Leydi Baratheon [18. Bölüm - FİNAL]


#21

Eline emeğine sağlık yeniden @Sevde, beklediğimden de çabuk geldi yeni bölüm ve yine keyifle okudum teşekkürler. :slight_smile:

Stark-Renly Baratheon ittifakı gerçekleşse muazzam olacak bi ittifak iken olmamıştı ancak görüyorum ki kahramanımız Enelya sayesinde böyle birşeydi olsaydı neler olabileceğini göreceğiz çok güzel düşünmüşsün.

Ehe, ayrıca bu Baelish burada da bir şeyler karıştıracak gibi o pis sırıtışı geldi gözümün önüne bi an ama dur bakalım. :slight_smile:


#22

ilk kez okudum ve beğendim… Takipçiyim.


#23

Heyecan artarak devam ediyor. Okudğumu hiayeler arasında yerini şimdiden aldı. :smile:

Tek negatif noktası -bana göre- biraz yanlı yazmışsın. :confused:


#24

Buralardaki nadir Renly Baratheon destekçilerindenim, ölümü çok üzdü beni. Stark severler Ned’e nasıl üzüldüyse bende öyle üzüldüm. Hikaye de benim ellerimden çıkınca benim duygu ve düşüncelerimi taşıyor doğal olarak :slight_smile:


#25

Güzel bir bölümdü ve hiç sıkılmadan okudum ama senin versiyonunda robb kendini kral ilan etmiyor galiba…

Çünkü Catelyn’i Renly’e yolladuğında Krallığını ilan ediyor ve Lannisterları ortadan kaldırdıktan sonra kuzeyin yönetimini istiyordu …


#26

Robb şu anda kendini Kuzeydeki Kral olarak ilan etmiş durumda fakat annesiyle Renly’e sunduğu teklif beraber savaşmaları ve savaş bittiğinde de kuzeyi almaları ama krallık şeklinde değil, yine Kışyarı Lordu olarak. Aslında belki Renly onu lord olmaya mahkum etti diyebiliriz. Kız kardeşi ile nişanlayarak hanelerini birleştiriyor.


#27

işte tam orada ufak bir pürüz var sanki . Kuzey krallığını ilan ettikten sonra hiçbir şekilde lordluğa razı olmaz bence . Kuzeyde böyle birşey olmaz en azından ve olursa da adamlarının gözünde düşer …


#28

Kral Torrhen Stark gibi düşün. Ayrıca Renly bir erkek evlat sahibi olana kadar varisini Enelya ilan etti, bu da evlendiklerinde Robb’u prens yapar. Renly’e bir şey olsa Robb kral olur bu durumda. Zorlasan zorlasan 20.000 asker çıkarabilen ve kuzey gibi büyük toprakları da savunmaya çalışan Starklar için kötü bir anlaşma gibi gözükmüyor. Renly’nin bu hamlesini Targaryen’lerin Dorne’a yaptığı hamle gibi görebilirsin.


#29

İlk olarak Dizçöken Kral farklı bence o dizçöktü hayatını, ordusunu, kuzeyi kurtardı… ama Robb Lord iken Krallığını ilan edip olmadı tekrar Lord olayım demez diyemez bence… Kitaptan hatırladığım kadarıyla da annesini gönderdiğinde savaştan sonra kuzeyi istemek şartıyla ittifakı kabul ediyordu…

Ama gelgelelim Enelya diye bir karakter yoktu eğer öyle bir karakter olsa Robb vazgeçermiydi yine vazgeçmezmiş gibi :slight_smile: Bunlar onurlu adamlar onurlarıyla gurur duyan adamlar, ayrıca dediğin ihtimalde kral olurda yedi krallığın kralı olurki Robb’un orda hiç gözü olmadığı da bir gerçek :slight_smile:

Neyse hikaye senin ve sen yazdıkça okumaya devam edicem sonuçta yazar sensin :slight_smile:


#30

Bakalım ne olacak bende yazdıkça göreceğim. Kafandan plan kursan da yazarken gelişiyor bazı şeyler :slight_smile:


#31

Starkların 30000 civarında askeri var ve tully de bağlılık bildirmişken 50000 civarı askeri olur. Ama kitaptan tully ordusunun 11000 e düştüğü nu ve Starkların 6000 asker kaybettiğini biliyoruz. Robbun ordusunun 20000 olmasinin sebebi kisa sürede toplanmış olmasıdir.Bu halde bile zorlasan 20000 asker çıkarabilecek martell hanesiniyle karşılaştırmak biraz saçma.
Hikaye çok iyi gidiyor. Süper yazmışsın ama renly yine mefta olmasın

GT-I9300 cihazımdan Tapatalk 2 ile gönderildi


#32

Çok beğendim , 3. bölümü iple çekiyorum :slight_smile: @Sevde


#33

Kitaptaki karakterleri ve olaylari kendi kurgunla aktarman cooooook guzel olmus.
Bayildim hikayeye. Olaylar nereye dogru gidecek cok merak ediyorum. Elena karakterini de cok benimsedim, cok hosuma gitti. Bende bi Baratheonlarin Lyanna’sı izlenimi uyandirdi

Replikler de cok iyi. “İadet sekliniz tanrilarin cok ilgisini cekecek” :stuck_out_tongue:


#34

Hikâye çok güzel gidiyor. Ellerine sağlık. Kitaptaki o kısımları okuduğumda, Stannis’in hamlesini tahmin edemediğimden, Robb-Renly ittifakının savaşı çoktan bitirdiğini düşünüyordum. O derya gibi sancaklar, Robert’ın gençliğini andıran iyi giyimli ve yakışıklı kral, savaşmaya can atan yeşil şövalyeler… Şimdi de aynı duygulara kapılmadan edemedim. Fakat Enelya’nın da ağabeyi Stannis’i çiğnediği gerçeği gözümden kaçmadı. Olenna Tyrell’in şu sözünü hatırlatmak isterim: “Renly giyinmesini ve banyo yapmasını biliyordu ve her nasılsa bu özelliklerin kral olmaya yeteceğini düşünmüştü.” Renly’yi serideki gibi bir son bekliyorsa Enelya’nın devamındaki stratejisi ne olacak, gerçekten merak ediyorum.


#35

Güzel yorumlarınız için teşekkür ederim arkadaşlar. Enelya’yı benimsemenize çok sevindim. Bekleyip göreceğiz Enelya Baratheon neler yaşayacak :slight_smile:


#36
  1. bölümün hazır olduğuna inanıyorum. Bu bölümü Alain Storm’un POV’u olarak yazdım. Keyifli okumalar :slight_smile:

ALAIN

[i]Ne oldu ve nasıl oldu? Ne zaman bu hale geldik? Bizi ne bu hale getirdi? Leydim, en yakın arkadaşım ve kuzenim… Gözlerimin önünde soluşunu izledim. Gözünden düşen her damlayı saydım, attığı çığlıkları dinledim. Acıdan karnının kramplar girdiği an, kendini yere atmak istediği an tuttum onu. “Leydim, sakın düşmeyin! Leydim, sakın boyun eğmeyin!”

Ve şimdi öylece durmuş Renly’nin çadırında Stannis’in gelmesini bekliyoruz…[/i]

Hepsi Stannis’in suçlu olduğunu biliyorlardı. Brienne Güzellik veya Catelyn Stark panikleyip kaçmışlardı. Enelya bir an bile olsun inanmadı. “Stannis! O yaptı bunu!” diye çığlık attı, gözünden nefret ve yaşlar aktı. Enelya o kadar çok ağladı ki, Alain gözlerinden kan geleceğinden korktu.

Alain, Enelya’nın ne yapacağını hep merak etti. Enelya’yı teselli etmeye çalışırken bir kere sorma cesaretini gösterebilmişti. “Leydim ne yapacağınıza karar vermelisiniz.” demişti. Enelya’nın cevabı ise netti: “Tyrell Hanesi’ne güvenmekten başka bir seçeneğimiz yok…”

Tabi olanlardan sonra bütün düşünceler savaş, kaçış ve intikam üzerineydi…

Ser Loras sinirliydi. “Stannis’e boyun eğmeyeceğim! Prensesim burada! Benim Kral’ımın varisi burada!” Kılıcını çekti aniden ve Enelya’nın önünde eğildi. “Kılıcım sizindir Kraliçe’m. Sizin için savaşacağım!” Belki bu konuşma “Kraliçe’m çok yaşa!” çığlıklarıyla devam edebilirdi, Lord Baelish yorumuyla renk katmasaydı. “Mantıklı. Robb Stark’ın nişanlısısınız. Robb Stark’ın tahtta sizin hakkınızı iddia edebilir. Tyrell, Stark, Tully ve Fırtına Diyarı askerleri. Güç hâlâ sizde olabilir.”

“Sizce Robb Stark benle evlenir mi? Annesi, abimin saldırıya uğradığı an orada olan 3 kişiden biri…” dedi Enelya. Gözleri şiş ve kıpkırmızıydı. Dudakları tamamen renksizdi.

“Yine de tahtta bir hakkınız var leydim. Kendinizi Kraliçe ilan edebilirsiniz. Hem Kral Robert’in hem de Kral Renly’nin varisisiniz.”

“Sizi zeki bir adam zannederdim Lord Baelish! Sancaktarlarım, Stannis bu toprağa ayak bastığı anda ona diz çökme yarışına girecekler. Robb Stark ile evlenemeyeceğim ortada. Bana ne kadar sadık olacaklarını bilsem de Tyrell Hanesi’nin ordularıyla ne kadar savaşabilirim? Renly’nin ölümünden sonra Menzil Lordları arasında çıkacak karışıklıklardan bahsetmiyorum bile!”

Enelya sakinleşmek için derin bir nefes aldı. Önünde hâlâ diz çökmüş şekilde duran Loras Tyrell’in yüzünü okşadı ve onu ayağa kaldırdı. Elleri hâlâ Ser Loras’ın güzel yüzünde duruyordu. “Atlatacağız, bunu da atlatacağız. Sadece doğru hamlelere ihtiyacımız var. İntikam duygumuza ve soğuk kanlılığımıza.” Loras, Enelya’ya sarıldı ve dudakları ağlamasını engellemek için büzüldü. Bir süre öyle durdular. Kimsenin bu anı bölmeye cesareti yoktu.

Birden “Kaçın!” dedi Enelya. “Atlarınızı alın, bütün Menzil ordusunu toplayın ve Yüksekbahçe’ye doğru at sürün. Hiç arkanıza bakmayın ve durmayın. Ben ise Stannis’le konuşmalıyım ayrıca bu onu oyalar ve sizin peşinize düşmez.”

“Hayır, leydim! Sizi burada bırakmayacağım! Bu mümkün değil, hayır!” Loras deliye dönmüştü. Bağırmaya başladı. Margaery, Loras’ı sakinleştirmeye çalıştı. “Onu dinlemelisin. Yüksekbahçe’ye dönmeliyiz, eve dönmeliyiz.” dedi bir umut. “Onu bırakıp hiçbir yere gitmiyorum. Herkesi toplasın Garlan, siz dönün. O kalırsa bende kalıyorum.” dedi Loras.

“Hayır, gidiyorsun Loras. Ben ise istediğim zaman çıkıp geleceğim. Alain benimle. Beni kaçırabileceğini biliyorsun.” dedi Enelya. “Bende kalacağım, sizi korurum.” dedi bir hışımla Ser Loras. “Beni yavaşlatırsınız Ser Loras. Eklenen her bir kişi, leydimizin hayatını tehlikeye atar. Söz veriyorum onu size geri getireceğim. Yapabileceğimi biliyorsunuz.” Ve Loras’ı ikna etmek için onlarca cümle daha kurdu herkes. Gün sonunda bütün Menzil ordusu, Yüksekbahçe’ye doğru yola çıktı. Loras da isteksiz olarak bu kafileydeydi. Serçeparmak da onlarla beraber Yüksekbahçe’nin yoluna düşmüştü.

İşte buradayız, Renly’nin çadırında Stannis’in gelmesini bekliyoruz öylece. Leydim gözlerimin önünde yitik bir şekilde duruyor. Altın sarısı elbisesi siyahlaşmış, saçları darmadağın, gözleri şiş ve yüzü soluk. Kral Renly’nin masasının önündeki küçük sandalyede oturuyor başını öne eğmiş bir şekilde. Elinin titrediğini farkedebiliyorum buradan. Ve çadıra doğru gelen ayak seslerini duyuyoruz. İşte Stannis geliyor.

Kral Stannis, çadıra Davos ve iki muhafızıyla birlikte girdi. Gördüğünün karşısında aniden durdu. Davos aniden reverans yaptı “Leydi Enelya!” dedi. Enelya’nın kafası dikeldi ve öfke dolu gözleri Stannis’e döndü. “Merhum kardeşimizin naaşı nerede?” dedi Stannis soğuk kanlıkla. “Onu bir Baratheon gibi Fırtına Burnu’na gömmek isterdim. En azından küçükken olduğu çocuk bunu hakediyor.”

“Hayır.” dedi Enelya korkutucu kısık bir sesle. “Onu buraya gömmezdin. Yanındaki kızıl fahişe ile birlikte yakardın. Ona layık olduğu mezarı bile vermezdin.”

Stannis, Enelya’nın konuşmalarına karşı hep sessizdi. “Ne dersem diyeyim onu haklı bulacaksın. Neden ona inandın bilmiyorum ama fikrini değiştirmek imkansız görünüyor kız kardeşim.” dedi.

“Çünkü onu sevdim! Çünkü onu önemsedim! Çünkü o beni sevdi ve önemsedi! Robert’in kalbi Lyanna idi, Rhaegar Targaryen onu söküp çıkardı. Senin kalbinde ise sevgiye hiç yer olmadı. Sonuç olarak ikinizde canavara dönüştünüz. Renly ve ben, siz savaş oyunlarınızı oynarken beraber saklanmak zorunda kaldık. Birbirimize sığındık çünkü başka kimse yoktu. Sen ve Robert… Siz ikinizin sadece kanını ve soyadını taşıyorum. Benim tek abim ve ailem Renly idi.” dedi. Bağırıyordu ve gözlerinden art arda yaşlar süzülüyordu.

Kalp kırıcı sözlerdi bunlar. Peki Stannis’in kırılacak bir kalbi var mıydı? Alain, Stannis’in yüzündeki ifadesizliğe baktı, görünüşe göre kırılacak bir kalbi yoktu. Stannis sakin bir ses tonuyla emir verdi. “Sevgili kız kardeşimi çadırına götürün ve başına 2 muhafız koyun. Alain Storm da esirimdir. Onu ise bir kafese koyun ve zincirleyin.” dedi.

Enelya deliye dönmüştü, Alain muhafızlar tarafından zincirlenirken. “Senin derdin taht mı yoksa ben miyim Stannis? Önce Renly’i aldın benden şimdi de Alain mi? Kahyam, dostum, kuzenim! Tek elimde kalan o!” diye bağırdı Enelya.

“Alain’i öldürmeyeceğim, korkma. Sadece kampın diğer ucunda zincirli duracak. Yapabileceklerini önlemek için. Ama eğer rahat durmazsanız, Alain kampın diğer ucunda zincirli de durmaz, onu yakarım!” dedi Stannis.

Alain’i kafese kadar sürüklediler. Soylu babası Lord Eldon Estermont onu kafesinin yanında karşıladı. “Gerçekten mi? Oğlunu bu kafese koydurtacak mısın? Bir piç bile olsam senin kanını taşıyorum.” dedi Alain. “Ve ben piç oğlumun neler yapabileceğini biliyorum. Nasıl yapıyorsun bilmiyorum ama bu kafes ve bu zincirler…” İçini çekti Lord Estermont. “Umarım seni durdurabilirler. Çünkü buradan çıkarsan askerler seni göremezler bile.”

Alain’i kafesin içinde zincirlediler. Kafes o kadar küçüktü ki Alain sadece oturarak sığabiliyordu. Babası, Alain’in görüş alanıa girebilmek için eğildi, “Hiç bunları nasıl yapabildiğini düşündün mü?” dedi. “Biz piçlerin soylu kardeşlerimize göre bir kaç ekstra özelliğe ihtiyacımız oluyor. Yoksa tamamen değersiz oluyoruz.” dedi ve alaycı bir gülümseme belirdi yüzünde. “Peki senin bu ekstra özelliklerin… Kral Stannis’in casusları bile senin gibi değil.” dedi babası. “Ah hayır Stannis için çalışmayacağım!” dedi Alain gülerek. “Biliyorum, bütün sadakatin Leydi Enelya’ya ait.” dedi babası sessizce. Alain onaylayıcı bir ifade gösterdi babasına. Lord Estermont ayağa kalktı ve oradan uzaklaştı.

Alain, bir kafesin içinde zincirlenmiş bir şekilde duruyordu. “Bu her şeyi bozar mı? Enelya’yı Yüksekbahçe’ye kaçıramaz mıyım?.. Hayır, yapabilirim. Küçük bir çocukken Enelya’yı sekiz Targaryen askerinden kaçırmayı başarmıştım. Enelya dışarıda oyun oynamak istediği zaman da bütün Fırtına Burnu askerlerinden kaçırmıştım ve şimdi leydim oyunu Yüksekbahçe’de oynamak istiyor. Öyleyse kaçıracağım.” diye düşündü ve derin bir nefes aldı. “Bu zincirler olmasaydı daha kolay olurdu tabi.” Ve birden zincir açıldı ve yere düştü. “Nasıl oldu bu? Zincir nasıl açıldı? Orada biri mi var?.. Hayır, yok.” Kesinlikle deşilmesi gereken bir konuydu bu. Ama bunun için zamanı yoktu. Bir an önce Enelya’nın tutulduğu çadırı bulmalıydı. “Ah, içinde kilitli olduğum kafes var bir de.” diye düşündü ve ‘Tak!’ kafesin kilidi aniden açıldı ve yine kimse yoktu.

Alain’in hâlâ olanları anlamaya çalışmak için zamanı yoktu. Kafesten hızlı bir şekilde çıktı. Hemen ileride muhafızlar vardı, yanda duran fıçının arkasına geçti. Fırtına Diyarı’nın sert rüzgarları karşı çadırın önündeki fıçıları devirince muhafızlar oraya yöneldi. Alain bu fırsatı değerlendirdi. Yeriden fırladı, nöbet tutan askerlerden birine ait olan yerdeki hançeri aldı ve çadırların arkasına doğru koştu.

“Güzel, kimse görmedi.” diye düşündü, Alain. Şimdi çadırları tek tek kontrol etmeliydi. “Umarım bu sıradaki çadırlardan birindesindir Enelya. Yoksa karşı sıraya geçmek hayli zorlu olacak.”

Kontrol ettiği beşinci çadır Enelya’nın çadırıydı, yedilere şükürler olsun. Çadırın önünde iki muhafız nöbet tutuyordu ama Alain tabiki de arkadan girecekti. “Kendi girişimi kendim açarım.” diye düşündü. Çadıra o kadar sessiz girdi ki yatağında öylece kıvrılmış yatan Enelya bile farketmedi. Enelya’nın arkasından dolandı ve aniden Eneya’nın ağzını kapadı. “Şşşş, leydim. Benim, Alain. Sakın ses çıkarmayın.” Enelya’nın stresten kasılmış vücudu gevşedi ve başını salladı. “Nasıl kaçmayı başardın?” dedi Enelya. “Onların zincirleri ve kafesleri beni tutamaz leydim. Her neyse bunun için zamanımız yok. Buradan hemen çıkmalıyız, acele edin.” dedi ve elindeki hançeri Enelya’ya verdi. “Bunu alın leydim ve size yaklaşan olursa kullanmaktan çekinmeyin.”

Çadırın arka tarafından çıktılar. Güvenli bir yer bulduklarında saklanıyorlar, Alain ortalığı kolaçan ediyor ve eğer güvenliyse yollarına devam ediyorlardı. Kocaman bir ağacın arkasında saklanıyorlardı. Kamptan yeterli uzaklığa ulaşmak üzereydiler. Alain ağacın arkasından etrafı kontrol etmek için çıktı ve sessiz bir şekilde ormanın içini gözlemeye başladı.

Ve sırtında demirin soğukluğunu hissetti. “Nereye gittiğini zannediyorsun seni küçük piç?” dedi asker. Alain askeri oyalamalıydı. Özellikle Enelya’nın yakınlarda olduğunu hissetmemeliydi asker. “Bilmem, kamptan gidebildiğim kadar uzağa. Beni yakmak isteyen insanlarla bir arada kalmayı pek sevmiyorum.” dedi.

Askerden aşağılayıcı bir cevap bekliyordu, ama gelmedi. Sırtına dayanan kılıcın verdiği soğuk his ise kayboldu ve demirin toprağa düştüğündeki hafif sesini duydu. Arkasını döndü. Enelya, elleri, kıyafeti ve tutuğu hançer askerin boynundan fışkıran kanlarla boyanmıştı. Gözleri ise öfke doluydu. Pişmanlık ve üzüntü yoktu. Bir adamın canını almanın verdiği yük yoktu.

[i]İşte böyle canavara dönüşüyoruz. İşte bu savaşlar hep böyle başlıyor, vahşetlerin temeli bu.

Birileri geliyor ve bize sevmeyi öğretiyor. Annemiz, babamız, abimiz, ablamız, kardeşimiz, evlatlarımız, lordumuz, leydimiz, kahyamız, nedimemiz, arkadaşımız, bir cüce, bir piç, en yakın arkadaşımızın kız kardeşi, saraydaki bir hizmetçi, kir pas içinde çalışan bir demirci, ürkek bir kadın, amansız bir savaşçı, kurallara karşı gelen bir düşman, yeminini bozmuş bir kardeş, dünyanın en onursuz adamı, sürgün edilen bir şövalye, başka topraklardan gelmiş bir fahişe… Biri mutlaka geliyor ve kalbimize sevgi tohumları ekiyor. Sonra o tohumlar büyüyor. Kalbimizi, ruhumuzu ve dünyamızı sarıyor.

Ve yine birileri geliyor, hiçbir hakkı olmamasına rağmen onu bizden söküp alıyor. Kalbimizi, ruhumuzu, dünyamızı alıyor. Onurumuzu yok ediyor, insanlığımızı bitiriyor. Bizi bir daha sevemeyecek yaratıklara dönüştürüyor. Öfkemiz dinmiyor. Hepsini öldürmek istiyoruz, hepsini! Ve hepsini öldürsek, ve her şeye sahip olsak bile yarattıkları boşluk asla dolmuyor.

İşte ben en yakın arkadaşımı, kuzenimi, leydimi böyle kaybettim. Başını kaldırıp bana baktığında bildiğim Enelya çoktan gitmişti.

[/i]


#37

Aksiyonun yüksek olduğu bir bölüm eline sağlık hikaye gittikçe ilginçleşiyor devamını merakla bekliyorum . :smiley:


#38

Bu bölüm yetmedi bir sonrakini bekliyoruz :smiley:


#39

Güzel yazıyorsun sakın bırakma :slight_smile: ve bölümün sonunu ayrıca çok sevdim :slight_smile:


#40

Hikayenin hızı çok güzel, sıkma ihtimali yok :slight_smile:
Ayrıca o sonda ne ara adamı öldürdü dedim kendime bi daha okudum, güzel bir bölümdü. Devamını bekliyorum :slight_smile: