Kurtlar Sofrası-4.Bölüm

Hikaye 4 ana karakterin başından geçenleri konu alıyor.Kitapla yaşanan olaylar arasında bir bağdaşıklık yoktur…
1.Bölüm

[spoiler]Herold Manderly
Whiteharbor’da güneş yavaşça doğuyordu.Kayalara vuran deniz sesi saraya dahi ulaşmaktaydı.Ser Herold Manderly sarayda uyanan ilk kişiydi.Herold genç ve yakışıklı biri olmasına rağmen insanlardan uzak durmaya çalışan ve mümkün olduğunca az kişiyle konuşan bir gençti.20’li yaşlarında olmasına rağmen saçında ve sakalında beyazlar vardır.Herold,küçük odasındaki masasına oturmuş kalın defterine bir şeyler yazıyordu.Arada bir başını defterden kaldırarak mürekkebi bitmiş olan kalemini mürekkebe bandırıyor ve yazmaya kaldığı yerden devam ediyordu.Sonunda yazmayı bırakarak defterini kapattı.Kılıcını alarak odasından ayrıldı.Herold güçlü ve onurlu bir yapıya sahip olduğu için bir erkeğin her zaman kılıcını yanında taşıması gerektiğine inanırdı.Sarayın koridorlarında dolaşırken bir koşuşturma sesi duydu.Seslerin geldiği yere yönelmişti.Oraya vardığında küçük kardeşleri Robin ve Eryk’in ellerinde tahta kılıçlar ile oyun oynadıklarını gördü.Kısa bir süreliğine olsa da onları izleyebildi.Omuzuna bir elin değdiğini hissederek arkasını döndü ve karşısında babası,Manderly hanesinin yöneticisi,Eareon Manderly’yi gördü.Küçük bir gülümseme ile babasına “günaydın.” dedi.Babası ise ruhsuz bir bakış ile “günaydın.” diye karşılık verdi.Daha sonrada “Akşam seninle konuşulacak bir meselem var.” dedi.Herold tamam manasına kafasını salladı.Bu sırada ellerindeki kılıçları bırakan Robin ve Eryk ağabeyleri ve babalarını selamladılar.Lord Eareon küçük çocuklarını alarak oradan uzaklaşırken Herold odasının yolunu tutmuştu…

Daven Westerling
[i]Tüm Westerling hanesi mensupları yemek salonundaki büyük masada neşeli bir kahvaltı yapmaktaydılar.Daven Westerling,annesi Meryn ve küçük oğlu Quentyn Westerling ile tatlı bir sohbete dalmıştı.Bu sırada masada oturan Aria,Michel ve Jorah Westerling’de birbirleri ile şakalaşarak yemeklerini yiyorlardı.Masada morali bozuk olan tek kişi Daven Westerling’in eşi,Helen Westerling(Lannister)idi.Mutsuz ve asık bir suratla sürekli içki kadehini yudumluyordu.Daven Westerling eşinin sürekli mutsuz olmasından sıkılmıştı.Annesi Meryn Westerling’e dönerek;
-“Helen’in neyi var?” diye sordu.
Leydi Meryn Westerling buruşmuş olan yüzünü dahada buruşturarak;
-"Hiç bilmiyorum oğlum diye cevap verdi.Daha sonra “Kocası olarak bunun nedenini senin bilmen gerekmezmiydi?” diye sordu Daven’e.
Daven aslında Helen’in neden üzüldüğünü biliyordu.Fakat kimseye söyleyemiyordu.Leydisinin neden üzüldüğünü annesine söylemekten utandığı için “bilmiyorum.” diye cevap verdi…

Daven Westerling kalesinin avlusundaki bahçede küçük oğlu Quentyn Westerling’e kılıç kullanmayı öğretiyordu.İyi bir savaşçı ve kılıç eğitmeni olan Daven,oğlununda kendisine benzemesini istiyordu.Daven’in yukarıdan gelen vuruşlarını savuşturamayan Quentyn’in el parmaklarında morluklar oluşmuştu.Daven oğluna “Sol,sağ,sağ,alttan,sol şimdi yukarıdan…” diye vuracağı darbeleri söylüyordu…Leydi Helen,oğlu ve kocasının kılıç dersini izlemekteydi.Bu sırada avluya hızla giren bir asker “Lordum.” diye seslendi.Bir yandan askere bakıp diğer yandan oğlunun darbelerini savuşturan Lord Daven Baş muhafızına bakarak;
-“Söyle Ser Kevan.” dedi.
Ser Kevan,endişeli bir ses ille;
-“Lordum,bir casus yakaladık.Şuan muhafızlar tarafından tutuluyor.Buraya getirelim mi?” diye sordu.
Lord Daven Westerling,Leydi Helen’in kendisini izlediğini bildiği için önce Helen’e seslendi.“Leydim,Quentyn’i buradan götürün.”.Daha sonra casusun içeriye getirilmesini emretti… [/i]

Lord Kumandan Broon
Kara Kalenin soğuk olduğu sıradan bir gündü.Gece nöbetine yeni kaçaklar,esirler ve onurlu erkekler getirilmişti.Brynden,Lord Kumandan Broon’a yeni kişilerin getirildiğini iletti.Buz gibi gözler ile Brynden’e bakan Broon ona;
-“Git ve Üstad Pygen’e onlarla ilgilenmesini ilet…Ve bana Baş muhafız Daemon Targaryen’i çağır.” dedi.
Brynden söylenenleri yapmak için hızla odadan ayrıldı.Bu sırada Broon,yaveri Pyk’e seslendi.Pyk içeri girdiğinde Broon keskin ve sert içkisinden bir kadeh daha içiyordu.Pyk’e bakarak;
-“Git ve bana yiyecek bir şeyler hazırla!” diye bağırdı.
Titrek bir ses ile “Emredersiniz Lordum.” diyebilen Pyk odadan çıktı.Bu sırada Daemon Targaryen odaya girmişti.Broon’a meraklı gözler ile bakarak;
-“Lord Kumandan.Beni çağırtmıssınız.” dedi.
Broon bir kadehe daha şarap doldurup Daemon’a uzattı ve alaycı bir ses tonu ile;
-“Sen neden buraya gelmiştin Daemon?” diye sordu.
Şaşkın gözler ile Lord Kumandan’a bakan Daemon;
-“Siz çağırttınız efendim.” dedi.
Büyük bir kahkaha atan Broon;
-"Onu demiyorum aptal herif.Neden Gece Nöbetine geldiğini soruyorum…"
Aptal lafını duyan Daemon sinirlenmişti.Yinede cevap verdi.;
-"Beni buraya babam gönderdi.Ailemizin onuru için…"
Bıyık altından gülen Broon Daemon’a odadan çıkmasını söyledi…

Daemon Targaryen
Daemon,Lord Kumandan tarafından sürekli alaya alındığı için sinirliydi.Uzun ve gümüş rengi saçları ile dikkat çekiyordu.Odadan ayrıldığında Kara Kaleye yeni getirilen adamları balkondan izlemeye başladı.Tam bu sırada yanına gece nöbetçilerinin yeminli bir kardeşi olan Gendry Flynt yanaştı.Gendry’i farkeden Daemon “Bir şey mi oldu Gendry?” diye sordu.“Hayır.” diye cevap veren Gendry,Daemon’a bir şey sormak istedi.Daemon sor diyen gözlerle Gendry’e bakarken Gendry;
-“Ne zaman surun ötesine gideceğiz?” diye sordu.
Daemon Lord Kumandan’dan emir beklediği için;
-“Bilmiyorum.” diye cevap verdi.Sonra da “Lord Kumandan sürekli sarhoş…Böyle şeyleri düşünmüyor.” diye ekledi.
Bu lafı duyan Gendry etrafını kolaçan ettikten sonra sessiz bir şekilde Daemon’a;
-“Lord Kumandan o ünvanı ve mevkii haketmiyor.Eğer sizde katılırsanız onu ortadan kaldırabiliriz.Tüm kardeşlerimiz bunu istiyor.” dedi kurnaz bir ses tonu ile.
Duydukları karşısında resmen şok olan Daemon Gendry’e kızarak;
-“Çabuk böyle fikirleri aklınızdan çıkarın.” diye bağırdı.
Gendry Daemon’un sinirlenmesi üzerine oradan uzaklaşırken arkasını dönerek “Bunu düşünün efendim,eğer fikriniz değişirse biz hazır olacağız.” dedi.
Daemon bir karşılık vermemişti.Aslında Broon’dan kurtulmak istiyordu fakat böyle onursuzca bir şekilde ondan kurtulmak…Bunu yapamazdı.Tekrar yeni getirilen kişilere baktı.Fakat Üstad çoktan söyleyeceklerini söylemiş ve onları rahat bırakmıştı.Aklı karışık olan Daemon sura çıkmaya karar verdi.Asansöre binerek surun tepesine çıktı.Keskin ve soğuk rüzgar suratına çarparken o surun ötesini izlemek için ilerliyordu.Köşeye vardığında yüzlerce metrelik surun öteki tarafını inceledi.Ağaçlardan başka bir şey görmüyordu…Aslında vardı.Fakat o göremiyordu…
[/spoiler]
2.Bölüm

[spoiler]Herold Manderly
[i]Herold açık bir şekilde babası tarafından sevilmiyordu.Bunun tek sebebi zavallı Herold’un doğumu sırasında annesinin kan kaybından ölmesiydi…Lord Eareon Manderly’nin,Leydi Arya Bolton’dan olan tek çocuğu Herold’dı.Babasının nefret dolu günaydın cevabı üzerine üzgün bir şekilde odasına çekilmişti.Odasının küçük penceresinden denizi görebiliyordu.Dışarıda eğitim yapan bir grup asker gözüne çarpmıştı.Belindeki kılıca baktı.Biraz alıştırma yapmak onun için iyi olurdu.Odasından ayrılarak askerlerin yanına indi.Babasının kişisel muhafızlarından biri olan Ser Greken,Herold’u selamladı.Herold ile arası iyi olan tek muhafız Greken idi.Herold ile karşılıklı bir sevgiye sahiptiler.Ona saygı duyuyordu.Herold,Greken’e;
-“Biraz pratik yamak istiyorum.” dedi.
Greken gülümsedi ve “Elbette beyim.” diye karşılık verdi.Askerlere bakan Greken aralarındaki en acemiyi Herold’ın karşısına çıkardı.Askeri selamlayen Herold hemen saldırıya geçti.Karşısındaki acemide olsa iyi dövüşüyordu.Herold’ın sağdan gelen darbesini savuşturarak karşılık verdi.Beklemediği darbeden rahat bir şekilde kurtulan Herold kılıcının kabzasıyla karşısındakinin suratına vurdu.Aldığı darbe ile acı içinde suratını tutan asker yediği tekme ile yere yapışmıştı.Ser Greken gülerek Herold’ı kutladı ve;
-“Çok iyi bir dövüştü beyim.” sonra alaycı bir bakışla “birliğin en güçsüz adamına iyi bir ders verdiniz.İsterseniz birde benimle pratik yapın.” dedi.
Herold teklifi hemen kabul etti.
Ser Greken,Herold’a ilk darbeyi vurması için izin verdi.Gelen darbeden kıvrak bir hareket ile kurtuldu ve sağ taraftan bir karşı atak yaptı.Kılıcı ile darbeyi savuşturan Herold darbeye bir tekme ile karşılık verdi.Fakat aksilik oki Greken tekmeyi tuttu ve kılıç kabzası ile Herold’ın diz kapağına vurdu.O anki acı ile Greken’in suratına öyle bir yumruk attı ki Greken’in köpek dişi çatlamıştı.Greken’de öfkeye öfke ile karşılık vererek kılıcı ile Herold’ın bacağına uzun bir kesik attı.Herold yere yığılırken oradaki askerler Greken’i tuttular.Bir kaçı ise hemen Herold’ı kucaklayarak şifacının yanına götürmüşlerdi…

Bu olayın Lord Eareon Manderly’nin kulağına gitmesi uzun sürmemişti.Herold yatağında uzanırken Lord Eareon hızla odaya daldı.Kızması gereken kişi Ser Greken iken Herold’a sinirlenmişti.Kızgın bir ses ile;
-“Korumalarımdan birine zarar vermek ne oluyor?” diye bağırdı.
Herold şaşkınlık içinde kalmıştı;
-"Şuan yatakta yatan benim…Yaralanan benim."
Eareon;
-“Demek yaralandın?” diyebildi.Sinirinden ne yapacağını bilemeyen Lord Eareon odadan büyük bir hışım ile çıkmıştı.
Öylece kalan Herold’ın yanına kale çalışanlarından Talysa gelmişti.Ellili yaşlarda olan Talysa,Herold’ı büyüten kişiydi.Şefkatli gözler ile Herold’a bakan Talysa;
-“Yaran acıyor mu oğlum?” diye sordu.
“Evet…Biraz.” dedi Herold.
Talysa,Herold’ın yanına oturdu ve saçlarını okşamaya başladı.Onu sakinleştiren bir ses tonu ile;
-“Babandan nefret etmemelisin çocuğum.” dedi.
Ağlamaklı bir ses ile Herold;
-“Beni hiç bir zaman sevmedi…Benden nefret ediyor…Neden ben ondan nefret etmeyeyim?” diye sordu.
Talysa küçük bir tebessüm ile;
-“Baban,annenin hamile olduğunu duyduğunda o kadar sevinmişti ki tüm şehirdekilere yemekler dağıttırdı.Mutluluktan gözü bir şey görmüyordu.Sen doğduğun gece seni eline aldığında gözlerinden sevinç gözyaşları akıyordu…Fakat kısa süre sonra annenin kan kaybından öldüğünü duyduğunda gözyaşları tatsız ve hüzün içinde akıyordu…” Herold’ın yüzünü okşayarak “Eminim onun içinde bir yerde sana karşı duyduğu sevgi gizleniyor…Baban artık yaşlandı.Sen onun varisisin.Bir gün bu kaleye sen hükmedeceksin…Ondan nefret etmemelisin…” diye cevap verdi.
Herold bir şey diyememişti…

Saat geç olmuş,ortaya ay çıkmıştı.Babasının kendisine ne söyleyeceğini merak eden Herold tüm gece onu beklemişti…Fakat gelen kimse yoktu ve uyku ağır basmıştı…[/i]

Daven Westerling
[i]Muhafızlar zorla çekerek casusu Lord Daven’in karşısına getirdiler.Korku içinde olan casus etrafına bakıyordu.Daven,Ser Kevan’a döndü ve;
-“Kimin casusu bu?Kim adına çalışıyor?” diye sordu.
Ser Kevan;
-“Bilmiyoruz lordum.Hiç konuşmadı.” diye cevap verdi.
Hımmlayan Daven casusa baktı ve;
-“Sana bir şans veriyorum genç çocuk…Ya kim adına çalıştığını söyle yada kelleni vurdurayım.” diyerek onu korkutmaya çalıştı.
Fakat casus korkmuşa benzemiyordu.Bu durum üstüne Daven;
-"Demek ölümden korkmuyorsun…Peki işkenceden?"
Casus bu sefer korkmuştu.Gözleri bir anda içindeki korkuyu açığa çıkardı.Bir şeyler itiraf edecek gibiydi.Ser Kevan;
-“Çabuk konuş.” diye onu itekledi.
Derin bir nefes alan casus;
-“Beni Lord Eareon Manderly gönderdi.” dedi.
Anlamamış gibi yapan Daven;
-“Kim dedin?” diye sordu.Casusta “Eareon Manderly” diye yeniden cevap verdi.
Ser Kevan’a bakan Daven;
-“Lord Manderly neden bize bir casus göndersin ki?” diye sordu.
Ne diyeceğini bilmeyen Kevan güldü ve “Bilemiyorum Lordum.” dedi.
Tekrar casusa dönen Daven;
-“Peki…Lord Manderly neden seni buraya casusluk edesin diye yolladı?” diye sordu.
Casus ürkek gözlerle;
-“Söyleyemem…” diye cevapladı.
Lord Daven bir süre casusun üstüne gitsede bir türlü konuşmuyordu.Artık sinirlenmeye başlayan Lord Daven arkasını döndü ve askerlerinden birinin kılıcını alarak casusun boğazını parçaladı.Akan kanlar zemini kana bulamıştı…Bu sırada Ser Kevan,Lord Daven’e;
-“Lordum!Onu konuşturabilirdik…” diye çıkıştı.
Daven sakin bir tavır ile;
-“Sizde onlara bir casus gönderim…Şu leşide kaldırın.” diyerek avludan uzaklaştı…

Odasına çekilen Lord Daven,odada oturan Leydi Helen ile konuşmak istemişti.Fakat Leydi Helen konuşmak istemediğini söyleyerek odadan çıkmak istedi.Tam o odadan çıkarken Daven Westerling,Leydi Helen’i kolundan tutarak kendisine çekti.Gözlerinin içine bakarak;
-“Neden benden kaçıyorsun?” diye sordu.
Leydi Helen gözlerini kaçırarak;
-“Senden kaçmıyorum.” dedi.
Amaçsız bir gülümseme ile Leydisine bakan Daven;
-“Kaçmıyorsun öyle mi?” diyerek Helen’in dudaklarına yapıştı.Kısa süren bu öpücükte Helen kendini geriye çekti.Daven’e tiksinir gözler ile bakarak odadan çıktı… [/i]

Lord Kumandan Broon
[i]Lord Broon’un geçmişi kötü anılar ile doluydu.Eskiden Vadi Lorduna bağlı bir derebeyiydi.Mutlu bir ailesi ve güçlü bir hanesi vardı.Hanesi o kadar güçlenmişti ki Lord Arryn’den çok daha güçlü idi.Bu aşırı güç Azam Lordun dikkatini çekti ve korkmasına neden oldu.Bu korku onun nedensiz bir yere Broon’un hanesi olan Hersy Hanesini hainlik ile suçlamasına ve ona karşı savaş açmasına neden oldu.Yaşanan büyük savaşlar sonunda savaşı kaybeden taraf Hersy hanesi oldu.Kalesinde,tüm ailesi ile birlikte kıstırılan Broon’un karısı,2 kızı ve 3 erkek çocuğu gözlerinin önünde katledildi.Kalesi harap edilerek soyu tüketildi…Ve en kötüsü de Broon’a hiç bir zarar verilmeden Gece nöbetine yollandı…Yaşadıkları yüzünden her dakika ölümü bekleyen Broon,ölen Lord Kumandan’dan sonra ilginç bir şekilde, oy çokluğu ile yeni Lord Kumandan seçilmişti…

…İçki kadehini bırakan Broon ayağa kalktı.Tam bu sırada yemeğini getiren Pyk’i gördü.Ona sinirlenerek “Aptal çocuk.” dedi ve bir tokat attı.Elindekileri düşüren genç çocuk Lord Kumandan gitmeden yerinden kalkmadı.Broon Kara Kalenin avlusuna çıkarak nöbete yeni getirilen kişilerin toparlanmalarını emretti.Kısa sürede yeni gelenler toparlanmıştı.Bir süre onları süzen Broon aralarında tanıdık biri var mı diye bakındı.Fakat her biri tecavüzcü,katil kılığındaydılar.Konuşma yapmak için hazırlandı ve;
-“Buraya geliş sebebinizi biliyor olmalısınız.Bizler Gece Nöbetçileriyiz.Hiç bir krala veya hiç bir haneye hizmet etmeyiz.Hizmet ettiğimiz tek şey krallıktır.Bizler bu koca surun ardındaki kötülüklerin krallığa girmelerine izin vermeyen onurlu erkekleriz.Burada şan kazanamaz şöhret olmazsınız.Hatta sizi hatırlamazlar bile.Neler yaptığımızı bilmezler…Ama bizler biliyoruz…Bizler olmasak diyarı çoktan yakmışlardı…Sizler henüz yenisiniz.İyi çalışın,hizmet edin,emirlere itaatsizlik etmeyin.Ve aramıza katılın…” yaptığı konuşma güzel ve akıcıydı.
“Şimdilik serbestsiniz.Nöbetle görevli olanlar ile tanışın.Yerleşin ve tanıyın.” diyerek avludan ayrıldı.
[/i]
Daemon Targaryen
[i]Daemon öylece bakarken,asansörden sorumlu olan gece nöbetçisi Gamlen,Daemon’un yanına yanaşmıştı.Dışarıya bakmaya başladı.Bir şey dikkatini çekmişti.Daemon’u dürterek;
-“Şurdaki şeylerde nedir?” diye sordu.
Gamlen’in gösterdiği yere odaklanan Daemon surun öbür tarafına geçmeye çalışan bir grup yabanıl gördü.Gamlen’e hızla dönerek;
-“Boruya iki kez vargücünle üfle.” diye bağırdı ve koşarak asansöre bindi.

İki kez çalınan boru tüm nöbetçiler tarafından duyulmuştu.Lord Kumandan “Kılıçlarınızı alın!” diye bağırıyordu.Bu sırada aşağıya inen Baş Muhafız Daemon Targaryen muhafızların toparlanarak atlarına binmelerini emretti.Beyaz ve kuvvetli atına tek hamlede bindi ve muhafızların toparlanmasını bekledi.Sonunda hazır olduklarında surun kapısı açıldı ve hızla dışarıya fırlardılar.Fakat kimse yoktu.Daemon 3 kişiye etrafı kolaçan etmelerini söyledi.Ayak izlerini bulan muhafız Brynden hızla Daemon’un yanına geldi.Muhafızlara toparlanmalarını emrederek izlerin gittiği yeri takip ettiler.Toplam 45 muhafız bulunuyordu.İzlerin sahiplerini bulmaları fazla sürmedi.Kaçan 10 tane yabanıl gördüler.Rahatça onları öldürebileceklerini düşünen Daemon “Saldırın!” diye bağırdı.Atlı muhafızlar hızla yabanılların etrafında daire oluşturdular.İlk saldıran Daemon oldu.Kılıcını savurduğu gibi bir yabanılın boğazını kesti.Elinde balyoz taşıyan biri muhafızlardan Meryn’in atına sert bir darbe indirdi.Attan düşen Meryn yabanılın balyozu altında ezilmişti.Meryn’in ölümünü gören Hektor var gücüyle kılıcını savurarak Meryn’i öldüren yabanılın kellesini uçurdu.Uçurdu ve yere yığıldı.Sırtına saplanan kılıç omurgasını kesmişti.Daemon bir kaç yabanılı daha öldürdüğü sırada daha önce duymadıkları bir borazan sesi duydu.Yabanıllır pispis sırıtıyorlardı.Bir şeylerin ters gittiğini anlayan Daemon muhafızlara “Kaleye dönüyoruz!” diye emir verdi.Geri çekilirlerken yabanılların hepsini öldürmüşlerdi.Kara Kaleye doğru at sürüyorlardı.Fırlatılan bir mızrak muhafızlardan Jon’a isabet ederek ölümüne sebep oldu.Aynı borazan sesi bir kez daha duyuldu.Fakat bu sefer ileriden geliyordu!Aklı karışan Daemon’un bir anlık dalgınlığı pusuya düşmelerine sebep oldu.20 kadar yabanıl ağaçlardan atlı muhafızların üzerlerine atladılar.Yere düşenler arasında Daemon’da vardı.Yabanıllar ellerindeki kemikler ile yere düşenlerin başlarına vuruyorlardı…Daemon suratına yediği kemik darbeleri ile iyice sersemlemişti.Ve son darbe ile gözleri kapandı…[/i]
[/spoiler]

4.Bölüm

[spoiler]4.Bölüm
[b]Ser William
Sabah uykusunda olan Ser William’ın odasının kapısı sertçe vuruluyordu. Derin uykuya yatan William bir türlü uyanmayınca kapıdaki muhafızlar onun adını bağırdılar “Ser William…” defalarca seslenişten sonra sonunda uyanmıştı Lord Kumandan. Hemen kilitli olan kapısını açarak “Ne oluyor?” diye sordu karşısındaki muhafızı. Muhafız kendisine bağıran bu adama sertçe tepki vermek istemiştiki bundan vazgeçerek “Lord Eareon’un oğlu Herold Manderly…Bu sabah odasında ölmüş. Kaledeki herkes yas içinde. Lord Earion hemen oraya gitmeni istedi.” dedi. Korumakla görevli olduğu şehirde bir Manderly mensubunun öldürüldüğü haberi William’ın derinden etkilemişti. Muhtemelen kendi muhafızlarınca aşağılanacağını düşünüyordu. Bu düşüncelerden kısa sürede uzaklaşıp karşısındakine “Hemen geliyorum.” dedi ve odasına girdi. Kılıcını, siyah zırhını ve pelerinini kuşanan Ser William hızla şehir içinden geçiyordu. Şehir muhafızları onu selamlarken halk endişe içerisindeydi. Bir varisin öldürüldüğü şehirde kendilerinin can güvenliği yok denecek kadar azdı. Yine de yapabilecekleri bir şey yoktu…

Ser William peşindeki 5 muhafız ile Herold Manderly’nin odasının önüne gelmişti. Onun küçük kardeşleri ve dadısı Talysa gözyaşları içerisindeydiler. Lord Eareon Herold Manderly’nin yatağının baş ucuna oturmuştu. Ser William Lord Eareon’un yanına yaklaştığında Eareon ona baktı ve “Bunlar ne demek oluyor Ser?” diye sordu. William “Başınız sağolsun Lordum. Üzgünüm.” dedi. Eareon duygusuz bir ifade ile “Varisim kendi yatak odasında öldürülüyor ve suçlusu bile yakalanamıyor. Yazık.” dedi ve odadan hızla ayrıldı. Ser William önceden oraya gelmiş olan muhafızlardan birine “Neler oldu?” diye sordu. Muhafız “İki kişi tarafından saldırıya uğramış. Birini haklamayı başarmış fakat diğeriyle baş edememiş.” dedi. “Ölen herifin cesedi nerede?” diye sordu. “Lord Eareon onu denize attırdı.” diye cevap alınca sinirle “Denize mi attırdı?” diye bağırdı. Muhafız sakin bir ses tonuyla “Evet denize attırdı.” diye tekrarladı. Biraz düşündükten sonra William “Kale içerisinde kaç tane muhafız vardı?” diye sordu. “12” diye cevap aldı. “12? Hiç biri bağırışları duymamış mı?” dedi öfkeyle. Asker “Hayır. Hiç bir ses duyulmamış.”. William böyle bir saçmalık karşısında öfkelenmişti ve “O muhafızların her birini şehir meydanına götürün ve her birini 12 kez kırbaçlatın.” diye emir verdi. Muhafızlar kısa sürede söylenilenleri yapmışlardı. Bu sırada William hiç bir ipucu olmamasını yadırgamıştı…[/b]

Daven Westerling
Sabah erken saatlerde kaleye bir kuzgun gelmişti. Kale üstadı bu kuzgunu hızla Lord Daven’e vermek için odasının kapısını tıklattı ve “Lordum.” dedi. Lord Daven “İçeri gel.” diyerek onu içeriye çağırdı. Üstad odaya girdiğinde Leydi Helen’in orada olmaması tuhafına gitmişti. “O elindeki nedir?” diye merakla sordu Lord Daven. Üstad Pyk kuzgunun mührünü çözdü ve onu Lorda uzattı. Mektubu sakince açıp içerisinde yazanları okudu genç ve zeki lord. Üstada bakarak “Lord Lannister beni Lannisport’a çağırıyor.” dedi tedirgin ve şaşkın bir yüz ifadesi ile. Üstad “Gidecekmisiniz Lordum?” diye sordu. Mektuba bir kaç kez daha bakan Daven “Benden Lannisport’a tek başıma gitmemi istiyor.” dedikten sonra “Evet gideceğim.” dedi ve oturduğu koltuktan kalkarak üstüne düzgün şeyler giydi ve “Atımı hazırlatın Üstadım.” dedi. Odasından yavaş adımlar ile çıkıyordu Lord Daven. İçinde kötü bir his ve karnında ilginç bir ağrı vardı. Kale koridorlarında ilerlerken küçük oğlu Quentyn’ın karşıdan “baba” diye bağırarak kendisine koştuğunu gördü. Kollarını açarak oğlunu kollarının arasına aldı ve büyük salona doğru onu taşıdı. Quentyn babasına “Annem nerede?” diye sordu. Lord Daven “Kalede değil mi?” diye sordu. “Hayır.” dedi. Oğlunu yanağından öpen Lord Daven Westerling ona “Ablanın yanına git.” dedi. Oğlu giderken kendiside kale avlusuna çıktı. Kapının önünde nöbet tutmakta olan Ser Kevan’a “Leydim nerede?” diye sordu. Ser Kevan miğferini kafasından çıkararak “Kuşluk vaktinde kaleden ayrıldı lordum.” dedi. “Nereye gittiğini sordun mu?” diye sordu Daven. Kevan “Evet Lordum fakat bana cevap vermedi.” diyerek bilmediğini söyledi. Daven, Kevan’ın kulağına bir şeyler fısıldadı. Kevan “Hayır lordum hiç kimsenin ondan haberi yok.” dedi. “Emin misin Kevan?” diye sordu ve aynı cevabı aldı Daven. Bu sırada Daven’in yaveri onun yanına giderek “Lordum atınız hazır.” dedi. Ser Kevan Lord Daven’e “Bir yere mi gideceğiz Lordum?” diye sordu. Daven “Bu sefer tek başıma gideceğim Ser. Lannisport’a.” dedi. Bir anda göz bebekleri büyüyen Kevan “Lord Lannister sizi mi çağırttı?” diye sordu. Daven “Evet Ser’üm.” diye cevapladı Daven. “Gitmeyin Lordum.” diye ısrar etti Ser Kevan fakat Daven ona “Ben gittikten sonra garnizonu hazırda beklet Kevan. Bir şey olursa ailemi sen korumalısın.” dedi ve Kevan’a sarıldı. Kısa süreli sarılmadan sonra Daven “Daha sonra görüşürüz Kevan.” dedi ve kaleden ayrıldı.

Lord Kumandan Bronn
Gözcülerin gidişinin üzerinden çok zaman geçmişti. Gece Nöbetçilerinin geri kalanı endişeliydiler. Üstad Pygen’in yanına giden Bronn ona “Hala geri dönmediler. Onları aramaya çıkmalımıyım?” diye sordu. Üstad “Bu sizin kararınıza kalmış bir şey Lord Kumandan. Fakat sizden önceki Lord Kumandan yerinizde olsa çoktan yola koyulmuştu” dedi. Bu sözler üzerine Lord Kumandan üstada “Muhafızlara toplanmalarını söyleyin Üstat.” diyerek Kara Kale’nin avlusuna çıktı… Kısa süre içerisinde toparlanan gözcüler daimi kış toprakları ile medeniyet arasındaki son kapıdan çıkarak soğuğu en içlerinde hissettiler…

Gendry
4 nöbetçi parlayan ışığa yaklaştıkça ışık onlardan uzaklaşıyordu. Yol gittikçe uzayınca Robin şaşkınlık ile “Buda ne şimdi?” diye sordu. Şişmanlığın ve yürümenin verdiği ağırlık ile “Bu kadar yeter daha fazla yürüyemeyeceğim.” diye yakınmaya başladı. Gendry atının üzerinden inerek Myk’e “Hadi. Benim atımı al.” dedi. Iria kahkaha atarak “Bunu yapma Gendry atından bu kadar çabuk vazgeçme.” diye alay etti. Iria’dan hazzetmeyen Robin “Ne zaman gerçek bir adam olacaksın?” diye sordu. Gendry bu soruya bıyık altından gülmüştü. Iria kılıcını tutarak “Benimle bir sorunun mu var?” diye sordu. Robin ona dikdik bakarak “Ne o bana mı saldıracaksın?” diye sordu. Aralarında ki kavga büyümeden önce bir borazanın sesi yankılandı. Gendry “1 kez üflendi. Etrafta gece nöbetçileri var. Biz onları bulmadan onlar bizi buldu.” diyerek gülümsedi. Bir kaç dakika sonra borazan tekrar üflenince “2 kez üflendi. Kılıçlarınızı çekin.” diye arkadaşlarını uyardı Robin. Myk kılıç kullanmayı bilsede bu konuda iyi değildi bu yüzden “Ya bizden çoklarsa? Bence sura dönmeliyiz.” diye korkuyla söylendi. Iria “O haklı gelecek olanlar ile savaşamayız. Geri dönmeliyiz.” dedi. Gendry’de bu duruma destek verince Robin “Gidelim.” dedi ve atını geri çevirdi. Myk’in ata binmesine yardımcı olan Gendry koşarak oradan
uzaklaştılar…
[/spoiler]

genç bir yazarın sözünü dikkate alırsan sana diyecek birkaç lafım iyi gidiyorsun belki seninde beni onaylayacağın gibi genç bir yazar tecrübeli bir yazarın izlerini takip etmeden kendi yolunu bulamaz kısaca seni arkadaş ekleyip hikaye fikirlerimde sana danışmak istiyorum senden de bana yararlı olabilecek fikirler ki olacak eminim almayı istiyorum.

ne zaman istersen yardımcı olurum :slight_smile:

Bir şey merak ediyorum 55 kez okunmuş hikayem ve sadece 1 yorum var…İnsanın yazma şevki kırılıyor :sad:

banada oluyo :smiley:

Yazını başından sonuna okudum ve çok beğendim kendini gittikçe geliştiriyorsun tebrik ederim, devamını mutlaka bekliyorum, ayrıca yazıları renklendirerek sunman ayrıca hoşuma gitti okurken büyük keyif aldım :wink: Eğer ipin ucunu kaçırmazsan buradan güzel bir hikaye çıkabilir kolay gelsin :slight_smile:

Bence devam et derim, hiç moralini bozma. İnsanın şevkini kırıyor demişsin ya o açıdan dedim şimdi nereden alıntı yapacağımı henüz çözemediğimden. Hikayeni okudum ve inan çok sevdim, girişte karakterleri kısadan tanıtman da ayrı güzel olmuş -o durumu çok seviyorum, böylece okuduğum zaman (şahsen) karaktere ayrı bir sempati besliyorum. Bu kötü adam diyebileceğimiz kişi bile olsa- Ellerine ve emeğine sağlık. :slight_smile:

teşekkürler :slight_smile:

teşekkürler :slight_smile:

akıcı çok güzel devamını bekliyoruz

Bu arada hikayenin adı neden Kurtlar Sofrası. Eğer konuyla bir bağı yoksa değiştir bence hoşuma gitmedi bana hiç sevmediğim bir dizinin adını hatırlatıyor :slight_smile:

kurtlar sofrası çünkü entrikalı olucak hikaye o yüzden…yine de değiştir dersen değişirim :smiley:

Yok nasıl biliyorsan öyle yap, merak ettiğim için sordum sadece :slight_smile:

2.Bölüm
Herold Manderly
[i]Herold açık bir şekilde babası tarafından sevilmiyordu.Bunun tek sebebi zavallı Herold’un doğumu sırasında annesinin kan kaybından ölmesiydi…Lord Eareon Manderly’nin,Leydi Arya Bolton’dan olan tek çocuğu Herold’dı.Babasının nefret dolu günaydın cevabı üzerine üzgün bir şekilde odasına çekilmişti.Odasının küçük penceresinden denizi görebiliyordu.Dışarıda eğitim yapan bir grup asker gözüne çarpmıştı.Belindeki kılıca baktı.Biraz alıştırma yapmak onun için iyi olurdu.Odasından ayrılarak askerlerin yanına indi.Babasının kişisel muhafızlarından biri olan Ser Greken,Herold’u selamladı.Herold ile arası iyi olan tek muhafız Greken idi.Herold ile karşılıklı bir sevgiye sahiptiler.Ona saygı duyuyordu.Herold,Greken’e;
-“Biraz pratik yamak istiyorum.” dedi.
Greken gülümsedi ve “Elbette beyim.” diye karşılık verdi.Askerlere bakan Greken aralarındaki en acemiyi Herold’ın karşısına çıkardı.Askeri selamlayen Herold hemen saldırıya geçti.Karşısındaki acemide olsa iyi dövüşüyordu.Herold’ın sağdan gelen darbesini savuşturarak karşılık verdi.Beklemediği darbeden rahat bir şekilde kurtulan Herold kılıcının kabzasıyla karşısındakinin suratına vurdu.Aldığı darbe ile acı içinde suratını tutan asker yediği tekme ile yere yapışmıştı.Ser Greken gülerek Herold’ı kutladı ve;
-“Çok iyi bir dövüştü beyim.” sonra alaycı bir bakışla “birliğin en güçsüz adamına iyi bir ders verdiniz.İsterseniz birde benimle pratik yapın.” dedi.
Herold teklifi hemen kabul etti.
Ser Greken,Herold’a ilk darbeyi vurması için izin verdi.Gelen darbeden kıvrak bir hareket ile kurtuldu ve sağ taraftan bir karşı atak yaptı.Kılıcı ile darbeyi savuşturan Herold darbeye bir tekme ile karşılık verdi.Fakat aksilik oki Greken tekmeyi tuttu ve kılıç kabzası ile Herold’ın diz kapağına vurdu.O anki acı ile Greken’in suratına öyle bir yumruk attı ki Greken’in köpek dişi çatlamıştı.Greken’de öfkeye öfke ile karşılık vererek kılıcı ile Herold’ın bacağına uzun bir kesik attı.Herold yere yığılırken oradaki askerler Greken’i tuttular.Bir kaçı ise hemen Herold’ı kucaklayarak şifacının yanına götürmüşlerdi…

Bu olayın Lord Eareon Manderly’nin kulağına gitmesi uzun sürmemişti.Herold yatağında uzanırken Lord Eareon hızla odaya daldı.Kızması gereken kişi Ser Greken iken Herold’a sinirlenmişti.Kızgın bir ses ile;
-“Korumalarımdan birine zarar vermek ne oluyor?” diye bağırdı.
Herold şaşkınlık içinde kalmıştı;
-"Şuan yatakta yatan benim…Yaralanan benim."
Eareon;
-“Demek yaralandın?” diyebildi.Sinirinden ne yapacağını bilemeyen Lord Eareon odadan büyük bir hışım ile çıkmıştı.
Öylece kalan Herold’ın yanına kale çalışanlarından Talysa gelmişti.Ellili yaşlarda olan Talysa,Herold’ı büyüten kişiydi.Şefkatli gözler ile Herold’a bakan Talysa;
-“Yaran acıyor mu oğlum?” diye sordu.
“Evet…Biraz.” dedi Herold.
Talysa,Herold’ın yanına oturdu ve saçlarını okşamaya başladı.Onu sakinleştiren bir ses tonu ile;
-“Babandan nefret etmemelisin çocuğum.” dedi.
Ağlamaklı bir ses ile Herold;
-“Beni hiç bir zaman sevmedi…Benden nefret ediyor…Neden ben ondan nefret etmeyeyim?” diye sordu.
Talysa küçük bir tebessüm ile;
-“Baban,annenin hamile olduğunu duyduğunda o kadar sevinmişti ki tüm şehirdekilere yemekler dağıttırdı.Mutluluktan gözü bir şey görmüyordu.Sen doğduğun gece seni eline aldığında gözlerinden sevinç gözyaşları akıyordu…Fakat kısa süre sonra annenin kan kaybından öldüğünü duyduğunda gözyaşları tatsız ve hüzün içinde akıyordu…” Herold’ın yüzünü okşayarak “Eminim onun içinde bir yerde sana karşı duyduğu sevgi gizleniyor…Baban artık yaşlandı.Sen onun varisisin.Bir gün bu kaleye sen hükmedeceksin…Ondan nefret etmemelisin…” diye cevap verdi.
Herold bir şey diyememişti…

Saat geç olmuş,ortaya ay çıkmıştı.Babasının kendisine ne söyleyeceğini merak eden Herold tüm gece onu beklemişti…Fakat gelen kimse yoktu ve uyku ağır basmıştı…[/i]

Daven Westerling
[i]Muhafızlar zorla çekerek casusu Lord Daven’in karşısına getirdiler.Korku içinde olan casus etrafına bakıyordu.Daven,Ser Kevan’a döndü ve;
-“Kimin casusu bu?Kim adına çalışıyor?” diye sordu.
Ser Kevan;
-“Bilmiyoruz lordum.Hiç konuşmadı.” diye cevap verdi.
Hımmlayan Daven casusa baktı ve;
-“Sana bir şans veriyorum genç çocuk…Ya kim adına çalıştığını söyle yada kelleni vurdurayım.” diyerek onu korkutmaya çalıştı.
Fakat casus korkmuşa benzemiyordu.Bu durum üstüne Daven;
-"Demek ölümden korkmuyorsun…Peki işkenceden?"
Casus bu sefer korkmuştu.Gözleri bir anda içindeki korkuyu açığa çıkardı.Bir şeyler itiraf edecek gibiydi.Ser Kevan;
-“Çabuk konuş.” diye onu itekledi.
Derin bir nefes alan casus;
-“Beni Lord Eareon Manderly gönderdi.” dedi.
Anlamamış gibi yapan Daven;
-“Kim dedin?” diye sordu.Casusta “Eareon Manderly” diye yeniden cevap verdi.
Ser Kevan’a bakan Daven;
-“Lord Manderly neden bize bir casus göndersin ki?” diye sordu.
Ne diyeceğini bilmeyen Kevan güldü ve “Bilemiyorum Lordum.” dedi.
Tekrar casusa dönen Daven;
-“Peki…Lord Manderly neden seni buraya casusluk edesin diye yolladı?” diye sordu.
Casus ürkek gözlerle;
-“Söyleyemem…” diye cevapladı.
Lord Daven bir süre casusun üstüne gitsede bir türlü konuşmuyordu.Artık sinirlenmeye başlayan Lord Daven arkasını döndü ve askerlerinden birinin kılıcını alarak casusun boğazını parçaladı.Akan kanlar zemini kana bulamıştı…Bu sırada Ser Kevan,Lord Daven’e;
-“Lordum!Onu konuşturabilirdik…” diye çıkıştı.
Daven sakin bir tavır ile;
-“Sizde onlara bir casus gönderim…Şu leşide kaldırın.” diyerek avludan uzaklaştı…

Odasına çekilen Lord Daven,odada oturan Leydi Helen ile konuşmak istemişti.Fakat Leydi Helen konuşmak istemediğini söyleyerek odadan çıkmak istedi.Tam o odadan çıkarken Daven Westerling,Leydi Helen’i kolundan tutarak kendisine çekti.Gözlerinin içine bakarak;
-“Neden benden kaçıyorsun?” diye sordu.
Leydi Helen gözlerini kaçırarak;
-“Senden kaçmıyorum.” dedi.
Amaçsız bir gülümseme ile Leydisine bakan Daven;
-“Kaçmıyorsun öyle mi?” diyerek Helen’in dudaklarına yapıştı.Kısa süren bu öpücükte Helen kendini geriye çekti.Daven’e tiksinir gözler ile bakarak odadan çıktı… [/i]

Lord Kumandan Broon
[i]Lord Broon’un geçmişi kötü anılar ile doluydu.Eskiden Vadi Lorduna bağlı bir derebeyiydi.Mutlu bir ailesi ve güçlü bir hanesi vardı.Hanesi o kadar güçlenmişti ki Lord Arryn’den çok daha güçlü idi.Bu aşırı güç Azam Lordun dikkatini çekti ve korkmasına neden oldu.Bu korku onun nedensiz bir yere Broon’un hanesi olan Hersy Hanesini hainlik ile suçlamasına ve ona karşı savaş açmasına neden oldu.Yaşanan büyük savaşlar sonunda savaşı kaybeden taraf Hersy hanesi oldu.Kalesinde,tüm ailesi ile birlikte kıstırılan Broon’un karısı,2 kızı ve 3 erkek çocuğu gözlerinin önünde katledildi.Kalesi harap edilerek soyu tüketildi…Ve en kötüsü de Broon’a hiç bir zarar verilmeden Gece nöbetine yollandı…Yaşadıkları yüzünden her dakika ölümü bekleyen Broon,ölen Lord Kumandan’dan sonra ilginç bir şekilde, oy çokluğu ile yeni Lord Kumandan seçilmişti…

…İçki kadehini bırakan Broon ayağa kalktı.Tam bu sırada yemeğini getiren Pyk’i gördü.Ona sinirlenerek “Aptal çocuk.” dedi ve bir tokat attı.Elindekileri düşüren genç çocuk Lord Kumandan gitmeden yerinden kalkmadı.Broon Kara Kalenin avlusuna çıkarak nöbete yeni getirilen kişilerin toparlanmalarını emretti.Kısa sürede yeni gelenler toparlanmıştı.Bir süre onları süzen Broon aralarında tanıdık biri var mı diye bakındı.Fakat her biri tecavüzcü,katil kılığındaydılar.Konuşma yapmak için hazırlandı ve;
-“Buraya geliş sebebinizi biliyor olmalısınız.Bizler Gece Nöbetçileriyiz.Hiç bir krala veya hiç bir haneye hizmet etmeyiz.Hizmet ettiğimiz tek şey krallıktır.Bizler bu koca surun ardındaki kötülüklerin krallığa girmelerine izin vermeyen onurlu erkekleriz.Burada şan kazanamaz şöhret olmazsınız.Hatta sizi hatırlamazlar bile.Neler yaptığımızı bilmezler…Ama bizler biliyoruz…Bizler olmasak diyarı çoktan yakmışlardı…Sizler henüz yenisiniz.İyi çalışın,hizmet edin,emirlere itaatsizlik etmeyin.Ve aramıza katılın…” yaptığı konuşma güzel ve akıcıydı.
“Şimdilik serbestsiniz.Nöbetle görevli olanlar ile tanışın.Yerleşin ve tanıyın.” diyerek avludan ayrıldı.
[/i]
Daemon Targaryen
[i]Daemon öylece bakarken,asansörden sorumlu olan gece nöbetçisi Gamlen,Daemon’un yanına yanaşmıştı.Dışarıya bakmaya başladı.Bir şey dikkatini çekmişti.Daemon’u dürterek;
-“Şurdaki şeylerde nedir?” diye sordu.
Gamlen’in gösterdiği yere odaklanan Daemon surun öbür tarafına geçmeye çalışan bir grup yabanıl gördü.Gamlen’e hızla dönerek;
-“Boruya iki kez vargücünle üfle.” diye bağırdı ve koşarak asansöre bindi.

İki kez çalınan boru tüm nöbetçiler tarafından duyulmuştu.Lord Kumandan “Kılıçlarınızı alın!” diye bağırıyordu.Bu sırada aşağıya inen Baş Muhafız Daemon Targaryen muhafızların toparlanarak atlarına binmelerini emretti.Beyaz ve kuvvetli atına tek hamlede bindi ve muhafızların toparlanmasını bekledi.Sonunda hazır olduklarında surun kapısı açıldı ve hızla dışarıya fırlardılar.Fakat kimse yoktu.Daemon 3 kişiye etrafı kolaçan etmelerini söyledi.Ayak izlerini bulan muhafız Brynden hızla Daemon’un yanına geldi.Muhafızlara toparlanmalarını emrederek izlerin gittiği yeri takip ettiler.Toplam 45 muhafız bulunuyordu.İzlerin sahiplerini bulmaları fazla sürmedi.Kaçan 10 tane yabanıl gördüler.Rahatça onları öldürebileceklerini düşünen Daemon “Saldırın!” diye bağırdı.Atlı muhafızlar hızla yabanılların etrafında daire oluşturdular.İlk saldıran Daemon oldu.Kılıcını savurduğu gibi bir yabanılın boğazını kesti.Elinde balyoz taşıyan biri muhafızlardan Meryn’in atına sert bir darbe indirdi.Attan düşen Meryn yabanılın balyozu altında ezilmişti.Meryn’in ölümünü gören Hektor var gücüyle kılıcını savurarak Meryn’i öldüren yabanılın kellesini uçurdu.Uçurdu ve yere yığıldı.Sırtına saplanan kılıç omurgasını kesmişti.Daemon bir kaç yabanılı daha öldürdüğü sırada daha önce duymadıkları bir borazan sesi duydu.Yabanıllır pispis sırıtıyorlardı.Bir şeylerin ters gittiğini anlayan Daemon muhafızlara “Kaleye dönüyoruz!” diye emir verdi.Geri çekilirlerken yabanılların hepsini öldürmüşlerdi.Kara Kaleye doğru at sürüyorlardı.Fırlatılan bir mızrak muhafızlardan Jon’a isabet ederek ölümüne sebep oldu.Aynı borazan sesi bir kez daha duyuldu.Fakat bu sefer ileriden geliyordu!Aklı karışan Daemon’un bir anlık dalgınlığı pusuya düşmelerine sebep oldu.20 kadar yabanıl ağaçlardan atlı muhafızların üzerlerine atladılar.Yere düşenler arasında Daemon’da vardı.Yabanıllar ellerindeki kemikler ile yere düşenlerin başlarına vuruyorlardı…Daemon suratına yediği kemik darbeleri ile iyice sersemlemişti.Ve son darbe ile gözleri kapandı…[/i]

Hikayende sürekli bir hareket var ve sürüklüyor bu konuda iyisin, yalnız bazı noktalarda alıntılar var belli etmiş hemen kendisini o konuda uyarayım eğer artarsa güzel olmaz. Devam yazmaya iyi gidiyorsun, ilgi görmemek şevkini kırmasın bu işi sevdiğin için yap.

Teşekkürler :slight_smile: O alıntıları bitiricem artık :slight_smile:

Bu arada anket eklenmiştir :slight_smile:

Yazmıyorsun artık sanırım güzel gidiyordun halbuki :frowning:

Bence hikayen oldukça güzel devam etmelisin…

Herold Manderly
Gece geç saatlerdi.Ay bulutların arasında gizlenirken saray koridorlarında bazı ayak sesleri duyuluyordu.Herold’ın uykuda olduğu bir zamanda odasının kapısı aralandı.Siyahlar giyen biri odaya yavaşça girdi.Tüy kadar hafif bir ve yavaş bir şekilde Herold’un yatağının başına kadar gitti.Elini beline götürerek sivri ve kalın hançerini çıkardı.Hançeri havaya kaldırdı ve Herold’un göğsüne doğru indirdi…Son anda gözlerini açan Herold hançeri vücuduna saplanmadan durdurdu.Karşısındaki adamın suratına öyle bir yumruk patlattı ki adamın siyahlar içindeki kıyafetinin bir kısmı kırmızıya döndü.Tekme atarak hançerli adamı yere düşüren Herold hızla yataktan fırlayıp masanın üstündeki kılıcına uzandı.Kılıcı kınından çekerek yerde yatan adama doğru koştu.Koşarken bacağına fırlatılan hançerin acısıyla yere düştü.Bu sırada yerden kalkan suikastçi belindeki diğer hançeri çekerek Herold’un üstüne atıldı.Kısa süreli bir boğuşma sonrasında Herold suikastçinin karnında büyük bir delik açtı.Heyecan ve korkudan ne yapacağını bilemeyen Herold yere oturarak öldürdüğü adamı izledi.Ve tam bu sırada pencereden içeriye bir suikastçi daha girdi.O kadar sessiz ilerledi ki Herold onun kendisine yaklaştığını farketmedi.Suikastçi sonunda Herold’un arkasına geçti.Hızlı bir hamle ile Herold’un ağzını kapatarak boğazını boydan boya kesti.Boğazından fışkıran kanlar ile yere yığılmıştı Herold.Saliseler içinde gözleri kapandı.Odanın her yeri kan olmuştu…

Daven Westerling
Odasının balkonundan kalede olan biteni izliyordu Daven.Şarabını yudumlarken kendinden geçiyordu.Bu sırada Daven’in odasını oğlu Quentyn girdi.Babasının yanına giderek koltuğa oturdu.Daven oğluna bakarak tebessüm etti ve;
“Neden annenin yanında değilsin?” diye sordu.
Quentyn haylaz bir cevapla “Kadınların yanında durmaktan sıkıldım.” diye cevapladı.Gülümseyen Daven oğlunun başını okşadı ve “Emin ol askerlik kadın işlerinden çok daha kolay.”.Quentyn’ın gözleri parlamıştı.Şövalyelere büyük bir hayranlık duyuyor ve onlardan biri olmak istiyordu.Heyecanlaranarak “O halde asker olmama izin var baba?” dedi.Daven derin bir iç çekerek “Senin büyük bir şövalye olacağını biliyorum Quen.Fakat henüz küçüksün ve askerlik senin yaşındakiler için zordur.” dedi.Alaycı bir ses ile Quentyn “Nedenmiş o?Senin baş muhafızını tam iki kere kılıç eğitiminde yendim.” diyerek güldü.Lord Daven oğlunun kalbini kırmak istemese de “Kevan’ı yendin çünkü senin kazanmana izin verdi…Dünya kötülerle dolu.Ve onlar Kevan gibi kazanmana izin vermezler.Aksine kaybetmen için yapmayacakları alçaklık yoktur…” dedi.Quentyn üzülmüştü.Oğlunun alnından öpen Daven ona “Git ve yaşıtların ile oyna.Üstat Edward’a yardım et.Askerleri izle ve öğren…Önünde uzun bir yaşam var Quentyn.Ve sen bu dünyadaki kötülüklere karşı duracak gerçek bir şövalye olacaksın…Aynı Ejderha muhafızı gibi.Yada Ser Erryk ve Ser Arryk gibi.” bu sırada söze atlayan Quentyn “Ser Erryk ve Arryk kardeştiler…Akraba katilleri oldular ve aynı anda öldüler.Nasıl gerçek şövalye olabilirler?” diye sordu.Bu soruyu düşünen Daven verecek bir cevap bulamamıştı.Cevap vermek yerine "Bunları sonra konuşuruz.Git ve ağabeyin Jorah ile ilgilen.Birinin onu koruması gerekiyor diyerek gülümsedi.Quentyn’da “Ben onun muhafızı olurum.” diyerek kahkahalar içinde odadan koşarak çıktı.Gülümseyerek oğlunun gidişini izledi Lord Daven.

Lord Kumandan Broon
Giden muhafızların geri gelmemesi üzerine endişelenen Broon,Surun Üstadı Regonald’ı çağırttı.Yaşlı ve hafif bunak olan Regonald,Lord Kumandan’ın yanına giderek “Beni çağırtmıssınız Lord Kumandan” dedi.Broon Üstada bakarak “Surun ötesine giden muhafızlar hala geri dönmedi.Onları aramaya çıkmalımıyız?” diye sordu.Üstad biraz düşündü ve “Böyle bir şeye gerek olduğunu sanmıyorum Lord Kumandan…Fakat bir kaç muhafızı surun ötesinde fazla uzaklaşmadan aramaya göndere bilirsiniz.” dedi.Üstadın söylediklerini mantıklı bulan Lord Kumandan Gendry,Robin,Myk ve Iria’yı surun ötesinde geri dönmeyen nöbetçileri bulmak için görevlendirildiler.Hızla surdan ayrılan nöbetçiler surun ötesini aramaya başladılar.Bu sırada Lord Kumandan odasına çekilerek içkisini içmeye devam etti.

Gendry
Lord Kumandanın verdiği emir ile yola çıkan 4 muhafız surun ötesinde yavaşça ilerliyorlardı.Şişman biri olan Myk acıktım diyince Iria “Burda bile yemek mi düşünüyorsun?” diye ona çıkıştı.Ağır başlı olan Robin Iria’ya "Adam acıkmış,ne yapabilir? " dedi.Robin’in söylediği söze karşı sadece gülmekle yetindi Iria.Gendry ise az kaslı bir vücuda sahip ve atik biriydi.Görevine sadakat ile bağlı olduğu için etrafı izliyordu.Bu sırada Iria Robin’e seslenerek “Lord Broon’u öldüreceğimizi sanıyordum?” diye sordu.Üçüde şaşkın gözler ile Iria’ya bakarak “Neden bahsediyorsun sen?” diye sordular.Iria şaşırmıştı.“Ne yani planı bilmiyormusunuz?” diye sordu.Myk “Ne planından bahsediyorsun sen?” dediysede Iria onun sorusunu cevaplamadı.Bu sefer Gendry Iria’ya aynı soruyu sordu.Iria “Aylardır surda bu mesele konuşuluyor,Lord Kumandan o mevkii haketmiyor.” dedi.Robin sinirli bir ses ile “Lord Kumandan görevini yerine getiriyor.Daha ne istiyorsunuz?Bir daha bu konu açılmasın.” diyerek Iria’yı susturdu…Dört muhafız surun etrafını kolaçan etselerde kimseyi bulamamışlardı.Myk artık geri dönmeleri gerektiğini söylemiş ve diğerleri de kabul etmişti.Surun kapısına doğru ilerlerken Gendry ileride parlayan ışığı gördü.Başta umursamasa da ışık gittikçe büyüyünce “Şurada bir ışık var!Bizimkiler orada olabilirler.” dedi.Robin’de aynı parıltıyı görmüştü.“Yanan bi ateşin parıltısına benzemiyor…Fakat orada olabilirler.” diyerek diğerlerini oraya ilerlemeye davet etti.Myk “Hey,oraya gidemeyiz.Lord Kumandan bizden çevreyi aramamızı söyledi.Uzaklaşmamız gerek.” dediyse de bunu umursamadılar.Onlar ilerken tek yaya olan Myk benide bekleyin diyerek peşlerinden koştu.

Bölüm kısa ve çok iyiydi…Herold’un bu kadar çabuk ölmesine şaşırdım ve kim öldürdü?Daemon’dan bahsetmemişssin oda mı öldü?

Herold’un böyle ani bir şekilde ölüp gitmesinin sebepleri ve devamında olacaklar çok ilgi çekici, iyi gidiyorsun canını sıkma yazmaya devam et :slight_smile:

Takipteyim. Devamını bekliyorum. Bana akıcı geldi. Göz açıp kapayıncaya kadar okudum. :slight_smile: