Jaime Lannister Yanlış mı Anlaşılıyor?

jaime-lannister

#1

Daha önce Neden İnsanlar Sansa'dan Nefret Ediyor? başlığında bahsetmiştim; Jaime karakteri üzerine bir çeşit çözümleme başlığı niteliği taşıyacak bir konu ile karşınızdayım. Yine çeviriyi üzerime aldım. Ve yine kendi yorum ve eklemelerimle yazıyorum.

“Hangi tanrılardan bahsediyorsunuz Leydi Catelyn? Kocanızın dua ettiği ağaçlardan mı? O tanrılar, kardeşim kafasını kestirirken kocanıza iyi hizmet ettiler mi?” Jaime kıkırdadı. “Eğer tanrılar varsa dünya neden bunca acıyla ve adaletsizlikle dolu?”

“Sizin gibi adamlar yüzünden.”

“Benim gibi adamlar yok. Sadece ben varım.”

Jaime Lannister… Kral Katili… Yemin Bozan… Onursuz Adam…

Jaime Lannister ilk kitaptan itibaren bize oldukça itici gelen; serinin ‘kötü’ karakterlerinden biri olarak sunulmuş oldukça ‘karmaşık’ bir kişilik. Fakat bu sunum tarzı 3. kitaptan sonra yavaş yavaş değişmeye başladı ve ortaya çıkan sonuç nedir? 5. kitaba geldiğimizde gördüğümüz Jaime aslında en başından var olan Jaime miydi yoksa zamanla olgunlaşmış bir Jaime mi? Kötü mü? İyi mi? Yahut ikisinin ortasında mı? Doğru mu yargıladık yoksa çok mu yanlış anlaşıldı?

Videoyu yapan ablanın en sevdiği karakterlerden biriymiş. Haydi onun argümanlarını duyalım.

  1. kitaptan Jaime’yi Jon’un gözünden tanıyalım.

Sör Jaime Lannister, Kraliçe Cersei’nin ikiz kardeşiydi. Uzun ve sarışındı, tıpkı kraliçe gibi yemyeşil gözleri vardı ve bıçak keskinliğinde bir gülümsemeye sahipti. Kızıl ipek bir takım, uzun siyah çizmeler ve siyah saten bir pelerin giyiyordu. Hanedanının arması olan kükreyen aslan tuniğinin göğsüne altın iplikle işlenmişti. Onun yüzüne karşı Lannister Aslanı derler, arkasından “Kral Katili” diye konuşurlardı.

Jon gözlerini bu adamdan alamıyordu. Bir kral tam da böyle görünmeli, diye düşünüyordu adam önünden geçerken.


Tywin Lannister’ın güzel altın oğlu; Jaime Lannister.

Jaime ilk ilk tanıştığınızda ondan otomatikmak nefret etmeniz çok kolay; tüm o kibir ve hakkında söylenen şeylerden sonra aksi zaten biraz zor olurdu. Bilhassa ikizi ile ilişki yaşaması ve Bran Stark’ı camdan atarak küçük masum bir çocuğu öldürmekte bir beis görmemesini göz önüne alınca demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Gerçi Jaime’ye göre Bran o kadar da masum sayılmazdı ama muhtemelen kendini rahatlatmak için kullandığı bahanelerden biridir.

“Öz kardeşinin ırzına geçen, kralını öldüren, masum bir çocuğu ölüme iten bir adam bundan başka bir isim hak etmez.”

Masum? O sefil çocuk bizi gözetliyordu. Jaime’nin bütün istediği, Cersei’yle başbaşa geçireceği bir saatti. Kuzeye yaptıkları yolculuk uzun bir işkenceye dönüşmüştü; onu her gün görmek, ona dokunamamak, o gıcırtılı büyük arabanın içinde Robert’ın her gece sarhoş bir halde onun yatağına girdiğini bilmek. Tyrion, Jaime’nin moralini yüksek tutmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı ama yeterli olmamıştı. “Cersei’den bahsederken saygılı olacaksın fahişe.”

Şimdi abla diyor ki durumu tersine çevirelim; eğer Robb ve Sansa bu Targaryen işini yapsaydı ve Joffrey onları yakalasaydı ve Robb onu camdan aşağıya atsaydı, bu kadar öfkeli olur muydunuz? Nefret eder miydiniz? (Elbette Joffrey’in ne mal olduğunu daha bilmiyoruz, bunu göz önüne alın.) Joff yerine Bran zehri içip ölseydi, alkış tutar mıydınız? Tutmazdınız diyor. (Bana göre zehir meselesinde çok yanlış bir argüman sunuyor; çünkü Joff’un ölümünden zevk almamızın sebebi ortada, haliyle hiçbir suçu olmayan Bran yahut başka birinin ölümünden zevk almamız beklenemez. Joff da masum olsaydı, onun ölümünden de zevk almazdık. Değil mi?)

GreyArea burada bizim sevdiğimiz karakterlerde olduğu gibi Jaime açısından da empati ve bakış açısı geliştirmemiz gerektiğini söylüyor. Yani madem sevdiklerimize bu imkanı veriyoruz sevmediklerimize de bu imkanı vermemiz gerekiyor.

Her ne kadar Bran gördüğü şeyin ne olduğunu anlayamasa da gördüklerini gidip birisine anlatması halinde Jaime, Cersei, üç çocuğu ve muhtemeldir ki Tyrion ve Tywin ve tüm hanesi Kral’ın gazabına uğrayıp öldürülecek. Cersei’nin de önceden söylediği gibi Jaime hareket etmeden önce pek düşünen biri değildir; bu yüzden o an aklına gelen ilk şeyi yapıp Bran’ı aşağı itiyor. Cersei’ye kalsa oğlanla konuşup, tehdit edip vs. ikna ederek gördüklerini kendisine saklamasını sağlayabilirlerdi. Aslında Cersei gibi cinayet işlemekten çekinmeyen birinin Jaime gibi birinden daha makul davranması da bana bir o kadar ilginç geliyor. Sanırım ikizlerden en akıllı olanın Cersei olduğu bir gerçek. En azından olayı çok büyütmeden kökten halletmeyi tercih ediyor, Jaime ise hemen kılıca ve öldürmeye dalıyor. Jaime açısından bakar isen tüm hanesi söz konusu olduğunda küçük bir oğlanın ölmesi, gerekli bir kayıp gibi görünüyor. Hatta kökten bitirici bir durum olduğu için akıllıca da ama sonuç olarak masum bir çocuğu öldürmeye teşebbüs ettiği gerçeğini düşünmüyor; o an mantıklı olabilir belki ama ahlaki/insani değil. Yine de sanırım ablanın demek istediği şeyi anladınız. Adamın derdi o an kendi kellesi dahil tüm ailesini kurtarmak ve koca bir hane dururken bir çocuğun kaybı nedir ki? Yani “çoğunluğun iyiliği için azınlığı feda etmek” düsturu gibi bir şey.

Şimdi aynı durumda olsaydınız SİZ NE YAPARDINIZ? diye sorun kendinize diyor. Sorun efem. :slight_smile:

Şimdi ben ablanın vermediği alıntıları da vereceğim, bu kadar Jaime sever olarak argümanını güçlendirecek şeyleri gözden kaçırması da ilginç. :smiley: Jaime’nin daha sonra oğlanı aşağı ittiğinden pişmanlık duyduğunu biliyoruz.

Dalkavuk. Doğruyu söylemek gerekirse, Brandon Stark’ı o pencereden aşağı ittiği için pişmanlık duymuştu Jaime. Cersei ona sonsuz bir kahır çektirmişti daha sonra, çocuk ölmeyi reddettiğinde. “Yedi yaşındaydı Jaime,” diye azarlamıştı onu. “Gördüğü şeyi anlamış olsa bile, onu korkutup susturabilirdik.”

“Ben düşünmedim. İstediğinin…”

Devam.

Kız kardeşi, Tyrion doğduğu andan beri değişmeyen, tiksinti dolu delici bakışlarıyla baktı. “Kral hiç yatmadı. Lord Eddard Stark’la birlikte. Onların acısını çok derinden paylaşıyor,” diye yanıtladı.

“Robert’ımızın çok büyük bir kalbi var,” dedi Jaime tembel bir gülümsemeyle. Jaime’nin gerçekten ciddiye aldığı hemen hemen hiçbir şey yoktu ama Tyrion onun bu özelliğini kabullenmişti. Zorlu ve acı dolu çocukluğu sırasında, ona az da olsa saygı ve şefkat gösteren tek kişi Jaime olmuştu. Sırf bu yüzden onun yaptığı her hatayı affetmeye gönüllü oluyordu Tyrion.

Jaime hiçbir şeyi ciddiye almayan; ayrıca dikkatsiz ve kibirli bir adam. Jaime’nin tüm hayatı boyunca yaptığı şeylerin ilk önceliği her daim Cersei olmuştur; onu sevdiği için utanmıyor yahut ensest ilişkilerinden… Yani Targaryenler için olağan olan bu durum Lannisterlar için neden değil?

Belki de Stannis Baratheon ve Starklar ona iyilik etmişti. Ensest hikâyelerini Yedi Krallık’ın dört bir yanına yaymışlardı, gizlenecek hiçbir şey kalmamıştı artık. Neden Cersei’yle resmen evlenip her gece yatağını paylaşmayayım? Ejderhalar her zaman kız kardeşleriyle evlenirdi. Rahipler, lordlar ve alt tabakadan insanlar, yüzlerce yıl boyunca Targaryenlar’ın ensestini görmezden gelmişti, aynı şeyi Lannister Hanedanı için de yapabilirlerdi.

Jaime karışık biri; Cersei’yi çok seviyor ve sonuna kadar da ona sadık; ondan başka biriyle hiç olmamıştı ve ötesinde Cersei ise onu manüpile eden, oynayan biri(b_en her daim Jaime’yi kötü etkileyen ve saçma sapan kararlar almasına sebebin bu kadın olduğuna inanmışımdır_.).

Lord Tywin, Cersei’yi on iki yaşındayken saraya çağırmıştı, onun bir kraliyet evliliği yapmasını umuyordu. Kızıyla evlenmek isteyen herkesi geri çevirmişti; Cersei büyürken, kadınlaşırken ve güzelleşirken onu Kral Eli Kulesi’nde tutmayı tercih etmişti. Prens Viserys’in olgunlaşmasını bekliyordu şüphesiz, belki de Rhaegar’ın karısının doğum yatağında ölmesini. Dornelu Elia asla sağlıklı bir kadın olmamıştı.

O arada Jaime, Sör Sumner Crakehall’un yaveri olarak dört yıl geçirmiş ve Kral Ormanı Kardeşliğine karşı şövalyeliğini kazanmıştı. Fakat Casterly Kayasına dönerken kız kardeşini görmek için Kral Topraklarına uğradığında Cersei onu bir kenara çekmiş ve Lord Tywin’in onu Lysa Tully’yle evlendirmeye niyetli olduğunu fısıldamıştı. Hatta Lord Tywin, Leydi Lysa’nın payına düşecek malları konuşmak için Lord Hosteri şehre davet edecek kadar ileri gitmişti. Ama Jaime beyazları giyerse her zaman Cersei’nin yakınında olabilirdi. Yaşlı Sör Harlan Grandison, armasındaki uyuyan aslana yakışır bir şekilde uykusunda ölmüştü. Aerys, şövalyeden boşalan yere genç bir adamın gelmesini isteyecekti, o halde neden uyuklayan bir aslanın yerine kükreyen bir aslan geçmesindi?

“Babam asla razı olmaz,” diye itiraz etmişti Jaime.

“Kral ona sormayacak. Ve iş bittiğinde babamız açıkça itiraz edemeyecek. Aerys, Sör Ilyn’in dilini, Yedi Krallık’ı asıl yönetenin El olduğunu söylediği için kestirdi. Adam El muhafızlarının başı ama babam cezaya engel olmaya cesaret edemedi! Buna da engel olamayacak.”

“Ama,” demişti Jaime, “Casterly Kayası var.”

“İstediğin şey bir kaya mı? Yoksa ben miyim?”

Jaime o geceyi dün gibi hatırlıyordu. Geceyi Yılanbalığı Sokağındaki eski bir handa, gözlerden epey uzakta geçirmişlerdi. Cersei, Jaime’ye hizmetçi kız kılığında gelmişti ve bu durum Jaime’yi her nedense daha da çok heyecanlandırmıştı. Jaime, Cersei’yi o kadar tutkulu görmemişti daha önce. Ne zaman uyusa kız kardeşi onu tekrar uyandırmıştı. Sabah olduğunda, Casterly Kayası, daima Cersei’nin yanında olmak karşılığında ödenecek küçük bir bedel gibi görünüyordu. Jaime razı oldu ve kız kardeşi gerisini halledeceğine dair söz verdi.

Bir ay dönümü sonra Casterly Kayasına bir kraliyet kuzgunu geldi, Jaime’nin Kral Muhafızlarına seçildiğini haber veriyordu. Jaime’ye, yemin etmek ve pelerinini giymek için Harrenhal’daki büyük turnuvaya gelmesi ve kralın huzuruna çıkması emrediliyordu.

Jaime’in ataması onu Lysa Tully’den kurtarmıştı ama geri kalan hiçbir şey planlandığı gibi gitmemişti. Lord Tywin daha önce asla o kadar öfkeli olmamıştı. Açıkça itiraz edememişti Cersei bu konuda doğru yargıya varmıştı ama zayıf bir bahaneyle El’likten istifa etmiş ve kızını da yanına alarak Casterly Kayası’na dönmüştü. Cersei ve Jaime birlikte olmak yerine sadece yer değiştirmişlerdi ve Jaime kendini sarayda yapayalnız bulmuştu; dört işe yaramaz adam sırayla Lord Tywin’in yerini doldurmaya çalışıp bıçak sırtında dans ederken, Jaime bir deli kralı koruyordu.

Şu anı bile Cersei’nin Jaime’yi nasıl manüpile edip, oynadığını ve istediği şeyleri yaptırmayı başardığının göstergesi. Tabiri caiz ise kadınlığını ve Jaime’nin zaafını kullanarak bir gecede “Kaya”'dan vazgeçirmeye ikna etmiş. Daha sonra benzer şeyi Tommen’ın El’i olması için de yapmaya çalışmıştı ama Jaime bu sefer yemedi.

Elbette tüm bunlar olurken Jaime 15 yaşında, gelmiş geçmiş en genç Kral Muhafızı idi; yani aslında bir çocuk… Ve en başından beri derdi Cersei idi… Bu açıdan yaklaşırsak bu oğlan kime çekmiş merak ettim; tek derdi Cersei ile birlikte olmak isteyen ve savaş tutkusu olan bir adam… Benjen, Jon yemin etmek istediğinde yaşının çok genç olduğunu ve edeceği yeminin sonuçlarını kavrayamayacak yaşta olduğunu ifade etmiştir, yani aslında aynı şey Jaime için de geçerlidir.

Kral Aerys, Jaime’nin atama törenini büyük bir gösteriye dönüştürmüştü. Jaime, diyarın yarısı onu izlerken, beyaz zırhıyla yeşil çimenlerin üstünde diz çökmüş ve kralın çadırının önünde yemin etmişti. Sör Gerold Hightower, ayağa kaldırdığı Jaime’nin omuzlarına beyaz pelerini serdiğinde, Jaime’nin bunca yıl sonra hâlâ hatırladığı bir tezahürat yükselmişti. Ama Aerys aynı gece hırçınlaşmıştı, Harrenhal’da yedi Kral Muhafızı’na ihtiyacı olmadığını söylemişti. Jaime’ye, kalede kalan kraliçeyi ve küçük Prens Viserys’i korumak üzere Kral Topraklarina dönmesi emredilmişti. Beyaz Boğa, Jaime’nin Lord Whent’in turnuvasında yarışabilmesi için vazifeyi almayı önermişti ama Aerys bu tekliϐi reddetmişti. “Burada hiçbir zafer kazanmayacak,” demişti kral. “O artık benim, Tywin’in değil. Ben nasıl uygun görürsem öyle hizmet verecek. Ben kralım. Ben emrederim, o boyun eğer.”
Jaime ilk kez o zaman anlamıştı. Ona beyaz pelerini kazandıran, kılıç ve mızrak kullanmaktaki mahareti ya da Kral Ormanı Kardeşliği’ne karşı gösterdiği kahramanlık değildi. Aerys, Jaime’yi, Lord Tywin’i incitmek için seçmişti, onu vârisinden mahrum bırakmak için. Jaime yeni beyaz pelerininin içinde boş bir kaleyi korumak üzere güneye giderken dayanılmayacak kadar ağır olan bu düşünce, bunca yıl sonra bile çok acıydı. O gün, yapabilseydi, o pelerini hemen oracıkta yırtıp atardı Jaime ama geç olmuştu. Diyarın yarısı onu izlerken ant içmişti ve bir Kral Muhafızı bütün ömrü boyunca hizmet ederdi.

15 yaşındaki Jaime yeminin eder etmez Deli Kral tarafından taciz edilmeye başlıyor ve benzer bir şey Sansa’nın başına da geliyor; sürekli olarak Joffrey tarafından taciz ediliyor, rahatsız ediliyor, hakarete uğruyor ve aşağılanıyor, Stark’lara karşı bir piyon olarak kullanılıyor; Deli Kral da Tywin’in oğlu olduğu için benzerini Jaime’ye yapıyor, piyon olarak kullanıyor. Biliyoruz ki iki adam arasında hoşnutsuzluk ve soğuk savaş rüzgarları esiyor.

Sonunda, bir sonraki gece geldiler, en kötülerinin üçü; Sha- gwell, burunsuz Rorge ve Jaime’nin elini kesen Dothraklı Zollo, Zollo ve Rorge yaklaşırken ilk kimin yapacağını tartışıyorlardı; soytarının sonuncu olduğu konusunda bir şüphe yokmuş gibi görünüyordu. Shagwell ikisinin aynı anda yapmasını ve birinin önü, diğerinin arkayı almasını önerdi. Zollo ve Rorge bu fikri sevmişlerdi ama bu sefer de kimin önü, kimin arkayı alacağını tartışmaya başladılar.

Onu da sakat bırakacaklar ama içini, görünmeyen yerini. Zollo ve Rorge birbirlerine küfür ederken, “Fahişe,” diye fısıldadı Jaime, “bırak ete sahip olsunlar ve sen uzaklara kaç. Daha az zevk alırlarsa daha çabuk biter.”

“Onlara vereceğim şeyden hiç zevk almayacaklar,” diye fısıldadı Brienne meydan okur şekilde.

Aptal, inatçı, cesur kaltak. Kız kendini öldürtecekti, Jaime bunu biliyordu. Ölse bile neden umursayayım? O kadar domuz kafalı olmasaydı hâlâ bir elim olurdu, diye düşündü ama, “Bırak yapsınlar, sen kendi içine kaç,” derken buldu kendini. Jaime de böyle yapmıştı; Starklar onun gözlerinin önünde öldüğünde, Lord Rickard kendi zırhının içinde pişerken ve oğlu Brandon onu kurtarabilmek için kendi kendini boğarken. “Eğer onu sevdiysen Renly’yi düşün. Tarth’ı düşün. Dağları, denizleri, havuzları, şelaleleri, Safir Adası’nda neler varsa onları, düşün…”

“sen kendi içine kaç.” Jaime’nin bu ifadeyi ilk kullandığı yer burası ve onun karakterini çözmek açısından da önemli bir ayrıntı. Bilhassa Stark ve diğerleri öldürülürken ki anısını yanına ekleyince.

Vargo Hoat kolye olarak boynuma taktığında, çürüyen elimi kokladım. “Bir adam mecbur kaldığında pek çok şeye dayanabilir,” dedi Jaime oğluna. Kavrulan bir adamı kokladım, Kral Aerys onu kendi zırhının içinde pişiriyordu. “Dünya dehşetle dolu Tommen. Onlarla savaşabilirsin, onlara gülebilirsin ya da görmeden bakarsın… kendi içine saklanırsın.”

Tommen düşündü. “Ben… eskiden, bazen kendi içime saklanırdım,” diye itiraf etti, “Joffy…”

Jaime, Deli Kral’ın tüm dehşetine tanık olmuş biri; insanları yakması, şehre çılgın ateşler saklaması; kraliçesini dövüp tecavüz etmesi gibi nice kötü şeyler ve Jaime POV’larını okudukça onun bundan ne kadar rahatsızlık duyduğunu ama diğer muhafızların “kralı yargılamak bize düşmez.” sözleri yüzünden sesini çıkartamadığını biliyoruz. Ve anlaşılan o ki o da böyle durumlarda kendi içine kaçmayı ve kibirli bir maske takıp hiçbir şeyi umursamaz, her şeyle dalga geçen biri olmayı alışkanlık haline getirmiş ve elbette zamanla bu üstüne yerleşmiş.

Kralın Rossart’a, hainler şehrimi istiyor, dediğini duydum, ama onlara küllerden başka bir şey vermeyeceğim. Targaryenlar ölülerini gömmez, onları yakarlar. Aerys, gelmiş geçmiş en büyük cenaze ateşini yakmaya niyetliydi.

Kızıl Kale’yi savunmak bana düşmüştü ama kaybettiğimizi biliyordum. Aerys’e bir adam gönderip anlaşma yapmak için rızasını istedim. Adamım bir kraliyet emriyle birlikte döndü. ‘Eğer bir hain değilsen bana babanın kafasını getir.’ Aerys teslim olmayacaktı. Adamım, Lord Rossart’ın kralla birlikte olduğunu söyledi. Bunun ne anlama geldiğini biliyordum.

Jaime ilk önce Rossart’ı daha sonra da Aerys’i öldürdü. Diğer günler de diğer ateş kahinlerini öldürmeye devam etti, böylece kralın son emri asla yerine getirilemeyecekti.

Bu eylem ise “Kral Katili” ve “Yemin Bozan” isminin takılmasına sebep oldu. Oysa muhtemelen hepimizin yapacağı bir şeyi yapmış, sizi bilmem ama böyle adama verdiğim yemini tutacak kadar da gözü kör bir insan değilim yani. Zaten Jaime’nin bu eylemini her daim yerinde bulmuşumdur, hiç yargılamam. Jaime burada bir şövalyenin yapması gerekeni yapmış ve zayıfları, masumları korumuştur. Eğer öldürmeseydi Kral’ın Şehrindeki herkes (Rhaegar’ın karısı ve çocukları dahil) ölmüştü.

Abla diyor ki Robert’dan Rhaegar’ı öldürdüğü için nefret etmiyorsunuz. Hatta ben de bir ekleme yapayım adam kendi akrabasını öldürdü ama kimse ona “Akraba Katili” de demiyor. Ve adamın onu öldürmesinde ki terk derdi de Lyanna’ya duyduğunu iddia ettiği aşk ki ben onun aşık olduğuna da inanmıyorum; tamamen şehvet, tutku ve sahip olma arzusu… Çünkü bu adamın aşkı uçucu bir şey yani, gece var gündüz kayboluyor. Onun elinden alınmasına duyduğu öfke ve kıskançlık… Buna rağmen Robert’a kötü gözle bakılmıyor ve seviliyor. (Şahsen ben sevmiyorum. :smiley: )

“…Katili, evet. Zavallı Aerys Targaryeni öldüren yemin bozan.” Jaime güldü. “Esef ettiğim Aerys değil aslında, Robert. Taç giyme töreninde, ‘Duydum ki sana Kral Katili diyorlar,’ dedi bana. Sonra güldü. ‘Bunu alışkanlık haline getirme sakın.” Neden kimse Robert’a yemin bozan demiyor? Diyarı parçalayan o ama boktan bir onuru olan benim”

“Robert yaptığı her şeyi sevgi için yaptı.” Brienne’in bacaklarından süzülen sular ayaklarının dibinde birikiyordu.

“Robert yaptığı her şeyi gurur, güzel bir yüz ve bir bacak arası için yaptı,” dedi Jaime. Yumruğunu sıktı… ya da bir eli olsaydı yumruğunu sıkardı. Koluna kahkaha kadar zalim bir acı saplandı.

Ned ve Robert; Kral’a sadakat yemini etmişti ve Robb da Walder Frey’e kızıyla evleneceğine dair büyük bir yemin etmişti ama üçü de yemini bozdular. Walder’a intikam aldığı için öfkeliyiz; neden Jaime yeminini bozdu diye onu hor görüyoruz ki? Kardeşiyle ilişkisi yahut Bran’ı aşağı attığı için mi kalan kısmı görmezden gelip, umursamıyoruz? Ablaya göre Jaime bunun bedelini ödedi, bu yüzden artık bu kısımların çok da önemi yok.

“Kesik bileğimin görüntüsü seni bu kadar çok mu rahatsız ediyor?” diye sordu Jaime. “Memnun olmalısın. Kralı öldüren elimi kaybettim. Stark çocuğunu kuleden iten elimi. Kız kardeşimi ıslatmak için bacaklarının arasına soktuğum elimi.” Kesik bileğini kızın yüzüne dayadı.

(Kişisel fikrim Ned’in sadakat yeminini bozması çok olağan zira bence ilk bozan Deli Kral olmuştu; babasını ve abisini yaktığında. Daha sonra Deli Kral Ned ve Robert’ın kellesini talep edince de isyandan başka çare kalmamış gibi görünüyordu. Bu yüzden Jaime’nin Yemin Bozması ile bir tutmak da doğru değil ki yukarıda söylediğim gibi şahsen gerekli bir yemin bozmaydı. Aslında şöyle bakınca Ned ve Robert’ın ki de gerekli gibiydi ama içimden bir ses baba ve abi ölmeseydi de bu isyan çıkacaktı, dediği için[bakınız; güneyli komplosu] çok fark etmiyor olabilir ama biz olmamış değil olmuş olana odaklı konuşalım. )

Ve Jaime, Çiçek Şövalyesiyle kaldı.

Bir kılıç gibi ince, esnek ve zinde Sör Loras Tyrell, kar beyazı bir keten tunik ve beyaz yün bir pantolon giymişti. Beline altın bir kemer takmış ve ipek pelerininin yakasını altın bir gülle tutturmuştu. Saçları yumuşak lüleler halinde dökülüyordu. Kahverengiydi gözleri, küstahlıkla ışıldıyordu. Bunun bir turnuva olduğunu ve onun sırasının geldiğini düşünüyor. “On yedi yaşında ve bir Kral Muhafızları şövalyesi,” dedi Jaime. “Gurur duymalısınız. Ejderha Şövalyesi Prens Aemon, Yeminli Kardeş olduğunda on yedi yaşındaydı. Bunu biliyor muydunuz?”

“Evet lordum.”

“Ben on beş yaşımdaydım, bunu biliyor muydunuz?”

“Onu da biliyorum lordum,” dedi Sör Loras, gülümsedi.

Jaime o gülümsemeden nefret etti. “Sizden daha iyiydim Sör Loras. Daha iriydim, daha güçlüydüm, daha hızlıydım.”

“Ve şimdi daha yaşlısınız,” dedi çocuk. “Lordum.”

Jaime gülmek zorundaydı. Tyrion duysaydı benimle zalimce alay ederdi, yeşil bir çocukla sidik yarıştırıyorum. “Daha yaşlı ve daha akıllı, sör. Benden bir şeyler öğrenmelisiniz.”

“Sizin Sör Boros ve Sör Meryn’den öğrendiğiniz gibi mi?”

Bu ok, hedefin çok yakınına saplanmıştı. “Ben Beyaz Boğa’dan ve Cesur Barristan’dan öğrendim,” diye karşılık verdi Jaime. “Sağ eliyle su dökerken, sol eliyle beşinizi birden öldürebilecek olan Sabah Kılıcı Sör Arthur Dayne’den öğrendim. Her biri iyi adamlar olan Dome Prensi Lewyn’den, Sör Oswell Whent’ten ve Jonothor Darry’den öğrendim.”

“Her biri ölü olan adamlar.”

Bu çocuk, benim, diye fark etti Jaime aniden. Kendimle konuşuyorum, o yaştaki halimle, bütün o kendinden emin kibre ve boş cesarete sahip halimle. O kadar erken yaşta o kadar iyi olmanın insana yaptığı şey bu.

Jaime, Loras’a bakınca kendini gördü; bir zamanlar ne olduğunu ve nasıl bu hale geldiğini fark etti. Starklar arasındaki bir seneye yakın esareti ve elini kaybetmesi; tüm bu kibir duvarından sıyrılmasını ve gerçekten kim olduğunu keşfetmeye başlamasına sebep oldu. Ablaya göre bunda Brienne’nin de payı var ki ben de bu yoruma katılıyorum. Jaime, zamanla Brienne’ye hayran olmaya ve takdir etmeye başladı; onun onur anlayışı, yeminlerini tutmak konusundaki gayreti aslında bir zamanlar Jaime’nin olmayı arzu ettiği şeydi. Yani ben de şöyle bir yorum ekleyebilirim sanırım; Loras, Jaime’nin bir zamanlar olduğu şey ise Brienne de olmak istediği şey… Ve şu an Jaime bu iki şey arasında geçiş süreci yaşıyor, bence.

Jaime’nin deyişine göre bir zamanlar Arthur Dayne olmak istiyordu ama yolda bir yerde Gülümseyen Şövalye’ye dönüşmüştü; yaptığı seçimler, aldığı kararlar ve yaptıkları yanlış ve korkunçtu.

Kral Katili unvanını zırh gibi giyinip, incinmemek için kullandı. Yani Tyrion’un bir zamanlar Jon’a verdiği tavsiyeyi en başta o kendisi için kullandı.

Jaime, Lannister Hanesinde Tyrion’a değer veren ve seven tek kişiydi de. Biliyoruz ki ona oldukça düşkün biri; Cat, Tyrion’u esir aldığında anında harekete geçmişti ve sert tepki vermişti. Bunu da kardeşini sevdiğinde yapmıştı Tywin gibi Lannister imajı vs. için değil.

Zamanla Jaime, Tyrion’un da uyandırmasıyla, Cersei’nin ne olduğunu anlamaya başladı ve artık yavaştan ona katlanamaz hale geldi. Onun birlikte olma tekliflerini kabul etmedi, Kral El’i olma talebini reddetti ve Cersei yardım için mektup gönderdiğinde mektubu yaktı.

“Hayır lordum. Kuş, Kral Topraklarından geldi. İzin istemeden okudum… bilmiyordum…” Üstat mektubu uzattı.

Jaime mektubu pencere sekisinde okudu, o soğuk ve beyaz sabah ışığında. Qyburn’ün kelimeleri kısa ve özdü, Cersei’ninkiler ateşli ve tutkulu.
Bana yardım et. Beni kurtar. Şu anda sana, daha önce hiç olmadığım kadar muhtacım. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Hemen gel.

Vyman kapıda dolanıyordu. Jaime, Peck’in de onu izlediği fark etti. Üstat, uzun bir sessizliğin ardından, “Lordum mektuba cevap vermek istiyor mu?” diye sordu.

Mektubun üstüne bir kar tanesi kondu. Kar tanesi erirken mürekkep dağıldı. Jaime parşömeni dürdü, tek eliyle yapabildiği kadar sıkı, mektubu Peck’e uzattı. “Hayır,” dedi. “Bunu ateşe at.”

Abla, Jaime’nin artık Cersei’nin onu sevmediğini bildiğine inanıyor; o artık uyandı ve öğreniyor… Jaime artık olmak istediği adama doğru bir geçiş yaşıyor, son üç senede yaşadıkları onun kefareti idi ve muhtemelen bu yolda yürümeye devam ettikçe kefaret ödemeye de devam edecek ve istediği onurlu adam olduktan sonra son bir iyilik yapıp ölecek, diye düşünmekteyim.

Bence oldukça iyi yazılmış bir karakter; a iken b’ye dönüşmeye başlamış, o pişmanlıklar, süreç çok güzel işlenmiş. İlk başta kendisinden haz etmez iken şimdi kendisini yavaştan sevmeye başladım, hele Cersei saçmalığını da tamamen bıraktıktan sonra… :slight_smile:

Sizin için Jaime nedir? Nasıldır? Onun hakkında fikirlerinizi alalım.


Stannis Baratheon Abartılıyor mu?
#2

Ben diyor ve kendisini sevmiyorum

Her neyse bu kısa ön bilgiden sonra şunu söyleyim, ablaya katılıyorum ve eklemek istediğim bazı şeyler var.

Aslında Jaime’yi bence feodal sistemin dışladığı, yozlaştırdığı insanlar içerisine katmak daha doğru. Yani kendisi cücelerle, kadınlarla, piçlerle ve Kırıklarla aynı türden.

Gerçekten özünde iyi bir insan ve şövalye ruhu taşıyor. Ancak sistem tamamen yoz. Zaten bir ara demişti ben kral muhafızlarını bozmadım kral muhafızları beni bozdu diye. Kendisine kralı koruması söyleniyor ancak kral tamamen psikopat ve zalim bir insan. Buna rağmen bu krala karşı en ufak karşı gelmeyen adamlar onurlu sayılırken kendisi diyarın en pislik insani olarak geçiyor. Evet muhteşem bir ailede çok ciddi yeteneklere sahip olarak doğdu ancak sistem kendisini kısıtladı ve mahvetti.

Bundan sonrasında Jaime’nin yaptığı şey içine kaçmak yani umursamamaktı. Tek umursadığı şey Cersei’ydi. Bu yolda dövüşürken ölebilirdi ama gücü yettiğince de korurdu. Zaten elde kılıç ölmek Jaime’nin istediği tarzda bir ölümdü. Yani Kısaca Cersei’yi düşün, diğer şeyleri umursama, sana saldıracak olurlarsa savaş, öl ya da öldür. Ancak kılıç Eli kesilince Jaime bundan mahrum kaldı. Zaten şu ateş kılıçlı rüyadan bu anlaşılabilir. Bu ise Jaime’nin bu kafayı kuma gömme olayıbu tamamen sona erdirdi. Öte yandan gene yazıldığı gibi Brienne gibi sistemin dışına ittiği ve kendi olmasına izin vermediği Brienne’dwn çok etkilendi. Ona fahişe dedi. Ancak kız benim adım Brienne diye diretti. Kendisinden bir leydi olması isteniyordu ama olduğu kişi oldu sadece. Benim adım Jaime, kral katili değil demesinden bu etkiyi anlayabiliriz.

Ayrıca Cersei’nin gerçek yüzünü görmesi yaşama amacını da yitirmesine sebep oldu tabi.


#3

jaime benim de en sevdiğim karakterlerden. çünkü mükemmel bir özgeçmişi yok. gereksiz parlatılmış biri değil. bana böyle karakterler daha gerçekçi daha doğal geliyor. genelde böyle geçmişinde leke olan gri karakterleri seviyorum.her an her şeyi yapabilecek,bizleri şaşırtabilecek karakterleri.

ama greyarea ablamızın ne kadar taraflı olduğunu bu yazıdan anlamış bulunmaktayız. sansa yazısında yaşının yaptığı şey için bahane olamayacağını söylemişken burada tutup yok çocuktu yok şöyleydi,böyleydi. 15 yaşında ki birini çocuktan sayıp,11 yaşındaki kızı eleştiriyor. :unamused:

robert bence lyanna yı seviyordu. eğer amaç sadece tutku olsaydı, ona o açıdan yaklaşırdı. -adam kendi dayısının kızına hatır etmiyor :grinning: - tamam, kadın düşkünü olabilirde bu tamamen kadınları bir obje olarak görüp asla aşık olmayacağını gerektirmez. anne babası gözünün önünde ölmüş birisinin,tek aile olarak gördüğü arkadaşının kızkardeşine aşık olması doğal bence.-güzel de kız-.ki ned’le akraba da olmak istiyordu. jaime biraz gizli targaryen fanı olduğu için öyle diyor . :smile: -ve sevgilisinin kocası olduğu için,tarafsız da bakamıyor olaya.- ben açıkcası robert’i severim. robert bir çok kez vurgulandığı üzere pek akıllı biri değil ve bu yüzden duygularıyla hareket ediyor. gurur için savaştığı, onurun pek umrunda olmadığı muhakkak ama bu sevmediği anlamına gelmez. ki o isyanın çıkmasında kız kaçırma dışında bir sürü tetikleyici neden de vardı.
bu arada konu için teşekkürler :slight_smile:


#4

İyi bir yazı olmuş. Sonuna kadar okudum.

Biz bu konuyu biraz seviyesizce de olsa, serinin en baba karekteri Jaimedir konusunda uzun uzun detaylıca tartışmışdık.


#5

Bu soruları Kitapları baz alarak sorduğunu biliyorum lakin kendimi tutamadım.Bu konu hakkında bende bir iki kelam etmek istiyorum…

Kibirli (Havalı) oluşu : Adam diyarın en varlıklı ailesinin oğlu.Bırakalım da o kadar olsun.

Ciddiyetsiz oluşu : Adam Mad king’i öldürüp bincelerce insanın hayatını kurtardı ama buna karşın Kral katili,Yemin bozan gibi lakaplarla sürekli aşağılandı.(Örn: Ned Stark’ın biladerini ve babasını Mad king öldürdü.O hırsını Jaime den çıkardı) Eee Jaime de bakti ki bu insanlara iyilik yaramıyor.Deveyi diken onları öpen yaranıyor, oda dünya gözüme minare sözüme takılmaya başladı ki bence sonuna kadar haklı.

Jaime’yi sadece 1 konuda elestirebiliriz oda Cersie’ye olan askı.Bran vakası da dahil butun hatalarının temelinde bu iliski yatıyor.Bu konuya zaten etraflıca deyinmissin bir daha girmeyeyim lakin bir 2 yüzlülüğe değinmek istiyorum .

Jon’un targaryen oldugunu bilip Dany ile ask yasamasını bekleyen ve mercimek fırına verildiginde çoşan kişilerin jaime’yi elestirmelerini ironik buluyorum.Biri Abla-Kardes digeri Hala-Yegen ikiside ensest ! Ensest’e karsiysak yada Jaime’ye bu yuzden kızıyorsak biraz tutarlı olalım .Grrm “Targaryen’lar da ensest normal birsey” dedigi icin birini normal karsilamayalim.Lannister’lere “Tuhh ahlaksizlar” deyip Targaryen’ları alkışlamayalım.Çevremde ve Nette bu turden çok insan görüyorum…bu durum biraz tuhafıma kaçtı,ondan degindim…

Konuyu toparlarsak,ben Jaime’nin Gri bir karekter oldugunu düşünmüyorum.Gri karekter tabiri İyi/Kötü çizgisinde gidip gelen,yaptıklarına anlam verilemeyen karekterler icin kullanılır(Örn: Sandor Clegane ) oysa Jaime öyle degil, rengi belli ve baştan beri iyi.Cersei’ye ragmen iyi ! Mad king’i öldürüp diyarı kurtaran,Ailesinin bütün dolduruşlarına rağmen Tyrion’a iyi davranan adama gri karekter denmez.En azından ben demem.Jaime için bir tanım yapmam gerekirse ; “Aşk kurbanı” derim.Çünkü Ona karşı olan ön yargıların temelinde bu sebep yatıyor.


#6

Ben böyle düşünmüyorum, sistem vs. ile ilgisi yok. Tamamen Jaime’nin Cersei tutkusu onu bu hale getirdi; çünkü görüyoruz ki en baştan beri aldığı her karar Cersei içindi. Misal Kaya’da kalmaya devam etseydi hiçbir zaman Kral Muhafızı olmayacaktı ve muhtemelen Lysa ile evlenecekti; kral katili vs. gibi bir duruma düşmeyecekti. En fazla konumun verdiği tipik bir Lannister kibriyle etrafta gezerdi, o kadar.

Kral Muhafızları beni bozdu diye bir şey hatırlamıyorum aksine şunu hatırlıyorum; “Kral Muhafızları ne ara böyle sefil hale geldi? diye sorardı Arthur Dayne ve ben de “Benim yüzümden.” diye cevaplamak zorunda kalırdım. Kapıyı ben araladım ve tüm haşereler de içeri girdi.”

Yaşama amacını yitirse idi ölmüştü çoktan. Onu en son oğluna odaklı gördüm, bir baba olmaya çalışacaktı; onu koruyacak, hayatta tutacak ve Cersei’in Joffrey’i dönüştürüğü şeyden koruma arzusuyla bıraktık. Yani eskiden yaşama arzusu Cersei iken şimdi oğul odaklı olmaya dönüşüm yaşamış gibi geldi ama muhtemelen Cat ile yüzleştikten sonra onurunu kazanma derdine yeniden düşecek, aslında zaten KL’ye döndüğünde bu derdi vardı; Sansa onun onuru için son şanstı, böyle söyledi ve bundan dolayı Brienne’yi onu bulması ve koruması için gönderdi.

Sen şimdi elma ile armudu karıştırıyorsun. Burada bahsettiği 15 yaş meselesi; ettiği yeminin ne manaya geldiğini bilmeyen bir çocuk portresi… Benjen de aynı şey için Jon’u uyarıyordu. Yoksa onu bunu aşağı at, kral öldür, kardeşinle yat meselesi değil. Bunların yaşla hiçbir ilgisi yok. Zaten Jaime 15 yaşında ne yanlış yaptı ki? Kralı öldürmesi mi? Bu bir hata yanlış yahut ihanet değil bana göre, doğru bir hareketti. Cersei meselesi ise yine yaşla ilgisi yok, nitekim hayat boyu süren bir ilişki.

Konu Jaime olduğu için bu konuyu fazla dallandırmak istemiyorum ama şunu söyleyebilirim; “Sevdiğimi kaçırdılar, tecavüz ediyorlar!” diye isyanlara çıkan bir adamın fırsat bulunca fahişelerle düşüp kalkıp piç peydahlamasını beklemem. Burada Lyanna’nın sözleri kulağıma çalınıyor; “Aşk tatlıdır, Ned ama bir insanın doğasını değiştirmez.” Robert’ın tek yatakla yetinmeyeceğini anlamıştı Lyanna.

Katılıyorum, bana göre ikisi de iğrenç bir ilişki; alkış falan tutmadım aksine ööö diyorum.


#7

Burada sebep değil sonuç önemli. Ona bakılırsa Bran da tırmanmasaydı kırık olmayacaktı. Ya da orada Aerys yerine Rhaegar otursaydı her şey farklı olurdu. Burada mesele Jaime’nin tiksindiği insanlara hizmet etmek zorunda kalması ve siyasi oyuncak olması. Sebepler önemli değil, kaldı ki zaten Cersei olayı da. O bahsettiğim meselenin bir parçası. Zira Westerosda arada sırada erkeklerin başka kadınlarla yatması gayet normal karşılanırken sevdiği kadına çocukluğundan beri sadık olan Jaime mesele duyulsa en şerefsiz olacak

İlk povlarda diyor öyle bir şey.

Evet doğru yanlış cümle oldu. Ama boşluğa düştü dersek daha doğru olur.


#8

Ben alkış tuttun demedim ki,tutan bir kesim var dedim ve onlara giydirdim :grin:


#9

Jaime bu serinin en baba karakteridir. Seride en kilit karakterlerden biridir. Yaptığı şeyler westerosun kaderini belirlemiştir.


#10

Jaime, tanrıdır.
20202020


#11

Nasıl sebepler önemli değil? Hayatta her şey sebep-sonuç ilişkisi çemberinde meydana gelir, SEBEP HER ŞEYDİR bu hayatta. Sebep olmadan sonuç nasıl meydana gelebilir? Seni itmez isem düşmezsin. Sebesiz düşen adam gördün mü? Senin bahsettiğin yoz düzenin bile bir sebebi var, bu yüzden yoz; yani burada mesele sistemin yozluğundan ziyade sistemi yoz hale getiren sebeplerdir; o sebepler meydana gelmeseydi, yoz bir sistem olmayacaktı. Haliyle karakterler de yoz olmayacaktı yahut başlarına bela almayacaktı.

Kader, çabaya aşıktır. Seçim yaptığın an kaderini mühürlüyorsun. Olduğun kişiyi sen seçersin, kimse senin için seçmez. İstediğin kadar yoz bir sistemin içinde büyü; tersi olsa da sen o yönde seçim yapıyor isen sebep yine sen ve seçimlerindir. Direniş gösterir ve doğru bildiğin şeyin peşinden gidersin yahut teslim olur ve sistemin çarklarından biri olursun; kişinin kendi seçimidir bu, kimse Jaime’yi bir şey olmaya zorlamadı, o pes etti o kadar. Yine aynı şekilde olduğu kişiden rahatsız olmaya başladı ve yine o yoz sistemin içinde olmasına rağmen değişmeye başladı, yine sebepler eşliğinde.

Gözüme hiç ilişmedi. Bu durumda kendisinin de en başta beş para etmez biri olduğunu kabul etmiş, oysa o zamanlar oldukça kibirli bir adam ve kendini mükemmel görüyor. Verdiğim alıntıyla da oldukça çelişkili bir yorum olmuş, senin bahsettiğin.

Evet, bu daha doğru. :slight_smile:

Ben de öyle söylediğini söylemedim, sana katıldığımı yazdım. :slight_smile:

Hangi yaptığı?

@Loren_Lannister rica ediyorum, trollemeyin başlığı. Şikayet etmek istemiyorum, zaten böyle bir başlığınız vardı kapandı şu saçmalık yüzünden. Teşekkürler.


#12

En başından anlatayım madem.

Şimdi bu serideki en önemli unsurlardan bir tanesi sistemin, geleneklerin ya da ona benzer şeylerin dışladığı, kısıtladığı, olduğu gibi kabul etmediği insanlar. Cüceler, sakatlar, kadınlar, piçler vesaire. Jon Snow, Tyrion Lannister, Brienne of Tarth,… Bunlar bu şablona alınabilir. Olmaları gerektiği gibi olmadıkları için dışlanan insanlar. Bir de durumu bunlar kadar kötü olmayan ancak toplumun kendisine dayattığı şeyleri reddetmek isteyenler de bu duruma yakın. Arya Stark gibi. Zaten evrendeki temel sorun bu. Sırf anası babası iyi işler yapmış diye takip edilen 5 para etmez karakterler, adaletin gene bunların tekelinde olması, insan hayatının bublae yüzünden değersiz olması, piçmiş, kadınmış şişmanmış diye insanların kafalarda belli şablonlara oturtulması. Tyriom ile Jon’un efsane konuşması bu durum üzerine iyi bir örnek.

Şimdi bubu uzun uzun yazma sebebim Jaime’yi değerlendirirken hangi açıdan baktığımı anla diye çünkü mesele Benim demek istediğimden alakasız yerlere gitmiş. Jaime Lannister bir lordun oğlu olarak doğdu. Yakışıklılık, güç, zeka vb her şeye sahipti. Ancak buna rağmen daha çok küçükken siyasi Emel’lerin oyuncağı oldu. Tamamen niteliksiz, zalim bir kralı korumak zorunda kaldı. Kral Starkları pişirirken bunu engellese pis hain olacaktı, görevi onu korumaktı. Kral karısına tecavüz edip onu perişan halde bıraktığında görevi onu korumaktı, tersini yaparsa hain olacaktı. Kral tüm şehri yaksa, herkesi öldürse kralı kesip engellese pis hain olacaktı ki oldu da. Yani Westeros’daki Onur diye yedirilen biat etme olayının çirkinlipini ve buradaki ikiyüzlülüğü canlı olarak gördü. Zaten povlarda sürekli bundan yakınıyor. Çünkü kendisi gerçekten istediği için savaşmıyordu. Tıpkı üstteki paragrafta belirttiğim tiplemeler gibi özgür olamıyordu. Sakatlık, piçlik, vb nasıl zincirse bu da bir zincirdi. Bu yüzden Jaime için kendi gibi bir karakter olan Brienne macerası onun ufkunu açan bir deneyim oldu.

Şimdi sen o da bacısıyla yatmasaydı hak etti diyebilirsin. Doğrusu bu meselenin sadece onları ilgilendiriyor olduğu için ahlaki açıdan yanlış olduğunu düşünmüyorum. Ancak velev ki gerçekten iğrenç ve pislik bir şey olsun, kızkardeşine plan bağlılığı Jaime’nin kral muhafızı olmasına dolaylı yoldan hizmet etti. Doğrudan değil. Eğer gerçekten iyi bir kral olsaydı orada belki bu kimliği benimser ve bu kadar gocunmazdı. Mesela bir povunda Brienne’ye sana tecavüz ederlerse katlan ve içine kaç demişti ve sonra ben starklar yanarken öyle yaptım diye düşündü. Yani adam ciddi ciddi azap duyuyor, hiçbir şey yapamamaktan ve istediği gibi olamamaktan.

Aslında pek sanmıyorum kibirli gördüğünü kendinin. Evet kılıçta iyi. Ama bu olan bir durum zaten.


#13

@YeniAy_Ottoman Benim naçizane yorumum ‘Jaime tanrıdır’. Bunu düşünüyor olamaz mıyım? Eski başlıkta yazılanlarla bu fikre inanıyor olamaz mıyım? Bana karşı nezaket uygulamak zorunda değilsin. Forumun işleyişini bozanları moderatörlere şikayet etmek her üyenin görevidir. Durma şikayet et hadi ancak bir kez daha 'rica ederim’i hafifletici olarak kullanıp ‘şikayet etmek istemiyorum’ gibi beylik laflar etme. Bunu dillendiriyorsan, yaparsın olur biter. Siz veya herhangi biri ‘rica ediyor’ diye düşündüklerimi yazmayacak değilim. Tekrar söylüyorum benim için Jaime tanrıdır. Bu görüşe sahip olmayanları ben yadırgamıyorsam, sizler de beni bunu söyledim diye yadırgamayın.

Rica ediyorum, duyar kasmayın şu başlıkta. Cevaplamak istemiyorum, zaten bu duyarlar yüzünden birçok dostumuz banlandı. Teşekkürler.


#14

Şimdi anladım demek istediğini ve tamamdır, imza attım altına. :slight_smile:

“Kendisini kibirli görüyordu.” değil mesele, yani kendisini çok iyi görüyordu; harika bir savaşçı, Kaya’nın Altın Çocuğu gibi gibi şeyler. “Ben kibirliyim” diye etrafta gezmiyordu ama Loras ile konuşmasına bakıyoruz ki eskiden kibirli olduğunu kabul ediyor. Bunu o zaman fark etmemişti, şimdiki; yeni Jaime fark etmişti. Oysa herkes bilir ki her Lannister kibirlidir. :smiley:


(Bu arada bundan sonra hak etmeyenlere de nazik davranmayacağım ve başlıkları sabote edenler konusunda da şikayet etmekten çekinmeyeceğim.)


#16

Ha gençken öyle evet. Ben şuanki halinden bahsediyorum. Yani kendisi kılıçta iyi napsın adam. Bir aslan ben normal bir insani öldürebilirim rahat biçimde derse kibirli mi olmuş oluyor?


#27

Kişilik dalgalanması olarak serinin en ilgi çeken kişisi. Seveni sevmeyeni her şey mümkün. Yanlış anlaşılıyordu uzun süre boyunca gerçekten. Ama nefreti artık haketmiyor.


#28

Yazar, ilk başta böyle hatalı yanlış işler yapmış karakterlere kendince bir kefaret ödeterek sevdirme yoluna gidiyor zaten. Bir nevi okuyucunun gazını alıyor sonra başka yerden gazlıyor. :stuck_out_tongue_winking_eye::stuck_out_tongue_winking_eye::stuck_out_tongue_winking_eye:


#31

jaime cersei’nin oyununa geldi işte. ‘‘jaime kral muhafızlarına aşk için katılmıştı elbette.’’ kendi yorumu. sansa’da ne yaptıysa ‘‘aşk’’ için yapmadı mı? üstelik jaime cersei’yi 15 yıldır tanıyordu ama aşktan,gençlikten gözleri kör olmuştu.yoksa hangi akılla mirasından vazgeçip,yemin etti. tywin’e karşı deli kral’a koz verdi. deli kral-tywin rekabeti tüm westeros’ta herkesin dilindeydi. sansa’da babasına karşı cersei’ye koz vermiş oldu-kendisini- gideceklerini söyleyerek.
seride jon olsun jaime olsun, küçük yaştaki herkesin aptalca hayalleri var. hepsi seriye yeşil birer çocuk, bir hayalperest olarak başladılar.eninde sonunda hepsi gerçek hayatı tanımaya başlıyor. bu yolda aptalca hatalar yapabiliyorlar. ister 10 ister 15 yaşında olsun.


#32

Bu yazdıklarının altına imza mı atıyorum.Jon,Jaime,Arya,Sansa,Dany hepsi farklı karekter yapılarına sahip olsalarda aynı dertten muzdaripler.Yetişkinlerin aç gözlülüğü,ilgisizlikleri,Çıkar kavgaları,Kibir ve Egoları bu karekterlerin çocukluk dónemlerini (hayallerini) ve dolayısıyla hayatlarını etkiliyor.her biri kendilerine düşen payı acı bir şekilde de olsa alıyor…

Jon : Ailesinin (Lyanna,Rhaegar,Mad king,Ned) hataları yüzünden “piç” damgasıyla buyumek zorunda kalıyor…Gece bekcilerine kenef suratlı üvey annesi yüzünden katılıyor.Kadın ona bir türlü rahat vermedigi için kurtuluşu duvarda sanıyor ve sonrası malum.Başına gelmeyen kalmıyor.

Jaime : İlgisiz bir baba.Annesiz geçen bir cocukluk.Ne bir arkadaş ne bir dost.Ve bu durumun getirdigi (sebep oldugu) carpık bir iliski,Cersei.Bu hata Jaime’nin hayatını mahvediyor.

Dany : Deli kralın (Babasının) yaptıklarının kefaretini çekiyor.oda Jaime ve Jon gibi Annesiz buyuyor.Arıza abisiyle birlikte ordan oraya sürülüyor.Göçebe hayatı yaşıyor ve en nihayetinden bir eşya gibi satılıyor.

Arya : Ne leydi olmak istiyor nede kralın sehrine gitmek istiyor onun farklı hayalleri var ama Ebeveynlerinin aldığı ani bir kararla gitmek zorunda kalıyor ve onların hatalarının ceremesini cekiyor.

Sansa : oda Arya ile aynı durumu yasiyor…Arya’dan tek farkı ; Sansa’ya,sen leydisin sen kraliçe olasaksın demisler.Ne real hayatla ilgili bir ders vermisler,nede zorluklarla bas edebilmeyi ogretmisler.Sandor’un degimiyle “küçük bir kuş” gibi yetistirmisler.Eee kucuk kusu da Aslan (Lannister) kafesine atarsan olacaklar 3 asagi 5 yukari bellidir.oda kendi payına dusen acıyı cekti

Gordugun gibi,butun sorunların ana kaynagı yetişkinler yani aileler.“Jaime’ye gösterilen anlayış neden Sansa’ya gösterilmiyor” demisin,onuda aciklayayim.Bir kere hic bir karekter dort dortluk degil.hepsinin kusurlari,gunahlari ve sevaplari var.GrrM ;Jaime,Jon,Dany ve Arya’yı biraz farklı konumlandirmis.Bunlarin bir misyonu ve al benileri var.Biri Mad king’i oldurmus iyi bir savascı ve azor ahai oldugu soyleniyor,digeri kuzeyin kralı oldu oda diger bir azor ahai adayı.Dany’in ordusu ve ejderhaları var kraliçe adayı .Arya suikastci olup karizmada tavan yaptı eeee Sansa ?

Sansa’nın tek basarısı hayatta kalmış olması gibi gozukuyor.gerek ebeveynleri yuzunden gerek kendi hatalari yuzunden cok acilar cekti ama ne bir seye etkisi var nede bir al benisi evett leydilik durumları var ama oda soyisminin getirisi yani bunun icin mucadele vermedi tamamiyle “Stark kızı” olmanin ekmegini yedi.ayrica Ned stark gibi kafayi onur,gurur vb.seylerle bozmus bir adamin kizinin ezilip buzulmesi,kendini o hale sokmasi,ailesine ihanet etmis gibi gozukmesi gerek izliyecelerde gerek okuyucularda bir antipati yaratti.Yani “neden Arya gibi davranmadi,olmesi gerekiyorsa olsun” denildi (Ben bu goruse katılmıyorum) bu da farkli bir bakis acisi.Sonucta bu teorileri (analizleri) fan’lar yapıyor ve ister istemez tarafsiz bir bakis acisiyla davranamiyorlar.Sevdiklerini ovuyorlar,sevmediklerini gomuyorlar.Demek ki bahsi gecen abla da Sansa’yı sevmiyor en azından boyle anlasılıyor bu da normal bir sey.Yani fazla seyyy etme,rahatla,gevse :grin:


#33

kitap bitmiş olsaydı haklılar derdim sansa konusunda hiç bir özelliği yok diye.ama karakter gelişimi tamamlanmamış karakterlerden birisi kendisi.şu an henüz çaylak öğrenci. diğer, sansa’dan neden nefret ediyorlar konusunda @YeniAy_Ottoman’ın çevirdiği greyarea yazmış ki,işte sansa’yı savunanlar yaşının küçüklüğünü öne sürüyor ama arya’da küçüktü.yani yaş bir etken değil yazmış. burada ki jaime konusunda da -belli ki greyarea nın sevdiği bir karakter- işte yaş olarak çocuktu filan yazmış.benim isyanım buna. :smile: arya’da hatasız bir karakter değil ki, en basitinden tutup basit bir yaveri öldürmesi daha 9 yaşındayken. veya jaqen e 3 isim verirken gidip önemsiz insanların isimlerini vermesi.tamam hadi 3 isimden biri kaçmak içindi ona bir şey demiyorum ama diğer ikisinin hikayeye hiçbir etkisi yoktu. tutup tywin diyebilirdi, ya da mountain-hani yakınlardaki insanlardan-. joffrey ve cersei’de diyebilirdi. kendi de diyor zaten çok aptalca davrandım bu insanların hiç önemi yoktu diye. çocukca sebeplerle isim veriyor zaten.çocukluk hata yapmak için gayet yeterli bir etken bence. ben kitaptaki dany’ye bu yüzden çok yüklenmemeye çalışıyorum mesela.evet büyük hataları var ama çoğu zaten tecrübesizlikten yapılmış hatalar.
bu arada katılıyorum,aile gerçekten büyük etken. :slight_smile: