Evrim Gerçeği


#61

Zaten çevirisine baktım ilişki çıktı alak 4-5 kelimeyi birden karşılıyor ama embriyonun Arapça karşılığıyla çok benziyor biz o yüzden alak diyor olabiliriz sana katılıyorum o konuda.


#62

Eşcinsellik ve Evrim

"Eşcinsel erkeklerin (gaylerin) ortak bir “gay genine” sahip oldukları iddiası 1990’larda insanlar arasında kafa karışıklığına neden oldu. Çünkü insanların doğuştan gelen yapıları gereği böyle olması fikri, o zamanlara kadar eşcinsellerin “sapkın” tercihlerinden ötürü “o şekilde” oldukları yaftasına aykırıydı. Üstelik bu insanların, heteroseksüel insanlar gibi “gayet normal, var oluşları dolayısıyla öyle” oldukları anlamına geliyordu. Bu da, doğumun kusursuzluğu ve kutsallığı gibi iddiaların arkasına sığınarak eşcinsel insanları ötekileştirmeye çalışan insanların planlarını suya düşürüyordu. Ancak son 20 yılda yapılan yeni araştırmalar, bu ayrımcı insanları pek sevindireceğe benzemiyor: çünkü bulgular, gaylerde ortak bir genin bulunduğu fikrini doğruluyor gibi gözüküyor; hatta eşcinselliğe neden olan yeni gen adayları bile sunuyor!

Evrimsel bir genetikçi için bir insanın genetik yapısının onun eş bulma tercihlerini etkiliyor olduğu fikri hiç de şaşırtıcı değildir. Bunu, daja önce de gösterdiğimiz gibi, Hayvanlar Alemi’nde her zaman görürüz. Muhtemelen insanların cinsel yönelimlerini etkileyen çok sayıda gen bulunuyor. Bu konuda yapılan araştırmalar, çok ilginç bir noktaya ulaşmamızı sağladı: Belki de “eşcinselliği” tamamen hatalı yorumluyoruzdur? Belki de eşcinsellik, sadece cinsiyetlerin birbirlerine olan yakınlığını etkileyen genlerdeki bir farklılık, bir varyasyondur? Yani eşcinselliğe sebep olduğu düşünülen ve henüz net olarak tespit edilememiş olan bu genleri “gay genleri” olarak düşünmek yerine belki de bu genleri “erkek sevme genleri” olarak yorumlamamız gerekiyordur! Çünkü yeni araştırmalar, bu değişken genlerin dişilerde erkeklerle daha erken ve daha sık çiftleşmesini ve dolayısıyla daha fazla çocuğa sahip olmasını sağlıyor olabileceğini gösteriyor. Buna benzer bir şekilde, lezbiyen kadınlarda “dişi sevme genleri"nin bulunmaması şaşırtıcı olurdu. Bu genler de onların erkeklere karşı tutumlarını belirliyor olmalı… Ancak bu konuyu detaylandırmadan önce, “gay genleri” denen bu genleri ile ilgili temel araştırmalara bakmakta fayda var.” (Evrim Ağacı)

36 tane bilimsel kaynağı bulunan makalenin tamamı için link: http://www.evrimagaci.org/makale/117

Ayrıca:

Richard Dawkins kimdir?: http://tr.wikipedia.org/wiki/Richard_Dawkins


#63

Tartışan kardeşler size şunu diyorum “Respect begets respect”… Ayrıca tüm yazılanları çizilenleri okudum Evrim Teorisine sadece teolojik perspektiften bakan kardeşlerim(diğerlerine sözüm yok) bari burada siyasi duygularınızla mastürbasyon yapmayınız! Wikipedia’ ları falan filan bir kenara bırakıp okuyunuz aklın ve bilimin ışığında, okuduklarınızı analiz ediniz bir takım varyanslarla, ve en nihayetinde bir sonuca varınız SİZ in sonucunuza…Ve en önemlisi karşınızdakine saygı duyunuz ve saygın bir ortamda fikirlerinizi ortaya koyup tüm argümanlarınızla tartışınız ha bide “Sen ne söylersen söyle, karşındakinin anladığı kadardır” handikapını unutmayınız SAYGILAR…


#64

Bu başlık açıldığı andan itibaren paylaşılan makalelerin toplam 70’ten fazla bilim dünyası tarafından kabul görmüş kaynağı var. İsteyen bu kaynakların hepsini teker teker araştırıp geçerliliğini sorgulayabilir. Evrimi hala reddedenler de varsa başlığı takip edip yorumlara teşekkür atıp çıkmak yerine BİLİMSEL KANITLAR getirerek başlığa gelsin. Ne yazık ki yorum beğenerek haklı çıkmıyor kimse.


#65

Evrim bir teoridir deyip ispatı yoktur gibi salak argümanları çok duyarım. Evrim bir teori değildir, evrim bilimsel olarak varlığı kanıtlanmış bir olgudur.

Evrim olgusunun açıklamasına evrimin teorisi denir. Mesela doğal seçilim, evrimin bir teorisidir. Bilimde teori demek bir olgunun bilimsel olarak açıklamasıdır. Yani hücre teorisi, kütle çekim teorisi gibi…

Yasa olması için o olgunun matematiksel olarak açıklanması gerekir. Biyolojide matematiksel kesinlik yok.

Yani teori bilimin geldiği ve erişebileceği son noktadır. Önce bunu kavramak gerekir.

Maymunlardan insan olduysa neden şimdi maymunlar insana dönüşmüyor? Gibi salakça soruları da çok duyarım. Bu soruyu soranlara cevabım ise : “İşte sen olmuşsun ya, daha henüz tam evrimleşememişsin, yoksa böyle salak bir soruyu insan olan soramaz.”

İkinci olarak bilimsel kurumların hepsi evrimi kabullenmiştir. Hatta hristiyan dünyası, kilise evrimi kabul etmiştir. Yani canlıların hepsinin ortak bir atadan geldiğini kabullenmişlerdir. Amerika’da şu an evrim karşıtı tek durum Amerikan Evangelist kiliselerinin Akıllı Tasarımı ortaya atmaya çalışmasıdır. Yani bilim adamları canlıların milyonlarca yılda köklü değişiklikler geçirmesini mutasyonlara ve çevre şartlarına bağlarken, akıllı tasarımcılar bunun bir tanrının işi olduğunu ve planlandığını öne sürerler. Yaradılışçıların son kalesi budur. Artık bundan ötesi yoktur.

Kendilerine maymunla ortak atadan gelmeyi yakıştıramayanlar, ensestten türediklerine inanmayı tercih edenlerdir zaten.


#66

Doğrusunuz fakat yaratılışçılık yerine göre farklılık gösteriyor.Yani bir müslüman dünyanın güneşin etrafında dönüşünü Allah öyle yaratmış diye geçiştirirken başka bir müslüman Allah bunu bir sebebe bağlamıştır ve ben bunu araştırmalı bunun üzerinden bilgi sahibi olmalıyım diyebilir.O yüzden toplu ifadelerden kaçınılmalıdır her zaman bana göre.Ki daha öncede söylenmişti evrime benzer fakat darwininkilere göre daha ilkel çalışmalar yapmış müslüman ilim adamlarıda vardır.Akıllı tasarım sonuçta müslümanlar tarafından çıkarılmış birşey değil.Ensest konusu din alanında bir konu olduğu için o taraflara hiç girmiyorum.Bu yüzden dediğim gibi genellemeler yanlışlıklar doğurabilir.


#67

Evrim konusunda yeterince araştırma yapmadan yazmak yanlış ama dayanamadım: Evet dediğiniz gibi evrimle dinin bir alakası yo. Sanki evrimden korkanların, evrimin indandığı değerleri tehdit eden birşey olduğunu düşünen ve ona karşı görev olarak dini muhafızlığını yapanların yorumlarıda olsa aklımı kurcalayan bir-iki yorum var. (Kaynakları incelemedim ve bilgilenmek istiyorum.)

Şuanki maymunlar maymunda neden insanlar insan yorumu :slight_smile:

Bende bu konuda cahilim bilgilenmek istiyorum çok zamanım olmadığı için sizden istiyorum.


#68

Normalde maymundan gelme diye bir durum yok ortak ata var.İki tür akraba oluyor insan ayrılıyor orada.Homo olarak.Sonra sırasıyla gidiyor Homo Erectus Homo neandertalis en son homo sapiens yani modern insan.Bende anlatacak çok bir bilgiye sahip değilim fakat ortak ata üzerinden araştırırsanız aklınızdaki soru işaretleri kaybolur.


#69

He evet anladim sonucta maymun familya gibi bir sey ama insan bir tur insansilar kopeksiler falan var o zaman benim soyledigim yorum dahada sacma bir hal aliyor, turlerin varligini sorguluyor yani :slight_smile:

O zaman benim soyledigim yoruma turler acisindan cok rahat cevap verilir tesekkurler


#70

Burada anlaşılması gereken konu insanın atasının maymunsu canlılar olup olmaması değil. Evrime göre bugün dünya üzerinde yaşayan bütün canlıların ilk atası ortaktır. Yani canlılık 3.5 milyar sene önce ortaya çıkmıştır ve bu ortaya çıkan ilk canlılar bugün soyu devam eden tüm canlıların ortak atasıdır. İnsan da bu canlıların içindedir.

Yaşam milyarlarca yılda evrimleşmiştir. İlk tek hücreli organizmalar ardından eşeyli üremeye geçilmiştir. Eşeyli üreme yani yavrunun atasının iki ayrı canlı olması olayı evrimi milyar yıllardan milyon yıllara düşürmüştür ve evrim göreceli olarak çok daha hızlı gelişmiştir.

Evrimde doğal seçilim mekanizması bütün bilim insanlarınca kabul görmüş bir teoridir. Doğal seçilim teorisine göre bulunduğu çevre şartlarına en iyi uyum sağlayan canlıların hayatta kalarak genlerini gelecek kuşaklara aktarması olayıdır.
Daha detaylı sonra anlatacağım…


#71

Tesekkurler, insan gibi tembel ve hantal bir hayvanin beynin gelisiminden once nasil varligini surdurdugunu dusundum, dogal secilime ugramasi gerekliydi bence :slight_smile:


#72

Atalarımız tembel değildi işte. Ormanda pattern recognition dediğimiz yeteneğini kullanarak diğer hayvanlara karşı büyük bir avantaj elde etti. Ne zaman ki diğer canlılara karşı yaşam savaşını bırakıp kendi yiyeceğini kendi üretir hale geldi, zekasını o zaman kullanmaya başladı.

İnsan azmi bizi küresel bir medeniyet haline getirdi. Kozmozun yaşına bakarsak 14 milyar yıl iken, ilk homo sapiensin yaşı 200 bin yıldır. İlk yerleşik hayat ise 20 bin yıl önce başladı. Kozmozun yaşı ile kıyaslarsak insan daha bu evrende bir bebek sayılır. Ama kendi gezegenimizin baskın türü olduk.

Evrim anlaşılması gerçekten çok zor bir konudur. Yüzlerce makale okumuş biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim.


#73

bir yasanın doğrulanması için illa matematiksel sonuçlara ulaşması gerekmez. eğer kuhn, popper okuduysanız onlarda işin içine çok daha farklı sonuçların girdiğini ve yanlışlanabilen şeylerin bilimsel olarak kabul edildiğini görebilirdiniz. yani teori bir bilimde en son ulaşılacak şey kesinlikle değildir. aynı konuda birbiriyle çelişen teorilerin hepsini en son sonuç olarak kabul edersek işin içinden nasıl çıkacağız?

evrim var veya yok çok da önemli değil benim inancıma göre. allah istediği kurallarla yaratmış olabilir bu dünyayı , islam’ı zayıflatmaz. ancak evrimin ispatı hala yok yukarıdaki cümleler ele alındığında. çünkü dediğim gibi teori bilimin en son noktası değildir.

bütün canlıların ortak elementi su olduğu için homo sapien’in bir kolunu evrimleşen insan, diğer kolunu evrimleşemeyen maymunların oluşturması da imkansız değil, olabilir. sadece evrim neden bu kadar önemseniyor onu anlamıyorum. tamam evrim var diyelim bu dinleri yok saymaz ki. evrimin yok olması da aynı sonuç. evrim eğer ispatlanırsa kabul eder geçeriz. yoksa da zaten yoktur. ben kurandavevrim var veya yok diye ya da hadislerde bir şey görmedim. kuranda insanı sudan yarattık der. bazen çamur der.


#74

Birbiriyle çelişen teori yoktur. Teori sizin günlük hayatta kullandığınız anlama gelmiyor bilimsel dilde. Teori demek bilimsel bir olayın açıklamasıdır.

Sizin günlük hayatta birbiriyle çelişen diye isimlendirdiğiniz şeyler, bilimde hipotez olarak adlandırılır, yani henüz bilimsel bulgularla yeterince desteklenmemiştir. Bir teori olmuş ise ana sütunları değişmeyecek duruma gelmiş demektir.

Evrim teorisi diye bir şey yoktur aslında. Evrim bir olgudur ve onun teorileri vardır, bunlar doğal seçilim, yapay seçilim diye isimlendirilirler. Evrim şu an bilim dünyasında, dünyanın dönmesi gibi bir olgudur, o derece gerçektir.

Bunu sizlere daha nasıl iyi açıklarım bilmiyorum.

Bilimdeki yasalar ise matematiksel olarak desteklenmiş ve kanıtlanmış şeylere denir. Mesela termodinamik kanunları gibi. Bana matematiksel olarak desteklenmemiş ama yasa sayılan neyse getirin konuşalım. Bilgimizi güncelleyelim o zaman.

Ayrıca internette Steve Projesi olarak aratırsanız şu sonucun ortaya çıktığını da göreceksiniz: Bilim dünyasında evrimi kabul eden ve adı Steve olan bilim adamlarının sayısı, evrimi kabul etmeyen bütün bilim insanlarının sayısından fazladır. Bu esprili yaklaşımı okuyun isterseniz.

Demişsiniz ki evrim neden bu kadar önemseniyor? Bu da bazı şeyleri bilmediğiniz veya göz ardı ettiğiniz anlamına geliyor. Bugün dünyada tıbbın gelişmesinin en büyük nedeni evrimdir. Evrim milyarlarca hayatı kurtarmış bir olgudur. Bizim için yaptıkları tüm ilaçları önce nerede test ediyorlar dersiniz, hayvanların üzerinde değil mi? Neden hiç düşündünüz mü? Neden hayvana olan bir yan etkiyle biz de karşılaşıyoruz? Neden iç organlarımız hayvanlara bu kadar benziyor? Neden DNA mız %98 e aynı? Daha genetik hastalıklardan bahsetmedim. Kadının kalp kapakçığını domuz zarından yeniden yapıyorlar kadının hayatını kurtarıyorlar.

İnsanlar özellikle evrimin kanıtlarını sorarken önce bir kendi kanıtlarına bakmalılar. Evrimin milyonlarca fosil dışında, binlerce de genetik kanıtı var, jeolojik kanıtları var vs…

Size evrimin mekanizmasını anlatan bir yazımı sunuyorum:

Evrim:

Anlatmaya başlamadan evvel bilinmesi gereken ilk şey şudur: Bugün dünya üzerinde gördüğümüz tüm canlı türleri, (aslan, kurt, tilki, fil, yunus, balina, köpekbalığı, kartal, çekirgeler, deve ve diğer milyonlarcası) hayatın başladığından bu yana ortaya çıkan canlı türlerinin toplamının %1 den azını oluşturuyor. Yani bilim insanlarının bulgularına göre şu an dünyada nesli devam eden 8 milyondan fazla canlı türü var. 8 milyon türe %1 dersek, canlılığın başlangıcından bu yana belki 800 milyon- 1 milyar arası tür oluşmuş. Tür derken anlaşılması için, mesela kaplan deriz ama kaplanın ayrıştığı alt türleri vardır. Sibirya kaplanı, Bengai kaplanı vs… gibi.

Unutmayın, dünyada bu zamana kadar nesli tükenen tür miktarı toplamın %99 u. 1 milyar civarı türün %99’u tükenmiş.

Şimdi gelelim evrime; en iyisi örnekle açıklayalım.

Aynı bölgede ama birbirlerine uzak 20 tane ada olsun. Bu adalar, anakaralardan uzak durumda.

Bu farklı adalarda yaşayan 20 farklı kurt türü bulunuyor olsun. Etobur bu hayvanlar kendi bölgelerindeki karada bulunan zengin besin kaynaklarından yararlanıyorlar. Hepsinin nüfusu iyice artmış durumda.

Ancak çevre değişikleri oluşuyor.

Adalar bölgesinde meydana gelen tektonik hareketler, yerin derinliklerinden lavlar ve zehirli gazlar yükselmesine neden olur ve adalardaki birçok canlıyı öldürür. Hayatta kalan kurt türleri şu an 20’den 15’e düşmüştür. Bu kurt türleri için yaşam artık çok daha zordur. Adalardaki felaket yüzünden diğer canlılar da öldüğünden yiyecek kaynakları azalmış durumda. Bu şekilde aradan 100 kuşak geçiyor. Artık 10 kurt türü hayatta kalmış durumda, zira diğerleri yiyecek kaynağı bulamadıklarından ve adalardaki tektonik hareketler devam ettiği için nüfusları azalmış, soyları tükenmiş. İyi yüzemediklerinden de göç edememişler.

Kalan 10 değişik kurt türünden, suda avlanabilen kurt türlerinin nüfusu artıyor. Zira sudan besin kaynağı bulabiliyorlar. 100 kuşak daha sonra karada yiyecek bulamadıkları için birçoğunun nesilleri tükenecek. Zorunlu olarak yiyecek bulmak için suda avlanmayı öğrenmiş olsalar da, denizin içinde de yırtıcılar var. Köpek balıkları ve diğer yırtıcılar bu hayvanları yemeye çalışıyorlar. Bu hayvanlardan suda hızlı yüzebilenler sudaki yırtıcılardan kaçarak hayatta kalır ve soyunu devam ettirebilir. Hızlı ve çevik olmayanlarsa ölürler.

Bu kurt türlerinden sadece bir tanesi 1000 kuşak sonra sadece kendi adasına özgü çevre koşulları yüzünden (radyasyonlu madde, kanserojen maddeler vs… gibi etkenler bulunuyor bu adada) ebebeynlerinin yumurtaları mutasyona uğruyor ve iki ayağının pençeleri arasında ince zarları olarak doğuyor. İnce zarlar sayesinde diğerlerinden daha hızlı yüzmeye başlıyor. (Bu ince zarlar hemen ortaya çıkmayabilir, 1000 kuşakta çok ufak genlerin mutasyonlarıyla yavaş yavaş nesil nesil mutasyon oluşmuş olabilir.)

Aynı türün başka üyeleri de mutasyona uğrayarak doğabilirler tabii. Mesela bazısının gözleri çok daha uzağı görmeye başlar, bazısının kas yapısı diğerlerinden daha güçlü olduğundan daha hızlı koşabilir, bazısının tek bacağı kısa olabilir. Bazısının vücut yapısı ve boyu diğerlerine göre daha küçük olabilir veya daha büyük olabilir. Yalnız, burada hayatta kalan, neslini devam ettirecek olan, bulunduğu ortama en iyi uyum sağlayan olacaktır. Hayvanın çok hızlı koşması veya uzağı çok iyi görmesi suda avlanırken ona pek yarar sağlamayacaktır.

Ayaklarında zar olan türün bireyi eğer karada avlanmak zorunda kalsaydı, daha zorlanacak ve neslini sürdüremeyecekti ama suda avlandığından ötürü, suda hızlı yüzüp yırtıcılardan daha kolay kaçabilecek ve neslini sürdürme şansını daha çok arttıracaktır. Bu birey diğer bireylerle çiftleşerek yavruları olacak, o yavrulardan ayaklarında zarlar olanlar hayatta kalacaktır. Zira besin kaynaklarına en iyi ulaşanlar hayatta kalıp neslini sürdürebilir.

Şimdi bu mutasyona uğrayan canlı evrimleşmiş sayılmaz zira annesi babası kurt kendisi de kurttur. Bu tarz mutasyonların binlerce defa tekrarlanması lazım ve bunun bütün popülasyona yayılması gerekir. Aksi taktirde tür evrimleşmez. Türler popülasyon olarak evrimleşir, bireysel olarak değil.

5.000 kuşak sonra bütün bu kurt türlerinden sadece suda daha hızlı yüzebilen ve bu şekilde yararlı mutasyonlara uğrayan hayvanlar neslini devam ettirmiş olacaktır. Ayaklarındaki zar, perdeye mutasyonla dönüşmüş olabilir, ayaklarında zar olanların nesli tükenmiş olabilir. 6000 kuşak sonra ise kuyruğu yüzmesine yardım edebilecek hale gelmiş olabilir. Mutasyona uğramamış ilk hali ile çiftleşse artık yavru yapamaz hale gelmiştir.

Şimdi toplam 6000 kuşak sonra bu 20 türden hiçbiri mutasyona uğramamış da olabilirdi. O zaman hepsi nesli tükenmiş türler arasında olurlardı. Başta anlattığım 1 milyar türden yalnızca 8 milyonu günümüze ulaşmışın anlamı da bu. Zaten evrim olayında 1 milyar türden yalnızca 8 milyonu neslini sürdürebilmiştir ama ilk halleri şu andakinden çok farklılardı.


#75

o kadar zahmet etmişsiniz açıklamak için ama benim evrimin açıklamasına ihtiyacım yok çünkü belirtmiştim yukarda da, evrim olabilir imkansız değil. benim inancımı baltalamıyor diye.

bilimsel şeyler matematiksel olarak açıklanmış şeyler olmak zorunda değildir. sosyal bilimler matematikle mi açıklanıyor? tekrar söyleyeyim popper okuyun belki o zaman anlarsınız. teoriler birbiriyle çatışmasaydı her bir teori zaten yasa olmuştu. niye o zaman onlara yasa demiyoruz.


#76

Phoenix haklı.
Bu tartışmada ben onu destekliyorum.


#77

Teşekkürler yorumlar için, ancak bir hücreliden çok hücreliye geçmeden önce cansızdan canlıya geçimde sonuçta bir "evrim"dir, teorinin bu yetersizliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Birde evrim mutasyonlara dayalı ve mutasyonlar rastgele, mutasyonlarında çoğu zararlı mutasyonlar olduğunu varsayarsak bir türün oluşumu yerine yok olması daha olası değilmidir? +Mutasyonların kalıtsal olarak aktarılabilmesi için bu olayın eşey hücrelerinde meydana gelmesi lazımdır, her canlıda aynı anca aynı mutasyonu geçirmeyeceğine göre bu durum nasıl oluyor?

Atıyorum A türünden B canlısının C organını etkileyen eşey geni mutasyonla değişmiş olsun, B’den doğacak tüm yavrularda C değişmiş olacak, C2 diyeyim. Ama A türünden başka bir canlınında aynı mutasyona uğrama olasılığı % kaçtırki? Hiç olmadığını varsayıyorum. (en olası ihtimal bu çünkü) Bu aynı zamanda faydalı bir mutasyon olsun ama öyle devasa bir fark hemen meydana gelmeyecek. Yeni doğan C2’li canlılarımız çevre etkenleriyle, türler arası ve tür içi rekabetle, doğal seçilimle vs… bir sürü etkenle savaşıp hayatta kalıp hepsi yada çoğu genlerini aktaracak, (XX XY konusunu es geçiyorum hepsi aktarmayabilirde) ve C2’nin oranı tüm A türü içerisinde belirli bir yüzdeye kadar ilerleyecek, artık genimiz çoğu çiftleşmenin sonucunda ortaya çıkacak vs… Bu ihtimaller çok düşük değil mi? Ayrıca faydalı mutasyonlarda faydasızlara kıyasla oldukça daha az gerçekleşiyor, DNA sarmalındaki çoğu değişim canlıyı öldürüyor yada sakat bırakıyor.

Bunları 12.sınıf biyoloji bilgimle yazdığımıda belirteyim bilgilerimde biraz paslı olabilir, hatam varsa çok üstüme gelmeyin :slight_smile:


#78

Ben bu konu hakkında hiç bir şey bilmiyorum.Hepinizin dedikleri doğru gibi geliyor bana.Tarafsız biri olarak böyle gözlemledim,bir de böyle düşünün.


#79

Size yazmamıştım evrim açıklamasını aslında. Yukarıda bir arkadaş sormuştu ona yazdım ancak mesaj ard arda diye bu yazı size gelmiş gibi oldu.

Söylediklerinize gelince;
Sosyal bilimler yasa olamazlar zaten. Bilimsel yasalar matematikle desteklenirler. Bir şey yasa kabul edilmiyor diye bilim olmaması diye bir şey yok zaten. Teoriler bu yüzden var. Sonucun ne olacağını matematiksel tabanda destekleyemiyorsak o bir teoridir.

Bizim halkımızda şöyle bir kanı var: Bilimsel teoriler yeterince kanıt bulurlarsa yasaya dönüşür. Öyle bir şey yoktur. Teoriler her zaman teori olarak kalmak zorundadır. Asla yasalaşamazlar.

Doğal bir olayın sonucunda ne çıkacağını kesin olarak bilemiyorsak o doğa olayının açıklaması teori olarak kalır.

Mesela 10 metre yüksekliğinde bir binada duran 1 kg nesnenin potansiyel enerjisi nedir dediğimde mxgxh formülünden bunu çıkarabilirsiniz. Bu yasadır. Kütle çekim…

1/2Mv2 bize m kütlesinde v hızında bir nesnenin kinetik enerjisini verir. Kesindir işte.

Ama size sorsam bir yıldırım nasıl oluşur? Bunun bana bilimsel açıklamasını yaparsınız, bu teoridir. Ama sorsam ki, yıldırım oluşurken ki kuvvetleri formülize edin, bir sonraki yıldırım nereye düşecek, elektriksel yükü ne olacak? Ne kadar ısı yayma kapasitesi olacak? Bu soruları bir formüle koyamazsınız. Bu teori olarak kalır.

Evrim de aynı, bir papağan daha sonra hangi hayvana evrimleşecektir? Nasıl mutasyonlara uğrayacaktır? Kaç mutasyon sonra eski türü ile çiftleşemez hale gelir? Bunu da formüle koyamazsınız.

Formüle koyamadığınız her şey teori olarak kalır. Hücre bile…

Bilim böyledir. Popper vs… kimin ne yazdığının önemi yoktur zira bilim dünyası bunu böyle kabul ediyor. İstediğiniz hakemli yayınlara bakabilirsiniz.

Bilimde bir şey yasa değil diye bilimsel değildir denmez. Buna sadece soayal bilimler değil onlarca bilim dalı dahildir.


#80

İşte böyle sorularla gelin. Önce size bir bilgi sunayım:

Evrimle ilgili yapılan en uzun deney Lenski deneyidir. Ona bakabilirsiniz:

Öncelikle bilinmesi gereken şey evrim biliminin hayatın başlangıcıyla ilgilenmemesidir. Evrim canlılığın başlangıcından sonra ortaya çıkan canlılığın dönüşümünü anlatır.

İlk canlı nasıl oluştu anlatmaz zaten. Bu evrimin konusuna girmiyor.

Cansızdan canlıyı bilimde abiyogenez denen bir bilim dalı izler. Onun için şu deneyi yaptılar:

Ben bir yaratıcı yoktur diyenlerden değilim zaten. Benim inancım bu yönde.

Gelelim zararlı ve yararlı mutasyonlara… yararlı mutasyonlar derken bundan neyi kastettiğinize bağlı aslında. Bir canlının bir bacağının kısa olarak doğması veya boyunun, ebatının kısa olarak doğması olabilir. Veya tek gözü olmadan doğması gibi…

Evrimin bu denli yavaş işlemesinin sebebi zaten bu. Canlılar sürekli mutasyona uğruyorlar. Bunların içinden sadece mutasyonu çevreye uyum açısından uygun olanlar hayatta kalıyor. Uygun olmayanları bugün zaten görmüyorsunuz, soyu tükenmiş oluyor. 1 milyar küsür canlı türünden sadece 8 milyonu hayatta olayı da bu zaten. Aslında bu söylediğim rakamlar bile düşük. Bilim insanları %99.9 türün yok olduğunu söylüyorlar.
[/quote]

Anladim tesekkurler, soylediklerim zaten teoriyle celismiyormis, olasilikliklarin dusuklugune ragmen o kadar cok canli turunun nasil gelistiginide kendim arastirmaliyim :slight_smile:

Tekrar tesekkurler…