Leydi Baratheon [18. Bölüm - FİNAL]


#121

Çok iyi bir bölüm olmuş,eline sağlık. Devamını bekliyorum.


#122

Çok teşekkürler arkadaşlar :slight_smile:

Çok teşekkürler. Seride önemli olan olayları farklı zamanlama ve farklı olaylarla da olsa gerçekleştirmeye çalışıyorum. Bu tarz bağlamalarımı beğenmenize seviniyorum :slight_smile:


#123

Willas’ı neredeyse kendi kafandan oluşturmuşsun ama çok güzel olmuş… Ayrıca Willas Vargo kadar gaddar değil ama yine de elinin gitmesi için yeterli sebepleri vermişsin…


#124

Teşekkürler. Dediğin gibi Willas’ı kafamdan oluşturdum çünkü Martin bize Willas’ın kişiliği hakkında pek bilgi vermedi. Willas yorumumun beğenilmesine sevindim :slight_smile:


#125

emek hırsızının hikayesinde bir bölüm daha. Hoş, güzel iyi. Devam.


#126

gerçekten çok güzel olmuş açıkçası kitabı okurken bende bu tarz bir karakter düşünmüştüm Aaron Baratheon şeklinde en küçük erkek kardeş ama bu da çok hoş olmuş


#127

Baratheonlar bir bir tükendikleri için yeni bir Baratheon arayışı içerisindeyiz sanırım :slight_smile: Fakat üç erkek kardeşin yanına güçlü bir Baratheon leydisi daha bir yakıştı. Baratheon erkeklerinin bu işlere akılları çalışmadığı belli :smiley:


#128

kesinlikle öyle :smiley:


#129
  1. bölüm hazır. Keyifli okumalar :slight_smile:

ENELYA

Enelya, Kızıl Kale’deki odasında gözlerini açtı. Üzerinde açık yeşil geceliği vardı. “Bunu mu giyinmiştim?” diye düşündü ve emin olamadı. Yatağından yavaşça kalktı ve dağılmış olan hafif dalgalı saçlarını eliyle düzeltti. Odasının kapısının önüne gitti ve nedimelerinin içeri gelmesi için kapıyı iki kere tıklattı. Boy aynasına doğru küçük adımlarla ilerledi. Arkadan kapının açılıp kapanma sesini duydu. Sese doğru döndüğünde gelenin Alain olduğunu gördü. Onu kapının orada öylece görmek bile içini ısıttı Enelya’nın. “Alain” dedi ama sesi çok çıkmadı. Nefessiz kalmıştı. Alain sıcak bir gülümseme gösterdi ve Enelya koşarak Alain’in boynuna sarıldı.

Alain, Enelya’nın bol geceliğinde belli olmayan karnını sarıldıklarında hissetti ve küçük bir adımla geri çekildi. Gözlerini Enelya’nın karnına dikti ve hiçbir şey söylemeden baktı. Enelya, Alain’in yüzündeki şaşkınlığı, endişeyi ve kıskançlığı görmekten hoşlandı. Alain’in elini aldı ve karnının üzerine koydu. “Evet, hamileyim.” Alain gözlerini sık sık kırpmaya başlamıştı ve şaşkınlıkla “Babası kim?” diye sordu. Enelya mavi gözlerini Alain’in gözleriyle buluşturdu. “Sen.” dedi. Alain tuttuğu nefesi bıraktı ve sarıldılar. Enelya ellerini Alain’in bakır kızılı saçlarında gezdirdi. Alain geri çekildi. “Jaime nasıl kuşkulanmıyor? Yoksa siz?” diye sordu kaşlarını çatarak. “Hayır! Onunla olmadım.” Alain’in olanlara nasıl tepki vereceğinden korktu Enelya. Derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. “Jaime ve Tyrell ailesi çocuğun Garlan’dan olduğunu zannediyor. Geri kalanlar ise Jaime’den… Jaime, Tyrell’lara ihtiyaçları olduğu için susuyor.” Bir süre sonra Enelya en büyük ayrıntıyı vermeyi unuttuğunu farketti ve telaşla konuştu. “Garlan ile de birlikte olmadım! Senden başkasıyla olmadım! Garlan çocuğun senden olduğunu biliyor. Sadece bizi koruyor.”

Alain kaşlarını çattı. “Garlan neden böyle bir şey yapıyor?” Enelya kafasını eğdi. “Hiçbir fikrim yok. Şu ana kadar bahsettiği tek şey çocuğu içten içe bir Tyrell gibi yetiştirmek.” Yutkundu ve kafasını tekrardan Alain’e doğru çevirdi. “Başka çarem yoktu. Sen yoktun ve Jaime öğrenmişti. Beni Jaime’nin elinden o aldı.” Alain’in elini tuttu. “İstersen Garlan’la konuşabilirsin, her şeyi düzeltebiliriz. Artık buradasın, başka çaremizde olabilir.” dedi. Alain elini çekti ve boş gözlerle Enelya’ya baktı. “Hayır. Garlan’a güvenmeliyiz, güvenmelisin… Başka çaren yok.” dedi Alain. Enelya, “Sen buradasın.” dedi titrek bir sesle. “Hayır, değilim.” dedi Alain. Birden hava karardı ve dışarıda şimşekler çakmaya başladı. Enelya, gök gürültüsü sesiyle ilkildi ve aniden pencereye dönüp baktı. Bir anlık bakışından sonra Alain’e tekrar döndüğünde dehşete kapıldı. Alain’in saçları dağılmış, buğday teni solmuş, göz altları çökmüş ve dudakları morarmıştı. Enelya, gözlerini Alain’in üstünde aşağıya indirdikçe karnının yarılmış olduğunu ve yere kan aktığını gördü. “Alain!” diye çığlık attı. “Ben ölüyüm!” diye bağırdı Alain. “Ve eğer uyanmazsan sende ölü olacaksın!”

Enelya gözlerini yatağında açtı ve kendisine bakan siyah gözlerle karşılaştı. “Geber sürtük!” dedi adam ve hançeri Enelya’ya doğru indirdi. Enelya ani refleksle diğer tarafa döndü ve adamın altında kalan sağ dizini adamın karnına gömdü. Acıyla kıvrınan adamdan kurtulan Enelya çığlık atarak kapıya koştu fakat kapı kitliydi. “Dışarıdakiler ölü leydim, yakında onlara katılacaksınız.” diyerek yataktan kalktı adam. Enelya çığlıklarını hiç kesmedi, duyulmayı umuyordu. Gözüne karşısındaki dolabı çarpttı. Sağdaki küçük bölmede Renly’nin eşyaları vardı. Kılıcı da dahil.

Adamın üzerine gelmesini bekledi ve hamlesini yapacağı anda kendini köşeye attı ve ilk önce mumluğu devirdi adamın önüne. Adam kendisini kovalarken adamın üzerine boy aynasını devirdi. Suikastçi tamamen boy aynasının altında kaldı. Kendine gelip, sırtında parçalanan aynadan kurtulmaya çalışması Enelya’ya istediği süreyi verdi. Enelya koşarak dolabına doğru gitti ve küçük dolabı açtı. Renly’nin kılıcını çekti ve arkasını döndüğünde adam dikelmeye çalışıyordu. Aptalca bir şey yapıp saldırmak istemedi onun yerine güçlü bir çığlık daha attı. Adam doğruldu ve elindeki hançeri atarak kendi kılıcını çekti. Enelya’nın üzerine doğru yürüdü ve boyun hizasına bir darbe indirmeye çalıştı. Enelya, abisinin kılıcıyla darbeyi kesti ve bütün gücünü bu darbeyi savuşturmak için kullandı. Suikastçi Enelya’nın yüklendiğini hissettiği an geri çekildi ve Enelya yere düştü. Yere düştükten sonra adamın ona doğru indirdği darbeden kaçmak için Enelya sol tarafına doğru döndü ve dönerken adamın diz bağlarını kesecek bir hamle yaptı. Adam acıyla dizlerinin üzerine düştü. Enelya kendini beğenmiş bir gülümseme gösterdi. “Loras turnuva meydanlarında bunu yaptığına ona hep özenmiştim.” dedi. Hızlıca yerden kalktı ve bağırarak kapıya doğru koştu. Kapıyı tekmelemeye başladı. Arkadan Loras’ın sesi geldi. “Geri çekil.”

Loras attığı tekme ile kapıyı açtı. İçeri sırasıyla Loras Tyrell, Randyll Tarly ve bir grup asker girdi. Loras adamı öldüresiye dövdü. Hayatından şüphe duyan adam artık konuşmaya karar vermişti. Loras adamın saçlarından tutarak yüzünü kendine doğru kaldırdı. “Bana isim ver! Seni kim gönderdi?”

Sonunda ismi öğrenmişlerdi. “Bunu Lord Tywin’in de duyması gerek.” dedi Lord Tarly. “Kral Joffrey’nin ölümüyle ilgili özel bir sorgu yapıyor.” dedi askerlerden biri. “Yüce Serçe’nin de olmaması kötü oldu.” dedi Randyll Tarly. “Hayır lordum.” dedi asker. “Yüce Serçe onlarla değil. Lord Tywin özel bir sorgu yapıyor.” asker sesini azalttı ve öne doğru eğildi. “Yüce Serçe’nin hoşuna gitmeyecek gizli bir sorgu. Bu yüzden gece yapıyor.” Lord Tarly gülümsedi. “Koş, ardına bakma, kimsenin seni durdurmasına ve konuşmasına izin verme. Yüce Serçe’yi bul ve getir!” dedi.

Asker Yüce Serçe’yi çağırmaya gittiğinde Loras, iki askere adamı tutmasını söyledi ve Enelya’nın yanına geçti. Enelya kendi yatağında oturuyordu ve hala sıkıca Renly’nin kılıcını tutuyordu. Loras, Enelya’nın sıkıca kenetlenmiş parmaklarını gevşetti ve kılıcı yavaşça elinden aldı. “Ölebilirdim.” dedi Enelya. “Bütün o koruma nerede?” Loras’a sertçe baktı. “Koridorundaki on bir adamım da öldürülmüş. Lord Tarly ile konuşurken koridorundan gelen kanı farketmeseydim ölmüş olurdun.” Loras büyük bir incelikle kılıçtaki kanı temizledi. “Eskiden yaptığımız derslerin işe yaramasına sevindim.”

Asker, Yüce Serçe ile geri dönmüştü. “Bu saatte uyandırılıp saraya getirilmemin önemli bir sebebi olduğunu düşünüyorum Lord Tarly.” dedi Yüce Serçe ve daha sonra Loras ve Enelya’ya dönerek. “Ser Loras, Leydi Enelya… İyi geceler dilerim.” dedi. “Hiç iyi bir gece geçirmiyorum.” dedi Enelya sert bir şekilde. Loras, Enelya’nın yanından kalktı ve kanlar içindeki suikastçiyi ensesinden yakaladı. “Bu adam bu koridordaki on bir adamı katletti ve Kral’ımızın halasını öldürmeye teşebbüs etti!” dedi. “Yargılanacak ve cezasını bulacak.” dedi Yüce Serçe sakince. “Ve ona ölüm emrini veren kişi cezasını alacak.” dedi Lord Tarly. “Henüz bilmiyoruz.” dedi Serçe. “Hayır, biliyoruz.” dedi Loras ve adamı konuşması için sarstı. Adam kanlı suratını Serçe’ye doğru kaldırdı ve net bir cevap verdi:
“Vekil Kraliçe.”

ALAIN

Alain, Sur’a gitmeyi tercih etmişti. Kalbi Enelya’ya gitmesini söylerken amaçsızca Sur’u seçmişti. Yanına bir yoldaş vermişlerdi. En fazla on üç yaşında olan siyah saçlı, gözlerine beyaz perde inmiş kör bir çocuk. "Bu çocuk bana nasıl eşlik edecek?" diye düşündü Alain.

Yola çıktıklarından bir süre sonra Alain, Vadi’de bir yerde esir tutulduğunu farketmişti. Fakat Sur’a gitmek için Kralyolu’na girmediler. Karadan bile gitmediler. Üç Kızkardeşler üzerinden denize açılacaklarını ve Kıyı Gözcüsü’ne çıkacaklarını anlattı çocuk. “Korkmana gerek yok.” dedi Alain. “Robb Stark’ın mühürünü taşıyorum.” Çocuk Alain’e küçük bir gülümseme gösterdi. “Robb Stark öldü lordum ve Kışyarı düştü.” Alain şaşırmıştı, hiçbir şey söylemedi. Çocuğa şaşkınlığını belli etmek istemedi. “Savaş her yerde lordum. Karada ve denizde, şehirlerde ve köylerde, gökyüzünde uçan kuzgunlarda, düğünlerde.” Alain bu çocuğun büyümüş de küçülmüş tavırlarından hoşlanmıyordu. "Düğünlerde mi? Politik evliliklerden mi bahsediyorsun?" Çocuk Alain’in yüzüne doğru çevirdi kafasını. “Hayır lordum.” dedi. “Kan akan, ölümler olan ve kralların karanlığa düştüğü düğünlerden bahsediyorum.” Bir şey unutmuşcasına anlatmaya devam etti. “Bu arada lordum, sizin kralınız Joffrey de öldü.” dedi. “Joffrey benim kralım değildi.”

Deniz yolculuğu zor geçiyordu. Alain güvertede oturmuş kendini sakinleştirmeyi çalışıyordu. Midesi bulanmaya başlamıştı, kusmaktan korkuyordu. Güzel şeyler düşünemeyi denedi. Enelya, hayatındaki en güzel şeydi ve aptal nedenler yüzünden ona gitmeyi seçmemişti. Midesi daha çok bulanmaya başladı. “Bir Estermont’un deniz yolculuğunda kendini kötü hissetmesi beni şaşırttı lordum.” dedi çocuk, Alain’in arkasında öylece duruyordu. Kör olabilirdi ama Alain’in içini görebiliyor gibiydi. “Ben bir Estermont değilim.” dedi Alain asabice. “Güzel noktaya değindin.” dedi çocuk ve gülümsedi. Alain sinirli bir şekilde döndü. Ne demek istediğini anlamamıştı. “Ben bir piçim!” dedi. “Bende ondan bahsediyorum lordum.” Çocuk hala sakindi ve bu Alain’i çileden çıkarıyordu. “Ben lord değilim!” Çocuk sakinliğini korudu ve gülümsemesini devam ettirdi. “Evet, sen bir piçsin. Sana nasıl seslenmemi istersin?” dedi. “Alain yeterli.”

Bir süre sessizlik oldu. Çocuk, Alain’in yanına oturmuştu. Güvertede geminin dalgalarla mücadelesine tanık oluyorlardı. “Peki senin adın ne?” dedi Alain. “Matt.” dedi kör çocuk. “Neredensin Matt?” Çocuğun bebek yüzüne odaklanmıştı Alain. “Braavos.”

“Tanrıların Koridoru’nu hep merak etmişimdir. Büyüleyici olmalı.” dedi Alain. Bu gemide amaçsızca kuzeye yaptıkları bu yolculukta beraber zaman geçirdikçe Matt’e ısınıyordu. “Hayatımın bir kısmı orada geçti ama hiçbir fikrim yok. Hiç göremedim.” Çocuk gülünce Alain de güldü. “Fakat ismi pek süslü değil mi?” Gülmeye devam ettiler. Seyahatleri boyunca gemileri fırtınalarla boğuştu. Korsanlarla karşılaşmadılar. “Greyjoy’lar dışındaki hiçbir manyak adam kuzeye çıkmaz.” dedi Matt. “Onlar da batı tarafını sömürüyor zaten.”

Yolcuklarının son zamanlarında geminin kaptanı bir gün içerisinde Kıyı Gözcüsü’ne varacaklarını söylemişti. “Benim de seni uyarmam gerek Alain.” dedi. “Ne hakkında?” diye sordu Alain. Çocuk her gün yeni bir şey yumurtluyordu. “Duyduğum kadarıyla… Tekrar ediyorum emin değilim, duyduğum kadarıyla kuzenin Stannis de Sur’da olabilir.” Alain’in gözleri büyüdü. “Stannis’in Sur’da ne işi olabilir ki?” Matt, tek kaşını kaldırdı ve Alain’in sesinin geldiği yöne doğru başını çevirdi. “Kızıl Rahibe, beş kralın savaşının önemsiz olduğuna ve Sur’daki savaşa yönelmeleri gerektiğine karar verdi.”

“Stannis artık karar veremiyor yani.” dedi Alain ve öylece oturdu güverteye. “Gücü elinde tutanlar karar verir Alain. Stannis’in Melisandre’den başka pek oynayacak kartı kalmadı.” Matt de yanına oturdu. “Bir çocuğa göre çok biliyorsun.” Matt kafasını kaldırdı. “Kör bir çocuk.” dedi ve kapattığı gözlerini açtı. Gözleri tamamen bembeyaz olmuştu. “Kış geliyor. Hissedebiliyorum.”

Kıyı Gözcüsü’ne vardıklarında karaya çıkışları zor olmuştu. Onları kıyıda bekleyen siyah pelerinli üç adamla buluştular. Hava Alain’in tahmin ettiğinde daha korkunç ve berbattı. “İğrenç bir tercih yaptım.” diye düşündü Alain. “Matt haberler kötü.” dedi adamlardan biri. “Yedi aşkına! Seni tanıyorlar mı? Direkt burada bekleniyor muyduk yani?” diye sordu Alain şaşkınlıkla. “Ben önemli değilim Alain. Fakat sen bekleniyordun.” Matt donmuş kayalıkların üzerinden atladı. Yere indiğinde dengesini sağlamak için sağa doğru hafiften yattı ve geri kalktı. Kör bir çocuğa göre oldukça iyiydi. “Ne kötü haberinden bahsediyorsunuz?” diye sordu adamlara.
“Kış geldi. Burada.”


#130

Yine harika bir bölüm. Bebeğin gerçek babasını da öğrendik sonunda. :smiley:


#131

Sürpiz POV nerde yaaa

Bebeğin gerçek babasını da öğrenmiş olduk aman entrikalar entrikalar :smiley: @Eowyn


#132

@“Sansa” Sürpriz POV mu bekliyordun? :smiley:


#133

Biraz öyle oldu :smiley:


#134

Neden böyle bir beklentin oluştu anlamadım :smiley:


#135

Beklettin :smiley:


#136
  1. bölüm için bu kadar bekletmeyeceğim :smiley:

#137

çok iyi bölüm, hikaye…


#138

Teşekkürler arkadaşlar, beğenmenize sevindim :slight_smile:


#139

Alain’i AA yapacan herhalde :slight_smile: sanki bunu daha önce de söylemiştim ya da biri söylemişti :slight_smile:

Çocuğun babasının Alain olduğu zaten belliydi açık etmiş oldun :slight_smile:

2 güzel pov için teşekkürler :slight_smile:


#140

Hikaye gayet başarılı bir şekilde akıyor, böyle devam :slight_smile: