Kralların Bestesi

pazar akşamı evde otururken can sıkıntısı ile yazmaya başladım ortaya böyle bir şey çıktı umarım seversiniz :))

EDDARD

Ned rahatsız ve yarı çürümüş ahşap koltuğundan ateşe doğru baktı.Odunların çatırdamasını izliyordu, üç küçük korun ortadaki büyük odunun yanında çırpınışını can sıkıntısı ile seyretti; o anda aklına oğulları geldi .Varisi Brandon, henüz 14 yaşında ama tam bir savaşçıydı, uzun boylu yaşına göre kaslıydı saçları izlediği kömürler kadar siyahtı,gözleri kışın kendisi kadar soluktu, gerçek bir Starktı. ikizler Rickon ve Rickard;daha 9 yaşında neşeli çoçuklardı ,saçları kumral siyah karışımıydı gözleri Ned’in çok sevdiği babası Lord Rickon Stark gibi nehir mavisiydi.

Onlar için buradaydı babası ve oğulları için, halkı için, tüm Kuzey için bu insandan çok şarap kokan demircinin yanındaydı.Caspor küçüklüğünden beri demir taşımaktan boyu kısa kalmış kas yığını yaşlı bir adamdı ama en belirgin özelliği renksiz olmasıydı, saçları kar kadar beyaz teni ölüm kadar solgundu ve o korkunç gözleri, gözleri nefretten bile daha kırmızıydı.Renksiz demirci ayyaşın tekiydi ama demirden anlardı muhtemlen Kralın demircisinden bile iyiydi.

“Şu an bile sarhoşsun değil mi?”Dedi Ned üzülerek.Muhtemelen adam hayatın da ne dost bilmişti ne kadın.

“Demirin şarkısı acı dolu Lordum,şarapsız nasıl dinleyeyim.”Demircinin sırıtması kokusundan bile çirkindi.

“İşini bitirde acısını gururla değiştirelim”Ned adamın ne kast ettiğini anlayacak kadar ayık olup olmadığını merak etti.

“Çok üzgünüm Majesteleri”Caspor şaraba dayanıklıymış anlaşılan ama bir taç dövüp taçı takacak olan krala Majesteleri demeyi hatırlayacak kadar değil.
Ned taça baktı,aslında sadece erimiş demir ve bir yığın işlenmemiş bakırdı şuan.Ama yarın bakır dairenin üzerine oturtulmuş kılıç şeklinde 9 demir parçaya dönüşecekti.Tıpkı Genç Kurdun uğruna can verdiği taç gibi olacaktı.

Ned taçını demircinin eline bırakıp gitmek istemiyordu sanki buradan gitse herşey ters gidecekti.Ya renksiz demirci taçı yamuk yumuk yapacak ya da gece odasında boğazı kesilerek öldürülecekti.Bir şekilde burada olması gerektiğini biliyordu, belki tanrıların işiydi onu oraya göndermişlerdi belki sadece kendi deliliğiydi ama burada olmaydı tacın yapımını oturup günbatımından gündoğumuna kadar izlemeliydi.

Lord Gorys geldi aklına, acaba ne yaptığını biliyormuydu.Sırf o bilmesin diye tüm kuzgunlar ikincil hanelere gönderilmişti.Dördüde güvendikleri bir lord seçmiş kuzgunlar onlara gönderilmiş, mesajlar oradan atlıyla derebeylerine iletilmişti.Tabi ki buların hepsi gece olmuştu.Ned Lord Dorren Cerwyni seçmişti. Andar Arryn Lord Robar Royce’u,Dagon Greyjoy Lord Sargon Botley’i Nymeria Martell ise Lord Qentry Daltı seçmişti .Lakin Lord Gorys herşeyi duyardı, en sessiz fısıltı bile onun kulaklarından kaçmazdı.

O sırada Kuzeydiş içeri girdi direk Ned’in dizinin dibine çöktü. Kuzeydiş Babasının efsane ulukurdu Tüylüköpek’in yavrusuydu.
Tüyleri gri gözleri yeşildi,neredeyse Ned kadardı cüssesi. Ne olduğunu anlamak için etrafı kokluyordu, bir anda sanki Nedin rahatsızlığını hissetmişcesine hafif bir sinirle hırladı.Ned hayvanı yatıştırmak için kulaklarını okşadı.Ve yine gözlerini ateşe dikti.

Hımm oldukça iyi :smiley: çok güzel yazmışsın eline sağlık fakat ne zamanı anlatıyor bu olay anlamadım :slight_smile:

[quote=“Maekar_Targaryen, post:2, topic:1851”]
Hımm oldukça iyi :smiley: çok güzel yazmışsın eline sağlık fakat ne zamanı anlatıyor bu olay anlamadım :slight_smile:
[/quote]350 AL 2.bölümde anlatcam geçmişte ne olduğunu

Ya iste Rickon’un oğlu bu Ned.

Bilader devam et nereye gidecek meraklandım :slight_smile:

Rickon büyümüş çocuk yapmış adını Ned koymuş çok duygulandım :slight_smile:

Güzeldi bekliyoruz ikinci bölümü ama biraz daha uzun tutabilirsen daha iyi olur çok kısaydı :slight_smile:

Çok güzel olmuş ellerine sağlık, devamını bekliyoruz :slight_smile:

[quote=“Lord_Snow, post:6, topic:1851”]
Rickon büyümüş çocuk yapmış adını Ned koymuş çok duygulandım :slight_smile:

Güzeldi bekliyoruz ikinci bölümü ama biraz daha uzun tutabilirsen daha iyi olur çok kısaydı :slight_smile:
[/quote]yapıcı eleştirin için teşekkürler
ilk bölüm öyle oldu bir şey eklersem bozarmışım gibi geldi:)

ANDAR

Andar kitabın sayfasını çevirdi.Ser Artys Arryn bölümüne gelmişti.Vadinin ilk andal kralı nam-ı değer Kanatlı Şovelye.Grifin Kralını öldürmüş ve İnancı vadiye yaymıştı.Andarın en sevdiği atasıydı muhtemelen babasından bile çok seviyordu.Aslında zor bir kıyaslamaydı çünkü hiç tanımadığı babasını aynı onun gibi hayal ederdi.Yıllar önce henüz genç bir lord iken kahyalardan birini babasını tanımış her adam ile konuşması için göndermişti.

Kendisini üstad çırağı olarak tanıtmasını , İç Kalede tarih kitabı yazan Üstad Pykewood’a göndereceğini ve Lord Andarın asla haberi olmayacağını söylemesini istedi.Çoçuk ay süren vadi gezisinden sonra Andara gerçeği anlatmıştı.Duydukları içini parçalamıştı yıllarca efsane bir savaşçı olarak hayal ettiği babası bir andan yok olmuş yerine bütün gün ağlayan,on yedi yaşındayken on üç gözüken ve on yaşındaymış gibi hareket eden kılıcı kaldırmaktan dahi aciz biri çıkmıştı karşısına.Üzüntüsünden üç gün kendine gelememişti ,etrafındakilere hasta taklidi yapmak zorunda kalmıştı.Kitap geçmişteki acılarını diriltmişti, oysa kitap aklını dağıtmak için oradaydı.Sayfaları çevirmek babasının acısını unutturamıyordu. Robert Arryn o iki yaşındayken ölmüştü.Andar kapının kükreyen gıcırtısını duydu, içeri kahyabaşı Edric içeri girdi.

“Majesteleri konuklar Kabul Salonuna gelmeye başladı. ”Edric orta boylu ,siyah saçlı, kahverengi gözlü sıradan biriydi ele tutulur herhangi bir özelliği yoktu.

“Çok iyi tanımadığın biri var mı?”Konukların gelmesi iyiydi ama taç giyme töreni sırasında arbelet ile ölmek istemiyordu.

“Yok Majesteleri,emriniz üzerine en sadık muhafızlarınız görev başında şu an ve başlarında Ser Vardis Corbray var.”Ser Vardis tamamen onurdan ibaret bir adamdı ve eski arkadaşıydı,dostlukları 30 yıla dayanırdı.

“Yeni uşak yok değil mi? Aramızda Lord Gorys’in faresi olmasını istemeyiz.

”Lord Gorys Diyardaki en tehlikeli adamdı.

“Tüm uşaklar en azından 5 yıldır burada çalışıyor emriniz üzerine yeni birini almıyoruz.”

“Şimdi gidebilrisin.”Kapı yine gıcırtı ile kapandı.

Andar yine kitabına döndü ama okuyacak durumda değildi.Onun yerine pencereden dışarı Vadinin üzerinde egemenliğini ilan eden Güneşe baktı.Güneş altın gibi parlıyordu tıpkı Tybolt Lannisterın saçları gibi,Lannister Hanesinden Tybolt, adının ilki,Andalların Rhoynarların ve İlk İnsanların Kralı,Yedi Krallığın Lordu ve Diyarın Koruyucusu.
Andar Üstad Lymond’un Vadi Kralları hakkındaki eserini Kütüphaneye yerine koydu ve Üstad Leo tarafından Yazılmış 280 AL-340 AL Westeros İç Savaşlar Tarihi adlı eseri aldı eline. Herşey Robert’ın İsyanı ile başlamıştı.Robert tahtı zapt etmiş ve Targeryan Hanesini yok etmişti. Son Targeryan,Daenerys ve Viserys, Ejderha Kayasında Korsan saldırısında ölmüştü(yazılı olmayan kaynaklara göre korsanlar oraya Tywin Lannister tarfından gönderilimşti).Kral Robert yönetimi boyunca düşünmeden harcamış Krallığı borca batırmıştı.Robert ölünce Baratheonlar taht kavgasına girmişti;Renly Baratheon Fırtına Burnunda Joffrey Baratheon sarayda kendi düğünde suikaste uğramıştı.Stannis Baratheon Karasu savaşında Küçük Şeytan Tywin Lannister tarafından yakılarak öldürülmüştü.Taht Aptal Kral Olarak bilinen Tommen Baratheona kalmıştı.

Aptal Kral kendi eğlenceleri sayesinde Robertın bıraktığı borcu daha da büyütmüştü.Garth Tyrell borcu kapatmak lordlara ağır vergiler koymuştu.Sonunda Lordlar dayanamayıp Aerys Valeryon liderliğinde isyan etmişlerdi.Ordusunu her savaşta felake sürükleyen Aptal Kral isyanın ikinci yılında kampta yatağında boğazı kesilmiş şekilde bulundu.Yerine oğlu Mace Baratheon geçti.Mace tahta geçtiğinde bir buçuk yaşındaydı söylentiye göre taçtan bile küçüktü.Garlan Tyrell komutasında ki kralliyet ordusu isyanı bastırdı.Krallık kısa da barışın tadına baktı.Sonra Lannisterlar Kral Mace’in kuzeni Tywin Baratheonu Casterly Kayasında Taç giydirdi.İç savaş yıllarca sürdü,Baratheon taht kavgası bittiğinde geriye Baratheon kalmamıştı ve Demir tahtta Viserys Valeryon oturuyordu.Ama Kralliyetin saray su alacak parası bile yoktu.Ve parası olan tek adam Tybolt Lannisterdı.Bir yaz akşamı Tybolt rüşvete bağladığı Altın Pelerinlerin desteği tahtı ele geçirdi ve Valeryon Hanesinin kökünü kuruttu.

Andar Üstad Leo’nun eserinin kapağına bakıp tarihi yeterince bildiğine karar verdi ve kitabı masaya bıraktı.Dolabına açtı ve sadece bu gün için dikilmiş mavi üzerine beyaz hilal ve şahin olan yakaları ve köşeleri altın rengi tuniğini giydi.Aynaya baktığında tam bir kral gibi göründüğüne verdiği sırada arkasında bir ince bir tıkırtı duydu.Dünyada o kapıyı sessizce açabilecek tek kişi vardı.

Andar arkasına döndü ve gülümsedi onun gülüsemsini görmüş olan tek kişiye.”O eski kapı sırf senin için orada.”
Emily açık kumral saçları, gök mavisi gözleri ve oranlı yüz hatları sayesinde dünyadaki en güzel kadındı.Geçmişte Andarın birkaç arkadaşı bu konuda ona katılmamışlardı,hepsine birkaç dişe mal olmuştu bu düşünceleri.”Biliyorum.”Andar onun sesinin mi yoksa yüzünde ki gülümsemenin mi daha güzel olduğuna karar vermeye çalışıyordu.Emily ince bir sesle”Herkes hazır.Taçı taşıyan çoçuk iyi görünmüyor,zavallı taçı dört saattir elinde tutuyor.”

“Şimdiden sarhoş olan yoktur umarım.”

“Şu an yok ama Lord Triston Grafton ve Elbert Royce çok bekleyecek gibi durmuyor”Emily yanına gelmiş kıyafetlerini kontrol ediyordu.

“Altın güzel durmuş,Andy”Dünya da ona Andy diyip kafasını kazıkta bulmayacak tek kişi Emilydi.

Andar aynaya son bir kez daha baktı“Elbert daha genç birkaç kadeh ona dokunmaz ama Triston çok dayanamaz.Taç giyme konuşmam sırasında horlamasın istemiyorum. ”

“o zaman acele etsek iyi olacak. Lord Grafton herkese 15 kadeh Dorne kırmızısı içip turnuva kazandığı günü anlatıyor ”Bu hiç bir zaman iyiye işaret değildi.
“3 kadeh içmişti.Ne turnuvası olduğunu hatırlıyor mu”dedi Andar merakla.
“hayır”
“Eski dostum fazla dayanamaz o zaman”
Emily Andarın koluna girdi ve gıçırtılı kapıyı açıp Kabul Salonuna doğru ilerlemeye başladı.Kapı Kralı selamlarcasına bir kere daha kükredi.

Beğenmedim.
Geçmiş olmamış yani.
Anlatımda bozukluklar da vardı. Her küçük karakterin kısa kısa tek cümleyle anlatmaya çalışmışsın ama biraz daha uzun tutabilirdin gibi geçiştirmişsin gibi duruyor.

Son bölüm ilki kadar ilgimi çekmedi ama devam etmelisin. İlgi çekici bir hal almaya başladı