Buz ve Ateşin Şarkısı "Yüzsüzler "


#1

Aslında “teori” bölümünde açacaktım ama adamların temel iddialarını kanıtlamak için küçük bir bölüm ayırıp, çok yüzeysel bırakmalarından ve videonun genelinin böyle olmasından dolayı kuramdan ziyade “tartışma” başlığı olarak açmak istedim. Arzu ederseniz bu videonun (3.) devam serisi var: YouTube Burada özgür şehirlerin inancına ve Yüzsüzlerle olan bağlantısına değinmişler ağırlık olarak ve Çok Yüzlü İlah meselesine.

Yüzsüzler, oldukça gizemli ve ilgi çekici bir örgüt/tarikat. Dini bir yapılanma, GRRM’in tabiriyle. Yine GRRM binlerce yıl önce kuruldular, diye açıklamış. Karanlık olmaları nedeniyle odak noktası haline geldikleri gibi aynı sebeple “amaçları” da bir o kadar soru işaretlerine gebe bırakıyor insanı. Şahsen üzerinde durmayı ve kurcalamayı sevdiğim bir alan. Ayrıca sandığımızdan daha etkili olduklarını düşünüyorum hikayemizde. Bu yüzden daha önce de onlara ışık tutabilecek başlıklar/kuramlar açtım. Okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim. Burası Braavos meselesi; Arya Stark ve Braavos 'Ay' ve 'Su' Bu kısım ki en sevdiklerimden; Valkyrie-Arya ve Yüzsüzler arasındaki benzerlik: Arya Stark ve Yüzsüz Adamlar 'The Valkyrie' ve son olarak Yüzsüzlerin bağlantılı olduğu kişi/ler ile ilgili; Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler konusu. Şimdi devam edebiliriz.

Arya’nın Braavos’a güvenli geçişi için anahtar sözcük; Valar Morghulis ve Yüzsüzlere ait demir bir sikke idi. Bunu gören kaptan, anında Arya’yı gemiye kabul etti ve sonrasında da onun Sur’a gitme isteğine rağmen Braavos’a götürdü.

Titan’ın Kızı gemisinde, mürettebat Arya’ya hediyeler vermiş ve başta kaptan olmak üzere isimlerini söylemişti ve ismiyle hizmetini “unutmamasını” rica etmişti.

Eşyalarını topla, demişti kaptan ama Arya’nın çok az eşyası vardı. Sadece üstündeki kıyafetler, küçük sikke kesesi, mürettebatın verdiği hediyeler, sağ kalçasında bir hançer ve solunda İğne.

“Valar dohaeris .” Kaptan, iki parmağıyla alnına dokundu. “Ternesio Terys’i ve sana verdiği hizmeti unutmamanı rica ediyorum.”

Videoyu hazırlayan arkadaşlar, bu isim söyleme ve kendilerini tanıştırıp-hediyelere boğma meselesinin nedeni olarak FM tapınağının kuralı olduğunu söylemiş; “Yüzsüzler, tanıdıkları insanları öldüremiyorlar, bu bir kural,” diyorlar. Aslında mürettebatın ve kaptanın yaptıklarına bakacak olursak eylemi açıklayan bir sebep.

Braavos’a yaklaştığı sırada tüm yıldızlar kayboldu ve geriye sadece iki yıldız kaldı ve yakınlaştıkça parlaklığı da arttı. Onlar yıldız değil, Titan’ın Gözleriydi.

Benzer bir ifade daha önce 2. kitapta da Jon tarafından belirtilmişti.

Jon, başlarının üstündeki bir kaya düzlüğünde parlak gözler gördüğünü sandı bir sefer, hasat ayları kadar parlak gözler.

Videoyu hazırlayan arkadaşlar “parlak ‘altın’ gözleri” ifadesinin (her ne kadar iki verilen örnekte de altın ifadesi geçmese de onlar ‘altın’ demişler, sanırım sarı parlaklığı ifade etmek için kullanıyorlar bu terimi.) Arya ve Jon’un “düşman bölgesine” girdiğini ifade etmek için GRRM tarafından kullanılan simge, olduğunu düşünüyor. Ormanın Çocuklarının da “altın parlak gözleri” olduğunu ifade etmişlerdi ve onların asıl düşman olduklarını inandıklarını da eklemişlerdi. Elbet ben bu görüşte değilim ama “parlak ‘altın’ gözler” meselesi dikkate değer bir şey olabilir ve dahası Stark çocuklarının ulurkurtlarının alayının göz rengi de (Hayalet ve Tüylüköpek hariç) sarı ‘altın’ gözlüdür.

Daha sonra Arya, kaptanın diğer oğlu tarafından Siyah ve Beyaz’ın Evin’e götürülüyor. O sırada da her inanca ait tapınakları vb. şeyleri görüyor. Kapıya geldiği zaman Arya yine aynı sözleri söylüyor ve demir sikkeyi gösteriyor(ondan önce kilitli ve açılmıyor); kapı sanki bu “şifre” ile açılıyor izlenimi vererek(ki size Sur’daki sadece NW yemini ile açılan yüzü olan kapıyı hatırlatayım.) kendiliğinden açılıyor ve Arya içeri girince yine kendiliğinden kapanıyor.

Videoyu hazırlayanlara göre bu sahneler ile Kan Kuzgun’un mağarasındaki sahnelerin örtüşen kısımları var. En başta karanlık oluşu gibi.

“Gelmemi Jaqen söyledi. Demir sikke bende.” Sikkeyi keseden çıkardı ve yukarı kaldırdı. “Gördün mü? Valar morghulis.”

Kapılar cevap vermedi; açılmak dışında.

Sessizce içeri doğru açıldı, hareket ettiren eller olmaksızın. Arya öne doğru bir adım attı, sonra bir adım daha. Kapılar Arya’nın arkasından kapandı ve kız bir an için kör oldu. İğne elindeydi ama onu çektiğini hatırlamıyordu.

Duvarlar boyunca birkaç mum yanıyordu ama ışık öyle azdı ki Arya kendi ayaklarını göremiyordu. Biri fısıldıyordu, Arya’nın kelimeleri seçemeyeceği kadar hafifçe. Bir başkası ağlıyordu. Arya yumuşak adım sesleri duydu, taşa sürtünen deri, açılıp kapanan bir kapı. Su, su sesi de duyuyorum.

Gözleri yavaş yavaş karanlığa alıştı. Tapınak, dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Batıdiyar’ın septleri yedi köşeliydi; yedi tanrı için yedi mihrap vardı ama burada yediden fazla tanrı mevcuttu. Tanrıların heykelleri duvarlar boyunca dizilmişti; heybetli ve tehditkâr. Heykellerin ayaklarının etrafında kırmızı mumlar titriyordu; uzak yıldızlar kadar loş. En yakındaki heykel, üç buçuk metre boyunda mermer bir kadındı. Gözlerinden akan gerçek yaşlar, kollarında taşıdığı kâseyi dolduruyordu. Onun arkasında aslan başlı bir adam vardı, abanozdan oyulmuş bir tahtta oturuyordu. Kapıların diğer tarafında, bronz ve demirden yapılmış devasa bir at, iki büyük bacağının üstünde şaha kalkmıştı. Arya daha ilerideki büyük taş suratı, kılıçlı solgun bebeği, bir yaban öküzü boyutlarındaki kabarık tüylü kara keçiyi ve bir asaya dayanmış başlıklı adamı görebiliyordu. Diğerleri yalnızca belli belirsiz şekillerdi, karanlığın içinde zar zor seçiliyorlardı. Tanrıların arasına gölgelerle koyulaşmış nişler gizlenmişti, bazılarında mumlar yanıyordu.

Arya, havanın sıcak ve ağır olduğunu fark etti. Sonrasında tanıdık olmayan kokular duymaya başladı.

Hava sıcak ve ağırdı, öyle ağırdı ki Arya esnedi. Mumların kokusunu alabiliyordu. Koku tanıdık değildi, Arya tuhaf bir tütsü olduğunu düşündü ama tapınağın derinliklerine girdikçe kokular kara çam iğnelerine ve sıcak havuzlara benzemeye başladı. Güzel kokular , dedi Arya kendine ve biraz daha cesur olduğunu hissetti, iğneyi kınına geri koyacak kadar cesur.

Burası Bran ile örtüşen bir sahne daha.

"Büvet ağacı tohumlarından yapılmış bir lapa.”

Lapanın görüntüsü Bran’ın midesini bulandırdı. Kırmızı damarlar büvet ağacının özsuyu olmalıydı ama meşale ışığında tamamıyla kan gibi görünüyordu. Bran, tahta kaşığı lapaya daldırdı, sonra duraksadı. “Bu lapa beni yeşilgören mi yapacak?”

“Seni kanın yeşilgören yapıyor,” dedi Lord Brynden. “Bu lapa, istidadını uyandırmaya ve seni ağaçlarla evlendirmeye yardım edecek.”

Bran bir ağaçla evlenmek istemiyordu… ama onun gibi kırık bir çocukla başka kim evlenirdi? Binlerce göz, yüzlerce deri, kadim ağaçların kökleri kadar derin bir bilgelik. Bir yeşilgören.

Bran lapayı yedi.

Tadı acıydı ama meşe palamudu lapası kadar acı değildi. İlk kaşık, mideye indirmesi en zor olandı. Bran az kalsın kusacaktı. İkinci kaşığın tadı daha güzeldi. Üçüncüsü neredeyse tatlıydı. Bran, lapanın geri kalanını hevesle kaşıkladı. Neden lapanın acı olduğunu düşünmüştü ki? Bal, yeni yağmış kar, karabiber, tarçın ve annesinin Bran’a verdiği son öpücüğün tadı vardı.

Şimdi Arya kokular ile; Bran da yediği yemeğin tadı ile “yönlendirildi.” İkisi de aldığı koku ve tatlarla birlikte daha rahat hissetmeye başladı ve aslında savunmalarını indirmiş oldu, Arya’ya dikkat; kılıcı kınına koyacak kadar rahatlamış ve güvende hissetmişti.

Arya’nın sonraki POV’unda da mum ve kokunun vazifesini görüyoruz aslında.

"…Siyah kadehten içmeye gelen insanlar, meleklerini arıyorlar. Eğer korkarlarsa, mumlar onları sakinleştiriyor. Yanan mumlarımızı kokladığında neyin kokusunu alıyorsun çocuğum?”

Kışyarı’nın kokusunu, diyebilirdi Arya. Karın, dumanın ve çam iğnelerinin kokusunu alıyorum. Ahırların kokusunu alıyorum. Gülen Hodor’un, avluda talim yapan Jon’la Robb’un ve aptal bir leydi panayırıyla ilgili şarkı söyleyen Sansa’nın kokusunu alıyorum. Taş kralların oturduğu mahzen mezarların kokusunu alıyorum. Sıcak ekmeklerin kokusunu alıyorum. Tanrı korusunun kokusunu alıyorum. Kurdumun kokusunu alıyorum, onun kürkünün kokusunu hâlâ yanımdaymış gibi. Adamın ne söyleyeceğini görmek için, “Ben koku filan almıyorum,” dedi.

Bu koku/lapa’daki(ağacın tohumundan yapılmıştı) büyü her ne ise sizi rahatlatacak kokunun ne olduğunu biliyor ve kendini o şekilde değiştirebiliyor. Aslında Yüzsüzler evi için bu durum, bir nevi “yüz” değiştirir gibi mum kokularının da kendini değiştirmesi gibi görünüyor. Bu ilginç bir büyü aslında.

Benim önceki açtığım kuramlarda da değindiğim üzere Yüzsüzler tapınağında en ilginç noktalardan biri de Büvet Ağacından bir kapı ve sandalyelerin olması ki kapının üstüne “yüzü olan ay” oyulmuş ve Arya, sanki onu izliyormuş gibi hissetmişti ki aklına kendi evindeki Büvet Ağacı gelmiş, ona benzetmişti.

Çok Yüzlü İlah, Braavos kurucularının asıl dini, diyorlar. Ve görünüşe göre Yüzsüzler, Braavos’tan çok daha önceleri de mevcuttu. (Nazik Adam’ın deyişi ile, kökleri Valyria’da ama Braavos’ta çiçek açtılar.)

Braavos, kimseyle ticaret yapma derdi olmayan; denizin ortasında en az 700 yıl önce kurulmuş, sisler arkasından başta ejderhalardan olmak üzere tüm dünyadan soyutlanmış, korunmaya alınmış bir şehir. Varlığı ne zaman deşifre oldu, tam olarak bilinmiyor. Fakat şehir kurulduktan sonra buraya Siyahın ve Beyazın Evi de kuruldu ve onca materyal arasında “büvet ağacı” da kullanıldı. Burası önemli çünkü Büvet Ağaçları sadece Westeros’ta yetişiyor ve dahası Andal istilasından sonra öyle her yerinde yaygınlığı da yok. Bırakın kaçmış kölelerin bu ağacı bir şekilde temin edebilmesini varlığını bile bilmesi, düşündürücü. İkinci olarak ne yapabildiği konusunda nasıl bilgi sahibiler? (gerçi ağacın özelliklerini bildiklerine dair bir açık işaret görmedim ama boş yere de bunu seçmemişlerdir, bir de üstüne ay yüzü kazımaları falan.)

Bu da onları 3 sonuca yönlendirmiş; ya Braavos’ta ya yakınlarında Büvet Ağacı yetişiyor yahut ikisi birden.

Braavos’un en önemli özelliklerinden biri tüm inançlara kapıları açmış olmaları, R’hllor tapınağına kadar tüm inanç ve ilahlara ait yerler görebilirsiniz ama görünürde Kuzeyin eski ilahları ile özdeşleştirilmiş Büvet Ağacı göremezsiniz.

Eğer Braavos tüm inançlara açıksa ve Büvet Ağacı da bir ilah olarak kabul ediliyorsa kuzeyliler tarafından; o zaman en azından küçük de olsa bir büvet ağacı falan sağda solda görmek lazım. Nitekim Arya da ilk geldiği zaman burada bulup bulamayacağını merak etmişti. Sonuç olarak eski ilahlara ait bir tapınak, ağaç falan yok. Videoyu hazırlayanlara göre bu sorunun cevabı Siyah ve Beyaz’ın Evinde yatıyor; kapının kendisi büvet ağacından ve aynı şekilde içerideki sandalyeler de.

Yukarıda, üç buçuk metre yüksekliğinde oymalı ahşap kapılar buldu. Sol taraftaki kapı kemik kadar beyaz büvet ağacından yapılmıştı, sağdaki parlak abanozdan. Kapıların ortasında bir ay yüzü oyması vardı; büvet tarafta abanoz ve abanoz tarafta büvet. Ayın görüntüsü, Arya’ya Kışyarı’nın tanrı korusundaki yürek ağacını hatırlattı. Kapılar beni izliyor , diye düşündü.

İçeri girince doğruca su sesini takip ediyor ve o da onu “siyah havuza” götürüyor.

Tapınağın merkezinde, sesini duyduğu suyu buldu; üç metre genişliğinde, kırmızı mumlarla aydınlatılmış, mürekkep kadar siyah bir havuz.

“Siyah havuz” tabiri başka bir yerde daha geçiyor; Kışyarı’nın Tanrıkorusundaki Büvet ağacının önündeki siyah havuz. Biliyoruz ki büvet ağaçları yeraltında büyümeye devam eder; Bran’ın kaldığı mağara ve Kışyarı’nın altı boydan boya aslında Büvet ağaçlarının kökleriyle kaplı. Kara Geçit (gece kalesindeki sihirli kapı) ve Castery Kayası (ne alaka bilemedim) onlara yer altında büvet ağacı olduğuna inandırmış. Daha doğrusu şöyle demek doğru olacak; büvet ağaçlarının kökleri yer altında kıtaları dahi aşarak büyümüş ve birbiriyle bağlantılı bir “örümcek ağı” oluşturmuş. Dünyanın yaşlılığı ve büvet ağaçlarının sonsuz ömrü düşünülür ise bu mümkün olabilir.

Haliyle Yüzsüzler Tapınağının derinliklerinde de büvet ağacı olduğunu düşünüyorlar, nitekim aslında o siyah havuzun su kaynağı bir yerden de gelmek zorunda. Garip şekilde Kışyarı’ndaki ağacın önündeki siyah havuzun suyu da siyah. Yani bu bir şeylere işaret olabilir.

Videoyu yapanların inandığı şey ise Braavos’un kurucuları aslında Çok Yüzlü İlah diye adlandırdığı yeni bir inanca geçtiler ve bu Büvet ağacının kendisi ki zaten ağaçların da çok yüzü var. Bu serinin ilki olan videoda(bu çevirdiğim 2.)temelde inandıkları ve benim de inandığım şey Yüzsüzler, Büyük Öteki ile işbirliği içinde ama bunlar, artı olarak işin içine KanKuzgun’unu da katıyor. Bahsi geçen videoyu izlemek isterseniz (YouTube ) Neyse, devam.

"Onun yüzleri sayılamayacak kadar çoktur küçüğüm, gökyüzündeki yıldızlar kadar çoktur. Braavos’ta, insanlar diledikleri gibi ibadet ederler… fakat her yolun sonunda Çok Yüzlü Tanrı bekler. Bir gün senin için orada olacak, korkma. Onun dinini kabul etmek için acele etmene gerek yok.”

Fakat İlk İnsanların taptığı sayısız eski ilahla karıştırmayın diyor. Aslında kitaplarda da biraz karıştırıcı bir durum. Ormanın Çocukları, ağacın kendisi ilah kabul ediyor deniyor ama kuzey insanları, sayısız ve isimsiz bir sürü ilah var deyip, ağaçlar aracılığı ile görüyorlar deniyor.

“Oyuncular yüzlerini hilelerle değiştirir,” diyordu nazik adam, “büyücüler, gözü aldatan yanılsamalar yaratmak için ışığı, gölgeleri ve nefsi kullanır. Bu sanatları öğreneceksin lâkin bizim burada yaptığımız çok daha derin bir iştir. Zeki insanlar hileleri fark edebilir ve yanılsamalar keskin gözlerin önünde erir, fakat senin takmak üzere olduğun yüz, doğarken sahip olduğun yüz kadar gerçek ve berktir. Gözlerini kapalı tut.” Kız, saçlarının, nazik adamın parmaklan tarafından geri itildiğini hissetti. “Kımıldama. Kendini tuhaf hissedeceksin. Başın dönebilir ama hareket etmemelisin.”

Arya, Çirkin Kız olmadan önce Nazik Adam ona ilk önce bir iksir içiriyor. (Sanırım bir de yüzünü kesiyorlar, yüzü komple çıkarmaya mı çalışıyorlar yoksa kenarlara çizik şekilde mi çözemedim. Çıkartıp yenisini takıyorlar ise korkutucu gerçekten.)

“Otur,” diye emretti rahip. Kız oturdu. “Şimdi gözlerini kapat.” Kız gözlerini kapattı. “Canın acıyacak,” diye uyardı rahip, “lâkin acı, gücün bedelidir. Kımıldama.”

Taş kadar kıpırtısız, diye düşündü kız. Hareket etmeden oturdu. Kesik hızlıydı, bıçak keskin. Kazın tenine değen metalin soğuk olması gerekirdi ama ılıktı. Kız, yüzüne kan aktığını hissedebiliyordu; alnına, yanaklarına ve çenesine kırmızı bir perde dökülüyordu. Perde kızın dudaklarına ulaştığında, kız tuz ve bakır tadı aldı, dudaklarını yalayıp titredi.

“Bana yüzü getir,” dedi nazik adam. Küçük kız cevap vermedi ama taş zemine sürtünen terliklerin fısıltısı duyuldu. Nazik adam, Kedi’ye bir kadeh uzattı ve “Bunu iç,” dedi. Kedi, kadehi bir dikişte boşalttı. İçtiği şey ekşiydi, limon gibi. Kız, binlerce yıl önce, limonlu kek seven bir kız tanımıştı. Hayır, o ben değildim. O Arya’ydı.

Arya’ya iksir içirilmesi; Bran’a verilen ağaç lapasına benzer bir vazife görüyor aslında; yeteneğinin açığa çıkarmasını ve güçlenmesini sağlayan bir “tetikleyici”. Bu iki şeyin aynı özün farklı formları olduğunu düşünüyorlar. Dahası bir çeşit “deri değiştiren” yeteneği var ortada.

Tek fark; Yüzsüzler gerçek manada bir deri giyiyor ve tamamen o kişinin karakteri, anıları ve sesine ve görünüşüne giriyor.O kişiye tamamen dönüşüyorlar. Başka türlü o kişi olamazlar ve anında fark diğer kişiler tarafından anlaşılırdı. Misal Jaqen’ın Lorathlı olması; Lorathlılar tam da Jaqen gibi konuşur ve Pate’e dönüştüğü bölüm. Pate’in birebir anıları, karakteri ve konuşma tarzını alamasaydı onu tanıyan herkes onun Pate olmadığından, en azından bir andan değiştiğinden şüphe ederlerdi.

Ve Nazik Adam bunu bildiğimiz manada bir büyücülük olmadığını, bunun ötesinde daha derin bir şey olduğunu söylüyor ki warg yetenekleri de tam olarak büyü olarak ifade edilemeyen, ondan çok daha derin bir şey. Warglar ise ruhlarını başka bedenlere geçici yahut kalıcı aktarabiliyorlar. Neresinden bakarsanız bakın ikisin adına da “deri değiştirmek” deniyor. Ha almışsın kendi ruhunu başka bedene koymuş “o” olmuşsun ha onların derisini alıp kendine takıp “o” olmuş, temelde mantık aynı, yöntem biraz değişik.

Arya’nın ilk deneyimi de bize buna dair fikir veriyor zaten.

Sonra, yeni yüz eski yüzün üstüne çekilirken hafif bir hışırtı duyuldu. Deri, kızın yüzüne sürtündü, sert ve kuruydu ama kızın kanını emdikçe yumuşadı, esnekleşti. Kızın yanakları ısındı, kızardı. Kız, kalbinin çırpındığım hissetti ve uzun bir an boyunca nefes alamadı. Taş kadar sert eller boğazını sıkıyordu, onu boğuyordu. Kız, saldırganın kollarını tırmalamak için kendi ellerini yukarı kaldırdı ama orada kimse yoktu. Kızın içi korkunç bir dehşetle doldu, kız bir ses duydu, kör edici bir acı eşliğinde gelen berbat bir çatırdama sesi. Gözlerinin önünde bir surat yüzüyordu; ağzı öfkeyle çarpılmış, şişman, sakallı, zalim bir surat. “Nefes al çocuk,” dedi rahip. “Korkuyu soluğunla dışarı çıkar. Gölgelerden kurtul. Adam ölü. Kız ölü. Kızın acısı bitti. Nefes al.”

Arya, Braavos yolunda iken ulaşmaya çalıştığı hiçbir yere ulaşamadığını düşünüyordu. Nazik Adam da 2. POV’da ona şunu söylemiştir.

“Benim ne istediğim önemli değil,” dedi nazik adam. “Belki de Çok Yüzlü Tanrı, seni onun aracısı olman için buraya getirdi."

Bu kısım da "Üç Gözlü Karga’nın Jojen ve Bran’ı yönlendirip, mağaraya getirmesine benziyor. Fakat ne amaçla?

“Bütün tanrıların vasıtaları vardır; onlara hizmet eden ve onların buyruklarını yeryüzünde işleten erkekler ve kadınlar.”

Yüzsüzler, açıkça “ölümün” vasıtası. Bran ve Arya, güçlerinin gelecek savaşta insanlık tarafından kullanılmamasını sağlamak-fakat Çok Yüzlü İlah(Büyük Öteki) dışında- için bu konumlara stratejik olarak ödünç cezbedilip, yönlendirildi. Bütün insanlar ölmeli değil mi? Ve bazıları da hizmet etmeli. Elbette bu ikisi bu karanlıktan çıkış yolunu bulmazsa, diyorlar.

Karanlık demişken, Norvos hikayesi ile video sonlanıyor. Norvos, Özgür Şehirlerden biridir. Norvos’un kuzeybatısında bir mağara sistemi, yüzlerce fersahtan oluşuyor; çok geniş ve çok derin… öyle ki efsanelere göre burası Yeraltı Dünyasına (yani ölüler dünyasına) giriş kapısıdır. (Bu arada kuzeybatı tarafında Braavos var.)

Şimdi bu arkadaşların çevirdiğim 2. videosu. Öncesinde olduğu gibi bunda da az biraz dağılış var. Galiba bu, onların tarzı. Bu biraz sıkıntı, konudan konuya atlayıp tam birleştirmeden yüzeysel bırakmak… Yine de biz aradaki boşluğu, gevşekliği kendi fikir ve tahminlerimizle doldurabiliriz.

Genel olarak bu ikisi de çoğu kişi gibi saf bir iyi ve saf bir kötü tarafın olduğunu, Ormanın Çocuklarının kötü olduğunu vs. düşünüyor. Kısacası buz tarafı kötü ateş tarafı iyi. Şahsen ben GRİLERİN anlatıldığı bir hikayede, saf iyi ve saf kötü aramak yerine iki tarafın da birbiri kadar iyi ve kötü olduğunu düşünmeyi şu aşamada tercih ederim. LOTR olsa idi tamam ama bu ASOIAF.

Valkyrie başlığımda okursanız görürsünüz ki Arya bir şekilde FM tarafından hususi olarak Siyahın ve Beyazın Evine yönlendirilyor, hatta baya baya Jaqen’ın en baştan beri Arya için orada olduğunu düşünüyorum. Daha atıyorum birkaç haftalık yahut aylık iken çıraklıktan kalfalığa yükselip, yüz takmaları; onun bu işe uygunsuz olduğunu vurgulamalarına rağmen ve onca uyarıya rağmen çok fazla hoş görü gösteriyorlar ve üstüne yüz değiştirme sanatını öğretmeye başlıyorlar, fazla erken değil mi? Böyle şeylerin eğitimi ilk birkaç yıldan sonra verilmesi en mantıklı olanıdır. Ne de olsa kişi uygun olmayabilir veyahut bilgiyi öğrenince kaçabilir, bunlar görünürde Arya’dan hiç emin dahi değil gibi davranıyorlar… Özetle bu kızın üzerine oynamalarının bir sebebi var; Kankuzgun’unun Bran’ın üzerine ve muhtemelen Jon’un üzerine oynama sebebi gibi. Bu da ayrı bir tartışma konusu olacağından, şimdilik fikirlerime girmek istemiyorum ama şöyle yüzeysel bir şey yazmadan da geçmek istemedim.

Diğer yandan Yüzsüzlerin, Ötekilerle bağlantılı olduğuna dair işaretleri en başta bağlantısını verdiğim eski kuramlarda okuyabilirsiniz.


#2

Direk yüzsüzler yazısını görünce “n’oluyo ya” diye bi düşünce geldi içime :smiley:


#3

ahahahaha alayınızı yüzsüzsünüz! diyormuşum aslında bilinç altı mesaj olarak. :rofl:

YETENEK
SİZSİNİZ

olayına döndü. :stuck_out_tongue:


#4

Aynen resmen bilinçaltı mesajı :smiley: birazdan teoriyi okuyacam bir şeyler yorumlamaya çalışırım.


#5

Kuram değil ya, tartışma başlığı. Çünkü kuram olmak için fazla yüzeysel ve zayıf temelli.


#6

Bana fark etmiyor hepsine teori diyorum.


#7

Ben yüz kesme kısmında kesik atılıp yeni yüzün kesiklerin üstüne getirildiğini düşünüyorum :roll_eyes:

Yüzsüz Adamlar konusu çok derin bir konu. O ölülere napıyorlar mesela. Yada havuzun suyu bitmiyor mu ekleniyor mu? Bunca zaman ölen kişiler nereye gömülüyor. Kaç hizmetlisi var ? Merak yaratıyor Yani


#8

Ben de sonra düşününce derin kanatacak kadar kesip, kanı hususi akıttığına karar verdim. Kan, kurumuş deriyi besledi ve dikkatinizi çekerim warg yeteneklerinde de kişiyi deri değiştirmesini sağlayan kendi kanındaki büyü idi; Kankuzgınu da diyor “seni kanın yeşil gören yapıyor.”

Bahsettiğin suya gelince; başka bir videoda (3. Video) bu suyun yeraltından geldiğini söylüyorlar ki öyle olduğu aşikar, çünkü dışarıdan bir kaynak yok ve bu tapınağın ne kadar derinlere indiğini Arya da bilmiyor, iniyor ama çok aşağılara iniyor. Büvet ağaçlarının olduğundan çok eminler aşağıda yani şu yeraltında gelişmiş kökler bağ ağ sistemi dediğim.

Dikkat edersen Kışyarı da aynı, baştan aşağı ağaç kökleri ile kaplı, Bran’ın Sığındığı mağara da aynı, orada da su kaynağı vardı; Kışyarında sa var ve orası da siyah. Sanırım büvet ağaçların kökleri falan suyu o hale getiriyor. Bunun dışında ölülere de dikkat çekmişler.

Onları kanlarını akıtmadan öldürdüklerini, temizleyip yüzlerini aldıklarını ve bedenleri aşağılara götürdüklerine dikkat çekip; kan kurbanı verdiklerini söylüyorlar. Kafama yatıyor, gayet mantıklı. Zaten büvet ağaçları varsa işin içinde ve ölüme tapma; kan kurbanı çok olağan. Gerçi R’hllor için de kan kurbanı yapıyorlar ama o daha çok “büyü” yapmak için bir çeşit AA’nın yaptığı fedakarlık gibi kullanılıyor. Gerçi hep başkalarının kanı olunca fedakarlık olmuyor ama olsun :slight_smile:

Fakat hizmetli sayısı muamma işte :slight_smile: Ordu kuracak kadar olduğundan şüpheliyim ama yeteri kadar vardır herhalde; sonuçta birkaç bin yıldır var bunlar ama en az 700 sene Braavosta kurumsallaşmış haldeler.

Buraya bakar isek Nazik Adam’ın anlattığı gibi Valyria kıyametinden de sorumlu olduklarına eminim gibi. Braavos ne zaman ifşa oldu? Bilinmiyor ama içimden bir ses Valyria yok olduktan sonra diyor.


#9

Ya ben böyle uzun teorilerde sonda yazmadığı sürece nereye varmak istediğini tam anlayamıyorum :smiley: Mel zaten Bran ın Büyük Öteki’ye hizmet ettiğini görmüştü. Hem Yüzsüzler hem de Üç Gözlü Karga özellikle 2 Stark çocuğunu yanına almayı amaçlıyorsa bu benim çok hoşuma gider. Bu arada ben Yüzsüzlerin aşırı fazla olmasa da sağlam sayılı olduklarını düşünüyorum ve Valyira kıyameti sonrası ortaya çıktıklarını.


#10

Bu bir kuram değil :joy:

Genel manada birer tespit silsilesi demek doğru olur. Melisandre’nin bakış açısı güvenilir değil; o fanatik bir kadın ve Stannis’in gerçek AA olmadığını dahi göremiyor, Stannis’i Kehanete uydurmaya çalışıyor. Her şeyi onun için yapıyor ama zaten en başta her şey Stannis için orada olup kendi elini uzatıp alabilmeliydi.

Mel için buz saf kötü, kendi tarafı saf iyi. karanlık içinde Kankuzgunu gördü ve doğal olarak düşman olduğunu farz etti ki düşman olabilir elbette ama tersine iki tarafın savaşını durdurmak isteyen bir 3. taraf da olabilir.

Yüzsüzler, binlerce yıl önce ortaya çıktı Valyria’da.


#11

Kuram falan karıştırıyorum işte :joy: tamam Mel yanlış görüntülüyor da sonuçta gördüğü kişinin Bran olduğu belli yani. Ahşap yüzlü adam ve kurt suratlı çocuk tarzı bir şey demişti. Aslında ortaya çıktı yerine ifşa oldu desem daha doğru olacakmış haklısın.


#12

Gördüğü ikisi onlar, doğru. :slight_smile:

He evet, soruma cevap olmuş oldu. Bana da öyle geliyor yani Braavos öyle ifşa oldu daha doğrusu kendini ifşa etti ama ilginç bir durum var.

Sisler ile kaplı bir alan ve bu yüzden kimse göremiyor ama tahmin doğru da kıyamet sonrası ifşa oldular ise acaba bu sisleri büyü kullanarak mı yaymışlar? Özel duyuru yapmamışlardır herhalde biz buradayız diye.


#13

Bence yok olmalarında onların payı var. Özellikle de yok olmalarını beklemişlerdir sonuçta istedikleri kadar güç kazansınlar yine onlardan korkarlar. Bence kendi istekleriyle belli etmiş olabilirler sonuçta ejder diye bir şey kalmadı efendi diye bir şey kalmadı bunlar da ticaret şu bu derken belli etmişlerdir kendilerini.