Theon Greyjoy Bölümü (Çeviri) - The Winds of Winter


#1

http://georgerrmartin.com/if-sample.html
Forumda goremedim yaziyim dedim eger onceden verildiyse kaldirilir.

Ramsay Bolton in yazdigi mektubun aksine Stannis yasiyor.Gerci bu bolumun zamani da belli degil.Neyse Karstarklardan kurtulduk.Anlasilan Theona elveda demenin de zamani geliyor.

Edit: Bölümün iki buçuk sayfaya yakın bir kısmını çevirdim.Devamını da çevirmeyi planlıyorum .Buyurun…

                                                                                                                           6.Kitap-Theon

Kral’ın sesi öfkeyle doluydu. “Sen Saladhor Saan’dan da kötü bir korsansın.”
Theon Greyjoy gözlerini açtı. Acıdan omuzları yanıyordu ve ellerini hareket ettiremiyordu. Bir an için Dreadfort’taki eski hücresinde olduğu korkusuna kapıldı,kafasındaki karmaşık hatıraların ateşli bir rüyanın kalıntıları olabileceğinden korktu. “Uyumuşum” diye düşündü. Ya uyumuşum ya da acı yüzünden bayıldım.Hareket etmeye çalıştığında,sırtı taşa sürtünürken o iki tarafa sallandı.Kulenin içindeki bir duvara asılıydı,bilekleri paslanmış demirlere zincirlenmişti.
Havada iğrenç bir yanık kokusu vardı. Yer sıkılaştırılmış çamurdan yapılmıştı. Tahta basamaklar duvarların içinden bir spiral halinde çatıya yükseliyordu. Hiç pencere görmedi. Kule nemli,karanlık ve konforsuzdu;tek mobilyaları yüksek arkalıklı bir sandalye ve lekeli bir masaydı. Görünürde bir tuvalet yoktu ama Theon gölgede kalan bir köşede bir lazımlık gördü. Tek ışık masadaki mumlardan geliyordu. Theon’un ayakları yerden iki metre yükseklikte sallanıyordu.
“Abimin borçları,” diye homurdanıyordu kral. “Joffrey’nin de borçları, ama o piç yaratık benim akrabam falan değildi.” Theon zincirlerinin içinde döndü. O sesi tanıyordu. Stannis.
Theon Greyjoy kıkırdadı. Bir acı saplandı kollarına, omuzlarından bileklerine doğru yükseldi. Yaptığı onca şeyden,çektiği onca acıdan sonra,Moat Cailin ve Barrowton ve Winterfell, Abel ve temizlikçi kadınları,Crowfood ve Umberleri,karların üstündeki yürüyüş, tüm bunların başardığı tek şey onu bir işkenceciden başka bir işkenceciye teslim etmek olmuştu.
“Majesteleri,” ikinci bir ses konuştu yumuşak bir tonla. “Üzgünüm ama mürekkebiniz donmuş.” Braavoslu,Theon onu biliyordu. Adı neydi? Tycho…Tycho birşey… “Belki biraz ısıtırsak…?”
“Daha hızlı bir yol biliyorum.” Stannis hançerini çekti. Theon bir an için adamın bankacıyı hançerleyeceğini sandı. Ondan bir damla kan bile akıtamazsınız,lordum, diyebilirdi Stannis’e. Kral bıçağın sivri ucunu sol başparmağına dayadı ve kesti. “Al işte. Kendi kanımla imzalıyorum. Bu efendilerini mutlu eder heralde.”
“Majestelerini mutlu eden, Demir Banka’yı da mutlu eder.”
Stannis başparmağından akan kana tüy kalemi batırdı ve parşömenin üstüne adını karaladı.
“Bugün buradan ayrılacaksın. Lord Bolton yakında üstümüze hücum edebilir. Senin savaşın ortasında kalmana izin veremem.”
“Bir an önce ayrılmak benim de tercihim.” Braavoslu parşömen rulosunu tahtadan bir borunun içine yerleştirdi. “Umuyorum ki Demir Tahtınız’a oturduğunuzda Majesteleri’nin önüne çıkma onuruna tekrar nail olurum.”
“Altınlarınızı almayı umduğunu söylüyorsun yani. Tatlı sözlerle uğraşma. Benim Braavos’tan ihtiyaç duyduğum şey para, boş kibarlıklar değil. Dışarıdaki muhafıza Justin Massey’i çağırttığımı ilet.”
“Seve seve… Demir Banka her zaman hizmetinizdedir.” Bankacı eğilerek selam verdi.
O çıkarken,bir başkası girdi;bir şövalye.Kralın şövalyeleri bütün gece boyunca gidip gelmişti. Yeni gelen, krala benziyor gibiydi. Zayıf,saçları siyah,gözleri soğuk,yüzü frengi izleriyle ve eski yaralarla dolu adamın üzerinde üç kelebeğin işlendiği solgun bir pardesü vardı. “Efendim,” diye gürledi, “üstat dışarıda.Ve Lord Arnolf sizinle kahvaltı etmek istediğini iletmemi istedi.”
“Oğlu da mı gelecek?”
“Torunları da. Lord Wull da görüşme istiyor. Sizden istediği-“
“Ne istediğini biliyorum. Kral Theon’u işaret etti. “Onu.Wull ölmesini istiyor. Flint,Norrey…hepsi onun ölmesini isteyecek.Öldürdüğü çocuklar için. Değerli Ned’lerinin intikamı için.”
“İsteklerini yerine getirecek misiniz?”
“Şimdilik hain yaşarken işime daha çok yarar. İhtiyac duyduğumuz bilgiye sahip. Üstadı getir.” Kral parşomeni masadan sökercesine aldı ve gözlerini kısıp kağıda baktı. Bir mektup,Theon biliyordu. Kırılan mühürü siyah balmumuydu,sert ve parlak.Mektubun ne dediğini biliyorum,diye düşündü kıkırdayarak. Stannis başını kaldırdı. “Hain kıpırdıyor.”
“Theon.Benim adım Theon.” Adını hatırlamak zorundaydı.
“Adını biliyorum.Yaptıklarını biliyorum.”
“Onu kurtardım.” Winterfell’in dış duvarı yirmi beş metre yükseklikteydi,ama atladıkları yerin altında karlar on metreden yükseğe kadar yükselmişti. Soğuk,beyaz bir yastık. Aralarında daha şanssız olan kızdı. Jeyne,onun adı Jeyne ama kız onlara asla bunu söylemeyecek. Theon kızın üstüne düşmüştü ve birkaç kaburgasını kırmıştı. “Kızı kurtardım,” dedi. “Biz uçtuk.”
Stannis homurdandı. “Siz düştünüz. Umber onu kurtardı. Eğer Mors Crowfood ve adamları kalenin dışında olmasaydı,Bolton ikinizi de hemen yakalardı.”
Crowfood. Theon hatırladı. Yaşlı bir adam,kocaman ve kuvvetli,kırmızı bir suratı ve dağınık,beyaz bir sakalı var.Dev gibi bir kar ayısının kürküne sarılı halde güçlü bir midillinin üstünde oturuyordu, ayının kafasını bir başlık gibi kafasına geçirmişti. Başlığın hemen altında bir gözüne bağlı lekeli,beyaz deriden bir sargı Theon’a amcası Euron’u hatırlatmıştı. Sargıyı Umber’in gözünden söküp çıkarmak ve sargının altında sadece boş bir göz çukuru olduğunu görmek istemişti, kötülükle parıldıyan siyah bir göz yerine. Onun yerine kırık dişlerinin arasından inildeyerek şöyle demişti, “Ben-”
“-bir hain ve akraba katilisin.” diye bitirmişti Crowfood.”O yalancı dilini tut ya da onu kaybet.”
Ama Umber kıza yakından bakmış ve iyi gözüyle kızı incelemişti. “Sen küçük kızları mısın?”
Jeyne de onaylarcasına başını sallamıştı. “Arya,benim adım Arya.”
“Winterfell’in Aryası,evet.En son sizin duvarlarınız içinde bulunduğumda aşçınız bize biftek ve böbrek turtası yapmıştı. Birayla servis etmişti sanırım,tattığım en güzel şeydi. Adı neydi,aşçınızın?
“Gage,” demişti Jeyne hemen. “İyi bir aşçıydı. Ne zaman limonumuz olsa Sansa ve benim için limonlu pasta yapardı.
Crowfood sakalıyla oynamıştı. “Sanırsam,şimdiye dek ölmüştür. Sizin o demirciniz de öyle. Demiriyle ne yapacağını iyi bilirdi. Adı neydi?
Jeyne tereddüt etmişti. Mikken,diye düşünmüştü Theon. Kalenin demircisi hiç Sansa için limon keki yapmamıştı, ve bu da onu kızın Jeyne Pool’la paylaştı küçük tatlı dünyalarında açcıdan daha önemsiz biri yapmış olmalıydı. Hatırlasana, lanet olası. Baban baş kahyaydı,bütün hizmetlilerin başında o vardı. Demircinin adı Mikken,Mikken,Mikken. Onu ben öldürttüm,gözlerimin önünde.
“Mikken,” dedi Jeyne.
Mors Umber gürlemişti, “Evet.” Ondan sonra ne söyleceğini ya da ne yapacağını Theon hiç öğrenemedi çünkü tam o anda çocuğun biri elinde bir mızrakla koşarak gelmiş ve Winterfell’in ana kapısındaki demir parmaklığın yükseldiğini haykırmıştı. Ve işte o zaman Crowfood nasıl da sırıtmıştı.

                                                                                                                            (Devam etmek üzere....)

#2

Alys Karstark Stannise sadık biri hain Arnolf amcasınıda ispiyonlayan Alys Karstark


#3

Evet ben zaten 6.kitabin yayinlanan bolumundeki hain karstarklardan bahsediyorum.Alysle problemim yok Aryaya benzeyen hareketleri falan da var.Umuyorum ki Magnariyla mutlu olur


#4

Amcasını ispiyonlamasının sebebi sadakati değil de, aile içi çatışma olabilir. Ama tabi sadakat de olabilir.


#5

biri çevirse yav onu benim ingilizce bazı yerlerde tutulmaya uğruyor


#6

Türkçeye çeviren olsa çok süper olur.


#7

Beyler İngilizce okuyun size tavsiyem.Çünkü,ingilizcenizi çok geliştirir.Şahsen ben 4,5 ve 6.kitabın çevrilmesini beklemeden ingilizce olarak okumayı düşünüyorum.İlk 3 kitabı 1,5 haftada bitirdim fakat İngilizce olduğu için daha uzun sürecek,sindire sindire okumak lazım.Ama dediğim gibi artısı çok.


#8

Ben başlıyorum çevirmeye,kitabın çevirisini hiç beğenmiyorum genelde. Özellikle Jon Kar gibi soyadı özel isim değiştirdiği için. Ama atıp tutmak kolay tabi okuyucu için o yüzden bir de ben deneyeceğim bakalım nasıl olacak. Yorumlarınızı beklerim…


#9

Jon Snow özel isim değil ay. Snow piçlere verilen bir lakap. o yüzden çeviriyor


#10

Farkındayım Snow’un kuzeydeki piçlere verildiğinden de sadece onu çevirmiyor ki. Kışyarı,Nehirova gibi birçok şehrin ve coğrafi bölgelerin adını da çeviriyor. Bir de tabi Şebboy skandalı var. Şebboy her geçtiğinde aklıma Yarım Elma dizisindeki şişman Şebboy geldi ve kitabı bırakıp gülmem gerekti.Şimdi tamam Gilly adını Şebboy çiçeğinden alabilir ama bence bu tür bilgileri çeviri yapmak yerine dipnot olarak vermeli çevirmen. Snow da aynı şekilde. Kişisel görüş tabi,beni rahatsız etti okurken.


#11

Pek bir şey belli değil bence ama çok merak ediyorum Winterfell’den kim galip ayrılacak. Jon yola çıkabilecek mi malum ona ne oldu bilemiyoruz.


#12

Teşekkürler kardeşim çok başarılı buldum çevirini. Sibel Hanımın yerine sen çevirmelisin bu kitapları.

Emeğe saygı.


#13

çeviri için teşekkürler :slight_smile: devamlarınızı bekleriz:))


#14

Ellerine sağlık be hocam, bu çok iyi oldu …


#15

Bu ara pek zaman bulamadim da en yakin zamanda devam edip bitirecegim tesekkurler yorumlariniz icin…


#16

Ellerine sağlık on numara bir şeyler olmuş


#17

6.Kitap:The Winds of Winter-Theon-İkinci Kısım

Theon zincirlerinin içinde döndü ve krala baktı. “Crowfood bizi bulmuş olabilir,tamam, bizi buraya o yolladı,ama onu kurtaran bendim. Kıza kendin sor.” Kız ona anlatırdı. “Beni kurtardın,” diye fısıldamıştı Jeyne, Theon onu karların içinde taşırken. Acılar içinde solmuştu kız, ama bir eliyle yanağını okşamış ve gülümsemişti. “Ben Leydi Arya’yı kurtardım,” diye geri fısıldamıştı Theon. Sonra Mors Umber’in mızrakları bir anda etraflarını sarmıştı. “Bana böyle mi teşekkür ediyorsun?” diye sordu Stannis’e,bu arada zayıfça duvarı tekmeliyordu. Omuzları acı içindeydi. Kendi ağırlığı onları eklem yerlerinden sökecek gibiydi. Ne kadardır burada asılı duruyordu? Dışarıda hala gece mi vardı? Kulenin penceresi yoktu, bilemezdi.
“Zincirlerimi çöz ve sana hizmet edeyim.”
“Roose Bolton’a ve Robb Stark’a hizmet ettiğin gibi mi?” diye susturdu onu Stannis. “Almayacağım sanırım. Biz senin için daha sıcak bir son planladık,hain. Ama seninle işimiz bitene kadar o son bekleyecek.”
Beni öldürecek. Bu fikir garip bir şekilde rahatlatıcıydı. Ölüm Theon Greyjoy’u korkutmuyordu. Ölüm çektiği acının bir son bulması demekti. “Bitir işimi o zaman,” diye destekledi kralı. “Kafamı kopar ve bir mızrağın ucuna geçir. Lord Eddard’ın oğullarını öldürdüm, ölmeyi hakkediyorum. Ama çabuk yap. O geliyor.”
“Kim geliyor? Bolton?”
“Lord Ramsay” diye tısladı Theon. “ Oğul geliyor, baba değil. Onu almasına izin vermemelisin. Roose… Roose Winterfell’in duvarları içinde güvende, şişman karısıyla birlikte. Ramsay geliyor.”
“Ramsay Snow’dan bahsediyorsun yani. Piç’ten.”
“Ona asla öyle deme!” diye bağırdı Theon dudaklarından tükürük saçarak. “Ramsay BOLTON, Ramsay Snow değil, asla Snow değil, asla, onun adını hatırlamalısın,yoksa canını acıtır.”
“Denemesini çok isterim. Adı ne olursa olsun.”
Kapı dondurucu rüzgarı ve dönen kar tanelerini içeri alarak açıldı. Güvelerin şövalyesi yanında kralın çağırttığı üstatla birlikte geri dönmüştü. Üstadın gri cübbesi ağır bir ayı kürkünün altında gözükmüyordu. Arkalarından iki şövalye de geldi, her biri içlerinde bir kuzgun taşıyan bir kafes taşıyordu. İçlerinden biri,bankacı onu Asha’ya teslim ettiğinde kızın yanında duran adamdı, pardesüsünde kanatlı bir domuz olan iriyarı adam. Diğeri daha uzundu, geniş omuzlu ve adaleli. Büyük adamın göğüslüğü gümüşlü çelikten yapılmıştı ve üstüne türlü nakışlar kakılmıştı; her ne kadar aşınıp çizilmiş olsa da mum ışığında parlıyordu. Üzerine giydiği pelerinse yanan kalple tutturulmuştu.
“Üstat Tybald,” diye takdim etti güvelerin şövalyesi.
Üstat dizlerinin üstüne çöktü. Kızıl saçlı adamın sırtı öne bükük ve omuzları yuvarlakçaydı,birbirine yakın gözleri duvarda asılı duram Theon’a dönüp duruyordu. “Majesteleri, size nasıl hizmet edebilirim?”
Stannis hemen cevap vermedi. Önünde adamı inceledi,kaşları çatıldı. “Ayağa kalk.” Üstat kalktı. “Sen Dreadfort’un üstadısın, bizimle ne işin var?”
“Lord Arnolf, beni yaralılarına bakmam için getirtti.”
“Yaralılarına mı? Yoksa kuzgunlarına mı?”
“İkisine de, majesteleri.”
“İkisine de. Stannis kelimeyi bir kırbaç sesi gibi parçalarcasına söylemişti. “Bir üstadın kuzgunu bir yere gider, sadece tek bir yere. Bu doğru mu?”
Üstad kaşlarının üstündeki teri koluyla sildi. “Tam olarak öyle d-değil,Majesteleri. Genelde öyle,doğru. Ancak bazıları iki kale arasında gidip gelmeyi öğrenebilir. Bazı kuşlar çok yeteneklidir. Ve uzun zamanda bir,öyle bir kuzgun bulunur ki kuş dört-beş kalenin adını öğrenebilir ve emredildiğinde oraya uçabilir. O kadar akıllı kuşlar yüzyılda bir gelirler.”
Stannis kafeslerdeki kara kuşları işaret etti. “Bu ikisi o kadar zeki değildir heralde.”
“Hayır Majesteleri. Keşki öyle olsalardı.”
“Söyle o zaman. Bu iki kuş nereye uçmaları için eğitildi?”
Üstad Tybald cevap vermedi. Theon Greyjoy zayıfça tekmeledi ve hafifçe güldü. Yakalandın!
“Cevap ver bana. Bu kuşları salsak, Dreadfort’a mı dönerler?” Kral öne doğru uzandı. “Yoksa onun yerine Winterfell’e doğru mu giderler.”
Üstad Tybald cübbesine işedi. Theon asıldığı yerden karanlık lekeleri göremiyordu, ama idrar kokusu keskin ve güçlüydü.
“Üstad Tybald dilini kaybetti,” diye bildirdi Stannis şövalyelerine. “Godry, kaç tane kafes buldunuz?”
“Üç tane, Majesteleri,” ded, gümüşlü göğüslüğü olan büyük şövalye. “Biri boştu.”
“M-Majesteleri, benim uymam gereken bir emir var, hizmet etmek,biz…”
“Yeminlerinizi çok iyi biliyorum. Öğrenmek istediğim şey Winterfell’e yolladığın mektubun içinde neler olduğu. Acaba Lord Bolton’a bizi nerede bulabileceğini söylemiş olabilir misin?”
“E-efendim.” Yuvarlak omuzlu Tybald saygın bir tavırla doğruldu.
“Cemiyetimin emirleri Lord Arnolf’un mektuplarının içeriğinden bahsetmemi yasaklıyor.”
“Yeminlerin idrar torban daha kuvvetli gibi gözüküyor.”
“Majesteleri anlamak zorundasınız ki-”
“Zorunda mıyım?” Kral omuz silkti. “Sen öyle diyorsan… Bilge bir adamsın sonuçta. Dragonstone’da bir üstadım vardı, neredeyse bir babaydı benim için. Cemiyetin ve yeminlerine saygım sonsuz. Ne var ki Ser Clayton benimle benzer duyguları paylaşmıyor. O öğrendiği her şeyi Flea Bottom’un arka sokaklarında öğrenmiş. Onu senin başına bıraksam, seni kendi zincirlerinle boğabilir ya da bir kaşıkla gözünü çıkarabilir.”
“Sadece bir gözünü, Majesteleri,” diye atıldı kafası kelleşmeye yüz tutmuş şövalye, pardesüsünde kanatlı domuzu taşıyan. “Diğerini bırakırdım.”
“Bir üstadın mektup okuyabilmesi için kaç tane göze ihtiyacı var?” diye sordu Stannis. “Bir tanenin yeteceğine inanıyorum. Seni lordunun emirlerine uymaktan alıkoymak istemem. Roose Bolton’un adamları bize saldırmak için şu anda yolda olabilirler,işte o yüzden, anlamalısın ki bir takım kibarlıkları bırakmak zorundayım.Sana tekrar soracağım. Winterfell’e yolladığın mesajda neler vardı?”
Üstad titreyerek yanıtladı. “Bir h-harita,Majesteleri.”
Kral sandalyesinde geri yattı. “Çıkarın şunu buradan,” diye emretti. “Kuzgunları bırakın.” Boynunda bir damar bariz bir şekilde atıyordu. “ Ben onunla ne yapacağıma karar verene kadar bu gri yaratığı klubelerden birine hapsedin.”
“Dediğiniz yapılacaktir,” dedi büyük şövalye. Üstad bir başka kar ve soğuk rüzgarı içinde kayboldu. Geride sadece üç güveli şövalye kalmıştı.
Stannis asılı duran Theon’a ters ters baktı. “Buradaki tek hainin sen olmadığını anlamış olduk. Keşki Yedi Krallık’taki her lordun sadece tek bir boyunu olsaydı da…” Şövalyesine döndü. “Ser Richard, ben Lord Arnolf’la kahvaltı ederken, sen adamlarının silahlarını alacaksın ve onları gözaltında tutacaksın. Çoğu uyuyor olacak. Karşı koymadıkları sürece onlara zarar verme. Belki de durumdan haberleri yoktu. Bu konuda bazılarını sorgula…ama tatlı bir dille. Bu hainlikten haberleri yoksa sadakatlerini kanıtlama şansını bulacaklar.” Gidebileceğini belirtmek için elini salladı. “Justin Massey’i gönder.”
Massey içeri girince hemen anladı Theon, Bir şövalye daha. Yeni gelen yakışıklıydı, özenle kesilmiş sarı bir sakalı vardı. Kalın, düz saçı öylesine açık renkliydi ki şövalyenin saçı altın renginden çok beyaza yakın bir renkteydi. Uzun ceketinin üstünde üç spiral vardı, çok eski bir hanenin çok eski arması. “Majestelerinin benim için bir görevi olduğunu duydum,” dedi diz çökerek.
Stannis başıyla onayladı. “Braavoslu bankacıyı Duvar’a geri götüreceksin. Altı iyi adam seç ve on iki at al.”
“Sürmek için mi,yemek için mi?”
Kral bu laftan hoşlanmamıştı. “Öğleden önce ayrıldığını görmek istiyorum,ser. Lord Bolton her an üstümüze çökebilir, bankacının Braavos’a dönmesi şart.”
“Eğer burada bir savaş olursa, benim yerim sizin yanınız.”
“Senin yerin ben neresini söylersem orası. En az senin kadar,hatta belki de senden iyi beş yüz tane kılıcım var; seninse hoş bir tavrın ve becerikli bir dilin var, onlar buradan çok Bravoos’ta işe yarar. Demir banka sandıklarını bana açtı. Paralarını toplayacak, bana gemiler ve satılık kılıçlar alacaksın. Mümkünse iyi anılan bir grup. Golden Company ilk tercihim olurdu,ama kontrat altındalar. Gerekirse onları Tartışılan Topraklar’da ara. Ama ilk önce Bravoos’ta bulabildiğin kadar kılıç tut ve Eastwatch üzerinden bana yolla. Okçular da, daha fazla okçuya ihtiyacımız var.”
(Devam etmek üzere…)


#18

Yine harikaydı! 6.kitabı bekleyemiyorum.

Ayrıca ,çeviri için koca bir teşekkür…

Edit1: Bu kısım harikaydı ;

“Ramsay Snow’dan bahsediyorsun yani. Piç’ten.”
“Ona asla öyle deme!” diye bağırdı Theon dudaklarından tükürük saçarak. “Ramsay BOLTON, Ramsay Snow değil, asla Snow değil, asla, onun adını hatırlamalısın,yoksa canını acıtır.”

Edit2: 4 veya 5. kitapta Theon’un bölümleri var mı ?


#19

Beğenmene sevindim.Dörtte yok ama beşte var. Reek karakterinden çıkıp tekrar Theon oluşunu izlemek ilginçti benim için. Ramsay tam bir psikopat, Theon’a öyle işkenceler yapmış ki en nefret ettiğim karaktere bir anda acıyıp sevmeye başladım. Zaten George sevilmeyen karakteri sevdirme konusunda çok başarılı. Örnek: Jaime, Asha…


#20

Aslında Theon’a kızamıyorum yaptığı herşeyde mantıklı bir neden sonuç ilişkisi var.