Stark Targaryen İlişkisi Hakkında, Buz ve Ateşin Anlaşması ve Fazlası


#1

Bu iki ailenin arasındaki ilişki bence garip. Bizim bilmediğimiz pek çok nokta var bence.

  1. Diz çökme

Bu Starkları biz nasıl bildik? Onca Andal ordularına karşı direnen, kendi kültürlerini tamamen korumayı başarmış abiler. Demirdoğumlular bile bir dönem Andal işgaline uğrarken onca yıl direnmişler. Hatta ilk insanlar Denizcilikte berbat olmalarına, Andallar ise tam tersine iyi denizciler olmalarına rağmen gemilerle Essos’a gidip Andalos’u yakıp yıkmışlar intikam için, bunu bile başarmışlar. Kitaptan gördüğümüz güncel tipler ise ya istiklal ya ölüm kafasında tipler gibi duruyorlar. Onurlu, gururlu, savaşçı. Ancak buna rağmen sloganları kıroyum amma para bende olmalı diye dalga geçtiğimiz Lannisterlar, yumuş tipler yaz çocukları diye tiye aldığımız yüksekbahçe bile aslanlar gibi savaşırken ben bunları teke tekte alamam ya la deyip diz çökmek nedir??? Bizim gördüğümüz kuzey aman Ali Rıza bey ağzımızın tadı kaçmasın kafasından çok uzak. Hayır gayet güzel bir planın da var yani yürek ağacından yapılmış okla ejderleri öldürmek gibi. Bırak çocuğu denesin işte? Dorne gibi bir bölge bile ejderlere direnmiş. Senin bölgen Dorne’dan daha geniş. Kuzeyliler Dornedan daha vahşi. Dorne direnince biz de denese miydik acep denmesini bekliyor insan. Ama tam aksine Daerion’un Dorne fethinde Starkların genç Ejder reyiiiiz birleşik ve güçlü bir Westeros için ben de varım diye savaştıklarını görüyoruz. Yani dinleri ayrı, kültürleri ayrı ama buna rağmen en baştan bağlanmaları biraz tuhaf.

Öte yandan Jon Umber’in Robb’u kuzey kralı ilan ederken sarf ettiği sözler garip. Zira Umberlerin bölge bildiğin Yozgat gibi bir yer. Normalde böyle bir duruma sinirlenmeleri gerekir. Ancak Jon Umber şöyle söylüyor;

Ejderlerle evlendik, ve tüm ejderler öldü

Yani burada diz çöktük demesi, ya da gururlu davranacağını farz edersek en azından atalarımız bir hata yaptı yerine evlendik demesi garip. Ayrıca buz ve ateşin dünyasında Starkların diz çökmesi sayesinde Demir tahtta hiç Stark kılıcının olmadığı belirtiliyor. Bu önemli bir cümle çünkü o kılıçların orada olmasının anlamı, tahtta oturan şahsın düşmanların kılıcını her an arkasında hissetmesiyle alakalı. Yani bu hareketle Starklar zar zor diz çöken diğerlerinin aksine düşman olmadıklarını sembolleştirmiş oluyorlar. Tabi buz ve ateşin dünyası iki tane fan tarrafından(her ne kadar GRRM denetlese ve zenginleştirse de) yazıldığı için kitaplar kadar ciddiye alınması gereken bir kaynak olmasa da gene de dikkate değer. Öte yandan özellikle buz ve ateşin anlaşmasından sonra Starkların daha sadık olduğu belirtiliyor. Gerçi Targaryenlerin düşmesinde başat güç oldular ancak Aerys herhalde gençler bu Starkları nasıl bize karşı çevirebiliriz diye küçük konseyi toplasaydı ancsk bu kadar yapabilirdi. İsyan başlayıncaya kadar atarlı giderli ergen abinin yaptığı hareket dışında bir yamuk yapmadılar. Hatta isyandan sonra yıllar geçmesine rağmen Starklar Lannisterlardan yaptığı şeyden dolayı tiksindi. Eddard’ın yıllar sonra bile Daenerys’i nasıl korumaya çalıştığını biliyoruz. Eğer Eddard’a kalsa bizim derdimiz ejderle değil Aerys ve Rheagarla der ve başka bir Targaryen’e taç takardı muhtemelen. Hatta Jaime’nin Ned’i sevmeme sebebi bu bile olabilir.

Tabi bunlar farazi şeyler hep. Ned sadece çocuklara hassasiyetten dolayı böyle yapmış olabilir. Torrhen de tatlısu kuzeylisi olduğundan. Birinci ihtimal epey yüksek ama ikinci ihtimal bence değil. Bu kadar basit olamaz. Ayrıca Torhen diz çökse de buna karşı ciddi bir muhalafetin olduğunu, hatta Gül birliği adında diz çökmek istemeyen kuzeylilerin kurduğu bir paralı asker birliği olduğunu biliyoruz. Ancsk tüm bunlar çok karanlık. Yani buz ve ateşin dünyasında pek çok hane ayrıntılı açıklanırken Starklar çok yüzeysel kalmış. Misal greystarklar diye bir şey var geçmişte nedir, ne değildir, neden isyan etmişlerdir bilgi yok. Ya da Skaagos’um olayı nedir geme söylenmiyor. Bu kuzeyle ilgili gelecekte çok önemli şeylerin olacağının habercisi bence. Çünkü geçmişteki olayların nu kadar gizlenmesi orada ciddi bir spoiler potansiyelinin olduğunun göstergesi.
Peki o zaman soru şu, neden Torhen diz çöktü? Birleşik bir Westeros için mi? Sanmam. Starklar her zaman Güney entrikalarından izole kalmıştır.

Aslında bunun cevabı buz ve ateşin anlaşmasında. Bu anlaşma ejderhaların dansı sırasında imzalanıyor. Anlaşma bir Stark’ın Targaryen prensesiyle evlenmesi üzerine. Ancsk anlaşma çok garip çünkü vassallar normalde kız vermek isterler. Çünkü bu saywde kraliyet ailesine girerler. Bu kral için de avantajlı bir durumdur çünkü vassal kızı alındığı zaman artık soy aynı zamanda vassala da dayandığı için vassal kraliyet ailesini kendi ailesinin bir uzantısı olarak görür. Bunu Sözde Baratheonları tahtta tutmak için bir yerlerini yırtan Lannisterlara. Starklarlara diz çöken Tullylere bakarak anlayabilirsiniz. Tabi tersi de yararlıdır ama birincisi kadar değildir. Ayrıca Starklar itibar istiyorlarsa bunu savaş sonrası Cregan Stark Kral Eli görevini sürdürerek sağlayabilirdi. Ancsk yapmadı. Bir sağdan, bir soldan astıktan sonra çekip gitti.
Bence bunun sebebi Stark kanını güçlendirmek. Çünkü ayrıca oraya, yani Winterfall’e bir ejderha yumurtası bırakıldığı söyleniyor. Peki o zaman neden bu anlaşma savaş kazanıldığı halde asla hayata geçmedi? Targaryenler öyle kız vermek konusunda bonkör bir aile. Plummlara bile koz verdikleri olmuş.

Rheagar’ın vaadedilmiş prens hakkında buz ve ateşin şarkısı onunki dediğini hatırlıyorsunuz değil mi? Her ne kadar herkesin katıldığı bir görüş olmasa da sonradan Rheagar’ın Aegon hakkında yanıldığını düşünmesi ve Buz olarak gördüğü lyanna’yı Kaçırmasında bunum da etken olduğunu söyleyenler var. Tüm bunlar acaba doğru prensin doğması ve buna hazırlık yapmak için olabilir mi?


#2

Not: konuyu yazarken yanlışlıkla yarısında gönderdim. Diğer yarısını şimdi bitirdim. Konuyu bitmemiş haliyle okumuş olan arkadaşlar varsa eklenmiş kısmını da okurlarsa memnun olurum, teşekkürler.


#3

Torhen Stark orduyla çarpışsaydı mücadele etmeden diz çökmezdi ama ejderhaları görünce geleceği tahmin etmiş hayat kurtar mak için diz çökmüş ben öyle biliyorum şuana kadar anlatılan bu
niçin Dorn gibi savaşmadıya gelirsek ; Dorn’a 6 krallık feth edildikten sonra sıra geldi ve Dorn daha öncekiler gibi ordu toplayıp mertçe savaşmayı seçmediler (ejderha zaten mertliği bozmuştu karıştırmayalım orayı :smiley: ) bunun yerine derslerini çalıştılar ve ona göre tedbir aldılar.
Starklar niçin Dorndan örnek almadıya gelirsek onlar bir söz yemin verdi mi bunu bozmazlar bozamazlar eğer en son Kuzeye gelseydi belki aynı taktiği uygularlardı ama yeminleri isyan etmelerine engel oldu.
Targ prensesine gelirsek; benim bildiğim tek prenses alma durumları ejderhaların dansı döneminde, prensese destek karşılığı gelecek doğacak prenseslerden birini alacaklardı.
Prenses ve kocası ölünce zaten anlaşma taraflarıda ölmüştü neyi kanıtlayacaklardı o yüzden hayata geçmedi bence
Ejderha yumurtası olayını bilmiyorum hatta öyle birşey yok diye biliyorum ama yukarıdakilerde dahil yanlış hatırlıyor yada unutmuş olabilirim.

bence Martin burda bir geleceğe dair haber veriyor normal bir konuşma, deyim gibi ama gerçeği söylüyor belkide başka bir olay için


#4

Güneydeki kralların Aegon tarafından bir bir tokatlandığını gören Torrhen, ordusu ile güneye doğru ile yola çıktı. Planı çok basitti: ‘‘Piç kardeşim, üç ejderhaya suikast düzenler ve onları saf dışı bırakır, ben de Aegon’un kara ordusunu tokatlarım.’’ diye düşündü. Ancak güneye indikten sonra üç ejderhanın da göklerde süzüldüğünü görünce savaştan vazgeçti. Basit bir eşduyum yapmıştım, ben. Ben, o üç ejderhayı havada süzülürken görüyorum, bunun dışında benim 30k askerime karşı, karşımda 45k askeri olan bir ordu var. O halde ne yapmalıyım? Cevap basit: ‘‘Balerion’u gördüğüm anda diz çökerdim.’’ demiştim, kendi kendime. Aegon, Cengiz Han gibidir, Timur gibidir. Eğer ona biat edersen seni ödüllendirir, eğer biat etmezsen tokadı yalnızca sen değil, bütün kuzeyliler yer. Torrhen diz çöktü, çünkü buna mecburdu. Bazen seçim şansımız olmaz, bu da o anlardan biriydi.

Bana sorarsanız ne itibar, ne güç, ne de taht, Starklar’ın zerre umurunda değil. Onlar kendi yağlarında kavruluyorlar.


#5

Evet bu söylediğiniz şeyler de oldukça ihtimal dahilinde. Ancak her zaman dış tehditlere karşı sonuna kadar direnmiş olan bir ülke neden kolayca pes etsin? Ordu’yu çekebilir, Moat Coilinde bekleyebilirdi. Yani bize şimdiye kadar gösterilen Stark imajına ters bir durum. Gerçi Martin’in by tür konularda her zaman çok mantıklı davrandığı söylenemez. Ancak bence buz ve ateşin anlaşması teorinin önemli bir tamamlayıcı noktası. [quote=“fecr, post:3, topic:10619”]
Prenses ve kocası ölünce zaten anlaşma taraflarıda ölmüştü neyi kanıtlayacaklardı o yüzden hayata geçmedi bence

Ejderha yumurtası olayını bilmiyorum hatta öyle birşey yok diye biliyorum ama yukarıdakilerde dahil yanlış hatırlıyor yada unutmuş olabilirim.
[/quote]
Neyi kanıtlayacaktı derken?
Bu bilgi Maester Yandel tarafından yazılan kitapta geçiyor. Söylenti falan değil kesin bilgi bu bir.
İkincisi her ne kadar taraflar ölse de Starklar Kral Eli konumunda olmuştu ve bu anlaşmayı öne sürebilirlerdi. Kaldı ki neden sonraki dönemlerde kız almadılar burası da karanlık. Yani kız almak için illa anlaşma yapmaya gerek yok Manderly ailesine bile kız verdi bu aile. Ayrıca neden kız vermek yerine almak istediler?

Ejderha yumurtası meselesine muhalafet etmene şaşırdım birkaç yerde görmüöüfüm çünkğ bundan bahsettiğini. Bu sadece bir söylenti. Ancsk Yandel bunu yalanlarken o ejderha bir erkekti demiş. Ancak biz biliyoruz ki ejderhanın cinsiyeti olmaz. Yanlış bilgi Yani.


#6

her zaman taraflardan biri yoksa anlaşma yazılı değilse yok sayılabilir ama ısrarcı olmaları lazımdı doğru
yumurta konusunda muhalefet etmedim bilmiyorum hatırlamıyorum dedim


#7

Çok güzel bir konu, biz Duygu ile “Buz ve Ateşin Anlaşması” meselesi üzerinde kısaca da olsa bir konuşmuş idik ama işin içinden de pek çıkamamıştık, çünkü söylediğin gibi çok karanlık noktaları var.

Bir bilgi daha ekleyeyim de konunu daha da ilginç hale getirelim. :slight_smile:

Şimdi sen Targ ve Stark meselesini iç savaşa kadar götürüyorsun ama ben sana daha da geçmişe götürebilme OLASILIĞIMIZ olduğunu söylüyorum. Reed Ailesi, yaşadıkları hayat yüzünden midir yoksa başka sebeplerden mi bilinmez kuzeyden daha çok ‘hatırlarlar’… Meera ve Jojen yemin etmek için Kışyarı’na gittiğinde ettikleri yemini hatırlıyor musunuz?

Hatırlatalım.

“Stark lordlarım,” dedi kız. “Halkımın, Kuzey Kralı’na ilk bağlılık yeminini vermesinin üstünden yüzlerce, binlerce yıl geçti. Bütün halkımız adına aynı yemini tekrar etmek için lord babamız tarafından gönderildik.”

“Bozsu’nun bağlılığı Kışyarı’nadır,” dedi iki kardeş aynı anda. “Kalbimiz, ocağımız, hasadımız size aittir. Kılıçlarımız, mızraklarımız, oklarımız sizin emrinizdedir. Zayıf olanımıza merhamet gösterin, yardıma muhtaç olanımıza yardım edin, hepimiz için adalet sağlayın. Sizi asla yarı yolda bırakmayacağız.”

“Su ve toprak adına yemin ederim,” dedi yeşilli oğlan.

“Demir ve bronz adına yemin ederim,” dedi ablası.

“Buz ve ateş adına yemin ederiz,” diyerek birlikte bitirdiler.

Kardeşlerin ettiği yemin Bran’a öğretilen gibi değildi.

Bu alıntıdan 2 şey dikkatimizi çekiyor; 1. BUZ VE ATEŞ ADINA YEMİN EDERİZ ve 2. şey de kuzeyde bu yemin artık unutulmuş, edilmiyor ama Reed Ailesi bu yemini hatırlıyor.

Şimdi BUZ derken özelde Starkların, genelde tüm kuzeyin kast edildiğini biliyoruz; ATEŞ derken de özelde Targlar, genelde ise Valirya…

Soru şu BUZ VE ATEŞE YEMİN/ANLAŞMA meselesi nasıl oluyor da bu kadar eski zamana götürülebilir? Elbette bu yemin meselesinin Reed Ailesi tarafından nispeten yeni türetilmediğini -binlerce yıllık- geleneği hatırlamaya devam ettiklerini farz ediyorum. Yani bu tamamen 300 yıllık yahut İç Savaş sonrası üretilmiş bir yemin olsa Stark Hanesi ve Kuzey bunu illa duymuş olurdu ki dış aleme kapalı bir hanenin de iç savaş yüzünden bir yemin uydurması mantıklı bir şey değil, yani sana ne? Kaldı ki asla tamama ermemiş bir anlaşmadan da bahsediyoruz. Bu yüzden yeminin binlerce yıl öncesine dayandığını farz etmek daha mantıklı.


#8

Öncelikle teşekkür ediyorum. Uzun süredir aklımda vardı aslında, ancak kafede arkadaşın biraz ekmesi üzerine telefondan açmak bugüne nasip oldu.

Evet ilginç gerçekten. Sanırım bataklık bölgesinin Starkların hakimiyeti altına girmesi Andalların gelişinden kısa süre önce veya sonra tam zamanı hatırlamıyorum ancak o zamanlarda olmuştu sanırım.

Birde şu da vardı, Meera bir ara Brandon’a zıtlıkların bir arada yaşayabileceğini söylüyordu ve buna ise buz ve ateşi örnek veriyordu. Bataklık insanlarının böyle değişik olmasının sebebinin Ormanın çocuklarıyla melezleşme olduğu söyleniyor. Ormanın çocukları ise kendilerine kendi dillerinde dünyanın şarkısını söyleyenler diyor. Şimdi serinin ismi buz ve ateşin şarkısı. Ayrıca Evren’de bu iki zıtlığın çok önemli olduğunu biliyoruz. Hatta büyük ihtimalle evren bunların arasında yaratıldı. Burada dünyanın şarkısını söyleyenler lafı pek bir manidar. Bu yeşilliler denge konusunda önemli bir role sahip olmuş olabilirler. Belki de Reedlerin hatırlaması bununla alakalıdır.

Ancak bence üstünde durulması gereken başka bir nokta bronz ve demir ile su ve toprak meselesi. Bunlar neyi kast ediyor acaba


#9

Su ve toprak genel olarak ekip biçmek ve beslenmekle alakalı terimlerdir.
Demir ve Bronz ise dayanıklılık ve güçle ilgili bir şey… Robb’un tacı da bunlardandı; Cat neden altın ve gümüş değildi diye açıklarken Kış zamanı altın da gümüş de deformasyona uğrar ama Bronz ve Demir sağlam kalır, dayanıklıdır vs. şeklinde bir şeyler söylüyordu. Ayrıca o dönemler silahlar da bronzdan ve sonrasında ise demirden yapılma. Bunlarla alakalı bir şey, Buz ve Ateş gibi önemli olduğunu sanmıyorum.

Jojen diyor ki "Boğaz’daki İlk İnsanları ve onların dostları olan ormanın çocuklarını hatırlıyoruz… ama unuttuğumuz ve hiç öğrenmediğimiz pek çok şey var.”

Howland Reed, Yalancı Bahar’da Yüzler Adasına gidip oradaki yeşil insanlardan bir şeyler öğrenmiş, Meera anlatıyordu ya…

Bir zamanlar Boğaz’da yaşayan meraklı bir delikanlı vardı. Bütün adalılar gibi ufak tefekti ama aynı zamanda akıllı ve cesurdu. Avlanarak, balık tutarak, ağaçlara tırmanarak büyümüştü ve insanlarımın bütün sihirlerini öğrenmişti.”
Bran bu hikayeyi daha önce duymadığından hemen hemen emindi. “O da Jojen gibi yeşil rüyalar görür müydü?”

“Hayır,” dedi Meera, “ama çamur soluyabilir ve yaprakların üzerinde koşabilirdi. Toprağı suya, suyu toprağa çevirebilirdi. Ağaçlarla konuşabilir, kelimeleri bükebilir, kaleleri yok edip geri getirebilirdi.”

“Delikanlı adalıların sihirlerini biliyordu,” diye devam etti Mecra, “ama daha fazlasını istiyordu. Bizim insanlarımız çok ender olarak evlerinden uzağa yolculuk eder, biliyorsun. Biz ufak tefek bir halkız ve usûllerimiz bazılarına tuhaf görünür, bu yüzden iri insanlar bize her zaman nazik davranmaz. Ama bu delikanlı pek çok adalıdan daha korkusuzdu, erkekliğe adım attığında yüzen adalardan ayrılmaya ve Yüzler Adası’na gitmeye karar verdi.”

“Kimse Yüzler Adası’na gitmez,” diye itiraz etti Bran. “Orada yeşil adamlar yaşar.”

“Delikanlı da yeşil adamları bulmaya niyetliydi zaten. Benimki gibi, üstüne bronz pullar dikilmiş bir mintan giydi, deri bir kalkan ve üç dişli bir mızrak aldı, küçük bir deri sandalın içinde Yeşil Çatalin aşağısına doğru kürek çekti.”

“Freyler ona saldırmasın diye ikizier’i gece yarısı geçti ve Üç Dişli Mızrak’a vardığında nehirden çıktı, sandalını kafasının üstüne alıp yürümeye başladı. Günlerce yürümesi gerekti ama sonunda Tanrı Gözü’ne vardı ve sandalını suya atıp Yüzler Adası’na doğru kürek çekti.”

“Yeşil adamlarla karşılaştı mı?”

“Evet,” dedi Meera, “ama o başka bir hikâye ve anlatması bana düşmez. Prensim, şövalye öyküsü istedi.”

“Yeşil adamlar da iyidir.”

“Öylelerdir,” diye onayladı Meera ama onlarla ilgili başka bir şey söylemedi. “Delikanlı bütün kış boyunca adada kaldı ama bahar geldiğinde doğanın onu çağırdığını duydu ve gitme zamanının geldiğini anladı. Deri sandalı tam da bıraktığı yerdeydi, vedalarını etti ve kıyıdan ayrıldı. Kürek çekip durdu ve sonunda gölün kenarında yükselen bir kalenin uzak kulelerini gördü. Delikanlı kıyıya yaklaştıkça kuleler daha da yükseğe çıktı. Sonunda o kalenin dünyadaki en büyük kale olduğuna karar verdi.”


#10

Bronz ilk insanları, demir andalları, su demir doğumluları , temsil ediyor olabilir (tabiki bunlar tahminim) bir tek toprağı uyduramadım heralde Rhoynar filan olur


#11

Kuzey’in bu söylediklerinle ilgisi ne ki? Kuzey geleneğinden bahsediyoruz ve İlk İnsanlar bu dediklerine karşı hep direnmiştir.


#12

Bronz Andallar Gelmeden ilk insanlar tarafındna kullanıldığı için. andalların ise demirle gelmesi ordan yürüdüm


#13

Anladım ama güney bölgesi ile ilgili yok; kuzey bölgesi ve gelenekleri ile ilgisi var. Bronz ve Demir zaten kitapta açıklanmıştı.


#14

Aegonun cengiz ve timur gibi olduğu konusuna katılmıyorum cengiz hiç kimseye acımazdı timurunda bir örnek dışında kimseye acıdığını hatırlamıyorum aegon bunlar gibi değildi kendisine savaşani yenip diğer o bölgedeki halkın lordlarından birini geçiriyordu hatta lannisterler kendilerine karşı savaşmalarına rağmen ona birşey yapmadı


#15

Moat cailin meselesine böyle bakman ilginç öncelikle andallar moat cailine saldırdı sürekli ve bir başarı elde edemedi dediginiz gibi moat cailine çekilebilirdi bu her komutanın düşünebileceği bir şey fakat burada bir hata var moat cailin karşıdan gelen ordu full kara birliği olursa avantajlı ama gelen orduda ok vs mızrak geçirmez ejderhalar var ve torrhen in önünde harrenhall un bile yandığına dair bilgiler var yani senin dediğin gibi moat cailine çekilselerdi 30 bin adam ( veya sayı önemli değil ) aegon o kadar dar alanda hepsini yakardı ve ateş tarlasından daha trajik bir olay yaşanırdı zaten moat cailin öyle muazzam bir dayanıklığı yok sadece bataklı vs olduğu için dayanikligindan ziyade konumundan dolayı çok stratejik bir yer. Ayrıca torhenda onca kişinin hayatını üç buvet ağacı okuna bakacak değil herhalde evet bu durum çok ilginç kardeş neden böyle bir teklif yaptı bilmiyoruz belki bişey biliyordur ama dediğim gibi bunun daha önce bir örneği yokken üç oka bel bağlanıp bir komutanın hareket etmesi biraz gerçeklik dışı
Neden dornular gibi yapmadılar diye birşeyin de konusu geçmiş dornedaki savaşlardaki en kilit nokta su sıkıntısıydı adamlar hem bolgelerini taniyorlar hemde çöl olan biryerde karşı tarafı hem çöle hemde su sıkıntısına sokuyorlar ama kuzeyde böyle birşey yok kuzeyde birsürü nehir var ve karda var zaten karın oluşturduğu nehirler ilaki olusuyordur


#16

Doğrusun. Cengiz Han yaka yıka yok ederek gitti. Timur da acımasız bir adamdı ki namağlup bir komutandı ayrıca, oysa Aegon ne o kadar acımasız idi ne namağlup biri.

Aegon’ı bizim tarihte benzetebileceğim biri var diyemem, eksiği çok. :stuck_out_tongue:

Konuştuğumuz başka bir konu… Ok sahnelerinin yapıldığı vizyonun Torren’ın diz çökmesi sonrası kardeşinin öfkeyle durumu kabul edememesi olduğu sonucu daha olası geldi… Öfkeyle o okları yapıyordu, stres atmalık bir hali var ki okların onları öldürebilme ihtimali ne ki? Gözüne atsa en fazla kör olacaktır, mızraktan aşağısı kafi gelmez gözü delip beyne saplanması için.

Dorne toprakları ise bildiğin dağ, taş, çöl vs. şeklinde çok zorlu coğrafya şartlarına sahip… Kuzeye ordu yollasa bir numara olmaz; Bataklığı geçemezler ama 3 ejderha ile kuzeyin tüm karını eritirdi. Harrenhall gibi bir yerin ejderhalar karşısında yetersiz olduğunu görünce, muhtemelen yüreğine korku ve ümitsizlik düştü ve diz çökeyim daha iyi, dedi… Diz çökme olayı bundan ibaret, bir ilişkileri vs. olsa bağları falan zaten en başta savaşmaya kalkmazdı.

Ondan sonrasında ise biliyoruz ki Stark Hanesi ve Kuzey, diğer hanelerden daha şerefli ve sözlerine sadık, yeminlerini onurlandırmaya önem veren bir halk, bu yüzden her daim tahtı desteklemişlerdir, son olaylara kadar.

“Ejderhalarla evlendik ama ejderhalar öldü.” sözüne gelince… Doğrusu Umber “Diz çöktük.” yerine bu terimi kullanmayı daha az nahoş görmüş olabilir, oldukça gururlu bir adam çünkü. Çünkü bildiğimiz kadarıyla 300 yıl boyunca bir Stark-Targaryen evliliği (Rhaegar-Lyanna dışında ki kitapta kesin değil) gerçekleşmedi ama Cragen Stark meselesi ile bir niyetlenme oldu, buna rağmen yine olmadı.

Demir Tahtta’ki kılıçlar ise direnen krallar, lordların kılıçları; en başta direnmekten vazgeçip, diz çökenlere karşı cömert davranıyor Aegon.

Ned’in Jaime’yi sevmeme sebebi Lannister olması, oldum olası sevmiyor zaten şu çocuk meselesi yüzünden ve yemin bozan diye.

Gül Birliği ne kadar saçma bir isim, kuzeylisin ne alaka gül? :smiley: Essosta da hiç görmedik böyle birlik.

Argümanlara genel olarak katılmasam da temelde öne sürdüğün iddia; Buz ve Ateş/Stark ve Targaryen arasında bir bağ olduğuna katılıyorum ama işte bu bağın ne kadar geriye ve nasıl olduğunu bulmakta zorlanıyoruz.


#17

Yalnız buz ve ateşin dünyası kitabında ejderleri ölsürmek için yürek ağacından okları yaptığını ve geceleyin öldürebileceğini söylenmişti. Torrhen gene de kardeşini gönderiyor ancak öldürtmek için değil müzakere etmek için. Burası da ayrı bir nokta gerçekten bu işe kızgın olan birini barış için göndermek ne kadar mantıklı?

Yürek ağacından yapılma ok Ne kadar etkili olabilir muamma gerçekten. Ama o vizyonlarda göründüğüne göre, o kadar da basit bir plan olmadığı görüşündeyim. Ejderler ne olduğu belirsiz canlılar değiller. Çok uzun süredir dünyada varlar ve Targaryenler olmadan önce de Westeros’da bayağı dolaşmış bu arkadaşlar. Zaten seriden Drogon’a ok işlediğini gördük. Yani efsunlu falan olabilir bilemiyorum.

Ancak gene de başka bir ilginçli daha var bu konuda, yani korkudan diz çöktü tamam ancak neden sonrasında ciddi anlamda sadık kaldı? Böyle bir sadakatin olduğu kitapta yazıyor. Mesela taa güneyde kuzeyle alakasız bir savaş için şiddetli biçimde destek olmaları pek normal bir durum değil.

Eğer böyle bir bağlantı geçmişte varsa bu muhtemelen dünyanın ilk anlarına uzanıyordur. Bizim bildiğimiz ormanın çocukları isimli bir ırk var. Bu ırk biraz ilk insanlarla karışmış ve onların warglık gibi bazı özellikleri gösterebilmeleri büyük bir ihtimalle çocuklar sayesinde. Ancak ormanın çocuklarının dışında başka bir ırk daha var. Bu bilinmeyen ırka dair ise hiçbir bilgi yok. Ama geçmişte yaptıkları bazı yapılar var. Mesela tuz taht ddemirdoğumluların iddiasına göre onlar gelmeden önce orada vardı. Her ne kadar işte deniz adamları yaptı falan derseler de gerçeğin sadece bundan ibaret olduğu meselesi aklıma yatmıyor. Sonra Old Towndaki yapı ve Hightowerların ilk insanlardan bile önce burada bulunuyor olması başka bir ilginç nokta. Gene Old Town civarında savaş adası diye anlıan bir ada var ve kimse bu ada neden böyle anılıyor bilmiyor. Ayrıca Hightowerlar, Dayne gibi bazı aileler Valyrian özellikleri gösteriyor. Martin’e bunlar da mı Valyria kaçkını diye sorulduğu zaman hayır Valyria sayesinde öyleler demişti. Ancak bizim bildiğimiz bunlar kız verse de kız almadılar. Bence bu ikinci esrarengiz ırk ormanın çocuklarına benzer biçimde eski çağlarda varolmuş ve Valyrianlılarla karışarak onların ejder kontrolü ve bu genetik özellikleri almasını sağladılar.

Bu buz ve ateş birliğinin bu antik zamanlara dayanma olasılığı bence çok yüksek. Çünkü bilinen tarihte Kuzeyin Valyria ile nasıl bir ilişkisi olmuş olabilir ki?

Buzlu duvarın üstünde mavi bir gül büyüyordu.

Belki bizim bilmediğimiz farklı bir sembolik öneme sahip olabilir.

Öyle birlik var, istersen SS atarım kitaptan :D.

Ama ben Leydi Dustin’in bu birlikle bağlantılı olabileceğini düşünüyorum bir şekilde. Aslında konu sonuna onu da ekleyecektim de unuttum. Ancak Leydi Dustin ile Leydi Tarbeck çok benziyorlar.


#18

Orada yazıyor mu? Bak oldu o zaman. :smiley: @Starkgaryen oku kız, kitapta yazıyormuş.

Brandon Snow kızgın da olsa sonuç olarak abisi kral/lord; itaat etmek zorunda.

Ok işlemediğini gördük, karıştırma. :smiley: Drogon’a isabet eden öyle basit bir ok değildi, Snow’un yaptığı ise bildiğin insan öldürmek için kullanılan standart oklardı.

Geçenlerde söyleşisini okudum; bütün mavi gözlüler İsveçli olabilir ama her mavi gözlü İsveçli değildir, şeklinde bir yanıt vermiş ve onların Valirya ile ilgili olmadığını söylemişti. Özünde de haklı bence, ben bu fiziksel özelliklere sahip insanların Valirya öncesinde de olabilme ihtimali üzerinde durmuştum.

O Jon’u simgelemek için… Kış Gül’ü var; Kışyarı’nda büyüyor bunlar… Yine de komik geldi.

SS at, güzel olur bakayım bir. :slight_smile:

Dustin konusunu da biraz açar mısın?


#19

E yani, ama misal ben İsrail ile anlaşma yapacaksam İslamcı bir tipi değil monşer birini gönderirim. Aynı hesap. İkisi de dediğini yapmak zorunda ama gene de seçim önemlidir daha iyi şartlar için. Tabi belki başka adam yoktur o da var.

Benim aklımda hafif kanattı diye kalmış. Ayrıca Dorne bir Ejder öldürmüştü.

İşte Snow’un yaptığı okun normal olması konusunda o kadar emim olamıyorum. Eğer öyleyse çok dandik bir plan çünkü :D. Adamlar tüm krallıklara diz çöktürmüşler ve bir okla öldürebileceğini iddia ediyorlar öyle mi?

Gerçi şu da var ben beklerim Starklardan böyle bir şey. İlk kitaptaki yabanılların Bran’a dediği gibi ancsk bir Stark yeniliyor durumda olmasına rağmen tehdit savurur. Yani bonba gibi bir şey atalım gibi bir yaklaşım Starklara çok uygun :D.

Evet ama geçmişe, çok geçmişe gidersen bir alakası vardır. Mesela benim annem yeşil gözlü ve Kayserili. Ama iç Anadolu’ya bir zamanlar bir Kelt grubu yerleşmiş ondan miras kaldı muhtemelen. Yani Valyria’lıların mor gözlü platin saçlı olmasına sebep olan şey neyse Bunlar bu ailelerin de değişik olmasını sağlamış.

Evet ama Ozan Bael hikayesinde de geçiyor. Gülün sadece Jonla ilgili olmaması, ayrıca kuzeyle ilgili önemli bir sembol olma ihtimali var. Zaten doğayla iç içe bir dine sahipler Yani gülle ilgili bir mit çıkabilir buradan.

Eve gelince atarım ama sadece bir cümle var zaten :D.

Dustinler Boltonlardan sonraki em büyük rakipleri starkların, tabi geçmiş yıllarda. Bir zamanlar ilk İnan’ların kralı lakabını almış. Şuanda son kitapta ortaya çıkan ilginç bir oyuncu olan Leydi Dustin var. Çok geniş bir konu ama Dustin ağırlığını düşününce bu kadının düşünülenin aksine Boltonları halledip, o Gül birliği devreye sokarak kendisini kraliçe ilan edebilmesini bekliyorum. Yani bu bir teori değil, sadede ufak bir tahmin. Jon Snow’un gerçek kimliğini bildiğini düşünüyorum çünkü Ned Starktan bu derece nefret etmesi başka türlü mantıklı gelmiyor.


#20

kuzeyde yetişen mavi gül değil mi Lyannanın en sevdiği gül olmayan birşeyi sevecek değil heralde