The Tudors


#41

Bu The Tudors style GOT opening credits’lerden en iyisi bu olmuş bence:

bu da 2. sezon için olanı:


#42

İkisi de birbirinden güzel


#43

Yeni keşfettim. 1. sezon 7. bölümdeyim daha. Çok güzel dizi, hemde baya baya.


#44

ben de yeni keşfettim 1. sezon 3. bölümdeyim bayağı bir iyi dizi gibi…


#45

Bende keşfedeyim.


#46

Ocaktasın yavru kurt.


#47

I like her not

Tudors da hep nisan gbi başlar on bölüm bilemedin en fazla on üç bölüm sürerdi sinir ederdi got gibi sonra bekle babam bekle


#48

13 bölüm hiç bi zaman olmadı… 1., 2. ve 4. sezon 10, 3. sezon ise 8 bölüm sürdü…


#49

Aman unutmusum yanlıs hatrlamısım birinci sezon 13 bölüm diye aklımda kalmıs kusura bakma kontrol edip yazmadığım için!!! Biffff yani


#50

Adamın tek düzgün karısı Seymour’du o da öldü hemen :sad:


#51

Onun ölümünü hiç kabullenemedi zaten. Altı eşi arasında en sevdiği oydu desek yeridir.


#52

Oyuncu kadrosu çok iyiydi, Natalie Dormer sayesinde Anne Boleyn’i çok sevmiştim.


#53

Jane Seymour ölünce ne üzülmüştüm be.
Yazık oldu kadıncağıza.


#54

Rome ile birlikte yapılmış en iyi tarihi dizidir… her bölümünü en az 5 kere flan izlemişimdir, ilk çıktığı günden bu yana hep aynı heyecan ve aşkla izlerdim… ki hala ara sıra favori bölümlerimi açar izlerim… ayrıca ingilizce altyazıyla izlendiğinde kelime haznenizi baya zenginleştirecek bi dizi… babamın cenazesinde bile ağlamamış biri olarak finalini izlerken gözlerimden bi kaç damla yaş süzülmüştür…sırf bitiyo diye…

karakterlerinni de her biri ayrı efsanedir…

henry viii: hay tipini s…yim dedirten tarihi şahsiyetlerden gerçekte ama jonathan rhys meyers faktörü dizide baya sükse yaptı… eğer gerçekte de hayatını bu dizideki gibi geçirmişse şu dünyaya gelmiş en şanslı erkek olmalı. gerçekte ne kadar çirkin olsa bile… bkz: çirkin şansı. aslında hep s.kinin doğrusuna giden mal bir adammış ama dizide s.kmediği karı bırakmadı. jonathan rhys meyers öyle bir canlardırmış ki gerçek henry mezarından çıksa “benden daha iyi henry viii oldun!” gerekçesiyle idam ettirirdi johnny’i valla…

anne boleyn bir rivayete göre kralın gerçekte en güzel karısıymış. zaten filmde de natalie dormer etkisiyle her tarafından asalet akıyor. kralın en kültürlü en bilgi sahibi karısı olarak bilinirmiş. uğruna mezhep kurulan kadın… ama biraz fazla antipatik, kralı parmağında oynatıp kuklaya çevirmeye çalıştı ama yemeeeeez.

catherine of aragon: kralın sevmediği karısı. ben de sevemedim. onun dışında pek bi numarası yok bunun. yalnız bu rolü oynayan maria doyle kennedy cuk diye oturmuş bu role. oyunculuğunu beğendim. müthiş aksanı var. ama ağır şakirt…

jane seymour: en sevdiğim kraliçe. kendini bir kere bile bozmadı. yüzünde hep masumiyet ve iyilik gördük. kralın en sevdiği karısı olduğu söylenir. ama anne kadar zeki ve kültürlü değildir. o sadece sessiz ve saftır. anne boleyn gibi politikayla ilgilenmezdi, din devrimi hayalleri kurmazdı ya da krala baş kaldırmazdı. fırtınalı ve keskin anne’den sonra sığınacak bir liman olarak görünmüştür krala bu yüzden ama çok da sevmiştir. ama kaldı ki eğer anne boleyn bir oğlan çocuğu doğurabilseydi şu an kendisinden bahsediyor olmazdık. kralın kendisini sevmesinin muhtemelen en büyük nedeni de tek oğlu edward’ı doğurmuş olmasıdır. ölümüne çok üzülmüştüm. özellikle saçlarını yıkadığı sahnede gözüme bir melek gibi gözükmüştü. sanırım henry de de aynı etkiyi yaratmıştı…

anne of cleves: yine bir rivayete göre kral bunu çirkin diye beğenmemiş ama dizide kendisini canladıran benim için “ideal kadın ne demektir?” sorusunun cevabı olan joss stone’dur. kralın zevkine tüküreyim. dizide çok garip bir ilişkisi vardı kralla. biraz fazla soğuktu tabi, onun da etkisi var…

catherine howard: kralın onca kadının arasında en gereksizi bununla yaşadığı ilişkiydi. tam kezban! hiç sevmedim seni. dizide oynadığın süre içersinde tam geri zekalıydın. ama yine iyi göt varmış. kralı, onun uşağıyla boynuzlamayı anca senin gibi geri zekalılar yapar. ama idamında öyle bir “life is very beautiful” dedin ki, tüylerim şaha kalktı resmen… bi de bu rolü oynayan oyuncu GOT’ta Daenerys Targaryen rolüne düşünülmüş başta, hatta anlaşılmış bile… ama son anda vazgeçilmiş…

catherine parr: aslında yazmaya değmezsin. ama yine 3-5 birşey yazalım. en sevdiğim yanın kralın çocuklarına annelik yapmandı. onun dışında kralla sanki evli değilde daha çok yakın arkadaş gibiydi.

mary tudor: kendisini canlandıran sarah bolger sayesinde son sezonunda resmen aşık olduğum. o ne asalettir öyle. yalnız bu kızdan bloody mary falan olmaz…olamaz.

mary boleyn: tek kelimeyle özetlersek…ezik!

anne seymour: nam-ı diğer lady hertford. edward seymour un karısı. bana göre dizinin en taş hatunu. hatta bütün kraliçeleri cebinden çıkaran hoş hatun (anne of cleves den sonra tabi…daha doğrusu joss stone ;d). sir fracis ve henry howard ile de yatmışlığı var. tamam henry howard a o karizmayla dönemin her kadını verir ama dizinin en çirkin adamı sir francis ne ayak?!

margaret tudor: dizide en acıdığım hatundu. bir insan bu kadar mı bahtsız olur. allahdan erkenden ölüp gitti yoksa daha çok çekerdi bu hanım kızımız…özelliklede dönemin kazanovası olan kocacığı charles brandon dan.

lady ursula misseldon: demin anne seymour a en taş hatun dedik ama bunun da ondan aşşağı kalır yanı yok. bence jane seymour öldükten sonra sen kraliçe olmalıydın. biraz daha uğraşıp didinseydin olabilirdi valla. kral az daha sana da abayı yakıyodu.

thomas more: özü sözü bir, savaş karşıtı, hümanist bir adamdı. ama sevmediğim yönleride vardı, fazla muhafazakar ve gelenekçi biri olması ve de aşırı derecede kendini cennete gideceğine inandırması bunlardan bazıları. o da ağır şakirtlerden. sevemediğim karakterlerden… sanırım bundaki neden diziyi taraflı izlememdi… dizi boyunca hep Protestanların tarafını tutmuştum çünkü…evet, iyi bir aile babası ama tam anlamıyla iyi bir insan değil. amma ve lakin resmen bok yoluna gitmiştir kendileri.

thomas wolsey: “kartal mı, kartal gibi olmanı istemiyorum mr. pace. onlar hızlı yükselir. güvercin gibi olmanı istiyorum, ortalığı bir güzel pislet, sonra bırak ne halleri varsa görsünler.” sözleriyle mizah anlayışına hayran kaldığım dizinin en efsane karakteri. ama erkenden ölüp gitti. ölümünden sonra kral onu çok aradı ama nafile. ilk sezonunda krala en yakın insandı. ama nedense fazla seveni yoktu, hatta çok fazla düşmanı vardı ve tabi buda onu ölümüne götürdü. her ne kadar kötü biri olarak görünse de dizideki nadir “iyi niyetli” adamlardan biri. hani derler ya “neysem oyum” diye. işte tam öyle bir tip. dizinin en doğal karakteri yani… 1. sezon finalindeki intiharı tek başına efsanedir. sam neill o usta oyunculuğuyla döktürmüştür.

charles brandon: nam-ı diğer duke of suffolk, en asil duyguların adamı. dizinin en bi yakışıklısı. ona bir lafım yok tabi işin ucunda henry cavill olunca böyle oluyo… kralımız henry nin yegane kankası. ama aslında bakarsanız, bir kere fazlasıyla bu adamı “overrated” buluyorum, yani charles brandon u (henry cavill i ayrı tutuyorum). aslında malın teki. lakin çoğu karakterin aksine bu adama sonradan ısındım. ilk sezonda tam bir piç olan bu zaat daha sonraları gittikçe daha iyi biri haline geldi. özellikle son sezonunda karizmanın allahını göstermiştir. dizi boyunca kral henry ile birlikte bütün bölümlerinde oynayan tek isim. ama şöyle de bi gerçek var; vizyonsuz bi karakter… 4 sezon boyunca kralın g.tünü yalamaktan başka bi halt yapamamıştır aslında… ama çaktırmıyo bunu işte… iyi adamdır, hoş adamdır…

thomas cromwell: adamım. kralımızın genel sekreteri, dizinin en aklı başında adamı. çok akıllı bir adamdı, hatta gereğinden fazla akıllı bir adamdı ve bu da onu kendi ölümüne sürükledi, ülkeyi kraldan daha iyi yönetti şerefsizim. . bu adamı resmen hayranlıkla izlemiştim. o keskin zekasına mı değineyim yoksa etkileyici ses tonuna mı değiniyim bilemedim. zaten öteki dükler bu herifi hafiften kıskanırdı da… komploya kurban gitmiştir, ölümüne en çok üzüldüğüm karakter… kralın ne istediğini bir bakışıyla anlayan, zamanının çok ötesinde, reformist, yenilikçi bir diplomat. yani kısaca… ccc cromwell reyis ccc

anthony knivert dizinin en “underrated” adamı. callum blue oynar. bu adamı da çok sevdim ben. hatta en favori karakterlerimden biriydi. ama fazla etkisiz buldum. bunun sebebi dizide çok fazla gözükmemesiydi. yine de charles brandon ile beraber dizideki en karizmatik karakterdi. gerçekten de çok az sahnesi vardı bu adamın, bence daha fazlasını çok hak etmişti. dizinin kayıp kahramanı.

edward seymour: nam-ı diğer duke of hertford. kralın 3. eşi jane seymour un abisi. oldukça soğukkanlı biri. başlarda çok sevmiştim bu adamı. ama sonra prensin dayısı olduğu için tahttan kazanç sağlamaya çalıştı ve surrey dükü henry howard ı haksız yere ölüme götürerek de iyice gözümden düştü. final bölümünde baş piskoposu (haklı olarak) tokatlamışlığı var. yine de özünde iyi bir adam.

thomas seymour: edward seymour un kardeşi, kralın son karısı catherine parr ile gizli bir ilişkisi vardı daha sonra catherine kralla evlenince saraydan bi müdddet ayrılmıştı, ama kral öldükten sonra catherine parr ile evlenmiş sanırsam… yani tarih öyle diyo…

henry howard: nam-ı diğer duke of surrey, son sezondaki en favori karakterimdi. o asi, kaba, isyankar halleri ile beni benden almıştır. ama o sert görüntüsünün arkasında yufka bir yüreği vardı. özellikle charles brandon ile mutlu bir yaşam nasıl olur? sohbeti. dizinin en efsane sahnesidir gözümde. çok asil bir adamdır. yine boku bokuna ölenler listesine girenlerden. niyeyse o maço tavırlarıyla, sert mizacıyla hep Victarion Greyjoy’u hatırlatıyo bana…

ambassador bishop chapuys: dizide hep protestanların tarafını tutmama rağmen sevdim bu adamı. hep aragornlu katherine e ve mary e sadık bir dost olmuştur. çok harbi adam.

thomas boleyn: lan ne çok thomas varmış. çok fesat bir adamdı. hatta tam bir pezevenk… keşke kral seni de s.kseydi. bunda da buram buram Mace Tyrell kokar mesela…

george boleyn: çok sinsi bi şeydi. kellesinin uçurulmasına çok sevinmiştim. bacısı anne boleyn ile ilişkisi olduğuna dair iddiâlar nedeni ile suçlandı ve idam edildi. oh iyi oldu.

thomas wyatt: anne boleyn in aşığı… hatta bildiğin sapığı. ingiliz sonesinin babası sayılır. özünde çok iyi bir adam. hatta öyle ki. 2. sezon 9. bölümde, “these bloody days broken my heart…” diye başlayan “bloody days” adlı şiirini okurken resmen gözlerimden bir kaç damla yaş getirmiştir. çok büyük şair… ama biraz fazla abazan.

thomas cranmer: bizim kralın 2. sezondaki torpilli din adamı. kral sanki bu adamda wolsey i aradı ama… yalnız bu karizmayla rahip falan olmaz lan bu adamdan.

hans holbein: kral dahil dizideki herkes bu adama dahi gözüyle bakıyor. hatta dizideki en saygıdeğer adam. kralın portresini yapan zaat. dizide fazla gözükmez ama ismi çok geçer. o yüzden ayrı bir karizmaya sahiptir.

thomas tallis: dizinin liseli p.çi. bu dizide oynayan en gereksiz adam. hiç sevmedim ben bu çocuğu.

thomas culpepper: tam bi o… çocuğu. fazla yazmaya değmez. ama kralı iyi boynuzladı haa…

richard pace: bu adam sadece ilk 4 bölümde oynamıştı. ama çabucak dikkatimi çekti. kralın thomas cromwell den önceki sekreteri. o da cromwell kadar olmasa da akıllı bir adamdı. ama kardinal wolsey in gazabına uğradı. belki de wolsey nin yaptığı tek hata bu adamı çıkarları için kurban etmekti, tabi sonrasında cromwell gibi taşaklı bi adamı sekreter yaparak bunu biraz olsun telafi etti. çok fazla yabancı dil bilmenin bir adamın başını nasıl belaya soktuğunu bana öğretmiş adam…

francis bryan: tek gözüyle dizinin en taş karılarını çifter çifter götüren psikopat. çirkin ama karizmatik… bunda da bi Euron Greyjoy havası var…

mark smeaton: anne boleyn in çok sevdiği kemancısı. sarayın en favori müzisyenlerinden. anne boleynle zina yapmaktan idam edilenlerden en çok üzüldüğüm adam. o kadar işkenceye onun yerinde olan herkes, acıdan kurtulmak için itiraf ederdi sanırsam. o değilde bu karakteri oynayan adam ömer çelakıl’a çok benziyo laann… hatta tıpkısının aynısı.

william compton: severdim ben bu adamı, henry’nin ilk sezonunda charles brandon ve anthony knivert ile birlikte kankalarından, bir nevi okeyin dördüncü elemanıdır. veba yüzünden ölüp gitmiştir ki bu dizide daha uçuk ölüm sebepleri olduğundan bu kardeşimizin ölümü pek sansasyonel olamamıştır. sağlam bir dosttur diye özetleyebiliriz.

robert aske: hayır anlamıyorum, neyine güveniyorsun da isyan peşinde koşuyorsun. kır dizini otur evinde o çok sevdiğin ailenin yanında… bu konular seni aşar ki aştıda… ölümünden çok mallığına üzüldüğüm adam…

ve bence en efsane sahnesi de budur:


#55

henry sarı kadınları seviyo galiba :smiley:


#56

asdsfsf kadın cidden şakirtti yani :smiley:
ben henry olsam ben de katlanmazdım o kadına.orda anne boleyn dururken… :smiley:


#57

cromwell ve wolsey e cok yazık oldu ya pisi pisine gittiler :"(


#58

+1 en favori karakterlerimdi ikisi de… :frowning:


#59

Charles Brandon <3


#60

Henry Cavill <3
Charles karakterini hiç sevmiyordum :smiley: