Meera'nın anlattığı Harrenhal Turnuvası Hikayesi

Kılıçların Fırtınası, Bran’ın 2.pov’unda Meera Harrenhal Turnuvasını bir masalmış gibi anlatıyor Bran’a. Anlatırken isimler yerine metaforlar kullanıyor. İlk okuduğumda çok hoşuma gitmişti, hala da öyle.
Biraz araştırma yapıp Meera’nın metaforlar kullanarak anlattığı kişilerin kim olduklarını buldum. Bazılarının kim oldukları zaten açıkça ortada gerçi. Neyse çok fazla araştırma yapmam da gerekmedi, yabancı forumlarda bu hikaye el’e alınmış zaten, bulup okumam yetti.
Çok hoşuma gittiği için paylaşmak istedim.
Önce kitaptaki o kısmı ekleyeceğim, metaforları kalın kırmızı harflerle yazarım; sonrasında da açıklamasını yaparım.
Uzun ama okuması keyifli :smile: Spoiler olarak vereceğim, sayfada fazla yer kaplamasın.

[…]
“Bir şövalye vardı,” dedi Meera, “yalancı bahar yılında. Ona Gülen Ağacın Şövalyesi derlerdi. O şövalye bir adalı olabilir.”

“Ya da değildir…” Jojen’in yüzü yeşil gölgelerle lekelenmişti. “Prens Bran’ın bu hikâyeyi daha önce yüzlerce kez duyduğundan eminim.”

“Hayır,” dedi Bran. “Duymadım. Duymuşsam da önemli değil. Yaşlı Dadı bana daha önce anlattığı hikâyeleri anlatırdı bazen. Eski hikâyeler eski dostlara benzer, derdi eskiden. Onları zaman zaman ziyaret etmelisin.”

“Bu doğru,” dedi Meera. Sırtında kalkanı, zaman zaman yoluna çıkan dalları mızrağıyla kenara iterek yürüyordu. Bran tam da kızın hikâyeyi anlatmayacağını düşünmeye başlamışken Meera devam etti.
“Bir zamanlar Boğaz’da yaşayan meraklı bir delikanlı vardı. Bütün adalılar gibi ufak tefekti ama aynı zamanda akıllı ve cesurdu. Avlanarak, balık tutarak, ağaçlara tırmanarak büyümüştü ve insanlarımın bütün sihirlerini öğrenmişti.”

Bran bu hikâyeyi daha önce duymadığından hemen hemen emindi. “O da Jojen gibi yeşil rüyalar görür müydü?”

“Hayır,” dedi Meera, “ama çamur soluyabilir ve yaprakların üzerinde koşabilirdi. Toprağı suya, suyu toprağa çevirebilirdi. Ağaçlarla konuşabilir, kelimeleri bükebilir, kaleleri yok edip geri getirebilirdi.”

“Keşke ben de yapabilseydim, “ dedi Bran üzüntüyle. “Ağaç şövalyesiyle ne zaman karşılaşacak?”

Meera yüzünü buruşturdu. “Adı belli bir prens sessiz olursa, yakında.”

“Sadece soruyordum.”

“Delikanlı adalıların sihirlerini biliyordu,” diye devam etti Meera, “ama daha fazlasını istiyordu.Bizim insanlarımız çok ender olarak evlerinden uzağa yolculuk eder, biliyorsun. Biz ufak tefek bir halkız ve usullerimiz bazılarına tuhaf görünür, bu yüzden iri insanlar bize her zaman nazik davranmaz. Ama bu delikanlı pek çok adalıdan daha korkusuzdu, erkekliğe adım attığında yüzen adalardan ayrılmaya ve Yüzler Adası’na gitmeye karar verdi.”

“Kimse Yüzler Adası’na gitmez,” diye itiraz etti Bran. “Orada yeşil adamlar yaşar.”

“Delikanlı da yeşil adamları bulmaya niyetliydi zaten. Benimki gibi, üstüne bronz pullar dikilmiş bir mintan giydi, deri bir kalkan ve üç dişli bir mızrak aldı, küçük bir deri sandalın içinde Yeşil Çatal’ın aşağısına doğru kürek çekti.”

Bran gözlerini kapayıp deri sandalının içindeki ufak tefek adamı görmeye çalıştı. Bran’ın kafasında bütün adalılar Jojen’e benziyordu, daha yaşlı ve daha güçlülerdi sadece ve Meera gibi giyiniyorlardı.

“Freyler ona saldırmasın diye İkizler’i gece yarısı geçti ve Üç Dişli Mızrak’a vardığında nehirden çıktı, sandalını kafasının üstüne alıp yürümeye başladı. Günlerce yürümesi gerekti ama sonunda Tanrı Gözü’ne vardı ve sandalını suya atıp Yüzler
Adası’na doğru kürek çekti.”

“Yeşil adamlarla karşılaştı mı?”

“Evet,” dedi Meera, “ama o başka bir hikâye ve anlatması bana düşmez. Prensim, şövalye öyküsü istedi.”

“Yeşil adamlar da iyidir.”

“Öylelerdir,” diye onayladı Meera ama onlarla ilgili başka bir şey söylemedi. “Delikanlı bütün kış boyunca adada kaldı ama bahar geldiğinde doğanın onu çağırdığını duydu ve gitme zamanının geldiğini anladı. Deri sandalı tam da bıraktığı yerdeydi, vedalarını etti ve kıyıdan ayrıldı. Kürek çekip durdu ve sonunda gölün kenarında yükselen bir kalenin uzak kulelerini gördü. Delikanlı kıyıya yaklaştıkça kuleler daha da yükseğe çıktı. Sonunda o kalenin dünyadaki en büyük kale olduğuna karar verdi.”

“Harrenhal!” Bran hemen anlamıştı. “O kale Harrenhal’du!”

Meera gülümsedi. “O muydu? Delikanlı kale duvarlarının altında rengârenk çadırlar gördü, rüzgârla savrulan parlak sancaklar, ipek örtülü atların sırtına oturmuş zırhlı şövalyeler. Kızaran etlerin kokusunu aldı, kahkahaları ve çığırtkanların borazanlarını duydu. Büyük bir turnuva başlamak üzereydi ve diyarın dört bir yanından şövalyeler yarışmaya gelmişti. Kral bizzat oradaydı, oğlu ejderha prensle birlikte. Beyaz Kılıçlar yeni bir kardeşi aralarına kabul etmek üzere geldiler. Fırtına lordu hazırdaydı, gül lordu da öyle. Kayanın büyük aslanı, kralla tartıştığı için turnuvadan uzak durmuştu ama buna karşın aslanın pek çok sancak beyi ve şövalyesi turnuvaya iştirak etmişti. Adalı daha önce böyle bir şatafat görmemişti ve bir daha göremeyeceğini de biliyordu. Bir yanı bu görkemin parçası olmayı her şeyden fazla istiyordu.”

Bran bu duyguyu iyi biliyordu. Küçükken hayalini kurduğu tek şey şövalye olmaktı. Ama bacaklarını
kaybetmeden önceydi bu.

“Turnuva başladığında muazzam kalenin kızı aşk ve güzellik kraliçesi olarak hükmediyordu. Beş şövalye onun tacını korumak üzere yemin etti; kraliçenin Harrenhal’daki dört ağabeyi ve Kral Muhafızları’nın beyaz şövalyelerinden biri olan meşhur amcası.”

“Güzel bir kız mıydı?”

“Öyleydi,” dedi Meera bir taşın üstünden atlarken, “ama ondan daha güzel olanlar da vardı. Onlardan biri ejderha prensin karısıydı, yanında bir düzine nedime leydi getirmişti. Şövalyelerin hepsi, mızraklarına bağlayacakları bir uğur mendili için leydilere yalvardı.”

“Şu aşk hikâyelerinden birine dönüşmeyecek bu değil mi?” diye sordu Bran şüpheyle. “Hodor onları pek sevmez.”

“Hodor,” dedi Hodor onaylayan bir sesle.

“Şövalyelerin canavarlarla dövüştüğü hikâyeleri sever.”

“Bazen şövalyeler canavarların ta kendisidir Bran. Küçük adalı, üç yaverin saldırısına uğradığında ılık bahar gününün tadını çıkarıyor ve arazide kimseye zarar vermeden yürüyordu. Yaverler on beş yaşından daha büyük değildi ama buna rağmen adalıdan daha irilerdi. Onlara göre orası onların dünyasıydı ve adalının orada olmaya hakkı yoktu. Delikanlının mızrağını kapıp onu yere devirdiler, onun bir kurbağayiyen olduğunu söyleyerek küfürler ettiler.”

“Walderlar mıydı?” Küçük Walder’ın yapabileceği bir şeye benziyordu bu.

“Hiçbiri adını söylemedi ama delikanlı daha sonra intikam alabilmek için hepsinin yüzünü iyice ezberledi. Adalı ne zaman ayağa kalkmaya çalışsa yaverler onu itiyor ve yere düşüp kıvrıldığında tekmeliyorlardı. Ama sonra bir kükreme duydular. ‘Tekmelediğiniz kişi benim babamın adamı,’ diye kükredi dişi kurt.”

“Dört ayaklı bir kurt mu yoksa iki mi?”

“İki,” dedi Meera. “Dişi kurt bir turnuva kılıcıyla yaverlere girişti, hepsini perişan etti. Adalı morluk içinde kalmıştı ve kanıyordu, dişi kurt delikanlıyı kendi inine götürdü, onun yaralarını temizleyip sardı. Delikanlı orada dişi kurdun sürüsüyle tanıştı: Liderleri olan vahşi kurt, onun yanındaki sessiz kurt ve dördünün en küçüğü olan yavru kurt. O akşam Harrenhal’da, turnuvanın açılışı şerefine bir ziyafet verilecekti, dişi kurt delikanlının da ziyafete katılması için ısrar etti. Adalı asil kanlıydı ve sıralarda oturmaya en az diğer adamlar kadar hakkı vardı. Şu dişi kurt, onu reddetmek kolay değildi, bu yüzden delikanlı, yavru kurdun onun için kralın ziyafetine uygun bir kıyafet bulmasına izin verdi ve büyük kaleye gitti. Delikanlı, Harren’ın çatısının altında kurtlarla ve onların yeminli kılıçlarıyla birlikte yiyip içti; mezardan gelen adamlar, geyikler, ayılar ve balık adamlar. Ejderha prens, dişi kurdu ağlatan hüzünlü bir şarkı söyledi. Yavru kardeş bu durumla dalga geçince, dişi kurt kardeşinin başından aşağı şarap döktü. Bir kara kardeş konuştu, şövalyelerden Gece Nöbetçileri’ne katılmalarını istedi. Fırtına lordu bir şarap kadehi savaşında, kafataslarının ve öpücüklerin şövalyesini yendi. Adalı, erguvan gözleri gülen bir kız gördü. Kız bir beyaz kılıçla, bir kızıl yılanla, grifonların lorduyla ve son olarak da sessiz kurtla dans etti… ama danstan hemen sonra, vahşi kurt oturduğu sıradan kalkamayacak kadar utangaç olan kardeşi adına kızla konuştu. Adalı o cümbüşün ortasında, ona saldıran üç yaveri gördü. Yaverlerden biri bir dirgen şövalyesine, diğeri bir kirpiye ve sonuncusu da cübbesinde iki kule olan bir şövalyeye hizmet ediyordu, bütün adalıların çok iyi tanıdığı bir arma.”

“Freyler,” dedi Bran. “Geçit’in Freyler’i.”

“O zaman da öyleydiler,” diye onayladı Meera. “Dişi kurt da yaverleri gördü ve onları ağabeylerine gösterdi. ‘Senin için bir at ve uygun bir zırh bulabilirim,’ diye önerdi yavru kurt. Ufak tefek adalı ona teşekkür etti ama bir yanıt vermedi. Kalbi parçalanmıştı. Adalılar birçok insandan daha küçüktür ama onlar kadar gururludur. Delikanlı şövalye değildi, onun halkından hiç kimsenin olmadığı gibi. Biz bir atın sırtından çok bir teknede otururuz ve ellerimiz kürekler için yaratılmıştır, mızraklar için değil. Delikanlı her ne kadar intikam almak istiyorsa da kendini aptal durumuna düşürüp insanlarını
utandıracağından korktu. Sessiz kurt delikanlıya geceyi onun çadırında geçirmesini önerdi ama uyumadan önce göl kıyısında diz çöktü, suyun karşısına, Yüzler Adası’nın olduğu yere doğru baktı, kuzeyin ve Boğaz’ın eski tanrılarına dua etti…”

“Bu hikâyeyi babandan duymadın mı hiç?” diye sordu Jojen.

“Hikâyeleri Yaşlı Dadı anlatırdı. Meera devam et, burada kesemezsin.”

Hodor da aynı şekilde düşünüyor olmalıydı, “Hodor,” dedi, sonra da, “Hodor hodor hodor hodor.”

“Pekâlâ,” dedi Meera, “gerisini duymak istiyorsan…”

“Evet. Anlat.”

“Beş günlük bir mızrak müsabakası planlanmıştı,” dedi Meera. “Yedi köşeli muazzam bir meydan dövüşü de vardı, ok müsabakası, çekiç atma, bir at yarışı ve şarkıcı turnuvası…”

“Bunları boş ver.” Bran, Hodor’un sırtındaki sepetinde sabırsızca kıpırdanıyordu. “Mızrak müsabakasını anlat.”

“Prensim nasıl emrederse. Kalenin kızı aşk ve güzellik kraliçesiydi, onu savunacak dört ağabeyi ve bir amcası vardı ama bütün Harrenhal oğulları turnuvanın ilk gününde yenildi. Onları yenenler, teker teker bozguna uğrayıp silinene kadar kısa bir süre şampiyon olarak hüküm sürdüler. Aslında, ilk günün sonu, kirpi şövalyesinin şampiyonlar arasında kendine bir yer bulduğunu gördü. İkinci günün sabahında dirgen şövalyesi ve iki kulenin şövalyesi de zafer kazanmışlardı. Ama ikinci gün akşamüstüne doğru alanda gizemli bir şövalye belirdi.”

Bran bilmiş bir şekilde başını salladı. Turnuvaların çoğunda, yüzlerini saklayan miğferleri ve tuhaf bir arma taşıyan yahut tamamen boş olan kalkanlarıyla gizemli şövalyeler ortaya çıkardı. Bazıları kılık değiştirmiş ünlü şövalyeler olurdu. Bir keresinde Ejderha Şövalyesi, kız kardeşini kralın metresi yerine aşk ve güzellik kraliçesi ilan edebilmek için Gözyaşı Şövalyesi olarak bir turnuva kazanmıştı. Cesur Barristan da iki kez gizemli şövalye zırhı kuşanmıştı ve ilkinde daha on yaşındaydı. “Bahse girerim ki küçük adalıydı.”

“Kim olduğunu kimse öğrenemedi,” dedi Meera, “ama gizemli şövalyenin endamı küçüktü ve döküntülerden devşirilmiş zırhı üstüne oturmamıştı. Kalkanındaki arma eski tanrıların yürek ağacıydı, kırmızı bir gülen suratı olan bir büvet ağacı.”

“Belki de Yüzler Adası’ndan gelmişti,” dedi Bran. “Yeşil miydi?”

Yaşlı Dadı’nın hikâyelerindeki koruyucuların koyu yeşil derileri ve yaprak saçları olurdu. Bazen boynuzları da olurdu ama gizemli şövalyenin boynuzları olsaydı miğfer takamazdı diye düşünüyordu Bran. “Bahse girerim ki onu eski tanrılar göndermişti.”

“Belki de. Gizemli şövalye kralın önünde mızrağını indirdi ve alanın sonuna, beş şövalyenin çadırının olduğu yere gitti. Meydan okuduğu üç şövalyeyi biliyorsun.”

“Kirpi şövalye, dirgen şövalyesi ve ikiz kulelerin şövalyesi.” Bran bunu bilecek kadar hikâye duymuştu. “Sana söyledim, o şövalye küçük adalıydı.”

“Her kimse eski tanrılar kollarına kuvvet verdi. Önce kirpi şövalye devrildi, ardından dirgen şövalyesi ve son olarak da iki kulenin şövalyesi. Hiçbiri fazla sevilmiyordu, bu yüzden yeni şampiyon ilan edildiği anda, sıradan insanlar Gülen Ağacın Şövalyesi için çılgınca tezahürat yaptı. Şövalyenin devrik düşmanları at ve zırh için fidye önerince, Gülen Ağacın Şövalyesi gürleyen sesiyle miğferinin ardından konuştu, ‘Yaverlerinize onurlu olmayı öğretin, bu yeterli bir fidye olur.’ Yenik şövalyeler yaverlerini sert bir şekilde cezalandırdıktan sonra atları ve zırhları iade edildi. Ve böylece küçük adalının duaları cevaplanmış oldu… yeşil adamlar ya da eski tanrılar, belki de ormanın çocukları tarafından, kim bilebilir?”

Bran birkaç dakika düşündükten sonra bunun iyi bir hikâye olduğuna karar verdi. “Sonra ne oldu? Gülen Ağacın Şövalyesi turnuvayı kazanıp bir prensesle mi evlendi?”

“Hayır,” dedi Meera. O gece büyük kalede, hem fırtına lordu hem de kafataslarının ve öpücüklerin şövalyesi, gizemli adamın maskesini çıkaracaklarına dair yemin ettiler ve bizzat kral, o miğferin arkasındaki yüzün onun düşmanı olduğunu duyurarak adamlarını gizemli şövalyeye meydan okumaya teşvik etti. Ama ertesi sabah, çığırtkanlar borazanlarını öttürüp kral yerini aldığında sahada sadece iki şövalye belirdi. Gülen Ağacın Şövalyesi ortadan kaybolmuştu. Kral çok öfkelendi, hatta adamı aramak üzere ejderha prensi gönderdi ama bulabildikleri tek şey, gizemli şövalyenin bir ağaca asılıp terk edilmiş boyalı kalkanıydı. Sonunda turnuvayı kazanan ejderha prens oldu.”

“Ah,” Bran bir süre hikâyeyi düşündü. “Bu güzel bir hikâyeydi. Ama delikanlıya üç kötü şövalye saldırmalıydı, onların yaverleri değil. Sonra küçük adalı hepsini öldürebilirdi. Fidyeyle ilgili bölüm saçmaydı. Son olarak, turnuvayı bütün rakiplerini devirerek gizemli şövalye kazanmalı ve dişi kurdu aşk ve güzellik kraliçesi ilan etmeliydi.”

“Dişi kurt kraliçe oldu,” dedi Meera, “ama bu çok daha hüzünlü bir hikâye…”

“Bu hikâyeyi daha önce hiç duymadığından emin misin Bran?” diye sordu Jojen. “Lord baban hiç anlatmadı mı?”

Bran kafasını iki yana salladı. […]

Metaforların açıklaması

Adalı / Delikanlı : Howland Reed

Kral : Aerys Targaryen

Ejderha Prens : Rhaegar Targaryen

Beyaz Kılıçlar : Kral Muhafızları Gerold Hightower, Arthur Dayne, Lewyn Martell, Jonothor Darry, Oswell Whent ve Barristan Selmy.
Yeni kardeş : Jaime Lannister

Fırtına Lordu : Robert Baratheon

Gül Lordu : Mace Tyrell

Kayanın büyük aslanı : Twyin Lannister

Muazzam kalenin kızı : Turnuvayı düzenleyen Walter Whent’in kızı. Turnuvanın başlangıcında Aşk ve Güzellik Kraliçesiydi
Onu tacını koruyan Dört ağabey + meşhur amca : Walter Whent’in 4 oğlu + Kral Muhafızı olan kardeşi Oswell Whent

Ejderha Prensin karısı : Elia Martell

Dişi kurt : Lyanna Stark
Vahşi kurt : Brandon Stark
Sessiz kurt : Ned Stark
Yavru kurt : Benjen Stark

Mezardan gelen adamlar - geyikler - ayılar - balık adamlar : Dustin’ler - Hornwood’lar - Mormont’lar - Manderly’ler

Kafataslarının ve öpücüklerin şövalyesi : Richard Lonmouth (Prens Rhaegar’ın eski yaveri)

Erguvan gözleri gülen bir kız : Ashara Dayne

Beyaz kılıç : Arthur Dayne

Kızıl yılan : Oberyn Martell

Grifonların Lordu : Jon Connington

Dirgen şövalyesi, kirpi, cübbesinde iki kule olan bir şövalye :Haigh hanesi, Blount hanesi ve Frey hanesinin şövalyeleri (Howland’a saldıran yaverlerin hizmet ettiği şövalyeler)

Mezardan gelen adamlar ne oluyor acaba ?
Aklıma bir tek akgezenler geliyor.

@"kraken04"
Akgezenlerin ne isi var turnuvada? :smiley:
Stark’larin sancaktar hanelerinden biri ama hangisi oldugunu bulamadim. Bolton’lar geldi aklima, hani derisi yüzülmüs adam ya onlarin amblemi? Acaba mezardan gelen adamlar metaforu onlar için mi kullanildi dedim ama emin olamiyorum, aklima baska bir sey de gelmedi.

Ah keşke Kılıçların Fırtınasını okusaymışım. Ben Taht Oyunları, Ejderhaların Dansı ve Kargaların Ziyafetini okudum. Bu kısmı daha önce okumayı çok isterdim.

Yani Meera, Jon’un gerçek kimliğini biliyor. Eğer bir Targsa onud biliyordur.
Bu arada Sessiz Kurt ve Bran’a (“Bu hikayeyi babandan daha önce hiç duymadın mı?” :D) sözleri çok uymuş…

Canım Meera’mın anlattığı çok güzel bir hikayedir bu. Hatta arada açar açar tekrar okurum. Özellikle Stark çocuklarının metaforları çok iyi olmuş
Gülen Ağaç Şövalyesi ise kesinliklikle Lyanna bence.

Bu hikaye çok güzel zaten kitapta okurken bayılmıştım. Meera ve jojen herşeyi biliyorlar babalarından dolayı ama Bran hiç kıllanmadı bile direk hikaye sandi halbuki gerçek :d Daha çok geçmişle ilgili bilgi isterdim. Tüm kitaplarda bunu yapıyor Martin en güzel yerlerinde kesiyor :frowning: Dany ve Barristan Selmy konuşmaları da hep öyle yarım kalıyor :confused:

Vahsi Kurt ve Erguvan gözleri gülen bir kız sevgiliydi bence :slight_smile: Barristan bir Stark Dayne kızını hamile bıraktı diyordu. Brandon’un çapkın olduğunu da biliyoruz. Ve bence de Gülen Ağaç Şövalyesi kesinlikle Lyanna yani Dişi Kurt. Hatta bu sağyede Rhaegar ile tanışmış aşık olmuş olabilirler. (Hep öyle olmasını isterdim) zaten Dişi kurt kraliçe oldu ama bu hüzünlü bir hikaye dedi :’(

Bence de gülen ağaç şövalyesi kesinlikle Lyanna. Rheagar kendisini bulur konuşurlar kıyamaz boş dönmemek için de kalkanını alır. Jon ve Dany aşkıyla şu seriyi romantikleştirceklerine bu şekilde yapsınlar daha mantıklı bence.

mezardan gelen adamlar :

Kuzeyde Hendek Mezarların bulunduğu '‘Höyükler ‘’ bölgesini yöneten Dustin Hanesi’ nin adamları.

William Dustin Stark çocuklarının akadaşıdır ve TOJ’ daki efsanevi çatışmada ölmştür. Şu anda haneyi dul karısı Barbery Dustin (Ryswell) yönetiyor. Kendisinin Ejderhaların Dansı’ nda Theon powlarında oldukça uzun diyalogları var.

Brandon Stark’ın Ashara Dayne ile birlikte olduğu sonucuna nasıl varıyorsunuz ? Anlamadım.

Hikayede Vahşi Kurt ( Brandon Stark ) utangaç olan kardeşi ( Ned Stark ) için Ashara ile konuşmuyormu ? Yani aralarını yapmak için. Koca Brandon Stark gidip kardeşinin sevdiği kadınla mı birlikte olacak ? Bence Ashara ile birlikte olan Ned Stark’tı.

Atladığım birşey varsa aydınlatın.

Konuyu beğenmenize sevindim :slight_smile:

Bence de Gülen Ağacın Şövalyedi kesinlikle Lyanna.
Turnuva beş gün sürüyor; 3.gün Rhaegar Gülen Ağacın Şövalyesinin peşinden gidiyor, şüphe yok ki Lyanna’yı buluyor; 5.gün ise Rhaegar şampiyon olup Lyanna’yı Aşk ve Güzellik Kraliçesi ilan ediyor.
Aradaki o iki gün var ya? O iki günde neler oldu çok merak ediyorum. Martin bize bu hikayeyi baştan sona anlatmalı bir güzel :smiley:
Aynı şey Ned ve Ashara hikayesi için de geçerli.

@"The Sworn Sword"
Dustin Hanesi… Çok teşekkürler :slight_smile: Bir ara düzeltirim.

Ned icin sesiz kurt denmiş zaten, baya bir çekingen dans etmek için Ashara ile Brandon konuşuyor öyle dans ediyorlar. Bence ned sadece hoşlanıyordu. diğer tüm erkekler gibi ama Brandon olablir neden olmasın girişken ve çapkın bu bir teori zaten herkes kendine göre yorumluyor genelde Ned diyen çok var ama Brandon adını unuttuğum bir kuzeyli hanenin kızı ile de kaçamağı anlatılıyor hatta bakireligini filan ona vermiş. Hatta yaniliyorsam beni düzeltin bir kere Martin başka snowlarda gorebilirz demişti bir soru üzerine ama işte tam bilmiyorum sadece böyle olmasını istiyorum diyelim :slight_smile: Birde neden ned olmaz diye düşünüyorum çünkü Ashara abisinin ölümünü Ned’den öğreniyordu yada oraya haberi ned getirdi o sırada diyelim çocuk Ned’den neden o çocuğun ölmesine izin versin onuda almazmiydi yanına muhtemelen bilmiyordur kimden olduğunu. pek çok gizem var bu kısımda ve neden intehar etti mesela bunu da bilmiyoruz.

O kuzeyli kız Barbrey Dustin. Bence Ashara’nın çocuğu Ned’den olsa bile Ned, Catelyn’e iki piçle dönemezdi zannımca. Üstelik çocuğu, kaderi nolursa olsun annesinden ayıracak bir karakter değil. Yalnız son cümlelerin biraz karışık olmuş pek anlayamadım umarım doğru konuyu cevaplamışımdır :smiley:

@Starkgaryen belki “Jon” olmuştur :slight_smile:

[list]
[]
[
]
[/list]

@Kuchiki Byakuya
Ned’in sadece hoşlanması , Brandon’ın Ashara’ya yan gözle bakmaması için yeterde artar bence. Herhangi bir kuzeyli kızla Ashara Dayne bir değil. Evet , herkes kendine göre yorumluyor ama tarafsız baktığımızda Ned daha olası duruyor ( bence ) .

Çocuğu neden yanına almadığı konusunda @çılgınkörfez ile aynı şekilde düşünüyorum. Belki Iki piç ile dönmek istemedi Ned. Belkide istedi. Bu durumda Meera teorileri devreye giriyor. Teoriler zinciri…

Meera’mın Ashara ve Ned veya Lyanna ile Rhaegar’ın çocuğu olması imkansız görünüşünden ötürü Meera tam bir Reed. Benim için kitapta da hala bir ihtimal böyle olacağına inanıyorum Jon’un annesi Ashara, babası ise Ned. Edric Dayne’nin Arya’ya anlattığı hikaye de benim için bunu destekliyor.

@“Ser Bronn”
:smiley:
Yok Jon olmamıştır orada, tarih-zaman konusunda da uyuşmazlık var zaten ama o kadarını kastetmemiştim. Daha çok gizli buluşmalar, konuşmalar geldi aklıma, klasik, tamamen masumane :smiley:

O iki günde olanları biliyorum;

@Starkgaryen büyük ihtimalle olmayacağını tahmin etmiştim kitaplar açısından :smiley:
Arkadaş arkadaş da konuşmuş olabilirler :smiley:

@“çılgınkörfez” :smiley:

@çılgınkörfez oldukça açıklayıcı bir görsel :smiley: :smiley: :smiley: