TWOIAF Çevirisi (ROBERT'IN İSYANI EKLENDİ!)


#81

Telif hakları epsilonda değil arkadaşlar, o yüzden çevirmiyorlar. Başka bir yayınevi almış diye duydum, çeviri aşamasındaymış.

BÖLÜM XVII - I.DAERON

[spoiler]III.Aegon’un yirmi altı yıllık saltanatı bittiğinde, Fatih’in Eski Şehir’de taç giymesinin üzerinden 157 yıl geçmişti. III.Aegon’dan geride ise iki erkek ve üç kız evlat kalmıştı. Erkek çocukların en büyüğü Daeron, tahta geçtiğinde on dört yaşında küçük bir çocuktu. Belki Daeron’un karizması ve dahiliği, belki de Aegon’un naiplik dönemi hatıralarının zihnine işlemesinden ötürü Prens Viserys, genç kral tahta çıkarken naiplik makamının kurulmasında ısrar etmedi. Bunun yerine Kral Daeron etkin ve kararlı bir şekilde hüküm sürerken, kendisi El olarak hizmet etmeyi seçti.

Birçokları I.Daeron’un tıpkı başına taktığı taçın ilk sahibi Fatih Aegon gibi sonsuz bir şan ve şöhret sahibi olacağından emindi lakin bu şan ve şöhret bir anda yok olup küle dönüştü. Nadir rastlanan bir zekaya ve karizmaya sahip Daeron, Küçük Konsey’e ‘’Fetih’i tamamlama’’ yani Dorne’u diyarın topraklarına katma fikrini önerdiğinde ona ilk olarak karşı çıkan amcası oldu. Amcasına diğer büyük lordlar ve danışmanlar da katıldı. Kral’a, Fatih’in ve kız kardeşlerinin aksine, kendisinin artık savaştıracak ejderhaları olmadığı hatırlatıldığında ise Daeron o meşhur cevabını verdi; ‘’Bir Ejder’in var. O da tam karşında duruyor.’’


Genç Ejder, Kral I.Daeron

En sonunda kralın aksine ikna edilmeyeceği anlaşıldığında ve Daeron’un Meşe Yumruk Alyn Velaryon ile birlikte çizdiği savaş planı ortaya konulduğunda, birkaçı planın Aegon’un planından daha iyi olduğuna ve Fetih’in gerçekten tamamlanabileceğine inanmaya başladı.

Birinci Daeron gücünü ve yiğitliğini, yüzyıllardır Menzil’e, Fırtına lordlarına hatta ve hatta Targaryen hanesinin ejderhalarına bile geçit vermeyen Dorne topraklarına sayısız kez kanıtladı. Daeron ordusunu üçe böldü. İlk ordu Kızıl Dağlar’ın batı ucundaki Prens Geçidi’ne gelen Lord Tyrell komutasında, ikincisi denizden gemiler ile birlikte Kral’ın kuzeni ve Donanma Başı olan Alyn Velaryon komutasında, sonuncusu ise pusu kurulmaya çok müsait olan Kemik Geçidi’nden aşağı inen ve Dorne’un gözetleme kulelerinden kaçınıp Orys Baratheon’un düştüğü tuzağa düşmemek adına keçi patikalarını kullanan Kral Daeron’un komutasındaydı. Genç Kral önüne çıkan bütün orduları yerlebir etti. Prens Geçidi Lord Tyrell tarafından alındı ve en önemlisi kraliyet donanması Ahşap Şehir’i aştı ve Yeşilkan Nehri üzerine hakimiyet kurdu.

Lord Alyn’in Yeşilkan Nehri’ne sahip olması ile birlikte Dorne tam anlamı ile ortadan ikiye bölündü ve doğu ve batı tarafındaki Dorne ordularının birbirlerine destek olması önlenmiş oldu. Bu adımla birlikte başlayan ve birbirinden sert geçen savaşlar serisi tek bir savaş ismi ile adlandırıldı. Birçokları farklı isimler verse de onların içinde en iyisi Kral Daeron’un kendi ağzından çıkan isim '’Dorne’un Fethi’’ olmuştur ki bu isim hem şiirsel hem de stratejik anlamda zarif ve sade bir tanımlamadır.

Krallık ordusu bir yıl içinde Güneş Mızrağı kapılarına dayandı ve Gölge Şehir’e doğru yürüdü. 158 FS yılında Güneş Mızrağı’nda Dorne Prensi ve kırk kadar Dorne lordu Daeron önünde diz çöktü. Böylece Genç Ejder, Fatih Aegon’un hiçbir zaman tamamlayamadığı Fethi tamamlamış oldu. Hala çöllerde ve dağlarda direniş gösteren az sayıda isyancılar olsa da, kısa sürede kaçak olarak damgalandılar.

Kral hızlı bir şekilde Dorne üzerindeki hakimiyetini sağlamlaştırmak adına bu isyancıların bulundukları yerde infaz edilmesini emretti. Ancak bu o kadar kolay olmadı. Direniş hareketlerinden en önemlisi kralı hedef alan zehirli okun yanlışlıkla kuzeni Prens Aemon’u –Prens Viserys’in küçük oğluna- vurmasıdır. Bu suikast denemesi sonrasında Prens Aemon tedavi için Kral’ın Şehri’ne gönderilmiştir.

159 FS yılında Dorne’un iç bölgelerindeki direniş hareketleri bastırılınca, Genç Ejder Kral’ın Şehri’ne muzaffer bir şekilde döndü ve Dorne’un hakimiyetini ve kontrolünü Lord Tyrell’e bıraktı. Dorne’un isyana kalkışmaması ve gelecekteki sadakatlerinin ve iyi niyetlerinin devam etmesini garanti altına alma adına, Dorne’un en eski ve en güçlü hanelerine mensup kızlardan ve erkeklerden oluşan on dört soylu kişi rehine olarak alındı ve Kral’ın Şehri’ne getirildi.

Ancak bu taktik Daeron’un umduğu kadar etkili olmadı. Alınan rehineler hanelerin isyan etmelerini önlemiş olsa da, Dorne’un yerel halkının taşkınlıklarını önlemek adına yapabileceği birşey yoktu. Dorne savaşında on bin kişinin öldüğü söylenir ancak Dorne Prensi’nin boyun eğmesinden itibaren geçen üç yılda, Daeron’a karşı savaşmaya devam eden yerel halka karşı kaybedilen asker sayısı kırk bini geçmiştir.


Dorne’da ölen askerlerin kurukafaları

Daeron’un Dorne’dan sorumlu olarak atadığı kişi olan Lord Tyrell, cesur bir şekilde isyan dalgalarının büyümesini önlemek adına her ay dönümünde bir kaleden diğer kaleye geçerek, isyancılara destek verenleri idam etmeye ve onlara yardım ile yataklıkta bulunan köyleri ateşe vermeye devam etti. Ancak yerel halkın direnişi son bulmadı. Her geçen gün çöllerde veya şehirlerde daha fazla asker kampı basıldı, askerler ve atlar öldürüldü, mühimmat ve yiyecek malzemeleri çalındı veya yok edildi.

Ancak asıl ayaklanma Lord Tyrell’in ve askerlerinin Kumtaşı’na gelişi ve Lord Tyrell’in yatağına gizlenen akrepler ile katledilmesi ile başlamıştır. Lord Tyrell’in ölüm haberi bir anda Dorne’un bir ucundan diğer ucuna yayıldı ve bütün halkı isyana teşvik etti.

160 FS yılında, çıkan bu isyanın bastırılması adına Genç Ejder’in kendisi Dorne’a geri dönmek zorunda kaldı. Kemik Geçidi’nde birkaç küçük zafer kazanırken, Lord ‘Meşe Yumruk’ Alyn da birkez daha Ahşap Şehir’den Yeşilkan Nehri’ne girdi. Birkez daha yenildiklerini kabullenen Dorne, barış şartlarının ve bağlılık yeminlerinin tekrar görüşülmesini talep etti. Ancak Dorne’nun istediği barış değil, ihanet ve cinayetti. Dorne askerleri, barış görüşmesine beyaz sancak ile gelen Genç Ejder’e saldırdı. Kraliyet Muhafızları’ndan üçü kralı korumaya çalışırken katledildi. Ejderhaşövalyesi Prens Aemon yaralandı ve Dorne askerleri tarafından ele geçirilmeden önce hainlerden iki tanesini öldürdü. Genç Ejder’in kendisi ise elinde Karaalev ile cesurca savaşmasına rağmen etrafını saran bir düzine Dorne askerine karşı koyamadı ve katledildi.

Kral I.Daeron’un saltanatı dört kısa yıl süre de, aklındaki ihtirasların gerçekleştiremeyecek kadar büyük olduğu ölümü ile kanıtlanmış oldu. Kazandığı zaferler büyük bir yıkıma dönüşmeseydi, kısa süreli de olsa edindiği şan ve şöhret belki de ebediyen zihinlere kazınmış olacaktı.[/spoiler]


#82

yeni bölüm ne zaman gelcek bir sorsanız çeviri yapan kişiye


#83

Sabırsızlıkla bekliyoruz :smiley:


#84

Hafta sonuna doğru atılıyor genelde


#85

BÖLÜM XVIII - I.BAELOR

[spoiler]Kral Daeron’un ve askerlerinin ölüm haberi Kral’ın Şehri’ne ulaştığında oluşan nefret ve öfke, doğruca Dorne’dan getirilen rehinelere yöneldi. Kral Eli Prens Viserys’in emri ile bütün rehineler idam emri ile tutuklanıp zindana atıldı. El’in en büyük oğlu Prens Aegon bile yakın zamanda birlikte vakit geçirdiği Dorne’lu sevgilisini idam edilmesi için babasına teslim etti.

Genç Ejder ne evlenmiş, ne de çocuk sahibi olabilmişti. Bu yüzden vesayet yasalarına göre taht, Daeron’un on yedi yaşındaki kardeşi Baelor’a geçti. Baelor tahta çıkar çıkmaz Targaryen hanesi içinde en dindar kişi -kimilerine göre bütün Westeros içindeki en dindar kişi- olduğunu kanıtladı. Kral olarak verdiği ilk hüküm, hapis tutulan rehinelere af ilan edilmesiydi. Baelor’un on yıllık saltanatında, bunun gibi bir çok affetme örnekleri vardır. Baelor’a bağlı lordlar ve Küçük Konsey bile intikam arzusu ile yanıp tutuşurken, Baelor resmi olarak kardeşinin katillerini affetti ve amacının Dorne ile barış yapıp kardeşinin savaşının ‘’yaralarını sarmak’’ olduğunu belirtti. Ve bunun ulvi bir kanıtı olarak Dorne’a ‘’ne kılıçla, ne de orduyla’’ gidip Şehir’de tutulan rehineleri geri teslim ederek barış görüşmesinde bulunacağını ilan etti. Ve Baelor bu söylemini gerçekleştirmek adına Kral’ın Şehri’nden Güneş Mızrağı’na üzerinde eski püskü kıyafetler ve yalınayak yürürken, rehineler en iyi atların üzerinde ve en iyi kıyafetlerin içinde Baelor’u izledi.


Kral I.Baelor Dorne Çölü’nde yalınayak yürürken

Baelor’un Dorne’a yolcuğu hakkında, birçok şiir ve şarkı yazılmıştır. Taşlı Yol’u tırmanırlarken, Baelor kuzeni Prens Aemon’un Lord Wyl tarafından esir tutulduğu yere geldi ve Ejderhaşövalyesi’ni bir kafesin içinde çırılçıplak halde buldu. Söylenir ki, Baelor’un bütün yalvarmalarına rağmen Lord Wyl Aemon’u serbest bırakmayı reddedder ve Baelor’un elinden kuzeni için dualar okumak ve geri döneceğine yemin etmekten başka birşey kalmaz. Nesillerdir merak edilen konulardan biri de budur; karşısında sesi kısılmış, narin kandaşının eski püskü kıyafetler içinde ve yaralı ayaklar ile böyle bir yemin ettiğinde Ejderhaşövalyesi’nin gerçekten ne düşündüğüdür. Ancak Baelor dayandı ve kendisinden önce binlerce kişinin yapamadığını yapıp Kemik Geçidi’ni aştı.

Kamçı Nehri ile kuzeydeki tepelerin arasındaki çölü bir başına yalın ayak geçmek neredeyse Kral’ı öldürüyordu. Ancak o dayandı. Çok zorlu bir yolcuğa çıkmış olmasına rağmen hayatta kaldı ve Dorne Prensi ile buluştu. Kimileri için bu olay Kutsanmış Baelor’un iktidarında gerçekleşen ilk mucizedir. İkinci mucize ise, Dorne ile, kendi iktidarı boyunca sürecek olan barış anlaşmasının imzalanmasıdır. Anlaşmanın maddelerinden biri Kral Eli Viserys’in oğlu Aegon’dan olma torunu Daeron’un Dorne Prensi’nin en büyük evladı Prenses Mariah ile evlenmesidir. Anlaşma imzalandığı sırada Daeron ve Mariah’ın daha çocuk olmasından ötürü evlilik çocuklar ergin yaşa geldiklerinde gerçekleşmiştir.

Baelor’un Güneş Mızrağı’ndaki Eski Saray’da bir süre dinlenmesinden sonra, Dorne Prensi Kral’a, kendisini Kral’ın Şehri’ne götürecek bir gemi tahsis edileceğini söyledi. Ancak genç kral, ‘’Yediler’in ona yürümesini emrettiğini’’ belirterek bu teklifi geri çevirdi. Dorne sarayındaki bazı lordlar, eğer Baelor yol üzerinde ölürse, Kral Eli Prens Viserys’in bunu yeni bir savaş nedeni olarak göreceğinden korkuyordu. Bu yüzden Prens, yol üzerindeki bütün lordların misafirperver davranacaklarından emin olmak adına elinden gelen herşeyi yaptı. Baelor Kemik Geçidi’ne tekrar çıktığında yönünü Prens Aemon’un hapis tutulduğu Lord Wyl’ın kalesine çevirdi. Baelor Dorne Prensi’nden açıkça Ejderhaşövalyesi’nin serbest bırakılması hakkında söz aldığı için, Lord Wyl bu emre karşı gelemedi. Ancak Aemon’u kendisi serbest bırakmak yerine, Baelor’a Aemon’un içinde tutulduğu kafesin anahtarını verdi. Baelor kafesin yanına geldiğinde ise, kafes içinde çırılçıplak tutulan kuzenin gündüz sıcak güneşi, gece ise soğuk ayazı gören bir yere konulduğunu, dahası kafesin altının genişçe kazılarak oluşturulan çukurun içinde düzinelerce yılan konulduğunu gördü. Söylenir ki, Ejderhaşövalyesi kuzenine kendisini bırakıp Dorne Sınırı’ndaki lordlardan yardım alması için yalvarır ancak Baelor yüzünde geniş bir gülümseme ile kuzenine bakar ve Tanrılar’ın onu koruyacağını söyleyerek çukura adımını atar.

Sonraları şarkıcılar, Baelor’un her adımında yılanların başlarını öne eğip ona yol verdiklerini iddia etseler de, gerçekte olan söylenenlerin tam tersidir. Baelor çukuru geçip kafese ulaşarak kapıyı açana kadar yarım düzine yılan tarafından ısırılmış, kuzeni Ejderhaşövalyesi ise kapıyı itip neredeyse bayılmak üzere olan Baelor’u zor bela kaldırarak kafesin içine çekmiştir. Lord Wyl ve akrabaları için Prens Aemon ile Baelor’un kurtulup kurtulamayacağına yönelik iddiaya girdikleri söylenir. Belki de Prens Aemon’u, Baelor’u sırtına alıp kafese tırmanması ve kafesin üzerinden özgürlüklerine atlaması konusunda ateşleyen de onların zalimlikleri olmuştur.


Baelor, Prens Ejderhaşövalyesi Aemon’u kurtarmak için cesurca yılanlarla yüzleşiyor

Prens Aemon Kemik Geçidi’nin yarısını çırılçıplak bir şekilde sırtında Baelor’la birlikte geçti. Sonrasında Dorne dağlarında rastladıkları bir septteki rahip Aemon’a giyecek kıyafet ve komadaki kralı taşımasına yardım edecek bir eşek verdi. Eninde sonunda Aemon, Dondarrion’ların gözcü kulelerine ulaştı ve gözcü kulelerindeki askerlerin refakatinde Karaocak kalesine geldi. Burada yerel üstadlar kralı ellerinden geldiğince iyileştirmeye çalıştılar ve sonrasında kral tedavisinin devamı için Fırtına Burnu’na gönderildi. Ve bütün bunlar gerçekleşirken Baelor gözleri kapalı, dünyadan kopuk ve bilinci kapalı bir haldeydi.

Kral’ın yaşama dair tek belirtisi Fırtına Burnu kalesi yolunda sayıkladığı dualar oldu. Kral’ın yolculuğa dayanabilecek kadar güçlenip kendine gelmesi altı aydan uzun sürdü ve tüm bu zaman zarfında diyarı Kral Eli Prens Viserys, Baelor’un Dorne ile yaptığı anlamayı bozmadan yönetti.
Baelor en sonunda Kral’ın Şehri’ne gelip Demir Taht’a oturduğunda bütün diyar sevince boğuldu. Ancak tahta oturmasına rağmen Baelor’un içindeki Yediler aşkı sönmedi ve yayınladığı ilk ferman, III. Aegon’un ciddi, Daeron’un duyarsız ve Viserys’in kurnaz yönetimine alışanlar tarafından hayretle karşılandı. 160 FS yılında kız kardeşi Daena ile evlenen Kral, evlilik kararı kral olmasından önce kararlaştırıldığı için evliliğin sona erdirilmesi amacı ile Yüksek Septon’a baskı yaptı.

Evliliği Yüksek Septon tarafından sonlandırıldıktan sonra Baelor daha da ileriye gidip eski eşi Daena’yı ve diğer iki kız kardeşi Rhaena ve Elaena’yı Kızıl Kale içindeki Güzellik Odası’na yerleştirdi. Daha sonraları bu odaya Bakire Kubbesi adı verilmiştir. Kral bu kararı açıklarken, kız kardeşlerinin dinsiz erkeklerin şehvetinden ve dünyadaki günahlardan uzak durarak masumiyetlerinin korunması amacını güttüğünü söylese de birçokları Kral’ın kardeşlerinin güzelliğine kapılıp baştan çıkmamak amacı ile onları Bakire Kubbesi’ne kilitlediğini söyler.

Her ne kadar Viserys, prenseslerin kendileri ve konseydeki diğerleri bu karara karşı çıksalar da, ferman çoktan verilmişti ve prensesler Kızıl Kale’nin tam ortasındaki odaya kapatıldı ve Baelor’un hoşnutluğunu kazanmak isteyen lordlar ve şövalyeler tarafından gönderilen bakireler prenseslerin hizmetinde kullanıldı.


Kral Baelor’un kızkardeşleri, soldan sağa; Elaena, Rhaena, Daena

Baelor bir fermanla Kral’ın Şehri’nde fuhuşu yasakladığında ise bu huzursuzluk daha arttı ve hiçkimse bu kararın getireceği sorunları Kral’a kabul ettiremedi. Söylenir ki binden fazla fahişe ve çocuk toplanılmış ve şehrin sınırları dışına çıkarılmıştır. Baelor aklındaki yeni proje ile meşgul iken, halk arasındaki bu huzursuzluk gitgide artmaya başladı. Bu durumu göz ardı eden Baleor tüm dikkatini rüyasında Visenya Tepesi’nde gördüğünü söylediği büyük bir Sept’e vermişti. Her ne kadar Büyük Sept’in yapımına o zaman başlansa da, Baelor’un ölümünden yıllar sonra tamamlanacaktı.


Büyük Baelor Septi

Baelor, saltanat dönemi ilerledikçe ve kral daha bağnaz ve sürekli değişken kararlara imza attıkça, diyardaki bazı kimseler Kral’ın Dorne’a yaptığı yürüyüş neticesinde ölümün kıyısına gelmesinin zihnini birşekilde etkilediğini düşünmeye başladı. Ancak bu durumun aksine yerel halk Baelor’u çok sevmiştir. Kral, kraliyet hazinesini kullanarak hayır işleri yapmış, bir yıl boyunca şehirdeki bütün erkek ve kadınlara günlük ekmek verilmesini emretmiştir. Ama diyardaki lordlar yavaş yavaş kralın bu halinden rahatsız olmaya başlamıştı. Kral sadece Daena ile evliliğini bitirmemiş, aynı zamanda rahip yemini ederek bir daha evlenmemesini garanti altına almıştır. Bu kararda gittikçe krallıkta daha fazla nüfuz sahibi olmaya başlayan Yüksek Septon’un da etkisi vardır. Kral aldığı ruhani kararların yanında maddi kararlarla da diyardaki huzursuzluğun artmasına neden olmuştur. Örneğin bu kararlar arasında Hisar’ın mesaj taşıması için kuzgun yerine güvercin kullanılması ve kızlarının iffetli olduğunu göstermek amacı ile bekaret kemeri takan lordların vergi muhafiyeti kazanması da vardır.

Hükümdarlığının sonlarına doğru Baelor, kendisinin, yakınlarının ve diyardakilerin Yediler’e karşı işledikleri günlük günahların affolması amacı ile gittikçe daha fazla gün oruç tutmaya ve dua etmeye kendini adadı. Yüksek Septon vefat ettiğinde, Yediler Meclisi’ne Tanrıların kendisine yeni Yüksek Septon’un kim olacağını gösterdiğini söyledi. Baelor’un rüyasında gördüğü kişi; basit zekalı, okuma yazma bilmeyen üstelik basit bir duayı bile ezberden söyleyemeyen Pate adında yetenekli bir taş ustasıydı. Diyar’ın şansına bu kıt akıllı Yüksek Septon yüksek ateşten vefat etti ve sadece bir yıl görevde kaldı.

Daha sonraları Baelor, sokaklarda yaşayan sekiz yaşındaki bir öksüzün -ki büyük ihtimalle bir tüccarın çocuğu, mucizeler gerçekleştirdiğine iddia etti. Baelor’a göre çocuk yakaladığı güvercinlere sorular soruyor, güvercinler de çocuğa kadın veya erkek sesi ile cevap veriyordu. Baelor çocuğun Yediler ile konuştuğundan emin olmasından ötürü, bu öksüzün yeni Yüksek Septon olmasını talep etti. Ve Yediler Meclisi yine kralın isteğini kabul etti ve çocuk tarihteki en genç Yüksek Septon olarak kristal tacı başına giydi.

Daena Targaryen’ın Daemon Waters adında bir çocuk doğurması Baelor’u yeni bir oruç tutma ibadetine itti. Her ne kadar Daena çocuğun babasının kim olduğunu açıklamayı reddetse de sonraları bütün diyar çocuğun babasının Daena’nın kuzeni ve o zamanlar hala prens olan Aegon olduğunu öğrenmiştir. Baelor’un birkaç yıl önce kuzeni Prenses Naerys’in doğurduğu ikiz bebeklerin doğumdan hemen sonra hayatlarını kaybetmeleri sebebi ile bir ay boyunca tuttuğu oruç ibadeti onu neredeyse öldürüyordu. Ancak bu sefer Baelor daha ileri giderek susuzluğunu giderecek kadar su ve açlığını bastıracak kadar ekmek dışında kendisine getirilen herşeyi reddetti. Kırk gün boyunca bu duruma devam eden kral, kırk birinci günde Anne’nin sunağı önünde baygın halde bulundu.

Baş Üstad Munkun kralı iyileştirmek için elinden geleni yaptı. Çocuk Yüksek Rahip de bildiği dualarla Baelor’un yanında oldu ancak görünüşe göre çocuğun mucizeleri sona ermişti. Yediler, iktidarının onuncu senesinde vefat Kral’ı 171 FS yılında yanlarına aldılar. [/spoiler]


#86

Ya sıkıldım bu targaryen krallarından bitseler artık.


#87

[quote=“The_Old_Kraken, post:86, topic:7450”]
Ya sıkıldım bu targaryen krallarından bitseler artık.
[/quote]Daha 8 targaryen kralı var


#88

Bu konu da sekteye uğramış :confused:


#89

Ya bu Kötü Çocuğu basıp bunlara sıra gelmiyor ya anlam veremiyorum


#90

Değersiz Aegon’a kadar çeviri yapılmıştı. II. Daeron’u bekliyorduk. çeviriler yalan mı oldu yoksa?


#91

Robert’ın İsyanını merakla bekliyorum ya çabuk çıkar umarım.


#92

Targenyan Krallarının çevirileri durdu mu? Değersiz Agen’a kadar gelmiştik ne güzel :frowning:


#93

2 kral daha yayınlanmıştı? ne oldu onlara? keşke kopyalayıp paylaşsaydım burda… bıraktınız mı çeviriyi?


#94

Merhaba,

Güncelleme sırasındaki veri kaybından dolayı sanırım bu konuda yapılan çevirilerde de kayıplar olmuş. Yedeklerden bulabildiğim eksikleri tekrar ekliyorum. @Çikolata’ya teşekkürler.

BÖLÜM XIX - II.VISERYS

Kral III.Aegon’un iki oğlunun da vefatı ile ondan geriye üç kız evladı kalmıştı ve yerel halk arasında ve hatta bazı lordlara göre de, tahta çıkma hakkı Prenses Daena’ya aitti. Ancak böyle düşünenlerin sayısı pek bir azdı keza, Bakire Kubbesi’nde geçen on yıl, Daena ve onun kızkardeşlerini güçlü müttefiklerden mahrum bırakmıştı. Üstelik Demir Taht’a en son bir kadın oturduğunda diyarın başına gelenlerin hatıraları hala tazeliğini koruyordu. Nam-ı diğer Muhalif Daena birçok lord tarafından vahşi ve kontrol edilemeyecek seviye olarak görülüyordu. Bunun yanında bir yıl önce doğurduğu ve çocuğun babasının ismini söylemeyi reddettiği piç bir evladı da vardı.

101 FS yılındaki Büyük Konsey ile Ejderhaların Dansı’na atıfta bulunularak Baelor’un kız kardeşlerinin hak iddiaları reddedilerek taç, Kral Eli olan Prens Viserys’in başına konuldu.


Kral II.Viserys ile birlikte eşi Larra Rogare ve oğlu Prens Aegon

Uzun zamandır yazılagelen cümlelerden biri; ‘’Daeron savaşmış, Baelor dua etmiş, Viserys hükmetmiştir,’’ cümlesidir. Viserys on dört yıl boyunca yiğenlerine ve onlardan önce kardeşi Kal III.Aegon’a Kral Eli olarak hizmet etmişti. Söylenir ki Viserys, Rahip Barth’tan beri görev alan Kral Elleri arasında en kurnaz olanıdır. Yıkılmış Kral’ın saltanatı boyunca diyarı bir arada tutmak için elinden geleni yapmış, lordların sevgisini kazanmak veya yanına çekmek için bir arzuda bulunmadan yönetmiştir. ’’Dört Kralın Yaşamı’’ adlı kitabında Baş Üstad Kaeth, Viserys’in iyiliği veya kötülüğü hakkında çok az görüş bildirmiştir. Ama kimilerine göre kitabın adı Viserys ile birlikte ‘’Beş Kralın Yaşamı’’ olmalıydı. Ancak kitapta Viserys es geçilmiş, onun yerine oğlu Değersiz Aegon yer almıştır.

Dans’ın sonrasında yıllarca Lys’te rehine olarak tutulduktan sonra Viserys, Kral’ın Şehri’ne yanında nüfuzlu ve zengin bir aile mensup Lys’li Larra Rogare ile birlikte dönmüştü. Upuzun boyu, menekşeye çalan gözleri ve gümüşümsü sarı saçları ile birlikte güzeller güzeli olan Larra, Viserys’ten yedi yaş büyüktü. Kendisini asla konseylerin ve toplantıların bir parçası olarak hissedemeyen ve gerçek anlamda mutlu olamayan Larra, memleketi Lys’e dönmeden önce Viserys’e üç evlad verdi.

Bu çocuklarından en büyüğü, Viserys’in Lys’ten dönüşünün ardından 135 FS yılında Kızıl Kale’de dünyaya gelen Aegon’dur. Aegon gürbüz gibi, yakışıklı ve etkileyici bir delikanlı olmasının yanında sorumsuz, kaprisli ve kendini dünyevi zevklere adamış biriydi. Babasına birçok sorun çıkarmış, diyara ise birçok gözyaşı döktürmüştür.

136 FS yılında ise ikinci erkek evlad Aemon dünyaya geldi. Aemon, abisi Aegon kadar gürbüz yapılı ve yakışıklıydı ve abisinin kötü kusurlarına sahip değildi. Yaşıtları arasında en iyi kılıç ustası ve at binicisi olduğunu kanıtlayıp, Kara Kızkardeş’i kuşanacak değerde bir şövalye olduğunu ispat ettikkten sonra ‘’Ejderhasövalyesi’’ olarak anılır oldu. Ona böyle denmesinin sebebi de başına taktığı miğferin üzerinde beyaz altından yapılma üç başlı ejderha sorgucu olmasıdır. Günümüzde bile Aemon, gelmiş geçmiş en asil Kraliyet Muhafızı olarak kabul edilir ve hakkında birçok Kraliyet Muhafızı’ndan daha fazla öykü, hikaye yazılmıştır.

Viserys’in üçüncü ve son evladı ise 138 FS yılında doğan Naerys isimli kızıdır. Naerys’in cildi o kadar solukmuş ki kimileri neredeyse yarı saydam olduğunu söylemiştir. Bedenen minyon tipli olan Naerys’in büyük ve koyu menekşe gözleri ile solgun kirpiklerine birçok şarkı bestelenmiştir.

Naerys, kardeşleri içinden kendisini güldürebildiği için en çok Aemon’u severdi. Aynı zamanda Aegon’dan farklı olarak inançlı bir yapısı da vardı. Naerys için Aemon’u sevdiği kadar Yediler’i de sevdiği söylenir ki, kendisi septa olmak istemiş ancak lord babası buna izin vermemiştir. Bunun yerine Viserys, 153 FS yılında III.Aegon’un onayı ile Naerys ile Aegon’u evlendirmiştir. Şarkıcılar bize, Aemon ile Naerys’in düğün boyunca gözyaşı döktüğünü, tarihçiler ise Aemon ile Aegon’un yemek sırasında tartıştığını ve Naerys’in gerdekte, düğünden daha şiddetli ağladığını söyler.

Kimi tarihçiler Genç Ejder ile Kutsanmış Baelor’un yaptığı yanlışların Prens Viserys tavsiyesi ile gerçekleştirildiğini yazsa da, birçokları iki kralın kötü yönlerinin ve takıntılarının Prens Viserys tarafından olabildiğince düzeltilmeye çalışıldığını yazmaktadır. Saltanatı bir seneden biraz daha fazla sürmüş olsa da, kraliyet şehrinde reformlar yapması, yeni hanedan paraları bastırması, Dar Deniz ile yapılan ticaretin geliştirilmesi ve Arabulucu Kral Jaehaerys’in kanunlarını revize etmesi gibi yeniliklere imza atmıştır.

II.Viserys’in sahip olduğu kurnazlıkla yeni bir Arabulucu Kral olabilme potansiyeli vardı lakin, yakalandığı ani hastalık onu 172 FS yılında aramızdan alıp götürdü.

Kimileri Viserys’in yakanlandığı ani hastalığı şüpheli bulsa da, o zamanlar kimse bu şüpheleri konuşmaya cesaret edemedi. Viserys’in oğlu Aegon tarafından zehirlenerek öldürüldüğü iddiası ise ilk olarak Viserys’in ölümünden on yıl sonra yazıya döküldü.

Bu iddiada bir gerçeklik payı var mıdır? Kesin olarak birşey söyleyemiyoruz. Ancak Değersiz Aegon’un saltanatı boyunca ve öncesinde gerçekleştirdiği onlarca rezil ve yozlaşmış ameller düşünüldüğünde, böyle bir olasılık göz ardı edilmemektedir.


#95

Güncelleme sırasındaki veri kaybından dolayı sanırım bu konuda yapılan çevirilerde de kayıplar olmuş. Yedeklerden bulabildiğim eksikleri tekrar ekliyorum. @Çikolata’ya teşekkürler. Gözümden kaçan çeviri varsa çeviri başlığı ile birlikte “Bölüm XX - IV.AEGON” şeklinde mesaj atarsanız bulmaya çalışırım.

BÖLÜM XX - IV.AEGON

172 FS yılında Kral II.Viserys’in ölümü ile Aegon, küçüklüğünden beri göz diktiği Demir Taht’a oturdu. Aegon gençliğinde gayet iyi huylu, mızrakta ve kılıçta yetenekli, şahinle veya şahinsiz avlanmayı ve dans etmeyi seven bir delikanlıydı. Kendi jenerasyonunun en umut vaadeden prensi olmakla birlikte, zekasının keskinliği herkes tarafından kabul edilmişti. Ancak Aegon’un tek bir kusuru vardı: O da kendi kendini idare edemiyor oluşuydu. Şehveti, oburluğu, arzuları tamamen Aegon’u kontrol eder hale gelmişti. Demir Taht’a oturduğunda ilk verdiği hükümler az da olsa kendi zevkleri uğruna verilmiş hükümlerdi ancak zamanla dünyevi zevklere olan açlığı sınır tanımaz hale geldi ve bu yozlaşma beş nesil boyunca diyarın başına bela oldu. ‘’Aenys zayıf, Maegor ise zalimdi,’’ diye yazar Üstad Kaeth, ‘’II.Aegon ise açgözlüydü. Ancak IV.Aegon’dan önce veya sonra hiçbir kral onun kadar yozlaşmış işlere imza atmamıştır,’’ diye bitirir.

Aegon, kısa sürede Kızıl Kale’yi, asillikleri, dürüstlükleri veya zekaları ile öne çıkanlarla değil, kendisini en çok eğlendiren ve pohpohlayanlarla doldurdu. Bunun yanında Kale’deki kadınların büyük kısmı da diğer lordların izinden gidip çıkar uğruna Aegon’un kendi bedenlerini kullanmasına izin verdiler. Kralın kafasına estikçe, bir hanenin sahip olduğu taşınmazı, diğer bir haneye vermesi zamanla alışıldık bir hale geldi. Örneğin Brackenlara ait olan Memeler isimli tepeleri onlardan alıp, Blackwoodlara hediye etmiştir. Keza aynı şekilde, sırf şehveti yüzünden paha biçilemeyecek kraliyet hazinelerini de etrafa dağıtmıştır. Tıpkı Kral Eli Lord Butterwell’in üç kızı ile yatması karşılığında Lord Butterwell’e bir ejderha yumurtası vermesi gibi. Ayrıca zenginliğine göz diktiği kimselerin de yasal haklarını ellerinden almıştır. Bu konu hakkında Lord Plumm’un ölümünden de Aegon’un sorumlu olduğu iddiaları vardır.


Targaryen Krallarının kılıcı Karaalev

Halka göre ise Aegon’un saltanatı birer dedikodudan ve eğlenceden ibaretti. Aegon’un sarayında olmak istemeyen ve Aegon’un keyfine göre kızları ile düşüp kalkmasını istemeyen lordlara göre Aegon, güçlü, kararlı, uçarı ancak çoğunlukla zararsızdı. Ancak Aegon’un oluşturduğu daireye girmeye cesaret edenler için Aegon, dakikası dakikasına uymayan, aşırı açgözlü, aşırı zalim ve bunlardan daha öte, aşırı tehlikeliydi.

Söylenir ki Aegon hiçbir gecesini yalnız geçirmemiş, hatta bir kadınla geçirmediği geceyi, geceden saymamıştır. Cinsel arzuları, en aşağılık fahişelerden, en soylu prenseslere kadar ayrım gözetmemiş, her türlü kadın ile birlikte olmuştur. Son yıllarına doğru kendisi hayatı boyunca dokuz yüz kadın ile yattığını iddia etse de, onların içinde sadece dokuz tanesini gerçek anlamda sevmiştir. (Kız kardeşi Kraliçe Naerys bu dokuz kadın arasında yoktur.) Bu dokuz metres, uzaktan veya yakından gelmiş ve Aegon’a evlatlar vermiştir ve Aegon onlardan sıkıldığı vakit saraydan uzaklaştırılmışlardır. Ancak doğan o çocuklardan bir tanesi Aegon’un metresi olmayan bir kadından, Muhalif Daena’dan doğmuştur.

IV.Aegon’un metresleri;


Soldan sağa; Leydi Melissa Blackwood, Lys’li Serenei, Leydi Falena Stokeworth, Bellegere Otherys


Soldan sağa; Leydi Bethany Bracken, Leydi Barba Bracken, Megette(Neşeli Meg), Leydi Cassella Vaith, Leydi Jeyne Lothston

Daena doğan çocuğuna, Prens Daemon’a itafen Daemon adını vermişti ve ilerleyen günlerde bu çocuğun ileride nasıl biri olacağına dair bir işaret olarak atfedildi. Çocuk 170 FS yılında doğduğunda tam adı Demon Waters’dı. O zamanlar Daena çocuğun babasının kim olduğunu açıklamayı reddetti ancak yine de bazıları Aegon’dan şüphelenmişti. Kızıl Kale’de büyüyen bu yakışıklı çocuğa en zeki üstadlar ve en iyi kılıç ustaları eğitim verdi. Bu ustalara ‘’Ateştopu’’ Quentyn Ball da dahildir. Çocuğun en çok sevdiği şey kılıç kullanmaktı ve zamanla bütün silahlarda ustalaştı. Birçoğu çocuğun yeni bir Ejderhaşövalyesi olacağından emindi. Daemon on iki yaşında yaverler turnuvasını kazandı ve IV.Aegon tarafından şövalye ilan edildi (Böylece Maegor’u da geçerek Targaryen tarihinde ilan edilmiş en genç şövalye unvanına sahip oldu). Ancak dahası, Aegon bütün saray halkını, akrabalarını ve küçük konseyi şaşırtarak Fatih Aegon’un kılıcı olan Karaalev’i, toprak ve ünvanlar ile birlikte Daemon’a bahşetti. Bu olaydan sonra Daemon, kılıca itafen Karaalev soyadını aldı.


Daemon Karaalev’in babası IV.Aegon tarafından şövalye ilan edilme anı

Aegon’un birlikte olup da zevk almadığı tek kadın olan Kraliçe Naerys, kendini dine adamış, nazik ve kırılgan kısaca kralın sevmediği bütün özellikleri barındıran biriydi. Kendisi küçük ve narin olduğu için, doğum onun için tehlikeliydi. 153 FS yılının sonuna doğru Prens Daeron doğduğunda Baş Üstad Alford kraliçenin başka bir doğumu kaldıramayacağını belirtti. Söylenir ki, bunun üzerine Naerys kardeşine gider ve, ‘’Sana kadınlık görevimi yapıp bir erkek evlat verdim. Yalvarırım bundan sonra hayatımıza kardeş olarak devam edelim,’’ der. Bize söylenene göre Aegon kraliçeye, ‘’Bizim yaptığımız da tam olarak bu zaten,’’ diye cevap verir. Aegon, kraliçenin hayatının sonuna kadar kadınlık görevini yerine getirmeye zorlamıştır.

Kral ile Kraliçe arasındaki sorunlar, Naerys’in küçüklüklerinden itibaren dipdibe olduğu Prens Aemon yüzünden daha da artmıştır. Aegon’un, soylu ve meşhur olan erkek kardeşi Aemon’a karşı kini açık şekilde ortadadır ve Kral bu kini, eline geçen her fırsatta Naerys ile Aemon’dan çıkarmıştır. Ejderhaşövalyesi’nin kendisini korurken can vermesine ve Kraliçe Naerys’in Aemon’un ölümünden bir yıl sonra doğum sırasında vefat etmesine rağmen IV.Aegon onların anısına neredeyse hiçbirşey yapmamıştır.

Kral’ın kardeşleri ile arasındaki tartışmalar, oğlu Daeron’un büyüyüp kendi düşüncelerini belirtmeye başlaması ile daha da kötüleşti. ‘’Dört Kral’ın Yaşamı’’ adlı eserinde Üstad Kaeth, Sör Morgil Hastwyck’in iddia ettiği Kraliçe’nin Aegon’u aldattığı suçlamasının direkt olarak Kral emri ile yapıldığını yazmaktadır. Ancak o sıralar Aegon bunu reddetmiştir. Bu sahte suçlama, Ejderhaşövalyesi’nin Sör Morgil’i dövüşle yargılamada öldürmesi ile düşmüştür. Bu suçlamanın, Prens Daeron ile Aegon’un, kral tarafından tertiplenmekte olan Dorne’a karşı savaş hazırlığı konusunda tartıştıkları bir dönemde ortaya çıkması elbette ki bir tesadüf değildir. Bunun yanında Kral Daeron’u ilk defa burada, Daeron yerine piçlerinden birini veliaht ilan etmekle tehdit etmiştir.

Kardeşlerinin ölümü ile birlikte Aegon, oğlu hakkındaki gayrimeşruluk söylentilerine atıfta bulunmaya başlamıştır ki Ejderhaşövalyesi hayatta iken böyle bir harekette bulunmaya cesaret edemeyeceği açıktır. Kral’la birlikte kaledekiler de bu söylentilere uyunca, bu sahte dedikodu heryere yayılır hale gelmiştir.

Aegon’un saltanatının son yılında, Daeron, Aegon’un yozlaşmış iktidarına karşı duranların başında geliyordu. Diyardaki lordların kimileri şişman, doyumsuz ve kişisel zevkleri için ünvanlar, görevler ve topraklar dağıtan kralın yanında saf tutmayı bir fırsat olarak görse de, Aegon’un bu tavırlarına karşı olanlar, Aegon’un, Daeron’un aslında kendinden olmadığı ve tahtı haketmediği gibi tatsız şakalarına ve tehditlerine rağmen Prens Daeron’un yanında saf tutmaya başladı. Aegon’un Daeron’u neden açıkça reddetmediği konusunda fikir ayrılıkları vardır. Kimileri bütün yozlaşmasına rağmen Aegon’un içinde az da olsa onur veya utanç kaldığı için bunu yapmadığını yazar. Ancak mantığa en yatkın olanı, böyle bir hamlenin diyarı bir anda savaşın içine sokacağıdır. Keza Daeron’un arkasındaki destekçilerin başında, eniştesi Dorne Prensi geliyordu ve Daeron’un tahttaki hakkını savunacağı kesindi. Belki de bu yüzden Aegon, diyarda hala hissedilen Dorne’a olan öfkeyi kullanmak istemiş, Daeron’un destekçilerini bölerek, Fırtına Diyarı’nı ve Menzil’i Dorne’a karşı kullanmaya çalışıp Daeron’un en güçlü müttefikini zayıflatmayı amaçlamıştır.

Ancak diyarın bahtına, Kral’ın 174 FS yılındaki Dorne’u işgal planı tamamen fiyasko ile sonuçlanmıştır. Aegon, tıpkı Genç Ejder Daeron’un başardığını tekrar başarabileceği düşüncesi ile devasa bir filo inşa ettirmiş, ancak filo Dorne yolunda fırtınaya yakalanarak parçalanmış ve yok olmuştur.

Ancak bu Aegon’un boşa çıkan işgal planlarından sadece ilkiydi. Filonun yok olmasından sonra Aegon şehirdeki ateş üstadlarının yanına gidip onlara ‘’ejderha inşa etmeleri’’ emrini vermiştir. Ağaç ve demirlerle inşa edilmiş, üzerine konulan tulumbalar sayesinde çılgın ateş püskürtebilen bu canavarlar belki kale kuşatmalarında kullanışlı olabilirdi. Ancak Aegon, bu araçların Dorne’luların bile düzgün ilerleyebilmek için basamaklar oyduğu Kemik Geçidi’ne çıkarılmasını emretti.

Ve tabi bu yapay ejderhalar Kemik Geçidi’ne kadar bile dayanamadı. İlk ejderha Kral Ormanı’nda alev aldı. Kısa sürede ona diğer altı ejderha da katıldı. Yapay ejderhalar ile birlikte yüzlerce asker ve Kral Ormanı’nın dörtte biri de yandı. Bu olaydan sonra Kral Dorne’u fethetme arzusundan vazgeçti ve bir daha ağzına Dorne kelimesini almadı.

Değersiz Kral’ın saltanatı, 184 FS yılında Kral Aegon kırk dokuz yaşında iken son buldu. Kral aşırı derecede şişmanlamış, neredeyse ayakta duramaz haldeydi. Kimileri Aegon’un son metresi Lys’li Serenei’nin-kendisi Denizyıldızı Shiera’nın annesi olur- Kral’a nasıl katlanabildiğini merak etmiştir. Kral’ın kendisi ise iğrenç bir şekilde vefat etmiştir. Oturduğu yerden kendini kaldıramayacak kadar şişman olan kralın, eklemleri çürümüş, bütün vücudu kurtçuklarla kaplanmıştır. Üstadlar daha önce böyle birşey görmediklerini söylerken, rahipler bu korkunç ölümün Tanrıların adaletinin bir yansıması olduğunu söylemişlerdir. Kral’ın acılarının bastırılması için haşhaş sütü verilmekten başka üstadların elinden birşey gelmemiştir.

Kral’ın, bütün kaynaklarda onaylanan son arzusu vasiyetinin yazılması talebidir. Ve o vasiyette Aegon, diyara en büyük zehri zerk etmiştir. Ölüm döşeğinde Kral, kendinden olan bütün çocuklarını, meyhane fahişelerinden doğanlardan, soylu hanelerin kızlardan doğanlara kadar bütün çocuklarını meşrulaştırmıştır. Basit kimselerden olan çocuklar Kral tarafından resmi olarak tanınmadıkları için bu vasiyet onlar için bir önem arzetmiyordu. Ancak Aegon tarafından tanınmış piçler için ise bu vasiyet büyük önem taşıyordu. Diyar için ise bu vasiyet beş nesil boyunca ateş ve kan demekti.


#96

Hiçbir yayınevi üstlenmedi mi bunun çevirisini acaba ?


#97

II. DAERON

Aegon’un Fethi’nin üzerinden geçen yüz seksen dördüncü yılda, Aegon’ların dördüncüsü olan Değersiz Aegon sonunda son nefesini verdi.

Oğlu ve varisi olan Prens Daeron babasının vefat ettiğini öğrenmesine müteakip iki hafta içinde bulunduğu Ejderkayası’ndan ayrılıp Kral’ın Şehri’ne geldi ve Kızıl Kale içinde Yüksek Septon tarafından taç giydirildi. Yüksek Septon’un Daeron’un başına koyduğu taç, IV.Aegon’un tacıydı keza bu tercih şüpesiz ki Daeron’un kendisi hakkındaki meşruluk şüpheleri bastırma amacı içermekteydi. Daeron hızlıca karar verip Aegon’un kendi zamanında yaptığı yanlışları düzeltmek için kolları sıvadı. Bunlardan ilki, Küçük Konsey’in bütün üyelerini görevden alıp onların yerine kendi seçtiği , çoğunun da bilge ve yetenekli kişilerden oluştuğu yeni üyeler atamak oldu. Kral Aegon’un sıklıkla kendisine yakın olanları ödüllendirmek için kullandığı ve onların da bunun karşılığında umumhanelerde Aegon’un açlığını bastıracak kadar kadın olmasını sağlayan Şehir Gözcüleri’nin düzene oturması bir yılı aşkın bir süreyi aldı.

Daeron bununla da kalmadı ancak babasının yozlaştırdığı veya ilgi göstermediği için yozlaşan herşeyin yeniden düzenlemesi için çaba sarfetti. Diyara olan görevlerini yerine getirirken vicdanlı davranmasının yanında, Aegon’un ölüm döşeğinde Daeron’un bütün piç kardeşlerini meşrulaştırması sonucu ortaya çıkan dengesizliği düzene oturtma görevinde de vicdanlı davrandı. Her ne kadar babasının son dileği olan emri feshedemiyor olsa da, Baş Piçler’i yakınında tutmak ve onlara onurlu bir şekilde davranarak Aegon’un onlara vaadettiği gelirlerin ödenmesini konusunda elinden gelen herşeyi yaptı. Daeron’un yarımkan kardeşi olan Daemon Karaalev’in henüz on dört yaşında iken Kral Aegon tarafından kararlaştırılarak Tyrosh’lu Rohanne ile nişanlanması karşılığında Tyrosh’un Archon’una söz verdiği çeyiz parası Daeron tarafından ödendi. Düğün gününde Kral Daeron, kardeşi Daemon’a Karasu Nehri yakınında arsa ve arsa üzerine kale inşa edebilme hakkı verdi. Kimileri Daeron’un bu çabasının Baş Piçleri hizada tutup iktidarına karşı çıkılmaması için, kimileri ise adil ve cömert olduğunu için yaptığını söyler. Ancak sebebi ne olursa olsun bu çabalar herhalükarda boşunaydı.

Ancak Daeron’un saltanatı henüz ne Aegon’un kötü yönetimi, ne de Baş Piçler’in ne yapacağı sorusu ile dikkat çekiyordu. Daeron’un Dorne’lu Mariah ile ki kendisi şuan Yedi Krallık’ın kraliçesi olmuştu, olan evliliği mutlu ve verimliydi. Bu yüzden Daeron’un tahtta geçtikten sonra göze çarpan en büyük icraatı, eniştesi Prens Maron ile Dorne’u Targaryen himayesi altında almak için müzakerelere başlamasıydı. İki yıl süren müzakereler sonunda Prens Maron, Daeron’un kız kardeşi Daenerys ile evlenme karşılığında anlaşmayı kabul etti. Prens Maron ile Prenses Daenerys anlaşmanın imzalanmasından bir yıl sonra evlendiler ve bu evlilik sonunda Prens Maron Demir Taht’ın önünde diz çöküp Daeron’a sadakat yemini etti.

Bunun üzerine Kral Daeron, Dorne’lu Prensi ayağa kaldırdı ve birlikte Kızıl Kale’den ayrılıp Büyük Sept’e at sürdüler. Kutsanmış Baelor’un heykelinin ayak ucuna altından bir çelenk bırakırken Daeron ile Maron birlikte ‘’Baelor, başladığın işi bitirdik,’’ diye ilan ettiler. Böylece bir zamanlar Fatih Aegon’un düşlediği, Sur’dan Yaz Denizi’ne kadar Westeros’un tamamının Targaryen himayesine girmesi hayali sonunda gerçekleşmiş oldu. Ve bunu gerçekleştiren de, adaşı Genç Ejder gibi korkunç kayıplar vermeden amacına ulaşan II.Daeron’du.

Kral II.Daeron ile Prens Maron, Kral Baelor’un heykeli önünde,

Ertesi sene Daeron, Dorne Sınırı yakınlarında Menzil’in, Fırtına Diyarı’nın ve Dorne topraklarının kesiştiği bir alanda büyükçe bir kale inşa ettirdi. Kaleye elde ettiği barış ortamına itafen Yaz Kalesi adını verdi. Aslında Yaz Kalesi kaleden çok bir saray görünümündeydi keza hafif şekilde silahlandırılmıştı ve gelecek yıllarda birçok Targaryen prensi ‘’Yaz Kalesi Prensi’’ ünvanı ile kaleye hükmedecekti.

Bunlarla birlikte Prens Maron, krallıktan birkaç taviz ile birlikte diğer hanelerin sahip olmadığı Dorne’a özel ayrıcalıklara da sahip olmuştu. Bu ayrıcalıklardan başta gelenler, kendilerine ait olan kraliyet ünvanlarını kullanabilmeleri ve kraliyet yasalarını değil, kendi özerk yasalarını kullanmaya devam etmeleriydi. Bunun yanında Demir Taht tarafından belirlenip toplanılacak olan vergilerin ödenmesinde Kızıl Kale’nin mazur gördüğü düzensizlik gibi konular da vardı. Dorne’a verilen bu denli fazla ayrıcalığın yarattığı hoşnutsuzluk Birinci Karaalev İsyanı’nın temel taşlarından biridir. Daeron’un Kızıl Kale’ye birçok Dorne’lu getirmesi ve onlara yüksek rütbeli görevler bahşetmesi, diyardaki lordlar arasında Dorne’un Kral üzerinde gereğinden fazla etkide bulunduğu izlenimi yaratmıştı.

Yine de Daeron yönetimi kısa sürede diyardaki bozuklukları düzeltip stabil hale getirdi. Böylece Daeron soylu lordlar ve yerel halk tarafından ‘’İyi Kral Daeron’’ olarak anılmaya başladı. Dorne’lu eşinin kendisi üzerindeki etkileri ortaya sorular çıkartsa da kendisi gayet adil ve iyi yürekli bir lider olarak görülüyordu. Kendisinin savaşçı bir yapısı olmamasına rağmen, -düşülen notlarda Daeron minyon tipli, kolları ince, omuzları dar ve daha çok rahip görünümünde olarak tanımlanmaktadır- dört evladının ikisi bir kralın, bir şövalyeden, bir lorddan veya bir varisten isteyebileceklerinin hepsini taşıyordu. En büyük oğlu Baelor, Prenses Daenerys’in evlilik töreninde düzenlenen mızrak yarışı finalinde Daemon Karaalev’i atından düşürüp galibiyet kazanarak on yedi yaşında ‘’Kırıkmızrak’’ lakabını kazandı. Ve Daeron’un en küçük oğlu Maekar da abisi Baelor kadar cesaretli ve güçlü olduğunu kanıtlamıştır.

Yine de Baelor’un tıpkı babası kadar eli açık, nazik ve kolayca başkalarının saygısını kazabilen bir kişi olduğunu kanıtlamasına rağmen birçokları Baelor’un siyah saçlarına ve gözlerine bakıp, çocuğun Targaryen’dan çok Martell kanı taşıdığı konusunda mırıldanıyordu. Dorne Sınırı’nda ikamet eden lordlar ve şövalyeler gün geçtikçe daha çok Dorne’un, Kral’ın ilgisi için yarıştıkları bir rakip değil, apaçık düşman oldukları zamana özlem duyar hale geldiler ve Daeron ile Baelor’a olan güvenlerini yitirmeye başladılar. Ve o lordlar ile şövalyeler gözlerini uzun, güçlü, sıradan insanlar arasında yarı tanrı gibi dolaşan ve belinde Fatih’in kılıcını taşıyan Daemon Karaalev’e çevirip hayret ettiler.

İsyan’ın tohumları çoktan ekilmişti ancak isyan ateşinin diyarı sarması için üzerinden yıllar geçmesi gerekecekti. Ortada Daemon Karaalev’i Kral Daeron’a düşman edecek ne bir hakaret, ne yapılan büyük bir yanlış vardı. Eğer isyanın sebebi gerçekten Daemon’un Daenerys’e duyduğu aşk ise, neden Daemon isyan etmek için sekiz yıl bekledi? Sekiz yıl bir aşkı sürdürebilmek için uzun bir süreydi özellikle Rohanne Daemon’a yedi erkek evlad ve kız çocuk vermiş ve Daenerys de Prens Maron için birçok varis dünyaya getirmiş iken.

Gerçeği konuşur isek, isyanı asıl harlayan Değersiz Aegon’un kendisiydi. Aegon Dorne’a karşı nefret beslemekte ve her daim onlarla savaşma niyetindeydi. Ve her ne kadar Aegon’un bozuk saltanatından şikayet etseler de o dönemlerin geri gelmesini arzulayan savaşkan lordlar ve şövalyeler bu barışcıl kralın hükmü altında asla mutlu olamazlardı. Birçok ünlü savaşçı diyarın içinde bulunduğu barış döneminden dolayı umutsuzluğa kapıldığından, Kral’ın çevresindeki Dorne’lular Daemon’u ortadan kaldırmanın bir yolunu aramaya başladılar.

Belki ilk başlarda Daemon Karaalev, sahip olduğu gurur neticesinde bu tür konuşmaları ve imaları kulak arkası etmişti. Sonuçta Daemon’a gelip isyan etmesini salık veren ilk kişi ile asıl isyanın başlayacağı zaman arasında yıllar vardı. Peki o zaman kim nasıl oldu da Daemon’u taht için isyan etmeye ikna etti? Görünüşe göre o, Baş Piçler’den bir diğeri, Acıçelik lakaplı Aegor Rivers’tı. Belki de Aegor’u bu kadar asabi ve hiddetli kılan damarlarında akan Bracken kanıydı. Belki de Kral Aegon’un Bracken’lara olan saygısı yitirip yüz kızartıcı bir şekilde onu Kızıl Kale’den sürgün etmesiydi. Veya belki de diğer yarımkan kardeşlerinden biri olan ve Kale’deki diğer lordlarla yakın ilişkiler kuran Brynden Rivers ile arasındaki rekabetti. Çünkü Kankuzgun’un annesi yaşadığı süre boyunca Kral tarafından sevilmişti ve diyar tarafından iyi bir şekilde anılıyordu. Bu yüzden de Kral metreslerini kaleden sürgün ettiğinde Blackwood’lar, Bracken’lar kadar acı çekmemişti.

Acıçelik, Altın Birlik’e liderlik ederken,

Sebebi ne olursa olsun Aegor Rivers, Daemon Karaalev’e tahttaki hakkını alması için isyan etmesi konusunda baskı yapmaya başladı. Bu baskılar Daemon’un en büyük kızı Calla’nın Aegor ile evlenmesi ile daha da arttı. Aegor’un kılıcı acıydı ancak dili daha da beterdi. Yanlarında yer alan lordlar ve şövalyeler ile birlikte Daemon’un da zihnini sözleri ile zehirledi.

Ve sonunda Daemon Karaalev tercihini yaptı. Ancak bu tercih ani bir şekilde yapılan bir tercihti keza Kral Daeron’un kulağına Daemon’un bir ay içinde kendini kral ilan edip isyan edeceği haberi gelmişti. (Bu haberin Kral Daeron’a nasıl ulaştığı bilinmemektedir ancak Merion’un tamamlanmamış ‘’Kızıl ile Siyah Ejder’’ adlı eserinde bir diğer Baş Piç olan Brynden Rivers’ın bu olayda bir parmağı olduğu yazmaktadır.)

Böylece Kral, isyan planlarını engellemek adına Daemon’un tutuklanması için Kraliyet Muhafızları’na emir verdi. Ancak Daemon çoktan bu durumdan haberdar olmuştu ve çabuk parlamasından ötürü ‘‘Ateştopu’’ lakabı ile çağrılan ünlü şövalye Sör Quentyn Ball’un yardımı ile Kızıl Kale’den güvenli bir şekilde kaçabildi. Daemon’un müttefikleri ise bu tutuklama girişimini, Daeron’un duyduğu temeli olmayan bir korku yüzünden gerçekleştiğini söylerek savaş sebebi olarak saydı. Diğerleri ise Daeron’a ‘’Piç Daeron’’ diyerek Değersiz Aegon’un son yıllarında Daeron’un kendisinden değil, kardeşi Ejderhaşövalyesi’nden olduğu söylemini tekrarladı.

Bu olaylar ışığında Birinci Karaalev İsyanı 196 FS yılında başladı. Targaryen hanesinin geleneksel sancağının rengini tersine çevirip, kırmızı zemin üzerinde siyah ejderha koyan isyancılar, Prenses Daena’nın piç oğlu I.Daemon Karaalev’i, Kral IV.Aegon’un gerçek oğlu ve Demir Taht’ın gerçek sahibi, yarımkan kardeşi Daeron’u ise Ejderhaşövalyesi’nin piçi olarak ilan ettiler. Buna müteakiben Kırmızı ve Siyah Ejder, Vadi’de, Nehirova’da, Batı Toprakları’nda ve diğer bölgelerde birçok savaş içine girdi.

Daemon Karaalev, Kızıl Çim Meydanı’nda askerlerine öncülük ederken,

İsyan bir yıl sonra Kızıl Çim Meydanı’nda sona erdi. Kimileri Daemon için savaşanların cesaretinden ve yiğitliğinden bahsederken, kimileri ise içinde bulundukları ihanetlerinden bahsetmiştir. Ancak meydandaki bütün bu cesaret ve Daeron’a karşı besledikleri düşmanlık baştan kaybedilmiş bir savaşı başlatmıştı. Daemon ile en büyük iki oğlu Aegon ile Aemon, Brynden Rivers ile onun komutanlığını yaptığı Kuzgun Dişleri tarafından fırlatılan ok yağmuru tarafından alaşağı edildi. Bu da Acıçelik’in eline Karaalev’i alıp Daemon’un askerlerini toparlayarak başlattığı delice hücuma sebep oldu. Hücumun ortasında buluşan Acıçelik ile Kankuzgun efsanevi bir mücadeleye girişti ve Aegor kaçmadan önce Kankuzgun’un bir gözünü yaralayıp kör etti.

Ancak savaş, arkasında Fırtına Diyarı ile Dorne askerleri ile gelip isyancıları kenardan sıkıştıran Prens Baelor Kırıkmızrak ile Lord Arryn’ın kalan güçlerini komuta eden genç Prens Maekar’ın kaçış güzergahına yerleştirdiği askerler ile oluşturduğu ‘’Örs’’ üzerinde Prens Baelor’un isyancıları ezmesi sonunda gerçekten sona erdi. Daemon Karaalev adına on bin kişi hayatını kaybetti ve daha fazlası yaralanıp sakat kaldı. Ve belki de tek suçu kıskanç yarımkan kardeşine gereğinden fazla merhamet göstermek olan Kral Daeron’un diyarda barışı daim kılma çabaları boşa çıkmış oldu.

Savaş sonrasında Kral Daeron, beklenenden daha yumuşak bir tavır takındı. Siyah Ejder’i destekleyen birçok lord ile şövalyenin ellerindeki topraklar ve ayrıcalıklar onlardan alındı ve hepsi gelecekteki sadakatlerinin güvence altında alınması için rehine vermek zorunda kaldılar. Daeron emrindeki lordlarına güvenmiş, onları adil bir şekilde yönetmişti lakin onlar yine de Daeron’a karşı isyan etmişlerdi. Daemon Karaalev’in hayatta kalan evladları, yanlarında Acıçelik ile birlikte Tyrosh’a, annelerinin memleketine kaçtılar. Diyar ise Karaalev İsyancıları ile Daemon’un soyunun son erkek temsilcisi de öldürülene kadar yaklaşık dört nesil kadar daha uğraşmak zorunda kalacaktı.

İsyancı kardeşlerinin halledilmesi ve kendi iktidarını destekleyen iki güçlü evladı sayesinde, birçokları Kral Daeron’un Targaryen hanesinin gelecekteki yüz yılını garanti altına aldığını düşünmeye başladı. Diyardaki hemen hemen herkes babasına Kral Eli olarak hünerli bir şekilde hizmet eden, şövalyelik timsali ve irfan sahibi bir ruha sahip olan Baelor Kırıkmızrak’ın muhteşem bir kral olacağına inanıyordu. Ancak hiçkimse Tanrı’ların niyetini önceden tahmin edemezdi. Baelor Kırıkmızrak en verimli yaşında, 209 FS yılında Ashford’ta düzenlenen turnuvada kendi öz kardeşi Maekar tarafından öldürüldü. Bu ne bir mızrak ne de bir meydan dövüşüydü. Baelor’un, annesinin ve babasının kim olduğu bile bilinmeyen sıradan bir gezici şövalye adına mücadele ettiği ve yüz yıldır ilk defa yapılan Yediler Yargısı sırasında oldu. Ölümünün büyük ölçüde kaza olduğu kesindir ve yazılanlara göre Prens Maekar kendini her zaman Baelor’un vefatından sorumlu tutmuş ve abisinin hiçbir ölüm yıldönümünü atlamamıştır. Yine de Baelor hayata gözlerini yummuştu ve hiç şüphesiz Maekar ve bütün diyar, sıradan bir gezici şövalyenin hayatta kalıp da Kral Eli ve Ejderkayası Prensi olan Baelor’un ölmesine hayret etmişti. Ancak o zamanlar hiçkimse o gezici şövalyenin ne kadar yükseleceğinden haberdar değildi.

Baelor’un Valarr ve Matarys adında iki oğlu vardı ve aynı şekilde Maekar’ın da erkek evlatları vardı. Bunun yanında Daeron’un iki erkek evladı daha vardı ancak diyar, kitaplara gömülmüş Aerys ile delilik belirtileri gösteren Rhaegel hakkında pek iyi düşünmüyordu. Ancak Büyük Bahar Salgını, dağ yolları ile limanlarını girişe kapatan Vadi ile Dorne hariç bütün Westeros’u etkisi altına aldı. Kral’ın Şehri bu salgından en çok etkilenen yerdi. Yediler’in yeryüzündeki sesi Yüksek Septon ile birlikte Yediler Meclisi’nin üç üyesi ile şehirdeki sessiz kızkardeşlerin neredeyse hepsi salgında hayatını kaybetti. Cesetler Ejder Çukuru’nun içine istiflendi ve cesetlerin boyu üç metreyi geçince Kankuzgun ateşüstadlarına ceset yığınlarının yakılması emri verdi. Cesetlerle birlikte şehrin dörtte biri de yansa da elden gelecek başka birşey yoktu.

Daha da kötüsü, ölenlerin içinde Baelor Kırıkmızrak’ın oğulları ile herkes tarafından ‘’İyi Kral’’ olarak bilinen II.Daeron da vardı. Daeron yirmi beş sene hüküm sürdü ve o yılların birçoğu barış ve bereket dolu geçti.


#98

Sonunda en sevdiğim Targaryen kralına geldi sıra


#99

Ejderhalarla, kılıçlarla, oklarla alınamıyan Dorne’yu bir kadın sayesinde 7 krallığa katmışlar. Bu özellikleri bile türklere benziyor :smiley:


#100
  1. Jaeharys ile en sevdiğim Targaryen kralıdır