Buz ve Ateşin Şarkısı: "Mitler,Efsaneler ve Demonik Varlıklar" - 1

asoiaf
grrm
edebiyat

#1

Çok kesin olmamakla beraber özel bir yazı dizisi hazırlamayı düşünüyorum. Bir iki bölümlük yahut üç bölümlük olabilir. Peki, bu ne tür bir amaca hizmet edecek?

Öncelikle kurgu yazarları ve edebiyatçılar açısından “roman” edebiyatına önemli bir bakış açısı sağlayabileceğini düşünüyorum. Diğer yandan bu tür konulara ilgi duyan ve asoiaf evrenini-kurgusunu daha iyi anlamak isteyen hayran kitlesi için de faydalı olur diye ümit ediyorum.

İnşallah yazıdan memnun kalırsınız. Başlayalım.

Buz ve Ateşin Şarkısı evreni, GRRM’in başta tarih ve mit alanı olmak üzere çeşitli kaynaklardan ilham-esin alınarak oluşturulmuş; bir nevi bizim evrenimizin farklı şeklinin gözler önüne serilmiş hali. Tarihi esin kaynaklarıyla ilgili mini yazıya buradan ulaşabilirsiniz: GRRM "ASOIAF ve Esinlenme"

Yazar, evreni temelde Batı kültürünü ele alarak tasarlamışsa da doğu kültüründen de esinlenmeler görebilirsiniz. Hatta R’hllor ve Büyük Öteki arasındaki kapışma ve R’hllor inancı Zerdüştük inancından ilham alınmıştır. Bunun dışında ejderha gibi demonik yaratıklar da ağırlıkta doğudan çıkıp, batıya yayılmış canavar kültürüdür. Biz de bu yazıda demonik yaratıklar konusuna değineceğiz ve asoiaf’a yansımasının nasıl olduğuna bakacağız.

Birazdan ekleyeceğim bilgiler Seçkin Sarpkaya’nın “Türklerin Şeytani Masalları” kitabından alınmıştır.

Demonik Varlık Nedir?

Aslında bir çok tanıma sahip olmakla birlikte özetle; insanları korkutan ve insanların işlerine müdahale eden bir ruh/canavar/şeytan/cin olarak tabir edilebilir. Bu tür yaratıklar ne Tanrı kadar güçlü ne de insan kadar eksik değildir; ikisi ortasındadır. İnsanlar için korkunun kaynağıdır ama sosyopsikolojik olarak masal-efsanelerde insanların korkusunun simgesel olarak şekle dönüşmüş halidir; ejderhalar, canavar kurtlar, cinler, albastılar, elfler, periler…vb.

Özelliklerini kısaca özetlemek gerekirse bir kaç maddeyle açıklamaya çalışalım.

  • Demonik varlıklar, kaos ile ilişkilendirilir. İnsan dünyası, düzeni ifade eden “kozmos” iken onlar düzensizliği, bilinmezliği ve korkuyu ifade eden kaostur.

  • Zaman içinde değişmekle birlikte iyi yahut kötü tabiatlı ya da iyi-kötü(gri) tabiatlı olabilirler. Lakin genelde -bilhassa semavi dinler sonrası- olumsuz-kötü olarak addedilirler.

  • Tanrı’nın yanında olan; iyi olanlar gök ile ilişkili iken Tanrı’nın karşısında olan, demonik varlıklar da tam tersi olan yeraltı ve karanlık ile ilişkilidir. Elbette bu varlıkların hepsi illa ki yeraltı ile ilişkili olmak zorunda değil(bknz:ejderhalar).

  • Demonik varlıkların var olduğu dünya; “karanlık dünya” şeklinde adlandırılabilecek bilinmeyen, mahiyeti tam olarak açıklanamayan ve burada (yerde-yeryüzünde) olmasına rağmen “orada ve uzakta” olandır.

  • Demonik varlıklar, karanlık dünyanın varlıkları olarak bir “öteki” simgesidir. Mitik tasavvurun yapısal olarak üzerine kurgulandığı “iyi-kötü”, “ben ve ben olmayan/öteki”, “burası-orası”, “kozmos-kaos” ve “bilinen-bilinmeyen” ilişkisinden hareketle demonları “ötekiler” olarak adlandırabiliriz.

  • Demon kelimesi ile ilişkili kabul edilen “ruh” ifadesinde demon olarak görülebilecek bu ruhların dağlar, ormanlar ve ovalar gibi yerlerin veya ağaç veya taş gibi nesnelerin kalıcı sahipleri olduğu ifade edilir.

  • Bu ruhların sıklıkla insani veya insan-hayvan karışık görüntüler olarak düşünüldüğü görülür.

  • J. A. Coleman demon için “şeytani bir pagan ruhu” tanımı yapar. Coleman, demonların ordu(lejyon) sahibi olanlar, cinsel yollardan kurbanlarını kandıranlar, dini şahsiyetlere ve azizlere saldıranlar, Sabbat adı verilen şeytani ayinlere katılanlar, kabuslarla ilgili olanlar şeklinde sınıflandırıldıklarını ifade eder.

  • Bunların yanında Coleman, demonların hava, toprak, cennet, gece, deniz ve yeraltı gibi tabiat unsurlarıyla mekansal bağlamda ilişkilendirilebilecek sınıflardan da bahseder.

  • Musevi inancına göre demonlar "ay"ın altında yaşayıp, hava geçiren bedenlere sahip olan ve şeytana hizmet eden kötü, dinsiz kadınları cadılığa sürükleyen varlıklardır.

  • Demonlar, pagan inanışlarda tanrılar ve insanlar arasında hareket alanı bulan; iyi veya kötü eylemlerde bulunabilen tarafsız varlıklar olarak düşünülür. Putperestlerin tüm tanrıları demonlardır.

  • Demonlar, ölenlerin ruhlarının kötü ruhani varlıklar olarak geri dönebileceği veya bu dünyada kalabileceği düşüncesi de bulunmaktadır.

  • Genel olarak belirsizlik, şekilsizlik, insan-hayvan karışımı veya ciddi form bozukluğu ile tasvir edilen demonlar, tüm doğa unsurlarıyla ilişkili düşünülerek hem doğada varlığı kabul edilen kötü ruhlar hem de yeraltının, karanlık tarafın ve de kaos aleminin varlıkları olarak kabul edilmektedir.

  • Genelde gece hareket ederler çünkü gece de insanlar için uzun süre korkulan bir şey olmuştur. Haliyle korkulan demonik varlıklar, korkulan gece ile bağdaştırılmıştır.

  • Demonlar, ölümle, geceyle, cehennemle, yeraltı ve kötülükle ilgili görülseler de sadece korkunun mitleridir.

  • Demonların cehennemle ilişkileri bu dünyayı cehenneme dönmekten korumaktır. Demonlar yok edilemez çünkü edilirse bu dünya ve düzen yok olur. Demonlar, bu düzenin sınırıdır ve aynı zamanda bu sınırın bekçileridir. Onların ötesindeki yer kaostur.

Demonik Varlıkların ASOIAF Karşılıkları

Maddeler arasında ilk dikkat çekici nokta; demonik varlıkların “yeraltı”, “ölüm”, “karanlık dünya” ve “öteki” gibi zıt karşıtlıklarla tasvir edilmesi. Genel olarak asoiaf evreninde bunlara denk gelen kısımlara bakmak gerekirsek birkaç şey hemen öne çıkıyor.

Daimi Kış Toprakları

Batıdiyar’ın kuzeyinde, Sur’un çok çok ötesinde, kuzeyin sonunda(o insanların bakış açısıyla yaklaşırsak bir nevi dünyanın sonunda) insanların dahi yaşamadığı, yaklaşmadığı bir bölge olan Daimi Kış Toprakları, soğuk, ölüm, buz, kar vb. kelimelerle de ifade edilebilecek korkulan ve bilinmeyen bir alandır. Burada öteki isminde demonik bir varlık topluluğu yaşar. Ayrıca Şafak Çağı döneminde Ormanın Çocukları ve Devler de burada yaşamıştır ki onlar da “demonik varlık” sınıfına giren canlılardır.

Yani özetle insanlar için korkutucu, bilinmeyen, tehlikeli (tabiatı ne olursa olsun) her çeşit tür-demonik varlık, Daimi Kış Toprakları denilen bu "karanlık dünya"dan gelmektedir, çıkmaktadır.

Bu bölge de yeryüzünde, insanların bilindik-kozmos dünyası ile iç içedir ama yine de “bilinmezlik” etkeni yüzünden “uzakta” olandır, “karanlık” olandır.

Yine bu bölge ile insanların bölgesini ayıran sınır alanı; Frostfangs isminde bir dağ sırası ve Perili Orman vardır ki temelde Daimi Kış Topraklarının ve doğal olarak demonik varlıkların mülkiyeti alanında kabul edilebilir. Yine de en doğru tanımlama iki dünyanın birleştiği, sınır bölgesi, terimi olacaktır. Bir kısmı buraya diğer kısmı oraya ait topraklardan bahsediyoruz.

Bazı Yabanılların, Frostfangs’ın altında karanlık ilahlara ibadet ettiği söylenir.

Perili orman da “buz ejderhaların” ve daha bir çok demonik varlığın yaşadığına inanılan Titreyen Denizle de bağlantılı bir bölgedir. Buranın göllerinden gelen buz blokları ile Sur’un yapıldığı söylenir. Walton Stark, yine bu bölgede yaşayan devler tarafından öldürüldü.

Bran, koma rüyasında buraları gördüğünde bitmeyen bir ormanlık alan,nehir ve donmuş deniz kıyısı görmüştü. Yani demonik varlıkların yaşadıkları; dağ, orman, su kıyıları tanımı Daimi Kış Toprakları’nda da mevcut.

Ötekiler

Demonik varlıkların, karanlık dünyada (Daimi Kış Toprakları) yaşayan “öteki” olarak tabir edildiğine yukarıda değinmiştik. Kaos-düzensizlik ve “korku-ölüm-tehlike” ile ilişkili bu varlıklar, insanlar ve insan dünyasına ve düzenine-kozmos’a ait olmadıkları gerekçesi ile insanların bakış açısında ÖTEKİ olarak algılanıp, görülüyor.

Asoiaf’ta The Others “Ötekiler” olarak tabir edilen bu canlıların ismine niye öteki dendiği bu şekilde anlaşılmış oluyor. Çünkü Ötekiler, korku-kaos ve insan olmayan; insan dünyasından gelmeyen “düşman” demonik varlıklardır. Belirsizlik korku yaratır ve korku, korktuğun şeye karşı düşmanca tavır almana sebep olur.

Melisandre’nin çok kere Ötekileri ve ilahları olan Büyük Öteki’yi karanlık-ölüm vb. şekilde ifade ederek “düşman” bellediğini görebiliyoruz.

Melisandre’nin Büyük Öteki tasviri.

Hayır. O değildi. Onun çehresi daha ürkütücü olurdu; soğuk ve siyah , bir insanın bakıp da sağ kalamayacağı kadar korkunç.

Buradaki ifadeler oldukça ilginç çünkü demonik varlıklar, insanların korkularının “nesnelleşmiş” halleri demiştik. İnsanın en çok korktuğu temel korku aracı ise “ÖLÜMDÜR” ve Büyük Öteki ve hizmetkarları olan Ötekiler de “ölüm” getirenler olarak korkunç canlılar olarak önümüze seriliyor. Görüntüsü de bir o kadar korkunç(!) Zira ölüm zaten korkutucudur, ölümün efendisi haliyle korkunçtur. Buradaki “siyah” kavramı ise karanlık-gece ile ilişkili.

Asoiaf’ta Ötekiler, sadece gece vakti hareket edebilen, güneş ışığından hoşlanmayan ve ölüm getiren demonik varlıklardır. Ayrıca ordu (lejyon) sahibi demonik varlıklar sınıfına girmektedir ve su/buz ile ilişkilidirler. Su, kaotik bir etkendir.

Demonik varlıkların kaos-kozmos savaşının; zıtlıkların savaşındaki “öteki” taraf olduğunu söylemiştik. Bunun yansımasını asoiaf’ta Melisandre ağzından okuyoruz.

“Dünyanın düzeni. Gerçek her yanda, görmesi kolay. Gece karanlık ve dehşet dolu; gündüz parlak, güzel ve umut dolu. Biri siyah, biri beyaz. Buz var ve ateş var. Nefret ve aşk. Acı ve tatlı. Erkek ve kadın. Izdırap ve zevk. Kış ve yaz. Kötü ve iyi.” Melisandre, Davos’a doğru bir adım attı. “Ölüm ve yaşam. Her yerde zıtlıklar. Her yerde savaş.”

Asoiaf’ta buz; ölüm, karanlık, acı, nefret, dehşet, gece, kış, kötü olarak nitelendirilir iken ateş de tam tersi şekilde ifade ediliyor. En azından R’hllor’un rahibesinin bakış açısının bu olduğunu görüyoruz. Kendi tarafı ateş, yaşamı simgeliyor ve gündüz, bilinmez değildir, haliyle daha güvenlidir. Bu yüzden de güzel ve “bizdendir.” ama buz tarafı öyle değil. Buz tarafı bilinmeyen, korkulan, gece, ölüm ve haliyle “bizden olmayan-ötekidir.”

Uzun Gece

İlk Uzun Gece hikayesi bize kaos-kozmos yani zıtlıkların savaşını anlatıyor. İnsanların korkularının bir nevi gerçeğe dönüştüğü; belirsizliğin ve ölümün hakim olduğu bir dönem, kaos.

Efsanelere göre insanlar, zamanla yoldan çıkar ve ensest, oburluk, karanlık sanatlara yönelerek sapkınlaşırlar ve Işıktan Kadın ile Gece’nin Aslanı olan iki ilah (gece-gündüz/ölüm-yaşam ile simgelenir.) bu duruma öfkelenir. Işıktan Kadın (gündüz-yaşam), insanlığa küser ve sırtını dönerek onları terk eder. Gece’nin Aslanı (gece-ölüm) ise öfkesini ortaya koyarak Uzun Gece’yi getirip, yaratıklarını salar ve insanlar, ölmeye başlar. Elbette insanlar da bu ölümlere, uzun geceye son vermek için savaşa başlar ve sonunda Azor Ahai isminde bir savaçının Işık Getiren isimli kılıçla, Uzun Gece’yi sonlandıran eylemlerde bulunarak insanlığı kurtardığı anlatılır.

Eğer bu efsaneyi simgesel bir anlatım olarak kabul edersek karşımıza şöyle bir hikaye çıkıyor.

İnsanlar, ilk zamanlar birbirleri ve doğa ile uyumlu yaşarlar. Lakin öyle bir an gelir ki denge etkeni gözden kaçırılır ve yaptıkları eylemler düzeni(kozmos) bozarak düzensizliğe (kaos) sebep olur. Kaos, doğal olarak yeryüzünü olumsuz etkileyen bir çok şeyi tetiklemeye başlar ve bu da insanların hızlıca ölmesine neden olan olayların meydana gelmesine sebep olur. Ölüm, acı bir sondur ve insan, ölmek istemez. Zira ölüm belirsizliktir, sonrasında ne olacağı bilinmez; kaygıya sebep olur. Gece de bilinmezliklerle dolu olduğu için ölüm ve gece özdeşleştirilir ve korkunun bir unsuru haline gelir. Doğal olarak ölüme sebebiyet verecek bir çok olay da demonik varlık olarak nesnelleşir; “öteki” korku unsuru hallerine dönüşür ve yine “ölüm” ve “ölüm tehlikesi” ile bir arada kabul edilir.

Özetle bizim ASOIAF/ Uzun Gece/Şafak Savaşı olarak okuduğumuz hikaye, sonsuza kadar yaşamak isteyen, ölümden korkan; ölüm ve yaşam arasında mücadele eden insanların hikayesidir. Yani Buz ve Ateşin Şarkısı aslen Ölüm ve Yaşamın Şarkısı’dır.

Game Of Thrones’un 7. sezonun 6. bölümünde Beric sahnesinde ana düşman “ölüm” olarak gösterilmiş, düşman kabul edilen ölümün “her daim kazandığının” altını çizilse de buna rağmen insanların da her daim bununla(ölüme karşı) “mücadele edip/savaşması” gerektiğin ifade edilmiştir.

Yani bir diğer okuyuşla bu hikaye insanın, doğa ile mücadelesidir.

Sorun şu ki doğaya karşı mücadele eden; doğanın parçası olan yaşamı kabul edip ölümü kabul etmeyen insanın, ölümden kaçmak için yaptıklarının dengeyi bozduğunu görmemesi insanlığı da bir kısır döngüye sokup bu Uzun Gece-Buz ve Ateşin Şarkısı olayının sürekli yaşanmasına neden olan bir savaşa dönüştürmektedir.

Seride de bu bozuk denge; küresel iklimin bozulması şeklinde kendini göstermiştir. Yani yaz döneminin uzun olması ve kışların çok kısa geçmesi(yahut tersi) bu savaşın bir sonucudur, sebebi değil. Sebep ise insanın kendi eylemleridir. Lakin insanlar bunu görmek istemediği için sebepleri hep demonik varlıklara atarlar ve onları düşman belleyerek yok etmek isterler.

Lakin görüyoruz ki demonik varlıklar da özünde dengenin bir unsuru olarak ortaya çıkıyor; yok edilemezler. Yani ölüm, yaşamın bir parçasıdır ve yok edilemez, denge unsurudur. Bu yüzden de Ötekiler asla yok edilemez, her daim var olmayı sürdürecektir. Nitekim ilk Uzun Gece’de “yendikleri” ifade edilen Ötekiler(ölüm) aslen yok edilmemiş, edilememiştir ve tekrar geliyordur.

Yani özetle; “Winter is coming.”

Ve kış, her daim tekrar tekrar gelmeye devam edecek, insanlık ne yaparsa yapsın bundan asla kurtulamayacak.

Hazırlayan: @YeniAy_Ottoman

(Bir sonraki bölümde ejderha, elf, dev gibi demonik varlıkların asoiaf yansımalarına değineceğiz inşallah. Umarım yazıdan memnun kalmışsındızdır. :slight_smile: )

Yazı serisinin devamı

Buz ve Ateşin Şarkısı: "Mitler, Efsaneler ve Demonik Varlıklar" - 2

Bu tablo içindekiler tablosu içerir.

Buz ve Ateşin Şarkısı: "Mitler, Efsaneler ve Demonik Varlıklar" - 2
Buz ve Ateşin Şarkısı: “Mitler, Efsaneler ve Demonik Varlıklar” - 3
#2

Nihayet okudum, geç oldu biraz, özür dilerim.
Ne diyeyim valla, çok güzel bir yazi olmus. Ne kadar arastirma yaptin tahmin bile edemiyorum.

Söyle de diyebilir miyiz? Sonsuza kadar yasamak isteyen, ölümden korkan degil de, “sonsuza kadar yasayacagini zanneden, ölümü unutan, yaptiklarinin bir bedelinin olmayacagini düsünenler”… ?
Bu bana daha dogru gibi geliyor.

Ay-nen!
Kesinlikle ayni fikirdeyim, Ötekiler asla tamamen yok edilemeyecek.
Seride zaten o kadar çok denge muhabbeti var ki, Ötekileri tamamen yok etmek bu dengeyi bozuyor ve hikayenin temelini sarsiyor.
Bizimkiler de muhtemelen Ötekileri geri püskürtecekler, ve insanligi sadece birkaç bin yil için kurtaracaklar ve sonra her sey yeniden yasanacak.

Bunlarin disinda… Ben Ötekileri vampirlere benzetiyorum :smile:
Ürkütücü güzellikleri, soguk olmalari, gece ortaya çikmalari, günesten hoslanmamalari, insan avlamalari.

Birde bu arada, tesadüfe bak ki, geçen gün gezerken bir dergi gördüm. Game of Thrones’un (dolayisiyla ASOIAF’in) hangi mitlerden, tarihi olaylardan, hatta tarihi insanlardan esinlendigi konusunu ele almislar komple dergide, 100 sayfa.
Aklima direkt sen geldin, bu baslik geldi. Dergiyi elime aldim, inceledim, böyle resimli falan (iste kötü bir peri resmi vardi bir sayfada mesela diye hatirliyorum), bayagi iyi. Hatta kardesime döndüm dedim ki “Cok güzel bu!” ama kafa yerinde degildi herhalde, ne oldu bilmiyorum, dergiyi almadan çiktim oradan :joy:


#3

Geç olsun güç olmasın, demiş atalar. Beğendin ise ne güzel. Okuyup yorumladığın için teşekkür ederim. :blush:

Kişinin bakış açısına değişim gösterebilecek bir yorum elbette ki senin söylediğin de çok yanlış değil hatta temelde yine “ölüm korkusu” meselesine değiniyor.

Şimdi bir şeyden korkan insan ne yapar? İki şey yapar. İlki korktuğu şeyi yok etmek, ikincisi ise varlığını yok saymak, reddetmek. Ölümü yok edemeyeceğine göre onu unutmak, yok saymak insanlar olarak işimize geliyor. Haliyle yaptığımız hiçbir şeyin bedelini ödeyeceğimizi düşünmüyor ve umarsızca doğayı ve hatta kendimizi mahvetmeye devam ediyoruz.

Modern toplumlar, ölüme karşı hiç olmadığı kadar kör ama aynı zamanda bir o kadar korkak. Daha uzun yaşamak için neler yapıyoruz, baksana. Fakat ölmeyecek gibi yaşıyoruz.

Orwell’ın 1984 kitabında bahsettiği çiftdüşün kavramı gibi; bir şey hem doğru hem yanlış; ikisini de kabul ediyorsun. Yani iki çelişkili bilgiyi doğru diye kabulleniyorsun. Ölümden korkuyorsun, var olduğunu biliyorsun ama onun varlığını aynı zamanda unutmayı da başarıyorsun. İnsan zihni çok garip gerçekten. :slight_smile:

Serideki yansımasına bakarsak da zaten insanların ölüme bakış açısını, korkusunu görüyoruz, değil mi? Sürekli demonik varlık aracılığı ile ölümün kendisi ile savaşıyorlar ama FM aracılığı ile GRRM ne anlatıyor? Boşa uğraşıyorsunuz, sandığınız kadar da kötü bir şey değil. Kabul et gitsin, doğa ile savaşma.

Buzu yok edersen ateş yok olur; su yok olursa toprak yok olur. Ölüm olmadan hayat; hayat olmadan ölüm olmaz, kıymeti de bilinmez. İyinin kıymetini kötünün varlığı ile idrak edersin. Zıtlıklar gereklidir ve bir parçamızdır. Biz seride bunu idrak edemeyen insanların savaş vermesini izliyoruz.

Melisandre, bu idraksızların en körü olarak simgesel olarak karşımıza çıkıyor bence. Kadın, zıtlıklar savaşı olduğunun farkında ama o, kendi tarafını zafere karşı tarafı yok oluşa götürmek istiyor; kış(ölüm) sonsuza kadar yok olsun, yaz(yaşam) sonsuza kadar var olsun. Uyku bile küçük ölüm olarak ifade edildi onun tarafından ve uyumak dahi istemiyor çünkü uyku (ölüm) halinde ölüm kulaklarına fısıldıyor. Melisandre sonsuza kadar yaşamak istiyor ve büyük ihtimalle kuramlar doğru, kadın bir wight olarak bu amaca ulaşma derdinde.

Bu yüzden R’hllor takipçileri, seride yaşam için savaşan kesimin temsilcileri, ölümün düşmanlarının.

FM’yi ise tersi olarak düşünmüşümdür hep ama son birkaç gündür kafamda onlar için farklı bir şey canlandı. Evet, adamlar ölümü yüceltiyorlar ve baya baya tapıyorlar(kızılcıkların yaşama tapması gibi) ama bu adamların tapınağının ismi SİYAHIN VE BEYAZIN EVİ. Üzerinde giydikleri kıyafetlerde ve bir çok yerde (çoraplarına kadar, muhtemeldir ki donlarına kadar :smiley: ) siyah-beyaz karışımı kıyafet-dekorasyon var. Şimdi safi ölüme tapsalar ve yaşam yok olsun deseler sırf siyah giymeleri beklenmez miydi? Melisandre’ye bakarsak uykuya karşı bile düşman. Yani ölümün kalıcı-geçici her formuna düşman kadın.

Nazik Adam’ın sözleri de zaten yaşam ölsün, yok olsun gitsin her şey şeklinden ziyade “denge” üzerine havası veriyor. Yani Yüzsüz Adamlar, bu seride yaşam-ölüm arasındaki denge ve önemi; kabullenişi gerçek manada idrak etmiş tek kişiler olabilir. Elbette yine de bu halleriyle hala R’hllor için düşman pozisyonunda. Sen ne dersin? Sence de bu işi idrak etmemişler mi?

:scream: Nasıl almazsın? Ayyyy kullanırdık kıııı. Git bul şimdi onu. :smiley:


#4

Hmmm… :thinking:
Dogru. Ikna oldum :smile:

Neeyyy???
Wight olarak bu sonsuza dek yasamak amacina ulasma derdi derken?
Öyle bir teori mi var?

Hiçbir fikrim yok ama o “siyah beyaz, siyah beyaz” olayi yüzünden ne zaman “Faceless Men” yazildigini okusam aklimda direkt bu canlaniyor :smile:
Nazik Adam’i okurken de mesela ister istemez Taoizm inancindan bir rahip geliyor gözümün önüne. He sorsan, Taoizm detayli olarak nedir diye, haberim yok! :joy:

Hiç bilmiyorum, bu Yüzsüz Adamlar tam olarak nerede duruyorlar emin olamiyorum.
Ölüm bir hediye bunlar için evet, ama bu sebeple Öteki ile aralarindan herhangi bir bag olabilir mi? Emin degilim.
Cünkü söyle diyeyim, bu inanisin bir temeli de kölelige dayaniyor degil mi?
Ötekileri ise ölüm ile bagdastiriyoruz ama hayir, onlar insanlari yasam ile ölümün arasinda bir yerde tutup köleleri haline getiriyorlar, Cok Yüzlü Tanri’dan ölüm çaliyorlar.
Yüzsüz Adamlar için iki açidan da ters bir durum.

Yorumu yazdiktan hemen sonra derginin internet sitesine girdim ve siparis ettim :joy: Birkaç gün sonra çikarim yine ama o zamana kadar kalmaz falan, risk almayayim, siparis edeyim dedim :smile:


#5

Kadının bir wight olduğuna dair kuram var da “sonsuza kadar yaşama amacı” meselesi, benim onun ve onun temsil ettiği şeye karşı yaklaşımından çıkarımım. :slight_smile:

ehehe o da güzel. :smiley:

Aslında işte tam da bunu söylemek istiyorum; ying-yang. Siyah-Beyaz. Yaşam-Ölüm. İyi-Kötü. Karanlık-Aydınlık. Yani yukarıda Melisandre’nin bahsettiği tüm o zıtlıkları anlatan bir simge o resimdeki işaret. Yüzsüzler ise bunu üzerinde ve tapınakların her yerinde taşıyorlar.

R’hllor takipçileri ölümü toptan yok edici bir bakış açısına sahipler ve haliyle sadece kendi inançlarını temsil eden renkler taşıyorlar ama Yüzsüzler, ölümü yüceltip taparken “denge” unsurunu da kabul eden bir dini inanç görünümü çiziyor ki siyah-beyaz diyerek bunu gösteriyorlar gibi.

Bütün İnsanlar Ölmeli. Bütün İnsanlar Hizmet Etmeli.

Hizmet etmek için yaşıyor olman gerek, lakin eninde sonunda ölüm kapını çalacak; hizmet etsen de öleceksin, ölmelisin de. Kafa yapıları bu gibi.

Haliyle o wightları çok da “ölüm çalmış” gibi düşünme. Onlar “hizmet” ediyor. Ölümü yok ederek, dengeyi tamamen ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı bir direniş ordusu onlar(onların bakışıyla). Aslında başka çaresi de yok çünkü muhtemelen Ötekilerin sayısı devasa ordular kurup insanlığa karşı savaşabilecek kadar çok değil; insanların kaç tanesi ölümü kabullenip savaşmaya katılır yanlarında? Onlar da zorunlu askeri hizmete alır gibi öldürüyor, dirilterek hizmetine alıyor; ölü hizmetkarlar.

Jaqen bile işine geldiği zaman kendi dahil 3 kişinin canını kurtarmış, onun deyimiyle “Kızıl ilahtan 3 can aldık.” demişti. Fakat onları geri verip denge sağlanmalı demişti de. Üçüncü cana gelince de daha fazlasını öldürmüştü. Bunda da beis görmedi. FM’nin inanç temelleri vs. de çok şeffaf ve kağıtta yazana pek uymuyor aslında, bakma. :smiley:

FM efsanesine bakınca ilk FM’nin tüm ilahların tek ilah olduğuna dair bir inanç geliştirdiğini görüyoruz ama bu, sonrası için geçerli mi? Buna dair bir şey yok. Aksine Nazik Adam’ın ifadeleri tamamen “ölüm ilahı” var ve bir de “diğer ilahlar” var şeklinde hep. Ölüm ilahının da çok yüzü ve çok ismi var, sayısızdır. Odin gibi işte. Yani kurucuları ile sonraki neslin inanç noktası aynı değil. Farklı. Bir de aradan geçen binlerce yıldan bahsediyoruz hiçbir inanç değişiklik göstermeden aynı şekilde gelemez, bu halleri evrilmiş hali Çok Yüzlü İlahın bence.

Bu konuya bakmış mıydın? Daha net bilgiler var. Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler

Harikasınnnn :smiley:


#6

Ben Melisandre wight olmaya çalisiyor seklinde anladim :smile:

Ama o insanlar ölmüs, hizmetleri de bitmis, yasam bitmis onlar için. Fakat Ötekiler onlari tekrar hayata getiriyor bir nevi, ve köle olarak kullaniyorlar.
Bence bu Yüzsüz Adamlar ideolojilerine ters, bilemiyorum.
Ben de ayni kisilerle örnek verecegim… Arya, Jaqen ve digerlerinin hayatini kurtarinca bile Tanridan ölüm çalmis oldu, Ötekiler bunun da ötesini yapiyorlar. Ölüm çalma + kölelik (hizmet degil)

Bakarim bir ara.

:relaxed:


#7

rhehehehe çalışmasına gerek yok, bence kadın wightlar şehrinden geliyor zaten :smiley:

Fakat çaldılar, değil mi? Daha sonra ise geri iade ettiler, hem de fazlasıyla. Wightlar tekrardan yeniden ölüyor. Ölmek zorunda.

Senin benim “kölelik” gördüğümü onlar öyle mi yorumluyor, yorumlar? Bilemiyorum. Diğer yandan ateş wightları ile buz wightları sence de çok değişik değil mi? Biri tamamen insan gibi görünmeye devam ederken diğerleri böyle deforme olmuş, daha doğrusu çürümeye başlamış gibi. Yanlış mı hatırlıyorum kitap tasvirlerini? Warglandıkları konusunda da senle bir konuşma yapmıştık hatırlar isen; yani sence ortada aslında sadece ölü bir beden olabilir mi? Boş bir kabuk, FM’nin yüz değiştirmesi gibi ölü bedenlerin warglanıp buz büyüsü ile hayat doldurulup kullanıldığı. Bebekler “dönüşüm” yerine kan kurbanı olarak bu büyü için kullanılıyor olamaz mı? Zira bu “kan” ister ateş ister buz büyüsü olsun, her büyü tipinde ya da istersen mistik güç tipinde başat aktör gibi.


#8

5 tane ölüyor, 10 tane ölü diriltiyor :smile:

Bizim gibi olaya disaridan bakacaklar aslinda, yorumlayabilirler de :grin:
Yaa direkt “Kölelik bu!” demezler tabi ama bence tüm bu durum ters gelir.

Ben zaten bunu sadece tanimlama olarak görüyorum. “Wight”. Ölüp dirilen kisi bir nevi, bir sekilde. Özetle.
Ama içerik, detay, durum çok farkli, alakalari yok. “Wight” sadece ortak bir isimden, tanimlamadan ibaret.

Bir çesit warglama oldugunu düsünüyorum evet, “toplu bir sekilde ölü warglamak”. Onlari dirilten Ötekilerin gücü ile ayaktalar falan.
FM’nin olayi ile bag kurmani anliyorum aslinda ama bana farkli geliyor. Su benim mistisizm-büyü bakis açim. Ötekilerin büyü ile isi oldugunu sanmiyorum, onlarinki bence yaratilistan gelen dogal bir güç (mistik).


#9

Sonuca bakacaksın; öyle de ölüyor böyle de ölüyor ve en sonunda alayı tamamen geri dönecek, geldiği yere. Ölüm ilahının ölüleri kullanması mantık dışı değil sonuçta. :smiley:

“bakış açısı” işte… Herkes kendi bakış açısıyla bakar ve yorumlar. Benim-senin bakış açımla yorumladığımız bir şeyi onlar, farklı bir bakış açısı ile görüp yorumlar.

Onlar için “herkes ölmeli” doğru ama aynı zamanda “herkes hizmet etmeli” de. Bu hizmeti, ölü yahut diri şekilde yapılması gerektiğine dair bir kural beyan ettiklerini daha görmedik. :slight_smile:

Neticede ölüler, ölü olmaya geri dönecek; hizmetleri tamamlandığında. Kimse seni öldürürken “ölmek istiyor musun?” diye sormuyor, öldürüyor. Bu da kölelik o zaman, bakış açısına göre. İznim yok çünkü, ölüme bağlanıyorum, ölü olmaktan kurtulamıyorum. Anladın? :slight_smile:

İşte…! Bak şimdi dikkat et.

Bir güç, kuzeyde ölen herkesi diriltme gücüne sahip. Yanlarında olmasına gerek bile yok, Sur ötesi onun gücünün hakimiyetinde. Sur, bu gücün beriye ulaşmasına engel oluyor sadece. Öldün mü? Dirileceksin. Yakılmadığın sürece şansın yok.

Buz canlıların özelliği ne? Öteki ve buz ejderhasının; mavi göz, buzdan beyaz ten, mavi kan vs. vs. vs.

Buz wightların özelliği nedir? Ölümün getirdiği deforme olmuş bir beden. Güçlüler. Hissetmiyorlar. Görünürde konuşamıyorlar gibi de yine de ama bazı anılara sahip gibiler de. Mormont’u öldürmek için nereye gitmesini bilen ölü korucu gibi. Bir de gözleri mavi mavi parlıyor. Yani Ötekiler ve buz ejderhaları gibi.

Son kitabın açılış sahnesinde gördük ki hayvanın içindeki insan wargı görebiliyor o gözler. Warg-wargı görebilir sanırım, hissettiği gibi. İnsan warglayan çok güçlü warglar olduğunu biliyoruz, Bran bizim gördüğümüz tek kişi ama ihtimal dahilindedir ki NK de öyle tarihteki.

Özetle ölülerin bedenlerini giyen(warglayan) deri değiştiren denen bir güç var, karşımızda. İstediği zaman bu derileri kullanabiliyor, sen onları yok etmediğin sürece. Bu sebeple ölen herkes bir anda dirilmiyor, farklı zamanlarda diriliyor. O ölü korucular besbelli ki warglanıp oraya getirildi ve kullanmayı bırakınca eski ölü hallerine döndüler ama içeri sokunca (tabiri caiz ise zaten bir kere dokundu ya) yeniden deriyi giydi. Jon, o ölü iki Yabanılı alıp içeri attı, dirilince bilgi almak umudu ile ama dirilmediler daha oysa diğerleri o gece dirildi. Demek ki o güç, derileri giymeye yanaşmıyor şimdilik. Yani ciddi ciddi o ölü bedenlerin, ölü olduğunu düşünüyorum; Beric ve Jon gibi tipler değiller. Onlar içi boş, kukla, deri kıyafetler sadece. Soğuk El’e bak, asıl wight o; warglanmayan, konuşan, gören ve kendi iradesine sahip; düşünen ve her şeyi hatırlayan. Yani geleneksel bir dirilme gerçekleşmiş onda, diğerleri gibi değil. Oysa diğerleri warglanıyor, dirilmiyor. Biz öyle sanıyoruz. Ben öyle düşünüyorum yani. :stuck_out_tongue:

FM’nin özelliği nedir? Onlar da ölülerin derilerini giyiyor, yüzlerini takıyor ve tüm o anılarına, konuşma tarzına, karakterine sahip oluyor. Fakat ölüler… ölü adamın bedenini giymişler o kadar. Zaten FM de yaptıkları şeyin büyü olmadığını bundan çok daha “derin” bir şey olduğunu söylüyor. Yani senin “mistik” kısma giren, mahiyeti tam kavranamamış bir güç. FM de bildiğin deri değiştiren gibi hareket eden insanlar, kuzeydeki güçten çok farklı değil yaptıkları. Hatta bizim warglar gibiler de… onlar da canlıların derisini giyiyor; birileri ölü diğerleri canlı deri giyerek… Bence hepsi birbirine benzer güçlerin farklı kullanım şekli.

Sen bu büyü-mistizm konusunda bir başlık açmayı düşünüyordun ilk konuştuğumuzda da… Bence bir aç artık. :smiley:


#10

Altta alintisini yaptigim konudan önceki konulara yorum yapmayacagim çünkü fikrim degismedi ve yazarsam bir sekilde ayni seyleri tekrarlamis olacagim :smile: Zaten daldigin konular (hizmet, ölüm, FM’lerin derini ve olasi Ötekiler baglantisi) benim pek üzerinde düsünmedigim konular, o yüzden yazmamak daha iyi. Ama iste sunu diyebilirim, söylediklerini anladim, fakat aklima yatmiyor :smile:

Hmmm bu konuda senin gibi kesin bir fikre sahip degilim biliyorsun.
Su an ben mesela “NK (13.Lord Kumandan) warg olabilir de olmayabilir de” kafasindayim zaten.

Geri kalani için de iste ayni biraz, genel olarak, emin olmadigim bir durum üzerine konu insa edip sonuç elde edemem, hele ki zaten böyle karmasik bir sey ile ilgiliyse :grin:
Ben garanticiyim yaa, çözmüssündür beni artik :smile:

Öyle mi? Düsünüyor muydum?
Benim kafa gidik he, valla durum fena. Böyle bir seyi planladigimi bile unutmusum :joy:


#11

Önemli olan anlaman zaten. :blush:

Aslında onunla ilgili bir kuram daha var; onun Son Kahraman olabileceği de söyleniyor ama aslında güçlü argümanlar da var denemez ama küçük bir işaret var; Son Kahraman’ın 12 yoldaşı vardı ve kendisi 13. kişiydi deniyor. NK de 13. Lord Kumandan. Misal dizide bebek dönüştürme sahnesinde NK’nin arkasında 12 kişi vardı ve kendisi de 13. kişiydi, kitaplara gönderme olabilir, deniyor.

Yani atıyorum işte Sur’da ilk aşama 13 kale var diyelim, her birine bir lord kumandan atanır ve NK de Gece Kalesi’nin Lord Kumandanı olarak Sur’daki 13. Lord Kumandan olabilir mi acaba? Elbette her bir kale kumandanlarına “kumandan” deniyor ama “lord” denmiyor. Doğrusunu söylemek gerekir ise o dönemlerde “lord” unvanı var mıydı ki? Her bir kale kendi içinde özerk çalışıyor olabilir miydi o dönemler diye merak ettim, sonuçta daha kuruluşun ilk dönemleri, düzen tam oturmamıştır diye dedim ama bunlar hep “olasılık” üzerinden düşünceler.

İlk konuştuğumuz başlıkta yazmıştın, “düşünüyorum” demiştin ama sonra unutmuşsun evet, garip zaman zaman bunu söylediğin aklıma gelir; ben niye hatırlıyorum sen yerine? :smiley: Aç aç . Aç da ben de sen de kurtul. :smiley: