Kurtlar Sofrası-4.Bölüm

4.Bölüm
[b]Ser William
Sabah uykusunda olan Ser William’ın odasının kapısı sertçe vuruluyordu. Derin uykuya yatan William bir türlü uyanmayınca kapıdaki muhafızlar onun adını bağırdılar “Ser William…” defalarca seslenişten sonra sonunda uyanmıştı Lord Kumandan. Hemen kilitli olan kapısını açarak “Ne oluyor?” diye sordu karşısındaki muhafızı. Muhafız kendisine bağıran bu adama sertçe tepki vermek istemiştiki bundan vazgeçerek “Lord Eareon’un oğlu Herold Manderly…Bu sabah odasında ölmüş. Kaledeki herkes yas içinde. Lord Earion hemen oraya gitmeni istedi.” dedi. Korumakla görevli olduğu şehirde bir Manderly mensubunun öldürüldüğü haberi William’ın derinden etkilemişti. Muhtemelen kendi muhafızlarınca aşağılanacağını düşünüyordu. Bu düşüncelerden kısa sürede uzaklaşıp karşısındakine “Hemen geliyorum.” dedi ve odasına girdi. Kılıcını, siyah zırhını ve pelerinini kuşanan Ser William hızla şehir içinden geçiyordu. Şehir muhafızları onu selamlarken halk endişe içerisindeydi. Bir varisin öldürüldüğü şehirde kendilerinin can güvenliği yok denecek kadar azdı. Yine de yapabilecekleri bir şey yoktu…

Ser William peşindeki 5 muhafız ile Herold Manderly’nin odasının önüne gelmişti. Onun küçük kardeşleri ve dadısı Talysa gözyaşları içerisindeydiler. Lord Eareon Herold Manderly’nin yatağının baş ucuna oturmuştu. Ser William Lord Eareon’un yanına yaklaştığında Eareon ona baktı ve “Bunlar ne demek oluyor Ser?” diye sordu. William “Başınız sağolsun Lordum. Üzgünüm.” dedi. Eareon duygusuz bir ifade ile “Varisim kendi yatak odasında öldürülüyor ve suçlusu bile yakalanamıyor. Yazık.” dedi ve odadan hızla ayrıldı. Ser William önceden oraya gelmiş olan muhafızlardan birine “Neler oldu?” diye sordu. Muhafız “İki kişi tarafından saldırıya uğramış. Birini haklamayı başarmış fakat diğeriyle baş edememiş.” dedi. “Ölen herifin cesedi nerede?” diye sordu. “Lord Eareon onu denize attırdı.” diye cevap alınca sinirle “Denize mi attırdı?” diye bağırdı. Muhafız sakin bir ses tonuyla “Evet denize attırdı.” diye tekrarladı. Biraz düşündükten sonra William “Kale içerisinde kaç tane muhafız vardı?” diye sordu. “12” diye cevap aldı. “12? Hiç biri bağırışları duymamış mı?” dedi öfkeyle. Asker “Hayır. Hiç bir ses duyulmamış.”. William böyle bir saçmalık karşısında öfkelenmişti ve “O muhafızların her birini şehir meydanına götürün ve her birini 12 kez kırbaçlatın.” diye emir verdi. Muhafızlar kısa sürede söylenilenleri yapmışlardı. Bu sırada William hiç bir ipucu olmamasını yadırgamıştı…[/b]

Daven Westerling
Sabah erken saatlerde kaleye bir kuzgun gelmişti. Kale üstadı bu kuzgunu hızla Lord Daven’e vermek için odasının kapısını tıklattı ve “Lordum.” dedi. Lord Daven “İçeri gel.” diyerek onu içeriye çağırdı. Üstad odaya girdiğinde Leydi Helen’in orada olmaması tuhafına gitmişti. “O elindeki nedir?” diye merakla sordu Lord Daven. Üstad Pyk kuzgunun mührünü çözdü ve onu Lorda uzattı. Mektubu sakince açıp içerisinde yazanları okudu genç ve zeki lord. Üstada bakarak “Lord Lannister beni Lannisport’a çağırıyor.” dedi tedirgin ve şaşkın bir yüz ifadesi ile. Üstad “Gidecekmisiniz Lordum?” diye sordu. Mektuba bir kaç kez daha bakan Daven “Benden Lannisport’a tek başıma gitmemi istiyor.” dedikten sonra “Evet gideceğim.” dedi ve oturduğu koltuktan kalkarak üstüne düzgün şeyler giydi ve “Atımı hazırlatın Üstadım.” dedi. Odasından yavaş adımlar ile çıkıyordu Lord Daven. İçinde kötü bir his ve karnında ilginç bir ağrı vardı. Kale koridorlarında ilerlerken küçük oğlu Quentyn’ın karşıdan “baba” diye bağırarak kendisine koştuğunu gördü. Kollarını açarak oğlunu kollarının arasına aldı ve büyük salona doğru onu taşıdı. Quentyn babasına “Annem nerede?” diye sordu. Lord Daven “Kalede değil mi?” diye sordu. “Hayır.” dedi. Oğlunu yanağından öpen Lord Daven Westerling ona “Ablanın yanına git.” dedi. Oğlu giderken kendiside kale avlusuna çıktı. Kapının önünde nöbet tutmakta olan Ser Kevan’a “Leydim nerede?” diye sordu. Ser Kevan miğferini kafasından çıkararak “Kuşluk vaktinde kaleden ayrıldı lordum.” dedi. “Nereye gittiğini sordun mu?” diye sordu Daven. Kevan “Evet Lordum fakat bana cevap vermedi.” diyerek bilmediğini söyledi. Daven, Kevan’ın kulağına bir şeyler fısıldadı. Kevan “Hayır lordum hiç kimsenin ondan haberi yok.” dedi. “Emin misin Kevan?” diye sordu ve aynı cevabı aldı Daven. Bu sırada Daven’in yaveri onun yanına giderek “Lordum atınız hazır.” dedi. Ser Kevan Lord Daven’e “Bir yere mi gideceğiz Lordum?” diye sordu. Daven “Bu sefer tek başıma gideceğim Ser. Lannisport’a.” dedi. Bir anda göz bebekleri büyüyen Kevan “Lord Lannister sizi mi çağırttı?” diye sordu. Daven “Evet Ser’üm.” diye cevapladı Daven. “Gitmeyin Lordum.” diye ısrar etti Ser Kevan fakat Daven ona “Ben gittikten sonra garnizonu hazırda beklet Kevan. Bir şey olursa ailemi sen korumalısın.” dedi ve Kevan’a sarıldı. Kısa süreli sarılmadan sonra Daven “Daha sonra görüşürüz Kevan.” dedi ve kaleden ayrıldı.

Lord Kumandan Bronn
Gözcülerin gidişinin üzerinden çok zaman geçmişti. Gece Nöbetçilerinin geri kalanı endişeliydiler. Üstad Pygen’in yanına giden Bronn ona “Hala geri dönmediler. Onları aramaya çıkmalımıyım?” diye sordu. Üstad “Bu sizin kararınıza kalmış bir şey Lord Kumandan. Fakat sizden önceki Lord Kumandan yerinizde olsa çoktan yola koyulmuştu” dedi. Bu sözler üzerine Lord Kumandan üstada “Muhafızlara toplanmalarını söyleyin Üstat.” diyerek Kara Kale’nin avlusuna çıktı… Kısa süre içerisinde toparlanan gözcüler daimi kış toprakları ile medeniyet arasındaki son kapıdan çıkarak soğuğu en içlerinde hissettiler…

Gendry
4 nöbetçi parlayan ışığa yaklaştıkça ışık onlardan uzaklaşıyordu. Yol gittikçe uzayınca Robin şaşkınlık ile “Buda ne şimdi?” diye sordu. Şişmanlığın ve yürümenin verdiği ağırlık ile “Bu kadar yeter daha fazla yürüyemeyeceğim.” diye yakınmaya başladı. Gendry atının üzerinden inerek Myk’e “Hadi. Benim atımı al.” dedi. Iria kahkaha atarak “Bunu yapma Gendry atından bu kadar çabuk vazgeçme.” diye alay etti. Iria’dan hazzetmeyen Robin “Ne zaman gerçek bir adam olacaksın?” diye sordu. Gendry bu soruya bıyık altından gülmüştü. Iria kılıcını tutarak “Benimle bir sorunun mu var?” diye sordu. Robin ona dikdik bakarak “Ne o bana mı saldıracaksın?” diye sordu. Aralarında ki kavga büyümeden önce bir borazanın sesi yankılandı. Gendry “1 kez üflendi. Etrafta gece nöbetçileri var. Biz onları bulmadan onlar bizi buldu.” diyerek gülümsedi. Bir kaç dakika sonra borazan tekrar üflenince “2 kez üflendi. Kılıçlarınızı çekin.” diye arkadaşlarını uyardı Robin. Myk kılıç kullanmayı bilsede bu konuda iyi değildi bu yüzden “Ya bizden çoklarsa? Bence sura dönmeliyiz.” diye korkuyla söylendi. Iria “O haklı gelecek olanlar ile savaşamayız. Geri dönmeliyiz.” dedi. Gendry’de bu duruma destek verince Robin “Gidelim.” dedi ve atını geri çevirdi. Myk’in ata binmesine yardımcı olan Gendry koşarak oradan
uzaklaştılar…

Kardeş nerede kaldın ya yüzyıl geçti :slight_smile: