[KADER]Son İmparator 2. Ve 3. Bölüm Eklendi

[KADER]Son İmparator

1. Bölüm

İşte! Surlardaki son svadyan bayrağı da kergitler tarafından surdan atılıyordu. Bayrak bazı noktalarından yırtılmıştı. Yıpranmış, yorgun Dhirim halkının sembolü olan son sancak…

Yüküntür Noyan sancağa baktı sonra şehre, doğduğu şehre baktı. Çocukluğundaki limon ağaçlarının kokusu yoktu onun yerini havadaki kan kokusu almıştı. Sokaklar svadyan askerlerinin cesetleriyle doluydu. İçini garip bir duygu kapladı. Dhirim onun kulağına fısıldıyordu; “Yetmedimi, bu kadar kan, bu kadar can yetmedi mi!“ Yüküntür kendini çabuk toparladı. Şu an savaştaydı bunları düşünemezdi. Yanındaki Lezalit’e dönerek “Nizar dönmedi mi ?” dedi. Lezalit “henüz dönmedi efendim“diyerek cevapladı. Yüküntür’ün canı sıkılmıştı, şu ana kadar dönmesi gerekiyordu. O sırada omzuna bir el uzandı. Yüküntür arkasını döndü bu Nizar’dı. Kaçan svadyan birlikleri ve ana savunma hattının yeri hakkında bilgi getirmişti.
-“Efendim” dedi gülerek.
—Hadi dostum bu kadar resmiyete gerek yok, son durum nedir.
—Düşman birliklerinin ana savuma hattı şehrin meydanında, surlardan kaçan birlikler de ana savunma hattının oraya gidiyor.
—Onları yakalayabilirmiyiz?
Nizar gülerek “bana 20 kargıcı ver takip edeyim, sen de büyük ambarın olduğu yerden adamlarınla onların önünü kes” dedi.

Yüküntür bu planı beğenmişti. Solundaki Frentis’e dönerek ”Asugan Noyan’a söyle meydana giden büyük yoldan bütün adamlarıyla saldırsın“ dedi. Frentis kafasını sallayarak uzaklaştı. Yüküntür miğferini başına geçirdi, atına bindi, kılıcını havaya kaldırarak ”ileri!“ emrini verdi.
Şehre giren ilk atın üstünde Yüküntür vardı. Mancınık atışından dolayı yerle bir olmuş, yanan harabeler arasında at sürdüler. Yüküntür doğduğu, büyüdüğü şehrin bu hale geldiğine inanamıyordu. Bunun sorumlusunu kendisi olduğunu bilmek onu kahrediyordu. Bu bir kâbus olmalıydı. Her tarafta ceset vardı kokmaya, çürümeye başlamış cesetler. Sonra bağırma sesleriyle kendine geldi.
Bunlar geri çekilen svadyan askerleriydi. Yüküntür ambarın oraya geldiklerini fark etti. Svadyanların önünü kesme zamanı gelmişti.
Bu hamleyle şehir meydanındaki ana savunma hattının güçlenmesi engellenecekti.
Atını ani bir hareketle sol taraftaki geniş sokağa sürdü. Peşindeki askerlerde aynı çeviklikte atlarını sokağa sürdüler. Bağırarak geri çekilen, peşindeki kergit askerlerinden kaçmak isteyen svadyan askerleri karşılarına çıkan Yüküntür ve adamlarını gördüğünde son umutlarıda tükenmişti
--------------------------------------------------------------------
Bu sırada Asugan Noyan komutasındaki birlikler Ana savunma hattına saldırıyı başlatmıştılar. Şehir meydanında deneyimli, deneyimsiz, yaşlı, genç, köylü toplam 300 kişiye yakın bir milis kuvvet vardı. Tek taraftan yapılan saldırılar bu milis kuvveti fazla etkilemiyordu.

Asugan Noyan savaş meydanına göz gezdirdikten sonra yanındaki Karaban Noyan’a dönerek;
—”Umarım bu çocuk ne yaptığını biliyordur, eğer bu hızla saldırmaya devam edersek fazla dayanamayız “ dedi.
Karaban Noyan gülerek ”Şu ana kadar o çocuğun yenildiğini ne gördüm ne de duydum o yüzden mızmızlanmayı bırak ta savaşmaya devam et “ diye bağırdı.
-“Umarım bir ilk yaşamayız o zaman” diye cevap verdi Asugan.

Bu arada Yüküntür ve adamları da kaçan svadyan askerlerinin tamamını yakalamıştı. Yüküntür arkalarında canlı bir düşman bırakmadıklarından emin olduktan sonra meydana hücum emrini verdi. Şehir meydanındaki svadyan kuvvetleri Yüküntür’ün ordusunu bilmedikleri için tek taraflı bir savunma düzeni almışlardı. Bu hatalarını pahalıya ödediler. Arkadan saldıran kergit atlıları
Svadyan savunma düzenini çok çabuk bozdu. Artık svadyanlar için tek bir seçenek kalıyordu. Çok az kalan svadyan birlikleri ellerindeki kılıçları attılar,
Teslim olmuşlardı.

Yüküntür meydana baktı meydan kanla bulanmıştı, Sonra teslim olanlara baktı hayretler içerisindeydi.20 gün boyunca kendinden kat ve kat büyük kergit ordusuna karşı direnmişlerdi. Erzakları bitmişti, cesetlerini gömemedikleri için yakmışlar, odun da bitince sokaklara koymak zorunda kalmışlardı.10 gün süren bir salgın hastalıkla mücadele etmişlerdi. Sonuna kadar direnmişlerdi. Atını onlara doğru sürdü “serbestsiniz !” diye bağırarak.

Meydan sessizliğe bürünmüştü. Kergit askerleri de dâhil herkes şaşkındı. Bağırarak tekrarladı ”serbestsiniz! İsteyenler güvenli bir biçimde Praven’e gitsin ya da Uxal’a, isteyenler burada kalıp eski hayatına dönsün “.Kalede saklanan çocuklar ve kadınlar Yüküntür’ü dinlemek için dışarı çıkıyordu. Yüküntür sözlerine devam ediyordu .”Ben yıkılmış, ölü, mutsuz bir Dhirim istemiyorum! Ben İmparatorluk dönemindeki gibi mutlu, huzurlu, gelişmiş ve barışın kol gezdiği bir Dhirim istiyorum! Bu yüzden isteyenler gitsin, isteyenler burada benimle kalsın ve yeni bir Dhirim inşa edelim. Ben burada, bu savaşta Dhirim için nasıl öldüğünüzü gördüm. Bu şehir daha iyisini hak etmiyor mu? Evet, hak ediyor o halde kalın, kalın ve bu toprakları barış dolu bir yer haline getirelim… “

Bu konuşmadan sonra Dhirim halkı yeni Lordu’nu çok çabuk kabullenmişti.
Gitmek isteyenlerin sesleri de coşkulu kalabalık tarafından bastırılıyordu. Halk için Yüküntür bir lord’dan ötesiydi artık. O onların imparatoruydu. Kalabalık coşkulu bir şekilde bağırıyordu;
“İmparatorumuz çok yaşa”
“İmparatorumuz çok yaşa”
Bu sesler Calradya’da yeni bir İmparatorluğun ilk kıvılcımlarıydı… [/spoiler]

2.Bölüm

[spoiler]Gece Praven sokaklarını dolunayın ışığı aydınlatıyordu. Kalede bütün Svadyan kontları toplanmıştı. Dhirim’in düşüşünün üzerinden bir hafta geçmiş olmasına rağmen Svadya krallığı bu şoku üzerinden atamamıştı. Şehrin düşüşü bütün Calradya’da yankı uyandırmıştı. Büyük salonda bütün gece süren tartışmalardan sonra Kral Harlaus ayağa kalktı. Yorgun
görünüyordu, son birkaç gündür çok az uyuyabilmişti. Harlaus eliyle kontlara susmalarını işaret etti, salonda sesler kesildikten sonra ellerini masanın üzerine koyarak ”kararımı verdim“ dedi.
Bütün Kont’lar Kral’ın söyleyeceklerini duymak için bütün dikkatini kral’a vermişti. Harlaus masadaki kont’lara bakarak ”Kergit Hanlığı ile barış imzalayacağız “dedi. Tek bir kont dışında herkes bu karardan memnundu.

Kont Clais söz hakkı istemek için ayağa kalktı. Harlaus başını sallayarak ”konuş “ dedi. Clais bağırarak ”Efendim “ dedi ”O barbar kegitlerle barış imzalamamız svadyan halkını aşağılamak demektir! “.Kral Harlaus sakin bir ses tonuyla ”Clais karar alındı“ dedi. Clais ikna olmamıştı ”Ama efendim“ Harlaus Clais’in sözünü keserek ”Bak Clais bunu bende istemezdim fakat durumumuz ortada, Dhirim düştü ayrıca bu savaşı uzatırsak Rodok’larında bize savaş açacağından eminim bir de yakında kızım Prenses Sofya doğu geçitlerinden Calradya’ya girecek. Biliyorsun Doğu geçitleri kergit kontrolünde. Onun hayatını tehlikeye atamam kararım kesindir“ dedi. Clais Prenses sözünü duyduktan sonra sustu. Prenses Sofya onun içinde çok önemliydi. Kraliyet ailesine girebilmenin tek yoluydu.
Büyük salon boşaldıktan sonra Harlaus yanındaki şövalyelerden birine bana kâtibi çağırın dedi. Kâtip birkaç dakika içinde gelmişti. Harlaus kâtibe dönerek ”yaz“ dedi.


3.Bölüm

[spoiler]
Yüküntür ve ordusu Tulga’ya yaklaşmıştı. Şehir surları görünür hale gelmişti.2 gün ve 2 gece yolda olan ordu çok yorulmuştu,
Buraya kadar hiç kamp yapmadan gelmişlerdi. Bunda Yüküntür’ün Tulga’da yarın yapılacak olan şenliklere yetişmek istemesinin payı büyüktü. Yüküntür Nizar’a dönerek ”burada kamp kuralım“ dedi. Nizar başını sallayarak arkasını dödü ”Evet mareşali duydunuz beyler! Burada kamp kuracağız kız gibi oyalanmayın da işe başlayın“ diye bağırdı. Kamp kısa sürede kuruldu. Askerler çok yorgun olduklarından hemen yattılar.20 asker nöbetçi olarak bırakılmıştı. Nöbetçilerden birisi söylenerek devriye geziyordu. Nizar nöbetçiyi; bir şikâyetin varsa mareşale git diyerek azarlayınca adam sesini kesmişti ama hafiften homurdanarak gidiyordu. Şafak vakti kamp toplandı ve ordu Tulga’ya doğru harekete geçti. Sabah saatlerinde Tulga’ya girdiler. Tulga şehri zafer sarhoşluğu yaşayan halk’la doluydu. Kaledeyse Sebula Noyan ve Sancar Han arasında şu konuşmalar geçiyordu;

— Efendim Yüküntür’ün Kergit Halkı için bir tehdit olduğunu düşünüyorum

— Hadi Sebula yapma ama! O çocuk Kergit Halkının kurtuluşu olabilir. Kimsenin hayal bile edemeyeceği bir şeyi başardı.
Dhirim’i feth etti.

— Efendim Dhirim’i feth etti, evet ama bu tehlikeyi daha da büyüttü.

— Sebula! Lafı ağzında dolandırıp durma. Ne demek istiyorsan açıkça söyle.

— Efendim Dhirim halkı onu imparator olarak görüyor. O çocuğun Calrad İmparatorluğu’nu tekrar kuracağına inanıyorlar.

— Ne bu saçmalık, bu… Bu büyük bir saçmalık, böyle bir şey imkansız.

— Hayır efendim. Bu gerçek Dhirim’i feth ettiğinde halk sokaklarda İmparatorumuz çok yaşa diye tezahürat etmişti.

Sancar Han durumun ciddiyetini kavramıştı. Eğer bu işi çabuk halletmese geç kalabilirdi.

— O zaman ondan kurtulmalıyız ama nasıl. İhanetle suçlarsak Noyan’ların tepkisini çekeriz bir mareşale bu suçlamayı yapamayız.

—Bilmiyorum efendim ama çabuk olmalıyız.
Sancar Han aniden oturduğu yerden kalktı.”Buldum“ diye bağırdı. Sebula Noyan merakla ”Nedir efendim“ diye sordu.”Bu sabah Harlaus’tan bir mektup aldım. Mektupta Svadyan’ların barış istediği yazıyordu aslında bu isteği kabul etmek istemiyordum ama etmessem Noyanlar benim savaş isteyen bir Kağan olduğumu düşünecekti. Eğer bu plan işe yararsa hem svadya’nlarla savaşımız devam edecek. Hem de Yüküntür’den kurtulacağız. Ayrıca kraliyet ailesinden birde esirimiz olacak.“

Sancar Han planını anlatırken yüzüne şeytani bir gülümseme gelmişti.[/spoiler]

Forum bu tip işler için çok uygun bir yer.Hele ki konuyu GoT’taki karakterler olişturuyorsa çok iyi olur.Bir dene bence.

Evet uygun biyer ama GoT karakterleri oluşturmuyor istersen bi replik paylaşayım ? Mount And Blade Warband Dünyasında ( Kalradya ) Geçiyor.

Abimin Üçlemesinden :
Replik :

"İnsanları neden öldürmek istediğimi mi merak ettin? Pekala sana anlatacağım, sanırım bunu bilmeye hakkın var! Tanrıçanın gözlerine baktığım da, zamanın derinliklerini gördüm. Geleceği ve geçmişi… Ve tek gördüğüm, ölümdü! Hiç durmayan, sürekli ve sürekli devam eden ölüm! İnsanların gerçek isteğini anladım. Güç isteği! İnsanlar her zaman en güçlü olmak istiyorlar. Kalbinin derinliklerindeki bu isteğe ulaşmak için, herşeyi ve herkesi öldürüyorlar! Bitmek ve tükenmek bilmeyen öldürme arzusu! Perilere inanır mısın? Kanatlı, küçük yaratıklar. Ya deniz kızlarına, elflere? Zamanın belirli bir kısmından sonra, insanlar onların sadece efsane olduğuna inandılar!Gerçekte var olmadıklarına! Ama bu bir yalan. İlk çağda insanlar ve diğer yaratıklar, barış ve huzur içinde birlikte yaşayabiliyordu. Ama bir gün geldi, İnsanlar kendilerinden farklı olan… Hayır! Daha doğrusu güçlü olan yaratıkları öldürmeye başladılar. Onların anlam veremedikleri güçlerinden korkuyorlardı. En güçlü olmak istiyorlardı. Bu amaç doğrultusunda birleştiler, binlercesini, on binlercesini katlettiler. Ölümsüz tanrılar, yeryüzünde yapılan bu katliamı durdurmak için Avalon’u yarattı. İnsanlar tarafından dışlanan yaratıklar için bir sığınak! Hiçbir insanın göremeyeceği bir sığınak! Elflerin, perilerin ve diğer canlıların barış içinde, güvenle yaşayabilecekleri yeni bir diyar! Neden Avalon’u yaratmak yerine insanları yok etmediler? Çünkü onlara acıdılar. Bir şans daha verdiler.Çünkü insanların, kendilerine ait bir dünyada, barış içinde yaşayabileceklerini düşünüyorlardı. Ama insanlar bununla da tatmin olmadı. Yaşadıkları dünyada en güçlü varlık olarak kaldıktan sonra, birbirileri ile savaşmaya başladılar. En güçlü olmak için, durmak bilmeden öldürdüler. Zaman geçtikçe, daha çok öldürdüler. Durmadan ve durmadan devam ettiler. Bir ölümün ardını başka bir ölüm izledi. Her zaman öldürdüler. İşte! İnsanlar bunun için, aşağılık varlıklar! Hepsini öldürmek istiyorum! Dünya üzerinde tek biri kalmayana dek, öldürmeye devam etmek istiyorum! Çünkü onlardan iğreniyorum! Bitmek tükenmek bilmeyen güç arzularından iğreniyorum! Hiçbiri yaşamayı hak etmiyor! İşte bu yüzden, tanrıçanın muhafızı olmayı kabul ettim! İnsanları öldürebilmek için, onun emrine girdim. Ben değiştim! Artık, eski Yüküntür değilim!

güzell. Paylaş bence ben okurum :smiley:

Paylaşmayı düşünüyorum birkaç kişi daha okusun yorum yapsın ona göre . Taleworlds forumda çok okuyanı vardı yorumları hala bekliyorumm.

Abine hemen söyle Asoiaf için de yazsın. Sen bilgi verirsin bilmiyorsa. Güzel olmuş. :slight_smile:

Bence paylaş biraz daha.Eğer kadın karakterin önemli bir rolü varsa ben kesin okurum.
Bu işlere biraz feminist olarak bakıyorum da:)

Cok guzel, bence paylas okuyalim bizler de.

İlk Bölüm Geldi Okumak İsteyene :
@No One

[spoiler]İşte! Surlardaki son svadyan bayrağı da kergitler tarafından surdan atılıyordu. Bayrak bazı noktalarından yırtılmıştı. Yıpranmış, yorgun Dhirim halkının sembolü olan son sancak…

Yüküntür Noyan sancağa baktı sonra şehre, doğduğu şehre baktı. Çocukluğundaki limon ağaçlarının kokusu yoktu onun yerini havadaki kan kokusu almıştı. Sokaklar svadyan askerlerinin cesetleriyle doluydu. İçini garip bir duygu kapladı. Dhirim onun kulağına fısıldıyordu; “Yetmedimi, bu kadar kan, bu kadar can yetmedi mi!“ Yüküntür kendini çabuk toparladı. Şu an savaştaydı bunları düşünemezdi. Yanındaki Lezalit’e dönerek “Nizar dönmedi mi ?” dedi. Lezalit “henüz dönmedi efendim“diyerek cevapladı. Yüküntür’ün canı sıkılmıştı, şu ana kadar dönmesi gerekiyordu. O sırada omzuna bir el uzandı. Yüküntür arkasını döndü bu Nizar’dı. Kaçan svadyan birlikleri ve ana savunma hattının yeri hakkında bilgi getirmişti.
-“Efendim” dedi gülerek.
—Hadi dostum bu kadar resmiyete gerek yok, son durum nedir.
—Düşman birliklerinin ana savuma hattı şehrin meydanında, surlardan kaçan birlikler de ana savunma hattının oraya gidiyor.
—Onları yakalayabilirmiyiz?
Nizar gülerek “bana 20 kargıcı ver takip edeyim, sen de büyük ambarın olduğu yerden adamlarınla onların önünü kes” dedi.

Yüküntür bu planı beğenmişti. Solundaki Frentis’e dönerek ”Asugan Noyan’a söyle meydana giden büyük yoldan bütün adamlarıyla saldırsın“ dedi. Frentis kafasını sallayarak uzaklaştı. Yüküntür miğferini başına geçirdi, atına bindi, kılıcını havaya kaldırarak ”ileri!“ emrini verdi.
Şehre giren ilk atın üstünde Yüküntür vardı. Mancınık atışından dolayı yerle bir olmuş, yanan harabeler arasında at sürdüler. Yüküntür doğduğu, büyüdüğü şehrin bu hale geldiğine inanamıyordu. Bunun sorumlusunu kendisi olduğunu bilmek onu kahrediyordu. Bu bir kâbus olmalıydı. Her tarafta ceset vardı kokmaya, çürümeye başlamış cesetler. Sonra bağırma sesleriyle kendine geldi.
Bunlar geri çekilen svadyan askerleriydi. Yüküntür ambarın oraya geldiklerini fark etti. Svadyanların önünü kesme zamanı gelmişti.
Bu hamleyle şehir meydanındaki ana savunma hattının güçlenmesi engellenecekti.
Atını ani bir hareketle sol taraftaki geniş sokağa sürdü. Peşindeki askerlerde aynı çeviklikte atlarını sokağa sürdüler. Bağırarak geri çekilen, peşindeki kergit askerlerinden kaçmak isteyen svadyan askerleri karşılarına çıkan Yüküntür ve adamlarını gördüğünde son umutlarıda tükenmişti
--------------------------------------------------------------------
Bu sırada Asugan Noyan komutasındaki birlikler Ana savunma hattına saldırıyı başlatmıştılar. Şehir meydanında deneyimli, deneyimsiz, yaşlı, genç, köylü toplam 300 kişiye yakın bir milis kuvvet vardı. Tek taraftan yapılan saldırılar bu milis kuvveti fazla etkilemiyordu.

Asugan Noyan savaş meydanına göz gezdirdikten sonra yanındaki Karaban Noyan’a dönerek;
—”Umarım bu çocuk ne yaptığını biliyordur, eğer bu hızla saldırmaya devam edersek fazla dayanamayız “ dedi.
Karaban Noyan gülerek ”Şu ana kadar o çocuğun yenildiğini ne gördüm ne de duydum o yüzden mızmızlanmayı bırak ta savaşmaya devam et “ diye bağırdı.
-“Umarım bir ilk yaşamayız o zaman” diye cevap verdi Asugan.

Bu arada Yüküntür ve adamları da kaçan svadyan askerlerinin tamamını yakalamıştı. Yüküntür arkalarında canlı bir düşman bırakmadıklarından emin olduktan sonra meydana hücum emrini verdi. Şehir meydanındaki svadyan kuvvetleri Yüküntür’ün ordusunu bilmedikleri için tek taraflı bir savunma düzeni almışlardı. Bu hatalarını pahalıya ödediler. Arkadan saldıran kergit atlıları
Svadyan savunma düzenini çok çabuk bozdu. Artık svadyanlar için tek bir seçenek kalıyordu. Çok az kalan svadyan birlikleri ellerindeki kılıçları attılar,
Teslim olmuşlardı.

Yüküntür meydana baktı meydan kanla bulanmıştı, Sonra teslim olanlara baktı hayretler içerisindeydi.20 gün boyunca kendinden kat ve kat büyük kergit ordusuna karşı direnmişlerdi. Erzakları bitmişti, cesetlerini gömemedikleri için yakmışlar, odun da bitince sokaklara koymak zorunda kalmışlardı.10 gün süren bir salgın hastalıkla mücadele etmişlerdi. Sonuna kadar direnmişlerdi. Atını onlara doğru sürdü “serbestsiniz !” diye bağırarak.

Meydan sessizliğe bürünmüştü. Kergit askerleri de dâhil herkes şaşkındı. Bağırarak tekrarladı ”serbestsiniz! İsteyenler güvenli bir biçimde Praven’e gitsin ya da Uxal’a, isteyenler burada kalıp eski hayatına dönsün “.Kalede saklanan çocuklar ve kadınlar Yüküntür’ü dinlemek için dışarı çıkıyordu. Yüküntür sözlerine devam ediyordu .”Ben yıkılmış, ölü, mutsuz bir Dhirim istemiyorum! Ben İmparatorluk dönemindeki gibi mutlu, huzurlu, gelişmiş ve barışın kol gezdiği bir Dhirim istiyorum! Bu yüzden isteyenler gitsin, isteyenler burada benimle kalsın ve yeni bir Dhirim inşa edelim. Ben burada, bu savaşta Dhirim için nasıl öldüğünüzü gördüm. Bu şehir daha iyisini hak etmiyor mu? Evet, hak ediyor o halde kalın, kalın ve bu toprakları barış dolu bir yer haline getirelim… “

Bu konuşmadan sonra Dhirim halkı yeni Lordu’nu çok çabuk kabullenmişti.
Gitmek isteyenlerin sesleri de coşkulu kalabalık tarafından bastırılıyordu. Halk için Yüküntür bir lord’dan ötesiydi artık. O onların imparatoruydu. Kalabalık coşkulu bir şekilde bağırıyordu;
“İmparatorumuz çok yaşa”
“İmparatorumuz çok yaşa”
Bu sesler Calradya’da yeni bir İmparatorluğun ilk kıvılcımlarıydı… [/spoiler]

Baya kaptırdın kendi First Lady =)
İncele burayı: http://forum.gameofthronestr.com/konu-feodal-sistemde-kadinlar-spoiler-kargalarin-ziyafeti.html?highlight=feodal

İlk giriş repliği kısmını okuduğumda çok etkilendim orjinal bir iş çıkacak gibi geldi ama devamındaki mount&blade bölümü pek olmamış sanki, ben daha çok mistik, fantastik bir olay, macera tarzı birşey beklemiştim aslında, ama eline sağlık güzel olmuş bu da :slight_smile:

Gelicek bölümleri seversin umarım. :slight_smile: teşekkürler

Cok hos olmus, begendim. Ikinci bolumunu sabirsizlikla bekliyorum. (:

Yarın konuyu düzenlerken koyarım :slight_smile:

Güzelmiş.Ama ilk paragraflarda noktalama işaretlerine dikkat etsen ortaya duyguları daha güzel dökersin.Bir de karakterlerden daha çok bahsetmelisin ileride.O dediklerim dışında anlatımını çok beğendim.Matheld,Ymira hatta Deshavi’yi bile çıkartabilirsin:)