar. Steffon ve Edric çok iyi kılıç kullanırlar. Talim yaptıklarında herkes onları hayranlıkla izler.

Bir gün Edric kardeşiyle talim yaparken , ona Fırtına Burnu’nu beraber yönetmeyi teklif eder. Teklifi bekletmeden kabul eden Steffon , Edric ile beraber yönetmeye başlar.

410 FS’nin ilk günlerinde bir kuzgun gelir. Kuzgunda babalarının Kralın Şehri’nde bir turnuva düzenlediği ve turnuvaya Edric veya Steffon’dan birisinin katılması gerektiği yazar ama ikisi de Fırtına Burnu’nu bırakmak istemez. Bunun üzerine Edric Steffon’a “Ben senin Lordunum ve gitmeni emrediyorum” der. Bunun üzerine ikilinin arası tekrar açılır ve Steffon istemeden de olsa turnuvaya gider.

LANNİSTER

Tyrion Lannister’ın çocuğu olmadan ölmesi üzerine soy , Kraliçe Daenerys tarafından bağışlanan Jamie Lannister’dan devam etmiştir. Hanenin şuanki Lordu Tyrek Lannister , Targaryen yönetiminden pek memnun değildir. Yönetimde ona yardım eden oğlu Martyn hariç bütün oğullarını turnuvaya gönderir. Tyrek’in oğullarından Tyrion’da turnuvaya gider. Ve çoğu kişi Şişko Tyrion’ın turnuvayı kazanacağına emindir. Bir kişi hariç , Martyn Lannister.

Martyn , Tyrek’in en büyük oğludur ve resmi olmasa da Casterly’i yöneten asıl kişi olarak bilinir. Liderlikte olduğu kadar savaşta da başarılıdır. Herkes Tyrion turnuvayı kazanacak dediğinde o “Tyrion yanlızca kendi göbeğiyle dövüşebilir” der.

MARTELL

Şuan ki Dorne Prensi Maron Martell. Yakışıklılığı ile tanılır. Çağırıldığı her turnuvaya kardeşi Lewyn’i gönderir. Lewyn harika bir savaşçıdır. Bu turnuvada da gözler onda olacaktır. Marteller son yüzyılda çok güçlenmiştir. Maron Martell’in liderliğinde Dorne’daki iç hesaplaşmalar bile bu yükselişi durduramamıştır.

Çoğu Lordun düşüncesine göre , savaşlarda verdiği kayıplara rağmen çok iyi toparlanmıştır. Dothrakların da Essos’a dönmesi üzerine rahatlayan Dorne , yavaş yavaş eski gücüne kavuşmaktadır.

TYRELL

Hanenin şuanki Lordu , Lord Lothar Tyrell. Harika bir savaşçı olarak bilinir. Son Greyjoy İsyanı’nda gösterdiği başarı , Westeros Lordlarını şaşkına çevirmiştir. Kardeşi Kral Muhafızlarından olan Willem Tyrell’de onun kadar iyi bir savaşçıdır.

Kral Eli Davos Baratheon’un düzenlediği turnuva 410 FS’nin ilk günlerinde başlamıştır. Willem’da dahil daha önce kimse bu kadar mükemmel turnuva görmediğini söyler. Willem , Daemon Targaryen’ı atından düşürerek yener ve yarı finale çıkar. Yarı final ve final müsabakaları ertesi gün olacaktır.

  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Batan Güneş ve Yıkılan Aslan

TARGARYEN

Kral Aemon , kardeşi Daemon’ı yenen Kral Muhafızı Willem Tyrell ve diğer Kral Muhafızları ile Kızıl Kale’ye döndü. Yorucu ve eğlenceli bir gün geçirmişti ama mutsuzdu. Çünkü kardeşi Daemon kazansın istiyordu. Yatağına yattı ve uykuya dalması çok uzun sürmedi.

Daemon yenilginin üzüntüsü ile gece hiç uyuyamadı. Sabah olduğunda turnuva alanına gitti ve çalışan insanlara yardım etti.

Nihayet bütün hazırlıklar tamamlanmıştı ve yarı finalde ilk karşılacak olanlar yerlerini alıp Kral Aemon’ı bekliyorlardı. İlk karşılaşacak olan isimler Lewyn Martell ve Willem Tyrell’di. Daemon karşılaşmanın sonucunu merak ediyordu. Kral Alemon geldi. Yerine oturdu ve karşılaşma başladı. İnsanlar Willem Tyrell’in kazanmasını beklerken kazanan isim Lewyn Martell’di. Kazandıktan sonra atından inip yerine oturdu ve yarı finalin diğer müsabakası başladı. Bu müsabaka “Şişko” Tyrion Lannister ve Steffon Baratheon arasındaydı. Bu müsabakayıda Tyrion kazanınca finalin isimleri belli oldu. Tyrion Lannister ve Lewyn Martell finale çıkan isimlerdi. Final müsabakasına başlamadan önce iki oyuncu gidip Kral Aemon’ın önünde diz çöktü ve o anda hiç beklenmeyen birşey oldu. Kral Aemon kılıcını çekti ve herkesin gözleri önünde diz çökmüş olarak duran Lewyn Martell’in kalbine kılıcını sapladı. Lewyn Martell’in yanında diz çöken Tyrion Lannister kalkıp geri çekilmeye çalışsada o da Aemon’ın kılıcından nasibini aldı ve yere yığıldı. Herkes çığlık atıp etrafta koşuşuyordu. Daemon şaşkına dönmüştü. Aemon neden böyle birşey yapmıştı ?

LANNİSTER

Kötü haber Casterly’e erken saatlerde geldi. Ailede uyanık olan birtek Martyn vardı. Kitap okuyordu. Üstat odaya bir anda girdi. Elindeki kağıdı Martyn’e verdi. Martyn yazılanları okuduğu gibi babasına koştu. Martyn babasına kağıdı uzattı. Tyrek kağıdı okudu. Bir süre tepki vermeden durdu ve oğluna “Git ve yapman gerekeni yap. Annene ve kızkardeşlerine ben söylerim” dedi.

Martyn çok sinirliydi. Kral Aemon neden kardeşini öldürmüştü ki ? Bir sebebi olmalıydı. Ama bekleyemezdi. Bu yapılanlar savaş sebebiydi ve babası böyle bir şeye kalkışacak cesareti bulamayabilirdi. O yüzden Martyn hızla üstadın yanına gitti ve ona sancaktarlarımızı çağırmasını ve savaş zamanını geldiğini söyledi.

Tyrek karısına durumu anlatsada , kızlarına abilerinin öldüğünü nasıl söyleyeceğini bilemiyordu. Bu yükten kurtulmak için odasına gitti ve hançerini eline aldı. Ama kendini öldürecek cesareti bile bulamadı.

MARTELL

Maron haberi aldığı gibi en yakın arkadaşı Gerris Fowler’ı Essos’taki çocuklarını getirmesi için gönderdi. Onların güvende olduğunu bilmeden bir savaşa giremezdi. Maron’un 1 kız ve 2 oğlu vardı. Büyükten küçüğe Nymeria , Mors ve Loren.

Bir hafta geçtikten sonra Maron çocukları ile buluşmuştu. Aynı günün akşamı ise bir haber geldi. Bütün sancaktarlarını toplayan Lannister Hanesi , Kraliyete karşı isyan bayraklarını astığını tüm diyara bildirmişti. Bunu duyan Maron’da Gerris’e “Artık bizim de isyan bayraklarını asma vaktimiz geldi” dedi.

Maron , belki Lannisterlarla birleşebiliriz diye düşündü. Ama daha önce yaşananlar bu ittifakı engelliyordu. Belki düşmanımın düşmanı dostumdur diyebilirlerdi ama yinede Maron Lannisterlara güvenemezdi. Martell Hanesi taht için büyük bir tehlikeydi ve Maron bunu bilerek kullanabilirdi.
Kullanacaktı da…

TYRELL

Lewyn Martell ve “Şişko” Tyrion Lannister’ın ölüm haberi Yüksekbahçe’ye geldiğinde , Lord Lothar Tyrell şaşkına döndü. En büyük oğlu Leo Tyrell , Kral Aemon’ın neden böyle birşeyi yaptığını sorduğunda Lothar , “Aemon kılıç sallamayı bile bilmezdi. Bunu nasıl yaptığını merak ediyorum ?” dedi.

Akşama doğru Lothar’a , Lannister Hanesi’nin ardından Martell Hanesi’nin de tahta isyan ettiği haberi geldi. Bu iki hanenin isyan etmesi , Targaryen hükmünü sona erdirebilirdi. Sonra Lothar’ın aklına , kardeşi Willem’ın Kralın Şehri’nde Aemon’ın yanında olduğu geldi. Willem Aemon’ı korumak için yemin etmişti. Lothar’ın bir seçim yapması lazımdı.

Willem , turnuva olayından beri diğer Kral Muhafızlarıyla birlikte Aemon’ın odasının önünden ayrılmamıştı. İçerde Aemon ile Davos vardı ve odaya Lord Kumandan Rodrik Dondarrion’dan başka hiçkimse girmiyordu. İçeriye kimseyi almamak için kesin emir almışlardı. Kralın kardeşi Daemon Targaryen’ı bile içeri almıyorlardı.

Willem kapının önünde beklerken Daemon Targaryen elinde bir kağıt parçası ile geldi. Rodrik’in önünde durdu ve kağıtta yazılanları okudu. Kağıtta , 20.000 kişilik Lannister ordusunun Martyn Lannister önderliğinde Kralın Şehri’ne yürüdüğü yazıyordu. Daemon okuduktan sonra tüm Kral Muhafızları başlarını öne eğip düşünmeye başladılar. Artık geri dönüş yoktu. Savaş geliyordu.

Daemon biraz bekledi. Daha sonra hiçbir şey söylemeden kağıdı yere atarak Kızıl Kale’den çıkıp gitti.

BARATHEON

Davos Baratheon , turnuva olayından beri 11 gündür Aemon ile aynı odadaydı. Davos , Aemon’a sürekli bunu neden yaptığını sorsada bir cevap alamıyordu.

Davos beklerken birden kapı çaldı ve Rodrik Dondarrion elinde bir kağıt parçasıyla içeri girdi. Davos kağıdı aldı ve okudu. Kağıtta 20.000 kişilik Lannister ordusunun Kralın Şehri’ne yürüdüğü yazıyordu. Davos krala döndü ve “Sen birşey yapmayacaksan ben yaparım” dedi. Sonra odadan çıkıp oğlu Steffon’ın yanına gitti. Davos , Steffon’a Fırtına Burnu’na dönmesini ve orduları hazır etmesini söyledi. Steffon , Baratheon-Targaryen ittifakının olacağını anlamıştı. Daha sonra Davos , Steffon’a Daemon Targaryen’ın nerede olduğunu sordu. Steffon , babasına Daemon’ın Ejderha Kayası’na gittiğini ve savaşta yardım etmesi için kuzeni Maekar Targaryen’ı göndereceğini söyledi. Davos , Ejderha Kayası’ndan yardım gelmeyeceğini anladı ve Daemon’ın savaşı kazanacaklarından nasıl bu kadar emin olduğunu merak etti.

Steffon’ın Fırtına Burnu’na giderek orduları toplayıp getirmesi zaman alacaktı. Lannisterlar ile olacak savaşa yetişemezdi. Daemon Targaryen’da Ejderha Kayası’ndan hiçbir ordu yardımı yapmayacaktı. Daemon kardeşini yalnız bırakmıştı. Bir nevi ihanet sayılırdı ama işte bu yüzden kuzeni Maekar’ı yollayacaktı. Maekar harika bir kumandandı. Ordu açısından olmasada taktiksel açıdan Davos’a çok yardımı dokunacaktı.


#2

Zevkle okuyamadim cunku yazilar gözükmüyor.


#3

@krake04 yazilar yok


#4

Mobilden gözüküyor bilgisayarı bilemem


#5

@casper @argos kusura bakmayın. Şimdi gözüküyormu ?


#6

@04kraken evet
#20kareketerkurali


#7

unutmuşum şuna devam edeyim bari


#8
  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]“Gülen Aslan”

MARTELL

Maron Martell , Kralın Şehri’ne saldırmak için çok büyük bir ordu kuruyordu. Kralın Şehri’ni kendi almak istiyordu ama Lannisterlar onlardan önce davranmıştı. Maron hırsına yenik düştü ve bir karar verdi. Maron , ordularını hazırlamakla uğraşırken bi ara kızı Nymeria’yı yanına çağırdı. Maron , kızına zorlu bir savaşa gideceğini ve kendisi yokken Güneş Mızrağı’nı yönetmesi için birisi olması gerektiğini söyledi. O kişi Nymeria Martell idi.

Nymeria , Maron Martell’in çocuklarının en büyüğüydü ve Güneş Mızrağı’nın varisiydi. Daha 19 yaşındaydı ve babası onda Dorne’u yönetebilecek potansiyeli küçük yaşlarından beri görebiliyordu. Çok zekiydi ve liderlik edebilmek için öğrenmesi gereken herşeyi öğrenmek istiyordu. Ayrıca babası gibi hırslıydı ama doğru zamanda doğru kararı verebilecek özelliğe sahipti. Kardeşleri Mors ve Loren ile iyi anlaşırdı. Nymeria’ya göre Mors ve Loren daha çok askeri zekaya sahipti. Özellikle Mors bu konuda çok iyiydi. Babasına ne kadar Kralın Şehri’ne beraber gitmeleri için yalvarsada , Maron bu teklifi reddediyordu.

Maron Martell , verdiği karar ile ilgili son defa düşündü ve bu kararı uygulamaya karar verdi. Gerris Fowler’ın yanına gidip ona şu anda hazır olan ordunun kaç kişilik olduğunu sordu. Gerris şu anda aşşağı yukarı 10.000 kişinin hazır olduğunu ama bu sayının bir hafta içinde 20.000’e ulaşacağını söyledi. Maron hazır olan ordu sayısını az bulsada kararından dönmedi. Gerris Fowler’a orduyu yola hazırlamasını ve akşam Kralın Şehri’ne savaşa gideceklerini söyledi. Lord Fowler , Maron’a anlamadığını söyledi. Bunun üzerine Maron arkasını dönüp yürüyerek Gerris’e akşama hazır olmalarını söyledi ve oradan uzaklaştı.

Maron tehlikeli bir oyun oynuyordu. Kralın Şehri’ne yanlızca 10.000 adamla gidiyordu. Ama bildiği birşey vardı. Amacı Lannister ordusuyla birleşip ortak bir saldırı yapmaktı. O yüzden olabildiğince erken yola çıkmışlardı. Nymeria babasını ve yoldaşlarını gözden kaybolana kadar izledi. Sonra en çok istediği şey olan Güneş Mızrağı’nın başına geçti.

GREYJOY

Theon Greyjoy’un piç oğlundan devam eden soy , tarih boyunca klasik isyanlarını devam ettirdi. Başarısızlıkla sonuçlanan bu isyanlar Demir Adalar’ı kötü etkiledi. Başarısız isyanlarla dolu tarihinden utanan Lord Vickon Greyjoy , kendi kendine oluşan kaostan yararlanarak baskınlar yapmaya karar verdi. Hedef olarak gözüne Casterly’i kestiren Vickon , Lannister ordusunun savaşta olduğunu ve Casterly’de küçük bir birliğin kaldığını düşünerek oğlu Robin Greyjoy’u 5.000 adam ile birlikte Casterly’i talan etmeye gönderdi.

Lord Vickon Greyjoy , “Zalim Kraken” olarak bilinir. Demir Adalar’ı alabilmek için abisi Harlon’ı boğarak öldürmüştür. Vickon’un hükmüne kimse ses çıkaramaz. Ses çıkaranlar ise , bu durumdan nasibini almıştır. Vickon’un abisini öldürüp Demir Adalar’ı almasına görmezden gelemeyen Harlaw Hanesi , Greyjoy’lara isyan etmiş ama Vickon’un zalimliğinden ve oğlu Robin’in çılgınlıklarından kurtulamamıştır.

Vickon’un birde kardeşi vardır. Willas Greyjoy. “Sessiz Kraken” olarak bilinir. Hiç kimse ile sorunu yoktur ve Demir Adalar’daki Lordlar tarafından çok sevilir.Pek fazla konuşmaz ama yeri geldiğinde sinirlenirse , onu ne Pyke’ın Orakçısı ne de Westeros’un kralı durdurabilir. Çok iyi bir savaşçı ve kumandandır. Son Greyjoy İsyanı sırasında Tyreller ile yapılan donanma savaşının kaybedilmesi üzerine çoğu Westeros Lordu “Willas Greyjoy o savaşta olsaydı Tyrellerin vay haline” diye söylüyorlardı. Ne yazık ki Willas isyan sırasında Arryn Vadisi’indeydi.

Çoğu Demir Adalar Lordu arasında , Vickon Greyjoy’un kardeşi Willas’tan korktuğu söylenir. Vickon , Greyjoy İsyanı’nı Willas’tan habersiz başlattığı için isyan başarısızlıkla sonuçlanınca Willas’tan azar bile yemiştir. Vickon , Willas’a asla istemediği bir işi yaptıramaz. Harlaw İsyanı sırasında Vickon Greyjoy , Willas’a On Kule’ye saldırmasını emretmiştir ama Willas bunu biraz sertçe reddettiği için Vickon ısrar bile edememiştir. Demir Adalar Lordları , Willas’ın Vickon’a karşı bi isyan başlatması için Boğulmuş Tanrı’ya dua ederler. Çünkü anında desteği verirler. Ama Willas hakkı olandan fazlasını alamayacak kadar onurludur. On Kule’ye saldırmamasının sebebi de budur. Kardeşini bir türlü kendi tarafına çekemeyen Vickon ise , ona bi oyun hazırlamıştır.

LANNİSTER

Martyn ordusuyla Kızıl kale civarlarına varmıştı. Kralın Şehri’nde savaş için çalan çanları duyabiliyordu. Zorlu bi savaş olacağı aklından hiç çıkmıyordu. 20.000 Lannister askeriyle Taç Topraklarındaydı. Geçen sene Kralın Şehri’nde yaptığı gezide ise Kraliyet askerlerinin 30.000 civarında olduğunu hatırlıyordu. Martyn hazırlanan çadırına geçti ve kumandanlarını oraya çağırttırdı.

Çadıra ilk giren isim Lyonel Clegane idi. Girdiği gibi bütün adamların savaşa hazır olduğunu ve hemen saldırı emri verirse saldırabileceklerini söyledi. Martyn’e göre Lyonel Clegane biraz aceleci davranıyordu. Diğer kumandanların gelmesini bekledi. Çadıra giren bir sonraki isim Robert Marbrand idi. Lord Marbrand haberlerle geldiğini söyledi. Haberler iyi sayılırdı. Ejderha Kayası’ndan hiç ordu ayrılmamıştı. Tabi Maekar Targaryen hariç. O adam tehlikeli biriydi ve askeri zekası üst düzeydi. Westeros’tan herhangi bir hanede kraliyete bağlı kalarak yanında savaşacağını belirtmemişti. Bu mükemmel bi avantajdı. Saldırmak için tam zamanıydı. Martyn bu fırsatı kaçırmak istemedi. Kralın Şehri’nde çalan çanların eşliğinde Lyonel Clegane’e dönüp , orduları hazırlamasını ve güneş tepeye varmadan önce saldıracaklarını söyledi. Gece saldırmayı konuştuklarını hatırlayan Lyonel , itiraz etmeden çadırdan çıktı. Tam o çıkarken içeriye Lord Edwyn Brax girdi ve Lord Marbrand’ın söylediklerini tekrar ederek hemen saldırmaları gerekmesinin üstünde durdu. Bunun üzerine Martyn Lord Brax’a “Sizede günaydın Lordum” dedi.

Ordular Kızıl Kale’ye saldırmak için bekliyordu. Martyn’in emri vermesi yeterliydi. Kraliyetin savaşa hazırlandığını görebiliyordu. Surların üzerinde bir telaş vardı. Okçular yerlerini alıyordu. Martyn Lord Brax’ın yanına gidip ona kendi okçularının asla yerlerinden haraket etmemelerini söyledi. Sonra Lyonel Clagane’in yanına geri döndü ve “Başlıyoruz” dedi. Lyonel Clagane süvarileri yönetecekti. Martyn’i duyduktan sonra atına bindi ve piyadelerine saldırı emri verdi. Martyn’de askerlerine saldırı emri verdi ve piyadeleriyle yanyana Kızıl Kale’ye koşmaya başladı. Martyn , öncü birliklerle Kızıl Kale’ye yapılacak ilk saldırıyı yönetiyordu. Şu an için sorunsuz bir şekilde surlara doğru koşuyordu. Ama tam surlara yapışacaklarken , ok yağmuru yağmaya başladı. Etrafındaki askerler ölmeye başlarken Martyn ve yaveri surlara yapışmayı başarmıştı. O sırada yaveri Martyn’e “Sanırım şemsiyelerimizi evde unuttuk Lordum” dedi. Martyn ve adamları ok yağmurunun altında sura tırmanmak için merdivenleri dayıyorlardı. Diğer tarafta ise süvarilerin aktif hale gelmesi için Ryman Lorch adamlarıyla koç başını kullanarak kapıyı kırmaya çalışıyorlardı. Kapı kırıldığı an Lyonel Clagane süvarileriyle içeriye hücum edecek ve böylece savaşın kontrolünü Lannisterlar alacaktı. Martyn zorda olsa surlara tırmanmayı başardı ama yaveri bu yolda canını verdi. Martyn kılıcını çekti ve Targaryen askerlerini birbir eksiltmeye başladı. Bu sayede surlara daha çok adam çıkıyordu. Ok yağmuru aksamaya başlamıştı ama hala etkisini gösteriyordu. Adamlarının kolayca ölmesine dayanamayan Martyn , Ryman Lorch’un hala kapıyı aşamadığını görünce işareti erken verdi ve Lord Edwyn Brax’ın emriyle Lannister okçuları surların arkasına rastgele atışlar yapmaya başladı. Bu garip bir şekilde işe yaradı ve surların arkasında savaşmayı bekleyen Targaryen piyadeleri yavaş yavaş azalmaya başladı. Bu yöntemin işe yaramasının yanında Lannisterlar surların üstündede hakimiyet kurmaya başlıyordu. Martyn , kılıç sallarken surların üzerinde Lord Robert Marbrand ile karşılaştı. Robert Martyn’e “Galiba savaşı kazanıyoruz” diyince Martyn çok büyük bir kahkaha atarak surların üzerindeki son Targaryen askerlerine saldırdı ve Lannisterlar surların üstünde tamamen hakimiyetlerini kurdu. Robert Marbrand Martyn’e “Gülen Aslan’a da bakın hele” deyince surların üzerindeki bütün Lannister askerleri “Gülen Aslan” diye bağırarak tezahürat yaptılar.

Bir süre sonra Ryman Lorch kapıyı kırmayı başardı ve Lyonel Clagane ile süvarileri Kızıl Kale’nin içine girmeyi başardı ve Targaryen askerlerini öldürmeye başladı. Martyn’e göre savaş kazanılmıştı artık. Kral Aemon Targaryen’a yapacaklarını düşünüyordu. Kızıl Kale fethediliyordu.

TYRELL

Lord Lothar Tyrell kardeşi Kral Muhafızı Willem Tyrell’in Kral Aemon yüzünden ölmesine izin verememişti. Bu yüzden bütün sancaktarlarını toplayıp Kralın Şehri’ne doğru yola çıkmıştı. Kardeşi için kısa sürede tam 15.000 adam toplayan Lothar , daha fazla toplayabileceği halde adamlarını alıp Kralın Şehri’ne doğru yola çıkmıştı. Hedefi Lannisterlar Kralın Şehri’ne varmadan oraya gidip savaşa hazırlanmaktı. İstediği gibi de oldu ve Lannisterlar Kralın Şehri’ne varmadan önce Kızıl Kale’ye ulaşmıştı. Onu Maekar Targaryen karşılamıştı. Uzunca bir süre Lothar ile Maekar konuştuktan sonra Lothar Maekar’a kendisini ve askerlerini ne zaman şehrin içine alacaklarını sordu. Maekar ise Lothar’a onu ve ordusunu içeriye almayacağını söyleyerek planını anlattı. Plan çok akıllıcaydı ve zaten Maekar’dan başka kimse yapamazdı. Plana göre Lothar Tyrell ve orduları geldikleri yolu dönerek Kızıl Kale ve civarından görülemeyecek bir yere gideceklerdi. Maekar Targaryen bilerek yenilerek Lannisterları içine çekecekti ve tam o sırada Tyreller gelip Lannisterlara arkadan saldıracaklardı. Bunun için mesafe de hesaba katılarak tam savaş başladığında Lothar’a bir haberci gönderilecekti. Tyreller ordularıyla gelene kadar Lannisterlar tuzağa düşecekti ve Targaryenlar kazanacaktı.

Herşey istedikleri gibi oldu. Lothar Tyrell ordusuyla birlikte Lannisterlara arkadan saldırmak için Kralın Şehri’ne ulaştı. Kızıl Kale civarlarına geldiğinde , Lothar Lannisterların surları tamamen ele geçirdiğini gördü. “Gülen Aslan” diye bağırıyorlardı. Kale kapısının kırıldığını ve süvarilerin Kızıl Kale’yi yavaş yavaş ele geçirdiğini gördü. Tam o sırada Lothar emri verdi ve Marlon Tarly süvarilerle Lannister ordusunun içine daldı. Aynı anda Lord Boros Redwyn piyadeleriyle birlikte atağa geçti ve John Oakheart surların üzerindeki Lannister askerlerine ok yağdırdı. Lothar , Martyn Lannister’ın savaş alanından uzaklaştırılmaya çalışıldığını gördü.

Lothar , Lannisterların savaşın kontrolünü kaybettiklerini görebiliyordu. Lyonel Clagane ve adamları Kralın Şehri’nde sıkışıp kalmışlardı. Şehrin içinden Targaryenlar , şehrin dışrından ise Tyreller saldırıyordu. Lyonel Clagane’in şehirden çıkması imkansızlaştığı an Lothar ve oğlu Leo ordularını alıp savaş alanına indiler. Lothar önüne gelen Lannister adamını öldürüyordu. Bi an Robert Marbrand’ın cesedinin parçalanmaya çalışıldığını gördü. Lothar , Robert Marbrand ve bi kaç Batı Lordu ile görüşmüştü daha önce. Lord Marbrand’ın iyi bi adam olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden adamlarına cesedi rahat bırakmalarını söyledi.

Tyrell ve Targaryen askerleri Lannister kuvvetlerini dağıtıyordu ama Lannisterların bi bölümü kuzeye doğru giderek savaş alanından çıkıyordu. Martyn Lannister’da savaş alanından çıkarılmıştı. Bu askerler için kötüydü çünkü onu öldürene ödül vardı. Tam o sırada Lothar kapı tarafında büyük bi haraketlilik gördü. İşte bu imkansız birşeydi. Şehrin içinden Lyonel Clagane ve Ryman Lorch’da dahil olmak üzere 20-25 süvari binlerce askeri yararak ilerliyordu. Boros Redwyn’in piyadelerinin tarafından ilerledikleri için hiçbir süvari ile karşılaşmadan ilerliyorlardı. Lyonel Clagane , Ryman Lorch ve yaklaşık 10 atlı , sıkıştıkları yerden kurtulup batıya doğru hızla ilerlemeye başlamışlardı. Marlon Tarly peşlerinden gitmek istedi ama Lothar bunu engelleyip ona “Zaten savaşı kazandık” dedi.

Güneş tam tepeye vardığında , Kralın Şehri’nde bi tane bile Lannister askeri kalmamıştı. Lothar ve ordusu Kralın Şehri’ne girerken , herkes zafer şarkıları söylüyordu. Leo Tyrell arkadaşları ile eğleniyordu ve herkesin suratında bi gülümseme vardı. Bi kişi hariç. Maekar Targaryen. Lothar kalabalığın ortasında onu gördü ama Maekar pek halinden memnun gibi görünmüyordu. Lothar yanına gidip neden mutsuz olduğunu sorduğunda , Maekar’ın gereğinden fazla Lannister askerinin kaçtığını düşündüğünü öğrendi. Haklıydı da. Aşağı yukarı 5.000 Lannister kaçmayı başarmıştı. Lothar’ın yüzündeki gülümseme de kaybolduğunda , savaşın uzayacağı anlaşılmıştı.

BARATHEON

Kızıl Kale’de zaferin coşkusu heryerdeydi. Rütbelerin bi önemi kalmamıştı. Aemon bile kral olduğunu unutmuş gibiydi. Davos Baratheon’ın gözleri önünde kral muhafızı Willem Tyrell’e sarılıp , defalarca alnından öpüyordu. Willem bunu haketmişti tabi. Savaş sırasında , Maekar’ın emri üzerine Ryman Lorch’un kapıyı kırmasına mani olmadı ve Lyonel Clagane’e karşı çok iyi savaştı. Yine de bu savaşta en çok ilgiyi Maekar almıştı. Çok iyi bi plan yapmıştı ve savaşın sadece kılıç sallamaktan ibaret olmadığını göstermişti.

Akşama doğru Kızıl Kale’de ziyafet sofrası hazırlandı. Kral Aemon Targaryen , Maekar Targaryen , Davos Baratheon , Lothar Tyrell ile oğlu , Lord Kumandan Rodrik Dondarrion , Willem Tyrell ile diğer kral muhafızları , Marlon Tarly ve hatta Boros Redwyn’de dahil birçok kişi o ziyafetteydi. Herkes eğlenerek muhabbet ederken , yaveri Davos’un kulağına birşey fısıldadı. Davos aniden ayağa kalktı. Masadaki tüm gözler ona döndü. Biraz bekledikten sonra masadaki herkese “Menzil tarafından gelen 4 tüccar , Kralın Şehri’ne doğru yürüyen Martell sancakları görmüş” dedi. Yalanda olabilirdi ama bu 4 tüccar tamamen kraliyete çalışan güvenilir tüccarlardı. Yani bu sancaklar yarın ya da öbür gün Kızıl Kale’nin kapılarına saldıracaktı. Bu çok kötü bi haberdi. Daha yeni bi savaştan çıkmışlardı. Hatta daha kırılan kapı bile tamir edilmemişti. Askerler çok yorgundu. Bi savaşa daha çıkabilecek güçleri yoktu. Belki Lannisterlar savaşı kaybetmişlerdi ama Kralın Şehri’ne yıldırım gibi düşmüşlerdi. Savaşın blançosu hesaplandığında Targaryenlar 15.000 adam feda etmişti. Hatta eğer Tyreller gelmeseydi daha fazlası ölecekti. Tartışmasız Lannisterlar savaşı kazanıyordu. Davos bile bunun farkındaydı.

Üç gün geçmişti. Surlardan savaşa hazırlanan Martell ordusu görülebiliyordu. Gecikmeli gelmeleri , en azından kapı tamirinin az da olsa yapılabilmesine yardımcı olmuştu. Saldırıyı ilk karşılayacak ordu Tyrell ordusu olacaktı. Çünkü Lannisterlar ile olan savaşta fazla zarar almamışlardı. Orduyu Lothar Tyrell ile Maekar Targaryen kontrol edecekti. Kraliyet ordusu ise Kızıl Kale’de bekleyerek Davos Baratheon’ın emrinde Kral Aemon’ı koruyacaktı. Askerler yerini almış , karşı tarafın gelmesini bekliyordu. Çanlar çalmayı kestiği an…

TARGARYEN

Maekar Targaryen , Maron Martell’in işi aceleye getirdiğini anlayabiliyordu. Daha fazla toplayabileceği halde yanlızca 10.000 adam ile gelmişti. Lannisterlara yetişmeye çalıştığı çok belliydi ama geç kalmıştı. Lothar gülerek “Geç kaldılar” dediğinde , Maekar ciddi bi şekide “Savaşa yetişselerdi şimdi tavana asılmış olurduk” dedi.

Çanlar çalmayı kestiği an , Martell ordusu Kralın Şehri’ne saldırıya geçti. Bütün askerler kırık kapıya yönelince , Maekar Maron’un akıllı bi kumandan olduğunu anladı. Kapının fazla dayanmayacağını bildiği için surdaki Lothar Tyrell’e haber gönderdi ve Tyreller ok yağmuruna erken başladı. Kapıya koşarken birer birer eksilen Martell askerleri duraksamadan kapıya doğru koşuyordu. Maekar kapının olabildiğince dayanması için bizzat kendisi en tehlikeli yerde bekliyordu. Askerler ancak onunla beraber hırslanabilirdi. Maekar ayak seslerinden Martell askerlerlerinin kapıya ulaştığını duyabiliyordu. Oklarla vurulan adamların bağırışmalarını duyabiliyordu. Batan güneşin yerini , ay dolduramıyordu. Alevli oklar gökyüzünü parlatıyordu. O sırada koçbaşı kapıya ilk darbeyi vurdu. Zaten mahvolan kapı , daha ilk darbeden büyük hasar aldı. Maekar da dahil askerler kapıyı tutmak için öne atıldı. Okların yönü yavaş yavaş surlara dayanılan merdivenlerden çıkmaya çalışan Martell adamlarına dönüyordu. Çoğu isabet etsede , askerler çıkmaya devam ediyordu.

İşte tam o sırada kapı daha fazla dayanamadı ve tahmin edilenden daha erken çöktü. Ama şanssızlık Maekar’ın peşini bırakmadı. Kapı beraberinde etrafındaki duvarıda yıktı ve büyük bi boşluk açıldı. Maekar soğukkanlı bi şekilde erken davrandı ve Martell adamları şehre girmesin diye ilk saldırıyı o yaptı. Saldırı etkiliydi ama Martell sancakları durmadan gelmeye devam ediyordu. Maekar adamlarını alıp aşağıya yardıma gelmesi için Lothar Tyrell’e haber gönderdi ama o da sura tırmananları durdurmaya çalıştığı için yardıma gelemiyordu.

Maekar kılıcını ustalıkla kullanıyordu. O ve emrindeki adamlar piyadeleri durdurmak için yeterli olabiliyordu ama ilerde Martell süvarileri , sağ taraftaki boşluktan geçmek için ilerliyordu. O sırada Maekar yaverine döndü ve “Kralın canı cehenneme Davos’u ve adamlarını alıp buraya getir” dedi. Açılan boşlukta içeriye yapılan bi sızıntı en az 10 adamın ölümüne neden oluyordu.

Tam Maekar’ın barikatı yıkılmak üzere iken , Davos kraliyet ordusu ile geldi ve Gerris Fowler’ın emrindeki süvarilere karşılık verdi. Durum dengeleniyordu. Hatta yavaş yavaş püskürtmeye başlamışlardı. Kaçma ihtimallerine karşı Lothar’ın oğlu Leo Tyrell , birlikleriyle sol kanattan Martell ordusunun arkasına doğru haraketlendi. Ama Maron Martell buna izin vermeyecekti. Arka tarafa gitmeye çalışan birliğe ortasından saldıran Maron Martell , karışıklıkta Leo Tyrell ile karşı karşıya geldi. Maekar onları görebiliyordu. Leo Tyrell , Maron Martell’i oldukça zorlasada tecrübe kazandı ve Leo gözler önünde yere yığıldı.

Martell ordusu dağıtılıyordu. Bu savaşı da Maekar sayesinde Targaryenlar kazanacaktı ama Maekar’ın derdi başkaydı. Savaş alanında Maron Martell’i arıyordu. İstediğini buldu. Maron ile karşı karşıya gelen Maekar , ilk hamleyi yaptı. Maron karşılık veriyordu ama Maekar durmadan atak yapıyordu. En sonunda can alıcı hamleyi Maekar yaptı ve Maron yere yığıldı. İşi bitirmek için Maron’ın baş ucuna giden Maekar , beklenmeyen bi hamle aldı. Maekar’ın boğazına hançerini saplayan Maron , kendisi ölmeden önce Maekar’ı öldürmeyi başarmıştı. Ne yazıkki Maron huzur içinde yaşamaya başlamadı. Maekar’ın yaveri geldi ve yarım kalan işi bitirdi. Peki şimdi savaşı kim kazanmıştı ? Askerlerini ölüme götüren ve Maekar’ı öldüren Maron mu ? Savaşa gelmeye tenezzül bile etmeyen bi kral için savaşan Maekar mı ? Kral ?

Westeros’taki herkes bu savaşların sebebinin , Kral Aemon’ın Lewyn Martell ve “Şişko” Tyrion Lannister’ı öldürmesi olarak biliyor. Peki gerçekten öyle mi ? Bütün suç Kral Aemon’ın mı ? Yoksa üstatların mı ?

Bu da bölüm sonu müziği olsun :slight_smile: https://youtu.be/JG6x4MHdTWM


#9

Starklar nerde arkadaş? Arrynler, Tullyler?


#10

@argos okumaya devam et :wink:


#11

@kraken04
Ooooo heyacan verici…


#12
  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Krakenin Öfkesi

TARGARYEN ( AEMON TARGARYEN GÖZÜNDEN TURNUVA OLAYI )

Kral Aemon , kardeşi Daemon’ı yenen kral muhafızı Willem Tyrell ve diğer kral muhafızları ile Kızıl Kale’ye döndü. Yorucu ve eğlenceli bi gün geçirmişti ama mutsuzdu. Çünkü kardeşi Daemon kazansın istiyordu. Yarın önemli bi gündü. Bu zorlu turnuvanın kazananı belli olacaktı. Willem Tyrell , Lewyn Martell , “Şişko” Tyrion Lannister ve Steffon Baratheon. Dördüde kazanmaya layıktı. Hepsi hakkıyla kazanarak gelmişti. Aemon o kadar yorgundu ki yatağına yattığı gibi uykuya daldı.

Surlarda gülen bi “Aslan” ve Taç Toprakları’nı aydınlatmayan bi “Güneş”. Tatlı rüya yerini Aemon’ın hastalığına bırakmıştı. “Bunun anlamı ne ?” dedi Aemon. Güneşin doğduğunu gözleriyle görmüştü. Tahta isyan eden Lannister ve Martell sancakları. Şimdi anlaşıldı. “Hainler !!!” diye bağırdı Aemon. Sonra belirginleşti. Aslan kahkaha attı ve “Güneş” in elinde bi mızrak vardı. Çanlar çalmaya başladı ve sancaklar çarpıştı. Aemon onlardan korkmamıştı. Ama Ejderhanın üstünde uçan “Ulukurt” geldiğinde…

Odasının kapısı çalınınca uyandı Aemon. “Gir” dedi Aemon. Kapıyı çalan Lord Kumandan Rodrik Dondarrion’du. Herzamanki heybetiyle odaya girdi.
“Kralım bugün turnuvanın son günü. Yarı final ve final müsabakaları var. En kısa sürede yola çıksak iyi olur.” dedi.
“Benimle dalga mı geçiyorsun Rodrik ? Krallığın yarısı bize isyan ediyor sen bana turnuva diyorsun. Bir an önce savaş planları yapmamız lazım. Bana Davos’u getir.” dedi Aemon.
Rodrik Dondarrion şaşkın bi suratla Aemon’a bakıyordu. Birşey demeden odadan çıktı. Aemon o sürede hazırlanmıştı ve tamçıkacakken kapı çaldı. Aemon kapıyı açtı ve karşısında Davos’u gördü.
“Hazırsan gidelim. Turnuva başlamak üzere” dedi Davos.
“Sende mi Davos ? Ne turnuvası böyle bi zamanda ?” dedi Aemon.
“Nasıl yani ? Gelmiyor musun ? Ama bugün Lewyn’in maçı var. Hem turnuvanın son günü.” dedi Davos.
“Lewyn mi ? Lewyn Martell mi ?” dedi Aemon.
“Evet. Lewyn Martell. İlk müsabaka onun. Willem ile hemde.” dedi Davos.
Aemon sinirden kıpkırmızı oldu.
“Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz ? Adamlar hem tahta isyan ediyor. Hem de dalga geçer gibi turnuvama geliyorlar. Krallığın yarısı bize isyan etti diyorum Davos. Sen hala turnuva diyorsun. Martellerin ve Lannisterların işini geç olmadan bitirmeliyiz” dedi Aemon.
Davos’da Rodrik gibi şaşkın bi ifade ile ona bakıyordu. “Nasıl bilmezler ?” diye düşündü Aemon. Bi isyan hafife alınamazdı. Ama Davos’un umrunda bile değildi.
“Şimdi o turnuvaya gideceğiz. Müsabakaları izleyip geleceğiz ve bana ne rüya gördüğünü anlatacaksın.” dedi Davos.
Kral ile böyle konuşabilen tek kişiydi Davos Baratheon.
Aemon “Ne rüyası ?” diye sorsada cevabını alamadı. Ve istemeden de olsa turnuvaya gittiler.

Aemon yerine oturdu ve ilk müsabaka başladı. Lewyn ve Tyrion’ın burda olmasına dayanamıyordu. Neden herkes görmezden geliyordu ? İki isyancı ailenin , iki önemli adamı. Bu fırsatı değerlendirip onları rehin almalıydı. Ama bunu neden Aemon düşünmek zorundaydı ki ? Bu Davos’un göreviydi. Ama sanki hiç tahta isyan eden yokmuş gibi davranıyordu. Davos olmasa bile Daemon. O böyle birşeyi görmezden gelmezdi. Anında ikisininde kellesini yere sererdi. Derken iki müsabaka da bitti. Finale kalan isimler Lewyn Martell ve Tyrion Lannister’dı. İkisi de gelip Aemon’ın önünde diz çöktü. Ama Aemon daha fazla dayanamadı. İsyancılara dersini vermek istedi. Kılıcını çekti ve Lewyn’in kalbine sapladı. Tyrion kaçmaya çalışıyordu. Hızlı bi hamle ile onuda öldürdü. “Şimdi anladın mı kim dalga geçiyor ?” dedi…

BARATHEON

Çare bulunamayan bi hastalık ve uğruna giden canlar. Haksız bi dava yüzünden girdiği savaş Davos’a yük olmaya devam ediyordu. Savaş kazanılmıştı ama daha bitmemişti. Daha Casterly alınacak , Dorne’a gidilecekti. Daemon hala Kralın Şehri’ne gelmemişti. Steffon’da Baratheon ordularını alıp gelecekti ama iş işten geçmişti.

Günler geçiyorken savaşın geriye bıraktıkları yeni yeni ortaya çıkıyordu. Kralın Şehri harabeye dönmüştü. Yıkılan kapılar ve duvarlar , surlara asılı oklar , bi köşede kalan cesetler ve anakapının kendi ile beraber yıktığı duvarların oluşturduğu büyük boşluk. Kızıl Kale’ye saldıracak herhangi bi ordu , hiç düzenini bozmadan rahatça içeriye girebilirdi. Kısacası Kralın Şehri savunulacak durumda değildi. Yarım kalan işi bitirmek için kraliyet kendisi saldırmalıydı. Ama Davos yine tek başına kalmıştı. Lothar Tyrell , Martell savaşında 10.000 kayıp vermişti. Bu yüzden Yüksekbahçe’ye doğru yola çıkmıştı. Daha fazla ordu toplamak için. Kraliyetin elinde ise yanlızca 15.000 Targaryen askeri kalmıştı. Üstelik kumandanları Maekar ölmüştü. Geriye tek şansları Daemon Targaryen kalmıştı. Aemon , Davos’a Ejderha Kayası’na bir kuzgun yollamasını ve Daemon’ı buraya çağırmasını söylemişti. Davos ise bu karardan emin değildi. Daemon’ın abisine , yani Kralına olan sadakatinden şüpheleniyordu. Her ne kadar savaşa Maekar’ı yollasada , hiçbir ordu yardımı yapmamıştı ve yetişebileceği halde gelmemişti. Yani kendi isteğiyle gelmemişti. En sonunda Davos kuzgun yollamanın doğru olduğu düşüncesinde karar kıldı. Daemon eğer kuzgunu okuyup Kızıl Kale’ye gelirse , Davos’un içinde şüphe kalmayacaktı. Ama eğer gelmezse , Davos’un korktuğu başına gelecekti.

Bu yüzden Davos , Daemon’a kuzgun dışında özel bi mektup yazdı. Mektupta Lewyn ve Tyrion’ın ölümünün , Aemon’ın hastalığı yüzünden olduğunu ve turnuva olayından bi gün önce bununla ilgili bi rüya görüp bunu gerçek sandığını yazdı. Daemon’ın seçimi , Westeros’un kaderini değiştirecekti.

LANNİSTER

“Etrafına bak Gülen Aslan. Surlarda senin için bağıranların yüzünü görebiliyor musun ? Hayır mı ? Evet mi ? Görebiliyorsan iyi. Öyleyse içinde biraz umut kalmıştır. Lakabının hakkını veremiyorsun gibi. Biraz gülsene. Etrafına bak. Lord Marbrand’ı görebiliyor musun ? Göremiyorsan kötü. Çünkü bu sözleri sana o söylemeliydi ve orda ölen ben olmalıydım. Şimdi cesedi ne haldedir sence ? Parça parça ayrılmış mıdır ? Yoksa Lord Tyrell merhametlimidir ? Etrafına iyi bak. Burda olmamalıydık. Kralın Şehri’nde ölmeliydik. Şimdi Casterly’e gidemediğin için bizi Batının unutulmuş topraklarında oyalıyorsun. Etrafına iyi bak Gülen Aslan. Bizler Batı’nın yüzkarasıyız. Bu yola çıkarken nesilden nesile konuşulucağımızı düşünüyorduk. Evet konuşulacağız. Gelecekte insanlar bizim beceriksizliğimizi konuşacak. Tek suçlu olduğunu sanma. Sen sadece etrafına bak. Çünkü ben etrafıma her zaman bakıyorum.”

Clagane haklıydı. Hem de çok haklıydı. Verilen kayıplar , öldürülen Lordlar. Robert Marbrand…

Sayım yapıldığında aşağı yukarı 5.000 Lannister askeri kalmıştı. Savaş alanında ki kargaşa yüzünden tabi. Bir de Boros Redwyn’in düzensiz piyadeleri var. Martyn , Lyonel Clagane’in söylediklerini haklı buluyordu. O yüzden daha fazla oyalanmak istemedi ve Casterly’e ulaştı. Yani Casterly’den kalanlara…

TYRELL

“En fazla 10.000 adam toplayabiliriz. Bu bizim adamlarımızla beraber 15.00 eder.” dedi Marlon Tarly.
“Beni yanlış anladınız Lord Tarly. Dorne’a intihar etmeye değil , intikam almak için gideceğiz. O “Çöl Yaratığı” benim oğlumu öldürdü ve bunun bedelini ödeyecek. Yani bana verdiğiniz sayı çok az.” dedi Lothar Tyrell.
“Üzgünüm Lordum ama elimizdeki bu kadar. Kralın Şehri’nde 10.000 adam kaybettik. Başka bi çözüm bulabiliriz. Paralı asker gibi. Ama hazırda müttefiklerimiz varken buna gerek yok diye düşünüyorum.” dedi Lord Tarly.
“Başka ne düşünüyorsun ?” dedi Lothar.
“El değmemiş bi Baratheon ordusu var. Onlardan yardım alabiliriz.” dedi Lord Tarly.
“Kendi işimi kendim hallatmek istiyorum. Sen ne kadar adam toplayabileceğine bi bak. Hepsini hazır et. Buna sonra karar veririz.” dedi Lothar.

Bir an önce Leo’nun intikamını almak istiyordu Lothar. Yapılan savaşlar iki tarafada büyük zararlar vermişti. O yüzden hızlı kararlar vermek şu an için pek iyi bi yol değildi. Kazanan tarafta olmak bi kurtuluş değildi. İsyanlar bastırılmıştı ama taht yandaşlarının toparlanması zaman alacaktı. Lothar’ın daha yeni bi savaştan çıkmasına rağmen bi diğerine girmesi pek sağlıklı bi karar değildi. Lannister ve Martell savaşlarında kayıplar vermişti. Yine de oğlunun intikamını almak istedi.

MARTELL

Dorne Prensesi Nymeria Martell. Nymeria babası öldüğü için üzgün müydü ? Yoksa Dorne’un başına geçtiği için mutlu muydu bilemiyordu. Onu zor kararlar bekliyordu. Baskı altındaydı ve bu durumda Dorne’u yönetmek zor olacaktı. Zaten savaş halindelerdi ve pek kazanıyorlarmış gibi görünmüyordu. Martell Hanesi’nin iki önemli adamının ölmesi de Dorne Lorlarının Martellere olan inancının kaybolmasına neden olmuştu.

“Ciddi misin sen ? Babamız Kralın Şehri’nde öldü ve biz burada öylece duruyoruz. Bir lider gibi kararlar ver artık. Orduyu elime ver ve gerisine karışma.” dedi Mors Martell.
Nymeria buna izin veremezdi. Zaten babası ölmüştü. Kardeşini de kaybetmeyi göze alamazdı. Üstelik yeterli orduları yoktu. Karşılarında Westeros’un en iyi 3 hanesi vardı. Her ne kadar savaşlarda zarar görselerde , hiç savaşa girmeyen bi Baratheon ordusu vardı. Lannister Hanesi ile olacak ittifakta olmayacaktı artık. Sanki Kralın Şehri’nde hiç zarar görmemişler gibi birde Greyjoy Hanesi Casterly Kayası’na baskın yapmıştı. Evet Greyjoylar kaybetmişti ama yinede Casterly harabeye dönmüştü. “Martyn Lannister’ın Casterly’i harabe halinde gördüğünde ne düşündüğünü merak ediyorum.” dedi Nymeria kendi kendine. Kendi derdini unutmuş bir şekilde…

GREYJOY

Lord Vickon Greyjoy. “Zalim Kraken”. Evet lakabının hakkını veriyordu. Nasıl bi insan öz oğlunu ölüme gönderir ? Cevabı “Zalim” bir insan. Vickon’un planı akıl almazdı.

Vickon Casterly’de Lannister ordunun bi bölümünün kaldığını biliyordu. Oğlu Robin Greyjoy’u 5.000 adamla Casterly Kayası’nı almaya gönderdi. Böylece bi taşla iki kuş vurmuş olacaktı. Vickon kazanan tarafta olmak istiyordu. İşte bu yüzden Lannister Hanesi’ne saldırarak Kraliyeti ağına düşürecekti. Zaten zor durumda olan kraliyet , Greyjoy Hanesi’nin Lannisterlarla savaştığını görecekti ve “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” protokolünü uygulayacaktı. Kraliyet hanesi olan Targaryen Hanesi , isyan zamanında ne kadar çok haneyi kendilerine bağlarlarsa o kadar iyi olacağını biliyorlardı. "Blackfyre İsyanı"nda bunu tecrübe etmişlerdi.

Evet bu ittifakın olması için Robin’in ölümüne gerek yoktu. Direkt Casterly’e bütün güçleriyle saldırıp Targaryen Hanesi’nin tarafına geçebilirlerdi. Ama Vickon’un kardeşi Willas buna izin vermezdi. Durup dururken savaşa girmek istemezdi Willas. Vickon bunu Harlaw İsyanı’nda öğrenmişti. O yüzden Robin’i savaşta öldürtüp , intikam alacağız diye Willas’ı da yanına alacaktı. Böylece Westeros’taki en büyük silah olan , Krakenin Öfkesi’ni kullanacaktı…


#13
  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Ejderhanın Kararı

TARGARYEN

Prens Daemon Targaryen. Ejderha Kayası Lordu ve yapacağı seçimle Westeros’u değiştirecek olan adam.

“Böyle devam edemez. Aemon’ın bunu yapmasına izin veremem. Westeros kan kusuyor. Kral Eli fikri bi hataydı. Tahta ben geçmeliydim. Hastalıklı bi adamı nasıl görmezden geldim ? Westeros yine kan kokuyor. Birşeyler yapmalıyım. Şimdi de beni yanına çağırıyor. Üzgünüm ama Aemon önüne geleni öldürürken nasıl onu savunurum ? Söyler misin Matthew ?” dedi Daemon en yakın arkadaşı Matthew Thorne’a.

“Ne yapmayı düşünüyorsun peki ? Ona isyan edemeyiz. Çok güçlü müttefikler elde etti. Biz de çok güçlü değiliz. Peşimizden kim gelir ki ? İttifak kurabileceğimiz iki hanede yok olmanın eşiğinde. Lannisterlar zaten savaşı kaybetti. Martellerin başında küçük bi kız var. Umut yok…” dedi Matthew Thorne.

Matthew odadan çıktı ve bir süre sonra elinde bir mektup ile geri döndü. Daemon mektubu okudu.
“Anlaşılan Davos abime acımamı istiyor. Ama anlamadığı birşey var. Ben zaten ona acıyorum. Aemon yaptıklarını doğru olduğunu düşündüğü için yapıyor. Rüyasında ne gördü bilmiyorum ama onun yüzünden Westeros kan gölüne döndü. Suçsuz olsa bile artık o tahta oturamaz. Aemon tahta oturduğu sürece bu savaşlar bitmeyecek.” dedi Daemon.

“Peki ne yapacağız ? Belki içerdeki düşman olabiliriz. Kralın Şehri’ne içerden bi saldırı.” dedi Matthew.

Ama Daemon’ın başka bi planı vardı.

“Hayır… Şafakta yola çıkacağız. Bütün orduları hazırla. Kuzey’e gidiyoruz…”

GREYJOY

Zalimin oyunu başarılı oldu. Demir Adalar Lordları ordularını topladı. Önce Kralın Şehri’ne gidecekti Greyjoy ordusu. Sonra Targaryen ordularıyla birleşip Casterly Rock’a saldırmak için savaş planları yapacaklardı.

Tabi Vickon öyle hemen Targaryen Hanesi ile birleşmeyecekti. Bu ittifakın karşılığında Batı Toprakları’nı isteyecekti. Vickon savaşın sonunda Casterly’i aldığını hayal ederken aynı zamanda ne kadar güçleneceğini düşünüyordu. Tam anlamıyla güçlenince de kendi isyanını başlatacaktı. Ama ne yazık ki herşey tıkırında gitmeyecekti.

Willas’ın savaş hazırlıkları tamamlanmıştı. Büyük ordu yola çıkmadan önce Willas , limanda gemisinin hazırlanmasını bekleyen Vickon’un yanına gitti. Ve ona o acı sözü söyledi…
“Sen burada kalıyorsun…”

LANNİSTER

“Tyrek Amca öldü Martyn. Annen öldü. Onları kurtaramadım. Kızkardeşlerini Braavos’a gönderdim. Casterly’i savundum ama onları kurtaramadım.” dedi Martyn’in kuzeni Daven Lannister.

Bir süre tepkisiz kaldı Gülen Aslan. Lyonel Clagane onları izliyordu. Sonra konuştu Martyn.

“Sen de Braavos’a gideceksin Daven. En kısa sürede. Kızkardeşlerimi korumanı istiyorum. Şimdi gidebilirsin.” dedi Martyn.

Daven çıktıktan sonra Clagane konuşmaya başladı.

“Artık resmi olarak Casterly Lordusun. Biraz erken oldu ama artık güzel bi ölüme hazırız gibi.” dedi Clagane.

“Casterly savunulacak halde değil. Kimseyi yeniden inşa etmek için yormak istemiyorum. Ama teslim olmayacağız. Herkese söyle meydan savaşına hazır olsunlar.” dedi Martyn.

Yıkılan kaya ile uğraşmadı Martyn. Düzgün kararlar vermek zordu onun için. Ailesini kaybetti. Savaşı kaybetti. Şimdi de evini kaybediyordu. Kızkardeşlerini merak etti. Aslan gülmüyordu. Ölümünü bekliyordu…

TULLY

Hoster Tully’nin oğlu Edmure Tully’den devam eden soy , büyük zorluklara rağmen Nehir Toprakları’nı yönetmeye devam ediyor. 397 FS’de ki Frey İsyanı , Tully Hanesi’nin hem ekonomik hem de askeri açıdan zayıf olduğu bir dönemde patlak verdi. Nehir Toprakları’nı birbirine katan bu isyan , Hane’nin şu an ki Lordu Arthur Tully tarafından Stark Hanesi yardımıyla bastırıldı. Böylece Tully-Stark dostluğu daha da öne çıkmıştır.

Büyük kayıplar verilen savaşların sonunda Tully Hanesi , Arthur Tully tarafından eski günlerine dönmeye başlamıştır. Ama Westeros’ta savaş hiç bitmez. Diyarda olanları dikkatle takip eden Arthur Tully , bu savaşa dahil olmayacağını düşünür. Ama Arthur , Kral Aemon’ın yaptıklarını görmezden gelemiyordur. Hatta bi ara Kralın Şehri’ne gitmeyi bile düşünmüştür. Ama ne yazık ki savaş bitti ve haksız taraf kazandı. Lannister Hanesi’nin yok olmasına çok az kaldı. Arthur savaşa katılsalardı neler olurdu diye düşünüyordu sürekli. Fakat iş işten geçti…

Gecenin bi yarısı Arthur kapısının çalınmasıyla uyandı. Kapıyı açtığında karşısında oğlu Brandon Tully duruyordu.

“Ne oldu ?” diye sordu Lord Tully.
“Güneyden Targaryen sancakları geliyor baba. Yaklaşık 10.000 adama yakın bi ordu.” dedi Brandon Tully.
“Targaryen mı ? Bu ne şimdi ? Savaş pozisyonu alın. Ne olacağı belli olmaz.” dedi Arthur.
“Savaş pozisyonu mu ? Baba birşey daha var. Prens Daemon Targaryen şu an ana kapının önünde. Ve beyaz bayrak sallıyor.” dedi Brandon.
“Daemon mı ? Pekala içeri alın.” dedi Lord Tully.

Savaş zamanı Daemon’ın ne işi vardı burada ? Şu an Dorne’a falan saldırması gerekiyordu. Bu olağan birşey değildi. Arthur dikkatli davranmalıydı. İşin içinde bi oyun olabilirdi. İşte Daemon karşısındaydı.

“Savaş zamanı bu ziyareti neye borçluyuz Prens Daemon ?” dedi Arthur.
“Ziyaret edeceğim yer Kuzey aslında. Ama sizinle uzun zamandır görüşmediğimizi hatırladım Lord Tully.” dedi Daemon.
“Teşekkür ederim. Ordunuzda Kuzey’i gömek isteyen baya bi adam var anlaşılan.” diyerek Daemon’ın amacını öğrenmek istedi Arthur.
“Savaş zamanı. Haydutlar çoğalıyor. Küçük bir önlem sadece.” dedi Prens Daemon.
“Evet. Kralımızın başlattığı gereksiz bi savaş. Yinede pek küçük bi önlem gibi durmuyor. Prensimiz biraz paranoyak sanırım.” dedi Arthur. Sözünü esirgememişti ama biraz ileri gitmişti. Tarafını da belli etti böylece. Prens Daemon cevap vermedi önce. Sonra Matthew Thorne girdi lafa.
“Lord Tully , birşeyi bilmeniz lazım. Emin olun aynı şeyi savunuyoruz.” dedi Matthew.

Nasıl yani ? Ne demek istedi şimdi bu ? Aynı şeyi savunuyoruz derken neden bahsediyordu ? O sırada Daemon konuştu.

“Lordum , kısa keseceğim. Ben ve adamlarım Kuzeye gitmek istiyoruz. Bunu engelleyecek misiniz ?” dedi Daemon.
“Siz ve arkadaşınız rahatça Kuzeye gidebilirsiniz. Ama ordunuzun geçmesine izin veremem.” dedi Arthur. Daemon’ın vereceği cevap çok önemliydi.

Daemon önce arkadışının kulağına birşey fısıldadı. Sonra arkasını dönüp gitti. Matthew son sözü söyledi.
“Teklifi kabul etti. Yalnızca ikimiz gideceğiz…”

ARRYN

Jon Arryn’in oğlu Robert Arryn’den devam eden soy Vadi’yi yıllarca sorunsuz yönetmiştir. Hane’nin şuan ki Lordu Eddard Arryn , onurlu ve mükemmel bi lider olduğu bilinir. 403 FS yılında , Tully Hanesi ile birleşerek Dağ klanlarına karşı başlattığı savaşı Arthur Tully’nin amcası Brynden Tully yardımıyla kazanmıştır. Dağ Klanları deyip geçmemek gerek. Eddard savaş günü karşısında öyle büyük bi orduyu görünce çok şaşırmıştır.

Eddard Arryn’de diyarda olanlardan hoşnut değildir. O da bu yaşananları görmezden gelememektedir. Targaryen Hanesi’ni haksız buluyordur ve bu konuda birşeyler yaoılması gerektiğini düşünüyordur. Savaşa katılmak istese de , amcası Oswell Arryn onu bu savaşlara katılmaması için ikna ediyordur. Eddard tam ikna olmasada , savaşa katılmaktan vazgeçiyordur. Eddard , Kral Aemon’ın çılgınlığına son vermek istiyordur. Bunun için küçücük bi kıvılcım yeterlidir. O kıvılcımda bugün gelecektir.

Eddard Arryn’in kardeşi Kevan Arryn , Willas Greyjoy ile olan dostluğu meşurdur. Willas sürekli onu görmek için Kartal Yuvası’na geliyordur. Aynı şekilde Kevan’da sürekli Demir Adalar’a gider.

Eddard avluda kılıç talimi yaparken , kardeşi Kevan büyük bi hızla ona doğru koşuyordu. Yanına geldiğinde Eddard Arryn “Ne oldu ?” diye sordu.
“Al. Kralın kendisinden sana bi kuzgun geldi.” dedi Kevan.
Eddard şaşırdı. Kevan doğru söylüyordu. Mektupta Aemon’ın mührü vardı. Hemen kardeşi ile birlikte odasına koştu. Mektubu açıp okuduğunda ise , Eddard beklediği kıvılcımı almıştı. Mektupta yazanlar çılgıncaydı.
“Bana Artos Stark’ın kellesini getir , sana Kuzeyi vereyim…”

STARK

Kıştepesi Leydisi Sansa Stark’tan devam eden soy , hala Kuzeyin vazgeçilmez hanesidir. Akgezenlerin diyarda yaşattığı kaostan en büyük payı alan Kuzey , yıllar geçtikçe toparlanmış ve eski gücüne kavuşmuştur. Hanenin şuan ki Lordu Artos Stark , Greyjoy İsyanı’nda kendini göstermiştir. Tyrelllerin denizdeki galibiyetinden hemen sonra Lord Stark , Pyke’a saldırarak isyanı sona erdirmiştir. Aynı şekilde Kuzeydeki bağışlanan Karstark Hanesi’nin isyanında da Artos Stark , bütün Hane üyelerini öldürmüş ve Karstark Hanesi’ne tamamen son vermiştir.

Yıllar geçtikçe Artos , eski günlerini özler. Yaşlılığı ve iyileşmek bilmeyen hastalığı yüzünden , Kuzeyi pek bilinmesede en büyük oğlu William Stark yönetiyordur. Resmi olarak Artos yönetsede , hane halkı baştaki adamın kim olduğunu bilir.

William Stark , Artos Stark’ın en büyük oğlu ve Kıştepesi’nin varisidir. William harika bi kılıç ustasıdır ve askeri zekası babasını şaşırtır. Liderlik özelliği ön plandadır ve onu tanıyan herkes çok iyi bi lider olacağını söyler. Tabi herkes gerçeği bilmez. William zaten çok iyi bir lider olacağını ispatlamıştır. Tüm Westeros’tan habersiz 4 yıldır Kuzeyi yöneten William , 408 FS 'de Yabaniler ve Mormont Hanesi arasındaki kavgayı sona erdirerek büyük bi işe imza atmıştır. William’ın güzeller güzeli bi ablası ve kendisi gibi iki erkek kardeşi vardır. Ablası Diana Stark ile çok iyi anlaşsada , yönetim işlerinden dolayı kardeşleri Jorah ve Ethan ile arasında bi boşluk vardır.

William Stark’ da diyarda olanları onaylamıyordur. Kral Aemon’ı o tahta layık görmeyen William , babasını savaşa katılmak için ikna etmeye çalışsada başarılı olamamıştır. Artos bu işe karışmamaları gerektiğini düşünüyordur.

William , Kıştepesi’nin surlarında güneyden gelen iki atlıyı izliyor ve gördüklerine bi anlam veremiyordu. Birinin elinde Targaryen sancağı vardı. Diğerinde ise beyaz bayrak. Atlılar iyice yaklaştığında William onu tanıdı ve aşşağıya doğru bağırdı. “Kapıyı açın !” Gelen Prens Daemon Targaryen’dı. William onu karşılamak için aşşağıya indi. Babasına haber gönderdi. Prens Daemon ve yanındaki adam Kıştepesi’nin kapısından girdiler.

“Prens Daemon , hoşgeldiniz. Kusura bakmayın sizi beklemiyorduk. Babam biraz meşgul ama birazdan gelir. İsterseniz içeriye geçelim.” dedi William nazikçe.

“Önemli değil , acelemiz yok.” dedi Daemon gülerek ve içeri girdiler.

“Prens Daemon , acaba ziyaretinizin sebebini sorabilir miyim ?” dedi William.
“Bunu Lord Stark geldikten sonra söylesem daha iyi olacak.” dedi Daemon.

Bir süre sonra Artos Stark geldi. “Prens Daemon , hoşgeldiniz. Sizi burada görmek büyük zevk.” dedi Lord Stark.
“Teşekkürler , Lord Stark ama bu sıradan bi ziyaret değil. Yaşananları biliyorsunuz.” dedi Daemon.
“Evet. Biliyorum. Ve Kral Aemon’ın yaptıklarını onaylamıyorum.” dedi Artos. William onları dikkatle dinliyordu. Bu konuşmanın nereye varacağını merak ediyordu. İşte o sırada Daemon o konuşmayı yaptı.

“Kral Aemon , yani abim çok kötü şeyler yaptı Lord Stark. Bunları bende onaylamıyorum. İki adamı suçsuz yere öldürdü. Gözlerimle gördüm. Bir hafta yüzüme bakmadı. Neden yaptığını hiç öğrenemedim. Bunlar yetmezmiş gibi , kendi krallığını yıkmaya kalkıyor. Kendi önünde diz çöken adamları öldürüyor. Suçunu kabul etmesi gerekirken , haksız bi dava uğruna savaşıyor. Bana göre Lord Stark , Aemon o tahta oturmayı haketmiyor. Aemon o tahttan inmeli ama ben bunu tek başıma başaramam. Eğer Stark Hanesi bana desteğini verirse , isyan bayraklarını asacağım ve Aemon’ı tahttan indireceğim.” dedi Daemon kendinden emin bi şekilde.

William şaşkınlık içerisindeydi. Daemon’ın dediklerine inanamıyordu. Bu tarihi birşeydi. Babasının vereceği cevabı bekliyordu ama biraz fazla umutlanmıştı. Artos beklenmeyen bi cevap verdi.

“Üzgünüm Prens Daemon ama teklifinizi kabul edemem. Çünkü isyan başlatmak için bi sebep göremiyorum. Bu gece misafirimizsiniz ama yarın gitmenizi istiyorum…”


#14
  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Yaklaşan Tehlike

TARGARYEN

Daemon Kuzeyde umduğunu bulamamıştı. Ne yapacağına dair hiçbir fikri yoktu. 10.000 kişilik bi orduyla tahta isyan edemezdi. Matthew Thorne , “Vadi’de şansımızı deneyelim” diyordu ama Daemon kabul etmiyordu. Willas Greyjoy ve Kevan Arryn dostluğu yüzünden Vadi’ye güvenemiyordu. Üstelik Greyjoy İsyanı’nda Arryn Hanesi tarafsız kalmıştı. O yüzden Daemon isyan fikrinden vazgeçti. Ordusuyla Casterly Rock’a saldırarak , üstündeki şüpheyi kaldırmak istiyordu.

Daemon atını hazırlamış bi şekilde Matthew’un gelmesini bekliyordu. O sırada yanına William Stark geldi.

“Babamın böyle bi cevap vereceğini beklemiyordum.” dedi William.
“Bende beklemiyordum.” dedi Daemon.
“Şimdi ne yapacaksınız ?” dedi William.
“Onu bilmiyorum ama sana birşey sormak istiyorum William.” dedi Prens.
“sorun.” dedi William ve meraklı gözlerle Daemon’a bakıyordu.
“Eğer Kıştepesi Lordu sen olsaydın , teklifimi kabul eder miydin ?” dedi Daemon.
“Eğer Kıştepesi Lordu ben olsaydım , bu teklifi yapmanıza gerek kalmayacaktı. Çoktan güneye inmiş olurdum.” dedi William.

Daemon bu cevabı duyunca şaşırmıştı. William’ın kendine güvenen biri olduğunu düşündü. Üsteli sıcak kanlıydı William Stark. Bir gecede Daemon ile samimi olmuştu. Prens onun ilerde çok dostu olaacağını düşündü. Dostlarından biri de Daemon olacaktı. Yani Aemon onu hayatta bırakırsa…

STARK

William , Prens Daemon’ın Kıştepesi’nden eli boş dönüceğine üzülüyordu. Sonunda Aemon ile savaşmak için eline bi fırsat geçmişti ama Artos buna izin vermemişti. Prens Daemon ve Matthew Thorne’u yolcu etmek üzereyken William’ın gözüne birşey takıldı. Üstat Elvin , Artos Stark’ın odasına doğru hızla koşuyordu ve elinde bir kağıt vardı. Bu kadar acil ne olabilirdi ? William merak etti.

O sırada atına binen Daemon “Görüşmek üzere William Stark.” dedi. Bunu duyan ve dikkati üstatta olan William ise “Burada bekle.” diyerek üstadın peşinden koşmaya başladı. Artos’un odasına varan üstat odaya girdi ve tam kapıyı kapatacakken William araya elini koydu. Kapıyı tekrar açtı ve içeri girdi. Üstat arkasında William’ın olduğunu bilmediği için onu görünce irkildi. Ardında da söze girdi.

“Vadi Lordu Eddard Arryn’den size bi kuzgun var Lord Stark.” dedi Üstat Elvin ve kağıdı Lord Stark’a verdi.

William kağıtta yazılanları merak ediyordu. Babası kağıdı açtı ve sesli bi şekilde okudu.

“Bildiğiniz üzere Kral Aemon pek sağlıklı kararlar veremiyor Lord Stark. Yaptıkları yüzünden 7 Krallık yeniden savaşa mahkum oldu. Haksız bi dava için savaşıyor ve kazanmak üzere. Ama ben buna izin vermek istemiyorum. Lannister Hanesi yok olmanın eşiğinde. Martell Hanesi’de fazla dayanamaz. Bilmediğiniz şey şu ki sırada siz varsınız Lord Stark. Kral Aemon benden sizin kellenizi istiyor Lord Stark. Karşılığında da Kuzeyi verecekmiş. Siz ne yapmamı önerirsiniz ?”

Artos son cümleyi okuduktan sonra tebessüm etti. William ise duyduklarına inanamıyordu. Arryn Hanesi Starklara destek vermişti. Her zaman olduğu gibi Vadi ve Kuzey savaş zamanında ittifak olacaklardı. Ama ondan daha önemli birşey vardı. Kral Aemon neden Artos’un kellesini istemişti ? Sonuçta Stark Hanesi ile hiçbir derdi yoktu. Bunun bi sebebi olmalıydı.

O sırada Daemon ve Matthew içeri girdi. Meraklarına yenik düştükleri belliydi. Lord Stark kağıdı Daemon’a uzattı. Daemon’ın kağıdı okuduktan sonraki tebessümünü William görebiliyordu. Sonra Artos konuştu.

“Sen ve ben Nehir Toprakları’na gideceğiz. Tully Hanesi bu savaşta yanımızda mı merak ediyorum. William ise arkadaşın Matthew ile birlikte Vadi’ye gidecek. Bu ittifakı garanti altına almalıyım. Vadi orduları savaşa hazır olunca onlarla beraber Nehir Toprakları’na gelirsiniz.” dedi Artos Stark. Akıllıca davranıyordu. İşini garantiye almalıydı çünkü.

Daemon Targaryen şaşkınlığını koruyamıyordu. Vadi ve Kuzey ona desteğini vermişti. Oturacağı tahtın hayalini kurabilirdi artık. Eğer bir aptalsa tabi…

BARATHEON

“Daemon ordusu ile birlikte Kuzeye gitmiş. Ordu Nehir Toprakları’nda kamp halindeymiş.” dedi Davos Baratheon endişeli bi şekilde.
“Sonunda !!! Kardeşimin beni anlayacağını biliyordum. Gidip Stark Hanesi’ne günlerini gösterecek. Sana demiştim Davos. Daemon onları parçalayacak !” dedi Kral Aemon sevinçli bi şekilde.

Ama Davos , Kral Aemon gibi düşünmüyordu. Daemon emre itaatsizlik yapmıştı. Onun görevi Kuzeye gitmek değildi. Ordularıyla Casterly Rock’a saldırması gerekiyordu. Davos’un şüphesi daha da arttı. Daemon ne işler çeviriyor diye düşünüyordu. Tam tersine Kral Aemon ise , Daemon’ın kimsenin yapamayacağını yaptığını düşünüyordu. Evet Daemon Kuzeye gitmişti. Ama ne amaçla ? Savaşa gitmiş olamazdı. Sadece 10.000 kişilik ordusuyla bu bi intihar olurdu. Davos’un düşündüğü her mantıklı senaryo , aynı yere çıkıyordu. Davos’un korktuğu başına mı geliyordu ?

“Oğlunuz Steffon geldi Lord Davos. Sizinle görüşmek istiyor” diyerek Davos’un odasına girmesiyle çıkması bir oldu Rodrik Dondarrion’un. Daha sonra Steffon içeri girdi ve babasına sarıldı. Uzun zamandır görüşmüyorlardı. Üstelik babası iki savaştan çıkmıştı.

“Aşşağı yukarı 20.000 kişilik bi ordu topladık. Hepsi savaşa hazır ve emrinde.” dedi Steffon.
“Sonunda. Daha yeni geldin biliyorum ama yeniden yola çıkacaksın. Sadece bu sefer bi yol arkadaşın olacak.” dedi Davos.
“Yol arkadaşı mı ? Kim ?” diye sordu Steffon meraklı bi şekilde.
“Ben. Beraber Fırtına Burnu’na gideceğiz. Sonra ordularımız ile birlikte Yüksekbahçe’ye gideceğiz. Sonra da…”
“Dorne’a…”

MARTELL

Dorne Prensesi Nymeria Martell köşeye sıkışmıştı. Lothar Tyrell güçlü biriydi. Üstelik arkasında Davos Baratheon vardı. Dorne’un kurtuluşu yoktu. Nymeria’nın aklına hiçbir fikir gelmiyordu. Neyseki bütün Martell orduları savaşa hazırdı.

Olası bi saldırıda Dorne’u savunacak cesur adamlar vardı. Alton Dayne kardeşi Sabah Kılıcı Sör Torwyn Dayne’i Güneş Mızrağı’na göndermişti. Daha sonrada kendisi ordularıyla gelecekti. Nymeria , Torwyn Dayne’i ilk ve son kez Güneş Mızrağı’nda babası ile düello yaparken görmüştü. Bu harika düellonun sonucunda kazanan Torwyn olmuştu. Ama o gün Torwyn birşeyi daha kazanmıştı. Nymeria’nın kalbini. Nymeria , Torwyn’i o günden beri ilk defa görecekti. Onunla evlenebileceğini düşünüyordu. Nymeria 19 yaşındaydı ve Torwyn’de ondan 5-6 yaş büyüktü sadece. Oldukça yakışıklıydı ve iyi bir savaşçıydı.

Dayne Hanesi gibi Dorne’un bütün haneleri Martell Hanesi’nin arkasında olduklarını bildirmek için ailelerinden birini Güneş Mızrağı’na yollamıştı. Harlon Toland’da gelmişti. Babasının çok yakın bi arkadaşıydı Harlon. Yinede bu seferberlik yaklaşan tehlikeyi engelleyemezdi. Acımasız gerçek ortadaydı. Düşman orduları çok güçlüydü ve sayıları çok fazlaydı. Üstelik iyi kumandanları vardı. Savaşı kazanmak için Nymeria’ya mucize lazımdı.

ARRYN

Eddard Arryn aldığı haberi kardeşine bizzat iletmek için kardeşi Kevan’ı yanına çağırtmıştı. Kevan’a pek hoşlanmayacağı bi haber verecekti. Vereceği tepki Eddard için önemliydi. Kevan kardeşine destek mi olacaktı yoksa dostunun peşinden mi gidecekti. Kevan kapıyı çaldı ve içeri girdi.

“Gel Kevan , otur.” dedi Eddard Arryn.
“Beni çağırtmışsın. Önemli birşey mi var ?” dedi Kevan Arryn. Eddard’ın ne diyeceğini merak ediyor gibiydi.
“Bu sabah bi haber aldım. Dostun Willas Greyjoy ile ilgili.” dedi Eddard.
“Willas mı ? Ne haberi ?” dedi Kevan.
“Greyjoy Hanesi kraliyete destek vermiş. Willas orduları ile Kralın Şehri’ne yardıma gidiyormuş.” dedi Eddard.

Kevan hiçbir cevap vermedi. Tepki vermemişti. Bunun üzerine Eddard konuşmaya devam etti.

“Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun Kevan ? Kıştepesi’ne yolladığım mektupta onlara destek verdim. Eğer Stark Hanesi Daemon Targaryen ile birlikte tahta isyan ederse onların tarafında olacağım. Sözümden dönemem. Bu durumda Willas illle savaşmak zorunda kalacağız. Yani dostuna karşı savaşmak zorunda kalacaksın. Ama ben bunu istemiyorum. Seni zor durumda bırakmak istemiyorum. O yüzden bugün Essos’a gideceksin ve bu lanet savaş bitene kadar geri dönmeyeceksin.”

TYRELL

“İşte Lord Tarly. Geyikler geliyor. Savaş bitti sayılır ama Baratheon ordusu bi savaşa bile girmedi. Neyseki sonunda işe yarayacaklar.” dedi Lothar Tyrell. İntikamını almak istiyordu artık Oğlunu öldürenleri yaşatmak istemiyordu.

“Hiç şüphesiz savaşın en büyük zararını biz gördük Lord Tyrell. İki büyük savaşa girdik ve çok sayıda kayıp verdik. Şimdi yeni bi savaşa giriyoruz. Ve bu daha zor olacak gibi.” dedi Marlon Tarly.

“Davos Baratheon ne yapacağını her zaman bilir. Eminim oğluna ordu toplarken acele etmemesi gerektiğini söylemiştir. O adam sandığımızdan daha zeki Lord Tarly.” dedi Lothar.

Lothar’ın beklediği destek gelmişti. Artık Dorne’a yürüyebilirlerdi. Yaklaşık 20.000 kişilik bir Baratheon ordusu ve 15.000 kişilik bi Tyrell ordusu vardı. Kaybetmeleri imkansızdı. Ama Davos sorun çıkartabilirdi.

“Lord Davos , Yüksekbahçe’ye hoşgeldiniz. Yeni yoldan geldiniz , yorgunsunuzdur. Odanız hazır. Gidp dinlenebilirsiniz. Kahya size yolu gösterecek. Yarın yola çıkacağız. Enerjinizi toplamanız lazım. İyi geceler Lordum.” dedi Lothar ve cevabı dinlemeden gidecekti ki Davos onu durdurdu.

“Lord Tyrell ! Biraz acele etmiyor musunuz ? Yol beklediğimizden zor geçti ve adamlarımın karnını doyurmak kolay değil. Gelir gelmez onları Dorne’un çöllerine götüremem. Eğer bi faydamızı görmek istiyorsanız , bize zaman vermelisiniz.” dedi Davos. Lothar beklediği cevabı almıştı ve hazırladığı karşılığı verdi.

“Üzgünüm Lord Davos. Sizi duyamadım. Yarın görüşürüz…”


#15

Devam etsemmi acep ?


#16

Devam et la

20krktr


#17
  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Aslanın Son Kozu

TYRELL

Willem Tyrell , sabahın erken saatlerinde Kızıl Kale’de öylesine dolaşıyordu. Sıkılmaya başlayınca konuşacak birini aradı. Taht odasına gittiğinde Kral Aemon ve Rodrik Dondarrion’u gördü. Onları bu saatte orda görünce şaşıran Willem hemen yanlarına gitti.

“Gel Willem. Bizde Lord Kumandan ile senin hakkında konuşuyorduk.” dedi Kral Aemon. Willem endişelendi.
“Bir sorun mu var Kral Aemon ?” dedi Willem. Kral Aemon’ın ne diyeceğini merak ediyordu. O sırada Rodrik konuştu.
“Hayır bi sorun yok. Kral Aemon Casterly Kayası’na saldıracak orduların başında ikimizin olmasını istiyor. Bu görevi kabul ediyor musun ?” dedi Rodrik. Willem şaşırdı.
“Onur duyarım efendim. Sizi en iyi şekilde temsil edeceğim Kral Aemon.” dedi Willem.
“Temsil etmene gerek yok. Bende geliyorum. Adamlarım krallarıyla birlikte savaşma onuruna erişsin artık.” dedi Kral Aemon. Ardından Rodrik konuştu.
“Kraliyet ordusunun toparlanması uzun sürmez. Yakın zamanda yola çıkarız. Hem Willas Greyjoy ordularıyla birlikte bize destek vericek. Kendisi buraya geldikten sonra beraber Casterly’ye yürüyeceğiz. Martyn Lannister’ın en fazla 5.000 adamı var. Onu yenmek çok uzun sürmez.” dedi Rodrik Dondarrion.

Willem yinede endişelendi. Martyn Lannister tehlikeli bi adamdı. Lothar Tyrell olmasaydı Kızıl kale’yi alıp Kral Aemon’ı öldürecekti. Belki şuan sadece 5.000 adamı var ama Martyn gibi adamlar krizi fırsata çevirmeyi iyi bilir. Willem onu öldürüp bu tehlikeyi ortadan kaldırmak istiyordu.

STARK

“Prens Daemon’ın aklına isyan fikri ne zaman geldi ?” diye sordu William Stark.
“Ona bunu sorduğumda aldığım cevap beni çok şaşırtmıştı.” dedi Matthew.
“Prens ne cevap vermişti ? Merak ettim.” dedi William. Gerçekten bu fikrin ilk nereden çıktığını merak ediyordu.
“Aemon’ın tahta oturduğu ilk günden beri bu fikri düşündüğünü söyledi. Ama tahtı istediği için değil.” dedi Matthew.
“O zaman ne için ?” diye sordu William.
“Üzgünüm bunu sana söyleyemem. Ama emin ol Daemon tahtı istediği için bir isyana kalkışmaz.” Matthew bunu söyleyince William’ın merakı daha da arttı. Sebebi ne olabilirdi ki ?

Kartal Yuvası’na vardıklarında William’ın merakının yerini Eddard Arryn almıştı. William onunla tanışmak için sabırsızlanıyordu. Ve işte karşısındaydı.

“Kartal Yuvası’na hoşgeldiniz. Manzarayı beğenmişsinizdir umarım.” dedi Eddard Arryn cana yakın bi şekilde.
“Evet manzara güzel gerçekten. Ben William Stark. Yanımda gördüğünüz kişide Matthew Thorne.” dedi William.
“Matthew Thorne mu ? Daemon Targaryen ile çok yakın arkadaş olduğunuzu duymuştum Ser Matthew.” dedi Eddard Arryn.
“Evet kendisini çocukluğumdan beri tanırım. Arkadaştan ziyade dostum olur Prens Daemon.” dedi Matthew.
“Konu Prens Daemon’dan açılmışken sana birşey sormak isterim William. Prens Daemon’ın savaş zamanı Kıştepesi ziyaretinin sebebi nedir acaba ? Size gönderdiğim mektubu okumuşsunuzdur. Kral Aemon Artos Stark’ın canını istiyor ve kralın kardeşi Daemon ordusuyla Kuzeye geliyor. Sence Lord Stark biraz rahat davranmıyor mu ?” dedi Eddard Arryn. Sonra William herşeyi açıkladı.

“Lord Arryn , bilmediğiniz şeyler var. Ama artık müttefik olduğumuza göre size bunları anlatabilirim. Prens Daemon ordusuyla Kuzeye bizimle savaşmak için gelmedi. Abisine yani krala karşı savaşmak için geldi. Tahta isyan etmek için Stark Hanesi’nden yardım istedi. Bunun için babam Artos Stark ile görüştü. Babam ise Prens Daemon’a destek vereceğini söyledi. İşte benim Matthew Thorne ile buraya gelme sebebim bu. Lord Eddard Arryn ! Arryn Hanesi’ne yakışır bir şekilde , her zaman olduğu gibi Stark Hanesi’nin yanında mısınız ?”

“Oswell amca ! Vadi ordularını hazırla. Savaşa gidiyoruz…”

MARTELL

“Baratheon orduları YüksekBahçe’ye varmış Nymeria. Karşımızda ne kadar büyük bi ordunun olduğunu biliyor musun ? En az 30.000 kişi. Bizde ise sadece 15.000 kişi var. Savaşı kazanmamız için mucize lazım. Burada daha fazla kalamazsın. Çok geç olmadan Essos’a git.” dedi Mors Martell.

“Mors haklı Nymeria. Güneş Mızrağı düşerse , Lothar Tyrell seni asla öldürmez. Ama öldürmekten beter eder. Kendi iyiliğin için gitmelisin.” dedi Sabah Kılıcı Torwyn Dayne. Nymeria onu hayranlıkla izlemeyi bırakıp konuşmaya başladı.

“Eğer savaştan kaçarsam nasıl iyi bir lider olurum ? Güneş Mızrağı düşecekse benimle beraber düşecek. Doğduğum yeri başkalarının eline bırakamam.” dedi Dorne Prensesi Nymeria Martell.

“Bak Nymeria. Baratheon ve Tyrell orduları Dorne’a vardığında tanıdığın çoğu kişi ölmüş olacak. Buna bende dahilim. Peki intikamımızı kim alıcak ? Bütün hazineyi gemine yükleyip git buradan. Eğer evimden vazgeçmem diyorsan , Altın Mürettebat’ın lideri yakın arkadaşımdır. İstediği parayı verip benim öldüğümü söylersen , sanki Dorne kendi vatanıymış gibi savaşır.” dedi Torwyn Dayne.

Nymeria’yı zor bir karar bekliyordu. Dorne’u terk etmek istemiyordu. Ama Torwyn’in mantıklı sözleri , onu arada bırakıyordu.

GREYJOY

Willas Greyjoy , tüm ordusu ile Casterly Kayası’nı kuşattı. Amacı Martyn Lannister’ı öldürüp yeğeni Robin Greyjoy’un intikamını almaktı. Abisi Vickon ile Pyke’ta yaptığı planı uygulamamıştı. Plana göre Willas önce Kralın Şehri’ne gidecekti. Orada Targaryen ordusu ile birleşeceklerdi. Daha sonra Batı Toprakları’na gideceklerdi. İki ordu beraber Casterly Kayası’na saldıracaklardı. Ve Martyn Lannister’ı öldüreceklerdi.

Willas , Targaryen ordusuna gerek olmayacağını düşündü. Casterly Kayası’nı tek başınada alabilirdi. Yeğeninin intikamını tek başınada alabileceğini düşündü ve Casterly’i kuşattı. Martyn Lannister’ın sonu gelmişti.

“Sandığımdan daha kolay bi savaş olacak Lord Willas. Casterly’nin içinde en fazla 5.000 adam var. Atağa geçelim mi?” diye sordu Harras Blacktyde. Willas’ın güvendiği adamlardan biriydi.

“Savaş bittiğinde hiçbir Lannister adamının yaşamasını istemiyorum. Martyn Lannister’a kimse kılıcını kaldırmayacak. Onunla bizzat ben ilgileneceğim. Saldırı için biraz daha bekleyelim Lord Blacktyde. Martyn Lannister’ın iyice hazırlanmasını istiyorum.” dedi Willas. Savaşı kazanacağına emindi. Ama o kadar emin olmamak gerek.

Birdenbire Willas’ın etrafındaki askerler “Surlara bakın ! Surlara bakın !” diye bağırmaya başladı. Willas hemen kalktı ve kendine iyi bi görüş açısı buldu. Gördüğü manzara ise sadece Willas’ı değil , bütün Greyjoy askerlerini şoke etti. Daha sonra Harras konuştu. “Robin Greyjoy yaşıyor. Ama bize öldüğü söylenmişti. Bu nasıl olur ?” dedi Lord Blacktyde. Robin Greyjoy hayattaydı ama bunun ne kadar süreceği bir soru işaretiydi. Martyn Lannister , esiri Robin Greyjoy’u surlara çıkarıp hançerini Robin’in boynunda tutuyordu. Willas’ın şaşkınlığı yerini Martyn’in tehdidine bıraktı. Bu açıkça bi mesajdı. Eğer Greyjoylar Casterly Kayası’na saldırırsa , Martyn Lannister Robin’i öldürecekti.

LANNISTER

Daven Lannister , kuzeni Martyn’e sürekli hediye verirdi. Ama Martyn’e son verdiği hediye paha biçilemezdi.

Martyn , Daven Lannister’ı kız kardeşlerini koruması için Braavos’a gönderdiği günün gecesi yatağına girmek üzereydi ki birşey farketti. Yatağının üzerinde bi mektup vardı. Martyn Lannister mektubu açtı ve okudu.

“Çok üzgünüm Martyn. Gerçekten çok üzgünüm. Babanı ve anneni koruyamadım. Tyrek amca için çok üzgünüm Martyn. Bu mektubu sana bunları söylemekten korktuğum için yazıyorum. Ama birşeyden emin ol Martyn. Eğer Kral Aemon gelip seni öldürerek Casterly’i alırsa , intikamını alacağım. Buna emin ol. Seni bir daha göremeyebilirim kuzen. Sana bi hediye bıraktım. Zindanlara gidip bakabilirsin. Umarım beğenirsin. Kız kardeşlerine iyi bakacağım. Kendine iyi bak Gülen Aslan.”

Daven Lannister’ın mektubu Martyn’i derinden etkilemişti. Bir yandan hediyesinide merak ediyordu. Hemen zindanlara koştu. Zindanlara vardığında onu bi adam karşıladı. “Hoşgeldiniz Lordum. Gelin sizi hediyenize götüreyim.” dedi adam. Adamla beraber zindanların bulunduğu tünelin sonuna kadar gittiler. En sondaki hücreye vardıklarında , adam hücrenin içerisini göstererek “işte hediyeniz.” dedi. Martyn hücrenin içine baktı. Genç bir çocuk oturuyordu.

“Bu da kim böyle ?” diye sordu Martyn. Çocuğu tanımadığına emindi. Ama çocuğun ismini öğrendiğinde , onu tanımasına gerek olmayacaktı. Martyn Lannister son kozunu oynayacaktı.

“Robin Greyjoy…”


#18
  1. BÖLÜM : [color=#cccc33]Eski Dostlar

GREYJOY

“Kimse saldırmayacak.” dedi Willas Greyjoy sinirli bir şekilde.
“Nasıl yani ? Sen ne diyorsun Willas ? Martyn Lannister Robin’i öldürecek. Casterly’e saldırıp onu kurtarmalıyız.” dedi Harras Blacktyde.
“Hayır öldürmeyecek. Ona saldırmadığım sürece. Eğer Martyn gerçek bi Lannister’sa , Robin’i ölene kadar öldürmez.” dedi Willas.
“Neden ?” diye sordu Lord Blactyde.
“Lord Blacktyde hala anlamadınız mı ? Eğer Casterly’e saldırırsak , Martyn Robin’i öldürür. Yeğenim hayatta kalmalı.” dedi Willas.
“Peki savaşmayacaksak ne yapacağız ?” diye sordu Harras.
"Gidip Martyn’in ne istediğine bakacağım. Onunla konuşacağım.

Willas , Pyke’a gidince Vickon’a neler yapacağını düşünüyordu. Çünkü Vickon ona Robin’in öldüğünü söylemişti. Ama bunları başka zaman düşünürdü. Şimdi Robin’i kurtarmanın bi yolunu bulmak zorundaydı. Willas bu işi savaşarak değil , aklını kullanarak çözmek zorundaydı. Ama karşısında bir Lannister varken bu pek kolay olmayacaktı.

LANNISTER

“Gördün mü Martyn ? Willas’ın sana nasıl baktığını gördün mü ? Sonunda şansımız döndü.” dedi Lyonel Clagane.

“Şans mı ? Kralın Şehri’nde bozguna uğradım. Evim harabeye döndü. Babam öldü. Annem öldü. Bütün akrabalarımı öldüğümü görmesinler diye Westeros’tan gönderiyorum. Birazdanda kendi evim olan Casterly için pazarlık yapacağım. Haklısın Clagane. Çok şanslıyım !” dedi Martyn Lannister.

“Bardağın dolu tarafından bak artık Martyn. Greyjoy ordusu elimizin altında resmen.” dedi Clagane. Halinden mutlu görünüyordu.

Sonunda Willas Greyjoy gelmişti. Üstünde kılıç olmadığından emin olunduktan sonra içeri alındı. Martyn’e doğru yavaş yavaş yürüyordu.

“Orada dur Willas. Bu mesafede rahatça konuşabiliriz.” dedi Martyn.
“Ne istiyorsun ?” dedi Willas sinirli bi şekide.
“Kapımın önünde yıllarca beklemeni istiyorum. Belki yeğenini sana geri veririm diye bi umut beklemeni istiyorum.” dedi Martyn Lannister.
“Oyun oynamayı bırak. Ne istiyorsun ?” dedi Willas.
“Kral Aemon bu kapıdan eli boş dönecek. Yoksa Robin gazabımla buluşur.”

TYRELL