Jon Snow'un Rüyası: 'Mahzen Mezarlar'


#1

Aslen şurada yayınlandı: https://www.gameofthronestr.com/2018/05/23/jon-snowun-ruyasi-mahzen-mezarlar/

Selamlar!
GreyArea’nın ‘rüyalar’ serisinin -şimdilik- son bölümü ile karşınızdayım. Bundan önce aşağıdaki konuları okuyabilirsiniz.

Tarzımı biliyorsunuz, tekrara gerek yok. Haydi bismillah. :slight_smile:


Rüyalardan bahsedilmesi Bran’a başka bir şey hatırlatmıştı. “Dün gece rüyamda kargayı gördüm yine. Üç gözlü olanı. Pencereden odama girdi ve onunla gitmemi söyledi, ben de gittim. Birlikte lahitlere indik. Babam oradaydı, konuştuk. Üzgündü.”

“Peki neden üzgündü?” Üstat tüpünden bakıyordu.

“Sanırım Jon’la ilgili bir mesele yüzünden.” Son gördüğü, diğer kargalı rüyalardan çok daha fazla rahatsız ediciydi. “Hodor mahzen mezara inmek istemiyor.”

“Tüylü,” diye bağırdı zayıf bir ses. Bran başını kaldırıp baktığında babasının açık lahdinin yanında duran Rickon’u gördü. Tüylüköpek, Yaz’a son bir pençe attıktan sonra dövüşü bıraktı ve Rickon’un yanına gitti. “Babamı rahat bırak,” diye Üstat Luwin’i uyardı Rickon. “Onu rahat bırak.”

“Rickon, babamız burada değil,” dedi Bran yumuşak bir sesle"Evet burada. Onu gördüm." Rickon’un yanaklarından yaşlar süzülüyordu. “Onu dün gece burada gördüm.”

“Rüyanda mı?”

Rickon başıyla onayladı. “Onu bırakın. Onu rahat bırakın. O eve dönüyor. Söz verdiği gibi eve geliyor.”

Mahzen mezarlar, efsaneye göre 8 bin yıl önce Mimar Brandon tarafından Kışyarı ile birlikte, Uzun Gece’nin bitişinden sonra inşa edilmiştir. Genelde Kışyarı’nın mevcut haliyle inşa edildiği sanılsa da ilk Kışyarı şimdiki halinden çok uzaktı; first keep ilk inşa edilen kısımları olmakla beraber asıl inşa edilen kısım bu mahzen mezarlardı. Mahzenler katlardan oluşan bir yapıdır ve şu an bazı katlara giriş mümkün değildir. Burası 8 bin yıldır Kış Kralları Starklar ve son 300 yıldır da Kışyarı Lordlarının mezarları olarak varlığını sürdürmüştür.

Mezarlarda her bir kral/lordun gerçeğine uygun olarak inşa edilmiş heykelleri ve ayaklarının diplerinde ulukurtları vardır. Ayrıca ruhların çıkmasını engellemek için demir kılıçlar yan yatacak şekilde mezarların üzerilerine konmuştur.

Kılıcın dizlerin üzerine yatırılması Stark Hanesi için gelen misafiri hoş karşılamadıklarını, burada olmalarından memnun olmadıklarını göstermek için uyguladıkları bir gelenektir. Robb Stark, Sur dönüşü Tyrion Lannister’ı tam da bu şekilde karşılamıştır.

Jon Snow, 14. yaşında Gece Nöbetine katılmak için Sur’a gittiğinde daha önce olmayan bir şey olur; rüyalarında kurt rüyalarının dışında Kışyarını ve mahzen mezarları görmeye başlar(oğlan neredeyse normal rüya görmez olmuş bence).

“Oraları rüyamda görüyorum bazen,” dedi. “Uzun boş koridorlardan geçiyorum. Sesim duvarlarda yankılanıyor ama cevap veren olmuyor. Sonra daha hızlı yürümeye başlıyorum. Kapıları açıyorum, bağırarak isimler söylüyorum ama aslında kimi aradığımı bile bilmiyorum. Rüyaların çoğunda babama sesleniyorum, bazılarında Robb’a, küçük kardeşim Arya’ya ya da amcama.”

“Rüyanda kimseyi bulabiliyor musun?” diye sordu Sam.

Jon kafasını iki yana salladı. “Hayır, kimseyi bulamıyorum. Kale her zaman bomboş oluyor.” Bu rüyalardan kimseye bahsetmemişti ve şimdi neden Sam’e anlattığını da bilmiyordu ama konuşmak kendisini iyi hissetmesini sağlamıştı. “Kuşluktaki kuzgunlar bile gitmiş oluyor ve ahırlarda sadece kemikler var. Onları gördüğümde çok korkuyorum ve koşmaya başlıyorum. Kapıları vurarak açıyorum, merdivenleri üçer üçer tırmanıyorum, biri, herhangi biri sesimi duysun diye çığlıklar atıyorum. Sonra kendimi mahzen mezarın kapısının önünde buluyorum. İçerisi çok karanlık ve merdivenler döne döne aşağı iniyor. İçimden bir ses aşağı inmem gerektiğini söylüyor, inmek zorunda olduğumu biliyorum ama inmek istemiyorum. Aşağıda beni bekleyen şeyden korkuyorum. Aşağıda, Kışyarı’nın eski lordları, ayaklarının dibinde taştan kurtlar, kucaklarında kılıçlarıyla tahtlarında oturuyorlar ama beni korkutan onlar değil. Ben bir Stark değilim, benim bu mezarda işim yok diye çığlık atıyorum ama işe yaramıyor. Aşağı inmek zorundayım, biliyorum. Duvarlara tutunarak merdivenlerden inmeye başlıyorum. Elimde bir meşale yok, gittikçe daha da karanlık oluyor. Karanlık arttıkça çığlıklar atmak istiyorum.” Anlatmayı kesti. Kaşları çatılmıştı. Utanmıştı. “Hep burada uyanıyorum işte.”

Jon’un tekrar rüyasını anlattığı kısımda önceki rüyasından daha fazlasını gördüğünü görüyoruz. Bir nevi film biraz ileri sarmış gibi…

Dün gece yine Kışyarı rüyasını görmüştü. Boş kalede dolaşıyor, babasını arıyor ve mahzen mezara iniyordu ama rüya bu sefer her zaman bittiği yerde bitmemişti. Karanlıkta taşın taşa sürttüğünü duymuştu. Dönüp bakmış ve lahitlerin kapaklarının teker teker açıldığını görmüştü. Ölü krallar soğuk ve karanlık mezarlarından ağır ağır çıkarlarken Jon kör karanlıkta sıçrayarak uyanmıştı. Kalbi çekiç gibi vuruyordu. Hayalet yanına gelip burnunu yüzüne sürttüğünde bile dehşet duygusunu içinden atamamıştı. Tekrar uyumaya cesaret edememişti. Sur’a çıkıp, doğudan yükselen güneşin ilk ışıklarını görene kadar huzursuzca yürüyüp durmuştu. Sadece bir rüyaydı. Ben artık Gece Nöbetçileri’nin kardeşiyim. Küçük korkak bir çocuk değilim.

Kışyarı’nda hiçbir Stark yok, hiçbir insan yok, hiçbir at yahut kuzgun yok. Boş, terk edilmiş, yalnız bir Kışyarı görüyoruz.

Aslında Kışyarı’nın kimsesiz, tenha bir hale gelmesi sanırım ileride Kışyarı’nın başına gelecek şeyi gösteren bir rüya da olmuş gibi, sizce?

Jon, “Ben bir Stark değilim!” diyerek, bunca zaman piç olarak büyümüş olmasının getirdiği yara/ezikliği burada yine görüyoruz; sonuç olarak aslında bir Stark… Kışyarı’nda babasını arıyor, ona sesleniyor ama yok; mahzen mezarda da babasını bulamayacak… Lakin hepinizin bildiği gibi annesinin mezarı orada, onu bulabilir(Gerçi belki gerçek babasından bir nesne bir işaret de annesinin mezarındadır?).

Genel olarak mahzen mezar rüyalarını -ben dahil- çoğu okuyu Jon’un gerçek kimliği/ebeveynlerine dair bir işaret, ipucu, ortaya çıkacak gerçekler için bir foreshadows olduğunu düşünüyor ama videoyu yapan abla, bundan fazlası olduğuna inanıyor. Dikkatinizi çeker ise iki rüyada da Kış Lord/Krallarına odaklanmış ve lahitlerden çıkan ölüler görüyoruz…

Kışyarı Lordları, kralları vs. Jon’u korkutan şeyler değil, onlardan yana endişesi zaten yok… Ölüleri tutan mahzenler açılıyor ve ölülerin uykularından uyandığını görüyoruz.

Mahzen Mezarlardan azımsanmayacak şekilde bahsediliyor… Onları ilk gördüğümüz sahne Ned ve Robert sahnesiydi.

Elindeki feneri yarım bir çember çizecek şekilde mahzen mezarda gezdirdi. Gölgeler sallanıyor, hareket ediyordu. Titreyen fener ışığı bastıkları taşları ve mahzenin arkasına doğru ikişer ikişer sıralanmış granit sütunları aydınlatıyordu. Sütunların arasında, ölümlü bedenlerinden kalanları saklayan lahitlerin yanında, duvara yaslanmış tahtlarda ölüler oturuyordu. “O en sonda. Brandon ve babamla birlikte,” dedi Ned.

Ned yolu göstermek için önde yürümeye başladı ve kral tek bir söz etmeden, yer altı soğuğundan titreyerek onu izledi. Stark Hanedanı’nın ölüleri arasında yürürken yere vuran ayaklarının sesleri taş zeminde çınlıyor, kubbede yankılanıyordu. Kışyarı Lordları geçişlerini izledi. Lahitlerin kapaklarını mühürleyen taş levhalara suratları oyulmuştu. Ayaklarının dibine kıvrılıp yatmış ulu kurtlarla birlikte uzun sıralar halinde oturmuş, kör gözleriyle sonsuz karanlığı seyrediyorlardı. Canlılar adım attıkça hareket eden gölgeler, tahtlarda oturan heykellere can veriyor gibiydi.

Eski bir gelenek gereği, bir zamanlar Kışyarı Lordu olan ölülerin kızgın ruhları intikam almak için mezarlarından kalkıp gitmesin diye, her bir taş heykelin kucağına demir uzun kılıçlar konmuştu. En eski heykelin kucağına konan kılıç çoktan paslanıp neredeyse yok olmuş, bir zamanlar konduğu yerde birkaç kırmızı leke bırakmıştı. Ned ruhun serbest kalarak kalede dolaşıp dolaşmadığını merak etti. Dolaşmıyor olmasını umdu. Kışyarı’nın ilk lordları hüküm sürdükleri topraklar kadar sert ve acımasız adamlardı. Ejderha soylular denizin ötesinden gelene kadar, yüzyıllar boyunca hüküm sürmüşler ve kimsenin buyruğu altına girmemeye yemin etmişlerdi. Kendilerine Kuzey Kralları demişlerdi.

Ned sonunda durdu ve yağ ateşiyle etrafı aydınlatan feneri yukarı kaldırdı. Mahzen mezar karanlığa doğru uzadıkça uzuyordu ama bundan sonraki lahitler boş ve mühürsüzdü. Ölülerini, kendisini ve çocuklarını bekleyen kara delikler. Bu düşünce Ned’i ürpertti.

Kışyarı’nın tarihini hatırlarsanız eğer ilk inşa edilen kısımlar neresiydi? First Keep ve Mahzenler. Mahzenler, şu an Kışyarı’nın kendisinden daha büyük bir alanı kaplamakta. Bazı okuyucular bu mahzenlerin Sur’a kadar ilerleyen tünellerden vs. oluştuğunu düşünmekte.

Eğer Kışyarı, efsanelerde Devlerin ve Ormanın Çocuklarının yardımıyla inşa edilmiştir. Videoyu yapan abla şunu merak ediyor; eğer First Keep ve Mahzenlerin yapımına Ormanın Çocukları da yardım ettiyse, burada saklı olan büyü nedir? Burada ne tür bir büyü olabilir? Bildiğiniz gibi Fırtına Burnu da yapımında Mimar Brandon’un yardım ettiği söylenen yapılardan biridir ve Melisandre sahnelerinden görüyoruz ki orası eski tılsımlar, büyülerle korunmakta. Aynı şekilde Sur da… Haliyle bu tılsım ve büyülerin Kışyarı’nda da olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır. Sur ve Fırtına Burnun’daki büyü ile aynı büyü mü?

Fırtına Burnundaki büyü hakkında çok şey bilmiyoruz aslında. Tek bildiğimiz Mel.'in Gölge Canavar’ı doğrudan bu duvarlardan içeri giremiyor, bunun için Melisandre’nin bir nevi temelden içeri girip canavarı salması gerekmişti. Bu açıdan bakarsak Sur gibi canavarlar vb. şeyleri dışarıda tutmak için yapılmış olduğu düşünebilir mi?

Kışyarı’nda yatan büyünün ne olduğunu bilmiyoruz ama haydi geldin, tahminlerde bulunalım.

Öncelikle şunu unutmadan buraya bırakalım; “Kışyarı’nda her zaman bir Stark bulunmalı.”

Ned Stark’a göre Yürek Ağacının bulunduğu ormanlık alan, Kışyarı’nın kalbi. Bu yüzden sizi bilmem ama ben büyü kaynağının buradan beslendiğini düşünüyorum. Ağaç en az 8 bin yıllık. Muhtemelen kuzeydeki en eski ağaç olabilir yahut onlardan biri.

Videoyu yapan abla bu mahzen mezarın kadim dönemlerde Ormanın Çocuklarının mağarası olduğunu düşünüyor; biliyorsunuz, Kan Kuzgun’u ve birkaç Çocuk da aynen bu şekilde Yürek Ağacı’nın sarmaladığı bir mağarada; ağacın altında yaşıyordu.

Uzun Gece’den sonra burası Stark soyu için kale, korunak oldu. Peki ama neden? Brandon ileride olacakları ön görmüş müydü? Bu yüzden mi bu mahzeni ve kaleyi inşa etmişti? Büyü bu yüzden mi var? İyi de neden? Yani buraya bunu yapıp büyü yerleştirmenin manası ne? Ne amaçla, ne şekilde kullanılacak? Bu adam soyundan gelenlere yardım için ne inşa etti?

Mahzen mezarlar şuna benziyor; Karga’nın ve çocukların yaşadığı mağarayı hatırlayın; Büvet Ağaçlarının kökleri, dalları, yaprakları ve uzun uzun tüneller hatta yeraltı şelalesi bile gördük… Tüm bu köklerden vs. oluşan tüneller, aşağı doğru kat kat uzanıyor, iniyor, ilerliyor, genişliyor.

Bran, tanrı korusunun kenarında, bütün hayatı demek olan kaleye son bir kez bakmak için sepetinde döndü. Duman demetleri, gri gökyüzüne yükseliyordu hâlâ ama soğuk bir sonbahar akşamında Kışyarı’nın bacalarından tütenden fazlası değildi. Okçu pencereleri isle kararmıştı. Perde duvarın orasında burasında eksik korkuluklar ve çatlaklar vardı ama bu mesafeden önemsiz görünüyorlardı. Duvarların ötesinde, kalelerin ve kulelerin tepeleri asırlardır durdukları gibi duruyorlardı; kalenin yakıldığını, yağmalandığını anlamak zordu. Taşlar güçlü, dedi Bran kendine, ağaçların kökleri çok derine iniyor ve Kış Kralları yeraltında tahtlarında oturuyor. Bunlar var olduğu sürece Kışyarı var olacaktı. Ölmemişti, sadece kırıktı. Benim gibi, diye düşündü Bran. Ben de ölmedim.

Kan Kuzgun’undan görüyoruz ki Büvet Ağaçları aslında hayatı uzatabiliyor, zaten dokunulmadıkları sürece sonsuza kadar yaşayabilen ağaçlardan bahsediyoruz. Haliyle insan merak ediyor, acaba kökleri mahzen mezarlara kadar inen ve tabiri caiz ise Kışyarı’nı temelden baştan aşağı saran bu Büvet Ağaçları, lahitlerinde yatan Kış Krallarının bir parçasını/ruhundan bir parçası vs. içinde; Kışyarı’nın içinde tutuyor olabilir mi?

Unutmayın Ned’in söylediğine göre çok eski bir gelenek var; 8 bin yıllık bir gelenek. " Kışyarı Lordu olan ölülerin kızgın ruhları intikam almak için mezarlarından kalkıp gitmesin diye, her bir taş heykelin kucağına demir uzun kılıçlar konmuştu."

Bu kılıç konusunda bahseden bir diğer kişi de Theon. “Theon onun hangi kral olduğunu hatırlamıyordu ama adamın tutuyor olması gereken uzun kılıç gitmişti. Geride, kılıcın bir zamanlar nerede durduğunu göstermek üzere paslı çizgiler kalmıştı. Bu görüntü Theon’u huzursuz etti. Theon, kılıçtaki demirin, ölülerin ruhlarını lahitlerin içinde kilitli tuttuğunu duymuştu. Eğer bir kılıç kaybolduysa…Kışyarı’nda hayaletler var ve ben onlardan biriyim.”

Theon, Kralların Çarpışması kitabında Kış Krallarını Ned ve Robb ile birlikte rüyasında görüyordu(elbette Kışyarı ile ilgisi olmayan kişileri de görüyordu ama konu o değil.).

O gece rüyasında; Kral Robert, Kışyarı’nı ziyaret ettiğinde Ned Stark’ın verdiği ziyafeti gördü. Dışarıda soğuk rüzgârlar esmesine rağmen salon müzik ve kahkahalarla çınlıyordu. Önce her şey şaraptan ve kızarmış etten ibaretti. Theon şakalar yapıyor, hizmetçi kızları süzüyor, iyi vakit geçiriyordu… salonun gittikçe karanlıklaştığını fark edene kadar. Müzik o kadar neşeli gelmemeye başladı sonra; ahenksiz akorlar ve tuhaf sessizlikler duyuyordu ve havada asılı notalar kanıyordu. Ağzındaki şarap birdenbire acılaştı, kafasını kadehten kaldırıp baktığında sofrada cesetlerle birlikte oturuyordu.

Kral Robert’ın bağırsakları, midesindeki büyük yarıktan dökülüp masanın üstüne yayılmıştı ve kralın yanında oturan Lord Eddard başsızdı. Cesetler aşağıdaki sıralara yan yana dizilmişti, kupalarını havaya kaldırırken kemiklerinden yeşil kahverengi et parçaları dökülüyordu, bir vakitler gözlerinin olduğu boşluklarda kurtçuklar kıvranıyordu. Theon onları tanıyordu, hepsini; Jory Cassel, Şişman Tom, Porther, Cayn, seyis başı Hullen ve güneye at sürüp asla geri dönmemek üzere Kral Toprakları’na giden diğerleri. Mikken ve Chayle birlikte oturuyordu; birinden kan, diğerinden su damlıyordu. Benfred Tallhart ve Vahşi Tavşanlar’ı bir masanın hemen hemen tamamını doldurmuştu. Değirmencinin karısı da oradaydı, Farlen da öyle, hatta Theon’un Kurt Ormanı’nda Bran’ı kurtarmak için öldürdüğü yabanıl bile.

Ama hayatı boyunca hiç tanışmadığı başka yüzler de vardı, sadece taşlarda gördüğü yüzler. Solgun mavi güllerden yapılmış bir taç takan, beyaz elbisesi kanla lekelenmiş ince ve hüzünlü kız Lyanna’dan başkası olamazdı. Ağabeyi Brandon yanında duruyordu ve babası Lord Rickard hemen arkasında. Gölgelerin arasından zar zor görünen, uzun yüzleri hüzünle dolu hayaletler duvarlarda hareket ediyordu. Görüntüleri Theon’un içine bıçak kadar keskin bir korku soktu. Sonra yüksek kapılar bir çatırtıyla açıldı, salon boyunca dondurucu bir rüzgâr esti ve Robb gecenin içinden çıkıp yürümeye başladı. Boz Rüzgâr yanındaydı, gözleri yanıyordu, hem adamın hem de kurdun bedenindeki onlarca vahşi yaradan kan sızıyordu.

Tanıdığı ve tanımadığı ölü Starkları görüyor ve burada yine mezarlarından çıkmış Starklar/Kış kralları/Lordları muhabbeti söz konusu. Elbette bu rüya oldukça ilginç çünkü teknik olarak rüyasında gördüğü ama ölü olmayan biri var; Robb. Fakat ziyafet sonunda Robb ve kurdu aynı yaralara sahip bir şekilde diğer ölülere katılıyor ki bu rüyanın kehanet içerdiği bir gerçek, çünkü Robb ve kurdu gerçekten ölüyor ve ikisinin de kafası kesiliyor. Belki bu rüya Theon’un öleceğini gösteren bir foreshadows da olabilir, sonuç olarak teknik olarak ölü olmayan 2 kişi var orada o an; Theon ve sonra katılan Robb. Robb öldü, Theon hala hayatta. Devam.

Tekrar Jon’un rüyalarına dönelim.

“Artık Hayalet’i bile görmüyorum. Tüm rüyalarım mahzen mezarlar ve taş tahtlarında oturan taş krallar. Bazen babamın ve Robb’un sesini duyuyorum; bir ziyafetteler. Fakat aramızda bir duvar var ve ben orada benim için bir yer yok.”

Bu da Jon’un hayatta kalacağına dire bir foreshadow olabilir. Fakat burada önemli olan kısım hem Jon hem de Theon rüyasında; Kışyarı’ndaki ziyafette olan ölüleri görüyor.

Theon ayrıca bunun hayaletler ve Kışyarı hakkında olduğunu söylüyor. "Burada hayaletlerle birlikte sıkışmıştı; mahzen mezardaki eski hayaletler ve bizzat kendisinin yarattığı yeni hayaletler ile birlikte. Mikkean ve Farlen…(diyerek öldürdüklerini sayıyor.) hepsi burada ve öfkeli. Mahzen mezarları ve kayıp kılıçları düşündü. "

Toparlar isek Kışyarı Starklarının hepsi hala Kışyarı’nda ve mahzen mezarlarında beklemekte. Peki ama ne için? Kışyarı’nın büyüsü onları içeride tutmak için mi yoksa vakti gelince dışarı çıkartmak için mi?

Abla diyor ki Jon, tüm bu ölüleri yerlerinden kaldırıp Şafak Savaşında kullanacak olabilir mi?

Bu evrende rüyalar öylesine değil, bir şeyler anlatıyorlar… Bir amaçları var. Bilhassa Kışyarı ve Mahzen Mezarlarla ilgili rüyaların bir sebebi, amacı var. Bu gayet açık. Yani böyle şeyleri hikayeye eklememek için eklemezsiniz, kullanmak için eklersiniz. Sahnede görünen silah gibi düşünün; illa filmin sonunda patlayacak o silah.

GRRM’in seriyi yazarken bir çok kaynaktan esinlendiğini biliyoruz. Bunlardan ikisi üzerinde konuşacağız.

İlki; Yüzüklerin Efendisi; ikincisi Norveç Miti.

Ölü Kralların festivali, Norveç Mitindeki Valhala’ya benziyor. Valhala, Odin tarafından yönetilen büyük bir salondur; savaşta ölmüş kahramanlar buraya getirilir ve burada ziyafet çekerler ve Ragnorak’ı yani kıyamet savaşını beklerler. Bu kıyamet savaşı süresince Odin’e yardım edeceklerdir. Yani ölümden dönecekler.

Seride oldukça Norveç Miti etkisi görülüyor. Kış Kralları/Lordları da mahzen mezarlarından bu şekilde çıkabilir, çağrılabilir. Mit ve serideki rüyalar arasında bağ kurmak zor değil.

Diğer ilhamda ise Aragorn’un Sauron ve ordusuna karşı savaşta yardım etmesi için Ölüler Ordusunu yardıma çağırması var. Bu ölüler zamanında Gondor Kral’ına sadakat ve yardım sözü verir ama yerine getirmezler ve yeminlerini yerine getirene kadar lanetlenirler; bir dağa hapsedilmiş bir şekilde yıllarca beklerler. Ta ki o kralın soyundan gelen Aragorn’a kadar. Ölü Ordusunun yardımıyla savaş lehlerine döner ve Gondor kurtarılır.

Aragorn ve Jon arasında da paralel benzerlikler varmış ablaya göre ve bu konuda bir video da yapacakmış, bekliyoruz efem. :slight_smile:

Kısacası Jon’un sürekli mahzen mezarlar ve kış krallarını görmesinin sebebi Şafak Savaşında bu ölüleri mezarlarından çağırıp, ww’lere karşı kullanacak olması. Mezarlar en başta bu sebeple inşa edildi, ölülere karşı ölü ordusu kullanmak için, Kışyarı Mahzenindeki büyü bu.

Theon bu yüzden hayaletler ile ilgili konuşup, düşünüp etrafta dolanıyor, Jon’un kurdunun ismi bu yüzden Hayalet… Hatta ben de ekleme yapayım, hayaletlerden tek bahseden o da değildi; Arya da hem Harrenhall’da hem de Nehir topraklarında hayaletlerle biraz kafayı bozmuştu; Yüce Yürek Hayaleti ve kendisinin Harrenhall Hayaleti olduğunu söylemesi gibi… Hatta 1. kitapta mahzen mezarlarla ilgili bir anısı da var.

Korku, kılıçtan derin keser, diye fısıldadı yine içindeki ses. Arya, Kışyarı’ndaki mahzen mezarı hatırladı. Orası bu koridordan çok daha korkutucu bir yerdi. Onları gördüğünde henüz küçücük bir çocuktu. Ağabeyi Robb, Sansa’yı, Arya’yı ve o zamanlar ancak Rickon yaşında olan bebek Bran’ı mahzen mezara götürmüştü. Sadece bir mumları vardı. Ayaklarının dibindeki ulu kurtları ve kucaklarındaki kılıçlarıyla tahtlarında oturan Kış Kralları’nın taş yüzlerine bakarken, bebek Bran’ın gözleri bir tabak kadar büyümüştü.

Robb onları mahzen mezarın en dibine götürmüş ve kendi boş lahitlerini göstermişti. Sansa sönecek endişesiyle küçük kalın muma bakıyordu sürekli. Yaşlı Dadı mahzen mezarda örümcekler ve köpek büyüklüğünde fareler olduğunu anlatmıştı. Sansa bunları Robb’a söylediğinde ağabeyi gülümsemişti. “Örümceklerden ve farelerden daha beter şeyler var,” diye fısıldamıştı. “Burası ölülerin yürüdüğü yer.” Tam o sırada derin, pes ve titretici sesi duymuşlardı. Bebek Bran, Arya’nın ellerine yapışmıştı.

Kapağı açık lahitten kana susamış, solgun, bembeyaz bir ruh çıktığında Sansa çığlıklar atarak mahzenin merdivenlerine doğru koşmaya başlamış, Bebek Bran, Robb’un bacağına sarılmıştı. Arya yerinden kımıldamamış ve ruha bir yumruk atmıştı. Ruh dedikleri, kendini una bulamış Jon’du aslında. “Seni aptal!” diye bağırmıştı Sansa. “Bebeği korkuttun.” Ama Jon ve Robb katıla katıla gülmüşlerdi. Hemen sonra Arya ve Bran da gülmeye başlamıştı.

Arya bu anıyla gülümsedi ve o anda karanlık korkutucu olmaktan çıktı.

Peki bu ölüler nasıl çağrılabilir? Bir boru veya yürek ağacına yapılacak bir kan kurbanı? Bakalım diyor, aplaaa :smiley:

Evet, sizin fikirleriniz neler? Şahsen ben beğendim. Lahitlerin açıldığı ve ölülerin ayaklanıp savaşa katıldığı bir manzara muazzam olurdu. :slight_smile:


#2

uzun ama ilginç bir teori olmuş. ben mahzen’de bunların dışında bir çeşit güç olduğunu da düşünüyorum ama.mesela gece kralı’nın mezarı,ya da azor ahai’nin. ışıkgetiren,senin diğer bir konunda geçen buz kılıcı(büyük bir gücü olduğunu düşündüğüm için orada akgezenlerinkinden farklı olmalı demiştim),ya da mevsimleri de tetikleyen bir büyü,tılsım.

hayaletlerin jon orada olduğu anda çıkmaya başlamaları da ilginç bir nokta bence.

bir teoride winterfell’deki kışın sur’dan daha sert geçtiği yazıyordu.jon surun ağladığından,bazen güneş açtığından bahsederken theon kışyarı’nda sürekli soğuktan ve kardan bahsediyor. bence mahzen mezarda bir çeşit büyü ya da güçte uyanmış olabilir.

daha okurken farkettim gerçekten önemli bir ipucu bence jon’un hayatta kalacağına dair.

mahzen mezar o kadar büyükse,8 bin yılda iyi, ölü asker toplamıştır. :smile: gerçi sadece krallar ve lordlar gömülüyorsa bu mezara fazla bir sayıda olmayabilir ama ned kendisini ve çocuklarını bekleyen boş lahitlerden bahsediyordu.

krallardan oluşan bir ordu.efsanelere layık bir savaş olurdu.fakat ben white walkerların saf kötü olmadıklarını bir amaçları olduğunu, jon’un onlarla bir şekilde anlaşacağını ve hükmedeceğini düşünüyorum. ölülerin ölülerle savaşması bana pek mantıklı gelmiyor yaa.bir hayaleti ya da zombiyi öldürmek zaten zor,bunların birbirlerini öldürmesi daha da imkansız bence. ancak aynı tarafta bir amaç için savaşırlarsa daha mantıklı.euron’un aeron’la şöyle bir konuşması var:

‘‘Kanayan yıldızın ateşi büyüyor’’ dedi Aeron’a.’‘Bunlar son günler,dünya parçalanıp yeniden yapıldığında,yeni bir tanrı mezarlar ve ceset çukurlarından doğacak.’’
Euron dudaklarına büyük bir boru yaklaştırıp üfledi ve ejderhalar krakenler ve sfenskler,emrine girip önünde eğildi.
‘‘Diz çök kardeşim’’ diye emretti Kargagöz.’‘Kralın benim,Tanrın benim.Bana tap ve seni rahibim olarak ayağa kaldırayım.’’

bence ilk cümlede bir kehanetten bahsediyor,muhtemelen valyria ya da asshai’de öğrendiği bir kehanetten.mezarlar ve ceset çukurları bir metaforsa bu tanrı’nın ölümden döneceğini simgeliyor olabilir.ya da bu teoride ki gibi bir şekilde ölülerle bir ilişkisi olmasından.bu tanrı muhtemelen Jon-dizide tormund ona senin bir tanrı olduğunu düşünüyorlar demişti hatırlarsanız-.diğer bir dikkat edilmesi gereken nokta kanayan yıldızın ateşinin büyümesi.neden pek bilemiyorum-çok emin de değilim ama bu kanayan yıldızın hep dayne’lerle bağlantısı olduğunu düşündüm. (yani bir seride kaç farklı önemli yıldız olabilir).ateşinin büyümesi de ashara’nın ona giderek yaklaşması olabilir.(Şafağın Tanrı İmparatorları konusunda,dayne’ler-ametist kraliçe- ve nissa nissa bağlantısıyla ilgili bir kısım vardı.).yani sonuç olarak jon bir şekilde white walker’larada hükmedebilir.
eğer bu mahzen mezar teorisiyle birlikte jon’un büyük gücünü düşünürsek,ortaya çok epik ve heyecanlı bir seri çıkmış olur.(ah! bide okuyabileydik :tired_face:) ama martin bu kadar fantastiğe girer mi bilmiyorum. genelde hep fantastik kısmı belli bir dozda tutmaya çalışan biri.
bu arada @YeniAy_Ottoman konu için teşekkürler :slight_smile:


#3

Teknik olarak rüyayı kendisi gördüğü için zaten olağan böyle görmesi; önceden onu hazır bekliyor olsalar da o orada iken çıksalar da bana göre fark yok; Jon ile bağlantılı bir durum her şekilde.

Sur ile Kışyarı aynı değil. Sur’da soğuk çok daha sert ve şiddetli oluyor; Sur ağlıyor ise insanı öldürecek kadar soğuk değil demek, aksi halde soğuktan ölebilirsin demek.

Kışyarı karlı ve soğuk, bu olağan. Asıl dikkat çekici olan kısım mahzenlerin her daim soğuk olmasıdır ama Theon, Dustin’i buraya indirirken havanın ılımaya başladığını düşündü. Yani indikçe hava daha ılık oluyormuş, oysa yaz kış demeden burası hep soğuk idi. Hatta sırf bu yüzden burada ejderha uyandı, var vs. şeklinde yorum yapanlar oldu.

Mahzene sadece krallar ve lordlar gömülülüyor, geleneği bozan Ned;8 bin yılda da baya adam birikmişti, küçük bir ordu olacak kadar. Burada meselenin sayısal üstünlükten ziyade bu kralların gücü diye düşünüyorum.

Euron’un orada bahsettiği kişi büyük olasılıkla kendisi; sonrasında zaten ilahın benim, tap bana diyor.

Kuyruklu Yıldız meselesi ile ilgili çok yorum yapıldı ama sanırım sadece 2 kişi onu ejderhalar ile bağlantıdı; Osha ve Yaşlı Dadı. Ayrıca Ölümsüzlerin iddiasına göre onu gönderen kendileri; Dany’e yol göstersin diye. Ashara ve Jon ne alaka ki? Ben ejderhaların güçlenmesi olarak algılıyorum biraz ama başka bir şey de olabilir.

Rica ederim :slight_smile:


#4

zaten teknik olarak bir teori.ama sur’da tuhaf bir şekilde güneşin de açtığı zamanlar var.

kendisi olduğunu düşünüyor bu kesin zaten. ama baktığın zaman gelecek zaman kullanılmış.son günler diyor. daha olmamış yani.jon kimsenin hesaba kattığı biri değil.


#5

Bunun neresi tuhaf ki? Uzun Gece yaşanmıyor orada, yani arada güneş açması olağan. O zamanlar da Sur ağlıyor işte.

Jon’u katan yok da bu daha çok Euron üzerine şekillenen bir söylem; kendi kendini ilah ilan eden bir adamdan bahsediyoruz. Kehanetten ziyade planlar, amaçlar…


#6

Lyanna da belki bunu bildiği için o kadar ısrar etmiştir.


#7

Hangi konuda ısrar etmiştir?


#8

Kuzeye gömülme muhabbeti


#9

Ya hu kız kuzeyli, başka nereye gömülmek istenecekti?


#10

Ben her zaman sanki beni de oraya göm, o mahzenmezara dediği şeklinde düşünmüştüm.


#11

Yok, evime götür demiş. Buraya gömen Ned.


#12

Kışyarını düşün sur kışyarından daha soğuk olması gereken bir yer. Ama theon bölümlerinde sürekli soğuk ve kardan söz ediliyor. Hatta stannis kar fırtınasının altında kalıyor. Neyse sen zaten ben bunu mahzen le birleştirdiğim kısmını theon örneğinden ekarte etmiştin :slight_smile:

İşte bence bir kehanet bu.euron bir yerden öğreniyor. Bir de yeni bir tanrı diyor. Yani başka tanrılarda olabilir. Euron kendisinin de bir tanrı -ya da bu yeni tanrı-olduğunu düşünüyor çünkü narsist birisi. Ve euron’un cesetlerle ve mezarlarla(seride kaç tane mezar var, mahzen mezarlık dışında) pek bir alakası yok buradaki tanrı olmak için. Bir de demeye çalıştığım şu, euron kendini çoktan tanrı ilan etmiş , ama bu yeni tanrı kanayan yıldız sayesinde yakın bir gelecekte doğacak diyor. Bence euron asıl düşman zaten.


#13

Öyle mi???

Belki değil.

Tıpkı Promise’ın sadece beni gömü kapsamadığı gibi.


#14

Mahzen mezarların kışın sıcak gelmesi gayet normal Theon sadece sadece yaz mevsimini gördü Kışyarında mahzenler sıcaklığın değişmemesi için var zaten amacı bu dışarda hava soğuk olduğunda mahzen sıcak oluyor doğal olarak.


#15

Enteresan genel olarak ama benim aklima pek yatmayan bir sey var… Yani kafamda canlandiramadigim bir sey…
Mahzen mezardaki ölülerin dirilip, insanlarin yaninda ölülere karsi savasmalari.
Ölüler deyince aklima elbette Ötekiler ve tabi ki onlarin ölüler üzerindeki güçleri, hakimiyetleri geliyor.
Nasil desem? Mesela, atiyorum, R’hllor’a karsi ates kullanmak gibi bu. O atesi alir sana karsi çevirir yani.

R’hllor inanisina göre; ates hayattir, aydinliktir. R’hllor’un gücü bu. Adi anilmamasi gereken Öteki’nin gücü ise bunlarin tam tersi… Soguk, karanlik. Hayat degil, ölüm. Onu gücü de bunlar.
Yani Büyük Öteki’nin gücünü nasil ona karsi kullanacaklar ki? Hangi büyü, hangi tilsim bunu saglayabilir?
Ben bunu canlandiramadim, olduramadim kafamda, karmasik geldi.


#16

Benim algıladığım şey ise şu; Euron’un bir takım gizli kapaklı işleri var, asıl amacının taht olduğu görüşünde tam olarak değilim, en azından bunu elde etmek için oraya buraya saldırmasından daha fazlasına ihtiyacı var.

Burada taht meselesini tartışmaya açmıştım. Euron - Little Finger ve Demir Taht?

Euron’un Ötekiler ile bir şekilde bağı olabilir yahut olacakları biliyordur ve bunu lehine çevirme arzusu ile bir takım planlar yaparak hareket ediyordur. Burada Euron daha çok gelecekte gelen tehlikenin farkında ve onu nasıl kendi lehine çevirebileceğini hesaplayarak kendine güvenir bir şekilde “ilah olacağım” diyor. Burada gerçekten bir ilah olarak yükselmekten bahsettiğini de sanmıyorum, yani yaratma gücü olan vs. vs… Mezarlardan kastın da Diyar’ın savaş yüzünden mezarlığa döneceği… Kuramı yeniden oku; Valhala’da bekleyen savaşçılar, Kıyamet Savaşı için bekliyor ve biz biliyoruz ki Ötekiler şu an geliyor, ciddi bir savaş ve ölüm olacaktır. Euron bence Truva atı gibi bir adam, daha önce de söylemiştim bir yerlerde; millet kuzeyden saldırı bekliyor ama Euron arkadan geçirecek gibi.

“Ölürken yanındaydım,” diye hatırlattı Ned. “Eve gelmek, Brandon ve babamın yanında huzurlu uykusuna yatmak istedi.” Ned hâlâ kız kardeşinin sesini duyuyordu zaman zaman. Bana söz ver Ned. Odası kan ve gül kokuyordu. Bana söz ver Ned. Ateş bütün gücünü almıştı ve sesi bir fısıltıdan bile zayıf çıkıyordu ama Ned’in verdiği sözü duyduğu anda bütün korkusu kaybolup gitmişti. O anda kız kardeşinin nasıl gülümsediğini hatırlıyordu Ned. Sonra Lyanna hayata tutunmaktan vazgeçmişti. Avuçlarından gül yaprakları döküldü yere. Siyah ve ölü. Ned bundan sonrasını hatırlamıyordu. Onu sessiz bir acıyla kız kardeşinin bedenine sıkıca sarılmış halde bulmuşlardı. Kısa boylu ada adamlarından biri olan Howland Reed ayırmıştı iki kardeşin birbirine kenetlenmiş ellerini. Ned bunların hiçbirini hatırlamıyordu. “Ben Lyanna’ya yine çiçek getireceğim, o çiçekleri çok sever,” demişti.

Teknik olarak daha Diyar’a kış gelmedi… En son Sonbahar’da bıraktık, kış daha geliyor. Kar görünce sağda solda kış geldi sanmayın hemen, burası GoT evreni, burada mevsimler bizim anladığımız, bildiğimiz gibi değiller. :slight_smile:

Mahzen Mezarların amacı nasıl hava değişmesin diye var? Nereden çıktı bu bilgi?

Theon her zaman, mahzen mezarın soğuk olduğunu düşünmüştü, mezar yaz mevsiminde gerçekten soğuktu ama şimdi, aşağı inildikçe hava ılıklaşıyordu.
Ilık değildi, kesinlikle ılık değildi, ama yukarıdan daha ılıktı. Görünüşe göre toprağın altındaki soğuk daimiydi, değişmezdi.

Burada açık seçik mezarların sabit bir soğukluğu olduğu görülüyor. Ned de buraların her daim soğuk olduğunu söylüyordu.

Güzel soru, karanlık kalan kısımlar daha çok burası sanırım. Yani elimizde fazla veri olmayınca bazı kısımlar karanlıkta kalıyor haliyle… Tahminler üzerinden ilerleyebiliriz belki?

Şimdi… mevcut ölülere bakalım mı?

1- WW’ler tarafından hükmedilen ve ‘buz’ ile diriltilenler;
2- Qyburn’un deneyleri ile zombiye çevrilen Dağ, pek özgür iradesi var diyemeyiz(ejderhalar sonrası başarılı olmuş bir deney, sanırım önceki denemeleri başarılı olmamıştı, bu yüzden bu herifi yaparken büyü kullandığını düşünüyorum),
3- Buz wight’ı olan ama tamamen ölmemiş ve iradesini ve kimliğini muhafaza etmeyi başarmış(ww hakimiyetine girmemiş) olan Benjen(kitapta ise Soğukel) ki bunu dizideki abimiz göğsündeki obsidiyen ile başarmış,
4- Ve ‘ateş’ ile diriltilmiş olan ve özgür iradeleri olduğu anlaşılan, Jon’un da son yılda tanıştığı Beric.(kitapta ayrıca Lady Taşkalp)
5- Ölümsüzler. Onların ölü/canlı arası wightlar olduğunu söylemek çok yanlış olmayacaktır, çünkü seri boyunca birebir betimlemeleri uyuyor ölülerle.
6-Efsanelerde adı geçen ve 1000 yıl yaşadığı iddia edilen Gri Kral.

Bu evrende bir ilah var mı bilemiyoruz ama büyük güçlere sahip en az 2 canlı var gibi; yahut kısım, taraf mı diyelim… fark etmez. Sonuca odaklanırsak ölüleri dirilten bir büyü/güç/yöntem söz konusu. Ölüleri dirilten kişi o ölü üzerinde -çoğu zaman- irade sahibi oluyor; Dağ ve Buz Wightları. Kalanlar üzerinde özgür iradelerine gem vuran bir şey yok.

İster ateş ister buz isterse başka yöntem ile diriltilmiş olsun bu heriflerin hepsi ölü… Sadece ateş ile diriltilenler (taşkalp hariç) daha canlıya/insana benziyor. Gri Kral’ı hiç görmedik ama besbelli ki o da insana benziyor, canlı bir şey var çünkü evlenmiş ve 100 bebe yapmış.

Yani burada illa ki her ölü R’hllor yahut Büyük Öteki’nin güdümünde ilerleyecek vs. diye bir kaide olmadığını görebiliyoruz. Hal böyle olunca özel büyüler ile Kışyarı’nda hapis edilip, bekleyen ölüler, zamanı gelince ayaklanabilir ve Büyük Öteki’nin değil, kendilerinin bağlı olduğu kişinin güdümünde hareket edebilir.

“Kışyarında hep bir Stark olmalı.” sözü, bu büyü ile alakalı olabilir. Bu ölülere sadece Starkların hükmedebileceğini anlatmaya çalışıyor olabilir. Bu adamlar “Kış Geliyor.” diye 8 bin yıllık bir uyarıyı nesiller boyunca aktarmışlar, yani bu adamların geleceğini biliyorlar ve doğal olarak önlem almadan sadece “ww’ler dönecek” denmesini beklemek de doğru değil. Kışyarı’nda büyü var, mahzen mezarlar bunla ilgili çünkü inşa edilen asıl yer burası, diğer kısımlar değil. Peki sebep? Ölüler, mahzen, Kışyarı, büyü, kış geliyor, starklar, büvet ağacı… Bunları bir araya toplayınca akla başka ne gelebilir bilemiyorum inan, farklı fikri olan varsa seve seve dinlerim. :slight_smile:


#17

Mahzenin amacı hava sıcaklığının sabit kalmasını sağlamak şaraplar vs bu sayede bozulmuyor mahzenlerde bu mezarlıkta bir mahzen şeklinde olduğuna göre yaz kış sonbahar ilkbahar orada sıcaklık hep aynı. Dışarda hava soğuduğunda doğal olarak mahzen daha sıcak hissediliyor aslında değil.


#18

Kardeş ne yaptın sen? Trollemiyorsun değil mi?

Mahzen denince aklına şarapların vb. şeylerin konduğu kiler gibi şeyler gelmesini anlıyorum ama bu yapının İngilizcesi crypts; biz onu Türkçe’de MAHZEN MEZAR olarak çeviriyoruz çünkü yeraltında. Ha Yeraltı Mezarlığı dense daha uygun kaçardı gerçi. Crypts, İngilizcede yeraltı kasası ya da odaları olarak geçer. Eş anlamlısı ise tomb; yani mezarlık. Yani kiler manasındaki mahzenlerden bahsetmiyoruz.

Kuzey zaten halihazırda soğuk bir ülke, yer altında soğuk hava deposuna gerek yok, oraya da ölü konmaz normalde zaten.


#19

Konuya genel bir yorum yapayım bu arada, bu ölü Starkların dirilmesi teorisi en baştan güzel geliyordu ama ne bileyim Asoiaf gibi fantastik olayların fazlasıyla arka planda kaldığı bir seri için fazla geliyor. Ancak eski tanrıların gücünün ataların ruhlarının toplanmasından geldiği düşüncesindeyim belki bununla ilgili bir şeyler olabilir


#20

Eski İlahların, kadim yeşilgörenler olduğunu düşünenler var; biliyorsun, Büvet Ağaçları ile görüyorlar vs. güçleri çalışıyor ve öldükleri zaman da bu ağaçlarla bütün hale geliyorlar. Bence mantıklı. Bu kadar isimsiz ve sayısız olunca ister istemez mantık bu olsa gerek diyorum.

Martin gibi bir adam zaten ölü ordusu yaratmış, karşı taraftan da ölüleri diriltiyor… Tolkien ve Norveç Mitlerinden esinlendiği ortada iken, çok fantastik kaçmaz, genel yapıya uygun kaçar bence.