Jon Snow'un Hırsları

Dizide olan bitenlerden sonra ister istemez Jon hayranları olarak en şikayet ettiğimiz noktalardan biri Jon Snow’un “hırslardan arındırılmış” bir karakter olarak resmedilmesi oldu. Nitekim oyuncu da bunu doğrulayan açıklamalar yapmıştı.

Peki kitaplarda durum böyle mi? Jon Snow hırsları olmayan, gözü yükseklerde olmayan bir karakter portesi mi çiziyor? Kral olduğu(ve de kendi öz kimliğini keşfettiği) zaman başka bir kral/kraliçeye “nasıl olsa tahtta, taçta gözüm yok, tek derdim halkım.” diyerek Torren Stark gibi diz mi çöker?

Aslından Jon’un POVlarını ilk kitaptan itibaren dikkatli okuyan herkes bunun böyle olmadığını söyleyebilir.

Öncelikle Jon’un Sur’a katılma arzusu başlı başına belli bir makam mevki sahibi olmayı; yükselme imkanına sahip olmayı arzulamasından kaynaklı idi. Piç olmasının dezavantajları yüzünden “yükselme” imkanı pek yoktu; ne Kışyarı Lordu olabilirdi ne de kardeşi Robb’un sancak beylerinden biri olabilirdi. Kral Muhafızı olamazdı yahut kolay kolay kimse onu şövalye yapmaya yanaşmazdı. Düzen bozuktu, kendisi piçti ve o da bu bozuk düzende kısıtlı imkanlara sahipti. Jon da bu imkanları ona verebilecek yegane yer olarak gördüğü Sur’a gitti. Hatta Tyrion ile konuştuğu son sahnede şakayla da karışık olsa “Lord Kumandan olup, Robb’u kollayacağını.” ifade etmiştir.

Robb kral ilan edildiğinde içten içe bu duruma rahatsız olmuş ve aslında kıskanmıştır çünkü o ipekler eşliğine uyuyacak ve adına şarkılar yazılacak iken kendisi soğukta donacak, ismi unutulacak ve yaptığı kahramanlıkları kimse hatırlamayacaktı. Jon Snow bir Ejderha Şövalye olmak istiyordu, o Kral Daeron gibi ordulara hükmedip fetihler yapmak istiyordu ama piçliği buna imkan vermiyordu.

Nitekim daha sonra Lord Kumandan olmuştur. Elbette bunun için aday olmadı, Sam’in kurnazlığı sayesinde seçildi ama reddetmedi, geri çevirmedi yahut itiraz etmedi. Bu elbiseyi giydi ve taşımasını da bildi.

Onun arzularını en iyi ifade eden kısım Stannis’in ona Kışyarı Lordluğu teklif etmesi sonrası düşünceleri olmuştur.

Jon bunu istiyordu, artık biliyordu. Daha önce hiçbir şeyi istemediği kadar istiyordu. Her zaman istedim, diye düşündü suçluluk duygusuyla. Tanrılar beni affetsin. Jon’un içindeki açlıktı bu, bir ejderhacamı bıçak kadar keskindi. Açlık… Jon hissedebiliyordu. İhtiyaç duyduğu yemekti bu, avdı, korku kokan bir karaca ya da gururlu ve cüretkâr bir geyikti. Jon’un öldürmeye, karnını taze etle ve sıcak kanla doldurmaya ihtiyacı vardı. Ağzı bu düşünceyle sulandı.

Robb ile çocukken oynadıkları bir oyunda “Ben Kışyarı Lorduyum!” demiştir ama Robb ve Cat buna itiraz edip, asla olmayacağını söylemiştir. Muhtemelen piçliğin ve getirilerinin ne olduğunu idrak ettiği an bu an idi. Ondan sonra Jon, olan biteni kabullendi ve sonunda tüm arzu ve hırslarını içine gömerek yaşadı ama Stannis ona imkanı sunduğu anda tüm o gömdüğü hırs ve arzuları gün yüzüne çıktı.

Evet, Jon hırsları olan biri ama bir Cersei yahut Ramsey olduğunu da iddia edemeyiz. Bana kalırsa gayet makul seviyede bir hırsı var ve aslında bu hırsın temel kaynağı da onun “piç” olmasından kaynaklı bir kendini kanıtlama, dünyada yer edinme ve insanların ona karşı hoş olmayan davranışlarını tabiri caiz ise yüzlerine geri fırlatma isteği. Yani bir lord kumandan olmak yahut Kuzey Kralı olmak; kafasına taç takmak Jon’a zevk vermeyecek ama bir tatmin duygusu oluşturacak… piçliği üzerinden sıyıracak, kurtulacak ve herkese kendini gösterecek.

Seride piç olmadığı ama piç gibi muamele görüp bu hırslara sahip olan başka karakterler de var.

Jon dışındaki bir başka piç olan Ramsey’in yaptığı her şey yukarıda bahsettiğim sebeplerden kaynaklı.

Meşru Piç dediklerim ise Stannis ve Tyrion… Onlar da dışlanmış, sevilmemiş ve hak ettiklerine inandıkları saygı ve mirastan yoksun bırakılmıştır. Beş kitap boyunca hak ettiklerine inandıkları bu taç/lordluk meselesi için neler yaptıklarına şahit oluyoruz. Lord olunca yahut kral, bu onları zevkten dört köşe yapmayacak, amaç bu değil. Olay yukarıda söylediğim “tatmin” olma duygusu… “Bana böyle muamele çektiniz ve hak etmediğimi söylediniz ama gördüğünüz gibi şu an sizin benden esirgediğiniz her şeyi kendi ellerimle kazandım, benimdir.” demek.

Blackfyre İsyanını bile aslında bu açıdan okumak yerinde olur. O zaman Daemon Blackfyre’ın motive kaynağının basit bir aşk meşk meselesi olmadığını görürsünüz, o işin en fazla bahanesi…

Tekrar Jon’a döner isek… 6. kitaptan itibaren Jon Snow’un kral olması ve kimliğini keşfetmesi sürecinde yaşayacaklarında bu “hırs” muhakkak rol oynayacaktır ve bu imkanları ele geçirdikten sonra kolay kolay vermeye de gönüllü olacağından ciddi şüphelerim var; ne Targaryen ailesine ne de başkalarına… :slight_smile:

16 Likes

Jon’un hırsları olduğu doğru ama şunu unutmamak gerek kuzey şu an çok zayıf ve kuzeyde ki White Walker tehlikesi her geçen gün güçleniyor ve artıyor Jon her ya da geç Dany’e diz çökmek zorunda kalacak Torrhen Stark halkını ölüme götürmemek için diz çökmüştü Jon’da aynısını yapacak Jon’un hırsları olması bu gerçeği değiştirmiyor.Jon her gerçek hükümdar gibi halkını ön plana koyup Dany’e biat edecektir başka bir şansı yok kuzeyi ve insanlığı kurtarabilmek için.

Babacım dizide değiliz hemen Dany’e diz çökecek falan olmuyor :slight_smile: Kışyarını kuşatan Stannis Jon değil bildiğin üzere :slight_smile: Ayrıca daha Jon’un ölümden dönmesindeki karakter değişikliği ne derece yüksek olur bilemiyoruz.

1 Like

Stannis kışyarı savaşında öleceğini düşünüyorum ben.Jon’un karakteri daha sertleşecek ve güçlenecektir ama vicdansız ve bencil birine dönüşeceğini sanmıyorum.

taht olmadığı kesin :333

1 Like

Jon hırslı değil çok akıllı bir karakter kitapta, onun hırsı görev bana verilmişse o görevi hakkıyla yaparım.
Kitapta kesinlikle o benim kraliçem diye bir salağı oynamayacak, önce gözlemleyecek, bekleyecek sonra lüzum görürse görevde kendine gelirse öne çıkacak. Çünkü piç olmak ona beklemeyi sabretmeyi, ikinci planda kalmayı öğretti.

2 Likes

Yazıya katılıyorum ancak Jon ya dirilmezse. GRRM kesin dedi mi Jon dirilecek diye. Hadi dese bile çok çabuk karar değiştirebilen bir abimiz. Yayınlanan POVlarda hiç gözüktü mü? (Kış Rüzgarları Povlarını okumadım)

Gözükmedi onu kitaba saklıyor Martin

O kadar büyük bir spoiler vermez Martin bu olay diyarın kaderini belirleyecek bir iş olacak ama Jon’un hikayesinin burada bitmeyeceği açık çünkü Martin Jon’un ailesini öğreneceğini söylemiş(daha doğrusu ağzından kaçırmış)bir röportajda bu da Jon’un ölü kalmayacağının garantisidir.

Doğru Jon hırslı birisi ama yazıda katılmadığım bir iki nokta var.

Şu kısıma katılmıyorum pek yükselmesinin başka yolları da vardı hatta neden Sur’a gitmeyi seçti biraz garip. Bir örnek vereyim.

Jon’un babası bir keresinde, yeni lordlar ilan etmekten ve onları Yabanıllar’a karşı birer kalkan olarak terk edilmiş hisarlara yerleştirmekten bahsetmişti. Bu plan, Nöbet’in Yeni Lütuf un büyük bir bölümünü geri vermesini gerektiriyordu ama Jon’un amcası Benjen, yeni lordların Kışyarı yerine Kara Kale’ye vergi ödemesi halinde Lord Kumandan’ın ikna edilebileceğine inanıyordu. “Bu bir ilkbahar rüyası gerçi,” demişti Lord Eddard. “Kış kapıdayken, arazi vaadi bile adamları kuzeye çekmez.”
Kış çabucak gelip geçseydi ve ardından bahar gelseydi, bu kulelerden birini babamın adına tutmak üzere seçilebilirdim. Ama Lord Eddard ölmüştü ve kardeşi Benjen kayıptı; birlikte hayalini kurdukları kalkan asla dövülmeyecekti. “Bu arazi Nöbet’e ait,” dedi Jon.

Aşk meselesi işin bahanesi ama ben belki de Daemon’ı sevdiğimden olsa gerek bu konuda onu kışkırtanın Aegor olduğunu düşünmeye meyilliyim. Mesele sadece piçlikle alakalı değil bence.

Aslında jon için fazla seçenek yok. Lord olması çok mümkün değil. Ned’in yeni lordlar fikrininde olamayacağını farkında ki Ned de bunun farkında çünkü uzun bir yazın ardından uzun bir kış gelecekti ve o bölgelerde ekilecek toprak kalmayacaktı. Ve jon’a sadece sur da piç gözüyle bakılmayacaktı. Ayrıca Nöbete katılmak kuzey de hala onurlu bir şey güneyin aksine.

Daemon’un hırslarının yanısıra IV. Aegon Blackfyre kılıcını da Daemon’a vermişti. O da madem kılıç bana verildi varis ben olmalıyım diye öne çıkmıştı ki tabii basit bir aşk meselesi değil ama orada Daemon’un hırslarının ötesinde Aegor Rivers’ın hırsları daha belirleyici olmuş gibi @Brandon_Stark ın da dediği gibi.

Jon lord olamazdı ama ortalama bir yaşama sahip olabilirdi.

Güzel bir yazı olmuş. Jon Snow dizidekinin aksine hırslarından tamamen arınmış salak salak gezen bir karakter değildi. Asla olmadı.

1 Like

Bende POV okumadım ama O kızıl kadının oradaki varlığı Jon’nun dirileceği kesin gibi. Çünkü daha ortada bir şey yokken dirilme ritüeli ile ilgili konular oluyor. Hatta bazı otların karışımların eksikliğinden dem vuruluyordu.

Baya uzun zaman olmuş bunu açalı. Şimdi cevap vereyim herkese. :smiley:

Öncelikle “hırs” deyip geçme. Bu hayatta ne oluyor ise hırs yüzünden oluyor; Cersei, Stannis, Tyrion, Tywin, Ramsey, Theon, Euron ve daha fazlası… Hatta Dany… Aegon… ASOIAF’ta okuduğun her şey hırsların savaşı aslında… Sansa bile hırsları yüzünden ailesine ihanet etti. Hırslar da çeşit çeşit ve şekil şekildir; her insanın içinde de vardır. Kimisi hakim altında tutar, esiri olmaz Tywin gibi; kimisi tutamaz Theon gibi yanlış seçimler yapar ama kimisi de Jon gibi derinlere gömer.

Uzun Gece ve Ötekiler meselesinin dizideki gibi iyi-kötü savaşı şeklinde işleneceğini düşünmüyorum, biliyorsun. Nitekim Martin’in tarzına uymadığı bir gerçek. Şu başlığı alıcı gözle bir kere daha okumakta fayda var. :slight_smile: Buz ve Ateşin Savaşı

Daenerys’in hırslarına da odaklanalım. Neden Jon ve ailesinin diz çökmesini beklesin? Dany, İşgalcinin Köpeklerinden nefret ediyor ve intikam alacağını; Batı’ya geldiğinde kan ve ateş sözünün ne demek olduğunu onlara hatırlatacağını söylüyor. Peki, Dany bilmiyor mu ki Robert, Ned ve diğerleri öldü? Biliyor. Bilmediği varsa da Tyrion ve Üstat’tan öğrenecektir. Buna rağmen bu kız “intikam” diye bağırıyor. Demek ki onun yegane derdi bu bahsettiğim şahısları cezalandırmak değil, tüm aileyi cezalandırmak…

Bunun dışında Jon’un Torrhen’in aksine kendine güvenip güvenmeyeceğini nereden biliyorsun? Bence yeni karakteriyle gayet kendine güvenen biri olacak. Zaten hali hazırda güvenen biri ama o zaman kazanacağına da güvenecektir yahut umursamadan savaşa devam eder…Jon’un eline ne tür üstünlükler ve güçler geçeceğini bilemiyoruz, genel olarak dizi etkisiyle konuştuğunu düşünüyorum. Anlıyorum da olağan. Misal 3 ejderha ile önüne geldi; Rhaegal niye o anda ona bağlanmasın? Targlar ve ejderhalar arasında bağ olmuyor mu? Ayrıca bakmışsın Dany geldiği zaman Jon, kim olduğunu öğrenmiş… niye diz çöksün? Bilmiyorum ama yaşanabilecek olaylara karşı fazla karamsar ve dar bakışla yaklaşıyorsunuz; başka şans yok, imkan yok, olasılık sıfır… Jon riskler alan ve sonuna kadar gider biri aksi olaydı ne Demir Banka’dan para almaya cesaret ederdi (neyle ödeyecek, geliri mi var turptan başka?) ne de Yabanılları içeri alırdı o kadar itiraza rağmen… İkna/arabuluculuk onun yeteneği; bir şeyler istiyor ise peşinden gidip, almaya kararlı biri; yeterli hedefine odaklansın ve karar versin.

Dany’nin ordusu diyorsunuz… Ordusu Kuzeyde nasıl hayatta kalabilir? Hayatları boyunca kar ve soğuk görmemiş iki halk, Kuzeyin kar ve soğunda hele ki kış geldiğinde nasıl savaşıp hayatta kalacak? Elbette kuzeye girmeyi başardığını düşünerek konuşuyoruz, Andallar bile işgal edemedi orayı.

O zaman güç diye elinde 3 ejderha kalıyor. Dorne’un korkusuzca direndiği bir dönem vardı ve Aegon’un elinde 2 ejderha olmasına rağmen bu savaşı kazanamadı; bir tanesini de karısıyla beraber Dorne çöllerine gömdü. Tüm o öfkesi ve intikam arzusu bir numaraya yaramadı. Ejderhalar öldürülmesi imkansız canlılar değiller; GRRM, Dany’nin öyle sandığını ama olup olmadığını göreceğini söyleyen bir söz etmişti yani en azından bir tanesini kaybedeceği kesin gözüyle bakılabilir. Bu durumda bakarsın Kuzeyliler öldürür.

Geçmişte yaşananlardan sonra da Jon diz çökse bile Kuzey, diz çökmez. İsyan eder. Kabullenmez. Jon’u sallayıp diğer Starklardan birini başlarına geçirip, direnişe devam edebilirler. Jon da bu kadarını bilecek kadar akıllı… Sonuçta Kuzey halkı sonuna kadar (Dorne gibi) direnme arzusunda ise onlara rağmen mi diz çökecek? Bu, Jon’un yapacağı bir şey değil. En azından dirildikten sonra dönüşeceği şeyi aklımızın bir köşesinde tutarsak hiç yüksek olasılık görünmüyor. Savaşma kararı “vicdansızlık” ve “bencillik” değildir; şartlara göre… Kuzey halkı savaş istiyorsa savaşılır… Dorne istedi ve kazandı. Kuzey halkının da bir zahmet Dorne kadar değeri ve gücü ve becerisi olsun, değil mi? Dediğim gibi zaten karşıda intikam isteyen bir kadın var, gelip Jon’u görünce bir anda aşka tutulup vazgeçmesini beklemiyoruz, herhalde?

Bir de aslında eğer “gerekli” olduğunu düşünüyor ise Jon yeri geldiğinde tehdit de ediyor; gaddarca da davranabiliyor. “taşkalp” olayı sana da Cat’in taşkalp olacağı foreshadowingini hatırlatmadı mı? :smiley:

Eğer bir oğlun olsaydı ve onu kaybetseydin sen de ağlardın, diye düşündü Sam. Şebboy’u kederli olduğu için suçlayamıyordu. Bunun yerine Jon Kar’ı suçluyor ve Jon’un kalbinin ne zaman taşa dönüştüğünü merak ediyordu. Bu soruyu bir keresinde, Şebboy kanaldan su çekmeye gittiğinde Üstat Aemon’a da sormuştu. Yaşlı adam, “Onu Lord Kumandan yaptığınızda,” diye yanıtlamıştı.

Otlar, hileli bazı oyunlar için gerekli karışımlar. Onlarla adam diriltilmez; büyü değil o otlar. Kadın her daim büyü yapmıyor; bazen büyü yaptığını iddia edip göz boyayan ilizyonlar yapıyor. Tedariği baya azaldığına göre çok sık yaptığı bir şey. Millet de Mel’i bir halk sanıyor. İlk başta ben de çok güçlü zannediyordum bu kadını da şimdi ortalama bir büyücü gibi geliyor.


Jon’un hırslarına dair bir kaç alıntı daha ekleyelim.

O benim babam değil, dedi kendine. Benim babam Lord Eddard Stark. Onu unutmayacağım. Bana kaç kılıç verirlerse versinler. Lord Mormont’a başka bir kılıcın hayalini kurduğunu söyleyemezdi…

“Robb’un Kışyarı Lordu olacağını hep biliyordum.”

Mormont ıslık çaldı, kuzgun geri dönüp tekrar adamın omzuna kondu. “Lord olmak başka, kral olmak başka.” Cebinden bir avuç mısır çıkarıp kuzguna uzattı. “Sen siyah zırhının içinde yaşayıp aynı zırhın içinde ölürken, Robb’u ipeklere, satenlere, kadifelere saracaklar. O bir prensesle evlenip baba olacak ama sen asla evlenmeyeceksin, asla çocuk sahibi olmayacaksın. Robb hükmederken sen hizmet edeceksin. Ona Majesteleri diyecekler, sana kara karga. Ozanlar onun adına şarkılar yazacaklar ama senin bütün kahramanlıkların unutulacak. Bana bütün bunlardan hiç rahatsız olmadığını söyle Jon… ve ben de sana yalancı olduğunu söyleyeyim. Gerçeği biliyorum.”

Jon bir yay kadar gergin halde ayağa kalktı. “Bunlar beni rahatsız ediyor olsa bile ne değişir? Ben bir piçim.”

“Bir piç olarak ne yapacaksın peki?”

“Rahatsız olacağım,” dedi Jon. “Ve yeminime sadık kalacağım.”

Jon çok küçükken, piçliğin ne demek olduğunu anlayamayacak kadar küçükken, Kışyarının bir gün onun olabileceğini hayal ederdi. Daha sonra, büyüdüğünde, o hayallerden utanmıştı. Kışyarı, Robb’un ve onun oğullarının olacaktı, Robb çocuk sahibi olmadan ölürse de Bran’ın ya da Rickon’un. Onlardan sonra Sansa ve Arya geliyordu. Bunun aksini hayal etmek bile sadakatsizlik gibi görünmüştü Jon’a, kalbinde kardeşlerine ihanet ediyormuş gibi, onların ölmesini diliyormuş gibi. Jon, mavi gözlü kralın ve kırmızı kadının önünde dururken, ben bunu asla istemedim, diye düşündü. Robb’u sevdim, hepsini sevdim… ben onların hiçbirine bir zarar gelmesini istemedim ama geldi. Ve şimdi sadece ben varım. Jon’un yapması gereken tek şey kelimeyi söylemekti, o zaman Jon Stark olacaktı, bir daha asla Kar olmayacaktı. Jon’un yapması gereken tek şey kralına bağlılık yemini vermekti, o zaman Kışyarı onun olacaktı. Jon’un yapması gereken tek şey…

…yeminini tekrar bozmaktı.

O sabah ilk olarak Jon seslenmişti. “Ben Kışyarı Lordu’yum!” diye bağırmıştı daha önce yüzlerce kez yaptığı gibi. Fakat bu sefer, Robb cevap vermişti, “Sen Kışyarı Lordu olamazsın, sen piç doğumlusun. Leydi annem senin asla Kışyarı Lordu olamayacağını söylüyor.”

Bunu unuttuğumu sanıyordum. Jon ağzındaki kanın tadını alabiliyordu, yüzüne inen darbenin akıttığı kanın.

En sonunda, Halder ve Beygir onu Demir Emmett’in üstünden almak zorunda kaldı, her biri bir kolundan tutmuştu. Korucu afallamış halde yerde oturdu, kalkanı parçalara ayrılmıştı, miğferinin göz siperi çarpılmıştı ve kılıcı altı metre uzaktaydı. “Jon yeter,” diye bağırıyordu Halder, “devrildi, onu silahsız bıraktın. Yeter!”

Hayır. Yetmez. Asla yetmez. Jon kılıcını bıraktı. “Üzgünüm,” diye mırıldandı. “Emmett, yaralandın mı?”

İki değil yirmi mancınığımız olmalıydı. Onları kızaklara ve döner platformlara yerleştirmeliydik, bu sayede hareket ettirebilirdik. Beyhude bir düşünceydi bu. Bin adamının daha olmasını da dileyebilirdi Jon, belki bir ejderha. Ya da üç.

Jon’un sadece Kışyarı Lordu olma hırsına değil ayrıca “piç” olmanın olumsuzluğu ve arzu ettiği şeye sahip olamamanın yarattığı “öfkeyi” de gözler önüne seriyor. Öfkeden gözleri kararıyor ve Emmet’i neredeyse öldürecek hale geliyor; diğerleri oğlanın üstünden alana kadar ne yaptığını fark etmiyor ama “yetmez!” demesi de ilgi çekici bir nokta… Daha fazlasını yapmak istiyor, arzuluyor, öfkesi geçmiş değil… Ne yaparsa yapsın öfkesini dindirecek bir şey olmadığını ifade ediyor sanki. Dirildiği zaman bu öfkenin etkisini de görebiliriz aslında. Sonuçta ölüp dirilmek kişiyi olmadığı bir şeye dönüştürmüyor, sadece bazı parçalarını kaybedersin ve geri kalanlarıyla yaşamak zorunda kalırsın. Cat, merhametsiz değildi ama acımasız bir kadındı; ölüm ondan merhametini aldı ve geriye sadece gaddarlığı kaldı… gibi.

Bu çok fazlaydı. Jon arkadaşlarının elinden kurtuldu ve tek başına silahhaneye gitti. Kulakları hâlâ Emmett’in indirdiği darbe yüzünden çınlıyordu. Jon sıraya oturdu ve başını ellerine gömdü. Neden bu kadar öfkeliyim? diye sordu kendine ama bu aptalca bir soruydu. Kışyarı Lordu. Kışyarı Lordu olabilirim. Babamın vârisi.

Fakat Jon’un gözlerinin önünde canlanan yüz Lord Eddard’ın yüzü değildi; Leydi Catelyn’in yüzüydü. Koyu mavi gözleri ve sert, soğuk ağzıyla bir parça Stannis’e benziyordu kadın. Demir, diye düşündü Jon,ama kırılgan. Leydi, eskiden Kışyarı’nda baktığı gibi bakıyordu Jon’a; onun Robb’u kılıçta, hesapta ya da herhangi bir şeyde geçtiği zaman baktığı gibi. Sen kimsin? diye soruyordu o bakış. Sen buraya ait değilsin. Neden buradasın?

Hamama kadar kısa bir yol gitti, orada terini yıkamak için soğuk suya daldı ve ardından sıcak suyla dolu taş bir küvete girdi. Suyun ısısı, Jon’un kaslarındaki ağrıyı biraz azalttı ve onun Kışyarindaki çamurlu gölleri düşünmesine sebep oldu, tanrı korusundaki buharlı ve köpüklü suları.Kışyarı, diye düşündü Jon. Theon kaleyi yaktı ve yıktı ama ben onu eski haline döndürebilirim. Babam bunu isterdi şüphesiz Robb da öyle. Kalenin harabe halinde bırakılmasını asla istemezlerdi.

Robb’un, sen Kışyarı Lordu olamazsın, sen piç doğumlusun, dediğini duydu yine. Ve taş krallar granit dilleriyle homurdanıyordu. Sen buraya ait değilsin. Burası senin yerin değil. Jon gözlerini kapadığında solgun dalları, kırmızı yaprakları ve vakur yüzüyle yürek ağacını gördü. Büvet ağacı Kışyarının kalbiydi, Lord Eddard her zaman bunu söylerdi… ama Jon, kaleyi kurtarabilmek için o kalbi kadim köklerinden sökmek ve kırmızı kadının aç ateş tanrısına yedirmek zorundaydı. Buna hakkım yok,diye düşündü. Kışyarı eski tanrılara ait.

Bu bir AÇLIK…

Jon bunu istiyordu, artık biliyordu. Daha önce hiçbir şeyi istemediği kadar istiyordu. Her zaman istedim, diye düşündü suçluluk duygusuyla.Tanrılar beni affetsin. Jon’un içindeki açlıktı bu, bir ejderhacamı bıçak kadar keskindi. Açlık… Jon hissedebiliyordu. İhtiyaç duyduğu yemekti bu, avdı, korku kokan bir karaca ya da gururlu ve cüretkâr bir geyikti. Jon’un öldürmeye, karnını taze etle ve sıcak kanla doldurmaya ihtiyacı vardı. Ağzı bu düşünceyle sulandı.


Jon’un bazı hayalleri de vardı… Çocuk iken idi ama bazı şeyleri kabullenmek zorunda kalınca geçmişte bıraktığı hayaller. Büyüdü, güç sahibi oldu… Niye gerçeğe dönüştürmek istemesin? Son kitapta yazıyor bu, fatih olmak orduları ile fetihler yapmak istiyor…

Kışyarı’nda küçük bir çocukken, Jon’un kahramanı Genç Ejderha’ydı; on dört yaşındayken Dorne’u fetheden çocuk kral. Jon Kar, gayrimeşru doğumuna rağmen ya da gayrimeşru doğumu yüzünden, tıpkı Kral Daeron gibi orduları zafere yürütmeyi hayal etmişti. Büyüdüğünde bir fatih olmayı düşlemişti. Şimdi yetişkin bir adamdı ve Sur onundu ama elinde kuşkulardan başka bir şey yoktu. Jon, kuşkularını bile zaptedemiyordu.

Bir de şu kısım foreshadowing bence. Üçüncü kitaptan; Yabanıllarla savaştığı bölüm.

İki değil yirmi mancınığımız olmalıydı. Onları kızaklara ve döner platformlara yerleştirmeliydik, bu sayede hareket ettirebilirdik. Beyhude bir düşünceydi bu. Bin adamının daha olmasını da dileyebilirdi Jon, belki bir ejderha. Ya da üç.

Jon’un ileride SAHİP OLACAĞI şeyleri işaret ediyor olabilir.

Son kitapta Jon, Stannis ile kendisine Yabanıl vermesi için pazarlık ettiğinde ondan istediği şeyi alıyor. 1000 Yabanıl yani 1000 adamı daha oluyor, 3. kitapta söylediği gibi.

Benim de bin yabanılım olur, diye düşündü Jon, bu sayının yansını bile besleyecek hâlim yokken.

Bakarsınız 3 ejderhası da olur. :smiley:

Bu arada Jon’u biraz daha iyi tanımak isteyen herkese okumasını tavsiye ederim; 5 kitabın Jon POVlarının özeti gibi bir şey. Jon Snow'un Hikaye Gelişimi

Jon’un daha akıllı ve hırslı bir karakter olduğuna katılıyorum. Kargaların Ziyafeti’nde Sam’in ilk povunda, Sam Jon ile Lannister’lar hakkında konuşurken Jon ona “Ben Lannister Hanedanı’na ölüm ve yıkım götürmek istiyorum, tahkir değil.” diyor. Bu bile hala Kuzey için ve ailesinin intikamını almak için içinde hırs ve öfke olduğunu gösteriyor. Bu cümleden bile Jon’un Kuzey’le ve Lannister’larla işinin bitmediğini düşünebiliriz.

3 Likes

Aynen öyle.Lord kumandan olunca daha kararlı soğukkanlı acımasız biri haline geldi.

Dizide yanlış oyuncu seçimi ve rezil senaryoyla ezik vasıfsız biri olarak yansıtıldı.

2 Likes

Herkes Daenerys’in ateş ve kan istediğinden, hırslı bir karakter olduğundan bahsediyor da Jon’un da ondan kalır yanı yok bence. Tabi dizide bu yansıtılmadı. Dediğiniz gibi de oyuncu seçimi yanlış oldu.

1 Like

Emilia için de dandirik seçim deniyor, sırf onun için karaktere uyuz olanlar var ama bence ikisi de doğru seçimdi hatta Kit, tiyatro kökenli biri. Tiyatro oyunlarına bakılsa oldukça iyi olduğu görülür. Maalesef tamamen senaryodaki dandiriklikten kaynaklı her şey. Sen sürekli ezik senaryo ve sözler yazarsan (iki karakterin ilk tanıştıkları o gerzek sahne aklınıza gelsin) yapabileceğin çok bir şey yoktur.

Konuya dönersek; Jon’un hırsları var, bunu seviyorum da. Olması gerekiyor zaten, hırssız karakter mi olur? Ayrıca bir piçin hırsının olmaması çok saçma olur, onlara davranış yüzünden… Lakin Jon’un Dany’den hatta Ramsey’den, Stannis’ten, Renly ve Theon’dan en büyük farkı şu; hırslarına hükmedebilen birinden bahsediyoruz. Bu yönüyle bu saydıklarım ve fazlası hiçbir şekilde Jon’un eline su dökemez.

Bütün bu karakterleri felaketlerine götüren/götürecek şey bu “hırs” kontrolsüzlüğü.

1 Like

Ben kitapta Jon’un bölümlerini okumaktan zevk alırken dizide aynı zevkli alamadım. Belki senaryodandır ya da karakterin yansıtılma şeklindendir bilemiyorum. Daenerys’e gelince onda da her karakterdeki kadar hırs var. Fazlası yok bence. Dizinin karakteri bu konuda çarpıttığını düşünüyorum. Var olan hırslarını da kontrol edebiliyor, ejderhaları zincirleyerek bunu kanıtladı bence.

1 Like