TWOIAF Çevirisi (ROBERT'IN İSYANI EKLENDİ!)


#121

Arkadaşlar daha önce sorulduysa görmedim kusuruma bakmayın TWOIAF ülkemizde Türkçeye çevrilecek mi ?


#122

Çeviriler çok güzel, hepsini okudum. ayrıca Lord Osgrey’in dediğine göre Brynden’in Daemon ve oğullarına yağdırdığı oklar o kadar uzaktan atılmıştı ve tepede o kadar rüzgar vardı ki büyü yardımı olmadan hedefe gitmeleri imkansızdı.


#123

bak şimdi geldi aklıma 3 gözlü karganın kanguzgunu olma teorisi wardı, bilindik bi teoridir.

her iki brydenin de sihir büyücülük işlerinden (bilim dışı herhangi şey) anlaması bu teoriyi destekler herhalde


#124

O açıklandı zaten kardeş 3 Gözlü kuzgun Brynden Rivers


#125

Bu açıklandı zaten, kesinleşti yani. Üç gözlü kuzgun ) Brynden Rivers


#126

II.JAEHAERYS

Yaz Kalesi Trajedisi, İkinci Jaehaerys’in 259 FS yılında Demir Taht’a çıkmasına sebebiyet verdi. Jaehaerys tacını başına geçirir geçirmez, Yedi Krallık kendini savaşın ortasında buldu çünkü, Yedi Kuruşluk Krallar, Özgür Şehirler’den biri olan Tyrosh’a girip yağmalamış ve Basamaklar’ı kuşatarak Westeros’a saldırı için pozisyon almışlardı.

Jaehaerys Dokuzlar Grubu’nun kendini Kral I.Maelys Karaalev ilan eden Canavar Maelys için Yedi Krallık’a savaş açma niyetinde olduğunu pekala biliyordu ancak tıpkı babası Aegon gibi o da bu kaçaklardan oluşan grubun Özgür Şehir güçleri karşısında yenilgiye uğramasını umut etmişti. Ancak savaş kapıdaydı ve Kral V.Aegon ile muhteşem bir şövalye olan Prens Daeron nam-ı diğer Yusufçuk Prensi vefat etmişti. Böylece V.Aegon’un üç oğlundan geriye savaşkanlık yönünden en güçsüzleri olan Jaehaerys kalmıştı.

Yeni kral Demir Taht’a oturduğunda otuz dört yaşındaydı ve hiç kimse onu tahta layık görmüyordu. Kardeşlerinin aksine Kral Jaehaerys zayıf ve cılızdı üstelik bu yaşına kadar birçok hastalıkla mücadele etmişti. Lakin yine de ne cesaretten ne de zekadan yoksundu. Majesteleri tuttuğu yası bir kenara atıp babasının çizmiş olduğu savaş planlarını ortaya çıkardı ve sancaktarlarını çağırıp Dokuz Kuruşluk Krallar’ın Westeros’a çıkarma yapmasını beklemek yerine, savaşı onların ayağına, Basamaklar’a götürmeyi seçti.

Kral Jaehaerys, Dokuz Kuruşluk Krallar’a karşı yapılacak bu saldırının komutanlığını yapma arzusunda olsa da, Kral Eli Lord Osmund Baratheon bu kararın akıllıca olmayacağı konusunda kralı ikna etti. Sonuçta Kral bu büyüklükteki bir seferin zorluğuna alışık değildi ve kılıç kullanmakta da yetenekli olduğu söylenemezdi. Kral Eli, Yaz Kalesi Trajedisi’nin hemen ardından böyle bir risk almanın çılgınlık olduğunu belirtti ve sonunda Kral Jaehaerys, ordusu savaş giderken kraliçesi ile birlikte Kral’ın Şehri’nde kalmaya ikna oldu. Ordunun komutanlığı Kral Eli olan Lord Osmund’a verildi.

260 FS yılında Lord Osmund emrindeki Targaryen ordusu ile Basamaklar’daki üç adaya çıkarma yaptı ve kanlı Dokuz Kuruşluk Krallar Savaşı başlamış oldu. Savaş bütün adalarda ve kanallarda bütün yıl boyunca sürdü. Üstad Eon’un ‘’Dokuz Kuruşluk Krallar Savaşı’nda Olanlar’’ adlı eseri, bu türde yazılan kitaplar arasında en iyisidir ve kara ile denizde yapılan onlarca savaşın bütün detaylarını içeren muhteşem bir eserdir.

Bu savaşlar içinde ilk büyük kayıp Lord Osmund Baratheon oldu. Westeros’lu komutan Canavar Maelys’in tarafından öldürülmüş, oğlu ve varisi olan Steffon Baratheon’un kollarında son nefesini vermiştir.

Lord Osmund’un ölümü ile birlikte Targaryen ordusunun komutanlığı Kraliyet Muhafızları’nın yeni komutanı Sör Gerold Hightower’a nam-ı diğer Beyaz Boğa’ya geçti. Hightower ve askerleri bir süre çok zorlansalar da savaşın seyrini değiştiren Barristan Selmy adlı genç şövalyeydi zira Sör Barristan Maelys’i birebir mücadelede öldürdü ve savaşı tek bir kılıç darbesi ile bitirerek sonsuz bir şanın sahibi oldu. Canavar Maelys’in ölümü ile birlikte Dokuz Kuruşluk Krallar Westeros’a olan ilgilerini kaybettiler ve kısa sürede kendi topraklarına geri çekildiler. Canavar Maelys, beşinci ve son Karaalev isyancısıydı ve onun ölümü ile birlikte Değersiz Aegon’un kılıcı piç oğluna vererek Yedi Krallık’a musallat ettiği lanet sonunda ortadan kalkmış oldu.


Sör Barristan Selmy ile Canavar Maelys savaşa kilitlenmiş bir halde,

Altı aylık çetin geçen bir mücadeleden sonra Basamaklar ve İhtilaflı Topraklar, Dokuzlar Grubu’nun işgalinden kurtuldu ancak, Tyrosh Tiranı olan Alequp Adarys’in kendi kraliçesi tarafından zehirlenmesi sonunda, Tyrosh’un Archon’luğunun geri kazanılması ise altı yıl sonra gerçekleşecekti. Westeros içinse savaş her ne kadar büyük kayıplar verilse ve acılar çekilse de büyük bir galibiyet ile sonuçlanmıştı.

Savaşın bitişi ile birlikte diyarda tekrar barış dönemi başladı. Her ne kadar savaşkan olmasa da, II.Jaehaerys gayet yetenekli bir yönetici olduğunu kanıtladı ve Beşinci Aegon’un reform çabaları yüzünden hoşnutsuz olan birçok hane ile anlaşmalar yaparak diyardaki dengeyi tekrar kurdu. Ancak iktidarı ne yazık ki kısa sürdü. 262 FS yılında Kral II.Jaehaerys hastalandı ve nefes darlığı şikayeti ile çekildiği odasında vefat etti. Kral öldüğünde otuz yedi yaşındaydı ve Demir Taht’ta sadece üç kısa yıl oturmuştu.


#127

Resimler kırık ne yazıkki :frowning: o ları düzeltirsen iyi olur :slight_smile: şimdiden teşekkürler.


#128

Çevirilerden yeni bir haber var mı?


#129

dostum resmi yenilersen seviniriz. emeğin için teşekkürler


#130

Teşekkür ederim çevirilerin için. Deli kralın çevirisini ne zaman yapabilirsin?


#131

II.AERYS

Üç yıl gibi kısa süre tahta kalan babası Jaehaerys’in 262 FS yılında vefatı sonrasında oğlu Aerys Targaryen tahtı devraldığında daha henüz on sekiz yaşındaydı. Yakışıklı bir delikanlı olan Aerys, Dokuz Kuruşluk Krallar Savaşı sırasında, Basamaklar’da cesurca savaşmıştı ve diğer prensler içinde en çalışkanı veya en zekisi olmasa da, diğerlerinden farklı olarak karşı konulmaz bir karizması vardı. Bu da ona birçok arkadaş kazandırmıştı. Aerys bu özelliğinin yanında kibirli, gururlu ve değişken bir yapıdaydı ve bu özellikler pohpohlayıcılar ve yalakalar için onu kolay hedef yapıyordu lakin Aerys bu kusurlara tahta çıkar çıkarmaz sahip olmamıştır.

Aramızdaki en bilgelerimiz bile, II.Aerys’in günün birinde ne ‘’Çılgın Kral’’ olarak anılacağını ne de saltanatının, Westeros’taki yaklaşık üç yüz yılllık Targaryen hükümdarlığını sonlandıracağını tahmin edebilirdi. Aerys tacını başına koyduğu o 262 FS yılında, Fırtına Burnu’nda Aerys’in kuzeni Steffon Baratheon’ın siyah saçlı ve dinç yapılı Robert adı verilen bir erkek evladı dünyaya geldi. Bu sırada uzaklarda, Kuzey’deki Kışyarı’nda Lord Rickard Stark, Brandon isimli kendi erkek evladının doğumunu kutluyordu. Aynı sene içinde Eddard ismi verilen bir başka Stark daha dünyaya geldi. Bu yeni doğan üç bebek, zamanla büyüyecek ve Targaryenların çöküşünde kritik rol oynayacaklardı.

Tahta çıkan yeni kralın hali hazırda Yaz Kalesi alevleri arasında doğmuş Rhaegar isimli bir veliahtı vardı. Aerys ve kraliçesi Rhaella henüz gençti ve daha birçok çocuk sahibi olacakları öngörülüyordu. Bu konu o zaman çok önemli bir konuydu keza, Benzersiz Aegon’un saltanatı sırasında yaşanan trajediler, Targaryen soy ağacının budanmasına ve geride bir çift yalnız kalmış dal kalmasına sebep olmuştu.

Ancak II.Aerys gayet hırslı ve tutkulu bir gençti. Taç giyme töreni sırasında konuşan Aerys, tek dileğinin Yedi Krallık tarihindeki en muhteşem kral olmak olduğunu ve birgün arkadaşları ve herkes tarafından ‘’Bilge Aerys’’ veya ‘’Muhteşem Aerys’’ olarak anılacağını ilan etti.

Kral II.Aerys Targaryen;

Babasının Küçük Konsey’i çoğunlukla zamanı geçmiş, yaşlı üyelerden oluşmaktaydı. Hatta kimi üyeler V.Aegon döneminde bile konseyde yer almıştı. Kral II.Aerys, geldiği gibi bütün üyeleri görevlerinden azletti ve onların yerine kendi jenerasyonundan lordlar atadı. Bunlar arasında en göze çarpanı, yaşlı ve aşırı derecede ihtiyatlı olan Kral Eli Edgar Sloane’i emekli edip, onun yerine Casterly Kayası veliahtı Sör Tywin Lannister’ı atamasıdır. Böylece yirmi yaşında Kral Eli olan Sör Tywin, Yedi Krallık tarihinde Kral Eli olan en genç şahsiyet ünvanını kazandı. Günümüzdeki birçok tarihçi, ‘’Bilge’’ Aerys’in hayatı boyunca yaptığı en bilgece işin, bu atama olduğunu yazar.

Aerys ile Tywin birbirlerini çocukluklarından beri tanıyorlardı. Tywin Lannister daha çocuk iken Kral’ın Şehri’nde kraliyet yaveri olarak hizmet vermişti. Zamanla Tywin ile Prens Aerys ve bir başka kraliyet yaveri olan Fırtına Burnu’ndan Steffon Baratheon ayrılmaz üçlü olarak anılır oldular. Dokuz Kuruşluk Krallar Savaşı’na Tywin şövalye, Steffon ile Aerys ise yaver olarak katıldı ve bu üç arkadaş cephede omuz omuza savaştılar. Aerys on altı yaşında kendini ispatlayıp şövalyelik kazandığında onu şövalye ilan etme onuru Sör Tywin’e verilmişti. 261 FS yılında Tywin Lannister, babasının en güçlü iki alt lordu olan Tarbeck ile Rayne’lerin başlattığı iki isyanı bastırıp isyancıların hanelerini kurutarak savaş alanındaki yeteneklerini de kanıtlamış oldu. Her ne kadar Tywin’in bu vahşi metodu bazıları tarafından tenkit edilse de, Lod Tytos zamanında Batı Toprakları’nda hüküm süren kargaşa ve çatışmanın Sör Tywin tarafından tamamen sonra erdirildiğine kimse itiraz edemezdi.

Aerys Targaryen ile Tywin Lannister’ın benzersiz bir ortaklığı olduğunu belirtmek gerekir. Keza genç prens saltanatının ilk dönemlerinde gayet aktif, hayat dolu, müziği, dans etmeyi, maskeli baloları seven ve genç kadınlara düşkünlüğü yüzünden sarayı diyarın her köşesinden gelen bakirelerle doldurmuş biriydi. Kimileri Aerys’in en az Değersiz Aegon kadar metresi olduğunu iddia etse de, IV.Aegon’un aksine II.Aerys sevgililerine karşı ilgisini çok çabuk kaybediyordu. Birçok birlikteliği en fazla iki hafta sürmüş, çok azı ise yarım seneyi görmüştür.

Bütün bunların yanında, Majesteleri’nin aklında büyük projeler de vardı. Taç giyme töreninin üzerinden çok geçmeden Aerys, Basamaklar’ı fethedip kraliyet topraklarına katmak istediğini duyurdu. 264 FS yılında Kışyarı Lordu Rickard Stark’ın onu Kral’ın Şehri’nde ziyaret etmesi, Aerys’in ilgisini Kuzey’e çekti ve Aerys, Sur’un beş yüz elli kilometre kuzeyine bir başka Sur inşa etme ve aradaki toprakları diyarın topraklarına katma planı yaptı. 265 FS yılında ‘’Kral’ın Şehri’nin kötü görüntüsünden’’ rahatsız olan Kral, Karasu Nehri’nin kıyısına tamamen beyaz mermerlerden inşa edilme yeni bir ‘’Beyaz Şehir’’ kurma planından söz eder oldu. 267 FS yılında Braavos’un Demir Bankası ile babasının borç aldığı paraların ödenmesi hususunda yaşanan anlaşmazlık sonrası, dünyanın en büyük savaş filosunu inşa ettirip ‘’Titan’a diz çöktüreceğini’’ ilan etti. 270 FS yılında Güneş Mızrağı’nı ziyaret eden Aerys, Dorne Prensesi’ne, dağların altından geniş su kanalları açarak Yağmur Ormanı’ndan getirilen sular ile Dorne çöllerini ‘’yeşertebileceğini’’ söylemiştir.

Bu planların hepsi elbette sözde kaldı ve çoğu bir ay dönümü geçmeden unutulup gitti. Aerys için bu hizmet coşkusu, en az birlikte olduğu sevgililer kadar gelip geçiciydi. Lakin Aerys’in ilk on senesinde Yedi Krallık’ta gelişim ve barış hüküm sürdü. Kral Eli Tywin, çalışkan, azimli, yorgunluk nedir bilmez, aşırı derecede zeki, adil ve acımasız yapısı ile Aerys’in tam zıttıydı. Baş Üstad Pycelle, iki yıl boyunca Küçük Konsey’de Tywin Lannister ile birlikte hizmet verdikten sonra Hisar’a gönderdiği mektupta, ‘’Tanrılar bu adamı hükmetmesi için özenerek yaratmış,’’ diye yazmıştır.

Ve hükmetti de. Kral’ın davranışları zamanla değişmeye başlayınca, diyarın yönetimi gün geçtikçe daha fazla Kral Eli’nin hükmüne girmeye başladı. Tywin Lannister’ın idaresi altında diyar öylesine gelişti ki, Kral Aerys’in bitmek bilmez kaprisleri bile önemsiz hale gelir oldu. Aerys’ten önceki birçok Targaryen’da da bu tür davranışlar baş gösterse de, diyara büyük çaplı bir zarar getirmemişlerdir. Böylece Eski Şehir’den Sur’a kadar herkes herkes, tacı Aerys giyse de, diyarı Tywin Lannister yönetiyor demeye başladı.

Braavos ile II.Jaehaerys arasındaki borç para sorununu çözen, var olan borcu üstlenip kendi kasasından ödeyen yine Tywin Lannister’dı. (Titan’a diz çöktürememiş olması kralın hoşuna gitmemişti elbette.) Tywin’in V.Aegon’dan kalma soyluların haklarını kısıtlayıcı kanunları kaldırması, birçok lordun takdirini kazanmasına neden oldu. Kral’ın Şehri’ne, Lannisport’a ve Eski Şehir’e mal getiren ve mal götüren gemilere uygulanan vergileri düşürdü ve böylece birçok zengin tüccarın desteğini kazandı. Eski yollar tamir edilip, yeni yollar inşa edildi, şövalyelerin ve halkın hoşuna gidecek onlarca şatafatlı turnuva düzenlendi, Özgür Şehirler ile olan ticaret geliştirildi ve ekmeğe talaş karıştan fırıncılar ile at eti satan kasaplar yargılanıp en ağır şekilde cezalandırıldı. Bütün bu çabalar sırasında Tywin’in en büyük yardımcısı Baş Üstad Pycelle olmuştur ve onun yazdığı yazmalar II.Aerys dönemine ışık tutmaktadır.

Lakin bütün bu başarılara rağmen Tywin Lannister çok az kişi tarafından sevilirdi. Rakipleri tarafından gülmeyen, affetmeyen, geri adım atmayan, gururlu ve zalim olarak adlandırılırdı. Sancaktarları ona saygı duymuş, barışta ve savaşta sadakat ile yanında yer alırmıştır ancak hiçbiri Tywin için ‘’arkadaş’’ olmamıştır. Tywin, zayıf iradeli, şişman ve etkisiz biri olan babası Lord Tytos Lannister’ı hor görmüştür ve herkes tarafından bilindiği gibi de kardeşleri Tygett ve Gerion ile anlaşmazlıklar yaşamıştır. Çocukluğundan beri birlikte gezdiği diğer erkek kardeşi Kevan ve kız kardeşi Genna’ya daha fazla önem verse de bu önem bile sevecenlikten çok ailevi görevi neticesinden kaynaklanmaktadır.

263 FS yılında, Kral Eli sıfatı ile bir yılını doldurduğu sırada Sör Tywin, 259 FS yılında Kral II.Jaehaerys’in taç giyme töreninde Kral’ın Şehri’ne gelip o zamandan beridir Prenses Rhaella’nın refakatçilerinden biri olan güzeller güzeli kuzeni Joanna Lannister ile evlendi. Damat ile gelin birbirlerini Casterly Kayası’na geçirdikleri çocukluklarından beri tanıyorlardı. Her ne kadar Tywin Lannister eşine olan sevgisini halk içinde göstermemiş olsa da, eşine olan sevgisi çok derin ve bitmek tükenmez bir halde olduğu söylenir. ‘’Zırhın altındaki gerçek Tywin’i sadece Leydi Joanna bilirdi,’’ diye yazıyor Baş Üstad Pycelle ve şöyle devam ediyor; ‘’Tywin’in göstermiş olduğu bütün tebessümler sadece ve sadece Leydi Joanna içindir. Hatta Leydi Joanna’nın yalnızca bir kez değil, üç kez onu güldürdüğüne kendi gözlerim ile şahit oldum!’’

Ne yazık ki, Aerys Targaryen ile kız kardeşi Rhaella arasındaki evlilik Tywin Lannister ile eşi Leydi Joanna arasındaki evlilik kadar mutlu mesut değildi. Rhaella her ne kadar kralın ahlaksızlıklarına göz yumar olsa da, kendi değişi ise Aerys’in ‘’hizmetindeki leydileri fahişelere çevirmesini’’ onaylamıyordu. (Joanna Lannister Kraliçe’nin hizmetinden kovulan ne ilk ne de son kişidir.) Kraliçe ile Kral arasındaki gerginlik, Rhaella’nın Aerys’e evlat verememesi ile daha da arttı. 263 ve 264 FS yıllarındaki düşükleri, 267 FS yılında ölü doğan kız çocuğu izledi. 269 FS yılında doğan Prens Daeron sadece altı ay hayatta kalabildi. 270 FS yılında bir başka ölü bebek, 271 FS yılında ise bir başka düşük gerçekleşti. 272 FS yılında yedi aylık doğan Prens Aegon, 273 FS yılında hayatını kaybetti.

Başlarda Majesteleri, keder içindeki Rhaella’yı teselli etmeye çalışsa da, zamanla kralın bu merhameti yerini şüpheye bıraktı. 270 FS yılında, eşinin kendini aldattığını öne süren kral, Küçük Konsey’de ‘’Belli ki Tanrılar Demir Taht’a bir piçin oturmasına izin vermiyor,’’ demiş ve Rhaella’nın bütün düşüklerinin ve ölü çocuklarının kendisinden olmadığını ilan etmiştir. Bu açıklamadan sonra Kral, Rhaella’nın Maegor Kalesi’nden ayrılmasını yasaklamış ve ‘’ettiği yemine sadık kalıp kalmadığını görmesi için,’’ Rhaella’nın her gece iki Septa ile uyumasını emretmiştir.

Tywin Lannister’ın bu durum karşısında ne yaptığı bilinmemekle birlikte, 266 FS yılında Leydi Joanna ‘’sağlıklı ve saçları altınla dövülmüş gibi güzel olan’’ biri kız biri erkek ikiz çocuk dünyaya getirmişti. Bu durum Aerys Targaryen ile Kral Eli arasında başlayan gerginliği daha da arttırdı. Majesteleri’nin bu mutlu doğum haberini aldığında; ‘’Görünüşe göre yanlış kadın ile evlenmişim,’’ dediği söylenir. Yine de Kral, doğum hediyesi olarak her bebeğe ağırlıkları kadar altın göndermiş ve Tywin’e seyahat edebilecek yaşa geldiklerinde onları Kral’ın Şehri’ne getirmesini emretmiştir. Ayrıca çocuklarla birlikte annelerinin de gelmesi konusunda ısrar etmiş, ‘’Gelirken annelerini de getir, onun o güzel yüzünü görmeyeli epey zaman geçti,’’ demiştir.

Bir sonraki yıl Tywin, altmış dört yaşındaki babası Lord Tytos Lannister’ın ölüm haberini aldı. Verilen bilgilere göre Lord Tytos, metresinin odasına çıkarken, merdivende kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir. Lord Tytos’un ölümü ile birlikte Sör Tywin Lannister Casterly Kayası Lordu ve Batının Muhafızı ünvanına sahip oldu. Babasının defin işlerini halletmek ve Batı Toprakları’ndaki karışıklıklarla ilgilenmek için Casterly Kayası’na dönmeyi talep ettiğinde Kral Aerys ona refakat etmeyi tercih etti. Her ne kadar Kraliçe Rhaella’yı Kral’ın Şehri’nde bıraksa da, (Kraliçe o sıralar ölü doğacak olan Prenses Shaena’ya gebeydi) yanına sekiz yaşındaki oğlu Ejderkayası Prensi Rhaegar’ı ve saraydakilerin yarısından fazlasını yanında götürdü. Böylece bir yıl boyunca diyar Kral ile Kral Eli Casterly Kayası’nda ikamet ettiği için, oradan yönetilir hale geldi.


Kral Eli Lord Tywin Lannister;

Küçük Konsey 268 FS yılında Kral’ın Şehri’ne döndüğünde diyarın yönetimi eskiden olduğu gibi devam etti lakin Kral ile Kral Eli arasındaki arkadaşlığın yavaş yavaş dağıldığı gözler önündeydi. Önceden birçok konuda ve tercihte Tywin Lannister’ın yanında olan Kral Aerys, artık Eli ile anlaşmazlık yaşamaya başlamıştı. Özgür Şehirler’den olan Myr ile Tyrosh’a karşı Volantis ambargo savaşı ilan ettiğinde Lord Tywin tarafsız kalmayı önermiş, Kral Aerys ise Volantislilere altın ve asker yardımı yapmanın daha avantajlı olduğunu söylemiştir. Lord Tywin Blackwood hanesi ile Bracken hanesi arasındaki sınır tartışmasında Blackwoodların lehine karar vermişken, Majesteleri bu kararı yok sayıp tartışma konusu olan değirmeni Lord Bracken’a vermiştir.

Kral Eli’nin şiddetli itirazlarına rağmen Kral Aerys, Kral’ın Şehri ile Eski Şehir limanlarından alınan vergileri iki katına, Lannisport ile diyardaki bütün limanların vergilerini ise üç katına çıkarmıştır. Bunun üzerine küçük lordlardan ve zengin tüccarlardan oluşan bir heyet bu durumu şikayet için Demir Taht’ın önüne geldiğinde ise Aerys, Tywin’i suçlamış ve ‘’Lord Tywin altın sıçıyor doğru ancak bu aralar kabız olduğu için hazineyi altınla dolduracak başka bir yöntem seçmemiz gerekti,’’ demiştir. Belirli bir süre sonra Majesteleri vergileri eski olduğu seviyeye geri çekti ve birçok kişinin takdirini kazandı. Lord Tywin ise günah keçisi olarak kaldı.

Kral Eli ile Kral arasında açılan uçurum aynı zamanda görevlendirmeler konusunda da görülür oldu. Aerys önceleri atamalar, onur nişanları ve veraset konularında Lord Tywin’in isteği doğrultusunda kararlar verirken, 270 FS yılından sonra var olan görevlileri azletmiş, yerine kendi istediği kişileri getirmeye başlamıştır. Batı Toprakları’na mensup hanelerin birçok üyesi , ‘’El’in adamı olmak’’ dışında bir sebep gösterilmeksizin kendilerini saraydan kovulmuş olarak buldu. Onların yerine ise Aerys’in hoşnutluğunu kazanan kimseler atandı. Ancak kralın hoşnutluğunu kazanmak riskli bir işti hele ki Aerys’in güvensizlik sorunu ortaya çıkmış iken. Bunların yanında Kral Eli’nin akrabaları bile Kral’ın Şehri’nde görev alamaz oldu. Lord Tywin Kızıl Kale’nin Savaş Üstadı mevkisine kardeşi Sör Tygett Lannister’ı atamak istediğinde, Kral Aerys bu mevkiyi Sör Willem Darry’ye verdi.

Kral Aerys, diyarda yaygın bir söylenti olan, kendisinin bir kukla kral olduğu ve Yedi Krallık’ın aslında Tywin Lannister tarafından yönetildiği dedikodusundan haberdardı. Bu iddialar kralı aşırı derecede öfkelendirmiş ve Majesteleri bu söylencenin haksız olduğunu ispatlamak ve bu ‘’aşırı güçlenmiş hizmetkarı’’ güçsüzleştirmek, ‘’göründüğü kadar yüce olmadığını kanıtlamak’’ için elinden geleni yapmaya başladı.

272 FS yılında Aerys’in Demir Taht’a çıkışının onuncu yılına münasebeti ile düzenlenen büyük Onuncu Yıl Turnuvası’nda, Joanna Lannister altı yaşındaki Jaime ile Cersei adlı ikiz çocuğu ile birlikte Casterly Kayası’ndan Kral’ın Şehri’ne geldi ve altın saçlı çocuklarını Küçük Konsey’e tanıttı. Bu tanışma sırasında Kral’ın Joanna’ya ‘’Çocukları emzirmek büyük ve görkemli göğüslerini mahvetti mi?’’ diye sorması, Lord Tywin’in aşağılanmasına veya dalga geçilmesine can atan Tywin’in rakiplerini mest etse de, burada aşağılanan Leydi Joanna’ydı. Ertesi gün Tywin Lannister elinde Kral Eli Nişanı ile istifasını sundu lakin Kral bu istifayı kabul etmedi.

II.Aerys, elbette ki Tywin Lannister’ı istediği vakit azledebilir yerine başka bir kişiyi atayabilirdi ancak bilinmeyen bir sebepten ötürü Kral, çocukluk arkadaşını yakınında tutmaya ve küçüklü büyüklü entrikalar ile kuyusunu kazmaya çalışmıştır. Yükselmek isteyen kimseler Kral’ın gözüne girmenin en kolay yolunun ağrı başlı ve asık suraklı Kral Eli ile dalga geçmek olduğunu anladıklarında, Lord Tywin’e yöneltilen aşağılamaların ve alayların sayısı gittikçe artar oldu. Yine de bütün bunlara rağmen Tywin Lannister ağzını açmadı ve aşağılamalara göğüs gerdi.

273 FS yılında Leydi Joanna, Casterly Kayası’nda Lord Tywin’in ikinci erkek evladını dünyaya getirirken vefat etti. Tyrion ismi verilen bebek bodur bacaklı, normalden büyük kafası ve farklı renkli gözleri olan özürlü bir cüce bebek olarak doğmuştu. Kimileri bebeğin aynı zamanda kuyruğunun olduğunu ve Lord Tywin’in emri ile o kuyruğun kesildiğini söylemiştir. Yerel halk bu çirkin yaratığa Lord Tywin’in Kıyameti veya Lord Tywin’in Felaketi adını takmıştır. Doğumu öğrenen Kral Aerys ise; ‘’Tanrılar bu kadar kibire katlamazlardı doğrusu. Adamın elindeki narin çiçeği alıp yerine bir canavar verdiler ki kendisi en azından biraz alçakgönüllülük kazansın diye,’’ demiştir.

Aerys’in bu sözleri, çok geçmeden Casterly Kayası’na yas tutan Lord Tywin’in kulaklarına ulaştı ve sonrasında bu iki adam arasında eskiden kalma arkadaşlık sevgisinden bir eser kalmamış oldu. Duygularını asla başkalarına göstermeyen bir adam olan Lord Tywin, Kral Eli olarak hizmet vermeye ve Yedi Krallık’ın günlük işleri ile ilgilenmeye devam etti. Bu arada Kral ise gittikçe daha fazla dengesizleşmeye, daha fazla şiddet yanlısı olmaya ve daha fazla şüphe duymaya başladı. Böylece Aerys çevresini cömert bir şekilde ödüllendirilen ve duydukları dedikoduları, yalanları ve olası ihanet hikayeleri anlatan casuslarla doldurdu. Bu casuslardan biri Kral Eli’nin kişisel korumalarının başı olan Sör IIyn Payne isimli şövalyenin Yedi Krallık’ı aslında Lord Tywin yönetiyor dediğini rapor etti ve Majesteleri Kraliyet Muhafızları’ndan birini gönderip Sör IIyn Payne’in tutuklattı ve kızgın bir kıskaç ile dilini koparttı.

Kral’ın çılgınlıklarının başlangıç anı, 274 FS yılında Kraliçe Rhaella’nın ikinci erkek evladını dünyaya getirmesine tekabül etmekte. Majesteleri bu haber ile o kadar mutlu olmuş ki, neredeyse gençliğindeki karakterine geri dönüyor gibi görünmüş. Ancak Prens Jaehaerys aynı yıl içinde vefat edince Aerys yeniden çaresizlik içine gömüldü. Kapıldığı öfke nöbeti içinde bebeğin ölümünden bakıcısını sorumlu tuttu ve kadını idam ettirdi. Kısa bir süre sonra ise Kral karar değiştirip Taht’a bağlı şövalyelerden birinin kızı olup Aerys’in metresi olan genç bir kızın Jaehaerys’i zehirlendiğini duyurdu ve kız ile kızın bütün akrabalarını sorgulamak için öldürene kadar işkence yaptı. Bu sorgulama sonunda bütün hepsi prensi zehirlediklerini kabul ettikleri kayıtlara geçmiştir ancak verilen itiraflar büyük ölçüde çelişkilidir.

Bu olay sonrasında Kral Aerys iki hafta boyunca oruç tuttu ve şehri baştan başa geçip Büyük Sept’e kadar pişmanlık yürüşü yaptı. Yüksek Septon ile dua ettikten sonra Majesteleri bundan sonra sadece resmi eşi Kraliçe Rhaella ile birlikte olacağına dair herkesin önünde yemin etti. Yazılanlara inanır isek, Aerys, 275 FS yılındaki o günden sonra kadınlara olan bütün ilgisini kaybetmiş ve ölene kadar ettiği yemine sadık kalmıştır.

Majestelerinin duyurduğu yeni sadakati, Anne’yi memnun etmiş olsa gerek çünkü Aerys’in ettiği yeminden bir sene sonra Kraliçe Rhaella, Aerys’in uzun zamandır dualar ile beklediği ikinci erkek evladı dünyaya getirdi. 276 FS yılında Prens Viserys gayet sağlıklı ve Kral’ın Şehri’nin görüp görebileceği en güzel bebek olarak dünyaya geldi. Her ne kadar Prens Rhaegar on yedi yaşına basmış olsa da, Rheagar’ın erkek kardeşinin doğmasını ve Taht’ın artık iki varisinin olması bütün Westeros tarafından sevinçle karşılandı.

Lakin Viserys’in doğması, II.Aerys’in her zamankinden daha takıntılı ve daha ürkek olmasına sebep oldu. Her ne kadar yeni prens gayet sağlıklı dursa da kral, bebeğin kendisinden önceki kardeşleri ile aynı kaderi paylaşmasından büyük korku duyuyordu. Kraliyet Muhafızları günün her saati bebeğin başında nöbet bekliyor, Prens Viserys’e Kral’ın emri olmaksızın Kraliçe bile el süremiyordu. Kraliçe sütten kesildiğinde, Aerys prensi emzirecek olan süt annenin memelerine zehir sürülüp sürülmediğini anlaşılması adına kadının memelerinin önce kendi çeşnicisi tarafından emilmesi emrini verdi. Diyarın dört bir yanından yeni doğan prense hediyeler yağdığında kral, zehirli veya lanetli olabilecekleri süphesi ile bütün hediyeleri avluda toplatıp yaktırdı.

Aynı yılın sonlarına doğru Lord Tywin Lannister belki de sonucunu düşünmeden, Prens Viserys’in doğumunu kutlama vesilesi ile Lannisport’ta büyük bir turnuva yapacağını duyurdu. Bu haraket belki de Kral ile tekrardan uzlaşmak için düzenlenmişti ve turnuva ile birlikte Lannister hanesinin ne kadar güçlü ve varlıklı olduğu da bütün diyarın gözleri önüne serilecekti. Kral Aerys ilk başta bu turnuvaya iştirak etmeyi reddetti ancak sonradan yumuşayarak daveti kabul etti. Kraliçe ile yeni doğmuş prens ise Kral’ın Şehri’nde kaldı.

Orada, Casterly Kayası’nın serin gölgesinde yüzlerce önemli lordun yanında kendisine ayrılmış tahta oturan Kral Aerys, yeni şövalye ilan edilmiş oğlu Prens Rhaegar’ın Tygett ve Gerion Lannister’ı atından düşürmesini şevkle izledi. Hatta Prens Rhaegar cesur Sör Barristan Selmy’yi de atından düşürdü ancak şampiyonluk maçında yeni Kraliyet Muhafızı ilan edilen Sör Arthur Dayne’e nam-ı diğer Sabahın Kılıcı’na mağlup oldu.

Belki de Majesteleri’nin içinde bulunduğu bu mutlu andan yararlanmak isteyen Lord Tywin, aynı gece Aerys’e, veliaht prensin artık evlenme ve kendisine ait veliahtlar yapma yaşına geldiği bu yüzden de Prens Rhaegar’ın kendi kızı Cersei ile evlendirilmesi teklifini sundu. Aerys ise bu teklifi çok kaba bir şekilde reddedip, Tywin’in iyi ve değerli bir hizmetkar olduğunu ancak, ne olursa olsun yine de bir hizmetkar olduğunu belirtti. Bununla birlikte Kral, Lord Tywin’in oğlu Jaime’nin Prens Rhaegar’ın yaverliğini yapmasına izin vermedi. Bu onur Kral Eli ve Lannister hanesi ile hiçbir bağı ve arkadaşlığı olmayan kimselere bahşedildi.

Bu zamanlarla birlikte II.Aerys Targaryen’ın yavaş yavaş çılgınlığa kaydığına tanık olunsa da, Majesteleri’ni asıl delilik kuyusuna iten 277 FS yılında gerçekleşen Duskandale Muhalefeti’dir.

Antik bir liman şehri olan Duskandale, Yüz Krallık döneminde birçok kralın ana karargahı olmuştur. Bir zamanlar Karasu Körfezi’nin en önemli limanı olan şehir, Kral’ın Şehri büyüyüp geliştikçe elinde bulundurduğu varlığı ve ticaret kapasitesini kaybetmeye başlamıştı ve şehrin lordu olan genç Denys Darklyn bu kaybedişe artık dur demek istiyordu. Lord Darklyn’in yaptığı hareketi neden yaptığı ile ilgili birçok tartışma ve yazı bulunmaktadır ancak büyük çoğunluğu Lord Darklyn’in Myrli eşi Leydi Serala’nın bu olayda büyük pay sahibi olduğunu belirtmektedir. Ona karşı olanlar bütün suçu Leydi Serala’ya atmış hatta ona ‘’Süslü Yılan’’ lakabı bile takmışlardır ve Leydi’yi Lord Darklyn’i krala karşı kışkırtmayla suçlamışlardır. Leydi Serala’yı savunanlar ise asıl aptallığın Lord Denys’in kendisinde olduğunu, bütün suçun Leydi Serala’ya atılmasının basitçe yabancı diyarlardan gelip yabancı tanrılara inanması neticesinde ortaya çıktığını söylemektedirler.

Lord Denys’in arzusu, krallığın Duskandale’e yıllar önce Dorne’e bahşettiği gibi bir özerklik anlaşması verilmesini sağlamaktı ve sorunların başlangıcı da bu arzu oldu. Lord Denys’e göre krallıktan istediği şey öyle çok büyük bir istek de değildi çünkü büyük ihtimalle Leydi Serala’nın da ona söylediği gibi bu tür ayrıcalık sözleşmeleri Dar Deniz Ötesi’nde gayet yaygındı. Yine de Lord Tywin’in böyle bir ayrıcalık verilmesinin diyar için tehlikeli olabileceği korkusu neticesinde, Lord Darkyln’i nazikçe reddetmesi gayet anlaşılabilir bir durumdur. Önerisinin reddedilmesi Lord Darklyn’i öfkeye, o öfke de anlaşmayı kapabilmek için yeni ve daha aptalca bir planı uygulamaya itti.

Duskandale Muhalefeti gayet sessiz bir şekilde başladı. Lord Denys, Lord Tywin ile Aerys’in arasındaki ilişkinin dalgalanmaya başladığını görerek, ödemesi gereken vergileri ödemek yerine, Kral’ı Duskandale’e davet edip taleplerini direkt olarak Aerys’in kendisine söyleme isteğinde bulundu. Her ne kadar Kral Aerys’in böyle bir daveti kabul etmesi imkansız gibi görünse de, Lord Tywin Aerys’e en sert şekilde ve mantıklı sebepler ile gitmemesini tavsiye ettiğinde, Kral daveti kabul etmeyi seçti. Küçük Konsey’i ve Baş Üstas Pycelle’i bilgilendiren Aerys, var olan bu sorunu ilk elden çözeceğini ve isyancı Darklyn’e bizzat kendisinin diz çöktüreceğini belirtti.

Lord Tywin’in tavsiyesine uyanmayan Kral, yanında Kraliyet Muhafızları’ndan Sör Gwayne Gaunt’un komutasındaki küçük bir birliğin refakati ile birlikte Duskandale’e doğru yola çıktı. Ancak davetin Targaryen kralının körü körüne içine düşeceği bir tuzak olduğu aşikardı. Aerys yanındaki korumalar ile birlikte yakalandı ve birçok adamı ki içinde Sör Gwayne de vardır, Kral’ı korumaya çalışırken öldürüldü.

Duskandale’den gelen bu habere ik verilen tepki şaşkınlık, ardından da öfke seli oldu. Birçokları ani bir saldırı ile şehrin alınıp Kral’ın kurtarılmasını ve bu ağır hakareti gerçekleştiren inyancıların acımasızca cezalandırılmasını önerdi. Ancak Duskandale sağlam surlara çevriliydi ve Darklyn hanesinin antik kalesi Dun Kalesi direkt olarak limanı görmesi şehrin alınmasını daha da zorlaştırıyordu. Bu yüzden kaleyi savaş ile almak kolay bir görev olmayacaktı.

Lord Tywin, ordu toplamak için dört bir yana haberciler ve kuzgunlar yollarken, bir taraftan da Darklyn’lere Aerys’i serbest bırakmalarını emretti. Lord Denys ise bu emre karşılık, eğer kale surlarını yıkmak için en ufak bir teşebbüste bulunulursa Majesteleri’ni infaz edeceğini bildirdi. Her ne kadar Küçük Konsey üyeleri, hiçbir Westeros evladının böylesine iğrenç bir suça cesaret edemeyeceğini söylese de Lord Tywin risk almak istemedi. Bunun yerine yeterli büyüklükte bir ordu ile Duskandale’i karadan ve denizden kuşatıp abluka altına aldı.

Abluka altına alınmış Dunkandale;

Kraliyet Ordusu kalesinin önüne konuçlanan ve erzak gelişi kesilen Lord Darklyn’in azmi yavaş yavaş yok olmaya başladı. Anlaşmak için birçok istekte bulunsa da, Lord Tywin onun isteklerini reddetmiş, onun yerine ilk mektubunda yazdığı gibi kale ile şehrin koşulsuz teslim olmasını ve Kral’ın serbest bırakılmasını talep etmiştir.

Muhalefet altı aydan uzun sürdü ve Duskandale surları içindekilerin moralleri, kilerlerindeki ve ambarlarındaki erzaklar gibi tükenmeye başladı. Yine de Dun Kalesi içine sıkışmış Lord Denys, Lord Tywin’in çözülmesinin ve ona daha iyi bir anlaşma sunmasının ana meselesi olduğundan kesinlikle emindi.

Ancak Lord Tywin’i tanıyanlar için Tywin’in sorunları nasıl çözdüğü gayet bilinen birşeydi. Kral Eli, Duskandale’e elçi göndererek son talebini bildirdi. Eğer talebi birkez daha reddolursa, kaleye zorla girip kale içinde yaşayan genç, çocuk, yaşlı, kadın demeden herkesin kılıçtan geçirileceği sözünü verdi. (Kimileri Lord Tywin’in ültimatom vermek amacı ile kendi şarkıcısını gönderip Lord Denys ile Süslü Yılan’a ‘’Castamere Yağmurları’nı’’ çaldırdığını söylese de o dönem tutulan kayıtlarda böyle bir bilgi geçmemektedir.)

Küçük Konsey’in çoğunluğu Kral Eli’nin bu kararını desteklese de, geri kalanları bu karara karşı çıktı. Lord Tywin’in bu saldırı kararı, kesinlikle Lord Darklyn’i Kral Aerys’i infaz etmeye zorlayacaktı. Kayıtlarda Lord Tywin’in; ‘’Yapar veya yapmaz orası belli değil. Ancak olur da yaparsa, yanımızda ondan daha iyi krallık yapacak biri var,’’ dediği ve elini kaldırıp Prens Rhaegar’ı gösterdiği geçer.

Tarihçiler, burada Lord Tywin’in asıl niyetinin ne olduğu konusunda tartışma içindedirler. Gerçekten Lord Darklyn’in geri adım atacağından emin miydi? Yoksa içten içe Aerys’in ölmesine aracı olarak Demir Taht’a Prens Rhaegar’ın çıkması arzusunda mıydı?

Bu soruların gerçek cevabını şükürler olsun ki alamadık keza Kraliyet Muhafızları’ndan Sör Barristan Selmy imkansız olanı gerçekleştirdi. Sör Barristan, şehre gizlice girip, Dun Kalesi’ne sızarak kralı güvenli bir şekilde kaçırabileceği söyleyerek görev talep etti. Selmy gençliğinden beri ‘’Cesur’’ lakabı ile anılıyordu ancak Lord Tywin’e göre bu görev cesaret ile deliliğin sınırlarında gezmekteydi. Yine de Sör Barristan’ın cesaretine ve yiğitliğine saygı duyan Lord Tywin, şövalyeye bir gün mühlet verdi ve eğer başaramaz ise kaleye saldıracağını söyledi.

Sör Barristan’ın Kral’ı kurtarışı ile ilgili şarkılar sayıca çoktur ve başkaları için yazılan diğer yiğitlik şarkılarından ayrı olarak sözlerinde tek bir abartı bile yoktur. Sör Barristan gerçekten de gecenin karanlığında çıplak elleri ile surlara tırmanmış, kendine bir dilenci süsü vererek Dun Kalesi’ne ulaşmıştır. Ve yine, Dun Kalesi’nin duvalarına tırmanmayı başardığı, surdaki nöbetçiyi alarmı çalmasına müsade etmeden öldürdüğü gerçektir. Sonrasında cesareti ve gizlenme yeteneği ile Sör Barristan Kral’ın tutulduğu zindana giden yolu buldu. Sör Barristan, Aerys Targaryen’i zindandan çıkarana kadar Kral’ın yokluğu nöbetçiler tarafından fark edilmişti ve bir anda çığlıklar ve koşuşturmalar başladı. Ve o anda Sör Barristan’ın içindeki vatan sevgisi ve kahramanlık güdüsü tam olarak ortaya çıktı çünkü kralını veya kendisini düşmana teslim etmek yerine ayağa kalkıp savaşmayı tercih etti.

Sadece savaşmadı da, ilk hamleyi yapan da o oldu. Lord Darklyn’in eniştesi ve Savaş Üstadı olan Sör Symon Hollard ve onunla birlikte gezen iki korumayı habersiz yakalayıp hepsini öldüren Sör Barristan aynı zamanda Hollard’ın elinde can veren yeminli kardeşi Sör Gwayne Gaunt’un da intikamını almış oldu. Sonrasında yanında Kral ile birlikte ahırlara doğru koşan Sör Barristan, önüne çıkan her askeri öldürerek atlardan birini alıp kale kapısı kapanmadan yanında Aerys ile birlikte Dun Kalesi’nden dışarı çıktı. Sonrasında onları bekleyen ise, Duskandale sokaklarında yaptıkları koşuşturmaydı keza borular ve davulların sesleri kalede çalınan alarmlarla karışmış, Lord Tywin’in okçuları kaleyi müdafaa eden askerleri temizlemeye başlamıştı.

Kral’ın güvenli bir şekilde kaleden çıkarılması, Lord Darklyn’e teslim olmaktan başka bir çare bırakmamıştı ancak o bile Kral’ın alacağı acımasız intikamı aklından geçirmemiştir. Darklyn ile ailesi zincirlenmiş bir şekilde Majesteleri’nin huzuruna çıkarıldığında Aerys sadece onların değil, Duskandale sınırları içinde ikamet eden amcalarının, teyzelerinin ve hatta uzaktan kan bağı olan herkesin infazını emretti. Hatta kız tarafından akrabaları olan Hollard hanesi bile yakalanıp yok edildi. Sadece Sör Symon’ın genç yiğeni Dontos Hollard affedildi çünkü Sör Barristan’ın bizzat merhamet dilenmesi Kral Aerys’e geri adım attırmıştı. Ancak Leydi Seralla’nın ölümü diğerlerinin yanında en acımasız olanıydı. Aerys, Süslü Yılan’ın önce dilini ve üreme organını koparttırdı ve sonra canlı canlı yaktırdı. (Yine de düşmanları şehri ve Darlynleri yok ettirdiği için bu tür bir ölümün onun için az olduğunu söyler.)


Kral II.Aerys’in Darklynlerin infaz emrini verme anı;

Duskandale’deki tutsaklığı, II.Aerys Targaryen’ın geride kalan akıl sağlığını da alıp götürdü. O günden itibaren Aerys’in çılgınlıkları her yıl daha da katlanarak arttı. Tutsakken Darklynler ona kötü davranmış, hakaretler etmiş, üzerindeki kraliyet elbiselerini çıkarıp atmış, hatta ve hatta el kaldırma cürretine bulunmuşlardı. Aerys serbest kaldıktan sonra hiçkimsenin, kendi uşaklarının bile ona dokunmasına izin vermedi. Yıkanmasına izin vermediği saçları uzayıp karmakarışık bir hal aldı ve kestirmediği tırnakları uzayıp adeta acayip şekilli birer sarı pençelere dönüştü. Yakınında kendisini korumaya yeminli olan Kral Muhafızları’nın kılıçları dışında keskin bir alet bulundurulmasını yasakladı ve verdiği kararlar gittikçe daha zalimce ve ağır olmaya başladı.

Kral’ın Şehri’ne sağ salim dönüldükten sonra majesteleri, özellikle Tywin Lannister’ın yanında iken daha garipleşti ve önündeki dört yıl boyunca Kızıl Kale’den dışarı adım atmayı reddederek kendini, kendi kalesinin içine hapsetti. Aklındaki şüpheler daha da artarak kendi öz oğlu ve varisi olan Rhaegar’a kadar uzandı. Kendini inandırdığı düşünceye göre, Tywin Lannister ile Prens Rhaegar Aerys’i Duskandale’de katletmek için anlaşmışlardı. Kaleye saldırmakla, Lord Darklyn’in Aerys’i infaz etmesine zorlamayı, Aerys’in ölümü ile de Rhaegar’ın Demir Taht’a çıkıp Lord Tywin’in kızı ile evlenmesini planlamışlardı.

Bu sözde planı bozmak için çabalayan Kral Aerys, bir diğer çocukluk arkadaşı olan Fırtına Burnu’ndan Lord Steffon Baratheon’a döndü ve onu Küçük Konsey üyesi yaptı. 278 FS yılında Kral, Lord Steffon’ı Dar Deniz Ötesi’ndeki Eski Volantis’e yolladı ve görev olarak ‘’Eski Valyria kanına sahip asil bir aileden olma’’ uygun bir gelin bulmasını emretti. Majesteleri’nin bu görevi Kral Eli Lod Tywin’e veya varisi Prens Rhaegar yerine Fırtına Burnu Lordu’na vermesi dedikoduları da beraberinde getirdi. Söylentilere göre, eğer Lord Steffon verilen görevde başarılı olur ise, Kral onu yeni Kral Eli olarak atayacak, Lord Tywin ise görevden azledilip tutuklanacak ve vatana ihanete teşebbüsten yargılanacaktı. Ve elbette ki bu durumdan hoşnut olacak epey bir lord olacaktı.

Lakin Tanrıların başka bir planı vardı. Steffon Baratheon kendisine verilen görevi başaramadı ve Volantis’ten dönüş yolunda gemisi Gemi Kıran Körfezi’nde battı. Steffon Baratheon ile eşinin içinde bulunduğu geminin batışına Lord Steffon’un Robert ile Stannis adındaki iki evladı Fırtına Burnu’nun surlarından şahit oldular. Ölüm haberleri Kral’ın Şehri’ne geldiğinde ise Kral Aerys öfke nöbeti geçirdi ve Baş Üstad Pycelle’e Tywin Lannister’ın aklındaki düşüncelerden bir şekilde haberdar olduğunu ve bu yüzden Lord Baratheon’ı öldürttüğünü söyledi. Baş Üstad Pycelle Kral’ın; ‘’Eğer onu görevinden azledersem, beni de öldürür,’’ dediğini de not düşmüştür.

Yıllar ilerledikçe, Kral’ın çılgınlıkları da derinleşti. Her ne kadar Tywin Lannister Kral Eli olarak görevine devam etse de, Aerys onu sadece bütün yedi Kraliyet Muhafızı da yanındayken huzuruna kabul ediyordu. Yerel halkın ve lordların onu öldürmek için komplolar kurduğuna kendini inandıran Aerys, bu komplolara oğlu Rhaegar ile Kraliçe Rhaella’nın da destek verebileceği korkusu ile Dar Deniz Ötesi’ndeki Pentos’tan kendisine Muhbir Başı’lık yapacak Varys isimli bir hadımı getirtti. Ona göre Westeros içinde ne ailevi yönden ne de arkadaşlık yönünden bir bağı olan bir kimsenin sözlerine gerçekten güvenilebilirdi. Varys kısa süre sonra kraliyet hazinesini kullanarak yarattığı bilgi ağı yüzünden yerel halk arasında ‘’Örümcek’’ lakabı ile anılır hale geldi ve Aerys’in iktidarının sonuna kadar Kral’ın yanı başında oturup kulağına bilgiler fısıldadı.

Duskandale olayı sonrasında Kral, kendinden önceki atalarının da takıntısı olan ejderha ateşine takıntısı daha da artar hale geldi. Aerys’e göre, eğer kendisinin bir ejderhası olsaydı, Lord Darklyn ona karşı çıkmayı aklından bile geçiremezdi. Lakin Ejderkayası mahzenlerindeki ejderha yumurtalarından ki kimisi artık taşlaşmış bir haldeydi, ejderha üretme çabaları sonuçsuz kaldı.
Bu umutsuzluk içinde Aerys yüzünü, ejderha ateşinin yakın akrabası olarak nitelendirilen parlak yeşil renkli ve uçucu bir madde olup çılgınateş olarak nitelendirilen maddenin gizli formülünü bilen antik Simyacılar Locası’na döndü. Kral’ın ateşe karşı ilgisi büyüdükçe, Ateş Üstadları da sarayın vazgeçilmezleri arasında girdi. Yıl 208 FS’yı gösterdiğinde II.Aerys hainleri, komplocuları ve katileri asmak veya kellesini almak yerine canlı canlı yakmaya başladı. Kral’ın bu ateşli infazlardan aldığı zevk o kadar fazlaydı ki Aerys, Simyacılar Locası’nın Baş Üstadı Rossart’ı Küçük Konsey’e alıp lord ünvanı verdi.

Bu arada Kral Aerys, kendi oğlu ve varisinden daha da soğur hale gelmişti. 279 FS yılının başlarında Ejderkayası Prensi Rhaegar Targaryen, Dorne Prensi Doran Martell’in narin kız kardeşi Prenses Elia Martell ile resmi olarak nişanlamıştı. Nişanın ertesi senesi Rhaegar ile Elia, Kral’ın Şehri’ndeki Baelor Septi’nde görkemli bir düğün ile evlendiler ancak II.Aerys bu düğüne katılmadı. Aerys, Küçük Konsey’e eğer Kızıl Kale’den dışarı adım atar ise, yanında Kraliyet Muhafızları olsa bile hayatına kastedilmesinden korktuğunu söyledi. Kendisi ile birlikte Prens Viserys’i de oğlunun düğününe göndermedi.

Prens Rhaegar ile yeni eşi kendilerine kale olarak Kızıl Kale yerine Ejderkayası’nı seçince, Yedi Krallık’ın her köşesinde dedikodular yükselmeye başladı. Kimileri Prens’in babasını tahttan indirmek için darbe planları yaptığını iddia etti, kimileri ise Kral Aerys’in Rhaegar’ı evlatlıktan reddedip yerine Viserys’i varis ilan edeceğini söyledi. Kral Aerys’in ilk torunu olan Rhaenys ismi konulan bebeğin 280 FS yılında Ejderkayası’nda doğması bile baba ile oğul arasındaki buzları çözemedi. Prens Rhaegar yeni doğan kızını Kızıl Kale’ye getirip anne ve babasına takdim ettiğinde Kraliçe Rhaella bebeği sevgi ile kucaklamış, Kral Aerys ise bebeğin ‘’fazla Dornelu kokmasından’’ şikayet edip ne bebeğe dokunmak ne de kucağına almak istemiştir.

Bütün bu yaşananların gölgesinde Lord Tywin Lannister Kral Eli olarak hizmet etmeye devam ediyordu. Baş Üstad Pycelle onun için, ‘’Lord Tywin’in sarayda adeta görünmez gibiydi ve hiçbir Kral onun kadar çalışkan ve yetenekli bir Kral Eli’nde sahip olmamıştır,’’ diye yazmaktadır. Steffon Baratheon’un ölümü ile saraydaki yerini sağlamlaştıran Lord Tywin ise, güzeller güzeli kızı Cersei’yi saraya getirtecek kadar ileri gitmişti.

281 FS yılında, yaşlı Kraliyet Muhafızı Sör Harlan Grandison uykusunda vefat edince, Lord Tywin ile Kral Aerys arasındaki gergin ipler sonunda kopma noktasına geldi. Çünkü Majesteleri boşa çıkan beyaz pelerini Lord Tywin’in en büyük oğlu Jaime’ye vereceğini açıklamıştı.

On beş yaşında olan Sör Jaime Lannister hali hazırda bir şövalyeydi ve ona bu onuru bahşeden ise çokları tarafından diyarın en yiğit savaşcısı olduğu dile getirilen Sör Arthur Dayne nam-ı diğer Sabahın Kılıcı’ydı. Jaime bu şövalyeliği Sör Arthur’un Kral Ormanı Kardeşliği olarak bilinen kaçaklar grubuna karşı yürüttüğü mücadele sırasında kazanmıştı ve hiçkimse onun savaşçı yeteneklerinden şüphe etmiyordu.

Lakin Sör Jaime aynı zamanda Lord Tywin’in veliahtıydı ve Lord Tywin’in diğer oğlunun özürlü bir cüce olduğu düşünüldüğünde Lannister soyunu devam ettirme umutlarının hepsi Sör Jaime’de toplanıyordu. Daha da önemlisi, Kral bu kararını açıklamadan hemen öncesinde Lord Tywin gizli gizli, oğlu Jaime için hanesine büyük yarar sağlayacak bir evlilik görüşmesinde bulunmuştu. Tam bu anda Kral Aerys’in Jaime’yi Kraliyet Muhafızı ilan etmesi, Lord Tywin’i çok zor bir duruma düşürdü.

Yine de Baş Üstad Pycelle’in yazdıklarına göre, Kral II.Aerys Sör Jaime’yi Kraliyet Muhafızı ilan ettiğini Lord Tywin’e bildirdiğinde, lordumuz tek dizinin üstüne çöküp hanesine böyle bir onur bahşettiği için Kral’a teşekkür etmiş. Sonrasında ise hastalığını öne sürerek Kral Eli makamından ayrılmak istediğini bildirmiştir.

Kral Aerys bu isteği memnuniyet ile yerine getirdi. Lord Tywin hiç vakit kaybetmeden Kral Eli nişanını teslim edip kızı ile birlikte saraydan ayrıldı ve Casterly Kayası’na doğru yola çıktı. Kral ise Kral Eli olarak onun yerine yaşlı ve yalaka olduğu bilinen ve Kral’ın her şakasına sesli bir şekilde gülmesi ile ünlenmiş Lord Owen Merryweather’ı atadı.

Majestelerinin ise Pycelle’e, bundan böyle tacı giyenin aynı zamanda Yedi Krallık’ı da yönettiğini herkes anlayacak dediği söylenir.
Aerys Targaryen ile Tywin Lannister çocukken tanışmış, Dokuz Kuruşluk Krallar Savaşı’nda omuz omuza savaşıp yaralanmış ve Yedi Krallık’ı birlikte yirmi yıla yakın bir süre refah dolu bir şekilde yönetmiş olmalarına rağmen, bu uzun süreli ortaklıkları 281 FS yılında sona ermişti.

Kısa süre sonra Lord Walter Whent, bakire kızının isim yıl dönümü adına kalesi Harrenhal’da büyük bir turnuva düzenleyeceğini duyurdu. Kral II.Aerys ise bu turnuvayı Sör Jaime Lannister’ın Kraliyet Muhafızları’na katılışının resmi duyurusunu yapmak için iyi bir fırsat olduğunu düşündü. Ancak bu düşünce Çılgın Kral’ın ve Yedi Krallık’taki üç yüz yıllık Targaryen hükümdarlığının sonunu getirecek zincirleme olayların başlangıcı olacaktı.


#132

@Tristan1 ben konuları eklerim buraya, bir daha eklemezsen sevinirim. Doğru düzgün eklememişsin. Ben eklediğim bölümlerde direk kopyala yapıştır yapmıyorum düzeltme yapıyorum ve düzgün şekilde ekliyorum.


#133

Uzun süredir beklediğim bir konuydu. Biraz düzeltme gerek ama ilaç gibi geldi.


#134

Targaryen Kralların çevirisi de bittiğine göre biz neyi okuyacaz? Martin amcamız 6. kitabını da çıkaramadı gitti :frowning:


#135

EJDERHALARIN ÇÖKÜŞÜ - YALANCI BAHAR YILI


Prens Rhaegar, kış güllerinden olan demeti Lyanna Stark’a uzatırken

Westeros’un tarihinin yazılı olduğu yazmalarda 281 FS yılı, Yalancı Bahar Yılı olarak bilinir. İki yıldır süregelen kış sonucu toprakların üzeri buz bağlasa da sonunda karlar erimeye, ağaçlar yeşillenmeye ve günler uzamaya başlamıştı. Her ne kadar beyaz kuzgunlar uçuşmaya başlamasa da Eski Şehir’deki Hisar’ın üstadları kışın artık sona erdiğine inanmıştı.

Bir yandan güneyden sıcak rüzgarlar eserken, bir yandan da Yedi Krallık’ın her köşesinden lordlar ve şövalyeler, Benzersiz Aegon’un zamanından beri yapılmış en büyük en muhteşem turnuva olacağı vaadedilen Lord Whent’in Tanrı Gözü yakınındaki turnuvasına katılmak için Harrenhal’a doğru yol almaya başladı.

Harrenhal surları içinde olan olayların birçok kaydı ve ilk elden şahidi olmasından ötürü bu turnuva hakkında epey bir bilgiye sahibiz. Yine de Yedi Krallık’ın en muhteşem şövalyeleri birbirleri mücadele ederken ve Kara Harren’ın lanetli kalesinin salonlarında, çadırlarında ve odalarında toplanmış lordların daha tehlikeli oyunlar oynadığı bu turnuva hakkında hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz şeyler de var.
Lord Whent’in turnuvası hakkında birçok efsane ortaya çıkmıştır. Entrikalar, komplolar, ihanetler, isyanlar, atamalar, dinsizlikler, sırlar, gizemler ve daha niceleri. Lakin gerçekleri bilenlerin sayısı bir avucu geçmeyecek sayıdadır ve o kişilerin bazıları bu fani dünyadan göçüp gitmişken, geride kalanlar ise sonsuza kadar susmayı tercih etmiştir. Bu tarihi turnuvayı incelemek isteyen dürüst bir tarihçi kesinlikle somut kanıt ile taraflı düşünceyi birbirinden ayırmalı ve bilenen gerçeklerle tahmin edilenler, şüphelenilenler, inanılanlar ve söylentiler arasına keskin bir çizgi çekmelidir.

Somut olarak bilinenler şunlardır: Turnuvanın 280 FS yılının sonlarına doğru Harrenhal Lordu Walter Whent tarafından resmi olarak duyurulmasından kısa süre önce, Lord Whent’in Kraliyet Muhafızı olan küçük kardeşi Sör Oswell Whent abisini ziyarete gelmişti. Duyurulan turnuvanın eşi benzeri olmayacak muhteşemlikte bir etkinlik olacağı ortadaydı keza Lord Whent, Kral Aerys’in tahttaki onuncu yılını kutlama münasebeti ile Lord Tywin Lannister tarafından Lannisport’ta düzenlenen Onuncu Yıl Turnuvası’nda verilen ödüllerin üç katını vereceğini açıklamıştı.

Çoğu kimse Whent’in bu kararının eski Kral Eli’nin itibarını geçmek ve hanesinin ne kadar varlıklı olduğunu göstermek amacı taşıdığını düşündü. Ancak geride kalanlar ise bu turnuvanın entrikadan başka birşey olmadığını ve Lord Whent’in bir piyondan farksız olduğuna inanmıştı. Bunu iddia edenler kanıt olarak Lord Whent’in bu kadar muhteşem ödülleri karşılayabilecek serveti olmadığını ve kesinlikle birilerinin adını gizleyip el altından Lord Whent’i finanse ederek Harrenhal Lordu’nun bu muhteşem turnuvanın sahipliğinden gelecek şanı almasına yardım ettiğini öne sürdü. Elimizde bu sözde ‘’karanlık kişi’’ hakkında en ufak bir kanıt olmamasına rağmen bu düşünce günümüzde bile kabul görmektedir.

Eğer böyle bir ‘’karanlık kişi’’ var ise bu kişi kimdi ve neden bu turnuvadaki etkisini saklamayı seçmişti? Yıllar boyu ortaya düzinelerce isim atılmasına karşın o isimler arasından sadece bir tanesi gerekli ilgiyi uyandırmıştır ve o kişi de Ejderkayası Prensi Rhaegar Targaryen’dır.

Eğer bu söylenceye inanır isek, Prens Rhaegar Lord Walter’ın kardeşi Sör Oswell’i aracı kullanarak Lord Walter’ı böyle bir turnuva düzenlemeye ikna etmiştir. Harrenhal’a olabildiğince fazla lordu ve şövalyeyi çekmek için Prens, Lord Whent’i finanse ederek büyük ödüllerin verileceğini ilan ettirmiştir. Söylenir ki Prens’in aslında turnuva ile ilgisi ve alakası yoktu onun asıl amacı diyarın her köşesinden olabildiğince fazla lordu ve şövalyeyi bir araya getirerek adeta gayriresmi bir Büyük Konsey oluşturmak, böylece de çılgınlıkları ayyuka çıkmış babası Kral II.Aerys ile nasıl bir yol izleneceğini ve olası bir naiplik dönemi ilanını veya tahttan feragatini tartışmak amacındaydı.

Eğer gerçekten de turnuvanın asıl amacı buysa, Rhaegar Targaryen’ın oynadığı oyun, çok tehlikeli bir oyundu. Her ne kadar çokları Aerys’in delirdiğini düşünüyor olsa da, çoğunluğun Aerys’in tahtan indirilmesine karşı çıkacağı kesindi. Aerys’in kaprisleri ile birlikte birçok lord hali hazırda büyük servet ve güç kazanmışken, başa Prens Rhaegar’ı geçirip bütün bu ayrıcalıkları yitirmeyi göze alamazlardı.

Çılgın Kral kendisine karşı düşman olduğunu düşündüğü kimselere karşı aşırı derecece zalim olsa da, aynı zamanda makamlar, onurlar, topraklar ve altın konusunda aşırı derecede savurgan olabiliyordu. II.Aerys’in dört bir yanını saran pohpohlayıcı lordlar kralın çılgınlıklarından çok çok fazla gelir sağlamışlardı ve olası her fırsatta Prens Rhaegar’ı kötüleyerek babasının oğluna duyduğu şüpheleri alevlendirmeye çalışıyorlardı.

Çılgın Kral’ın taraftarlarının başını Küçük Konsey’deki lordlar çekmekteydi: Hazine Başı Qarlton Chelsted, Donanma başı Lucerys Velaryon, Kanun Başı Symond Staunton, Muhbir Başı hadım Varys ve Simyacılar Locası üstadı Rossart, Kral’ın güvenini kazanmış kişilerdi. Prens Rhaegar’ın destekçileri ise başkentteki genç lordlardan oluşmaktaydı. Lord Jon Connington, Bakire Havuzu’ndan Sör Myles Mooton ve Sör Richard Lonmouth Prens Rhaegar’ın destekçilerin başında gelmektedir. Bunun yanında Prenses Elia ile birlikte başkente gelen Dorne’lular da Rhaegar taraftarıydı özellikle de Elia’nın amcası ve Kraliyet Muhafızları’nın yeminli bir şövalyesi olan Prens Lewyn Martell. Ancak Rhaegar’ın dostları ve Kral’ın Şehri’ndeki müttefikleri arasındaki en büyük destekçisi hiç şüphesiz Sör Arthur Dayne nam-ı diğer Sabahın Kılıcı’dır.

Baş Üstad Pycelle ile Kral Eli Lord Owen Merryweather bu iki grup arasındaki barışı dengede tutmak gibi talihsiz bir görevi üstlenmişlerdi ve bu rekabet gün geçtikçe daha da artıyordu. Pycelle’in Hisar’a gönderdiği bir mektupta, Kızıl Kale içindeki kutuplaşmanın adeta bir yüzyıl önceki Ejderhaların Dansı savaşı öncesindeki Kraliçe Alicent ile Prenses Rhaeyra arasındaki çatışmayı hatırlattığından bahsetmektedir ve eğer Prens Rhaegar ile Kral’ın destekçileri arasında bir orta yol bulunmaz ise buna benzer kanlı bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu söylemektedir.

Eğer Prens Rhaegar’ın babasına karşı bir darbe hazırlığında olduğuna dair en ufak bir delil olsaydı, Kral Aerys’in taraftarları kesinlikle bu delili kullanıp Prens’i alaşağı etmeye çalışırlardı. Bazı Aerys yanlılarının Kral’ın ‘’sadakatsiz’’ oğlunu evlatlıktan reddedip Demir Taht’ın varisi olarak genç Viserys’i ilan etmesini söyleyebilecek kadar ileri gittikleri doğrudur. Bu isteğin temeli de Prens Viserys’in yedi yaşında olması ve olası bir hükümdar değişiminin kesinlikle naiplik dönemi başlatacağı ve kralliğı naiplerin yöneteceği gerçeği vardır.
Bu çatışmaların eşiğinde Lord Whent’in böylesine büyük bir turnuva tertiplemesi heyecanın yanında şüpheleri de beraberinde getirdi. Lord Chelsted Majesteleri’ne turnuvayı yasaklaması gerektiğini önerdi ve Lord Stauunton daha da ileri giderek bundan sonra turnuva düzenlemenin kanunen yasaklanması gerektiğini belirtti.

Bu tür etkinliklerin yerel halk arasında çok tutuluyor olmasından ötürü Lord Merryweather Kral’a turnuvayı yasaklamanın sadece ona olan tepkiyi alevlendireceğini belirttiğinde Kral başka bir yol izleyip turnuvaya bizzat katılacağını duyurdu. Bu önemli bir karardı keza II.Aerys Duskandale Muhalefeti’nden beri Kızıl Kale’nin dışına adımını atmamıştı. Kral’ın bu kararı vermesindeki amacın elbetteki düşmanlarının onun burnunun dibindeyken komplolar kurmaya cesaret edemeyeceklerini düşünmesiydi. Ayrıca Baş Üstad Pycelle’in bize söylediğine göre Aerys, böylesine büyük bir turnuvanın halkın sevgisini geri kazanmasına yardım edeceğini düşünmüştü.
Eğer kralın gerçekten de böyle bir niyeti varsa bu çok büyük bir hataydı. Kral’ın turnuvaya bizzat katılıyor olması turnuvayı daha büyük ve prestijli hale getirmiş olsa da, diyarın her bir köşesinden turnuva alanına gelen şövalyeler ve kordlar kendilerini yöneten krallarının ne hale geldiğini gördüklerinde büyük bir şok geçirdiler. Uzun sarı tırnakları, karmakarışık olmuş sakalları ve aylardır yıkanmadığı için pislikten keçeleşmiş saçları sadece Aerys’in ne kadar çıldırdığının bir kanıtı sayılabilirdi. Dış görünüşü dışında Aerys’in tavırları da aklı başında bir insanı andırmıyordu. Kral gözüp açıp kapayıncaya kadar melankolik bir tavırdan kahkahalara boğulabiliyordu. Harrenhal’da olup da o günlerin kaydını tutan birçok kişi kralın anlık gülmelerini, ağlamalarını, bir anda öfkelenmesini ve uzun sessizliğini kaleme almıştır.


Çılgın Kral, II. Aerys

Bütün bunların ötesinde Kral II.Aerys şüpheciydi; kendi oğlu Prens Rhaegar’dan, turnuvanın sahibi Lord Whent’ten hatta turnuva için Harrenhal’a gelmiş her lord ve şövalyeden şüpheleniyordu. En çok da turnuvaya katılmamış olanlardan, Casterly Kayası Lordu, emekli Kral Eli Tywin Lannister’dan şüpheleniyordu.

Turnuvanın açılış töreninde Kral Aerys, Kraliyet Muhafızları’nın yeni yeminli kardeşi olarak Sör Jaime Lannister’ın atandığını şatafatlı bir gösteri ile bütün diyara duyurdu. Genç şövalye diyardaki lordların neredeyse yarısının bakışları altında, üzerindeki beyaz zırhı ile çimenlere diz çökerek Kraliyet çadırının önünde bağlayıcı yeminini etti. Sör Gerold Hightower onu ayağa kaldırıp omuzlarına beyaz pelerinini geçirdiğinde kalabalıktan özellikle Batı Toprakları’ndan gelenler arasında büyük bir alkış koptu.

Tywin Lannister’ın kendisi Harrenhal Turnuvası’na katılmamış olsa da, ona yeminli düzinelerce lord ve yüzlerce şövalye Kraliyet Muhafızları’nın yeni şövalyesi için uzun ve çoşkulu bir tezahüratta bulundu. Kral ise bundan memnun oldu. Bize söylenenlere göre Majesteleri çılgınlığının neticesinde halkın kendisine tezahürat yaptığını düşünmüş.

İmkansız gibi görünen bu olay gerçekleşmesine rağmen, Kral II.Aerys yeni koruyucusu hakkında ikilemde kalmaya başladı. Baş Üstad Pycelle’in bize söylediğine inanırsak Kral Sör Jaime’yi Kraliyet Muhafızları arasına alarak eski dostu Lord Tywin’i onurlandırmayı düşünmüştü ancak Majesteleri geç de olsa Lord Tywin’in oğlunun gece veya gündüz demeden yanından ayrılmayacağını fark etti. Üstelik elinde tuttuğu kılıcı ile.

Bu düşünce onu o kadar korkuttu ki, Pycelle’in anlattıklarına göre o geceki ziyafette tek bir yiyeceğe bile dokunmadı. Hemen sonrasında II.Aerys Sör Jaime’yi yanına çağırdı (kimileri tuvaletteyken yanına çağırdığını söyler ancak bu çirkin detay sonradan eklenen uydurma bir hikaye olabilir) ve Sör Jaime’yi Kral ile birlikte turnuvaya gelmeyen Prens Viserys ile Kraliçe Rhaella’ı korumak için Kral’ın Şehri’ne gitmesini emretti. Lord Kumandan Sör Gerold Hightower Sör Jaime yerine kendisinin gidebileceğini söylese de Aerys bu öneriyi reddetti.

Turnuvada mızrak tutmayı uman genç şövalye için bu garip sürgün elbette ki büyük bir hayal kırıklığıydı. Yine de Sör Jaime yeminine sadık kaldı ve hemen hazırlanıp Harrenhal’daki başka hiç bir olaya katılmadan Kızıl Kale’ye doğru yola çıktı. Tabi Çılgın Kral’ın aklında olaylar bu şekilde gerçekleşmedi.

Yedi gün boyunca Yedi Krallık’taki en soylu şövalyeler ve lordlar, Harrenhal’un surlarının gölgesi vuran meydanda kılıçları ve mızrakları ile mücadele verdiler. Geceleri ise kalenin Yüz Yürek Salonu’nda galipler ve mağluplar birlikte içki içip ziyafet çekerek kutlama yaptılar. Tanrı Gözü yakınındaki bu gece ve gündüzler hakkında birçok şarkı ve hikaye mevcuttur ve bazılarının gerçekliği ise su götürmezdir. Lakin bu hikayeleri ve fıkraları tekrar tekrar anlatmak bizim işimiz değil, şarkıcıların ve masalcıların işidir. Ama oluşturduğu önemli sonuçlar neticesi ile iki büyük olayı atlayıp geçemeyiz.

Bu iki büyük oladan ilki, üzerine beyaz büvet ağacı boyalı zırh giyen zayıf bir şövalyenin nam-ı diğer gizemli şövalyenin ortaya çıkışıdır. Şövalyeye ‘‘Gülen Ağaç Şövalyesi’’ adı verilmiştir ve bir günde üç kişiyi atından düşürerek yerel halkın sevgisini kazanmıştır.

Kral II.Aerys ise gizemlerden zevk alan bir kişi değildi hiç kuşkusuz. Majestelerine göre gizemli şövalyenin kalkanındaki beyaz ağaç ona gülüyordu ve ortada hiçbir kanıt olmamasına rağmen gizemli şövalye ona göre Sör Jaime Lannister’dı. Kral gördüğü herkese yeni Kraliyet Muhafızı’nın ona karşı gelip turnuvaya geri döndüğünü anlattı.

Öfke içinde Kral, kendisine bağlı şövalyelerine yarınki mücadeleleri içide Gülen Ağaç Şövalyesi’ni mağlup etmelerini, böylece miğferini çıkarıp onu herkese ifşa etmelerini emretti. Ancak gizemli şövalye o gece ortadan kayboldu ve bir daha bulunamadı. Bu durum Kral’ı daha da korkuttu keza ona göre yakınında olanlardan biri ona bir çeşit uyarı veriyor ve ‘’Bu hain yüzünü göstermeyecek,’’ diyordu.

Veliaht prens Rhaegar Targaryen, herkesi şaşırtarak zıhını kuşandı ve dört Kraliyet Muhafızı da dahil olmak üzerine karşısına çıkan her bir rakibi alt etti. Final mücadelesinde rakibi Sör Barristan Selmy’yi, Yedi Krallık içinde en iyi mızrak kullanan şövalyeyi alt ederek turnuvanın şampiyonu oldu.

Söylenene göre Rhaegar’a yapılan tezahüratlar insanı sağır edecek seviyedeydi lakin Kral Aerys bu kutlamalara katılmadı. Oğlunun kılıç ve mızrak kullanma yeteneğinden gurur duymak bir yana Majesteleri oğlunu önünde duran net bir tehdit olarak gördü. Lord Chelsted ile Lord Staunton bu şüpheyi daha da alevlendirerek, Prens Rhaegar’ın turnuvada yer almasının asıl sebebinin yerel halkın desteğini almak, ne kadar iyi bir şövalye olduğunu kanıtlayıp Fatih Aegon’un gerçek varisi olduğunu herkese göstermek olduğunu söyledi.

Ve şampiyon olan Ejderkayası Prensi, turnuvanın Güzellik ve Sevgi Kraliçesi olarak Kışyarı Lordu’nın kızı Lyanna Stark’ı seçip mızrağının ucuna asılı olan mavi gül demetini onun kucağına koyunca Kral’ın yanındaki yalakalar ve Rhaegar karşıtları bunu vatana ihanetin açık bir kanıtı olarak Kral’a sundular. ‘’Prens eğer isyan başlatıp Kışyarı’nın yardımını istemiyor ise, neden turnuvada onunla birlikte gelen eşi Elia Martell’e böylesine ağır bir hakaret edip Stark kızını turnuva kraliçesi ilan etti? Lyanna Stark erkeksi, vahşi ve Prenses Elia Martell’de olan güzelliğin zerresi bile olmayan biriydi o yüzden böylesine bir davranış kesinlikle Kışyarı’nı Prens Rhaegar’ın tarafına çekmek ve ortaklık kazanmak için yapılmış bir hareketti,’’ diye fısıldadı Symond Staunton Kral’ın kulağına.

Eğer bu doğruysa, o zaman neden Lyanna’nın erkek kardeşleri Prensin Lyanna’yı onurlandırmasını gördüklerinde bu kadar öfkeden çıldırmış haldelerdi? Kışyarı varisi Brandon Stark kız kardeşinin onurunu düşünerek, Rheagar’ın karşısına çıkmaması için zorla tutulmuştu çünkü Lyanna uzun zaman önce Fırtına Burnu Lordu Robert Baratheon ile nişanlanmıştı. Brandon’ın küçük kardeşi Eddard Stark ve onun yakın arkadaşı Lord Robert daha sakin davransalar da onlar da bu durumdan memnun olmamışlardı. Robert Baratheon için bazıları, prensin bu hareketi sonunda güldüğü ve Lyanna’ya hak ettiğini verdiğini söylediğini yazmıştır. Ancak onu daha yakından tanıyanlar bu hakaret yüzünden yüzünün asıldığını ve daha o günden Ejderkayası Prensi’ne kin tuttuğunu söylemişlerdir.

Böylece basit bir mavi gül demeti, Yedi Krallık’ı ortadan bölecek, Rheagar Targaryen ile birlikte binlercesini mezara götürecek ve Demir Taht’a yeni bir kralı oturtacaktı.

281 FS yılındaki Yalancı Bahar iki aydan az sürdü. Yılın sonuna doğru gelindiğinde kış Westeros’a bütün şiddeti ile döndü. Yılın son gününde Kral’ın Şehri’ne kar yağmaya başladı ve Karasu Nehri’nin ağzı buz tuttu. Kar yağışı en iyi ihtimalle iki hafta aralıksız sürdü ve Karasu Nehri’nin tamamı dondu, şehirdeki bütün evlerin çatılarında buz sarkıtları oluştu.


Ejderkayası Prensi Rhaegar Targaryen

Soğuk rüzgarlar Kral’ın Şehri’ni döverken, Kral Aerys ateş üstadlarına dönüp ateş büyüleri ile kışı defetmelerini emretti. Bir ay boyunca Kızıl Kale’nin duvarlarında büyük yeşil alevler yandı. Lakin Prens Rhaegar bu manzarayı göremedi. Üstelik kendisi oğlu Aegon ile eşi Prenses Elia’nın yanında Ejderkayası’nda da değildi. Yeni yılın gelişi ile birlikte veliaht prens yarım düzine yakın arkadaşı ile birlikte onu Nehirova’ya götürecek bir yolculuğa çıktı. Harenhal’dan yaklaşık elli beş kilometre uzakta Rhaegar Kışyarı’ndan Lyanna Stark ile karşılaştı ve onu kaçırarak kendisi ile birlikte ailesinin, bütün akrabalarının ve diyarın yarısını da yok edecek olan ateşin fitili yaktı.


#136

Devamı gelmeyecek mi? :confused:


#137

Sırada isyan bölümü var da uzun olduğu için biraz bekleyebiliriz.


#138

Robert’in İsyanı da çevrilmiş aynı forumda bugün gördüm paylaşma izni var mı bilmediğimden koymuyorum şimdilik :slight_smile:


#139

Çeviren @cypon .ona sor ilk başta.


#140

Ejderhaların Çöküşü - İsyan

ROBERT’IN İSYANI

Prens Rhaegar’ın Lyanna Stark’ı kaçırması, Targaryen Hanesi’nin yok olmasına sebebiyet verdi. Aerys’in gerçek çılgınlığı, Rhaegar’ın yaptığı bu yanlışlara karşı adalet ve çözüm isteyen Lord Stark’a, onun varisine ve destekçilerine karşı Kral’ın verdiği ahlaksızca kararlar ile tamamen gün yüzüne çıktı. Onların söyleceklerini adil bir ortamda dinleyip karara bağlamak yerine Kral Aerys Lord Stark ile varisi Brandon Stark’ı vahşice katletti ve bu cinayetlere yenilerini eklemek için Lord Jon Arryn’dan eski yaverlerinden olan Robert Baratheon ile Eddard Stark’ı infaz etmesini emretti. Günümüzde birçokları Robert’ın İsyanı’nın gerçek başlama noktasının bu emre direkt olarak karşı gelen ve adalet için sancaktarlarını göreve çağıran Lord Arryn ile başladığı konusunda hemfikirlerdir. Lakin Vadi lordlarının hepsi Lord Jon ile aynı fikirde olmadığından Vadi’deki kraliyet taraftarları ile Lord Arryn’ın güçleri arasında iç savaş çıkmıştır.

Bu iç savaş Yedi Krallık’ın dört bir yanında adeta çılgınateş gibi yayıldı ve lordlar ile şövalyeler bir bir taraf seçmeye başladı. Bu savaşlarda yer alanların birçoğu günümüzde de hayattadır ve onlar bu isyan hakkında o savaşlar işinde yer almayan bendenizden çok daha fazla bilgiye sahiptirler. Bu yüzden Robert’ın İsyanı’nın gerçek detaylarını kaleme almayı bu isyan içinde yer alan kişilere bırakıyorum ki, orada bizzat olmadığım için, yazacağım olası gerçekle alakası olmayan ve yanlış yazılar ile o büyük zorluklar çekmiş kişiler gücenmesin veya yerilmesi gereken kişiler yanlışlıkla alkışlanmasın. Bu yüzden detaylara girmek yerine isyan sonunda Demir Taht’a oturan ve delilikler ve çılgınlıklar yüzünden neredeyse yok olmuş diyarı tamir eden lord ve şövalyeye odaklanacağım.


Kral I.Robert Baratheon

Robert Baratheon kendisinin ne kadar korkusuz ve yılmaz bir savaşçı olduğunu kanıtladıkça birçok lord ve şövalye onun sancağı altında toplanmaya başladı. Robert’ın ilk başarısı, Targaryen taraftarı olarak ayaklanan Lord Grafton’u Martı Kasabası’nda yenmek oldu ve oradan da sancaktarlarını çağırmak için Kraliyet Donanması’na yakalanma riski olmasına rağmen Fırtına Burnu’na doğru yelken açtı. Ancak fırtına lordlarının hepsi Robert yanlısı değildi. Aerys’in Kral Eli Lord Merryweather bazı fırtına lordlarını Robert’a karşı ayaklanmaya ikna etmişti. Ancak Lord Robert’ın Yaz Kalesi’nde bir günde üç savaş birden kazanması bu çabaları boşa çıkardı. Robert’ın alelacele toparladığı ordusu Lord Grandison ile Lord Cafferen’in ordusunu mağlup etti ve Robert Lord Fell’i birebir mücadalede öldürüp Lord Fell’in meşhur oğlu Gümüşbalta’yı esir aldı.

Robbert’ın destekçileri olan Lord Arryn ile Kuzeylilerle ordusunu birleştirmeyi planlayan Lord Robert bu amacına doğru yürürken aynı zamanda kraliyet taraftarlarına karşı galibiyetler de kazanıyordu. Robert’ın büyük galibiyetlerinden biri olan Taşlı Sept Savaşı’nda ki aynı zamanda Çanların Savaşı olarak da bilinir, Robert bir zamanlar Prens Rhaegar’ın yaverliğini yapmış ünlü Sör Myles Mooton ile onun beş adamını öldürdü ve eğer savaşta denk gelselerdi yeni Kral Eli Lord Connington’ı da öldürebilirdi. Bu galibiyet ile savaş Nehirova’ya da sıçramış oldu ve bu da Lord Tully’nin kızlarını Lord Arryn ile Lord Stark’la evlendirip Robert taraftarı olarak ayaklanmasına neden oldu.

Robert’ın kazandığı galibiyetler Targaryen taraftarı olan orduların sersemlemesine ve dağılmasına neden oldu. Kraliyet Muhafızları Lord Connington komutasındaki yenilmiş ordunun toparlanması için Kızıl Kale’den ayrılırken, Prens Rhaegar güneyden dönüp Kral Toprakları’nda biraraya getirilen yeni ordunun komutasına geçti. Sonrasında Ashford’ta kazanılan galibiyet Robert’ın geri çekilmesine ve Fırtına Toprakları yolunun Lord Tyrell için tamamen açılmasına sebebiyet verdi. Menzil’in bütün gücünü yanında getiren Lord Tyrell, önüne çıkan bütün direnişçileri kolayca alt etti ve Fırtına Burnu’nu kuşatmak için pozisyon aldı. Kısa süre sonra onlara Lord Paxter’ın Arbor’dan getirdiği muhteşem donanması da katılınca, Fırtına Burnu karadan ve denizden abluka altına alınmış oldu. Bu kuşatma savaşın sonuna kadar sürmüştür.

Prenses Elia’nın savunulması adına Dorne’dan gelen on bin mızraklı asker Kemik Geçidi’ni geçip Kral’ın Şehri’ne gelerek Rhaegar’ın oluşturduğu yeni orduya katıldı. Bu zamanlarda Kızıl Kale’de olanların söylediklerine göre Aerys’in davranışlarının düzensiz olduğu ve emrindeki hiçbir Kraliyet Muhafızı’na güvenmediği ancak Lord Tywin’e karşı rehine olarak Sör Jaime Lannister’ı bir an bile yanından ayırmadığı bilinmektedir.

Prens Rhaegar sonunda ordusunun düzenini sağlayıp Kral Yolu’ndan Üç Dişli Mızrak’a doğru yol aldığında Kral’ın Şehri’nde sadece bir tane Kraliyet Muhafızı kalmıştı. Prens Lewyn, kuzeni Prens Doran tarafından yardıma gönderilen mızraklı birliklerin komutasına geçti lakin söylenene göre bunu yapmasının tek sebebi Dorne’luların ona ihanet etmesinden korkan Çılgın Kral tarafından tehdit edilmesiydi. Sör Lewyn ile birlikte Cesur Sör Barristan ve Sör Jonothor Darry de Prens Rhaegar’ın ordusu ile Üç Dişli Mızrak’a doğru yola çıktı. Böylece Kral’ın Şehri’nde kalan tek Muhafız, genç Sör Jaime Lannister oldu.

Ünlü Üç Dişli Mızrak Savaşı hakkında çok şey yazılıp söylenmiştir. Ancak bilinmesi gereken, iki ordunun nehir geçidinde, sonraları Prens Rhaegar’ın zırhından dağılan yakutlar nedeni ile Yakut Kalesi’nde çarpışmış olduğudur. İki ordu da neredeyse denk sayıdaydı ve Rhaegar’ın ordusu kırk bin civarındaydı. Bu kırk bin kişilik ordunun dört bini şövalyelerden oluşurken, isyancı güçlerin asker sayısı biraz daha az olsa da Rhaegar’ın askerleri gibi yeni biraraya gelmiş değil, savaş görüp bilenmiş askerlerden oluşuyordu.

Kale’deki savaş kanlıydı ve o savaşta birçok kişi hayatını kaybetti. Sör Jonothor Darry ile Prens Lewyn savaşta öldürüldü ancak en önemli ölüm henüz gerçekleşmemişti.

Savaş çığlıklar içinde sürer iken, belki Tanrıların takdiri, belki şans, belki de bilerek Lord Robert ile Prens Rhaegar kalenin gölgesi düşen savaş alanında karşı karşıya geldiler. O ana şahit olmuş herkesin ağzından çıkan ortak cümle, iki şövalyenin de atları üzerinde cesurca savaştığıdır. İşlediği bütün suçlara rağmen Prens Rhaegar korkak biri değildi. Lord Robert Ejder Prens tarafından yaralansa da, mücadelenin sonunda Baratheon’un korkutucu gücü ve elinden çalınan nişanlısının intikamını alma istediği Prens Rhaegar’ın gücünden baskın çıktı. Robert’ın savaş çekici hedefini buldu ve Robert çekicindeki dikenleri Rhaegar’ın göğüsüne sapladı ve prensin göğüs zırhına işlenmiş pahalı yakutları savaş alanına saçtı.

O andan sonra iki taraftan da askerler savaşmayı bırakıp değerli taşları ele geçirebilmek için nehre atladılar. Hezimete uğradıklarını anlayan kraliyet yanlıları ise savaş alanından kaçmaya başladılar.

Lord Robert’ın aldığı yaralar kaçan ordunun peşine düşmesine engel oldu bu yüzden de bu görev Lord Eddard Stark’a devredildi. Lakin Robert içindeki gerçek şövalyeliği, ağır derecede yaralanmış Sör Barristan’ın öldürülmesine karşı gelerek gösterdi. Büyük şövalyeyi öldürmek yerine yaraları ile ilgilenilmesi için kendi üstadının çadırına taşıtttı. Böyle bir davranış gelecekteki kralın arkadaşlarının ve müttefiklerinin sarsılmaz sadakatinin de habercisi ve Robert Baratheon gibi eli açık ve merhametli çok az kişi olduğunun bir göstergesiydi.

SON

Kuşlar uçuştu ve ulakların atları Yakut Kalesi’ndeki zaferin haberini ulaştırmak için birbirleri ile yarıştı. Haber Kızıl Kale’ye ulaştığında Aerys’in Lewyn’in Rhaegar’a ihanet ettiğinden emin bir bir şekilde Dorne’lulara lanet okuduğu söylenir. Sonrasında Kral, hamile eşi ile yeni varisi Viserys’i Kızıl Kale’den uzağa, Ejderkayası’na gönderdi lakin Prenses Elia, Rhaegar’ın çocukları ile birlikte Dorne’a karşı rahine tutmak amacı ile Kızıl Kale’de kalmaya zorlandı. Önceki Kral Eli olan Lord Chelsted’ı kötü savaş tavsiyeleri yüzünden canlı canlı yakan Aerys, Lord Chelsted yerine, soylu olmayan ancak Kral’a ateş ve düzenbazlık dışında birşey vaadetmeyen ateş üstadı Rossart’ı atadı.

Bu arada Sör Jaime Lannister Kızıl Kale’nin savunmasının başına verilmişti. Kalenin surları düşmanı bekleyen nöbetçiler ve şövalyeler ile doluydu. Ama kalenin kapısına gelen ilk ordunun sancağı Casterly Kayası’nın aslanı ve ordunun komutanı Lord Tywin olunca Kral Aerys, zamanında Kral Eli olan eski dostunun tıpkı Duskandale Muhalefeti’nde olduğu gibi kendisini kurtarmaya geldiğini düşünerek kapıların hemen açılmasını emretti ancak Lord Tywin Çılgın Kral’ı kurtarmaya gelmemişti.

Bu sefer Lord Tywin’in amacı birey değil diyarın kendisiydi ve Aerys’in delilik saltanatını yıkmaya kararlıydı. Ordusu ile şehre girdiğinde askerler Kral’ın Şehri’ni savunan askerlere saldırdı ve şehrin sokaklarından kandan kıpkırmızı oldu. Bir avuç seçilmiş asker grubu Kızıl Kale’ye doğru koşturarak Kral Aerys’i bulup adaletin yerini bulması amacı ile kale kapılarına hücüm etti.

Kızıl Kale’nin kapısı kırılıp aşıldığında, o kargaşa içinde Prenses Elia ile çocukları Rhaenys ile Aegon’un başına en talihsiz olan şey geldi. Savaşlar içinde suçluların olduğu kadar masumların da kanının dökülmesi çok trajik bir olaydır ve daha da trajik olanı Prenses Elia’ya tecavüz edip katledenlerin adaletten kaçmış olmasıdır. Prenses Rhaenys’i yatagında öldürenin veya daha bebek olan Prens Aegon’un kafasını duvara vurarak parçalayanın kim olduğunu bilinmemektedir. Kimileri Lord Lannister’ın Robert safına geçtiğini öğrenen Aerys’in bu katliamı emrettiğini fısıldamakta kimileri ise Elia’nın çocuklarının merhum kocasının düşmanları tarafından ele geçirilme korkusu ile canına kıydığını söylemektedir.

Aerys’in Kral Eli Rossart, korkakça kaleden kaçma teşebbüsü sırasında şehir kapısı önünde öldürüldü. Ve son ölecek olan da Kral Aerys’in kendisiydi. Ölümü yanında kalan son Kraliyet Muhafızı olan Sör Jaime Lannister’ın kılıcından oldu. Tıpkı babası gibi Sör Jaime de diyarın iyiliği için ve Çılgın Kral’ın döneminin sona ermesi için elinden geleni yapmıştır.

Böylece Targaryen hanesinin saltanatı ve Robert’ın İsyanı bitmiş oldu. Bu isyan yaklaşık üç yüz yıldır süregelen Targaryen hükümdarlığına son verip, Baratheon hanesinin liderliğinde yeni bir altın çağın başlangıcına vesile oldu.

ŞANLI İKTİDAR

Targaryen hanesinin çöküşü ile birlikte diyar büyük bir gelişim ivmesi kazandı. Kral I.Robert, Çılgın Kral’ın ve onun oğlunun Westeros’u bölüp diyarda açtığı yaraları iyileştirme görevinin başına geçti. Kral’ın ilk icraatı Aerys’in vermeyi reddettiği onuru sahibine bahşederek diyarın en güzel kadını olan Lannister hanesinden Cercei ile evlenmesi oldu. Herkesin Lord Tywin’in tekrar Kral Eli makamına geleceğinden emin olmasına rağmen, Kral bu makamı eski arkadaşı ve zamanında koruyucusu olan Lord Jon Arryn’a verdi. Bilge ve adaletli olan Lord Arryn diyarın gelişip büyümesi için Kral’a büyük yardımlarda bulundu.


Kral’ın Şehri ve Kızıl Kale

Ancak bunlar demek değil ki Robert’ın iktidarı tamami ile sorunsuz geçti. Tacı giydikten altı sene sonra Balon Greyjoy haksız birşekilde kendisine veya halkına herhangi bir zarar verilmediği halde sırf kendi hırsı uğruna Kral’a isyan etti. Robert’ın ortanca kardeşi Lord Stannis Baratheon, Lord Greyjoy’a karşı yelken açan filonun komutanlığına getirildi. Kral Robert ise arkasında devasa bir ordu ile Pyke’a doğru yola çıktı. Girilen savaşta harikalar yaratan Kral Robert, sonunda Pyke’ı ele geçirdi. Kalenin ele geçirilmesi ile birlikte Kral, kendini Demir Adalar’ın sözde Kralı ilan eden Balon Greyjoy’u Demir Taht adına önünde diz çöktürdü ve gelecekteki sadakatinin bir güvencesi olarak Balon Greyjoy’un hayatta kalan tek oğlunu rehine olarak aldı.

Sonunda diyarda tekrar barış hakim olduğunda, Robert’ın başa geçişi ile diyar görebileceği en uzun yazları, en iyi hasatları yaşadı ve büyük bir refaha kavuştu. Bundan daha da güzeli, Kral ve onun sevgili kraliçesi diyara üç altın saçlı varis vererek Baratheon hanesinin daha uzun yıllar saltanat süreceğini de garantilemiş oldu. Her ne kadar Gece Gözcüleri’nden bir kaçak olan Mance Rayder’ın kendini Sur’un Ötesindeki Kral ilan etmiş olsa da Gece Gözcüleri her zaman kendisine ihanet edenlere keskin adaletini göstermiştir. O yüzden bu sözde kral kendisinden önceki birçok yabani kral gibi önemsiz ve değersizdir.

Tarihin bize gösterdiği kadarı ile bu dünya birçok yıl geçirmiş, Şafak Çağı’ndan günümüze kadar binlerce yıl geçmiştir. Kaleler gibi Krallıklar da kurulup yıkılmış, çiftçiler doğmuş, büyüyüp tarlalarında çalışmış, ileri yaştan veya hastalıktan dolayı ölmüş ve arkalarında kendilerinin yaptıklarını devam ettirmeleri için evlatlar bırakmışlardır. Prensler doğmuş, büyüyüp taç giymişler ve savaşlarda, turnuvalarda veya kendi yataklarında vefat edip arkalarında güçlü, zayıf veya lanetle anılan iktidarlar bırakmışlardır. Bu dünya Uzun Gece’nin soğuğunu da, Kıyamet’in ateşini de bilmekte. Gölgeler Diyarı Asshai’dan Donmuş Kıyı’ya kadar bu Buz ve Ateşin Dünyası her ne kadar keşfedilecek çok şey olsa da birçok zengin ve ihtişamlı tarihe sahiptir. Eğer Master Gyldayn’ın kitabından biraz daha parça toplanılabilirse veya üstadların gözünde eşsiz hazineler olan diğer yazmalar ele geçirilebilir ise şuan bildiklerimizin de ötesinde bilgilere sahip olabiliriz. Ancak kesin olarak söylenebilecek olan şey şudur ki, önümüzdeki bin yıl ve ondan sonraki bin yılda daha birçok kişi doğacak, yaşayacak ve ölecek. Böylece tarih tıpkı benim aciz kaleminin yazabildikleri gibi garip, karmaşık ve ilgi uyandıran bir şekilde devam edecek.

Elbette hiçkimse gelecekte ne olacağını kesin bir şekilde bilemez. Ancak belki de yaşananları anlayarak, bizden önceki atalarımızın yanlışlarından ders çıkarabilir ve onların başarılarını tekrar ederek çocuklarımıza ve onların çocuklarına daha iyi bir dünya bırakmak için çabalayabiliriz.

Şanlı Kral I.Robert adına ben nacizane kulunuz Üstad Yandel, Yedi Krallık’ın ve onun krallarının tarihini bitirmiş bulunmaktayım.