Buz ve Ateşin Şarkısı “Üç Başı Var”

Aslen şurada yayınlandı: Buz ve Ateşin Şarkısı “Üç Başı Var”

Burada bulduğum bir kuramı paylaşacağım. Daha doğrusu buradaki “üç baş” ve “renkler” konusunu temel alıp, kendim de eklemeler ile yazıp çizeceğim.

Hikayede bazı “renklerin” önemli olduğuna vurgu yapılmış. Bu renklerin, seride olan ” ana tarafları” işaret ettiğini düşünebiliriz. Aslında savaş vb. şeylerde “renk” meselesinin taraflara işaret etmesini daha önce de (Ejderhaların Dansı 1 ve muhtemelen 2. Dans gibi) gördük. Lakin bunları açıklamadan önce GRRM’den birkaç alıntı söz paylaşacağız.

GRRM ve Kehanetler

GRRM’e görülen ve anlatılan kehanetler sayesinde okuyucuya çok fazla işaret sunduğunu söylüyorlar.

“[Laughs] Well, are they spoilers? You have to look them very carefully to figure out what they mean. Not all of them mean what they seem to mean…”

“(Güler) Onlar spoiler mı? Onların ne demek istediğini anlamak için çok dikkatli bir şekilde bakmanız gerekir. Hepsi de göründüğü gibi değil.”

Daha sonra olaylar dizisinin verilen tüm o kehanetlere rağmen çok da tahmin edilebilir olmadığı söyleniyor. GRRM de şöyle cevaplıyor.

“[Laughs] Prophecies are, you know, a double edge sword. You have to handle them very carefully; I mean, they can add depth and interest to a book, but you don’t want to be too literal or too easy … In the Wars of the Roses, that you mentioned, there was one Lord who had been prophesied he would die beneath the walls of a certain castle and he was superstitious at that sort of walls, so he never came anyway near that castle. He stayed thousands of leagues away from that particular castle because of the prophecy. However, he was killed in the first battle of St. Paul de Vence and when they found him dead he was outside of an inn whose sign was the picture of that castle! [Laughs] So you know? That’s the way prophecies come true in unexpected ways. The more you try to avoid them, the more you are making them true, and I make a little fun with that.”

“Kehanetler, kabzasız kılıca benzer, çok dikkatli tutmak gerekir.” diyor ve kehanet işinin kitaba ilginçlik katacağına ama çok belirgin bir mana ile yahut çok kolay anlaşılır şekilde bunu yapmak istemeyeceğinden bahsediyor. Kehanet için Güller Savaşında yaşamış bir lordu örnek veriyor. Beyaz Kule’nin altında öleceğine dair bir kehanet duymuş ve ondan sonra o kuleye bir daha yaklaşmamış; savaşta öldürülüyor ve öldüğü yer de o kulenin resminin olduğu yerdir. “Kehanetler beklemediğin şekillerde gerçeğe dönüşürler.” diye bitiriyor.

Son soru da seriye neden Buz ve Ateşin Şarkısı, dendiği… Sur, ejderhalar veya bundan daha öte şeyler yüzünden mi? diye ekleniyor.

“Oh! That’s the obvious thing but yes, there’s more. People say I was influenced by Robert Frost’s poem, and of course I was, I mean… Fire is love, fire is passion, fire is sexual ardor and all of these things. Ice is betrayal, ice is revenge, ice is… you know, that kind of cold inhumanity and all that stuff is being played out in the books.”

“Bu bariz bir şey ama evet, bundan fazlası var. İnsanlar Robert F.’in şiirinden etkilendiğimi söylüyor, doğru. Ateş aşk, tutku, cinsel şevk ve diğer şeylerdir. Buz ihanet, intikam ve buz… biliyorsun, insaniyetsiz bir soğukluk ve kitaptaki diğer şeyler.”

Buz  ve Ateşin  Şarkısı 

“Ejderhanın üç başı var, bir tane daha olmalı.”
-Rhaegar Targaryen

Rhaegar’ın bu sözü büyük ihtimal ile bir “kehanet” etkisiyle söylediği açık. En iyi tahminle GRRM, son sene Ateş ve Kan kitabının tanıtımları sırasında Fatih’in 7 Krallığı birleştirmesinin altında yatan ana sebebin kuzeyden gelen bir tehdide karşı önlem için olduğunu söyleyenler olduğunu açıklamıştı(bu, kesinlikle -şu anda- kitaplarda olan bir şey değil).

Yani bu “beklenen savaş” meselesine “hazırlık” olayını en az 300 sene önceye dayandığını farz edebiliriz. Büyük ihtimal ile şu Rüyacı Daenys Targaryen’ın işidir diye düşünüyorum. Ailesini Valyria kıyametinden kurtaran onun ejderha rüyaları idi ve başka ejderha lordu ve ejderhalar kurtulamadığına göre(başka biri de bu kehaneti görebilirdi ama görmemiş belli ki) sadece onların hayatta kalması arzulanmış.

Aegon’un aile arması olarak siyah zemin üzerine kırmızı üç başlı bir ejderhayı seçmiş olmasının temel sebebi olarak kendisi ve kardeşlerini temsil ettiği fikri ağır basıyor olsa da yukarıda bahsedilen söylentiler gerçek ise bundan çok daha fazlası olduğunu düşünebiliriz.

Vaat Edilmiş Prens lafını duyunca Jaehaerys’ın çocuklarını (Aerys ve kardeşini) düşünmeden evlendirmesi de bu bilginin iyi kötü hafızalarda yer edindiğini gösteriyor, olabilir.

Genel olarak seriye baktığımız zaman “buz” ve “ateş” tarafını gördük ve yegane savaşının bu ikisi arasında olduğunu farz ettik. En azından yaklaşan savaşta sadece bu iki tarafın olduğunu düşündük. Serinin ismi bile buna işaret ediyor, aşikar. Lakin ya bundan fazlasına işaret ediyor ise? Ya bir 3. tarafın varlığı da ismin içinde ise ve biz göremiyorsak?

Şarkı

Seride birkaç yüzyıl yaşayabilen uzun ömürlü, doğa ile uyumlu bir hayat süren küçük bir halk var. İnsanlar görünüşleri yüzünden onlara “Ormanın Çocukları” derken devler de “Sincap insanlar” dermiş ama halkın gerçek ismi bu ikisi de değil. Yaprak’ın söylediğine göre onların gerçek ismi “hakiki dilde”(onların dili ki muhtemelen bu topraklarda konuşulan ilk dil) “yeryüzünün/toprağın şarkısını söyleyenler” imiş. Yani kısaca onlara “şarkıcı” deniyor.

Böylece serinin ismi Buz ve Ateşin Şarkısı karşımıza çıkıyor. Şarkıcılar şüphesiz gerçekten şarkı söylüyorlar ama “dans(savaş)” gibi “şarkının” da ayrıca bir mecazi manası olduğunu düşünüyorum ama bunun tam olarak ne olduğunu maalesef çıkartamadım.

“Seçilmişler sıhhatli kişiler değildir, dünya üzerindeki günleri sayılıdır, zira her şarkının bir dengesi olmalıdır.”

Kankuzgun’na göre yeşil görenler sıhhatli kişiler değildir ve diğer insanlardan daha az bir ömre sahiplerdir çünkü ŞARKILARIN dengesi olması gerekir.

Şarkıcılar, Büvet ağaçlarını “kitap” gibi kullanıyor. Ağaç, her şeyi kaydeder; yani bilgilerinin kaynağı, hafızaları, geçmiş yaşamlar oradadır ve yeşil görenler de bu bilgiye ulaşabilme imkanı sağlayabilen seçilmiş kişilerdir. Şarkıcılar için Büvet ağacı, ilahın kendisidir. Kankuzgun’un söylediği şey ve ağacın işlevleri gibi şeyleri düşündüğüm zaman bir ihtimal “şarkıdan” kastın “yaşam” olduğu düşünülebilir. Cümleyi “her yaşamın bir dengesi olmalıdır” diye değiştirir isek kulağa hiç de yanlış gelmiyor. Zaten seride de “denge” meselesine değinildiğini hatta Mirri’nin yaşam için ölüm gerektiğini, söylemişti. Bu şekilde denge sağlanıyordu.

“yaşam” aklıma ilk gelen şey, belki daha başka bir şeydir. Fikri olan yazabilir.

Taraflar/ Renkler

Serideki tarafları renklere ayırabiliriz. Buz (mavi), Ateş (kırmızı) ve Şarkı (yeşil)

:snowflake: :fire: :evergreen_tree:

Buz  ve Ateşin  Şarkısı 

Mavi(buz) Büyük Öteki tarafını, Kırmızı(ateş) R’hllor tarafını ve Yeşil(toprak/yeryüzü) de Şarkıcılar tarafını temsil ediyor, diye düşünüyorum.

  • Buz 

Bu seride “mavi” ile ilgili şeyler çoğu zaman soğuk, kar ve buz ile ilişkili şeylerdir. Kış gülünün rengi mavidir, var olduğu söylenen buz ejderhalarının gözleri de mavidir ki gökyüzünde bu isimde bir yıldız var ve elbette ki Ötekilerin gözleri de mavi olduğu gibi kanları da mavidir. Daha da ileri gidip “mavi”nin ilişkili olduğu şeyler yüzünden “ölüm” olduğunu söylemek doğrudur.

Aslında buzun “donmuş su” olduğu düşünülürse meseleyi biraz daha geniş mecralara taşımak mümkündür. Unutmayın ki denizler de genel olarak mavi renk ile betimlenir ve çoğu zaman ölüm saçan yerlerdir ki serinin geldiği şu an ki durumda denizler gerçekten tehlikeli ve ölümcül bir hale geldi.

Seride “buz” tarafı olarak Ötekiler en başa konuyor ama serinin genel tarihine baktığımızda “buz” ile ilişkilendirilen bir hane olarak karşımıza “Starklar” çıkıyor. Kadim kılıçlarının isminin “buz” olması ve Ejderhaların Dans’ında Targaryenler ile yapılan “Buz ve Ateşin Anlaşması”’nda buz tarafını temsil eden bir hane olması da dikkate değer kısımlardan yalnızca birkaçı.

Ned, rüyalarından birinde mahzen mezarlarda yürürken taştan yapılmış heykelleriyle Kış Kralları “buzdan gözlerle” onu izliyordu. Yani Ötekilerin “buz gibi mavi gözleri varken”, onlar da buzdan gözlerle izliyor… Brandon Starklardan birinin ismi “buz gözler”dir.

  • Ateş 

Yine bu seride kırmızı ile ilgili bir çok şey ateş ile ilişkilendiriliyor, yani R’hllor. Bu tarafın ölüm karşıtı olması ve rahiplerinin sözlerine kulak asacak olursak “yaşamaya” odaklı olduğunu söylemek mümkün ki hepimiz biliyoruz ki doğada yaşarken makul miktarda ateş, insanı ölümden kurtaracaktır.

Başta Valyria olmak üzere doğuda bir çok büyü de ateş ve kan ikilisine dayanıyor. R’hllor rahipleri de büyülerinde bol bol ateş ve kan kullanmaktan çekinmiyor. Kan, yaşam ve büyünün kaynağı gibi görülüyor.

Seride kanın önemli olduğunu söylemem gerekir ve sadece ateş tarafı için de değil. Deri değiştiren/yeşil gören yeteneklerine sahip kişilerin büyüsü “kanlarında” akar, bu yüzden ilk bedenleri ölürken bir başka bedene ya da bir şeye atlamaları halinde o 2. ve son yaşamları olur çünkü kişiyi yeşilgören/warg yapan kanı; kanındaki büyü. Muhtemelen benzer bir mantık ile Targaryenler de ejderhalarını kanlarına işlenen bu büyü ile sürebiliyorlar(bir tılsım veya büyülü boru olmadan). Bir ihtimal belki Ötekiler de kan büyüsü (buz ve kan şeklinde) kullanıyor olabilir ama bu konuda elimizde kesin deliller yok.

Toparlar isek ateş ve kırmızı bir bütün ve R’hllor ve takipçilerinin tarafını simgeleyen bir şey.

R’hllor ve Kızıl rahipler dışında “ateş” ile ilişkilendirilerin (yukarıdaki anlaşmayı da hatırlayın) bir aile de var ki bu da Targaryen hanesi. Sözlerinin “ateş ve kan” olması da zaten bir çok şeyi ortaya koyuyor. Genelde bu sözlerin bir “tehdit” olduğu düşünülüyor, bu amaçla kullanıldığı da ortada elbette ama tek başına böyle olduğunu da sanmıyorum. Ben her daim kendi içlerindeki ejderha kanı ve ateşe vurgu yaptıklarını düşünmüşümdür, en azından Fatih’in amacı muhtemelen bu olabilir (yukarıda bahsettiğimiz durumlardan dolayı).

Elbette ateş deyince ejderhalardan bahsetmemek olmaz. Ateş ejderhaları da ateşin, ete bürünmüş hali olarak kabul ediliyor ve şu ana kadar yazılan çizilenlerden çıkardığımız kadarıyla da ateş ve kan büyülerinin “ateş” ayağı için ateş ejderhalarının varlığına gerek duyuluyor.

  • Yeryüzü/toprak 

Yeşil renk, doğanın rengidir. Bir nevi yaşamın da rengidir. Doğa, kendi içinde yaşam ve ölümü barındırır ve müdahale edilmez ise dengeli bir şekilde varlığını sürdürmeye devam eder. Müdahale edilir ise denge bozulur ve doğada bir çok şey yok olmaya başlar.

Seride olan şeylerden biri de aslında bu. İklimlerdeki dengesizlik, doğaya bir müdahalenin sonucudur. Dengesizlik ise sadece iklimleri etkiliyor gibi görünmüyor. Bunun için Yaprak’ı dinlemek gerek.

“Dünyanın derinliklerine gittiler,” dedi Yaprak. “Taşların ve ağaçların içine karıştılar. İlk İnsanlar gelmeden önce, sizin Batı diyar dediğiniz bütün bu topraklar bizim evimizdi. Lâkin bizim sayımız o günlerde bile azdı. Tanrılar bizlere uzun ömürler verdi ama dünyayı istila etmemizi önlemek için kalabalık nüfuslar vermedi; onları avlayacak kurtlar olmadığında, geyiklerin bir ormanı istila edecek olmalarını düşün. Günlerin şafağından bahsediyorum, güneşimizin yükselmekte olduğu zamanlardan. Şimdi güneşimiz batıyor ve biz gittikçe azalıyoruz. Felaketimiz ve dostlarımız olan devlerin soyu da tükenmek üzere. Batı tepelerindeki büyük aslanların hepsi katledildi, bütün tekboynuzlar öldü, sadece birkaç yüz mamut kaldı. Ulu kurtlar hepimizden uzun yaşayacaklar ama onların sonu da gelecek. İnsanların yarattığı dünyada ne bizim için yer var ne de onlar için.”

Dikkat ederseniz tüm bu olanlardan dolayı “insanlar” suçlanmakta. Bran da bu konuşmanın ardından bunları tasdik eden şeyler düşünüyor.

Yaprak bu sözleri söylerken üzgün görünüyordu, Bran da üzüldü ama o gece geç saatlerde, insanlar üzülmez, diye düşündü. İnsanlar nefret eder ve kanlı intikam antları içer. Şarkıcılar hüzünlü şarkılar söylerken insanlar dövüşür ve öldürür.

Şarkıcılar, bozulan dengeden ve doğadaki her şeyin yavaş yavaş tükenmekte olduğuna dikkat çekiyor ve bunun için suçladığı kişi/ler Ötekiler değil de insanlar. Belki Ötekiler de böyle düşünüyordur? Unutmayın ki Ötekiler, Şarkıcılar ve hatta Devler, aynı coğrafyadan çıkma topluluklar.

Yeşil renk, bir çok kere yeşil adamlar olarak da karşımıza çıkıyor. Yeşil adamlar, yeşil görenler, yeşil rüyalar… Yani Şarkıcıların tarafı… Doğanın tarafı… Toprak… Öyle ya buz ve ateş savaşıyor ise kime zarar veriyor? Doğaya, toprağa… Madem öyle buz ve ateşe karşı doğanın kendisi de bir şey yapması gerekmez mi?

Zira ateş tarafı “ölümsüzlük” vaat eder iken görünüşe göre buz tarafı da “herkesin ölümünü” vaat ediyor. Doğada denge ise ancak ve ancak iki tarafın da uyumlu bir şekilde varlığını sürdürerek olabilir. FM’nin dediği gibi “kimse sonsuza kadar yaşamamalı” ama aynı zamanda “Herkes de hizmet etmeli” ve bunun için de yaşam olmak zorunda. Herkes ancak vakti gelince ölmeli, o zamana kadar yaşamalı.

Büyüler

Aslında konuyla doğrudan ilişkili değil ama hazır büyülerden bahseder iken değinmek istedim. Bir ihtimal asoiaf evreninde büyü 3 temele dayanıyor gibi; buz, ateş ve kan. Kan büyüleri tek başına çok güçlü değil gibi (ejderha doğmadan önce yapılan göreceli basit büyülere ve etkilerine bakarsak) ama kan büyüsüne ateş büyüsü de eklenip birleştirince daha güçlü ve etkili büyük büyüler yapılabiliyor. Bu bir ihtimal buz büyüleri için de geçerli olabilir. Kan’ın yanına da buz büyüsü eklenince daha güçlü büyüler yapılıyor olabilir. 4. bir büyü çeşidi de olabilir; toprak/doğa, şarkıcıların büyüsü. Warglık/yeşil görenlik gibi şeyler “kan”dan gelen büyüden kaynaklı idi ve Dorne kolu ve bataklık için yapılan büyülere bakar isek kan dışında bir de yeşil büyü eklemiş olabilirler.

Özetle elimizde aslında üç temel büyü var (kan büyüsü de bunlara destekleyici olarak ek geliyor, denebilir)

Buz(mavi) büyü
Ateş(kırmızı) büyü
Yeşil(doğa) büyü

Taraflar da işte tam olarak böyle.

Yıldızlar

blue-horz


Yukarıda bahsi geçen renklerin/tarafların/büyülerin böyle yorumlanabileceğinden şüphe duyuyor ise (belki haklısınızdır da) size başka bir işaret de gösterebilirim.

Görünüşe göre asoiaf serisinde geçen tüm kitaplara göz attığımızda dikkat çekici bir başka şey görüyoruz; yıldızlar ve renkleri.

Buz Ejderhası isminde gökyüzünde her gece görebileceğiniz bir yıldız var. Parlak mavi gözü çok net görülür ve o gözü takip ederseniz sizi “kuzeye” götürür. Mavi(buz) tarafına işaret.

Kırmızı Kuyruklu Yıldız İlk kitabın son Dany POV’unda gördük, ateş ejderhalarına bir alamet olarak gökyüzünde parlamaya başlamıştı ve elbette ki rengi kırmızı idi. Kırmızı(ateş) tarafına işaret.

Yeşil Kayan Yıldız Bu yıldızı Uzun Dunk’ın “The Hedge Knight” hikayesinde görüyoruz. Bir gece Dunk, gece gökyüzünü izlerken yeşil bir renge bürünen kayan bir yıldız görür. Bu yıldızın ona uğur getirdiğini düşündüğü için de arma olarak kullanmaya başladığını görürüz. Arması da yeşil bir ağacın üstünden kayan yeşil bir yıldızdır. Yeşil(doğa) tarafına işaret.

Bu üç yıldızla ilgili dikkat çeken bir diğer nokta şu; yeşil olan “kaymıştı” yani bir sona geliyordu ki Şarkıcıların sözlerini hatırlayın. Kırmızı olan “geliyordu” ki durum ortada. Mavi olan ise her daim orada, yukarıda duruyor(Demonik Varlıklar yazımın ilkini hatırlar iseniz Ötekilerin asla yok edilemeyeceğini, hep var olacağını söylemiştim).

Üç Dişli Mızrak

Bunlar da yeterli değil ise başka bir işaret daha var. Seride Yüzler Adasının bulunduğu nehir topraklarında, oldukça büyük bir nehir var. Bu nehre Üç Dişli Mızrak denmesinin sebebi üç ana büyük kola ayrılması. Peki, bu kolların isimleri nelerdi?

Mavi çatal, Kırmızı çatal ve Yeşil çatal… Buradan Üç Dişli Mızrak Savaşı – 2 hatırlayacağınız üzere Üç Dişli Mızrak’ta -gelecekte- başka büyük bir savaşın, aslında asıl ana savaşların (muhtemelen buz-ateş savaşının) burada olacağına dair işaretler olduğunu görmüştük. Yeşil adamların olduğu Yüzler Adasının olduğu bu yerlerde, bu üç rengi temsil eden nehrin olması güzel bir işaret gibi.

Özetle gördüğünüz gibi gerçekten de “ejderhanın üç başı” var gibi görünüyor arkadaşlar, iki değil. Her ne kadar biz bu sözü Targaryenler ve ejderhaların doğrudan kendisine bağlasak da GRRM’in de söylediği gibi “kehanetler, beklenmedik şekillerde gerçekleşir.” Elbette ki bundan kastım ejderha ve üç baş meselesinde doğrudan Targlar ile hiçbir bağlantı yok, değil. Kendi içerisinde bir ayrı manası olduğu ortada ama ayrıca Fatih’in hatta Rhaegar’ın ve fazlasının (kehanet olduğunu düşündüğüm) bu sözü, tamamen yanlış yorumlamış olması şaşırtıcı olmayacaktır. Nitekim seride de kehanetlerin sürekli yanlış yorumlandığını gördük. Örneğin; AA ve VP’nin tamamen aynı kişi olduğu düşünülür iken iki farklı kişi çıkması halinde kimse şaşırmayacaktır, değil mi?

Yazıda bu tarafların bir nevi “şampiyonu” yahut işte “başını çekenler” olarak bazı kişiler öne sürülmüş. Sur dolayısı ile mavi Jon iken Dany ateş ve Bran da yeşil. Lakin Dany etkin bir ateş(büyü) kullanıcısı olmadığı için ondan ziyade Melisandre öne çıkartılmış ki Dany’nin Rüyası “Ateş ve Kan” başlığımı hatırlarsanız ben buna tamamen karşıyım. Diğer yandan Jon’un sırf Sur yüzünden mavi(buz) şeklinde temsil edilmesi de hatalı. Bunun sebebine değinmeye gerek yoktur, herkes zaten iyi kötü sebebini anlayacaktır. Bran’ın yaşayan son büyük yeşil gören BR’nin yerini alacak kişi olması dolayısı ile yeşil tarafta olması en başta doğru görünmesine rağmen taraflar ve sonuçlar konusunda benim yorumlamamı bilen arkadaşlar, buna da tamamen katılmamamı nedenini anlarlar diye düşünüyorum.

Buz, Ateş, Doğa tarafında tek başat kişiler olduğunu/olacağını zaten düşünmüyorum. Yani ateş tarafında en önde gelen kişi Dany(bir ihtimal AA olması dolayısı ile de ) iken onunla beraber başka kişiler de bu tarafta yerini alıp, etkisini gösteriyor/gösterecek. Buz için yaptığım yorumu zaten biliyorsunuz, bir kadın şampiyonun karşısına bir başka kadın şampiyon çıkması(başka sebeplerle beraber) gayet mümkün görünmekte. Doğa için ise Bran dışında Jon’un da ortada olan kişiler arasında olduğunu düşünüyorum.

Yani eğer şu zamana kadar bu serideki taraflar ve amaçlar konusunda yaptığım yorumlar doğru çıkar ise Buz-Ateş ve Doğa tarafının bir silahı olması gerekiyor. Lider + silah. Ateşin lideri R’hllor (onun temsil eden biriyle) ve silahı Dany ise; Buz’un lideri Büyük Öteki(onu temsil eden biriyle) ve silahı Arya ise bu durumda Doğanın lider BR/Bran ve silahı Jon olabilir.

Elbette yeşil taraf, “denge” arzuladığı için iki tarafta da(çünkü var oluşu buna bağlı dünyanın ve içindekilerin) bu durumda sahip olduğu silah/kalkan da hem buz hem ateşi kendi kanında barındıran, iki tarafta da ayağı olan biri olması gayet akla yatkın geliyor. Özellikle de Jon’un Dany’nin yeğeni ve Arya’nın kuzen/kardeşi olduğu düşünülür ise şampiyonlarla arasındaki kan bağı da “barış” sağlamak adına faydalı olabilir.

Şafak İmp. hikayesini hatırlar iseniz ilk imparator, Işıktan Kadın (yaşam-aydınlık) ve Gece’nin Aslanı (ölüm-gece) oğlu idi yani bu iki tarafın kanını, dengesini içinde barındırıyor idi. Onun hükmü sırasında imparatorlukta herkes mutlu, refah seviyesi yüksekti. Özetle ortada “denge” vardı. Şafak imp.nun hikayesi insanlığın hikayesinin (mecazi) olarak okumak gerekir, diye düşünüyorum. Buz ve Ateşin Şarkısı: “Mitler,Efsaneler ve Demonik Varlıklar” – 1 başlığındaki en son madde “Uzun Gece” kısmını okursanız daha rahat anlayacağınızı düşünüyorum.

Yin-Yang

Yazıda bir de olayı Yin-Yang felsefesinden bahsetmiş. Bu kısımdaki yorumlama ne kadar doğru ve isabetli bilemiyorum ama ilginç olduğunu düşündüğüm için kısaca bir şeyler bahsetmek ve kendim yorumlamak istedim.

Mavi, kırmızı ve yeşil “ışık” dengeli bir şekilde bir araya gelir ise “beyaz” ışık yaratacağını; bunlar renk olarak bir araya gelirse de “siyah” renk elde edildiğini söylemiş. Bunu şöyle yorumlayabiliriz belki; “ışık” olarak bir araya gelmeyi, dengeli ve uyumlu bir birleşme olarak görüp “hayatı(beyaz)” yarattıklarını ama “renk” olarak birbirlerine girip savaştıklarında da “ölümü(siyah)” yarattıklarını söylemek mümkün? Bu yüzden bu üç tarafın şampiyonları bir araya gelip, birlikte çalışarak dengeyi sağlayabilir? Eh, sonuçta bir şekilde savaşmayıp, barış yapmaları gerekiyor ki bu da ancak birlikte çalışarak mümkün olabilir ve elbette ki bu iki taraf arasında da “ara bulucu” yeteneği ile insanları ikna etme becerisi olan bir kişi gerekir. yin%20yang860×432 30.2 KB

Hazır yin-yang’tan bahsederken… Bunu daha önce de başka bir konuda paylaşmıştım. GRRM’in bu felsefeyi göz önüne -en azından kendi yorumlamasıyla- kullandığı düşünülüyor. Şu ana kadar buz ve ateş tarafları gözler önüne serildiğinde gerçekten de bu şekilde bir tablo karşımıza çıkıyor.

Yang eril, ateşi, yazı, sıcağı, gündüzü, ışığı temsil ediyor. R’hllor. Ateş simgesi olarak gündüze hükmeden ve yaz sıcağının kaynağı olarak güneş ve avatarı olarak “ateş ejderhalarını” kabul etmek doğru bir yorumlama olur kanısındayım.

Yin dişi, kış, soğuk, su(buz), karanlık ve geceyi temsil ediyor. Büyük Öteki. Buz simgesi olarak da geceye hükmeden ay ve avatar olarak “kurtları” ve “kediler” şeklinde yorumlanmaktadır.

Seride kurtların “aya” çok kere uluduğu, şarkı söylediğini okuduk. Kediler de ateş lordlarından kaçanların kurduğu “su” ile temsil edilebilecek şehri Braavos’ta bolcana bulunmakta ve Arya da bir kurt olarak kedilerle çok yakın ilişki sahibi.

Ayrıca şehri bulanlar ve şehirde hala en büyük saygıyı görenler de Ay Şarkıcıları. Bunlar “kadınlardan” oluşan bir dini topluluk.Yani Yin’in “dişil” kısmıyla oldukça paralel bir nokta. Ay Şarkıcıları, gördükleri bir kehanet üzerine ejderha lordlarından kaçan köleleri buraya getiriyor. Bu kehaneti onlara kim gönderdi, yardım etti? Yorum sizin.

(Braavos’un Essos’un kuzey-batısında, Titreyen Deniz tarafında olduğunu da unutmayın. Buz ejderhalarının var olduğu iddia edilen ve hemen Westeros’un kuzey topraklarına denk gelen yerdeler.)

Ötekilerle ilgili bir hikayede Gece’nin Kraliçesi “buz” tarafından bir kadın idi ve büyük ihtimal Ötekilerin lideri yahut liderlerinden biri olabilir. Bundan sonra da “lider” olarak yine aynı kişiyi veya bir kadın görme ihtimalimiz var.

Aslında ben gayet yüksek olası görüyorum çünkü GRRM, buzu “intikam” olarak tanımlıyor ve kabul edelim ki kadınların intikamcı bir ruha kolayca bürünmekteler ki seride de bu şekilde kadınlar öne çıkmakta; Arya, Cat, Dany ve bir nebze de olsa Cersei.

Biraz uzun bir yazı oldu, okuduğunuz için teşekkürler. Yorumlarınızı da beklerim. Bilhassa şu “şarkı” meselesinde fikirlerinizi almak istiyorum.

2 Likes

Sonunda yazmışsin.:slightly_smiling_face:

Bu kesin mi? ben görmedim böyle bir şey. Nereden buldun?

Fatih Aegon westerosu ele geçirmek istemiştir belkide. Madem büyük bir tehdit için insanları birleştirmek istedi niçin askerleri ejderhalar ile yaktı. Sonuçta insanlar savaşacak ve onlari öldürmek düşmanlarina (ötekilere) arti puan kazandırır.
Ya da sadece ben üstün ırkım ben hükmetmeliyim diye 7 kralligi ele geçirmistir. :expressionless::expressionless:

Viserys değil Jaehaerys. Aman dikkat!

Bu düşünceyi begendim ve ben zaten bunu savunuyordum bir süredir. Ama farklı bir şekilde.

Bu teoriyi begenmekle birlikte benim farklı fikrim var. Bu şarkının adı “Buz ve Ateşin Şarkısı” Brynden’in da dediği gibi her şarkının bir dengesi olmalı. Bence bu üçüncü başı şarkı kelimesinde değil, buz ve ateşin şarkısı sözcük grubunun tamamında aramalıyız.

Buz ve ateşin dengesine bakmalıyız. Peki o denge nedir? Bence sudur. Zaten Gözden Kaçmaması Gereken 3. Tür Wightlar yazısında su wightlarına parmak basılıyordu ve onların varlığını kanitliyordu.

Ormanın çocuklarının dengeyi sağlamak isteyecekleri konusuna katılıyorum. Bunu su wightları ile birlikte sağlayabilirler. Ya da savaşın bitimini bekleyip savaş sonrası dengeyi sağlayan taraf da olabilirler.

TWOİAF’in Braavos ile ilgili kısmında geçiyor. (Forumda bir tek orası ile ilgili yazı yazmamistim.)

Yalnız bu benim durmadan yorum atmaya başlamam benim için hiç iyi olmadı. :confused:

2 Likes

Evet efem, beklediğine değdi inşallah? :slight_smile:

Evet, 4. kitapta ilk Arya POV’da bahsediliyor Ay Şarkıcılarından.

Şu ana kadar görülen sebep zaten bu, hükmetme arzusu ama FB kitabı çıkınca GRRM bir anda bu bahsettiğin "söylenti"den bahsetti ama kitaplarda bu yok. Bu yüzden dikkate almak gerekiyor.

Düzelttim, teşekkürler. :slight_smile:

Tamam ama buz, donmuş sudur. Ejderha camının, donmuş ateş olması gibi.

Misal Quentyn POV’unu okurken gördüm; tayfadan biri yağmurun yağdığına dikkat çekerek ejderhaların sudan hoşlanmadığı fikrini yürüttü çünkü su, ateşi söndürür. Lakin suyun kendisi ateş ejderhasını en fazla rahatsız edecektir ama suyu dondurunca buza dönüşür ve buz, ateş ejderhaları için ölümcül diye çıkarım yapıyorum. Nereden Area’nın durumundan.

Kız korkunç sıcaklıkta imiş öyle ki derisi yanmaya kavrulmaya çatlamaya başladı sıcaktan ve resmen tüttü. İçinde sanırım ateş solucanları vardı. Balerion’a bile zarar verdi bunlar ki ateşin et hali bu hayvan. Neyse. Kızı suya koyunca kalbi durup öldü, şok etkisi yarattı belli ki ama asıl olay küvetin içine bolcana buz kalıpları attılar. Barth’a göre ateşin yaratıkları olduğu için buzdan hoşlanmadılar ve debelenerek öldüler. Eh Ötekilerin ateşe tepkisi de ortada.

Su, soğumuş ve donarak buza dönüşmüş; su ve buz aynı şey. Yani su, zaten buzun bir hali iken 3. bir şekilde suyun taraf olması kafama çok yatmadı.

Bana göre bu savaşın sonu beklenir ise zaten ortada sağlanacak bir denge, anlaşma/barış yapacak bir taraf kalmayacak.

1 Like

Ben şöyle düşündüm: Buz ve ateş bir araya gelerek suyu oluşturur. O sebeple denge olur diye düşündüm.

Eğer senin dediğin gibiyse su wightlarini hikayede bir yere oturtamiyor oluruz. Halbuki varlıkları kesine yakın.

1 Like

Daha önceki teorilerinde de bir “ara bulucu” taraf olduğunu söylemiştin diye hatırlıyorum. Gerçekleşmesi kesin bu savaşta keskin taraflar var, genel olarak “ateş” yaşamı, “buz” ölümü temsil ediyor olarak gördük her zaman lakin ben bu iki tarafın da hep yıkım olduğuna inanmıştım. Doğa diye ayrı bir tarafın olması ve aslında serinin adında bunun belli olması fikri çok hoş.

Serinin ismi üzerine çok düşünmüştüm açıkçası, çok hoşuma gidiyor çünkü. Ben serinin adının Jon’a bir gönderme olduğunu düşünürdüm her zaman, orta olan, iki tarafı da temsil eden. Buz ve Ateş’in Şarkısı denince aslında bir savaş manası da çıkarılıyor, örneğin kılıç dövüşünden bahsedilirken daha edebi bir hava yaratarak kılıçların şarkısı denir kılıçların birbirine vuruşunun verdiği o çınlamaya. Ama savaş manasına gelen ve seride çokça geçen dans kelimesi varken neden şarkı kullanılsın ki? Dans kelimesi bence çok daha uygun olurdu. Bu teori neden şarkı bence çok güzel açıklıyor ve mantığa çok uyuyor. Seri genel olarak keskin çizmedi karakterleri de tarafları da, her zaman bir ortası oldu, ölüm ve yaşamın arasındaki savaşın da böyle bir ortası olması gerekti. Ateş, daha çok hayat veren, canlandıran; buz da ölüm ve sonu temsil ederken; hayatta olan, ateşin verdiği hayatı ve buzun getireceği sonun bilincini taşıyan insanoğlunun hatta sadece insan değil, yaşan her türlü canlının tarafı bu orta nokta. Yani aslında sadece Jon değil, tanrıların seçtiği şampiyonlar hariç tüm yaşamın tarafı bence doğa. Ve bu o kadar güzel ve mantıklı geliyor ki kulağa. Çünkü insan için aslında iki taraf da belirsiz, ateş tarafı hayatı koruduğunu iddia ediyor ama bu bir tanrının tarafı, üstelik gördüğümüz çoğu insanın tapmadığı ve ibadetlerini kötü olarak yorumladığı bir tanrı, insan ne kadar emin olabilir ki menfaatlerini koruyacağına? Buz ise bize bir şey vaadetmiyor, ayaklanıyor ve canlı olanı yok ediyor, ona ölümü getiriyor ve yaşamı tatlı bulan insan, o tarafın da kötü olduğuna emin. Ne yapacak o zaman? Nasıl seçecek tarafını? 3. bir taraf bu denklemi çözüyor bence. Üstüne daha çok kafa yorulabilecek bir konu bu… Bayağı beğendiğim bir teori oldu bu ellerine sağlık.

2 Likes

Şimdi “element” olarak ele alırsak; ateş buzu eritir ve buzu (yeniden) suya dönüştürür. Burada daha çok ateşin bir üstünlük kurması ve ölümü etkisiz hale getirmesi gibi bir simgesel bir mana çıkıyor. Suyu oluşturan elementler de başka şeyler sonuçta.

Şimdi denizde dolanan “ölü” şeylerin ne olduğunu bilmiyoruz. Bunları “kuzey” denizi tarafında gördüğümüze göre o zaman buz tarafının ölüleri bunlar. Adı üstünde “ölü” yani. Soğukel ya da Beric gibi dirilenlerden bahsetmiyoruz muhtemelen.

Şimdi hemen “iyi de onlar yüzemiyor ki!” diye bir itirazda bulunabilirsin ama bu, dizide olan bir şey idi ama onlar bile bunu (Viserion’u dışarı çıkarma sahnesi) istediklerinde bir kenara attılar. Bunun dışında suda olduğuna göre (ne wightı olursa olsun) ölü bedenler yüzebiliyor demek ki :smiley:

Bunlar ölü bedenler değilse ve haliyle su wightı falan da değilse nedir? Deniz kızları olabilir yani. Ben bir köşede yaşadıklarını düşünüyorum ama muhtemelen seride gösterilmeyecek(üzücü). Yine de Pyke açıkça “ölü şeyler” diyor. Yani deniz kızını ölü bir şey olarak algılayacağını sanmam, salak değil yani adam ayırt edebilir diye düşünüyorum, denizci zaten demir doğumlu Pyke. Bu yüzden gerçekten ölüler arada denizde takılıyor. Daha doğrusu oraya sokuyor bunlara hükmeden kişi, ne amaçla? Muamma. Belki GRRM biraz heyecan olsun diye belirtmiştir, bilemiyorum. 6. kitapta belli olur eğer bir manası varsa.

Yorumun için teşekkür ederim, ben de yorumunu çok beğendim. :slight_smile:

GRRM’in savaş karşıtı biri olduğunu biliyoruz ve seride de bize savaşı tüm çıplaklığı ile sunmaya çalışıyor; başa gelebilecek tüm korkunç, acı, iğrenç şeyleri anlatmak istiyor. Misal neden çok tecavüz görüyoruz bu seride diye sorduklarında; “savaşlarda böyle şeyler oluyor ve madem savaşı anlatıyorsunuz, bunu göz ardı ederek yazamazsınız.” tarzında bir şeyler söylemişti. Hatta yazmaz ise iki yüzlülük olurmuş.

Bu durumda GRRM’in iki tarafın savaşını “barış” ile bitirmek istemesi bana daha mantıklı geliyor. Yani madem savaş karşıtısın, o zaman bunu iki tarafı kapıştırıp üstünlük kurdurarak değil “barış” ile göstermen gerekir. Stark-Lannister savaşında gördük ki Jaime’nin düşüncelerinde; madem bu savaşı biz kazandık, niye kaybetmişiz gibi hissediyorum? diyordu. Bir sürü yakını kaybetti çünkü…Yani aslında bence bunu yazarak “savaşın kazanan tarafı yoktur” demek istiyor, diye düşündüm.

Buz ve Ateş “savaşın” tarafları ise bir de “barışın” tarafları olması gerekmez mi? Yüzler Adasındaki “yeşil adamlar” barış anlaşmasını temsil eden kişiler ve orada bir nevi bu anlaşmayı koruyorlar İnsanlar ve Şarkıcılar arasındaki. Demek ki “yeşil” taraf gerçekten de “barış” tarafı olarak “denge” peşinde olabilir, eğer gerçekten doğru yorumlandı ise bu mesele. :slight_smile:

Bu durumda iki taraf arasında barış sağlayacak bir ara bulucu gerekli. İnsan ve Çocuklar arasındaki barışı sağlayan da bilge tipler falanmış sanırım iki tarafın. Jon yaşından oldukça olgun ve binlerce yıldır savaşan Nöbet ve Yabanılları bir araya getirmeyi, iki tarafın saygı ve sevgisini kazanmayı başardı. Starkların Yabanıl kanı taşıdığını iddia etmişti Ygritte, bu doğru ise yarı Stark yarı Yabanıl olarak yine “melez” olarak iki tarafı bir araya getirmiş. Şimdi de yarı buz yarı ateş olarak yine aynı şeyi yapmak için kullanılabilir.

1 Like

Ama oluşan su da sonra ateşi söndürür.

Ben Yamalı Yuz’u kastetmiştim aslında.

1 Like

Buzun kendisi de yapar, tatlım bunu. Hangisi güçlü olursa kazanan taraf o olacak. Şimdi su/buz daha güçlü ise ateşi söndürür; ateş daha fazla ise buzu eritir suya dönüştürür ve suyu buharlaştırır. Buz ve Ateş eşit oranda olduğunu farz edersek birbirini yok edecektir zamanla.

Ah anladım şimdi. Evet, kendisi oldukça şüpheli ve soru işaretleriyle dolu bir kişi. Üç gün sonra karaya vurup neredeyse ölü olduğundan emin oldukları kişinin kendine gelmesi… sonra da deniz ile ilgili bilmeceler sorması, söylemesi… Bu konuda kesin bir yorum yapmak, şu aşamada güç. Ancak 6. kitapla beraber elimizde daha çok bilgi olur diye düşünüyorum.

Belki sen haklısındır ve bir de su büyüsü vardır yahut çok başka bir şeydir bu.

Lakin dediğim gibi element olarak su ve buz aynı şey olduğu için birbirinden kopartmak güç. Ötekiler, ejderha camını sapladığın zaman “eriyor” idi. Su gibi yani. Sonra buharlaşıyor falan. Ateşle buluşan buz-su gibi olmuştu.

Sam gözlerini açtığında, Ötekinin zırhı minik dereler halinde bacaklarına akıyordu ve soluk mavi kanı, boğazındaki ejderhacamı hançerin etrafında tıslayıp tütüyordu. Öteki, hançeri çıkarmak için kemik beyazı ellerini boğazına götürdü fakat obsidiyen camına dokunan parmakları buharlaşıyordu.

Öteki, eriyerek bir gölcüğe dönüşüp yok olurken Sam kocaman açılmış gözleriyle yana yuvarlandı. Yirmi kalp atışı sonra, Ötekinin tamamen kaybolan derisi ince ve beyaz bir sis halinde havaya karışıyordu. Derinin altındaki kemikler süt camı gibi beyaz ve parlaktı, onlar da eriyordu. Sonunda yalnızca ejderhacamı hançer kaldı, canlıymış ve terliyormuş gibi buhara boğulmuştu, Grenn hançeri almak için eğildi ama alır almaz geri fırlattı. “Tanrılar, çok soğuk."

Umma o akşam yemeğinde, tuzda pişirilmiş yengeç servis etti. Kör kız, kendisine uzatılan kadehi burnunu buruşturarak aldı ve üç yudumda boşalttı. Sonra nefessiz kaldı, kadehi yere düşürdü. Dili alev almıştı, alevleri söndürmek için bir kadeh şarabı kafasına diktiğinde, alevler boğazına ve burnuna yayıldı.“Şarap işe yaramaz ve su sadece alevleri büyütür,” dedi küçük kız.

:thinking:

Bahsettiği alev, bildiğimiz alev değil. :smiley: Yanık acısı var ya biber yediğinde yanarsın baştan aşağı ondan bahsediyor. Ateş değil yani. :joy:

Tamam ama zaten bu kıza acı biberli su içirmediler. :smiley: Yani biber meselesi sadece bir örnek idi anlaşılması için. :slight_smile:

Bu teoriyi çok beğendim çok güzel yazmışsın.ben kitapları okurken bu konu hakkında çok düşünmüştüm…hangi tanrılar gerçek,taraflar kim diye …Martin in birkaç röportaj ini izledikten sonra denge fikri aklımda oluşmaya başladı,zaten yin yang felsefesine de hep saplantılı olmuşumdur …bu denge meselesi bence serinin en ilgi çekici özelliklerinden biri😃

1 Like

Denge, aslında insanlar için gerek içimizde gerekse doğa sisteminde temel sorunumuz şimdi bile… Dengesizliğin nelere sebep olduğunu fantastik bir şekilde anlatmış oluyor işte. :slight_smile:

1 Like