Arya Stark'ın Hikaye Gelişimi

“Harrenhall Hayaleti, Dişi Kurt, Kurt Çocuğu, Kan Çocuğu, Kara Yürek, Yalnız Kurt, Gece Kurdu…Ölüm kokusu senden geliyor.”

GRRM’in Büyük Beşlisinden biri olan Arya, ailenin "kara kurt"u olarak Jon ile birlikte dışlanan bir karakter olarak öne çıkar. Batıdiyar’ın ataerkil baskısı ile “leydi” olması ve öyle davranması için zorlanır, yönlendirilir ve eleştirilir. O ise tüm bunlara baş kaldırır ve reddederek olmak istediği kişi olmak için ısrarcı olur. O kendi seçimlerini yapmak ister; kılıç kullanmak, macera yaşamak v eğer istiyor ise mimar olmak, kral konseyinde yer almak… Bana göre Arya, serinin en önde gelen “kadın hakları” savunucu olarak öne çıkar. Çünkü erkek egemen baskıya karşı çıkmaktadır ve kadınların sokulduğu kalıplara razı olmaz.

KL’den kaçtıktan sonra kendi macerasına sahip olur. Yol boyunca karşılaştığı tehlikeler ve kayıplar, onda derin yaralar açar ve değişime zorlar. İlk cinayetini 10 yaşında işler ve yol boyunca bu sayı yavaşça artmaya ve “dua” olarak kabul ettiği “ölüm listesini” genişletmeye de devam eder. İçinde büyük bir öfke ve nefret barındıran Arya’nın çocukluğu da babasının kellesinin kesilmesiyle sona ermiştir, aynı diğer karakterlerin çocukluklarının sona ermesi gibi. İlk kitaptan itibaren onun hikaye gelişimini ve değişen psikolojisini takip edip, sonunun ne olacağı/olabileceğini tespit etmeye çalışacağız.

(Arya Stark, Tyrion’dan ve Jon’dan sonra en çok POV sahibi olan ve GRRM’in Tyrion’dan sonra en sevdiği karakterdir.)

Diğer karakterlerin hikaye gidişatlarını okumak için: Daenerys Targaryen'ın Hikaye Gelişimi ve Bran Stark'ın Hikaye Gidişatı

AGoT

image

Arya, Ned ve Cat Stark’ın beş çocuğundan biridir, kendisinden büyük iki ağabeyi ve iki küçük erkek kardeşi vardır. Ayrıca kendisinden iki yaş büyük ablası var. Ablasının aksine iğne işlerine pek yatkın bir karakter değil. Aslında “leydi” olmaya yatkın biri değil. Rahibeye göre “demircinin ellerine” sahiptir. Ablası Sansa ise Arya’nın olamadığı her şeydi; zarif ve yetenekli… Kısacası kusursuz bir leydi. Arya’nın ablasının bu kadar kusursuz olmasına içleniyor olduğunu ve kendisinden beklenen şeyleri yapamamasının ondan bir baskı oluşturduğunu görüyoruz. Ara ara bu baskının onu ağlattığını da görebiliyoruz. Dahası Sansa’nın yaşça büyük olması yüzünden tüm bu yeteneklere sahip olmuş gibi bir düşünceye sahip olduğunu da görüyoruz(at binmek, ev idaresi işleri ve sayılar haricinde. Arya bu üçünde Sansa’dan daha iyi ama Arya içi bunların önemi yok görülüyor). Bu yönden bir kıskançlık söz konusu. Sansa zarif bir kız kardeş istiyor ama Arya öyle değil; Arya da olduğu şekilde kabul görmek istiyor ablası ve annesi ve diğerleri tarafından ama zorla olmadığı bir kalıba sokuluyor ve eleştiriliyor. Bu durum, iki kız kardeş arasında da sürekli bir çatışmanın olmasına sebep oluyor. Özetle Arya, serideki diğer karakterler gibi (Jon ve Stannis hatta Tyrion …vb.) 2. çocuk sendromundan muzdarip.

Sansa yanakları kızaracak kadar alçak gönüllüydü. Yanaklarının kızarması ona yakışıyordu. Zaten yaptığı her şeyi zarafetle ve yakışık alacak şekilde yapıyordu. Arya içlenerek baktı ablasına.

Haksızlıktı bu. Sansa her şeye sahipti. Ablası ondan iki yaş büyüktü. Belki Arya doğduğunda bu yüzden hiçbir şey kalmamıştı. Sık sık böyle olduğunu düşünüyordu. Sansa dikiş dikebiliyor, dans edebiliyordu. Şiir yazabiliyordu. Arp ve zil çalabiliyordu. Hepsinden daha kötüsü, Sansa çok güzeldi. Annelerinin, Tullyler’e özgü çıkık elmacık kemiklerini ve gür kızıl kestane saçlarını almıştı. Arya’nın saçlarıysa donuk koyu kahverengiydi. Yüzü uzun ve sertti. Jeyne ona eskiden Arya Atsurat der ve ne zaman yanına gelse kişnerdi. Arya’nın ablasından daha iyi yapabildiği tek şeyin ata binmek olması da üzücüydü. Ata binmenin yanı sıra ev idaresi işlerinde de Sansa’dan daha iyiydi gerçi. Sansa’nın sayılarla arası hiç yoktu. Eğer Sansa gerçekten Prens Joffrey ile evlenecekse, çok iyi bir kâhyaları olması şarttı.

Arya -olduğu kişi yüzünden- kimsenin onu sevmediğini düşünüyor. Bu da onun ailenin diğer üyeleri ile olan ilişkisini hafiften etkiliyor. Aslında bunu en net ileride “kimsenin” -Jon hariç- onu geri istemeyeceğinden korktuğunda daha belirgin görebiliyoruz.

Merdivenlerin hemen başındaki muhafız odasında bekliyordu Nymeria. Arya’yı görür görmez hemen ayaklarının dibine geldi. Arya güldü. Hiç kimse sevmiyor olsa dahi, bu küçük kurt yavrusu çok seviyordu onu. Her yere birlikte gidiyorlardı. Geceleri Arya’nın odasında, yatağın dibinde uyuyordu yavru. Annesi yasaklamamış olsa Nymeria’yı da dikiş dersine götürürdü. Acaba o zaman Rahibe Mordane dikişlerinin ne kadar kötü olduğundan şikâyet edebilir miydi?

Arya’nın üvey kardeşi Jon’a olan düşkünlüğünü ilk POV’da görüyoruz. Arya ve Jon birbirlerine hem tip olarak benziyor(Stark renklerini alıp, Ned’e benzeyen sadece ikisi) hem de ikisi de ailenin kara kurtları olarak dışlanmış karakterler. Birbirlerine oldukça düşkün ve korumacı. Bu yüzden Sansa yahut bir başkasının Jon hakkında kötü konuşması her daim Arya’yı öfkelendiriyor. KL’den ayrıldıktan sonra da sürekli olarak Jon’a ulaşmaya çalışsa da daha başaramadı.

“Jon, onun kıza benzediğini söylüyor.”

Sansa iğne oyasına devam ederken iç geçirdi. “Zavallı Jon. Kendisi bir piç olduğu için kıskanıyor,” dedi.

“O bizim ağabeyimiz,” diye bağırdı Arya. Yüksek sesi akşamüstü sessizliğini bıçak gibi kesmişti.

Jon gülümseyip kardeşinin saçlarını muzipçe karıştırdı. Arya yanaklarının kızardığını hissetti. Jon’la her zaman çok yakın olmuşlardı. Tıpkı kendisi gibi, Jon’un yüzü de babasının kopyasıydı. Sadece ikisi benziyordu babalarına. Sansa, Bran ve hatta bebek Rickon, dış görünüşlerini Tullyler’den almışlardı. Büyüleyen bir surat ve ateş gibi yanan saçlar. Arya daha küçük bir çocukken kendisinin de bir piç olduğunu düşünürdü. Bu korkusunu Jon’a söylemiş ve teselliyi yine Jon’da bulmuş, meşru bir Stark olduğuna Jon tarafından ikna edilmişti.

Arya’nın yaptığı her şeyin (muhtemelen annesi ve rahibenin başında olduğu tayfanın) insanlar için rahatsız edici olduğunu görüyoruz. Kurduna Prenses/Kraliçe Nymeria’nın isminin verilmesini bile “büyük bir skandal” olarak görülmüş. Sürekli eleştirilen ve beğenilmeyen bir kız çocuğunun sürekli olarak öfkeli ve asi olması şaşılacak bir durum değil elbet.

Arya yavrunun bağını çözerken ufaklık da hafif hafif elini dişliyordu kızın. Yavrunun sapsarı gözleri güneş ışığı vurduğunda iki altın sikke gibi parlıyordu. Arya ona, halkını Dar Deniz’in öbür kıyısına geçiren savaşçı Rhoyne kraliçesinin adını vermişti. Bu bile büyük skandala yol açmıştı. Sansa kendi yavrusuna “Leydi” adını vermişti elbette. Arya komik bir surat yaparak kurt yavrusuna sıkıca sarıldı. Nymeria kulağını yalamaya başlayınca kıkırdadı.

Belki de Arya’ya karşı gösterilen tutumun da etkisiyle, 9 yaşında iken aslında hayatın pek de adaletli olmadığını anlayacak olgunluğa sahip görünüyor.

“Sen neden aşağıda onlarla birlikte değilsin?” diye sordu Arya, Jon’a.

Jon yarım yamalak bir gülümsemeyle cevap verdi. “Piçlerin, prenslere zarar vermesine izin yok,” dedi. “Prenslerin vücutlarındaki morluklar soylu darbelerden kaynaklanmak zorunda.”

“Of!” dedi Arya. Mahcup olmuştu. Bilmeliydi. Bugün ikinci kez, hayatın hiç de adaletli olmadığını düşündü.

Arya, bir kız olsa da erkekler gibi kılıç sallayabileceğini hatta yaşça büyük olduğu için Bran’dan bile daha iyi olabileceği konusunda Jon’u ikna etmeye çalıştığında Jon, ona katılmaz.

Bran, Prens Tommen’a bir darbe indirdi. “Ben Bran’dan daha iyi dövüşebilirim,” dedi Arya. “O yedi yaşında, bense dokuz oldum.”

Onun kılıç tutmak için çok sıska kollara sahip olduğunu ve bu iş için hiç de uygun olmadığını anlatıyor. Elbette bu sözler Arya’nın hiç hoşuna gitmez ve Jon’a kızgın şekilde bakar. Jon’dan bile istediği desteği görmemiş gözükür. Jon bile tipik bir erkek egemen bakış açısını Arya’ya yansıtmış ve önyargı ile karşılık vermiştir. Dahası yaşadıkları dünyadaki düzenin gerçeğini ona hatırlatır.

“Kızlar armaları alabilirler ama kılıç alamazlar, piçler kılıç alabilir ama armaları alamazlar. Kuralları ben koymuyorum küçük kardeşim.”

Jon bazı önyargılı görüşe devam eder.

Jon, Joffrey’in babasının geyik armasının yanı sıra annesinin aslan armasını da taşıdığına ve baba soyu ile bir tutmaya çalıştığına dikkat eder. Bunu olumsuz bir şey gibi sunar. Elbet bu sefer itiraz sırası Arya’ya gelir. Arya için bu kötü bir şey değildir, aksine kadın soyu da erkek soyu kadar önemli ve kıymetlidir ve de birbirine denktir. Biri diğerinden aşağı olamaz. Aslında bu konuşmayı ve itirazı ilginç buluyorum çünkü ileride Jon, bir dönem Stark soyunun erkek tarafının bittiğini ve kadın soyundan devam ettiğini öğreniyor. Haliyle Arya’nın itirazı çok yerinde oluyor: “Kadınlar da önemlidir.”

Doğru. Aksi halde bugün Stark soyu varlığını sürdüremeyecekti. Onun devamını bir kadına borçluyuz. Haliyle ister istemez Stark erkeklerinin talihsiz durumu göz önüne alındığında, bu olayın tekrar edip etmeyeceği ve Stark soyunun bir ihtimal Arya (ya da Sansa) tarafından devam edip etmeyeceğini merak ediyoruz.

“Lannisterlar çok kibirlidir,” dedi Jon. “Kraliyet armasının altında olmak yeterlidir sanırsın ama hayır. Annesinin soyunu kralın soyuyla bir tutmaya çalışıyor.”

“Kadınlar da önemlidir,” diye itiraz etti Arya.

Ned’in Kral El’i olmayı kabul edip, Sansa ve Arya’yı KL’ye götürme kararı sonrası, Arya’nın Jon’dan bir hediye aldığını görüyoruz. Bir kılıç. Aslında daha önce Arya, Jon’dan beklediği desteği görmemiş ve kızlar için kılıç sahibi olup onu kullanmamın -fiziksel zayıflıktan ötürü- pek mümkün görünmediğini söylemişti ama anlaşılan Jon, fikrini değiştirmiş görünüyor. Ben Jon’un bu hareketini her daim şöyle görmüşümdür. “Ben piç olarak armayı alamasam bile sen bir kız olarak kılıcı almalısın. En azından birimiz şu kuralı yıksın.” Ayrıca “Düşmana Sivri Ucu Sapla” sözü, Dany ve Bran’ın bölümlerinde geçen sık tekrar eden, onlar için önem arz eden cümlelerden biri olarak hem Arya hem de Jon POVlarında sık kullanılan bir söz olarak karşımıza çıkıyor. GRRM’in en sevdiği tekrar eden cümlelerden biri olmasının yanı sıra “önemli” olduğunu da vurgulamış ama bunu son iki kitapta anlayacağız sanırım.

Arya heyecanla fakat dikkatlice koridoru kontrol etti. "Nymeria buraya gel. Kapıda bekle." İçeri gireceklere karşı onları uyarması için kurdu dışarıda bıraktı ve kapıyı kapattı. Jon hediyesini sardığı kalın kumaş tomarını açmaya başlamıştı. İçinden çıkan şeyi Arya'ya uzattı.

Arya’nın, tıpkı Jon’unkilere benzeyen koyu gözleri kocaman açıldı. “Bir kılıç!” dedi, soluğu heyecandan kesilmiş halde.

Kılıcın kını yumuşak gri deriden yapılmıştı. Bir günah kadar esnekti. Jon kılıcı yavaşça kınından çıkarırken, soğuk çeliğin derin mavi pırıltısını görebiliyordu Arya. “Bu oyuncak değil,” dedi Jon. “Tutarken bile çok dikkatli olmasın yoksa kendini kesebilirsin. Kenarları ustura kadar keskin, tıraş olacak kadar.”

“Kızlar tıraş olmaz ki,” dedi Arya.

Jon güldü. “Belki de olmalılar. Rahibe Mordane’in bacaklarını gördün mü hiç?”

Arya da sırıttı. “Üstelik çok cılız,” dedi.

“Sen de öylesin,” dedi Jon. “Bu kılıcı Mikken’a senin için özel olarak yaptırttım. Bu çeşit kılıçları Pentos’ta, Myr’de ve diğer Özgür Şehirler’de kiralık katiller kullanıyor. Bir vuruşta bir adamın kellesini koparmaz ama hızlı olursan, büyük delikler açabilir.”

“Ben hızlı olabilirim.”

“Her gün talim yapmak zorundasın.” Kılıcı Arya’nın eline verdi. Nasıl tutacağını gösterdi ve geri çekildi. “Tutuşu nasıl, dengede hissediyor musun?” diye sordu.

“Sanırım,” dedi Arya.

“İlk ders,” dedi Jon. “Saplamak için sivri ucu kullanmalısın.”

İlk Sansa POV’unda Arya hakkında daha fazla şey öğreniyoruz aslında. Sıradan biri gibi halk ile koşup gezdiğini, sohbetler edip bundan zevk aldığını, üstünü başını çamura bulamaktan, keşfetmekten ve öğrenmekten hoşlandığını… Meraklı ve azimli olduğunu ve dahası oldukça da inatçı olduğunu… Yaralanmak, zarar görmek vb. şeyler Arya’nın keşfe çıkmasını, öğrenmesini ve dahası bir şeyleri deneyimlemesinden alıkoymaya yetmediğini gördük. Kafasına koydu ise yapıyor, dahası yasaklarsan onu da yapıyor. Yasakları çiğneme arzusunu daha sonra annesi de Brienne’ye anlatıyordu. Bu da onun kısıtlanmaktan hoşlanmadığını, özgür ruhlu ve yer yer vahşi olduğunu gösteriyor.

Diğer yandan babası Robb’u lord olarak eğitirken Arya’nın zaman zaman bu eğitimleri gözlediğine de şahit oluyoruz. Babasının nasıl adamlarını ziyafet salonundan ağırladığını, onları nasıl dinlemesi gerektiğini, onlarla ilişkisini nasıl tutması gerektiğini; kısaca bir lord olarak hükmettiği insanlarla olan ilişkisini nasıl düzenlemesi gerektiğini anlatırken Arya da oturup bunu dinlemiş ve gözlemlemiş. Dahası bunu uygulamışa da benziyor.

Arya, babasının masasında oturup adamlarıyla sohbetini dinlemeye bayılırdı. Dışarıdaki insanları dinlemeyi de severdi. Kayış kadar sert hürsüvarileri, soylu şövalyeleri ve gözüpek şövalye yaverlerini ve yaşlı savaşçıları. Onlarla kartopu oynar, mutfaktan tart çalmalarına yardım ederdi. Karıları ona çörekler verir. Arya onların bebeklerine isimler uydururdu. Çocuklarıyla “canavarlar ve genç kızlar”, “hazineyi sakla ve kaleme gel” oynardı. Şişko Tom, “Arya Ayakaltı” derdi ona çünkü Arya her zaman ayakaltındaydı. Bu adı "Arya Atsurat"tan daha fazla severdi.

Dahası Arya’nın “arkadaş” yahut “aile” olarak kabul edip, benimsediği kişilere karşı korumacı ve sahiplenici olduğunu görüyoruz. Özetle sadakat duygusu güçlü biri. İhanet etmiyor. KL yolu boyunca Arya’ya arkadaşlık eden Mycah’ı koruma güdüsü ve daha sonraki kitaplarda Gendry ve kafileye karşı tutumu buna örnek gösterilebilir.

“Dur!” diye çığlık attı Arya.

Sansa korkmuştu. “Sen karışma Arya,” dedi.

“Korkma ona zarar vermeyeceğim… fazla zarar vermeyeceğim,” dedi Joffrey gözlerini Mycah’tan hiç ayırmadan.

Arya sonunda hamle yaptı.

Sansa kısrağından hemen indi ama yetişememişti. Arya tahta kılıcı iki eliyle birden bütün gücüyle savurdu. Tahta kılıç prensin kafasının arkasında ikiye ayrılırken sert bir ses çıkardı. Her şey bir anda, Sansa’nın dehşet dolu gözlerinin önünde oldu. Joffrey küfürler saydırarak arkasını döndü. Mycah ağaçlara doğru koşabildiğince hızlı kaçtı. Arya prense bir darbe daha savurdu ama bu kez darbeyi Aslan Dişi’yle karşıladı Joffrey. Kırık tahta kılıç Arya’nın elinden uçtu. Joffrey’nin kafası kanlar içindeydi. Gözlerinden alevler çıkıyordu

Arya dudaklarını ısırdı ve sessiz kaldı. Jon’a ihanet edemezdi. Karşısındaki babası olsa bile.

Mycah ve Joff’a saldırı meselesi anlatıldığı sahnede Sansa’nın olanlar hakkında yalan söylemesi Arya’yı öfkeye boğuyor ve hakimiyetini yitirerek ablasına saldırıp, vurmasına sebep oluyor. Bu bize Arya’nın öfkelenmesi halinde vahşileşip, güç kullanmaya eğilimli olduğuna bir işaret aslında. Saldırdığı kişi ailesinde biri olsa bile bu, çok büyük önem arz etmiyor gibi görünüyor. Elbette Sansa ile arasının hep gergin olması işi kolaylaştırıyor olabilir de ama sonrasında da insanlara kolayca saldırıp, tabiri caiz ise güzel bir sopa çektiğini görüyoruz. Arya “haklı” olduğunu düşünüyor ise karşısındakine zarar vermekten çekinmiyor.

“O gün orada olan biri daha vardı,” dedi Ned. “Sansa, buraya gel.” Ned Arya’nın kaybolduğu gün, Sansa’dan bütün hikâyeyi dinlemişti. Gerçeği biliyordu. “Bize neler olduğunu anlat.”

Büyük kızı tereddütlü adımlarla salonun ortasına geldi. Beyaz dikişli, mavi kadifeden bir elbise giymişti. Kızıl kahve saçları parlıyordu. Boynuna gümüş bir kolye takmıştı. Önce kız kardeşine, sonra prense baktı. “Bilmiyorum,” dedi gözünde yaşlarla. “Hatırlamıyorum. Her şey o kadar hızlı oldu ki, göremedim…”

“Seni rezil!” diye bağırdı Arya. Ablasının üzerine doğru bir ok gibi fırladı. Sansa’yı yere yatırıp yumruklamaya başladı. “Yalancı. Yalancı. Yalancı!”

Arya’nın sahiplendiği kişi/lere karşı korumacılığı olduğunu görmüştük. Zarar gelince saldırıya geçiyordu. Aslında sadece sahiplendiği değil, sonraki kitapta göreceğiz ki masum insanlara kötü şeyler yapan kişilere karşı da çabucak tavır alıyor. Yüksek bir adalet duygusu var ve “kötü adam” olarak gördüğü kişilere karşı nefret ve kin besliyor. Mycah ve Leydi konusunda, yardım etmeyip, sessiz kalan “eski dost” dedikleri kişilere bile sırf bu yüzden öfke duyuyor ve onların masumları korumamasına öfkelenip, onların “yalancı dost/kişi” olduğunu düşünüyor ve tüm bunlar aslında midesinin de bulanmasına neden oluyor.

Orası Kışyarı’ydı, bir dünya uzaklıktaydı. Şimdi her şey değişmişti. Buraya geldiklerinden beri ilk kez adamlarla birlikte yemek yiyorlardı ve Arya her anından nefret ediyordu. Konuşmalarından, gülmelerinden, anlattıkları hikâyelerden, hepsinden nefret ediyordu. Onlar Arya’nın dostlarıydı. Bir zamanlar kendini güvende hissederdi onların yanında ama artık biliyordu ki onların dostluğu yalandı. Kraliçenin Leydi’yi öldürmesine izin vermişlerdi. Bu yeterince kötü değilmiş gibi Tazı, Mycah’ı bulmuştu. Jeyne Poole’un söylediğine göre Mycah’ın bedenini öyle küçük parçalara ayırmışlardı ki, babasına bir torbaya koyarak vermişlerdi. Zavallı kasap, torbadakinin parçalanmış bir domuz olduğunu düşünmüştü. Kimse sesini yükseltmemişti. Kimse kılıcına davranmamıştı. Kimse hiçbir yapmamıştı. Her zaman cesurca konuşan Harwin, bir şövalye olacak olan Alyn, muhafızların başı Jory, kimse sesini çıkarmamıştı. Hatta babası bile.

O benim arkadaşımdı, diye fısıldadı yemek tabağına. Kimsenin duyamayacağı kadar hafif bir sesle. Çatalını bile değdirmediği kaburgalar tabağında soğumuş, üzerleri donmuş yağ ile kaplanmıştı. Onları görünce midesi bulandı. Masadan kalktı.

Arya’nın vicdan azabı çektiğini de görüyoruz. Sansa’nın aksine Arya’nın; Mycah ve Leydi’ye olanlar yüzünden ağzının tadı bir türlü düzelmiyor, herkese ve her şeye karşı öfkeli ve herkesten nefret ediyor ama Mycah ile oynamayı seçtiği için de bütün bu kötü olaylara kendisinin neden olduğuna inanıp, en çok da kendisinden nefret eder hale gelmiş çünkü Sansa ve arkadaşı Jeyne, ona böyle söylemiş. Kendi de en başta Mycah ile oynamasa idi bunların olmayacağına inandığından onlara hak vermiş.

Pencereye gidip kenarına oturdu. Ağlayarak ve herkesten nefret ederek. En çok da kendinden nefret ediyordu. Her şey onun suçuydu. Kötü olan her şeyin sebebi oydu. Sansa öyle söylemişti ve Jeyne de.

Mycah’ı düşündü yine ve gözleri yaşlarla doldu. Onun suçuydu, onun suçuydu, onun suçuydu. Eğer ona birlikte şövalyecilik oynayalım demeseydi…

Arya umutsuzca anlatmak ve babasının anlamasını sağlamak istiyordu. “Ben öğrenmeye çalışıyordum ama…” Gözleri tekrar yaşlarla doldu. “Mycah’a birlikte talim yapmayı ben önerdim.” Bütün acı ilk günkü gibi gelip yüreğine oturmuştu. Titreyerek arkasını döndü. “Ondan ben istemiştim. Benim hatam. Benim…”

Ned’in ilk kez Arya’nın Lyanna’ya benzediğini ve içinde “kurt kanı” olduğunu söylediği sahne… Anladığımız kadarıyla “kurt kanı” sahibi Starklar, başına buyruk, vahşi ve fevri olmasını sağlıyor. Arya’da da tüm bunları görüyoruz aslında. Diğer yandan Ayra, Lyanna’ya benzetilince şaşıyor çünkü halası “çok güzel” olarak betimlenirken kendisi için bunu söyleyen yoktu(Ned ve Jon dışında).

“Bir adı da var, öyle mi?” Babası içini çekti. “Ah Arya. Senin içinde vahşilik var çocuğum. Buna kurt kanı derdi babam eskiden. Lyanna’nın içinde de vardı bir parça ve Brandon’ın içinde de, bir parçadan çok daha fazla. İkisini de erkenden mezara soktu o kan.” Arya babasının sesindeki hüznü duyabiliyordu. Kardeşlerinden ya da babasından sık bahsetmezdi. İkisi de Arya doğmadan uzun yıllar önce ölmüştü. “Eğer lord babam izin verseydi, Lyanna da bir kılıç taşırdı. Bana onu hatırlatıyorsun bazen ve hatta ona benziyorsun.”

“Lyanna çok güzelmiş,” dedi Arya şaşkın halde. Herkes Lyanna’nın güzelliğinden bahsederdi ama bu asla Arya için söylenen cümlelerden biri değildi.

“Evet güzeldi,” diye onayladı Ned Stark. “Çok güzeldi, söz dinlemezdi ve çok genç yaşında toprağa girdi.”

image

Ned’in Arya’ya “aile” ve “sürü” dersi… Arya daha sonraki kitaplarda da kendi sürüsünü kurmaya çalışacak ama bu sürünün kendi türü olmadığını acı içinde fark edecek elbette. Onun ailesine ihtiyacı var… Ablasına karşı yarı sevgi yarı nefret duymasını da garip buldum aslında ama ilişkileri (bilhassa son dönem) düşünülürse çok şaşılacak bir şey de değil. Bu konuşma öncesi de kavga ettiklerinden duygular hala taze ama doğrusu bu duygunun tamamen yok olduğundan da ciddi şüphelerim var çünkü daha sonraki POVlarda Tazı, Arya’nın ablasına karşı olan duygularını gözlerinden gördüğünü okuyoruz. Bu yüzden Sansa ile tekrar buluştuklarında aralarında yaşanacaklara karşı bir uyarı niteliği taşıyormuş gibime geliyor tüm bunlar ve fazlası.

“Sana kurtlarla ilgili bir şey anlatayım Arya. Kış geldiğinde ve kar düştüğünde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamaya devam eder. Yazın tartışmalar ve çekişmeler olabilir ama kış geldiğinde birbirimizi korumak, sıcak tutmak ve güçlerimizi birleştirmek zorundayız. Birinden nefret etmen gerekiyorsa bize gerçekten zarar verecek insanlardan nefret et. Rahibe Mordane iyi bir kadın ve Sansa senin kardeşin. Ay ve güneş kadar farklı olabilirsiniz ama kalbinizden çıkıp damarlarınızdan akan kan aynı. Senin ona ihtiyacın var, onun da sana ihtiyacı var… ve tanrılar biliyor ki, benim ikinize de ihtiyacım var.”

Babasının sesi öyle yorgun çıkıyordu ki Arya üzüldü. “Sansa’dan gerçekten nefret etmiyorum.” Sözü yarı gerçek, yarı yalandı.

Ned ve Arya sohbeti ve babasının İğne’yi keşfi sonrası teslim olmuş bir şekilde Arya’ya Braavos tarzı kılıcı öğretecek Syrio Forel’i getirtiyor ve Arya’ya kılıç dersi vermeye başlıyorlar. Anlaşılan Ned, babasının Lyanna’da yaptığı hatayı kendi kızında tekrar etmek istemiyor. Diğer yandan bu alıntı, Arya’nın dönüşeceği şeye karşı bir foreshadowing de. Aynı Jon’un Arya’ya Braavos tarzı bir suikastçı kılıcı vermesinin de foreshadowing olması gibi.

“Aynen öyle. Şimdi dansa başlayacağız. Unutma çocuk, bu Batıdiyarlıların demir dansı değil, şövalyelerin çekme ya da dövme dansı da değil. Bu suikastçilerin dansı, su dansı. Hızlı ve kıvrak. Bütün insanlar sudan yapılmıştır bunu biliyor muydun? Onları deldiğinde sıvı vücutlarından akar ve ölürler.” Bir adım geri gitti ve kendi tahta kılıcını havaya kaldırdı. “Şimdi bana bir hamle yapmayı deneyeceksin.”

Bran’ın uyanması sonrası Arya’nın onun geleceği hakkındaki soruların ardından Bran için sıralanan olasılıkların kendisi için de geçerli olup olmadığını soruyor ama babası başka bir cevap veriyor. Aslında bu bir kurama temel oluşturan kanıtlardan biri olarak kullanılıyor. Yani Ned’in söylediği bu sözün birebir gerçekleşeceği iddia edilmekte. Çünkü mantıken Ned’in böyle bir şey söylemesi mantıksız, zira Arya’nın da söylediği gibi “o kişi Sansa.” Çünkü kralın veliahdı ile evlenip kraliçe olacak olan, kişi o.

Bu kısmı geçersek Arya’nın hayallerinin evlenip çocuk doğurmak yerine bundan fazlasını yapmak olduğunu görüyoruz; konseyde yer alabilmek, inşaatlar yapabilmek, yüce rahip olabilmek… Aslında “hayali şu” diye bunları sıralayamayız. Arya’nın gerçek hayali aslında bu aşağıdakiler değil, Arya’nın aslında sorduğu soru da bunlar değil. Onun sorduğu “kendi seçimimi yapabilir miyim?” idi. “Erkeklerin yapmasına izin verilen bu ve fazla mesleği, yolu kendime seçebilir miyim? Evlenip çocuk sahibi olmaktan fazlasını yapabilir miyim?” Özetle “ataerkil bir kültürde kadın olarak arzu ettiğim saygın yere sahip olabilir miyim?” Aslında Arya, asoiaf’ın “kadın hakları” eylemcisi gibi bir görüntü çiziyor. Bazı haklar talep ediyor, en basit hak; seçim hakkı… Erkekler ise bundan genelde çok hoşlanmıyor. O da isyan ediyor ve bildiğini okumaya devam ediyor.

Arya başını yana eğip, “Ben de kralın konseyinde yer sahibi olabilir miyim? Ben de Mimar Brandon gibi kaleler inşa edebilir miyim? Yüce Rahip olabilir miyim?”

Ned hafifçe kızının alnını öptü. “Sen bir gün bir kralla evleneceksin ve onun kalesini yöneteceksin. Oğulların soylu şövalyeler, prensler, lordlar ve evet belki Yüce Rahipler olacak.”

2. BÖLÜM
3. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM

1 Like

2. BÖLÜM

Arya’nın Kara Kedi’yi (Balerion) yakalama sahnesinde gizli geçitleri keşfediyor ve daha sonra Varys ve Illyrio’nun konuşmasına denk geliyor. Babasına duyduklarını anlatıyor ama elbette inandıramıyor. Bu kısımda önemli olan “ejderha kemikleri” sahneleri. Daha önce “ejderha referansları” diye başlık açmıştım. Bu yüzden doğrudan o başlığa yönlendirmeyi daha uygun buldum, burada uzun uzun tekrar etmeye gerek yok. Arya Stark'ın Anlatımıyla Ejderha Referensları

Ayrıca, foreshadowing gibi KL’de olacakları gördüğü bir rüya da var. Aslında Jon’un gördüğü kabuslara benzer.

Kızıl Kale’ye ilk geldiklerinde kale içinde kaybolduğunu görüyordu kâbuslarında. Kızıl Kale, Kışyarı’ndan daha küçüktü ama rüyalarında uçsuz bucaksız bir yer haline geliyordu. Hiç sonu yokmuş gibi görünen taş labirentler Arya yürüdükçe şekil değiştiriyordu. Duvarlarına solmuş goblenler asılı kasvetli koridorlarda, bir türlü sonu gelmeyen sarmal merdivenlerde, avlularda, köprülerin üzerinde koşuyordu ve sesi boş kalede yankılanıp duruyordu. Bazı odaların kızıl duvarlarından kan damlıyordu ve odaların hiçbirinde pencere olmuyordu. Bazen babasının sesini duyuyordu ama sese doğru ne kadar hızlı koşarsa koşsun ses ondan uzaklaşıyor, sonunda tamamen yok oluyor ve Arya karanlıkta tek başına kalıyordu.

Arya’nın Lannister askerlerinden kaçıp, İğne’yi aldığı ve seyis yamağını öldürdüğü an. Ölümün yüzünü korkutucu bulması, vicdan yapması, ölü çocuğun suçlayıcı ölü bakışlarından kaçmak istemesi… İlk cinayetini işleyen hemen hemen herkesin hissedeceği şeyler. İlkler her daim en zor olanıdır. Diğer yandan Arya’nın aklına gelen Jon’dan öğrendiği ilk ve en önemli dersi burada da görüyoruz ve sonrasında bu cümle sık tekrarlarıyla devam edecek.

Syrio Forel’in o güne kadar öğrettiği her şey bir kalp atımı kadar kısa sürede uçup gitti aklından. Bütün hatırlayabildiği Jon’un söyledikleriydi. O ilk ders.

Kılıcın ucunu vahşi ve çılgınca bir güçle yukarı doğru oğlana soktu.

İğne oğlanın deri yeleğini delip geçti, göbeğinin beyaz etine girdi ve kürek kemiklerinin arasından çıktı. Çocuk elindeki tırpanı düşürdü, iç çekmekle hıçkırmak arasında yumuşak bir ses çıkardı. Elleri kılıcın gövdesinde birleşti. İç gömleği kızıla boyanırken, “Tanrılar,” diye inledi. “Çıkar şunu.”

Arya kılıcı çıkardığında çocuk öldü.

Atlar inliyordu. Arya çocuğun başında duruyordu. Ölümün yüzünü görmek korkutucuydu. Çocuk yere yıkılırken ağzından kan boşalmıştı. Karnındaki delikten hâlâ kan akıyor ve bedeninin yanında küçük bir kan gölü oluşuyordu. Elinde kırmızıya boyanmış İğne, ağır adımlarla geri gitti. Buradan uzaklaşmalıydı. Seyis yardımcısının suçlayan gözlerinden uzak güvenli bir yere gitmeliydi.

Bu “fısıltı” meselesini daha önce yorumladığımda Kankuzgun’u ya da onun güçlerine sahip başka birinin Arya’ya Büvet Ağacı ağı kanalıyla seslendiğini düşünmüştüm çünkü Kırmızı Kale’de bir tane Yürek Ağacı vardı ama yeniden okuyunca Yürek Ağacı olarak seçilenin Büvet değil, meşe ağacı olduğunu gördüm yani şu ana kadar KL’de bir Büvet ağacı görmedik ama buna rağmen kuramlar doğru ise Kankuzgun’un güçleri buralara ulaşıyor, dahası bu adam burada yaşarken güçlerini kullanıyordu yani bir yerlerde bu ağaçlara erişim sağlanıyor olması gerekiyor. Bu yüzden görünüşte olmasa bile yeraltında Büvet ağaçların, boydan boya her yeri ağ gibi kapladığı görüşü aklıma geldi; Lord Kankuzgun’un mağarası ve Kışyarı’nın altı gerçekten de bu ağlarla tamamen kaplı ve sarılmış durumda, demektir ki aynı şey tüm Batıdiyar için geçerli olmak zorunda. Bu kısmı geçersek Arya’nın iç sesi değil bu ses yahut yanında biri fısıldamıyor… Kendisinden bağımsız bir ses tarafından sakinleştiriliyor ve ona söylenen sözleri bilen biri. “Fısıltı” kısmı zaten büvet ağacı teorisini destekleyen bir şey çünkü yeşilgörenler, fısıltı ile sözlerini ulaştırabiliyor ama sohbet edemiyor gibi görünüyor. Aynı ses, Arya’ya bir şeyler söylemeye ileride de devam edecek.

Durgun su kadar sakin, diye fısıldadı bir ses. Arya öyle şaşırmıştı ki neredeyse bohçasını düşürüyordu. Deli gibi çevresine bakınmaya başladı ama ahırda kendisinden, atlardan ve cesetlerden başka kimse yoktu.

Gölge kadar sesiz, dedi ses. Kendi sesi miydi, yoksa Syrio’nun sesi mi? Anlayamıyordu ama ses korkusunu yatıştırmıştı.

Eğer hesaplamaları yapanlar doğru ise Arya, kaleden kaçtıktan sonra 2 ay falan Bit Çukurunda hayatta kalmayı başardı; tahta kılıcı ile güvercin avladı… soyuldu, kovalandı… Başka soylu bir kız olsaydı hatta muhtemelen köylü bir kız olsaydı da kolay kolay burada hayatta kalması zor olurdu. Ya öldürülür ya tecavüze uğrar ya da sonunda yakalanırdı. Arya’nın hayatta kalma güdüsü ve becerileri oldukça güçlü ve gelişmiş. Braavos’a kadar olan yolculuğunda onu hayatta tutan bu yetenekler oluyor zaten.

Bu alıntıda aslında Arya’nın tecavüz riskiyle de karşılaştığını görüyoruz, her ne kadar kendisi o bakışların sebebini anlamasa da… Lakin kaçmayı başarmış.

Tek sorun güveççilerin asla boş olmamasıydı. Yemeğini midesine indirirken kendisini izleyen gözleri hissedebiliyordu. Bazıları çizmelerine ya da pelerinine bakıyordu ve Arya onların ne düşündüğünü biliyordu. Ama bazı gözlerin kıyafetlerinin altına baktığını hissediyordu ki onların ne düşündüğünü anlayamıyordu, asıl korkutucu olan buydu. Birkaç kez onu takip etmiş ve ara sokaklarda kovalamışlardı ama şimdiye kadar onu yakalamayı başaran çıkmamıştı.

image

Ned’in idamına şahit olan Arya, babasına doğru koştuğu sırada Yoren’in hamlesiyle engellenir ve sonra onu bir köşeye çekerek, saçlarını kesip, erkek gibi göründüğünde emin olur. Özetle Yoren sayesinde KL’den kaçmayı başarıyor. Kitabın başından beri sürekli olarak “oğlan” diye hitap edilmesi ve bir Kara Kardeş’in onu alıp erkek kılığında kaçırması ve Gece Nöbetin’e erkek kılığında gelen bir kızın hikayesi gibi şeyler, okuyuculara Arya’nın da Braavos sonrası böyle bir hikaye ile dönüp dönmeyeceğini sorduruyor.

“Hatırladın, değil mi? İşte zeki bir oğlan,” dedi adam. Tükürdü. “Buradaki işleri bitti. Benimle geleceksin ve çeneni kapalı tutacaksın.” Arya cevap vermek için ağzını açtığında adam onu bir kez daha salladı. Bu sefer daha şiddetli. “Çeneni kapat, dedim.”

Meydan boşalıyordu. İnsanlar kendi hayatlarına dönmek için dağılırken çevrelerindeki baskı azaldı. Arya’nın hayatıysa elinden alınmıştı. Uyuşmuş halde adamın yanında yürümeye başladı. Yoren, evet adı Yoren’di, diye düşündü. Adam İğne’yi uzatana kadar onu aldığının farkında bile değildi Arya. “Umarım bunu kullanmayı beceriyorsundur oğlum,” dedi adam.

“Ben erkek…” diyerek cümleye başladı Arya.

Adam onu bir kapıya doğru itti. Kirli ellerini saçına geçirip kafasını geri doğru çekti. “…akıllı bir erkek değilim demeye çalışıyorsun değil mi?”

Öbür elinde bir hançer vardı.

Hançer gözlerinin önünde parladığında Arya tekmeler savurarak kendini çıldırmış gibi geri çekti ama adam saçlarını sıkı sıkı yakalamıştı. Öyle kuvvetli tutuyordu ki, kafa derisinin açıldığını hissetti. Dudaklarında gözyaşlarının tuzlu tadı vardı.

ACoK

Arya, KL’den kaçarken aşağıdaki düşünceleri dile getiriyor. İlk başta eklemeyecektim ama daha sonra aklıma KL’nin olası sonları geldiğinde ekleme karar aldım çünkü okuyucular olarak KL’nin ya Cersei ya Dany ya da fazla ihtimal vermediğimiz 3. şahıs/lar tarafından harap edilmesini bekliyoruz. Arya’nın da “dua” listesine girmiş kişi/lerin öyle ya da böyle öldüğü gerçeğinden yola çıkarak acaba aynı olay şehir için de geçerli olabilir mi? diye merak ettim. Zira bu bir dua ama Sansa’nın da şehrin içinde olduğu gerçeğini hatırlayınca bu konuda dua etmeyi bırakıp, Kışyarı için etmeye başlıyor. Elbette “nehrin” taşması ve “boğulma” şeklinde bir dua olunca ister istemez akla Euron ve tayfası geliyor. Reed, Kışyarı’na gelen denizi ve boğulan insanları görmüştü, yani mecaz olarak… Belki KL, Demiradamlar tarafından harap edilir?

Arya dönüp arkasına bakmamıştı. Nehrin yükselmesini ve bütün şehri yutmasını dilemişti. Bit Çukuru’nu, Kızıl Kale’yi, Yüce Sept’i, her şeyi ve herkesi. Özellikle Prens Joffrey’yi ve annesini. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını biliyordu, mümkün olsaydı bile Sansa da şehirle birlikte boğulacaktı. Bunu hatırladığında sadece Kışyarı için dua etmeye karar vermişti.

Arya, babasının ölümü sonrası Yoren ile birlikte yol boyunca ilerlerken kafiledeki diğer çocuklar sıska ve küçük olduğu için ona zorbalık yapmaya, isimler takmaya başlıyor. İlk başlarda Arya sessiz ve sakin kalmaya; kimseyle kavga etmemeye çalışıyor. Lakin Lommy ve Al Turta, Arya’nın kılıcını almaya çalıştığı anda öfkesine hakim olamayıp Al Turta’yı fena bir şekilde tahta kılıçla benzetir. Tüm öfkesini oğlana kusar. Yoren kızı kanatana kadar döver ama Arya, ağlamamaya söz verir. Artık ağlamayacaktır çünkü “ulu kurtlar ağlamaz.”

Dayak sonrası Alt Turta’nın yaralarının iyileşmesi zaman aldı, Lommy yaralı olmasa da artık Arya’dan uzak durması gerektiğini biliyordu. İkisi de dayak sonrası Arya’ya saygı ve korku karşımı bir duygu ile yaklaştı ve arkadaş oldu.

Kanlı Kuyruklu Yıldız’ı ilk gördüğümüz zaman da Arya’ın POV’u. Gendry ona “Kızıl Kılıç” derken, Arya da onu babasının kanıyla kaplı Buz olduğunu düşünüyordu. Bazı okuyucular Valyria kılıcı Buz ile idam edilen Ned’in hemen sonraki Arya POV’unda ortaya çıkan kuyruklu yıldız’ın bağlantısı olup olmadığını merak ediyor. Bilemiyoruz ama idam sonrası Arya POV’unda ortaya çıkıp, onun da onu Buz’a benzetmesi merak uyandırıcı… Artık Arya’nın arzu ettiği tek şey; eve, ailesine ulaşmak.

Sonunda uykuya daldı ve rüyasında evini gördü. Kral Yolu, Kışyarı’ndan sonra Sur’a gidiyordu. Yoren onu Kışyarı’nda bırakıp yola devam edecekti. Arya annesini, Robb’u, Bran’ı, Rickon’u görmek için can atıyordu ama en çok Jon Kar’ı özlemişti. Keşke Kışyarı’ndan önce Sur’a varmanın bir yolu olsaydı. Jon onun saçlarını dağıtır, “Küçük kardeşim,” derdi. Aynı anda, “Seni özledim,” derlerdi birbirlerine. Tıpkı eskiden her şeyi aynı anda söyledikleri gibi. Bunu çok istiyordu Arya. Bunu her şeyden çok istiyordu.

image

Yolculuk sırasında gerçekleşen çok önemsiz görünen bir olay nedensiz bir şekilde dikkatimi çekti. Uyudukları bir gece Arya “sebebini bilmediği bir korkuyla” uyanıyor. Sabah olduğu zaman Praed isimli kafile üyesinin öldüğünü, sürekli öksüren biri olduğu için sessizliğin sebebinin o olduğunu anlıyor. Beni düşündüren kısım(bilemiyorum belki gerçekten çok anlamsız ve önemi olmayan bir şey) Arya’nın, bu kişi öldüğünde korkuyla uyanması, ürpermesi… Sanki ölümün kendisini hissetmiş gibi. Ölüm ile bu kadar bağlantılı bir kişide böyle bir olay gerçekleşince ister istemez beni düşündürdü.

Şimdi “neden?” diye soracaksınız. Arya’nın bir çeşit Valkyrie gibi seride işlendiğine dair bir başlık açmıştım. Valkyrie’ler savaşçı bakire kadınlardır. Savaşın içinde genelde etkin olarak yer almazlar ama savaşa yön vererek tuttukları tarafın kazanmasını sağlarlar. AYRICA… Valkyrie ölecek olan bir savaşçıyı sezmeleriyle de ünlüdürler. Bir nevi savaşçıların ölüm perileri gibidirler. Praed ise Sur’a katılan bir savaşçıdır, paralı askerlerden biridir. Hal böyle olunca niye “düşündürücü” ve dikkat çekici bir bölüm olduğunu anlıyorsunuzdur. :slight_smile: Valkyrie meselesi için; Arya Stark ve Yüzsüz Adamlar 'The Valkyrie'

Arya bir gece, sebebini bilmediği bir korkuyla aniden uyanmıştı. Kızıl Kılıç gökyüzünü binlerce yıldızla paylaşıyordu. Yoren’in horlamasını, kamp ateşinin çıtırtılarını, hatta eşeklerin boğuk sesli kıpırdanmalarını duyabiliyordu ama gece tuhaf bir sessizliğe gömülmüş gibi geliyordu ona. Dünya nefesini tutmuştu sanki. O garip sessizlik Arya’yı ürpertmişti. Elini İğne’nin kabzasına koyarak tekrar uyumuştu.

Yolda Arya, tuvaletini yaparken -gece- kurtlar dibine kadar geliyor ama hiçbir şey yapmadan ondan uzaklaşıyorlar. Muhtemelen Nymeria’nın sürüsünün bir parçası olduğu için ona dokunmadan uzaklaştılar. Daha sonra Lannister askerlerinin saldırdığı gece, Arya rüyasında kurt sesi duyuyor ki bu da muhtemelen Nymeria idi, onu uyarıp uyandırıyor ve Arya, yanlış giden bir şeyler olduğunu bu sayede anlıyor. Arya’nın Nymeria ile olan bağının, onu bıraktığı topraklara döndüğünde yeniden kurulması ve yavaştan güçlenmeye başladığını görüyoruz. Şu an tam manası ile bir warg yeteneğinin uyanmasından söz edemeyiz ama sinyaller başlıyor denebilir.

“Size bir kurttu diyorum,” diye bağırdı Arya çizmesinin diğer tekini giyerken. “Ters giden bir şeyler var. Birileri geliyor. Kalkın!

İlgimi çeken bir bölüm daha. Benim kuramıma göre Buz ve Ateş savaşı gerçekleşeceği zaman iki tarafın yanında da savaşacak insanlar olacak. Büyük olasılıkla Buz tarafında Starklar, Ateş tarafına Targaryenler liderlik edecek. Bu iki tarafta yer alabileceğini düşündüğüm kişilerin (Sandor gibi) ateşle kötü bir deneyimleri olabileceğini düşündüm. Elbet bu son kısım kesin değil ama en azından ateş karşısında olacağına inandığım Arya karakterinin kötü tecrübesi olmasını beklerim. Sıcak ve ateşe karşılık; serin, karanlık ve soğukla haşır neşir olması daha mantıklı geliyor. Bu yüzden Lannister saldırısı olduğu sırada her yerin ateş ile kaplı olması ve en son ki sahne dikkate değer geldi.

Arya kendini tünele attı ve bir buçuk metre kadar yuvarlandı. Ağzı toprakla dolmuştu ama umurunda değildi. Tat güzeldi. Ağzında çamur, su, solucan ve hayat tadı vardı. Yer altındaki hava serin ve karanlıktı. Yukarıda kan, kükreyen kırmızılık, boğucu duman ve can çekişen atların çığlıklarından başka bir şey yoktu artık. Kemerini döndürdü, böylece İğne hareket etmesini güçleştirmeyecekti. Emeklemeye başladı. Yaklaşık dört metre sonra sesi duydu, korkunç bir canavarın çıkaracağı türden bir ses. Sıcak duman ve kara tozlardan oluşan bir bulut cehenneme benzeyen kokusuyla gelerek Arya’yı sırtından yakaladı. Arya nefesini tuttu, yüzünü toprağa yapıştırdı ve seslendi. Kime seslendiğini bile bilmiyordu.

Arya’nın Tanrı Gözü’ndeki siyah kuğular ile ilgili düşünceleri… Bununla ilgili bir kuram başlığı açmıştım, bu yüzden burada tekrarına girme gereği duymuyorum. Arya Stark ve Siyah Kuğu

Ağacın tepesinden, kuzeydoğuda ağaçlarla kaplı bir ada olduğunu görüyordu. Kıyıdan yirmi beş metre kadar açıkta üç siyah kuğu yüzüyordu. Nasıl da huzurluydular… kimse savaştan bahsetmemişti onlara. Yakılan kasabalar, katledilen insanlar umurlarında değildi. Kıskanan gözlerle kuğuları izledi Arya. Bir yanı kuğu olmak istiyordu, diğer yanı kuğu yemek.

Arya, KL’de kaçtığından beri sürekli bir korku ile yaşamaya başlıyor. Babasının ölümü sonrası ailesinin korumasından uzakta hayatta kalmaya ve kendi kimliğini gizleyip, Arya olmaktan vazgeçme zorunda kalıyor; kovalanıyor, dövülüyor, aç kalıyor; ölüm ve taciz tehditleri ile yüzleşiyor.

Serideki karakterlerin yer yer birbirlerine benzer noktaları olduğunu fark etmişsinizdir; Stannis, Jon ve Arya’nın 2. çocuk sendromu yaşaması yahut Jon, Dany ve Tyrion’un doğduklarında annelerinin ölmüş olması gibi bir çok ortak noktalara sahipler. Bunlar genel olarak kurgunun gidişatını etkileyen şeyler değil ama bazı şeyler öyle mi diye merak etmemi sağlıyor. Arya’nın yaşadığı bu (korku, ölüm, kovalanma vb.) şeylerin Dany’nin de yaşamış olması dikkatimi çekiyor. Bu iki karakterin eninde sonunda etrafa ölüm saçan kişiliklere büründüğünü/bürüneceğini düşündüğüm için ikisinin arasındaki bu ortak nokta benim için önemli.

Korku kılıçtan derin keser, diyebilirdi Arya kendine ama korkunun kaybolmasını sağlamıyordu bu. Korku, yürümekle geçen uzun günlerin sonunda ayaklarının altında beliren su kesecikleri ve bayat ekmek gibi hayatının bir parçasıydı artık.

Korkunun ne demek olduğunu bildiğini sanırdı ama Tanrı Gözü’nün yanındaki ardiyede daha iyi öğrenmişti. Yürüyen Dağ hareket emri vermeden önce sekiz gün boyunca orada kalmış ve her gün birinin öldüğüne şahitlik etmişti.

Arya korktuğu ve hiçbir şey yapamadığı için kendini koyun gibi hissediyor ve bundan nefret ediyor, kendinden de diğerlerinden de böyle oldukları için tiksiniyor. Aciz olmak, zayıf olmak onun gururunu incitiyor, öz güvenini zedeliyor ve bunların tadından hiç mi hiç hoşlanmıyor. Kim hoşlanırdı ki? Ayrıca öfkesi bilendikçe bileniyor, büyüdükçe büyüyor ve dua listesi de genişledikçe genişliyor.

Starklar’ın armasında ulu kurt vardı ama Arya kendini bir koyun gibi hissediyordu, diğer koyunlarla çevrelenmiş bir koyun. Köylülerin koyunluğundan en az kendinden tiksindiği kadar nefret ediyordu.

Lannisterlar her şeyi almıştı: Baba, arkadaşlar, ev, umut, cesaret. Biri İğne’yi almıştı, diğeri ahşap kılıcını dizinde kırmıştı. Aptal sırrını bile almışlardı Arya’dan. Ardiye, kimsenin bakmadığı zamanlarda bir köşeye gidip gizlice işeyecek kadar büyüktü fakat yolda durum farklıydı. Tutabildiği kadar tutmuştu ama sonunda herkesin gözü önünde bir çalılığın kenarına çömelip pantolonunu indirmek zorunda kalmıştı. Ya bunu yapacaktı ya da altını ıslatacaktı. Al Turta aya benzeyen büyük gözleriyle Arya’ya bakmıştı ama ondan başka kimse oralı olmamıştı. Erkek koyun ya da dişi koyun, Sör Gregor ve adamlarının umurunda değildi.

Arya adamları izledi, dinledi, bir zamanlar Gendry’nin miğferini cilaladığı gibi nefretini cilaladı. Boynuzlu miğferi artık Dunsen takıyordu ve Arya bu yüzden adamdan nefret ediyordu. İğne’yi aldığı için Polliver’dan nefret ediyordu. Yaşlı Chiswyck’ten kendisini komik sandığı için nefret ediyordu. Ve mızrağını Lommy’nin boğazına saplayan Tatlı Raff’tan hepsinden fazla nefret ediyordu. Sör Amory Lorch’tan Yoren için nefret ediyordu, Sör Meryn Trant’tan Syrio için, Tazı’dan kasabın oğlu Mycah’ı öldürdüğü için nefret ediyordu. Ve Sör İlyn’den ve Prens Joffrey’den ve kraliçeden babası için. Şişman Tom için, Desmond ve diğerleri için hatta Sansa’nın kurdu Leydi için nefret ediyordu. Vadeci, nefret bile edilemeyecek kadar silikti. Bazen Arya adamın hâlâ onlarla olduğunu unutuyordu; Vadeci, sorular sormazken sıradan bir askerdi, diğer askerlerin çoğundan daha sessizdi, binlerce yüzden biriydi.

Arya her gece isimlerini söylüyordu. “Sör Gregor,” diyordu taş yastığına. “Dunsen, Polliver, Chiswyck, Tatlı Raff, Vadeci ve Tazı. Sör Amory, Sör İlyn, Sör Meryn, Kral Joffrey, Kraliçe Cersei.” Arya, Kışyarı’ndayken annesiyle septte, babasıyla tanrı korusunda dua ederdi ama Harrenhal’a giden yolda tanrı yoktu. Bu isimler hatırlaması gereken tek duaydı.

Her gün yürüdüler ve Arya her gece isimleri tekrar etti.

( 3. BÖLÜM YORUMDA.)

1 Like

3. BÖLÜM

Büvet Ağaçları’nın dua eden/kullanan son kişi ile bir çeşit bağ kurup, üzerine oyulmuş yüzün onların yüz şekline benzer şekil/ifadeye büründüğünü düşünen okuyucular var. Misal Harrenhall’daki Büvet ağacı aynı Arya gibi öfkeli gözlere sahip. Elbet o öfkeli gözlere sahip olan kişi, Arya’ya sürekli fısıldayan kişi de olabilir.

Kılıcını kemerine takıp daldan dala atlayarak yere indi. Büvet ağacına doğru yürüdü, ay ışığı ağacın gövdesini gümüşi bir beyaza boyamıştı ama kırmızı yaprakları karanlıkta simsiyah görünüyordu. Ağacın gövdesine oyulmuş yüze baktı. Korkunç bir surattı. Ağzı çarpıktı, açık gözleri nefret doluydu. Tanrı böyle mi görünüyordu? Tanrılar da insanlar gibi acı çeker miydi? Dua etmeliyim, diye düşündü birdenbire.

Arya, Harrenhall’a geldiğinde Jaqen, onu ve yanındaki iki kişiyi kurtarması karşılığında 3 kişinin canını almayı teklif eder, borç ödenmelidir… Ve Arya ilk iki ismi verir, onu döven, onu korkutan; kötü olduğuna inandığı iki isim. Bu şekilde Arya’nın korkuları gider, Harrenhall’un hayaletine dönüştüğüne inanır, cesurlaşır… Büyük ihtimal ile insanların hayatlarını alabilecek güce sahip olmanın verdiği özgüveni ve yarattığı etkiyi görüyoruz burada. Onlar üzerinde “ölüm” gücüne sahip olduğunda Arya korkmuyor, rahatlıyor ve güvende hissediyor. Elbette daha sonra verdiği iki ismin ne kadar saçma bir seçim olduğunu, asıl önemli olanların Tywin gibi kişiler olduğunu fark edip kendine kızıyor ama iş işten geçiyor.

Daha sonra Jaqen 3. ismi almaya geldiğinde Arya, esir edilen 100 kuzeyliyi kurtarması için nöbetçileri öldürmesini istiyor ama Arya’nın tek bir hakkı vardır, o da Jaqen’e bir oyun yaparak ikna eder; onun ismini verir ve ismi geri alma karşılığında kuzeylileri kurtarmasını ister. O da yapar. Elbette bu sahne baştan aşağı şüpheli konuşmalar ve olaylar silsilesinden oluşuyor, bu konu hakkında daha önce yaptığım tespit için; Jaqen H’ghar'ın Oyunculuğu Özetle Jaqen’ı tuzağa düşürdüğünü sanan Arya, aslında kendisi oyuna geliyor. O kuzeyliler zaten kurtulacak ve Jaqen bunu biliyor, yani böyle bir konuşmaya gerek yoktu. Daha sonra Jaqen, Braavos’un FM sikkesini verir ve gider. Eğer ona ihtiyacı olursa, herhangi bir Braavosluya bu sikkeyi vermesi yeterdi.

“Bu adam camın içindeki kumun sesini duyuyor. Bu kız kesin bir isim söylemeden bu adam rahat uyumayacak. O yüzden şimdi, şeytan çocuk.”

Arya’nın Harrenhall macerası kuzeylileri kurtarıp, Lord Bolton hakimiyetine geçtiği zaman bir süre daha devam ediyor. Gendry, Arya’ya yaptığı şey yüzünden kızgın çünkü Kuzeylilerin, Harrenhall’ı ele geçirdikten sonra öldürülenler arasında Lucan (demirci ustası) gibi sevdiği ve özünde kimseye zararı olmayan kişiler de vardı. Dahası Kanlı Oyuncular’ın yaptıkları yağma gibi saldırılar da Lannisterlların yaptığından daha kötü değil ve dahası paralı askerler, lorduna hizmet edenlerden daha köyü işler yapan insanlardır.

Ona göre Kuzeylileri kurtarırken ölen askerler ve Amory Lorch ölmeyi hak etmişti ama asker dışında öldürülen ve erkeklerin kullanımına verilen kadınlar, Arya’yı öyle çok rahatsız etmiş gibi görünmüyor, vicdan yapmışa benzemiyor. Çünkü onları öldüren Arya değil, Bolton ve diğerleriydi. Arya, bu konuda Gendry’e karşı çıkamaz aslında… Özünde oğlanın haklı olduğunu bilir. Belki Arya iyi bir şey yapmak istedi ama eskisinden çok da farklı bir ortam yaratmadığı kesin. Gerçi Arya’nın amacı sadece Kuzeylileri kurtarmak ve Lannisterları defetmek idi, içinde bulunduğu savaşın Kuzey tarafı olarak düşmanlarını yenmek… Lakin bu olay bize güzel bir ders de veriyor; Stark yahut Lannister tarafında yer almak, iyi-kötü tarafında yer almak demek değildir. İki taraf da iyi ve kötü şeyler yapıyor. Dahası savaşta sıkıntı çeken hep halk oluyor. Zira daha önce Lannisterlara altın karşılığı bilgi verenler şimdi hain ilan edilip öldürülüyor. Oysa halk, bunu özünde hayatta kalmak için yapıyordu.

Gendry kızgındı çünkü Lucan’ı seviyordu. Arya bunu biliyordu ama Gendry’nin tavrı adil değildi yine de. “Çelikkanca Walton’ın marifetiydi,” diye savundu kendini. “Ve Oyuncular’ın, Lord Bolton’ın.”

“Bizi kim onlara verdi peki? Sen ve gelincik çorban.”

Arya delikanlının koluna vurdu. “Sadece sıcak çorbaydı. Sen de Sör Amory’den nefret ediyordun.”

“Bu sürüden daha çok nefret ediyorum. Sör Amory lordu için savaşıyordu ama Oyuncular sadece paralı askerler ve dönekler. Yarısından çoğu Ortak Dil’i konuşamıyor bile. Rahip Utt küçük oğlanlardan hoşlanıyor, Qyburn kara büyü yapıyor ve dostun Isırgan insan yiyor.

En kötüsü; Arya, Gendry’nin haksız olduğunu bile söyleyemezdi. Harrenhal’a yiyecek temin etmek için yapılan yağmaların çoğu Cesur Dostlar’ın işiydi ve Roose Bolton, Lannisterlar’ı yok etme görevini de onlara vermişti. Vargo Hoat, mümkün olduğunca fazla kasabayı basabilmek için adamlarını dört gruba ayırmıştı. En büyük grubu kendisi komuta ediyordu ve diğerlerini en güvendiği kumandanların emrine vermişti.

Bolton, kralın emriyle Darrley’lerin kalesinin yakılıp, esirlerin idam edilmesi konusunda mektup gönderir. Arya’nın tepkisi ise aşağıdaki gibi olur. Arya’nın “kötü” kabul ettiği kişi/ler “ölmeyi” hak eden kişilerdir. Bu kısım çoğu zaman gerçekten kötü şeyler yapmış kişi/leri kapsamasına rağmen sadece kötü anıların kaynağı/hatırlatıcısı olan ve düşman kabul ettiği kişilerle bir bağı olduğu düşündüğü(doğrudan Arya’ya zarar vermemiş olsa bile) kişiler de onun “hak eden” listesine girdiğini görüyoruz. Yani aslında Arya’nın “intikam” duygusu çok da adaletli sayılmaz. Kötü kabul ettiği herkes aslında o kadar da kötü değil. Bu da Arya’nın ileride “dua listesinin” sırf onu öfkelendiren bir şey yaptıkları için bile genişlemesine sebep olabilecek psikolojide olduğuna işaret ediyor.

Arya, Darryler’in kalesinin yanacağını duyduğu için memnundu. Joffrey’le kavga ettikten sonra Arya’yı oraya götürmüşlerdi. Kraliçe, Lord Eddard’ı Sansa’nın kurdunu öldürmeye orada mecbur etmişti. Yanmayı hak ediyor. Robett Glover ve Sör Helman Tallhart’ın Harrenhal’a dönmesini de isterdi aslında; kaleden çok çabuk ayrılmışlardı, Arya küçük sırrıyla ilgili onlara güvenip güvenemeyeceğine karar veremeden gitmişlerdi.

Arya, ayrıca Kışyarı’nı ve kardeşlerinin ölümünü öğreniyor ama sorumluyu bilmiyor. Kışyarı’na ulaşmaya çalıştığı ve artık onu da küçük erkek kardeşleriyle birlikte kaybettiği için nereye ait olduğunu ve kimliğini, kim olduğunu sorguluyor.

Arya ateşin yanında çömelmişti, sıcak gözyaşlarından dokunmuş bir duvağın ardından alevleri izliyordu. Eğer Kışyarı gerçekten gittiyse benim evim burası mı artık? Hâlâ Arya mıyım ben, yoksa hizmetçi kız Nan miyim yalnızca? Sonsuza kadar, sonsuza, sonsuza, sonsuza?

Aşağıdaki alıntı aslında biraz da Arya’nın yapacaklarına işaret ediyor gibi geldi. Uçmadı ve Kışyarı’na -şimdilik- gitmedi ama Braavos’un Titan’ını gördü; oraya gitti ve canı istemedikçe dönmeye niyetli de değil. Bir ihtimal dönüş yolunda ejderhalar ve deniz canavarlarını da görür mü dersiniz?

Hamamlara gitmek için avludan geçerken, kuşluğa doğru döne döne alçalan bir kuzgun gördü ve nereden geldiğini, ne mesaj getirdiğini merak etti. Robb’dan olabilir, Bran ve Rickon hakkındaki haberlerin doğru olmadığını söylemek için gelmiştir. Umutla dudağını ısırdı. Kanatlarım olsaydı Kışyarı’na uçar kendim görürdüm. Ve eğer doğruysa sadece uzağa uçardım, ayı ve parlak yıldızları geçer, Yaşlı Dadı’nın hikâyelerindeki şeyleri görürdüm; ejderhaları, deniz canavarlarını ve Braavos Titanı’nı. Ve belki, canım istemedikçe geri dönmezdim.

Burada da Arya’nın warg yeteneğinin gerçek manada harekete geçip, uyandığını düşündüğüm sahne var. Bunun için de ayrı bir başlık olduğu için, yazıyı haddinden fazla uzatmamak adına başlığın adresini veriyorum. Warg Yeteneği ve Arya'nın Yeteneğinin Uyanışı

Uzunca bir süre rüzgârdan, sudan ve dalların tıkırtısından başka ses yoktu. Ve sonra, çok, çok uzaktan; tanrı korusunun, tekinsiz kulelerin ve Harrenhal’un kalın duvarlarının ötesinden yalnız bir kurdun uluması duyuldu. Arya’nın tüyleri ürperdi ve bir an için başının döndüğünü hissetti. Sonra, belli belirsiz, babasının sesini duyar gibi oldu. “Kış geldiğinde ve kar düştüğünde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamaya devam eder,” dedi ses.

ASoF

Arya, Gendry ve Al Turta ile Harrenhall’dan kaçıp yollara düşüyor… Hedefi Nehirova’ya gitmek. 10 yaşındaki bir kız çocuğundan beklenmeyecek şekilde kafilesini yönlendiriyor, yollardan uzak tutuyor ve eğer av köpekleri ile peşlerine düşerlerse onları kandırmak için manevralar yapıyor. Gendry ve Al Turta da(nöbetçiyi öldürdüğü için ondan korkuyor ki ilk tanıştıklarında da sopa çektiğini unutmayalım) Arya ne derse uyuyor, sorgulamıyor.

İlk dereyi geçtiklerinde Arya atını çevirmiş ve küçük kafilesini yoldan çıkarmıştı, sonunda dik ve taşlı bir kıyıya varana dek çeyrek mil kadar derenin kıvrımlı yatağını takip etmişlerdi. Avcılar yanlarında köpek getirirse, bu manevra sayesinde izlerini kaybettirebileceklerini umuyordu Arya. Yolda kalamazlardı. Yolda ölüm var, demişti kendine, bütün yollarda ölüm var.

Arya zaman zaman, arkalarında bıraktıkları izleri karıştırmak anacıyla geldikleri yoldan geri dönüyor, Al Turtayla Gendry’ye yola devam etmelerini söylüyordu, bir takibin ilk işaretini duyabilmek için etrafı dinliyordu.

Arya artık daha fazla at süremeyip, iyice yorgunluk çöktüğünde uyumaya karar veriyor. Gece vakti olduğu için Kanlı Oyuncuların da uyuyacağını ümit ediyor ama yakalanacaklarından çok korkuyordu. Çok haksız değildi çünkü Arya’nın kurt rüyasına göre gerçekten de uyumadan yollarına devam ediyor gibiydiler ama Nymeria ve sürüsü yollarına çıkıp adamları öldürüyor. Arya ve Nymeria arasındaki bağın güçlendiğini; Arya’nın korkusunu ve yardıma ihtiyacı olduğunu ve kimleri öldürmesi gerektiğini bildiğini görüyoruz. Harrenhall’dan kaçma planı yaparken de Arya diğerlerini çağırmak için uluyacağını söylüyordu ama nöbetçiyi öldürdükten sonra o ulumadı ama uluyan bir kurt vardı, bunu duyan Gendry ve Al Turta gelmişti. Yani besbelli ki Nymeria, Arya’nın sürekli zihninin içinde olan biteni görüp biliyor ve onu korumak için belli bir mesafeden takip ediyor. Daha önce kurtları gördüğü için Oyuncuların gerçekten yakınlarında olduğunu çıkarabiliriz. Tüm bunlar olurken ve öncesinde Arya tayfası yolculukta iken sürekli yağmur yağmasının bir manası var mı çok emin değilim. Harrenhall’dan kaçmaya karar verdiği andan (Büvet Ağacına yaptığı dua sonrası…) sonra, kaçma girişimi başladığında yağmur yağıyor. Aslında mantıklı düşünürsek yağmur, köpeklerin koku duyusunu köreltir; izleri çamur yaparak yok eder. Belki de yavaş ilerlemelerine rağmen Arya’yı hızlıca bulamama sebepleri budur. Besbelli ki kuzey güçleri, Arya’nın yanında ki şu fısıltı ile onunla konuşma işini bu son duada da gördük(yukarıda verdiğim Arya ve Warg yeteneği başlığını okuyabilirsiniz.).

Rüyaları kırmızı ve vahşiydi. Oyuncular rüyasındaydı, en az dördü; solgun tenli bir Lysli, Ib’den gelen zalim bir baltacı, Iggo denen Dothraklı bir at efendisi ve adını hiç öğrenemediği Dornelu bir adam. Paslanmış zırhların ve ıslak derilerin içinde, yağmurdan çıkarak peş peşe geldiler, eyerlerine asılmış kılıçlar ve baltalar tıngırdıyordu. Arya’yı avladıklarını düşünüyorlardı, Arya, rüyaların tuhaf ve keskin sarahatiyle biliyordu bunu, fakat yanılıyorlardı. Arya onları avlıyordu.

Bu hoşuma giden alıntılardan biridir. Arya, Diyar’ın kral için bir kız kardeşten önce gelmesi gerektiğini düşünüyor. Önce insanlar, diyor. Arya için sık sık zeki olduğu söylenir ve babasını; Robb’u eğitirken dinlemiş olmasının da faydasını gördüğü kesin. Cat’in (yapmaması gerektiği halde) Jaime’yi kızları için serbest bıraktığı düşünülürse Arya’nın olgunluğu takdir edilesi bir şey. Arya’dan ara böyle düşünceler çıktığını görüyoruz.

Arya bu kadarının doğru olduğunu biliyordu. Şövalyeler her zaman fidye için kaçırılırdı, bazen de kadınlar. Ama ya Robb fidyeyi ödemezse? Arya ünlü bir şövalye değildi ve diyar, bir kral için kız kardeşinden önce gelmeliydi. Ya Arya’nın leydi annesi, o ne söyleyecekti? Yaptığı onca şeyden sonra Arya’yı hâlâ isteyecek miydi? Arya dudağını ısırıp merak etti.

Arya’nın kötü adam algısına yukarıda değinmiştik ama adalet duygusuna da değinmiştik. Yol boyunca Sancaksız Kardeşliğin eşliğinde uğradığı yerlerde Kuzeyli adamların yaptığı şeyler, Arya’yı utandırıyor, hayal kırıklığına uğratıyor. Sonuçta Kuzeyliler iyi, Lannister adamları kötü idi ama acı acı işin özünde iki tarafta da iyi-kötü olduğunu öğrenmeye başlıyor gibi. Kendi insanlarının da halka zarar verdiğini; çaldığını, tecavüz edip yakıp yıktığını görmek onda şok etkisi yarattı ve öfkelendirdi.

Arya, adamların pislik içindeki saçlarına, karmakarışık sakallarına, kırmızı gözlerine ve kuru, çatlak, kanayan dudaklarına baktı. Kurtlar, diye düşündü tekrar. Benim gibi. Onun sürüsü bu muydu? Bunlar nasıl Robb’un adamları olabilir? Onlara vurmak istedi. Onların canını yakmak istedi. Ağlamak istedi. Herkes ona bakıyordu sanki canlılar ve ölüler aynı şekilde. Yaşlı adam demir çubukların arasından üç parmağını uzattı. “Su,” dedi, “su.”

Yine de tüm öfkesine rağmen Arya’nın bu kuzeyli adamların içler acısı haline ve merhamet dilenmesine karşı “merhameti” kabarıyor. Doğrusunu bunu Kuzeyli oldukları için mi yoksa kötü şeyler yapmış olsa da acı çekip, merhamet dilendikleri için mi yaptığından emin değilim. Fakat Sancaksızların kalanı da Arya ile aynı fikirde; onların bu şekilde kafeslere tıkılıp, yavaş yavaş acı içinde ölüme terk edilmesinden hoşlanmıyorlar. Bu yüzden Yaycı, hepsine okları ile hızlı bir ölüm veriyor.

Parmaklıkların arası kupanın geçemeyeceği kadar dardı fakat Harvvyn ve Gendry, Arya’ya destek verdi. Arya, Harwin’in ellerine basıp Gendry’nin omzuna çıktı ve kafesin tepesindeki parmaklıkları yakaladı. Şişman adam yüzünü yukarı çevirip yanağını demire bastırdı ve Arya suyu adamın üstüne döktü. Adam, iştahla emdiği suyun kafasından, yanaklarından ve ellerinden akmasına izin verdi, daha sonra parmaklıklardaki ıslaklığı yaladı. Geri çekmese Arya’nın parmaklarını da yalardı. Arya diğer iki adama da aynı hizmeti verirken insanlar onu izlemek için toplanmıştı. “Çılgın Avcı bunu duyacak,” diye tehdit etti bir adam. “Bundan hoşlanmayacak. Hayır hoşlanmayacak.”

Sancaksızlar, Leydi Smallwood’un kalesine gittiklerinde Tom’un söylediği şarkı ve daha sonra Gendry’nin Arya’ya iltifatları ve şakalaşarak güreşmesi ve daha sonra da Şeftali isimli Genelevde’ki Arya’ya karşı anormal sayılabilecek öfkesi ve alınganlığı gibi şeyler ister istemez Gendry’nin Arya’dan hoşlandığı izlenimi veriyor. Daha önceden Arya ve Gendry’nin bir iki şeyi aynı anda söylemesinin bizim kızda Jon’u çağrıştırdığını da olmuştu. Belki ileride Rhaegar-Robert-Lyanna(Jon-Gendry-Arya) arasında olduğu gibi bir aşk üçgeni görürüz, belli mi olur? :smiley:

“Bu aptal meşe palamutları yüzünden bir meşe ağacı gibi görünüyorum.”

“Güzel ama. Güzel bir meşe ağacı.” Arya’ya yaklaşıp onu kokladı. “İlk kez güzel bile kokuyorsun.”

“Kuş tüyü yatağım derin ve yumuşak,

Seni oraya yatıracağım.

Sana sarı ipekler giydirip,

Başına bir taç takacağım.

Sen benim leydi aşkım olacaksın,

Ben senin lordun.

Seni daima sıcak ve güvende tutacağım

ve kılıcımla koruyacağım.

Nasıl da gülümserdi nasıl gülerdi,

Ağaçların bakiresi.

Dönüp uzaklaştı kuş tüyü yatak istemem dedi.

Altın yapraklardan elbise giyeceğim,

Saçlarımı çimenlerle öreceğim,

Ama benim orman aşkım olabilirsin

ve ben de senin orman sevgilin.

Arya’nın Sancaksızlarla birlikte Şeftali isimli genelev’e gittikleri sahne. Şeftali ve tatlı kavramları genelde birlikte kullanılır ve “ölüm” ifade eder. Genelde şeftaliyi yiyen, şeftalinin uzatıldığı kişiler için geçerlidir… Buradaki “tatlı şeftali” Arya’nın kendisi, şu ana kadar ve sonrasında da öldürüp duran biri olduğu ve FM ile olan bağı düşünülürse foreshadowing gibi bir şey görünüyor, ayrıca bazı okuyucular Braavos’taki kevaşeler ile birlikte çok fazla zaman geçirmesi vb. şeyler yüzünden FM’nin diğer meslekler gibi bunu da öğrenmesi için geneleve göndereceğini düşünüyor ki bu alıntı, bir ihtimal buna da işaret olarak gösterilebilir.

Yanına yaşlı bir adam oturdu. “Bak sen, burada küçük ve sevimli bir şeftali varmış.” Adamın nefesi kafeslerdeki cesetler kadar kötü kokuyordu ve domuz gözleri Arya’nın üstünde geziniyordu. “Tatlı şeftalimin bir adı var mı?”

Sancaksızların, Oyuncular ile savaştığı sahnede Arya kendini pek bir kaptırıyor. Aslında şakayla karışık psikopat kız ifadelerini kullanmaktan kendimi alamıyorum. Arya’nın mücadele sırasında geri planda bırakılma fikrinden nefret etmesine rağmen “mücadelede emirlere itaat edilmeli” düşüncesi, dikkate değer bir ayrıntı. “Diyarın iyiliği bir kız kardeşten daha önemlidir.” düşüncesi ifadesi gibi… İster istemez Arya’nın genç yaşına rağmen bir çok konuda olgun ve bilinçli hatta bilgili olduğunu düşünmeme sebep oluyor.

Mücadele/Savaş… Bunlar Arya için tam olarak ne ifade ediyor, emin değilim. Zevk alıyor mu? Nefret mi ediyor? Yoksa ihtiyaç halinde başvurabileceği gerekli bir araç mı? Şu ana kadar bu sorulara kesin cevap vermek mümkün görünmüyor ama savaşın içinde iken kendini kaptırdığı, vahşiliğine uyduğu ve tek odak noktasının düşmanlarının ölmesi-yok olması olduğunu görebiliyoruz. Diğer yandan savaş ve kanın, onun geleceği olduğu da aşikar. İskandinav mitlerindeki Valkyrie gibi sürekli bir savaşın-mücadelenin içinde ama asla tam manasıyla içinde yer almıyor ama ölüm ve savaş, onun bir parçası.

Alevler septin güney duvarına tırmanıyordu ve kırık bir pencereden yoğun duman çıkıyordu. Myrli bir arbaletçi başka bir pencereden başını çıkardı, bir ok saldı ve arbaletini tekrar sarmak için yere çömeldi. Arya, ahırlardaki dövüşün seslerini duyabiliyordu; atların çığlığı ve çelik şıngırtılarıyla harmanlanmış feryatlar. Hepsini öldürün, diye düşündü öfkeyle. Dudağını öyle sert ısırdı ki kan tadı aldı. Her birini öldürün.

Bu kısmın doğrudan Arya ya da hikayesi ile ilgisi yok ama yeniden okuduğumda fark ettim ki Kırmızı Düğün ve Cat’in ölümüne işaret ediyor.

"…Thoros gibi, ben de sana babanı geri verecek güce sahip değilim ama güvenli bir şekilde annenin kollarına dönmeni sağlayabilirim en azından.”

“Yemin eder misiniz?” diye sordu Arya. Yoren de onu eve götüreceğine dair söz vermişti ama bunu yapmak yerine ölmüştü.

“Şövalyelik onurum üstüne,” dedi yıldırım lordu ciddi bir şekilde.

Lim, bira imalathanesine döndüğünde yağmur yağıyordu, sarı cübbesinden süzülen sular yerde birikirken adam küfürler mırıldanıyordu. Kapının yanında oturan Anguy ve Şanslı Jack zar atıyordu ama hangi oyunu oynarlarsa oynasınlar Jack’in hiç şansı yoktu. Yeditelli Tom ahşap arpının bir telini değiştirdi ve “Anne’nin Gözyaşlarını söyledi. Ardından “Willuniun Karısı Islakken” ve “Lord Harte Yağmurlu Bir Günde Gitti”yi söyledi, sonra da “Castemere Yağmurları”nı.

image

Yüce Yürek Hayalet’inin Arya’yı gördükten sonra söyledikleri, tepkisi… Burada bahsi geçen “keder” muhtemelen Arya’nın kaybettiklerinin ve kaybedeceklerinin(anne ve abisi) acısı ama kalan kısım ise Arya’nın dönüştüğü/dönüşeceği şeye işaret. Evet, Arya daha karanlık ve ölümcül bir karaktere bürünüyor ve bir ihtimal serideki en tehlikeli kişilerden biri olarak karşımıza çıkması an meselesi, hele ki FM eğitimi aldığı da düşünülürse. Zaten savaş ve ölüm meselelerinde nasıl tepkiler verdiğini ve Valkyrie benzetmesini hatırlıyorsunuzdur.

Cüce kadın, sönük kırmızı gözleriyle Arya’yı inceledi. “Seni görüyorum,” diye fısıldadı. “Seni görüyorum kurt çocuğu. Kan çocuğu. Ölüm kokusunun lorddan geldiğini sanıyordum…” Kadın hıçkırarak ağlamaya başladı, minik bedeni sarsılıyordu. “Benim tepeme geldiğin için zalimsin, zalim. Ben Yaz Kalesi’nde kedere doydum, senin kederine ihtiyacım yok. Buradan git kara yürek. Git!”

Yüce Yürek’in Kuzey güçlerinin ateşten nefret ettiğini anlatan sözleri… Thoros bu yüzden ateşlerin içinde hiçbir şey göremez olmuştu, kuzey güçleri izin vermediği için. R’hllor’un güçleri kuzey güçlerinin hakim olduğu yerlerde etkisini yitiriyor. Zira kuzey, buzdur ve buz, ateşin düşmanıdır. Bu da bize buz ve ateşin savaşının sadece- dizide olduğu gibi -insan ve ötekiler arasında geçen bir şey olmadığına işaret aslında; buz ve ateşin tarafındaki insanlar ve sıra dışı canlılar arasında geçen bir savaş…

“Ateşlerinin içine bak pembe rahip, göreceksin. Ama şimdi değil, burada değil, burada hiçbir şey göremezsin. Burası hâlâ eski tanrılara ait… onlar da benim gibi burada oyalanıyor, küçülmüş ve halsiz kalmış ama henüz ölmemiş. Ateşi de sevmiyorlar. Çünkü meşeler pelitleri anımsar ve pelitler meşeleri düşler, kök her ikisinin içinde de yaşar. Ve kökler, avuçlarında ateşle gelen İlk İnsanları hatırlar.”

Arya’nın Jon ile olan yakınlığını gözler önüne seren sayısız sahnelerden biri. Arya, hiç kimse onu istemese bile Jon’un onu isteyeceğinden emin çünkü bu güveni ona zamanında vermiş ve “dışlanmışlar” olarak birbirlerini hep desteklemişlerdi. Onu anmak bile kalbini hüzünlendiriyor ki Braavos sahnelerinde bile artık duysuzlaşmış görünmesine rağmen sadece Jon’u anınca gözyaşı dökmeye başlıyor.

Burada bir diğer önemli ayrıntı; Jon’un annesi olduğu iddia edilen Wylla’nın (muhtemelen Jon’un da süt annesi) Dorne/Dayne Hanesi ile olan bağlantısını görüyoruz. Ned, Arya’dan bir yaş büyük. Jon ile arasında 4 yıl var. Wylla ne zaman Dayne Hanesine hizmete başlamış kesin bilmek -şimdilik- mümkün değilse de Jon’un asıl annesinin Lyanna olduğu açıklandığı için Wylla’nın Jon’a süt anne olma olasılığı oldukça yüksek ve tabii olarak Jon doğmadan önce Dayne Hanesine hizmet ettiği çıkarımı yapılabilir. Bu kadını seride görme olasılığımızın yüksek olduğunu düşünüyorum; Reed dışında -yaşayan- kişiler arasında bir tek bu kadın, Jon’un kimliğine vakıf görünüyor. Elbette bir de Dayne Hanesi’nin Jon’un kim olduğunu bildiği gerçeğini de satır aralarından çıkarmak güç olmaz.

“Leydim?” dedi Ned sonunda. “Gayrimeşru doğan bir ağabeyiniz var... Jon Kar?”

“Sur’da, Gece Nöbetçileriyle birlikte.” Belki de Nehirova yerine Sur’a gitmeliyim. Jon kimi öldürdüğümü ya da saçlarımı tarayıp taramadığımı umursamaz… “Jon bana benzer, piç olarak doğmasına rağmen. Eskiden saçlarımı karıştırır ve bana ‘küçük kardeşim’ derdi.” Arya en çok Jon’u özlüyordu. Ağabeyinin sadece adını söylemek bile onu hüzünlendiriyordu. “Jon’u nereden biliyorsun?”

“O benim sütkardeşim.”

“Kardeş?” Arya anlamamıştı. “Ama sen Dornelu’sun. Sen ve Jon nasıl aynı kandan olabilirsiniz?”

“Sütkardeşiyiz. Kan değil. Ben küçükken leydi annemin hiç sütü yokmuş, bu yüzden beni Wylla emzirmiş.”

Arya’nın kafası iyice karışmıştı. “Wylla kim?”

“Jon Kar’ın annesi. Sana hiç söylemedi mi? Wylla yıllar boyunca bizim hizmetimizdeydi. Ben doğmadan önce başlamış.”

“Jon annesini hiç tanımadı. Adını bile bilmiyordu.” Arya, Ned’e temkinli bir bakış attı. “Onu tanıyor muydun? Gerçekten mi?” Benimle dalga mı geçiyor? “Yalan söylersen yüzüne yumruk atarım.”

“Wylla benim sütannemdi,” diye tekrar etti Ned ciddi bir tavırla. “Hanedanımın onuru üstüne yemin ederim.”

(DEVAMI YORUMDA)

1 Like

4. BÖLÜM

KL’den kaçtığından beri Arya’ya sürekli evine ve ailesine gideceğine dair sözler veriliyor ve o da bunlara inanarak -tabii olarak- ümit besliyor ama sonuç olarak ne ailesine ne evine ulaşamıyor. En son Beric de sözünü tutamayıp onu Nehirova yerine başka bir yere götürme kararı verince Arya öfkelenip, hayal kırıklığı ile kaçıyor ve Sandor’a yakalanıyor. Diğer yandan sürekli terk edildiği, yalnız kaldığı düşüncelerini de satır aralarında görüyoruz.

Döndü, kapıya doğru koştu. Harwin kolunu yakalamaya çalıştığında, Arya bir yılan kadar hızlı hareket ederek Harwin’den kurtuldu. Dışarıda hâlâ yağmur yağıyordu, batıda uzak bir şimşek çaktı. Arya koşabildiğince hızlı koşuyordu. Nereye gittiğini bilmiyordu. Bütün seslerden, boş laflardan ve tutulmayan sözlerden uzakta yalnız olmak istiyordu sadece. Bütün istediğim Nehirova’ya gitmekti. Harrenhal’dan ayrılırken Gendry ve Al Turta’yı da yanına aldığı için, bütün bunlar kendi suçuydu. Tek başına daha iyi olurdu. Tek başına olsaydı haydutlar onu asla yakalayamazdı ve Arya şimdi annesiyle Robb’un yanında olurdu. Onlar benim sürüm değildi. Olsalardı beni bırakmazlardı. Çamurlu bir su birikintisine bastı. Birileri onun adını bağırıyordu, ihtimalle Harwin, belki de Gendry, yıldırımdan yarım kalp atışı sonra gelen gök gürültüsü tepelerden yuvarlanıyor ve sesleri boğuyordu. Yıldırım lordu, diye düşündü Arya öfkeyle. Lord ölemiyor olabilirdi ama yalan söyleyebiliyordu.

Sandor’un abisini öldürmekle ilgili sohbet ederken, Arya’nın yüzünde ne gördü ise onun Sansa’yı öldürmeyi arzu ettiğini ifade ediyor, elbet Arya bunu reddediyor. Tazı’nın neden bu şekilde bir ifadede bulunduğunu merak ediyorum çünkü KL yolunda iken Sansa ve Arya’nın Joff meselesinde tartıştığını duymuş olsa da Arya’nın onu öldürmeyi isteyeceği düşüncesine vakıf olması için görünürde bir sebep yok. İlk kitapta da “nefret etmiyorum.” sözünü ederken bunun aslında “yarım yalan” olduğunu içinden geçirmiş idi. Bu yüzden ileride Sansa ile ciddi bir karşı karşıya gelme durumuna bir işaret mi diye merak ediyorum.

Tazı,Dağ’ı öldürmekten ilk kez söz etmiyordu.“Ama o senin ağabeyin,” dedi Arya kuşkuyla.

“Öldürmek istediğin bir ağabeyin olmadı mı hiç?” dedi Tazı. Tekrar güldü. “Belki de bir abla?” Arya’nın yüzünde bir şey görmüş olmalıydı çünkü öne eğilip ona yaklaştı. “Sansa. O, değil mi? Küçük dişi kurt, sevimli kuşu öldürmek istiyor.”

“Hayır,” diye parladı Arya. “Ben seni öldürmek istiyorum.”

Bu aşağıdaki alıntı “Yeşil Çatal’dan geçme” sahnesinden bir parça. Bu POV’un yarısı (nehri geçene kadar) gerçekleşmesi beklenen Ejderhaların Dansı 2’ye bir işaret gibi görünüyor, en azından bir mücadelesine. Eğer doğru ise bu mücadele sonunda bir ihtimal Arya’nın karşı tarafa esir düşme ihtimali olabilir. Üç Dişli Mızrak 2 Savaşı konusundaki kuram için; Üç Dişli Mızrak Savaşı - 2

Ama suya atlayamadan önce bir bağrışma duydu ve kafasını çevirdi. Adamlar, ellerinde sırıklarla ön tarafa doğru koşturuyordu. Arya bir an neler olduğunu anlayamadı. Sonra gördü: Kökünden sökülmüş devasa ve korkunç bir ağaç, teknenin üstüne doğru geliyordu. Sürükle“nen ağacın düğüm halindeki kökleri ve dalları, kocaman bir deniz canavarının kollarıymış gibi suyun dışına uzanıyordu. Kürekçiler, siya ettikleri kürekleri çılgınca çekiyordu, tekneyi alabora edecek ya da gövdeyi içeri göçürecek bir çarpışmadan kaçınmaya çalışıyorlardı. Yaşlı adam dümeni kırdı, pruvadaki at nehrin aşağısına doğru dönmeye başladı ama çok yavaştı. Siyah ve kahverengi pırıldayan ağaç bir gemi mahmuzu misali hızla tekneye doğru geliyordu.”

Tazı ve Arya, Yeşil Çatal’ı geçip İkizlere -düğüne- geliyor. Nehir kabarmış(sonra taşıyor) ve aslan gibi kükrüyor, yağmur yağıyor ve Kırmızı Düğün vuku buluyor. Arya ailesinin katledildiğini fark edip kurtarma umudu ile koşsa da işe yaramıyor elbette, Sandor onu oradan kurtarıp, çıkartıyor.

Arya döndü ve kapıya doğru koşmaya başladı. Yivli kapı aşağı iniyordu, lâkin ağır ağır. Daha hızlı koşmalıyım. Çamur Arya’yı yavaşlatıyordu, sonra da su. Bir kurt kadar hızlı koş. Köprü kalkmaya başlamıştı, üstünden sicim gibi sular akıyor, büyük topaklar halinde çamurlar dökülüyordu. Daha hızlı. Arya arkasına baktı, peşinden gelen Yabancı’yı gördü. Hayvanın attığı her adımda havaya su damlaları sıçrıyordu. Arya, kan ve beyin parçaları yüzünden hâlâ ıslak olan uzun baltayı da gördü. Ve koştu. Artık ağabeyi için koşmuyordu, annesi için bile koşmuyordu, kendisi için koşuyordu. Daha önce hiç koşmadığı kadar hızlı koştu, başı öndeydi, ayakları nehri köpürtüyordu, Tazı’dan kaçarken Mycah da böyle koşmuş olmalıydı.

Arya, babasından sonra yavaş yavaş tüm ailesini (Jon-Sansa hariç) kaybettiğini öğreniyor ve her defasında bir kırılma yaşıyor aslında. Bunca kayıp ve acıya karşı iyi idare ediyor gibi görünse de elbette ki onun psikolojisinin bundan asla etkilenmediğini iddia edemeyiz; daha öfkeli, daha duygusuz ve daha acımasız olmaya başladığını görüyoruz. Bir zamanlar sevdiği herkesin içinde yaşadığı kalbinde artık koca bir “boşluk” vardır çünkü ailesi ölmüştür. Geriye kalan ise sadece öfke, keder, acı ve intikam arzusudur.

Her sabah uyandığında içindeki boşluğu hissediyordu. Açlık değildi bu, zaman zaman o da vardı gerçi. Çukur bir yerdi, bir zamanlar kalbinin olduğu yerde bir boşluk, bir zamanlar kardeşlerinin, annesinin ve babasının yaşadığı yerde. Başı da acıyordu. İlk zamanki kadar değildi ama epey kötüydü hâlâ. Arya buna alışmıştı gerçi, şişlik iniyordu en azından. Ama içindeki boşluk hep aynı kalıyordu. Boşluk asla daha iyi olmayacak, diyordu kendine uyumaya giderken.

Düğün sonrası Arya, birkaç gün sonra Kurt Rüyası görüyor; Nymeria ve sürüsü nehre geliyor, cesetleri yiyor ve Cat’i sudan bulup dışarı çıkartıyor. Bu rüyaya kadar Arya, annesinin hala yaşıyor olabileceği konusunda ümit etmişti ama artık kesin olarak biliyor. Bildiğimiz üzere Beric ve tayfası da bu sıralar geliyor ve Beric, Cat’e ateş öpücüğü verip, kadını canlandırarak ölüyor. Muhtemelen Arya’ya verdiği söz gereği bunu yaptı.

Arya o gece annesini düşünerek ve Tazı’yı uykusunda öldürüp Leydi Catelyn’i tek başına kurtarması mı gerektiğini merak ederek uykuya daldı. Gözlerini kapadığında, göz kapağının siyahlığında annesinin yüzünü gördü. O kadar yakın ki, neredeyse onun kokusunu alacağım…

Arya, handa Polliver ve Vadici ile karşılaşıyor ve meşhur sahne vuku buluyor. Arya, İğne’ye kavuşuyor ama Tazı ağır yaralıdır. Arya’nın Vadiciyi öldürürken ki hali ve nefreti, kini açık seçik görülüyor ve elbette onun acımasızlığını psikolojisini de net ortaya koyan sahnelerden biri.

Aslında ilginç olan kısım şu; Arya, duasına ekledikleri kişilerden falanca sebeplerle nefret ediyor ve onları öldürürken de aslında sebepleri hatırlatıyor; canını almadan önce bir ölüm meleğinin(Valkyrie) yapacağı gibi günahlarını yüzüne vuruyor ve aynı sahneleri tekrar ederek canlandırıyor. Vadeci, insanlara bu soruları sorar ve işkence edip, öldürürdü. 6. kitapta Tatlı Raff’ı Lommy’yi öldürdüğü gibi öldürdü, o sahneyi yeniden yazdı ve rolleri dağıttı. Bir oyuncu gibi hareket ediyor aslında.

Bıçak adamın sırtına girerken, “Kasabada gizlenmiş altınlar var mı?” diye bağırdı Arya. “Gümüş var mı? Değerli taşlar?” İki kez daha bıçakladı. “Yiyecek var mı? Lord Beric nerede?” Adamın üstündeydi artık, hâlâ bıçaklıyordu. “Nereye gitti? Yanında kaç adam vardı? Kaç yaycı? Kaç şövalye? Kaç kişi, kaç kişi, kaç kişi, kaç kişi? Kasabada altın var mı?”

Arya’nın “dua” listesini sayarken Sandor’u saymayı unutması. Aslında bu alıntı, Dany’nin son POV’una çok benzer geldi. Dany, Drogon’un öldürdüğü kız için vicdan azabı çekmiş, kızın ismini asla unutmamış ve sık sık kendine onu hatırlatarak ejderhaların ne kadar tehlikeli ve hakimiyet altında tutulması gerektiğinin bilincinde olmuştu ama son sahnelerinde kızın ismi tamamen unutuldu, hatırlayamadı ve o POV, Dany’nin kendisinin aslında ne ve kim olduğu gerçeğini idrak edip, kabullendiği önemli bir bölümdü; artık ejderhasını kullanacaktı ve o kızın ve diğerlerin ismi sonsuza kadar unutulacaktı.

Burada da Arya, Mycah’ın yüzünü hatırlayamaz oldu. Zira Sandor, artık Tazı’nın kalbinde yer almış-her ne kadar o bunu fark edip, itiraf edemese de- dua listesinden çıkarmıştı. Öncesinde adam bayılmasına rağmen, oturup yaraları ile ilgilendi. Sonrasında da zaten öldürme fırsatı varken yapmayıp, bunun için saçma bahaneler üretip çekip gitmişti.

Sandor inledi, Arya adama bakmak için o tarafa yuvarlandı. Duasında onun adını da söylemediğini fark etti. Bunu neden yapmıştı? Mycah’yı düşünmeye çalıştı ama çocuğun nasıl göründüğü hatırlamak zordu.Bütün suçu benimle kılıç oyunu oynamaktı. Arya onu uzun zamandır tanımıyordu. “Tazı,” diye fısıldadı, “Valar morghulis.” Belki Tazı sabaha ölmüş olurdu.

Arya, Tuzçukuru’nda Braavos gemisine rastlar ve Sur’a gitmek istediğini söyler ama korsanlar ve fazlası yüzünden adam kabul etmez. Sonunda Jaqen’in verdiği sikkeyi uzatır ve sözleri söyler. O zamana kadar kızı kaile almayan hatta başından savmak isteyen adam, bir anda ilgili ve alakadar bir şekilde hürmet gösterir ve istediğini kabul eder ama adam, onu Sur’a değil; Braavos’a götürecektir, Arya ne derse desin bu değişmez.

Sonunda, “Fazladan bir gümüş bir şey değiştirmez çocuk,” dedi kaptan.

“Gümüş değil.” Arya’nın parmakları bulduğu şeyin üstüne kapandı. “Demir. İşte.” Jaqen H’gharin verdiği küçük demir sikkeyi kaptanın eline sıkıştırdı, sikke öyle yıpranmıştı ki üstündeki erkek başının yüz hatları tamamen silinmişti. Büyük ihtimalle değersiz ama…

Kaptan sikkeyi çevirdi ve gözlerini şaşkınlıkla kırpıştırdı, sonra tekrar Arya’ya baktı. “Bu… nasıl… ?”

Jaqen sözleri de söylememi söylemişti. Arya kollarını göğsünde birleştirdi. uValar morghulis,” dedi anlamını biliyormuş gibi yüksek sesle.

Kaptan, iki parmağıyla alnına dokunarak, “Valar dohaeris,” diye karşılık verdi. “Bir kamara alacaksın elbette.”

AFoC

Arya, demir sikkenin ne manaya geldiğini bilmese de gemidekiler biliyor. Bu yüzden kaptan olabildiğince onunla konuşmamaya çalışsa da mürettebatın bir kısmı onunla sıcak ilişkiler kurup; hediyeler verip, isimlerini öğretirken bir diğer kısmı olabildiğince ondan uzak duruyordu. Zira sikke bir FM sikkesidir ve ancak FM olanlarda(yahut olacaklarda) bu sikke bulunurdu. Bunun sebebi belki ona iyilik yaptıklarını hatırlatarak korunmak ya da bir ihtimal FM, tanıdıkları kişileri öldürmüyordur… Sebep ne olursa olsun kaptan da ismini hatırladığından emin olarak Arya’yı gönderdi.

Arya, Siyah ve Beyazın Evin’e gider, Nazik Adam ile tanışır ve onun küçük testine geçerek çırak olarak yeni hayatına başlar. Aslında Arya’nın buradaki hayatı baştan sona bir Valkyrie gibi işlenmiş. Bu konudaki başlık; Arya Stark ve Yüzsüz Adamlar 'The Valkyrie'

“Ölümden korkar mısın?”

Arya dudağını ısırdı. “Hayır.”

“Görelim.” Rahip, başlığını çıkardı. Başlığın altında bir yüz yoktu; yanaklarında hâlâ küçük et parçaları olan sararmış bir kafatası vardı, boş göz çukurunda beyaz bir solucan kımıldanıyordu. “Öp beni çocuğum,” dedi adam, ölüm hışırtısı kadar kuru ve kısık bir sesle.

Beni korkutacağını mı düşünüyor ? Arya, adamın burnunun bulunması gereken yeri öptü ve gözündeki mezar solucanını yemek için aldı ama solucan Arya’nın ellerinde bir gölge gibi eridi.

Sarı kafatası da eriyordu ve Arya’nın o güne kadar gördüğü yaşlı adamların en naziği ona gülümsüyordu. “Daha önce kimse solucanımı yemeye çalışmamıştı,” dedi adam. “Aç mısın çocuk?”

Evet, diye düşündü Arya, ama yemek için değil.

Nazik Adam, genelde kadınların FM olmadığını söylüyor çünkü kadınlar, çocuk doğurur. Hayat ve Yaşam aynı kişinin elinden çıkamaz, bu yüzden FM olmak istiyor ise onu o yapacak her şeyden vazgeçmeyi de göze almak zorundadır, Arya yapabileceğini iddia ediyor.

“Benim ne istediğim önemli değil,” dedi nazik adam. “Belki de Çok Yüzlü Tanrı, seni onun aracısı olman için buraya getirdi. Lâkin sana baktığımda bir çocuk görüyorum… daha beteri, bir kız çocuğu görüyorum. Yüzyıllar içinde pek çok insan Çok Yüzlü Tanrı’ya hizmet etti ama Tanrı’nın hizmetkârlarının çok azı kadındı. Kadınlar dünyaya hayat getirir. Biz ölüm hediyesi getiririz. Kimse ikisini birden yapamaz.”

Bunun için de ilk olarak Arya’ya ait kıyafetlerden, eşyalardan kurtulması gerekiyor ama Arya, İğne’yi atamıyor, ondan kurtulamıyor. Bunun yerine onu saklıyor. İğne, sıradan bir kılıç değildir, Arya’nın kimliğini simgeleyen bir nesnedir. Ona tutunarak Arya, derinliklerde bir yerde var olmayı sürdürecek ve asla kaybolmayacak. Muhtemelen onu FM olmaktan alıkoyup Batı’ya dönmesine neden olacak şey de İğne ve ona temsil ettiği şeyler olacak.

Arya iskelenin ucunda durdu; sisin içinde solgun, ürpermiş ve titrer hâlde. Elindeki İğne ona fısıldıyordu sanki. *Düşmanına sivri ucu sapla,* dedi *ve sakın Sansa’ya söyleme!* Bıçağın üstünde Mikken’ın işareti vardı. *Altı üstü bir kılıç.* Eğer Arya’nın bir kılıca ihtiyacı olursa, tapınağın altında yüzlercesi vardı. İğne, *uygun bir kılıç* olamayacak kadar küçüktü, hatta oyuncak sayılırdı. Jon bu kılıcı yaptırdığında Arya küçük ve aptal bir kızdı. “Altı üstü bir kılıç,” dedi, bu sefer yüksek sesle...

…ama öyle değildi.

İğne Robb’du, Bran’dı Rickon’du. Arya’nın babasıydı, annesiydi hatta Sansa’ydı. İğne, Kışyarı’nın gri duvarları ve kalenin insanlarının kahkahalarıydı. İğne yaz karıydı, Yaşlı Dadı’nın hikâyeleriydi. Kırmızı yaprakları ve ürkütücü yüzüyle yürek ağacıydı. Çam bahçelerinin ılık ve İğne Robb’du, Bran’dı Rickon’du. Arya’nın babasıydı, annesiydi hatta Sansa’ydı. İğne, Kışyarı’nın gri duvarları ve kalenin insanlarının kahkahalarıydı. İğne yaz karıydı, Yaşlı Dadı’nın hikâyeleriydi. Kırmızı yaprakları ve ürkütücü yüzüyle yürek ağacıydı. Çam bahçelerinin ılık ve topraksı kokuşuydu, Arya’nın pencerelerini titreten kuzey rüzgârının sesiydi. İğne, Jon Kar’ın dudağındaki gülümsemeydi. Eskiden saçlarımı karıştırır ve banaküçük kardeşim,” derdi, diye hatırladı Arya, gözleri birdenbire yaşlarla doldu.

Dağ’ın adamları Arya’yı esir aldığında, Polliver kılıcı çalmıştı. Fakat Arya ve Tazı yol ağzındaki hana girdiklerinde, kılıç oradaydı. Tanrılar bu kılıcın bende kalmasını istediler. Bunu isteyen Yedi ya da Çok Yüzlü Tanrı değildi; Arya’nın babasının tanrılarıydı, kuzeyin eski tanrıları. Çok Yüzlü Tanrı geri kalan her şeyi alabilir, diye düşündü Arya, ama bunu alamaz.

Arya, “Burada güvende olacaksın,” dedi İğne’ye. “Nerede olduğunu benden başka kimse bilmeyecek.” Kılıçla kını, basamağın arkasına dayadı ve sonra taşı yerine itti, diğer taşlardan farklı görünmüyordu. Tapınağa tırmanırken basamakları saydı, böylece kılıcı nerede bulacağını bilecekti. Bir gün İğne’ye ihtiyacı olabilirdi. “Bir gün,” diye fısıldadı kendi kendine.

Bu alıntı için ne yorum yapmam gerektiğini tam olarak bilemiyorum ama biraz ilgincime gittiği için eklemek istedim. Belki hiçbir şey ifade etmiyordur. Arya şarkı söyleme becerisi biri değil, karga sesli dediğimiz biri. Lakin Batıdiyar’da iken en az bir kere şarkı mırıldanmıştı(yanlış hatırlamıyorsam isim şeklinde) ve şimdi de duası ile şarkı söylüyor. Bu aralar keyfi yerinde olduğunda bunu yapıyor diyebilirim; Mercy POV’da da “merhamet” diye şarkı mırıldanıyordu. Şarkı ve Dans ikilisi ister istemez beni düşündürüyor. Ejderhaların Dansı ve Buz ve Ateşin Şarkısı olayları, savaş ve ölümün simgesel anlatımları ve Arya gibi ölümle kol kola gezen biri böyle yapınca dikkatimi çekiyor.

Bir de daha önce değinmedim çünkü GRRM’in edebi anlatım tarzıdır diye düşünüp çok önem vermedim ama şimdi belirtmek istedim. Arya’nın zaman zaman bazı kelimeleri üç kere söylediğini gördüm, burada olduğu gibi. Muhtemelen dediğim gibi, edebi anlatım ile ilgilidir; GRRM 3 sayısını seviyor, malum. Yine de üç sayısının hikaye gidişatında kullanış şekli de düşünülür ise belki -şimdi anlamlandıramadığımız- bir manaya da sahip olabilir. Misal Jon da Ramsey’den geldiği iddia edilen mektupta “Gelinimi geri istiyorum.” sözünü içinden bu şekilde 3 kere tekrar etmişti ve bahsettiği kişi Arya idi. Başka bir karakter aklıma gelmiyor, içinde bir kelimeyi ya da cümleyi böyle 3 kere tekrar eden, Arya çok sık yapıyor bunu. Dahası FM, Arya’dan sürekli olarak bilmediği 3 yeni şey öğrenmesini talep ediyor. Dediğim gibi ya hiçbir şey ya da daha çözemediğimiz bir şey.

Dört kemerin desteklediği taş bir köprüden geçerken, “Sör Gregor,” diye şarkı söyledi. Köprünün tam ortasından, Paçavracı Limanındaki gemilerin direklerini görebiliyordu. “Dünsen, Tatlı Ruff, Sör Ilyn, Sör Meryn, Kraliçe Cersei.” Yağmur başladı. Arya yüzünü kaldırdı ve yanaklarının yağmur damlalarıyla yıkanmasına izin verdi. O kadar mutluydu ki dans edebilirdi. “Valar morghulis,” dedi, “valar morghulis, valar morghulis.”

Arya, Sur’a adam bulması için gönderdiği Daeron’un kaçak olduğunu öğrenince onu öldürür. Kaçak olduğu için kalbinin “çirkin” olduğunu düşünür. Özetle Daeron, Arya için “kötü” biri olmuştur.

Daeron ayrıca sevdiği prens öldüğü için kendin bir kuleden atan leydi ile ilgili şarkı söyler ve Arya bunu aptalca bulur, ona göre bunu yapacağına gidip prensini öldürenleri öldürmeliydi. Bu sözün arkasından Sur’a gitmeye yeltenmesi de ister istemez Arya’nın Jon’a olanları duyup, intikam için Sur’a gideceği fikrini doğruyor. Bu konudaki kuram için; Arya Stark'ın İstikameti 'Sur'

Dareon, aptal prensi öldü diye kendini aptal bir kaleden aşağı atan aptal bir leydiyle ilgili aptal bir şarkı söylerken, o Gece Nöbetçileri’nin adamı, diye düşündü Cat. Leydi, prensini öldürenleri öldürmeliydi, şarkıcı da Sur’da olmalıydı. Dareon ilk kez Mutlu Liman’a geldiğinde, Arya onunla birlikte Doğugözcüsü’ne gitmeyi düşünmüştü ama sonra Dareon’un, Bethany’ye, asla geri dönmeyeceğini söylediğini duymuştu.

ADwD

Arya, Daeron’u öldürünce FM onun gözlerini kör ediyor. Bu ilk aşamada bir ceza gibi gelse de çok emin değilim. Kalfalar arasında da bir tane kör vardı, muhtemelen FM tarafında böyle yapıldı; yani eğitimin bir parçası ki Nazik Adam zaten duyma, ayakların vb. de alacağız senden diye söylemişti. Tek dikkat çekici kısmı Arya’ya hızlandırılmış eğitim veriyorlarmış gibi bir havaya sahip olmaları. Körlük eğitim için bir kalfa olması gerekir iken daha çırak halinde eğitime başlaması ve daha sonra taş çatlasın birkaç ay sonra ilk kişiyi öldürüp, kalfalığa yükseltilmesi. Dahası yüz değiştirme işlemini de yapıyorlar. Nazik Adam eğitimlerin ve bu tarz büyüsel şeyler için ağır bedeller ödenmesi gerektiğini ve yıllar aldığını söylemişti ama Arya için sadece birkaç ayda hepsi öğretiliyor, sebep?

O şarkıcıyı öldürdüğümde Kedi’yi de öldürdüm. Nazik adam, onun gözlerini her hâlükârda alacağını söylemişti, ona diğer duyularını kullanmayı öğretmek için, ama yarım yıl daha bekleyecekti. Siyahın ve Beyazın Evi kör kalfalara alışıktı ama kör kız kadar küçük olanlar azdı.

Arya,eğitime devam ederken “intikam” duygusunu da bilemeye devam ediyor.

Kör kız yatağın diğer yanına yuvarlandı, doğruldu, ayağa fırladı, gerindi. Soğuk taş bir sıranın üstündeki paçavra dolu şiltede uyuyordu ve her uyandığında tutulmuş oluyordu. Küçük, çıplak ve nasırlı ayaklarıyla su çanağına doğru yürüdü, bir gölge kadar sessizdi, yüzüne soğuk su çarptı, sonra kurulandı. Sör Gregor, diye düşündü. Dunsen, Tatlı Raff. Sör Ilyn, Sör Meryn, Kraliçe Cersei. Bu onun sabah duasıydı. Öyle miydi? Hayır, diye düşündü, benim duam değil. Bu gece kurdunun duası. Bir gün onları bulacak, avlayacak, onların korkusunu koklayacak, kanlarının tadına bakacak. Bir gün.

Arya’nın macerası boyunca kimliğini gizlemek için kullandığı isimlerin sürekli olarak “geçmişinden” tanıdığı kişilere ait olması dikkat çekici bir şey. Bu, büyük ihtimal ile Arya Stark olmaktan asla vazgeçmeyeceğine dair bir işaret olarak kullanılıyor.

“Beth.” Kör kız eskiden bir Beth tanımıştı; Kışyarı’nda, Arya Stark olduğu zamanlarda. Belki de bu yüzden bu ismi seçmişti.

Nazik Adam’a göre FM sadece ölüm ilahının işaretlediklerinin canını alır, kendi kafasına göre ölecekleri seçemez; FM sadece ölümün vasıtasıdır, kendisi değil. Aksi bir davranış ilahın kudretini kendi üstüne almaktır ve FM asla insanları yargılamaz. Arya’ya bunu anlayıp anlamadığını soruyor ama Arya içinden “hayır” diye cevap veriyor. Şahsi fikrim cümleden çıkan dersi anlayıp anlamamazlık etmedi, gayet düz basit bir cümle zira, anlamayacak bir şey yok. Arya’nın “hayır” dediği şey aslında bu durumu kabul etmemesi. Zira Arya yargılar ve Arya öldürür, Çok Yüzlü’nün gücünü kendi üstüne alır. O ölümün kendisi olmayı tercih eder. Olacağına inandığım şey de tam olarak bu, zira FM’nin olmaması gerektiğini söylediği şeyleri yapıyor, dönüşüyor.

Adamın parmakları kızın kolunun etrafında kapanmıştı, nazik fakat sıkıca. “Bütün insanlar ölmelidir. Bizler ölümün vasıtalarıyız, kendisi değil. Şarkıcıyı öldürdüğünde, tanrının kudretini kendi üstüne aldın. Biz insanları öldürürüz ama onları yargılamayız. Anlıyor musun?”

Hayır, diye düşünmüştü kız. “Evet,” demişti.

Arya, zaman zaman Jon hakkında hikayeler konuşulduğunu duyuyor. Muhtemelen bir gün öldüğü haberini de duyacaktır.

“İyi.” Kör kız güzelliği hiçbir zaman önemsememişti, aptal Arya Stark olduğu vakitlerde bile. Ona sadece babası güzel olduğunu söylemişti. O ve Jon Kar. Annesi, Arya’ya, saçlarını yıkayıp fırçalarsa ve ablası gibi kıyafetlerine dikkat ederse güzel bir kız olabileceğini söylerdi. Arya; ablası, ablasının arkadaşları ve diğerleri için sadece Arya Atsurat’tı. Ama şimdi hepsi ölüydü, Arya bile, Arya’nın üvey ağabeyi Jon dışında herkes. Bazı geceler, kör kız Paçavracı Limanı’nın tavernalarında ve genelevlerinde Arya’nın ağabeyinden bahsedildiğini duyuyordu. Adamlardan biri onun için, Sur’un Kara Piçi demişti. Bahse girerim ki Kör Beth’i Jon bile tanıyamaz. Bu düşünce kör kızı hüzünlendirdi.

( DEVAMI YORUMDA.)

1 Like

5. BÖLÜM

Arya’nın karanlığı sevmesi ve gecenin karanlık ve dehşet dolu olduğunu düşünmemesi dikkat çekici bir ayrıntı. R’hllor rahipleri “gündüz” düşkünü tiplerdir ve ateş, yaşam demektir. Lakin Ölüm, geceye hükmeder ve su/ay ikilisi ile öne çıkar. Arya da Ölüm’e ait biri olduğu için gece/karanlık onun için iyi bir şey. FM’nin taptığı ölüm ilahının Ötekilerin ilahı denen Büyük Öteki olduğuna dair bazı işaretler var. Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler Ayrıca Braavos’un Ay ve Su ile ilişkilendirilerek temelde ateş ejderhalarına karşıt/düşman olduklarına dair işaretler; Arya Stark ve Braavos 'Ay' ve 'Su' ve Ay’ın genelde ölüm ile bağdaştırıldığına dair işaretler; Ay "Buz ve Ölüm" Bunların hepsi temelde Arya’nın hikayesinin/geleceğinin yapboz parçalarını anlatan başlıklar.

Kör kız, tapınakların önünden geçerken, akşam yıldızlarına şarkı söyleyen Yıldızlı Bilgelik Tarikatı kalfalarını duydu. Havada duman kokusu vardı. Kör kız, kokuyu takip ederek, Işık Tanrısı’nın evinin önündeki muazzam maltızlarda gece ateşleri yakan kırmızı rahiplerin olduğu yere doğru yürüdü, çok geçmeden ısıyı da hissetti, R’hllor’a tapınanlar yüksek sesle dua ediyordu. “Çünkü gece karanlık ve dehşet dolu.”

Benim için değil. Kör kızın geceleri ay ışığıyla, kurt sürüsünün şarkılarıyla, kemikten koparılmış kırmızı etin tadıyla ve gri kuzenlerin tanıdık kokularıyla doluydu. Kız sadece gündüzleri kör ve yalnızdı.

Arya’nın “Valyria” dilini öğrendiğini görüyoruz ama bu alıntı şu açıdan önemli; yukarıda bahsettiğim FM’nin (muhtemelen) tanıdıklarını öldüremiyorlar, iddiasını kanıtlayan bir konuşma geçiyor rahipler arasında. Bu da bize gerçekten Titan’ın Kızının mürettebatının neden Arya’ya isimlerini öğretmek ve iyi ilişkiler kurmak istediğini manalandırıyor; Arya artık onları öldüremez. Elbette onların bilmediği şey şu; Arya, ismini bilmediklerini öldüremez, ismini bildiklerini öldürebilir. Yani FM için geçerli olan Arya’da tersi şekilde geçerli. Zaten dikkat ederseniz, yukarıda da söyledim, Arya, FM’nin olduğunun tam tersi şekilde çalışıyor; ismini bildiği tanıdığı kişileri öldürüyor(ama Freylerin isimlerini bilmiyor diye öldüremiyor) ve kendi seçip, yargıladığı ve “kötü” olduğuna hükmettiklerini öldürüyor; FM’nin deyimi ile ölümün vasıtası olmak yerine ölümün kendisi oluyor.

Rahipler Braavos dilini kullanıyordu ama içlerinden biri uzun dakikalar boyunca Yüksek Valyria Dili’nde konuştu. Kız kelimeleri anlıyordu ama her zaman duyamıyordu; hizmetkârlar alçak seslerle konuşuyordu. Bir veba kurbanının yüzünü takan rahip, “Bu adamı tanıyorum,” dedi. “Bu adamı tanıyorum,” diye tekrar etti şişman adam. Ama yakışıklı adam, “Bu adama hediyeyi vereceğim, onu tanımıyorum,” dedi. Daha sonra, şaşı adam, aynı şeyi başka biri için söyledi.

FM rahipleri arasındaki toplantı sonrası “Vebalı Adam” dediği rahip, Arya ile konuşmak ister ve aşağıdaki karşılıklı konuşmalar yaşanır. Bence Arya’nın üstlendiği rol ve karakterinin gelişimi/geldiği noktayı anlamak açısından çok önemli. Dahası FM de Arya’nın ne olduğunu gayet iyi biliyor ama buna rağmen onu kovmak yerine eğitmeye devam ediyor, neden? Yukarıda değindiğim gibi birkaç yıl sürecek bir eğitimi birkaç aya sıkıştırıyorlar. Neden? Hatta Yüz vermek için onu sadece rahiplerin girdiği kutsal odaya bile sokuyorlar. Muhtemelen hiçbir kalfa, bu yüzleri daha önce takmamıştır hatta tapınaktan çıktıklarına dair bir bilgi dahi görmedik.

Bu konuşmadan sonra Arya, ilk suikast görevini alır ve bunu başardıktan sonra kalfalığa terfi ederek Oyuncular’ın yanına, rol yapmayı öğrenmeye gönderilir. Sonraki görevi için yeni bir yüz alacaktır, artık yüz değiştirmeyi de öğrenmiştir. Yıllar sürmesini ve bedeller ödemesi gerektiğini söyledikleri şu sanattan bahsediyorum… Baştan aşağı şüpheliler.

Kızla baş başa kaldıklarında, “Sen kimsin?” diye sordu vebalı adam.

“Kimse.”

“Öyle değil. Sen Stark Hanedanından Arya’sın, dudağını ısıran ve yalan söyleyemeyen kız.”

“Eskiden Arya’ydım. Şimdi değilim.”

“Neden buradasın yalancı?”

“Hizmet etmek için. Öğrenmek için. Yüzümü değiştirmek için.”

“Önce kalbini değiştirmelisin. Çok yüzlü Tanrı’nın hediyesi çocuk oyuncağı değildir. Kendi amaçların ve kendi keyfin için öldürdün. Bunu inkâr mı edeceksin?”

Kız, dudağını ısırdı. “Ben…”

Rahip, kızı tokatladı.

Kız, yanağının zonkladığını hissetti ama bu tokadı hak ettiğini biliyordu. “Teşekkür ederim.” Yeterince tokat yerse, dudağını ısırmaktan vazgeçebilirdi. Bunu Arya yapıyordu, gece kurdu değil. “İnkâr ediyorum.”

‘Yalan söylüyorsun. Gerçeği gözlerinde görebiliyorum. Bir kurdun gözlerine sahipsin ve kan tadını seviyorsun.”

Kız, Sör Gregor, diye düşündü. Dunsen, Tatlı Ralf. Sör Ilyn, Sör Meryn, Kraliçe Cersei. Konuşursa yalan söylemesi gerekecekti ve rahip anlayacaktı. Kız sessiz kaldı.

“Bana eskiden bir kedi olduğunu söylediler. Balık kokuyor muşsun, ara sokaklarda dolaşıyormuşsun, sikke için midye ve istiridye satıyormuşsun. Senin gibi küçük yaratıklara uygun küçük bir hayat. İste ve o hayatı sana geri verelim. El arabanı it, midyelerini sat, mutlu ol. Kalbin, bizden biri olmak için fazla yumuşak.”

Beni kovmak niyetinde. “Benim kalbim yok. Sadece boşluğum var. Birçok insan öldürdüm. İsteseydim seni de öldürürdüm.”

“Bunun tadı sana tatlı mı gelirdi?”

Kız doğru cevabı bilmiyordu. “Belki.”

“Öyleyse buraya ait değilsin. Bu evde, ölümün hiçbir tatlılığı yoktur. Biz savaşçı değiliz, asker değiliz, kibirle kabarmış eşkıyalar değiliz. Biz, keselerimizi şişmanlatmak için bir lordun emriyle cinayet işlemeyiz. Biz, Çok Yüzlü Tanrı’nın hizmetkârlarından başka bir şey değiliz.”

Kızın kolları ürperdi. Kutsal oda. Nazik adam onu daha aşağı götürecekti, üçüncü kata, sadece rahiplerin girebildiği gizli odalara.

TWoW

Altıncı kitaptan yayımlanan tek Arya POV(Mercy); muhtemelen kitabın 1. ya da 2. Arya POV’u. Kurt Rüyası görürken onu izleyen bir ağaç vardı, Nymeria’yı izliyor(ama onun aracılığı ile Arya’yı izlemesi de muhtemel). Bu kişinin Bran olduğu ilk akla gelen seçenekler arasında yahut Kankuzgun’u da olabilir; yahut şöyle diyelim, en başından beri Arya’yı izleyen ve ona fısıldayan kimse o… Daha önce de Büvet ağacının (FM evinin kapısındaki) onu izlediğini düşünmüştü.

Kalbindeki ulumayı durdurmak için derin bir nefes aldı. Gördüğü rüyayı daha net hatırlamaya çalıştı ama çoğu çoktan yok olup gitmişti bile. Rüyasındaki kanı ve gökyüzündeki dolunayı hatırladı. Bir de koşarken onu izleyen bir ağaç vardı.

Seride “tatlı” kavramının “ölüm” işareti olduğuna dair bir saplamam var ( Buz ve Ateşin Şarkısı "Tatlı" İşaretler - 1) . Burada da Mercy “tatlı” gülümseme ile Batıdiyarlı elçilere hizmet edecek(Lannister adamları) ki bu kişinin Tatlı Raff olduğunu ve onu öldürdüğünü biliyoruz. Yani buradaki “tatlı hizmet” ölüm hizmeti oluyor. Mercy’nin ayrıca gülümsemesi de tatlıdır.

Henüz geç kalmamıştı ama oyalanmamalıydı. Merhamet, içten bir kızdı ve çok çalışkandı ama dakik biri değildi. Böyle içten ve çalışkan olması bu gece işine yaramazdı. Bu akşam Kapı’nın oraya Westeros’tan bir elçi gelecekti. Merhamet, onlara o tatlı gülümsemesi ile hizmet etse bile Izembaro mazeret dinleyecek havada olmayacaktı.

Mercy POV’da Merhamet’e ait olmayan anahtar, kılıç ve para kesesi dikkat çekici. Kılıç, Arya’nın ilk geldiği zaman -ihtiyacı olacağı zamana kadar- sakladığı İğne. Mercy’e ait bir para kesesi olduğu cübbe cebine saklanan para, merak konusu. Yani Mercy’nin zaten parası var ama Arya niye başka yerinde para saklıyor? Demir anahtarın, Kutsal Oda dediği Yüzler Odasına giden anahtar olma ihtimali üzerinden düşündüm ama Arya’nın onu ilk betimleme şekli “süslü bir anahtar” olmuştu, demir anahtar değil. Bu yüzden anahtarın ne olduğundan emin değilim. İğne’yi çıkarması ve paralar; bende Arya’nın Braavos’tan ayrılma kararı aldığı izlenimi yaratıyor. Fakat ilk iki POV’a ait ise bu pek mantıklı da görünmüyor gibi.

Son olarak da pelerinini omzunun üstüne attı. Bu gerçek bir oyuncu peleriniydi. Mor renkli yün pelerinin üstü kızıl çizgilerle kaplıydı. Yağmurdan korunmak için başlığı ve üç gizli cebi vardı. Bu ceplerden birine para, diğerine demir bir anahtar ve sonuncusuna da bir kılıç saklamıştı. Gerçek bir kılıç. Belinde duran meyve bıçağı gibi değildi. Ancak bu kılıç, tıpkı diğer ceplerindeki şeyler gibi Merhamet’e ait değildi.

Bir şey ifade ediyor mu bilmiyorum ama dikkatimi çekti. Arya’nın ilk suikast yaptığı adamın elleri, Arya’yı rahatsız etmiş ve o ellerden nefret etmişti. Adam kötü bir şey yaptığı için düşman kazanmıştı ve sonunda Arya tarafından öldürülmüştü. Burada ise çizilen el’i güzel buluyor. Seride erkeklerin ellerine anormal şeyler olduğu aşikar da. Misal Davos’un parmakları kaçakçılık yaptı diye kesildi; Jaime’nin eli yine kesildi; Jon’un sağ eli yandı ve karardı gibi gibi. Suç ve günah vb. şeylerle bağlantısı var gibi ama Jon’un suçu günahı ne ki? Haliyle burada tam tutmayan bir şey var. Özetle GRRM’in erkek elleri; kadınların da saçlarıyla (günah sebebi yüzünden de kadınların saçlarını keltoş yaptığını düşünüyorum; Dany, Cersei, Pia, Arya) bir derdi var.

Büyük ve kırmızı harflerle Zalim El yazıyordu. Ayrıca okuma bilmeyenler için zalim elin resmini de çizmişti. Merhamet resme bakmak için durdu. “Bu güzel bir el,” dedi.

Bu sahneyi seviyorum çünkü buradaki cüce, Tyrion’u oynuyor ve o da gidiyor Arya’ya asılıyor. İlk taslak planda Martin, Jon-Arya-Tyrion arasında geçen bir aşk üçgeni planlamıştı ama muhtemelen vazgeçmiş olabilir ama eski fikrine bir el sallamış gibi bu sahneyi yazmış(ya da bakarsınız vazgeçmemiştir :stuck_out_tongue: ). Hoşuma gitti.

Biz birlikte olmak için yaratılmışız, Merhamet,” diye ısrar etti Bobono.

“Bak, boylarımız aynı.”

“Sadece ben diz çöktüğümde. Oyunda söyleyeceğin sözleri hatırlıyor musun?”

“Senin memelerin yok. Memeleri olmayan bir kıza nasıl tecavüz edebilirim?”

Cücenin burnunu başparmağının ve işaret parmağının arasına alıp kıvırdı. “Ellerini üstümden çekmezsen burnunu koparacağım.”

“Aaaaaa,” diye ciyakladı kızı bırakırken.

“Bir iki yıl içinde göğüslerim büyüyecek.” Merhamet cüceden daha uzun durmak için ayağa kalktı. “Ama senin başka bir burnun çıkmayacak. Bana bir daha dokunmadan önce bunu iyi düşün.”

Tatlı Raff’ı gören Arya, onu öldürmek için bir kenara çekmek zorundadır ve bunu onu cezbederek yapmak niyetindedir; başarır da. Onu doğruca kendi evine götürür ve yukarıda bahsettiğim; duasındaki kişileri öldürmek için onlardan nefret etmesine neden olan günah/suçlarını oyun sahnesi gibi canlandırıp, öyle öldürüyor. Tatlı Raff ve Lommy sahnesi de aynen canlandırılıyor ve Arya, Raff’ı Lommy’nin rolüne sokarak öldürüyor.

Ayrıca Arya’nın “cinsel” yönden de baya bir seviye atladığını görüyoruz(yavaş kızım yavaş).

Bulunduğu yerde muhafızların yüzünü çok rahat bir şekilde görebiliyordu. Emin olmak için dikkatli bir şekilde inceledi. *Onun için çok mu gencim?* diye endişeye kapıldı. *Çok mu gösterişsizim? Ya da çok mu sıskayım?* Muhafızın, büyük göğüslü kızlardan hoşlanmayan bir erkek olmasını umdu. Bobono onun göğüsleri konusunda haklıydı. *En iyisi onu kaldığım yere götürmek olur. Ama benimle gelir mi ki?*

Merhamet son sözleri onunla birlikte söyledi. Cücenin sözleri onunkilerden daha iyi ve daha zekiceydi. Beni isteyecek ya da reddedecek , diye düşündü. O halde oyun başlasın. Çok yüzlü tanrıya sessizce dua ederek bulunduğu girintiden dışarı çıktı ve muhafızlara doğru ilerledi. Merhamet, Merhamet, Merhamet. “Lordlarım,” dedi. “Braavos dilini biliyor musunuz? Lütfen bildiğinizi söyleyin.”

Kızı bileğinden yakaladı. “Şimdi ben sana bir şeyler öğreteceğim. İlk dersini alma zamanı.” Merhamet’i sertçe kendine çekerek dudaklarını öptü. Öperken dilini kızın ağzına sokmaya çalıştı. Bu ıslak ve yapış yapıştı. Tıpkı yılan balığı gibi. Merhamet adamın dilini kendi diliyle yaladı. Sonra da nefes nefese kendini geriye çekti. “Burada olmaz. Birileri görebilir. Odam çok uzakta değil ama acele etmeliyiz. İkinci sahne başlamadan önce geri dönmeliyim. Yoksa tecavüzümü kaçırırım.”

Yüzünde afallamış bir ifadeyle kafasını salladı. Elini kalçasına bastırdığında parmaklarının arasından kan fışkırdı. Kan, bacağından akıp çizmelerinin arasına girmeye başladı. Artık o kadar yakışıklı gözükmüyor diye düşündü. Dehşete düşmüş ve bembeyaz kesilmiş bir halde gözüküyor.

“Havlu,” dedi muhafız nefes nefese. “Bir havlu ya da paçavra getirip üstüne bastır. Tanrılar. Başım dönüyor.” Bacağı, kalçasından akan kan sebebiyle sırılsıklam olmuştu. Ayağa kalkmaya çalıştığında dizi büküldü ve yere düştü. “Yardım et,” diye yalvardı pantolonunun ağı kırmızılaşırken. “Anne merhamet eylesin. Şifacı, koş ve bana hemen bir şifacı bul.”

“Kanalın karşısında bir tane var ama buraya gelmez. Senin gitmen gerek. Yürüyemez misin?”

“Yürümek mi?” Parmakları kanla kaplanmıştı. “Kör müsün? Mızrağa saplı bir domuz gibi kanıyorum. Bu haldeyken yürüyemem.”

“Pekala,” dedi. “Oraya nasıl gideceğini bilmiyorum o zaman.”

“Beni taşıman lazım.”

Gördün mü? diye düşündü Merhamet. Sen kendi sözlerini biliyorsun, ben de kendi sözlerimi biliyorum.

“Öyle mi düşünüyorsun?” diye sordu Arya tatlı bir şekilde.

Uzun ince kılıcı kol yeninden çıkarırken Tatlı Raff ona doğru keskin bir bakış attı. Kılıcı adamın çenesinin altına götürerek boğazına soktu, döndürdü ve boğazını düz bir yırtıkla yanlamasına kopardı. Bunu kırmızı bir yağmur izledi ve gözlerindeki hayat ışığı söndü.

“Valar Morghulis,” diye fısıldadı Arya. Ancak Raff ölmüştü ve onu duyamazdı

Arya’nın bu yaptığının Cersei’nin altın anlaşması için gönderdiği elçi için sorun yaratacağı öngörülüyor. Bizimki adamın cesedini yok edince ve Mercy’nin evinde kan bulunca; Lannisterların, Braavoslu bir kızı öldürdüğü ve kaçtığı düşüncesi oluşacağı ve Braavosluların bundan hoşlanmayıp, tepki vereceğini düşünen okuyucular var. Muhtemelen “anlaşma” bu olay yüzünden gerçekleşmeyecektir, zaten halihazırda da Kral’ın Braavos’a bir sürü borcu var. Bu arada bu POV’da Arya birden fazla kez üçlü tekrarlar halinde isimlerle şarkı söylemeye devam ediyor.

“Merhamet, Merhamet, Merhamet,” diye hüzünle şarkı söyledi. Hep aptal ve sersem bir kız olmuştu ama iyi kalpli biriydi. Onu özleyecekti. Daena’yı, Şakşakçı’yı ve diğerlerini de özleyecekti. Hatta Izembaro ve Bobono’yu bile. Hiç şüphe yok ki bu Deniz Lordu ve göğsünde tavuk bulunan elçi için sorun yaratacaktı.

Toparlarsak… Arya’nın hikayesi; hayatın gerçeklerinden bihaber, kendi halinde yaşayan; kendisine verilen geleneksel kadın rolünden memnun olmayıp kendi istediği kişi olmayı tercih eden küçük bir kız çocuğu olarak başlıyor. Genelde (Brienne ve Cersei gibi) çevresindeki erkekler tarafından rollere itilen/itilmek istenen kadın karakterler gözlemledim ama aynı zamanda kendi rollerini kabul etmiş, bu kısır döngünün devamına asıl katkıyı sağlayan kadın karakterlerin de var olduğunu gördüm. Arya’nın çevresinde bunlar; Cat, Sansa ve Rahibe Mordane. Dişi Kurt’un hikayesinin ilk kısımları biraz bu “rol” meselesinin eleştirisinden oluşmakta.

Daha sonra ise diğer karakterler gibi ailesini/sevdiklerini kaybederek erginlenmeden geçip, büyümeye, acı gerçeklerle ve kederle olgunlaşmaya ve elbette karakteri de değişmeye başlıyor. Her olay, her insanı farklı etkiler. Stark çocukları yaşadıkları acılarla farklı şekillerde baş ediyorlar ama aralarından (şimdilik) sadece Arya’nın karakteri git gide daha karanlık bir hale geliyor.

Her karakter, hikayedeki kendi rolüne göre karakter gelişimini yaşadığı için Arya’nın rolünü gözlemlemek az çok mümkün oluyor ama GRRM’in Arya konusunda ketum olduğunu da söylemek mümkün. Yazı boyunca bu rolün ne olabileceğine dair yapboz parçalarını gözler önüne seren yazıları da paylaştım, daha net fikirler verebilir umuduyla. Lakin özet geçmek gerekir ise -haklı çıkarsam- Arya’nın rolü, Dany’nin karşısında olmak olacak. Buz ve Ateş’in Dansı. Bunun için bu başlığa bakabilirsiniz: Buz ve Ateşin Şarkısı "Şampiyonlar"

Yazımız burada sona eriyor. Biliyorum oldukça uzun bir yazı oldu (bir haftamı aldı diyerek duygu kasayım biraz. :smiley: ) ama okur ve yorum yaparsanız çok sevinirim. Bu karakter gelişim yazıları, karakterin tüm povlarını kapsadığı için sizler için de bir yeniden okuma gerçekleşmiş olacak. Biraz daha özet hali elbet.

Okuyan arkadaşlarımıza teşekkürler. :slight_smile:

3 Likes

Güzel bir yazı olmuş, ellerine sağlık :smile:

Bu Yüce Yürek Hayaleti benim çok dikkatimi çekiyor, Arya ile ilgili neden öyle şeyler dedi acaba? Bir de ağlıyordu. Yaz kalesinde kedere doyması ne ile ilgiliydi?

Ben Arya’nın serinin sonunda öleceğini düşünüyorum. Jon haberinden sonra Sur’a giderse Boltonlar için büyük sıkıntı olur, Gerçek Arya’yı gösterir tüm kuzeye. Jeyne Poole için de bir şeyler yapar umarım, kendisine hep Atsurat diyordu çünkü. Arya için ölmesinden daha farklı bir son düşüneniyorum. Batıya gitmesi tatmin edici değil sanırım ( ölmesinin de tatmin ediciliği tartışılır :smiley: ), Cersei’yi de öldürmesi uygun değil. Ejderhaların dansı 2 de Jon tarafında olursa iyi iş çıkarabilir ama. Ya da Jon’dan sonra Bran için Kuzey’e giderse de güzel olur.

Bu Fm tayfası, Ötekilere hizmet ediyor ise (bence ediyorlar), Şafak Savaşında bunların da bir parmağı olmalı. Belki Jaqen ile karşılaşır Arya ve onu öldürür, belki de Nazik Adam’ı öldürür. Bu kişileri öldürmeyi en çok hak eden kişi Arya çünkü. Arya NK’yı öldürmeyi nasıl hak etmiyorsa, başkaları da bu kişileri öldürmeyi hak etmiyor. Umarım kaderinde mantıklı bir son vardır Arya’nın. Bu yazıyı nasıl bu kadar uzun yazdın, ben bu konuyla ilgili bir şey yazmaya çalışsam büyük ihtimalle senin 1.Bölümünden kısa olurdu. Gayet iyi yazmışsın ama emeğine sağlık. Saygılar.

Bu üç olayının da içinde geçtiği bir teori okumuştum. Teori, Büyük Öteki’nin amacının insanlığı yok etmek değil de insanların uğruna akrabalarını öldürdükleri ve katliam yaptıkları tahtın aslında bir değeri olmadığını göstermek amacıyla kışı getirdiğini iddia ediyordu. Ötekinin şampiyonunun, kış geldiğinde ve savaş bittiğinde insanları bir araya getirerek yeni bir başlangıç yapmalarına yardımcı olduğunu savunuyordu. Ötekinin aslında R’hllor’un düşmanı olmadığını, hatta bu işte birlikte olduklarını, hem azor ahai’nin hem ötekinin şampiyonun jon olduğu ve Melisandrenin gördüğüğü kurt kafalının jon, karganın Bran olduğu görüşünde. Üç olayıyla ilgili de üçün targaryenler için öneminden bahsedip Ejderhanın 3. başının Arya olduğu yazıyordu. Arya’nın ejderhalarla olan tuhaf bağını buna bağlıyordu.
Arya ve Visenya benzerliklerine de değiniyor. Daenerys’i ateş olarak betimliyor. Arya’yı da buz.
Ateşin getirdiği yıkımdan sonra Buzun yapımını göreceğimizi, Daenerys’in Jon’a duygusal manada YIKIM getireceği ve Arya’nın duygusal manada YAPIMI ile Jon’un toparlanacağı, Arya’yı Kraliçesi yapacağını, Daenerys’in kendi yıkımıyla öleceği ve daha bir sürü çıkarımları vardı. Nerde okuduğumu bi türlü hatırlayamadığım için çok irdeleyememiştim. Okurken aklıma geldi.

Bran, Prens Tommen’a bir darbe indirdi. “Ben Bran’dan daha iyi dövüşebilirim,” dedi Arya. “O yedi yaşında, bense dokuz oldum.

Gene klasik bir çeviri hatası, aslında burada Arya benm çok hoşuma giden bir şey yapıyor. Kendini üstün görüp Bran’dan daha iyi olduğunu iddia etmiyor Bran’dan ne eksik ne de fazla olduğunu düşünüyor onunla eşit olduğunu söylüyor.

She watched her little brother whack at Tommen. "I could do just as good as Bran ," she said. “He’s only seven. I’m nine.”

Bran kadar iyi olabilirim. diyor aslında :smiley:

:smiling_face_with_three_hearts:

Özet

Burayı ilk kez fark ediyorum. Arya’nın babasının askerlerinin bir saldırı anında yetersiz olacağını düşünmesinin öncesinde mi sonrasında mı acaba? Rüyadan sonra ise asker sayısındaki huzursuzluğu çok daha anlamlı olur. Değilse de Syrio’nun derslerini iyi dinlemiş ve yeterli analizi yapmış demektir.

Yani aslında buradan başka bir şey de çıkıyor. Bu kız istediğinde çenesini kapayıp duygularını bastırabilen bir insan. Arya genel olarak tez canlı bir karakter ama sessiz kalması gereken yerlerin de gayet farkında.Ama insanlar Arya’yı ağzından köpük saçan engellenemez öfkeli bir karakter olarak görmeye inatla devam ediyor.

Burada eklenmesi gereken bir şey de Arya bu ismi verdiğinde hem psikolojik hem de fiziken iyi bir durumda değil sürekli istismar görüp, aç bırakılan bitap düşmüş 10 yaşında ki bir çocuk.(dizideki gibi tatil köyündeymiş gibi takılmıyor maalesef) Onu istismar eden adamdan kurtulduktan sonra Harrenhall’daki hayatı biraz da olsa iyileşiyor.

Burası benim favori bölümüm :smiley: üzerine söylenecek hiç bir şey yok ama gene de belirtmek istedim hehehehehhe. Ne tatlı bir çocuk şu Ned :)))))

Daha önce konuştuğumuz gibi olduğunu düşüüyorum Braavos’un anahtarcıları ile bir işler karıştırıyor yaklaşan seçimde belli olur neler döndüğü. Şuan için FM’den ayrılma gibi bir planı olduğunu sanmıyorum istediği ve işine yarar sırları tam anlamıyla almadı.

Ayça, ellerine ve emeğine sağlık.:blush:

Beklediğime değdi ve gerçekten keyifle okudum. :sunny:

Jenny’nin şarkısını istiyor ya sürekli, o kız orada öldü. Eskitaşlı Jenny(dizide şarkısı okunan) bu kadının arkadaşı idi(bazı okuyucular annesi olduğuna inanıyor ki yıllar süren kederi dinmediğine ve her defasında ağladığına göre doğru olma olasılığı yüksek). Onun kederi bu.

Hemen iki açıklama ile bunu çürütebilirim. :stuck_out_tongue:

İlk açıklama; GRRM, karısının favorisi olduğu için Arya’nın öldürülmesinin yasaklandığını yoksa karısının onu boşayacağını söyledi.

İkinci açıklamayı da sakura geçen haber etti idi; ağzından kaçırmış, Arya’nın yetişkin hali hakkında bir kitap da yazmak istiyormuş(ki daha önce de bir açıklamada sırf Arya üstüne bir kitap bile yazabilirim, demişti. Tyrion sonrası en sevdiği karakter, çok zevk alıyor onu yazarken).

Benim anlamadığım kısım şu; niye Arya hepsini öldürmek zorunda? :smiley:

Eğer Ötekiler ile işbirliği içindeler ise daha doğrusu onlar da “buz” tarafında iseler Arya’nın çok mu farklı bir imaj çizdiğini düşünüyorsun? Arya şu an FM’nin “olmamalısın, yapmamalısın” dediği her şey ama “ölüm” konusunda FM ya da Ötekilerden çok farklı bir çizgide de değil. Baştan aşağı Ölüm, Arya’nın yanında, kol kola geziyor. Yaşlı kadın ne dedi? “Ölüm kokusunun lorddan geldiğini sanıyordum…” Yani Arya’dan almış o kokuyu, öleceği için falan değil; ölüm ile yan yana gezdiği için.

Düşün bir duan var; ismini eklediğin %100 ölüyor. FM’ye göre insanların canını alan Çok Yüzlü İlah, Ölüm ilahı yani. Bu ilah duana eklediğin her ismi kabul ediyor. Eninde sonunda herkes illa ölecek ama bu dua listesindekilerin zamanı belki de 10-10 yıl sonra ise son üç yıl içerisinde tek tek gidiyor, lanetlenmiş gibi. Arya’ya fısıldayan birileri de var ki Melisandre “Büyük Öteki, uyku anında fısıldar… uyku, küçük ölümdür.” der. Jaqen, KL’den beri bu kızın peşinde ki inanıyorum Syrio da aynı kişi. Bu yüzden Arya’ya sevgi gösterisinde bulundu Jaqen; sevgiyle saçını öpmeler, ayrılırken hüzünlü görünmesi falan…

Misal bak; yazıda değindim. Nazik Adam, FM yetenekleri edinmenin yıllar süren ve büyük bedeller ödenerek kazanılacak şeyler olduğunu söyledi. Arya bu durumdan hoşlanmadı elbette zira onun yılları yoktu. Ayrıca ancak Ölüm İlahının mimlediği kişileri öldürebiliyorlar; Arya’nın ilk vazifesi için gönderdiği adamın yanındaki muhafızları öldürmesine izin vermemişti.

Lakin garip olan şu; Arya’ya bunu söylemelerine rağmen yıllar süren ve bedeller ödemesi gereken yetenekleri daha çırak iken öğretmeye(yüz değiştirme) hatta en az yarım yıl sonra başlayacağı körlük eğitimine daha iki üç aylık iken başladılar. Kalfalardan biri kör idi, yani kalfa iken başlamış eğitim. Arya çırak iken. İlk vazifesinde yüz verdiler, öldürdü ve kalfa oldu ve daha sonraki Oyuncuların yanına gönderildiğinde de “kendi yüzün kadar güzel bir yüz al öyle git” dediler. Özetle kıza hızlandırılmış eğitim veriyorlar ve içindeki amacı ve nefreti de gayet iyi bildikleri ortada iken devam ediyorlar.

Jaqen ise 3 canı geri vermekten bahsediyor. Haydi, tamam ölümden 3 can aldığı için 3 tanesini geri versin ama mimlenmeyen canlar bunlar; ölmesi gereken vardı ise Jaqen ve yanındakiler idi… Ayrıca 3. can için birden fazla adam öldürdü. Hani nerede mimleme? Gayet kasap gibi adam öldürebiliyorlarmış ya da Jaqen, Arya istediği için hepsini öldürdü(ki öldürmesine de gerek yoktu çünkü Kuzeyli adamlar, truva atı gibi içeri girmişti, planlı; kurtulacaklardı, esir değillerdi ve Jaqen bunu da biliyordu. Buna rağmen sanki isteksizmiş gibi rol kesip, tiyatro sahnesi yaptı resmen.) Özetle FM, sürekli Arya’nın etrafında dönüyor ve şimdi de onu eğitiyor. Arya kaçacak mı falan diye sorduk bunlardan ama bunlar gitmesine izin verecekler dizide olduğu gibi(he Jaqen gibi bir iki rol kesebilirler yine şüphelenmesin diye).

Yazıyı beğenmene sevindim. :slight_smile:

@Alya_Akbas

Ötekilerin, saf kötü olduğuna ben de inanmıyorum. Bunu açıklamak için hep Stark-Lannister savaşını örnek veriyorum; ikisi de iyi ya da kötü değil; ikisi birden. Buz ve Ateş arasındaki savaş da böyle. Lakin Ötekilerin temel amacı nedir, bilemem. Taht olduğunu sanmam fazla basit bir sebep. GRRM’e göre Fatih, krallığı birleştirmek istemiş çünkü ileride başgöstermesi öngördüğü bir tehlikenin geldiğini biliyormuş, böyle söylenti varmış. Muhtemelen Ötekiler meselesidir.

R’hllor ve Büyük Öteki, ilk Uzun Gece hikayesinde anlatılan Işıktan Kadın ve Gece’nin Aslanı(Büyük Öteki’nin bir diğer isminin bu olduğundan çok eminim, ayrıca Çok Yüzlü İlahın ismi imiş bu FM öyle dedi. Üçü de ölüm ilahı.) ise o zaman birlikte iş tutmaları olağan. Hikayeye göre insanların sapıtınca Işıktan Kadın kederlenip küserek sırtını döner (ışık ve hayat yok olur yani) ve Gece’nin Aslanı (gece, ölüm) yaratıklarını öfkeyle salar ve yok etmeye başlar, cezalandırmak için. Fakat tabiri caiz ise müritleri hala akıllanmayıp iki tarafı kapıştırıyor olabilir. Zaten seride ilah vs. görmeyeceğimiz için bu kısımlara cevap bulamayacağız, biz daha çok taraflara liderlerlik/komutanlık eden tiplere bakalım.

Bana göre ise ateşin şampiyonu Dany, buzun ise Arya. İkisinin hikaye ve karakter gelişimi benzer kısımlara sahip, aynı yolun yolcusuna benziyorlar. Elbette sonları farklı olacak gibi.

GRRM’e göre buz ve ateş “yıkım” getiren şeyler (Buz ve Ateş Şiiri), haliyle iki taraftan birinin yıkım diğerinin yapım getirmesi pek mümkün görünmüyor. (Tabi sen Jon’a manevi yıkım-yapım dedin; buz ve ateş olarak değil de sadece dany-arya olarak olabilir) Lakin ortalığı Jon toplayacak, buna da inanıyorum. Buz ve Ateşin Şarkısı olarak, denge olabilir.

Hmm basit bir cümle ama niye böyle saçma çeviriler yapılıyor anlamıyorum. Bu gene en masumu ama :smiley:

Ejderha kafataslarını gördüğü sahne, hemen öncesi.

Arya’nın kontrolsüz bir sosyopat olduğunu düşünmüyorum zaten aksini düşünen bu kızı anlamamıştır; aksine oldukça akıllı ve yeri gelince söylediğin gibi sessiz kalmasını ve beklemesini biliyor. FM evinde bile başlı başına zaten sürekli kendini kontrol ediyor ama şöyle de bir şey var ki intikam fırsatı bulunca dayanamıyor, hemen harekete geçiyor; bkzn. Tatlı Raff. Fevri bir yanı da var yani, mecbur kaldığına inandığı zaman kendine hakim oluyor yoksa koyveriyor gidiyor.

Elbette, psikolojik ve fiziksel şiddete ve tehditler ile uğraşıyor ki zaten Lannisterlardan kaçtığından beri böyle. Arya, orada da kendisin en çok korkutup, fare gibi hissetmesine neden olanların ölmesini istiyor, böylece daha cesur ve güçlü hissediyor. Bu yüzden o an aklına Tywin falan gelmiyor ama son anda idrak yaşasa da iş içten geçmiş oluyor.

Özetle Arya, güçsüz ve zayıf olmaya katlanamıyor ve öfkeleniyor. Her halta öfkeleniyor zaten :smiley: İnsanlar üzerinde “ölüm” gücüne sahip olmak, Arya’nın kendisini güçlü ve güvende hissetmesini sağlıyor. Dany’nin gücü ejderhalar, onlar sayesinde hayatta ve devam edebiliyor, aklını koruyan onların varlığı… Arya’nın ise “ölüm-yaşam” seçimini yapabilmek insanlar üstünde, öldürebilecek güce sahip olmak; herkesi, herhangi birini…

“Yalan söylersen yüzüne yumruk atarım.” Tehdide bak ya, burayı okuyunca gülümsüyorum. :smiley:

Ned ile de karşılaşırlar inşallah, tatlı bir oğlan bence de…

Ohh evet, ben onu tamamen unuttum. :smiley: Braavos seçimleri…

Sevindim, rica ederim. :slight_smile:

Bu nasıl bir tehdittir :smiley:

Hâlâ bu kadının Arya hakkında öyle şeyleri neden dediğini anlamış değilim. Bu Jenny olayını biliyordum ama annesi olma ihtimalini ilk kez duyuyorum. Acaba bu kadını yeniden görür müyüz?

Şu yaştan sonra kapıya konmak hoş olmaz diye tehdidi ciddiye almış görünüyor. :slight_smile:

Görürüz, diye düşünüyorum.

Gayet açık aslında sözleri… Arya’nın dönüştüğü şeyi, geleceğini söylüyor; Kurt Çocuğu, Kan Çocuğu, Kara Yürek…

Aynı şey Sansa için de geçerliymiş diye duydum.
[George’s] wife did actually say that if he ever kills off Arya or Sansa, she’s going to leave him,"

Yok canım, doğru değil. Bizzat GRRM’in dudaklarından duydum “tekil” konuşuyordu. Bu bahsettiğin mesele Maise’nin başının altından çıkmış galiba, redditte gördüm. Kendisi Sophie’ye acayip düşkün biliyorsun; gerçek kardeş gibiler, birbirlerini kollamayı seviyorlar. Bu cümleye bir de Sansa eklemiş, neye dayanarak attıysa bu iddiayı. Sansa, zaten ilk üçleme iken kitap, ölüyordu 2. kitapta idi sanırım.

Gerçekten çok rahatladım.:smirk:

Bileydim önceden söylerdim :joy::joy::joy:

Ben o 3. şahisin Jon Con. olacağını düşünüyorum. Bu düşünce bana 8. Sezon 5. Bolum’den geldi. Bölümün adı Çanlar’di. Çan sesleriyle Dany’nin delirmesi çok sacmaydi çünkü Dany’nin canlarla ilgili geçmişten gelen bir problemi yoktu. Ama Jon Con.'un fazlasıyla var.

Bunu ben de duydum ama isim “Çanlar” diye de hemen olayı Jon Con.'a bağlamak ne kadar doğru, bilemiyorum. Her şeyden önce Jon Con. deli değil; travma desen biraz abartılı bir durum olur; kötü bir anı yeterli ifadedir. Bunu dışında Jon Con ve Dany karakterini birleştirmiş olmaları mantıksız olur, alaka ne? Diğer yandan Jon Con. neyle şehri yakacak? Ejderha yok bir şey yok, şehrin altındaki çılgın ateşleri bilmez; bir Jaime biliyor onları.

GRRM, Bran görülerinin olduğu 4. sezondaki ejderha görüsünü ekleyen arkadaş; bu yüzden KL ve ejderha buluşması illa olacak… Bir ejderha şehre gelmiş ise yakıp yıkması mantıklı olandır.

Bir de dizide zaten mantıklı hiçbir şey yok, Çan ve Dany’nin tepkisi arasında bağ kurmaya gerek yok :smiley:

1 Like

Vallahi bence çok mantıklı bu Jon Con meselesi,

“Tywin Lannister bile daha fazlasını yapamazdı,” demişti Karayürek’e, sürgününün ilk yılındaydı.
“İşte bu konuda yanılıyorsun,” diye karşılık vermişti Myles Toyne. “Lord Tywin kasabayı aramakla uğraşmazdı. Kasabayı ve kasabadaki her canlı yaratığı yakardı. Erkekleri, delikanlıları, bebekleri, soylu şövalyeleri, kutsal rahipleri, domuzları, fahişeleri, fareleri, asileri; hepsini yakardı. Ateşler söndüğünde ve geriye küllerle közler kaldığında, Robert Baratheon’ın kemiklerini bulmaları için adamlarını gönderirdi.

Kendine Tywin Lannister olsa ne yapardı diye sorması ve bir yenilgi daha almamak için elinden ne geliyorsa yapması gayet olası.

3 Likes

Aslına bakarsan sadece kötü bir ani değil travma. Jon sürgün sonrası tüm yaşamını bu savaşın ona yarattığı psikolojinin üstüne inşa etti. Jon’un sadece iki povu var ve her iki povdan da aklımda kalan tek şey gri hastalık ve bu savaş oldu. Bu konuyu çok fazla düşünüyor. Bu savaş sonrası sürgün onun onurunu çok fazla zedeliyor. Savaş onun için kesinlikle kötü anidan fazlasi

2 Likes

Olabilir de aslında evet. Tyrion, onun içinde büyük bir öfke olduğunu fark etmişti; şehrin düşmesi için yakmak gerektiğine inanıyor ise yapabilir de neyle yakacak? :grin: