Leydi Baratheon [18. Bölüm - FİNAL]


#61

Yorumlarınız için teşekkür ederim arkadaşlar. Şu anda kararlaştırdığım iki yeni POV karakteri daha var. Hemen göremeyeceğiz belki ama POV karakterleri 4’e çıkacak. Bölümlerde 2’şer POV olacak olmamız bölümlerin gelme süresini arttıracak tabi ama en azından bölümler sizi tatmin edecek uzunlukta olacaklar :slight_smile:


#62

Renly renly renly <3 hikayelerini takdir ediyorum


#63

Teşekkürler @“LyVia” , hikayeyi takip eden bir Renly sever görmek güzel. :slight_smile:

Konu dışı: Ayrıca imzalarınla beni benden alıyorsun. Önce Renly şimdi Finn(Loras) :smiley:


#64
  1. bölüm bekliyoruz ve ben ayrıca şöyle Olenna gibi birinden Pov beklerim ama çok zor olur herhalde. :slight_smile:

#65

Açıkcası Tyrell cephesinden bir POV karakteri düşünüyorum ama Olenna olacağını zannetmiyorum :slight_smile:


#66

Martin’in yapmadığını yapıyosun dikkat et. Tyrelller birbiri arasına olup bitenleri en etki şekilde bilen ailedir. Ona göre… Benden demesi. :slight_smile:


#67

Loras olsun, Loras, Loras !!! :)))))))


#68

Lorasın gözünden renly i alalım <3


#69

Loras olmayacak. Loras, şu anki iki POV karakterine de yakın isim, gözlerinin önünde. Yaşadığı çoğu şeyi görüyoruz. Sırf iç dünyası için POV çıkabileceğini zannetmiyorum. Fakat Loras’ın Renly’e olan aşkını göreceğiz buna emin olabilirsiniz. :slight_smile:

Tyrell POV’u da Yüksekbahçe’den bir POV olacak. Dolayısıyla çok büyük bir ihtimal Willas olacak. Diğer POV karakteri de sürpriz olsun :slight_smile:


#70
  1. Bölüm hazır. Önceden de belirttiğim gibi 2 POV ile. Keyifli okumalar :slight_smile:

ENELYA

Kral Şehri’nde her şey durgun geçiyor gibiydi. Margaery ve Joffrey’nin düğünü için hazırlıklar başlamıştı. Margaery’nin annesi Alerie ve büyükannesi Olenna şehre varmışlardı. Lord Varys, Olenna geldiğinden beri onların yanındaydı. Serçeparmak her geçen gün Lannister’lara ait oluyormuş gibi görünüyordu, Lord Varys ise Tyrell’lere. Sansa’nın da rızası ile birlikte Willas ve Sansa’nın nişanına karar verilmişti. “Bir sır olarak tutmakta fayda var, nişan için Margaery’nin kraliçe olmasını beklemek mantıklı…”

Bir yandan da Lannister’ların tarafında işler yolunda gidiyordu. Kralkatili Ser Jaime Lannister, Kral Şehri’ne varmıştı. Ona eşlik eden kişi de Brienne Tarth idi. Brienne, karşısında Enelya ve Ser Loras’ı gördüğünde çekinmiş gibiydi. "Bizden korkmuyor, bize karşı utanıyor. Renly konusunda kendini sorumlu tutuyor." diye düşündü Enelya. Loras’ın öfkesine yenik düşüp ani bir hamle yapmasını önlemek için, Loras’ın koluna girdi. Lord Varys hemen yanlarında duruyordu.

“Kralkatili’nin buraya dönmesi… ve senle?” dedi Enelya. “Leydi Stark, Jaime Lannister’ı serbest bıraktı ve onu Kral Şehri’ne getirip teslim etmemi istedi. Karşılığında Sansa Stark ve Arya Stark’ın teslim edilmesini umuyor.” dedi. Enelya, alaycı bir gülüş ile cevap vermeden arkasını döndü ve Brienne Tarth’ı arkalarında bırakarak yürümeye başladılar. “Çok da zeki bir kadın olmadığını söylemişlerdi zaten.”

“Bu zayıflığın adı anne olmak sanırım.” dedi Lord Varys. “Hayır.” dedi Enelya. “Bu sadece zayıflık. Vekil Kraliçe Cersie, Leydi Catelyn yaptıklarının tek açıklaması zayıflık. Güçlü bir anne olunabilir. Tıpkı Diken Kraliçesi Leydi Olenna Tyrell gibi. Hem anne zayıflığı bahanesiyle yanlış hamleler yapmıyor hem de oğlu Mace Tyrell ve kızları da hayatta.”

“Leydi Stark ve Vekil Kraliçe’nin çocukları da hayatta.” dedi Lord Varys. Enelya güldü. “Hem Lannister’ların hem de Tyrell’lerin planlarını biliyorum Lord Varys.” dedi o güzel gülümsemesini bozmayarak. “Ve şu anki planların hepsini de sonuna kadar destekliyorum.”

O sırada Loras, Margaery ve Sansa’ya bahçede eşlik etmek için yanlarından ayrıldı. “İşler yolunda görünüyor lordum.” dedi Enelya. “Her şey çok yolunda görünüyor leydim. Fakat Kral Şehri’nde her zaman alttan işler döner. Benim korkum … Siz ve Sansa Stark … Çok değerli leydilersiniz. Abileri hain olan, şu anda Joffrey’nin yanında olan ve ünlü soyadları olan leydilersiniz. Peri masalını yaşamanıza izin vermeyecekler leydim. Ne size ne de Sansa Stark’a…”

Öyle de olmuştu. Bir süre sonra Kraleli Tywin Lannister, küçük oğlu Tyrion Lannister ile Sansa Stark’ın evliliğine karar vermişti. Sansa’nın ağlamaları günlerce sürmüştü. “Bu kız babasının ölümünü nasıl atlattı, yüce yediler!” diye düşündü Enelya.

Kral Joffrey, son zamanlarda çok fazla küçük konsey ile zaman geçirmeye ve büyükbabasının tavsiyelerine kulak vermeye başlamıştı. Tyrion ile Sansa’nın nişanını ilan ettikten sonra “Ve…” dedi. “Alınma küçük dayıcığım senin adına da çok mutluyum ama bugün daha mutlu olduğum bir karar var.” dedi Kral. “ Size büyük dayım Jaime Lannister ile sevgili halam Enelya Baratheon’un nişanını duyurmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum!” dedi.

Enelya, kafasının içindeki zonklamaları hissetti. Cersie’nin ve Jaime’nin tepkilerine bakılırsa bu büyükbaba ve torunun başbaşa aldığı bir karardı. Taht odası karışmıştı, gerçekten karışmıştı. Loras birden öne atladı, Garlan onu tutmaya çalıştı ama olmadı.

“Ser Jaime Lannister’ı düelloya davet ediyorum!” dedi Ser Loras Tyrell. “Ne için?” dedi Tywin Lannister. “Kazanan Leydi Enelya Baratheon ile evlenir.” dedi yakışıklı genç. “Sen bir Kral Muhafızısın, beyazları kuşandın. Evlenemezsin. Ser Jaime yemininden azat edildi.” dedi sakinlikle Kraleli. “Öyleyse yeminimi bozuyorum! Bu düellodaki yeminini çiğnemiş tek şövalye olmadığım bir gerçek.” dedi. Loras ve deli cesareti… Çiçeklerin Şövalyesi’nin kanını hep dik akıyordu.

Jaime, önceden yenildiği gibi yenilmeyi umarak bir adım öne çıktı. “Meydan okumanı kabul ediyorum.” dedi. “Ne yapıyorsun?” dedi imalı olarak Tywin Lannister. “Bu genç adama aşkı için savaşması onurunu veriyorum. Aşk, saygı duyduğum konulardan biri.” dedi. “Olmaz.” dedi son derece sakindi Tywin Lannister. “Ne yani, 18 yaşındaki bir gülün Jaime’yi aşağılamasına izin mi vereceğiz?” dedi Cersie.

“Kimse … Benim … Dayımı … Aşağılayamaz.” Joffrey her kelimeyi bastıra bastıra ve yavaşça söylemişti. “Ser Loras, meydan okumanızı reddediyorum. Bu benim kararım ve isteğim. Ve ben Kral’ım!”

Loras çılgına dönmüştü. “O bana Renly’den kalan son şey. Enelya’yı onlara bırakmayacağım.” dedi bütün Tyrell ailesi ile birlikte Enelya’nın odasında idiler. “Bırakacaksın.” dedi Enelya. Gözleri pencereye doğru dalmıştı ve sesi keskindi. “Ben bir soyluyum, ben bir leydiyim, ben bir prensesim. Hiçbir zaman kendi istediğim kişiyle evlenemeyeceğim bir gerçekti. Renly de beni Robb Stark’a pazarlamıştı. Tabi yaptığım evliliği Renly’nin çıkarları için yapmak benim açımdan daha kolaydı ve çocuklarımın Stark kanı taşımaları… Her neyse … Bu evlilik gerçekleşecek. Ve Loras, hepimizi tehlikeye atmayı bırak. Burada taht oyunu oynuyoruz ve hepimizin ödemesi gereken bir bedel var.”

Sonrasında ise Kral Şehri düğün telaşına düştü. Sansa Stark ve Enelya Baratheon aynı düğün gecesinde Lannister olacaklardı. Kral’ın düğününden önce olacaktı bu büyük düğün. “Düğün, çok fazla düğün…” demişti Üstat -ki arada kabul edilmeyen bir Cersei ile Willas’ın evliliği vardı.

Tyrell’lerin düğün hediyelerini Garlan Tyrell getirmişti Enelya’nın odasına. “Leydim … Çok fazla siyasetle ilgilenmedim, çok fazla turnuvalarda dövüşmedim. Ama Lannister’lar sarhoş psikopatlara benziyor. Demek istediğim ileride evliliğinizde Jaime Lannister ile ilgili bir problem yaşarsanız bana söylemenizi istiyorum. Onu Loras’ın yendiğinden daha beter ederim. Ve lanet olası siyaset umurumda olmaz çünkü bu kadar oyun bile benim için fazla.” dedi Yiğit Garlan.

“İşte bu.” diye düşündü Enelya. “Masallarda, şarkılarda, şiirlerde anlatılan o şövalye Garlan. Tıpkı Loras’a benziyor yüzü, ama sakalları onu daha erkeksi gösteriyor. Loras’tan biraz daha uzun ve gözleri mavi.”

Enelya güldü. Garlan’ın koluna girdi ve pencerenin yanındaki sandalyelere oturdular. “Ben çok küçükken… yani Robert savaşı kazanıp Kral olmuştu ve ben Fırtına Burnu’na geri dönmüştüm. Renly kendisine bir kahya gönderildiğini söylemişti. Tyrell ailesinden, Lord Mace Tyrell’in üçüncü oğlu Loras Tyrell. Bir nevi savaş rehini olarak alınmıştı. Stannis’in bir Florent ile evlenmesi yeterince büyük bir göz dağı değilmiş gibi oğullarından birini kahya adı altında Fırtına Burnu’na almıştık. Onu ilk gördüğümde aşık oldum.” gülmeye başladılar. “Küçük bir kızken hep onunla evleneceğimi hayal ettim. Çünkü ben prensestim, her istediğim olurdu. Abim Kral Robert’e, Yüksekbahçe’nin üçüncü altın gülüne aşık olduğumu ve onla evlenmek istediğimi söyleyecektim ve o da küçük prensesini mutlu edecekti.” Enelya ağlıyordu. Garlan’ın gözleri dolmuştu. “Renly gibi bir rakibi hiç beklemiyordun sanırım.” dedi Garlan gülerek ama kendini zor tutuyordu, sesi gitmişti. “Sonra Renly, evet…” Enelya’nın gözlerinden yaşlar art arda dökülüyordu ama Renly’i düşününce büyük bir gülümseme de gösterdi. “Prenses olunca her şeyin harika olacağını düşündüm. Kral’ın biricik kız kardeşi olmak bana her istediğimi getirecekti. Ama benden ne istediysem götürdü. Ama ben buyum. Ben Kral’ların tek kız kardeşiyim. Ve prenses olmak ne kadar korkunç da olsa ne yapılması gerekiyorsa yapacağım.” gözünden tek bir damla yaş daha düştü.

“Çünkü ben buyum, Prenses Enelya Baratheon.”

ALAIN

Enelya Baratheon’un ve Jaime Lannister’ın düğününün ertesi günü Alain, Robert Baratheon’un piçini aramak için yola çıkıyordu. Yanına birkaç gerekli eşyasını aldı tam atına biniyordu ki Garlan’ın sesiyle durdu. “Leydin daha dün pek istemediği bir evlilik yaptı ve sen bugün gidiyorsun. Öyle mi?”

“Burada kalmam evliliklerini değiştirecek mi?” dedi Alain soğuk bir tavırla. “Hayır, elbette… İyi zamanlar geçirmediği ortada sadece. Onu yalnız bırakmak…” cümlesine devam edecekti Yiğit Garlan ama Alain sözünü kesti. “O yalnız mı? Siz altın güller onun yanında değil misiniz?” ve sözlerine iğneleyeci bir vurguyla devam etti “Ayrıca gördüğüm kadarıyla özellikle siz ona göz kulak olma konusunda pek bi’ heveslisiniz … lordum.”

Garlan, Alain’in verdiği mesajı anlamışçasına gülümsedi. “Ona göz kulak olacağım ama senin bize güvenmediğin açık bir şey.” dedi. Alain kısık ve derin bir sesle cevap verdi: “Evet bu doğru. Size güvenmiyorum. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez, o size güveniyor…” Hızlıca atına bindi ve Kral Şehri’nin kapılarından geçerek gözden kayboldu.

Elinde Kral Joffrey Baratheon’un, Kral Stannis Baratheon’un sadık adamlarından olan soylu babası Lord Eldon’un ve Kral Robb Stark’ın mühürlü emirleri vardı. Enelya zaten Joffrey’nin mühürünü kullanıyordu ve ona emri o vermişti. Babasından gelen mektuptan ve Robb Stark ile Enelya’nın nişanını onaylarken Catelyn Stark’ın onayladığı belgelerden hileyle emirlere mühürleri geçirmişti. “Balon Greyjoy’un adamları önümü kesmezse hayatta kalacağım gibi görünüyor.” diye düşündü ve Kral Yolu’nda ilerlemeye devam etti.

Aradığı piçle ilgili bildiği üç şey vardı. Adı Gendry, yetenekli bir demirci çırağı ve ustası onu Sur’a sattı. Enelya, ona çocuğu satın almaya uğraşmamasını direkt kaçırmasını söylemişti. Ama önce Sur’a giden kafileye ulaşmalı, kafileye dostça yaklaşmalı, Gendry’nin hangisi olduğuna emin olmalıydı.

Düşündüğünden daha hızlı ilerliyordu. En azından kafileden daha hızlı olduğuna emindi. Bir handa durdu. Han, han gibi değildi. Atların tutulduğu bölüm yanıyordu ve herkes çığlık atıyordu. Altın Pelerinliler.

Onu farkeden altın pelerinlilerden bir tanesi geldi, “Sen!” dedi ve kılıcıyla Alain’i dürttü. Alain sert bir bakış gösterdi, Joffrey’nin mührünün olduğu emiri gösterdi. Yazana göre Alain direkt olarak Kral Joffrey’nin korumasında görünüyordu. Altın pelerinli toparlandı birden ve kağıdı geri verdi.

“Ne oldu burada?” diye sordu Alain. “Vekil Kraliçe’nin emri ile yoldayız. Gendry adında bir piçi arıyoruz.” dedi “Kral yolunda ilerliyor olmalı, her yeri aramalıyız.”

“Kral yolunda olduğunu zannetmiyorum. Casuslardan gelen habere göre Stannis Baratheon da piçin peşindeymiş. Nehirova’daki ormanların içine kaçmış Sur’a giden kafile.” dedi Alain çok rahat bir şekilde. Sancaksız Kardeşlik’i, Altın Pelerinliler’in başına sarmayı umdu. “Sen nereden biliyorsun bunu?” dedi altın pelerinli. Alain, Stannis ve Jon’un Gendry ile ilgilendiğini biliyordu. Cersei de bunu öğrenmiş ve altın pelerinlilerin başındaki şövalyeye bunu söylemiş olmalıydı. Adamın yüzüne yansıyan kafa karışıklığına bakarsa tam da düşündüğü gibiydi. “Yazıyı tam okumadın sanırım, küçük konseyde bulunan yaverlerden biriyim. Ne olursa görüyorum, duyuyorum. Kral Joffrey bizzat kendisi beni bir haberi ulaştırmam için gönderdi.” dedi Alain kendini beğenmiş bir şekilde. Adam ikna olmuşa benziyordu. “Pek de zeki değilsin ha?” diye düşündü Alain içinden.

Daha sonra ise hanın kapısından çığlık atarak ve ağlayarak çıkan kadına gözü takıldı. “Yardım edin! Yardım edin! Kocam ölüyor yardım edin!” kadının ağzından çıkan her ses acının ta kendisiydi. Kocası Altın Pelerinliler tarafından kılıçtan geçirilmişti. Alain koşup bakmak istedi ama gözleri karardı. Gözünün önüne Loras geldi. Çadıra girip Renly’i o halde gördüğü zamanki anı tekrardan yaşamaya başladı. Odada Brienne, Leydi Catelyn ve Alain vardı. Gökkuşağı muhafızları odada Brienne’yi Renly’nin başında bulduklarında ona saldırmışlardı. Alain ise attığı çığlık ile Renly’in başına koşmuştu. “Kral’ım, kral’ım … Renly!

Sonra Loras geldi. Bulduğu bütün muhafızları öldürdü. Sonraki günlerde ise Alain, Loras’ın gerçekten içini görmüştü.

“Her gün.” dedi Loras. “Onu her gün özlüyorum.” Çiçeklerin Şövalyesinin yüzündeki o ünlü güzellikten eser yoktu. Alain, Loras’ın yüzündeki güzelliğin uçup gittiği ana şahit olmuştu. Renly’nin küçük gülünün solduğu ana…

“Aldığım her nefes bütün vücudumu yakıyor.” dedi Loras çaresizce. “İlk önce boğazımı, sonra ciğerlerimi, sonra kafamın içini… Parmak uçlarım bile yanıyor, acıyor.” Alain bir şey söyleyemedi. “Benim yüzümden. Onun kulağına fısıldamasaydım asla bunlara kalkışmazdı.” dedi, ağlıyordu Çiçeklerin Şövalyesi.

“Senin yüzünden değil.” dedi Alain. Beraber yıllarca Fırtına Burnu’nda kalmışlardı ve bu süre içerisinde onu sevdiği ve ona güvendiği pek söylenemezdi. Fakat Alain, Loras’ı saran salt acıyı görüyordu. Teselli etme ihtiyacı hissetti, tabi edilebilirse. “Damarlarında kral kanı akıyor. Bu onun bir parçası. Gözlerindeki ışık, saçları, giyinişi, gülüşü, zekası hepsi kral kanı taşımasından. Bütün asilliği ondan. Gördüğüm en harika adamlardan biriydi, belki de en harikası.” dedi ve Loras’a baktı. “Yaşayan bir ölü.” diye düşündü Alain ve bir umutla devam etti. “Dünya lanet bir yer. Biri gittiğinde kolay kolay kimse üzülmez. Çünkü insanlar dünyaya sevgi vermekten bi’ haber. Ama ben bu adamın yalnız büyüyen, annesini ve babasını hatırlamayan küçük bir kızın kalbine sevgi tohumları ektiğini gördüm. O tohumları yeşillendirdiğini, harika bir kız kardeş yetiştirdiğini gördüm. Sadece kendisinden 4 yaş küçük kardeşinin sorumluluğunu aldığını gördüm. Ve görüyorum ki ayrıca arkasında sadık bir aşık bırakmış.” dedi.

“Bırakmadı.” dedi Loras, şüphesi yoktu. “İntikamını aldıktan sonra yanına gideceğim. Hayattaki tek amacım bu… İntikam. Yakışıklı şövalyenin dudakları titredi, gözlerinden art arda yaşlar süzüldü ama başı hiç öne eğilmedi.

“Bir şeyler yapabiliyorum.” dedi Alain. Sesi ve yüzü karışıktı. Çünkü tamamen kafasını kurcalayan bir konuydu bu. “Nasıl olduğunu bilmiyorum ama-“ Loras sözünü kesti. “Evet, farkındayım.” dedi. “Ve bunu sorgulamadın?” dedi Alain şaşırmıştı. “Umrumda değil.” dedi Loras Tyrell ve devam etti: “Aslında düşününce şu anda bir umudumuz varsa bunu sen sağlamış olabilirsin … Söylesene, acıları dindirebiliyor musun?”

“Hayır.” dedi Alain çaresizce. “Enelya’nınkini dindiremedim … Ama biraz uyumanı sağlayabilirim.” Loras’a döndü ve bakışlarını ona kitledi. “Uyu.”

Loras oturduğu yere uzandı ve gözleri yavaş yavaş kapandı. Uykuya daldığında ise gözünden iki damla yaş daha aktı.

Ve Alain gerçek dünyaya geri dönmüştü. Alevler, kanlar, çığlıklar tarafından sarılan bu hana geri dönmüştü. Kafasında ise tek bir şey yankılanıyordu: “Stannis, Loras’ın Renly’sine bunu yaptı, az önce altın pelerinliler bir kadının kocasını aldı.” Alain’in içi titredi.

“Ah, Enelya… Seni orada yapayalnız bıraktım.”


#71

Hadi ama Alain Gendry’e ulaşmadan neden kestinki POV’unu :frowning:

Arya’yı Alain’İn gözünden nasıl anlatacaksın çok merak ediyorum. Aslında Arya’nın POV’undan Alain de güzel olurdu :slight_smile:


#72

Lorasın konuşmaları duyguları bitirdi beni :confused: 2 povla ne entrika dönmüş bayıldımm eline sağlık <3 ^^


#73

Teşekkürler arkadaşlar :slight_smile:

Arya POV’u falan dedin de aklıma geldi, yazmayı unutmuşum. Gelecek yeni iki POV karakterini de kesinleştirdim. Yeni POV karakterleri:

Willas Tyrell
Jaime Lannister


#74

Jaime nin povunu ilk kitaptan beri hep merak etmişimdir mükemmel olacak


#75

Umarım öyle olur :slight_smile:

Ayrıca >>
Not: Jaime’nin kılıç eli yerinde arkadaşlar, belirtmek istedim.


#76

mobilden giriyorum da, Margaery’nin povu mevcut mu
ya da olacak mı


#77

Margaery şu anda POV olacak gibi gözükmüyor. Fakat kafamda ne kurarsam kurayım çoğu şey yazarken şekilleniyor. Belki de ileride yazma ihtiyacı duyabilirim, o yüzden olacak veya olmayacak diye net konuşamıyorum.


#78

Hikayeni biraz geç fark ettim. Ama hepsini bir solukta okudum . Müthiş birşey olmuş sakın bitireyim deme !


#79

Teşekkürler, daha bitirme gibi bir durum yok. Yazdıkça konu artıyor mübarek :slight_smile:


#80

İnanamıyorum. Ne kadar uzun olsa da su gibi geçip gidiyor<3

Ellerine sağlık. Jaime povunu ben de merak ediyorum. Bakalım, eğer kılıç eli kesilmediyse o kibri hala yerinde duruyodur sanırım.

Brienne’in akıbeti de bir diğer merak ettiğim konu<3