Melisandre'nin Yakutu

asoiaf
melisandre

#1

Yeni bir kuramla karşınızdayım, kendimden de eklemeler ile devam edelim.

ASOIAF evreninde R’hllor takipçilerini tanıdık ve oldukça değişik güçlere sahip olduklarını gördük; ateşlerin içinde geleceği ve şu anı görmek gibi. Yahut bazı büyüler yapabilmeleri gibi.

Şu ana kadar üç R’hllor takipçisini -nispeten- yakından tanıma fırsatı bulduk; Asshai’li Melisandre, Myr’li Thoros ve Volantis’li Moqorro. Bu üçü arasında sadece Melisandre’nin “yakut” taşıdı altın bir gerdanlık taktığını gördük ve gözümüzün önündeyken onu hiç çıkarmadığını da biliyoruz.

Melisandre’nin yakutu basit bir mücevher değil, süs için değil. Kadın bunu ya büyü gücünün kaynağı ya da aracısı olarak kullanıyor. Gerdanlığı ilk olarak 2. kitabın girişinde gördük.

Ateş kadar parlak ince ipekten dikilmiş uzun ve bol elbisenin kollarındaki ve göğsündeki kesiklerin altından, daha koyu, kan kırmızısı astar görünüyordu. Boynuna taktığı tek yakutlu kırmızı altın kolye bütün üstat zincirlerinden daha sıkıydı.

Bütün gözler ikisinin üzerindeydi ama Cressen sadece kadını görüyordu. Kırmızı ipek, kırmızı gözler, kırmızı yakut.

Cressen’in elleri titriyordu ama kendini güçlü olmaya zorladı. Bir Hisar üstadı korkmamalıydı. Şarabın ekşi tadı diline yayıldı. Boşalan kadeh elinden düşüp paramparça oldu. “Tanrımın burada da gücü var lordum,” dedi kadın. “Ve ateş temizler.” Boğazındaki yakut kıpkırmızı ışıldıyordu.

Bu yakutun daha sonraları da parladığını gördük. Melisandre Sur’a gittiğinde Jon Snow, onun üşümediğini fark etmişti.

“Üşümüyor musunuz, leydim?” diye sordu. Kadın güldü. “Asla.” Kadının boğazındaki yakut, nabız gibi attı. “Lordumun ateşi içimde yaşıyor, Lord Snow. Hisset.” Elini yanağına koydu ve sıcaklığı hissedene kadar bekledi. “İşte hayat böyle hissettirmeli.” dedi. “Sadece ölüm soğuktur.”

“Dönmem. O kahrolası aptallarla işim bitti.” Çıngıraklı, parmağını bileğindeki yakuta vurdu. “Kırmızı cadıya sor, piç.”

Melisandre, yabancı bir dilde yumuşak bir biçimde konuştu. Kadının boğazındaki yakut, ağır ağır, nabız gibi attı. Jon, Çıngıraklının bileğindeki daha küçük yakutun da parlayıp söndüğünü gördü. ‘Yakutu taktığı sürece, kanıyla ve ruhuyla bana bağlı,” dedi kırmızı rahibe. “Bu adam sana sadakatle hizmet edecek. Alevler yalan söylemez Lord Kar.”

Diğer iki kızıl rahibin soğuğa karşı dayanıklı olduğunu görmedik, yakut taktığını da görmedik yahut bir ikinci yakutla bir başkasının görüntüsü değiştirip, üstüne kendisine bağladığını da…Melisandre bunları yaparken "yakut"tan güç alıyor gibi, sizce?

Melisandre boğazındaki yakuta dokundu ve bir kelime söyledi.

Ses, odanın köşelerinde tuhaf bir şekilde yankılandı ve odadakilerin kulaklarında bir solucan misali kıvrıldı. Yabanıl bir kelime duydu; karga bir başka kelime. İkisi de rahibenin dudaklarından dökülen kelime değildi. Yabanılın bileğindeki yakut karardı ve adamın etrafındaki ışık demetleriyle gölgeler kıvrılarak yok oldu.

Alevler Çıngıraklı’yı yaladığında Melisandre’nin boğazındaki yakut öyle sıcak olmuştu ki kırmızı rahibe kendi teninin tütmeye ve kararmaya başlayacağından korkmuştu. Şükürler olsun ki Lord Kar, oklarını kullanarak Melisandre’yi bu ıstıraptan kurtarmıştı. Stannis bu meydan okuma karşısında köpürürken, kırmızı rahibe rahatlama duygusuyla titremişti.

Boynundaki yakut kendisine bağlı kölenin yakınlığıyla hareketlendiğinde, Melisandre boğazının çukurundaki ısıyı hissetti.

“Evet, büyü.” Adamın bileğini saran demir kelepçedeki yakut, nabız gibi attı. Adam, bıçağının ucuyla yakuta vurdu. Taşa çarpan çelik hafif bir tıkırtı çıkardı. “Uyurken onu hissediyorum. Tenimdeki ısısını. Demir kelepçeye rağmen. Bir kadının öpücüğü kadar yumuşak. Senin öpücüğün. Ama bazen, yakut rüyalarımda yanmaya başlıyor ve senin dudakların dişlere dönüşüyor. Her gün, onu bileğimden çıkarmanın ne kadar kolay olacağını düşünüyorum ve her gün çıkarmıyorum. Kahrolası kemikleri de takmak zorunda mıyım?”

Boynundaki yakut kendisine bağlı kölenin yakınlığıyla…. burada bir ayrıntı var. Türkçe çeviride belli olmuyor ama İngilizce metinde buradaki “kölenin” kelimesi “its slave” şeklinde yazılmış yani Melisandre’nin kölesi değil “yakutun kölesi” şeklinde ifade edilmiş. Yakut, Melisandre’yi diğer kızıllardan ayıran büyüsel güçlerin ve özelliklerin “büyüsel kaynağı” olabilir ki öyle de görünüyor. Zaten yakutu ilgilendiren büyülerde ona dokunuyor yahut yakut parlamaya başlıyor ve elbette bazı büyüsel sözler de fısıldamayı ihmal etmiyor.

Yakut’un başka bir özelliği de olabilir, seride bu resmi olarak belirtilmese de Melisandre’nin en az 100 yaşında bir kadın olma olasılığı var ve yakutun onun genç göstermek için kullandığı bir büyü kaynağı da olduğu söylenebilir. Dizide 400 yaşında olduğu ve yakutun bu amaçla kullanıldığını gördük. Dediğim gibi seride görmedik daha ama Melisandre POV’unda “Melisandre sanatını uzun yıllar boyunca(İng: for years beyond count) çalışarak geliştirmiş ve bunun bedelini ödemişti.” sözü yaşına da işaret eden bir cümle olabilir.

Yakut ayrıca Melisandre’nin uyumaması ve yememesini sağlayan bir kaynak olabilir mi? (Şahsi fikrim alakası yok. Bence kendisi bir ateş wightı. Beric de yemiyor ve uyumuyordu. Aynı Leydi Taşkalp gibi.)

Yakut’un İngilizcesi Ruby, Latince kelime Ruber(kırmızı)'dan geliyor ki kadının takma ismi de Kırmızı Kadın veya Kırmızı Cadı. Bizim dünyamızdaki efsanelere göre yakutun kırmızı parıltısı, söndürülmeyen sonsuz alevlerden gelmektedir. Yakut sırf 5. kitapta 20’ye yakın kez bahsediliyor ki bu ciddi bir oran, gözümüze sokulduğu ve bunda bir şey olduğu bir gerçek.

Tüm kanıtlar, Melisandre’nin gücünün kaynağının boynundaki (tasma gibi; ölen üstadın deyişiyle “herhangi bir üstat zincirinden daha sıkı” taktığı ki bu da ilginç bir ayrıntı bence.) yakut olduğunu gösteriyor. Soru şu; Melisandre bunu nereden buldu? Bu güçlere nasıl sahip oldu? Bunları muhtemelen 6. kitapta veya 7. kitapta öğreneceğiz.

Video burada sona eriyor ama ben devam ediyorum.

Melisandre’nin bağlı olduğu R’hllor tapınağı Asshai’de. Daha önce başka bir yerde bahsetmiş olmalıyım; görünüşte tüm Kızıl İlah tapınakları kendi içlerinde özerk ve bağımsız hareket ediyor gibi, yani merkezi bir yönetim yok ve doğal olarak her tapınak üyelerinin kendi yöntemleri ve sırları olsa gerek.

Asshai, Essos’un en gizemli ve korkutucu bölgelerinden biri; Gölge Bağcıları buradan çıkıyor ki büyünün öldüğü söylendiği dönemlerde bile burada büyü yapıldığını söylemek mümkün. Zaten Melisandre’nin büyüleri Dany’nin ejderhaları doğduktan sonra kısa sürede öğrenmiş olmasını bekleyemeyiz, aksine bütün bunları uzunca yıllar içerisinde bedeller ödeyerek öğrendiğini kendi ağzıyla söylüyor.

Asshai insanları hakkındaki “ölümsüzlük” iddialarına burada değinmeyeceğim ( Qarth ve Asshai; Ölmeyen İnsanlar? ) ama Asshai’nin R’hllor inancının doğuş yeri olduğuna inandığımı söylemem gerek ki AA efsanesi de oradan çıkma. Efsaneyi hatırlayacak olursanız eğer kız kardeşini öldüren bir adamın eylemleri sonucu Uzun Gece başlıyordu. Bu adam kendine “Kan Taşı İmparatoru” diyordu. Kendisinde önce tahta geçenler de benzer isimler almıştı ki bu isimlerin bir sebebi, özelliği olsa gerek. Ayrıca her bir taşın gerçekte iki evrende de olduğunu biliyoruz. Haliyle onların da -kendilerini temsilen- yanlarında bulundurduğu şeyler olması şaşırtıcı olmazdı, aynı hanelerin amblemlerini kıyafetlerinde taşımaları gibi.

Kan taşı, gerçekten de var olan bir şey ki kırmızı akik olarak da bilinir. Mısır’da büyülü bir taş olduğuna inanılırdı ve genelde şifa vermek için kullanılırdı. Babil döneminde de tılsım ve mühütleme işleri için kullanılırdı. En önemlisi hem Mısır’da hem de Yunan kültüründe “ilahların taşı” olarak bilinirdi. Kırmızı renklere sebep içinde bulunan demirdir.

Valyria ve R’hllor rahiplerinin büyüleri "kan ve ateş"e dayandığı bir gerçek. Ateş ve büyü kısmı için genelde bir insanı yakma işlemi yaptıkları gördük ama bunu yapmadıklarında da alevler içinde bir şey görmek dışında çok güçlü büyüler yaptıklarını görmedik (Thoros’un diriltme işlemi dışında). Melisandre ise ciddi güçlü büyüler yapıyor ve bunun kaynağı bu taş. Şahsi fikrim taş açık seçik Asshai’den geliyor ve kullandığı yakut aslen “kan taşı” olarak bilinen taş (ama asoiaf tarzında) ve kökleri Kantaşı İmparatoruna kadar gidiyor. Onun da ölü diriltme, yamyamlık, kara büyü vb. şeyler yaptığını biliyoruz ve ister istemez aklımıza kızılların yaptığı şeyler geliyor.

Sizin fikriniz nedir?


#2

Öncelikle teşekkür ederim ne zaman bir kuram başlığı görsem yeni ay yazmıştır yüksek ihtimal diyorum kendi kendime. Neredeyse forumu tek başına ayakta tutuyorsun.

Kurama gelince bana kalırsa kolyenin melisandre’yi genç göstermek dışında bir özelliğinin olduğunu düşünmüyorum. Kafa yormadım bu konu hakkında ama melisandre’nin muhteşem bir büyücü olduğu kanaatinde bile değilim. Evet gölge ile adam öldürmüş olabilir lakin bu özellik belli bir seviyenin üstündeki R’hllor takipçilerinde de görülebilen bir özellik olduğu düşünüyorum. Bu nedenle de kolyenin gençleştirme dışında bir işe yaradığını düşünmüyorum.


#3

Teşekkür ederim.

Diziye bakar isek “gençlik” kaynağı daha doğrusu bir çeşit saklama büyüsü görevi gördüğü aşikar ama kitaplara bakar isek belli başlı büyülerş yaparken bu yakutu kullandığını görüyoruz. Yani tek başına gençlik meselesi değil hatta bence seride onu genç yapan gerdanlık bile değil.

Sonuç olarak o yakut basit sıradan bir mücevher değil hatta bence yakut gibi bir şey de değil sadece benziyor.


#4

yakut seride mühim, rahmetli rhaegar’ ın zırhında da bulunurdu bir miktar.


#5

Evet, bu yüzden Mance tarzı bir şey olduğuna inanlar vardı ama ne kadar temenni etsem de suyunu çıkarmak olacağından sanmıyorum.

Onun yakutları sadece yakut olabilir ama.


#6

Öncelikle teşekürler bu kuramı okuma fırsatı verdiğin için.
Benim için kuramın en önemli ve dikkatimi çeken noktası “its slave” kısmı. Buradan hareketle de en sondaki paragraf ile bağdaştırıp ben bir şey soracağım :grinning::grinning:
Eğer melisandrenin yakutuna kan taşı dersek ve Kantaşı İmparatorunun da adını adeta bir hane arması gibi üstünde taşıdığı bu taştan aldığını söylersek, its salve kısmı aslında Melisandrenin Kan taşı İmparatorunun kölesi olduğu çıkarımını yapabilir miyiz?
Böyle bir durumda kan taşı imp. hala bir şekilde canlı olduğunu (örnek leydi taş kalp, beric ama özellikle kankuzgun) ve hakimiyetini devam ettirebilmek için uğraştığını söyleyebilir miyiz?
Zaten aklımızı kurcalayan AA aslında kötü mü? Sorusundan hareketle, melisandrenin alevlerde sürekli Jon Snowu görmesini de katarak aslında Jon diyar için mi yoksa diyara karşı mı savaşacak sorusunu ortaya atabilir miyiz?
Umarım karışık olmamıştır :grinning:


#7

Eline sağlık @YeniAy_Ottoman, her zaman bu teori işini tam anlamıyla süper yapıyorsun

Melisandre için Lord Kanlıkuzgun ve Shira Seastar’ın kızı olduğunu söyleyenler var. Ben bunun doğruluğuna inanıyorum. Yakut meselesi çok farklı ama Asshai’den geldiği için orada bulmuş olması muhtemel. Bir ölü olması da muhtemel. Ateş wightları nasıl oluyor hiç görmedik ki. Belki diğer wightlardan farklı bir yapıdalardır.

Jon’u tekrar dirilttiğinde daha net görebileceğiz. Yakutun gücü o zaman açığa çıkabilir. Belki de Melisandre bir Tanrıça bile olabilir :grinning::grin:


#8

Ateş wightı biliyoruz Beric ile Melisandre benziyor kanları kırmızı değil siyah akıyor uyuma yok yeme içme yok


#9

Yok, karışık olmadı. :slight_smile:

Melisandre, gücünü R’hllor’dan aldığını iddia ediyor, bir güç söz konusu. Bu R’hllor aslen Kantaşı İmparatoru olabilir mi? Olabilir. Bu durumda evet, kölesi diyebiliriz ki kadın zaten özünde bir köle. Zaten dikkat ederseniz R’hllor tapınakları vs. ağırlıkta kölelerden devşirilen rahipler-rahibeler, yatak köleleri, askerler vb. kişilerden oluşuyor. Yani temelde gönüllülük esasına dayanmıyor bu tapınaklara katılmak.

Burayı okuduysan(ve yorumlarımı) Buz ve Ateşin Şarkısı ‘Ejderhalar’ zaten AA’nın tüm insanlık için bir kahraman olduğu görüşünde olmadığımı görürsün, bunu ve hikayeyi sorguluyorum zira.

Uzun Gece’ye sebep olan ne? Kantaşı İmp.'nun kız kardeşini öldürüp, hakkını gasp etmesinden (yani akraba katili olması) başlayan süreç içerisinde yaptığı diriltme, yamyamlık vb. kötülük ve sapkınlıklar sonucu Gece’nin Aslanı’nın (ki Nazik Adam’a göre kendisi ölüm ilahı Çok Yüzlü İlah’dır. ) Uzun Gece’yi başlatıp, yaratıklarını yeryüzüne salarak insanları cezalandırmasıydı. AA da tam da bu dönemde ortaya çıkıyor ve "karanlık"a karşı savaş veriyor ve Uzun Gece’yi sonlandırdığı iddia ediyor. Nasıl? Neyi ve kimi öldürerek? gibi sorular yanıtsız kalıyor. Melisandre de gariptir ki onun hikayesini anlatırken sürekli olarak “sebep” kısmını yok sayıyor, yani Kantaşı İmp.'un yaptıkları yüzünden insanların sapkınlık ve kötülüğe bulaşmış olmasının Uzun Gece’ye ve ww’lerin gelişine neden olduğunu gözardı ediyor. Nereden bakarsan bak işine geleni işine geldiği gibi görüyor bunlar. Diğer yandan AA’nın mantıken Kantaşı İmp. yanında ve Gece’nin Aslanı’nın karşısında hareket ettiği izlenimi ediniyoruz tüm hikayeye baktığımızda.

Dikkat edersen eğer Valyria halkı da kölelik, kan ve ateş ile baya acı çektirdi insanlara ve ensest gibi çarpık ve sapıkça ilişki anlayışları var. Neresinden bakarsan bak Kantaşı İmparatoru’nun yaptığı şeylerin bir nevi devamı havası veriyor.

Kısacası bu AA olsa olsa R’hllor ve tayfası için “kurtarıcı” olabilir, tüm insanlık için değil.

Jon Snow AA mı? Dany AA mı? sorusuna net cevap veremeyiz. Kehanetin gereksinimlerine bakınca Dany, tüm talep edilen (kılıç haricinde) şeyleri karşılamış görünüyor. Bu durumda 1. numarada Dany var ve gördüğü kehanet rüyaları; Ölümsüzlerin onu yanında tutmak istemesi, yanması gerekir iken o ateşte yanmayıp ejderhaların çıkmasına sebep olması gibi şeyler R’hllor ya da her kim ise onun tarafında olduğu havasını veriyor ama diğer yandan yine gariptir ki Melisandre, alevlerin içinde Jon’u görüyor(ama öncesinde sanırım ilk Stannis’i görüp yanına gitti, bu kısım tam kesin değil ama başka türlüsü mantıklı değil.) ama Dany’yi görmüyor. Neden? GRRM, Melisandre’nin kendi gündemi olduğunu, kimsenin onu bir yere göndermediğini, onun kendi tercihi olduğunu söyledi. Bir videoda Melisandre’ye alevlerin içinde görü gösteren kişinin Kankuzgun’u olduğunu izledim. Çünkü kadın Sur’da iken alevlere baktığında onu görüyor ve gariptir ki o da Melisandre’yi görebiliyor, demek ki ağaçlar dışında alevleri de kullanabilir ki kendisinin karanlık büyüler ile haşır neşir olduğunu, yüz değiştirdiğini(ki gariptir bu, Yüzsüzlerin yeteneğidir.) vs. biliyoruz. En azından öyle anlatılır. Belki R’hllor Dany tarafındadır(Volantis başrahibi o olduğunu söylüyor) ama Kankuzgun’u Melisandre’yi Jon’a yönlendirmek istemiştir. Normal şartlarda onun güçlerinin Sur’da da bir işe yaramaması gerekir çünkü kuzey güçlerinin hüküm sürdüğü yerde ateş güçleri etkisiz elemana düşüyor, alevlerin içinde hiçbir şey göremiyorlar; Thoros görememişti, Yüce Yürek Hayalet’i söylemişti göremeyeceğini.

Jon’un kanında hem ateş hem buz olduğu için, ben onun “denge” unsuru olabileceği üzerinde duruyorum, aksi halde “taht” dışında fazla önemli bir özellik olamaz ve iki tarafın gücünü içinde barındıran birinin sadece ateş tarafının savaşçısı olması… bilemiyorum… doğasına ters gibi. :smiley: Bir tarafı kabul edip diğer tarafı reddetmek…

Çok teşekkür ederim. :blush:

Bunun olası olduğuna ben de inanıyorum; ilk tanıtımı doğal kızıl olmadığı, teninin aşırı beyaz olduğu, gözlerinin kırmızı oluşu ve dahası Kankuzgun’u kadar uzun boylu olup, büyük göğüs ve çok güzel kalp şeklinde yüzü(Shira gibi) bize ister istemez bu noktaya yönlendiriyor. Zaten kadın da olduğundan daha yaşlı, bunun işaretine yukarıda değindim.

Alpaltu söylemiş zaten ama ben de tekrar edeyim; Beric ve Leydi Taşkalp, ateş wightlarına birer örnektir. Bunlar uyumaz, yemez ve içmezler. Arada bir dinlenirler ama o kadar. Kanları da siyah gibi aşırı koyu kırmızıdır. Yani görene siyah rengi havası verir. Dahası sanırım hiçbir şekilde de yaşlanmıyorlar. Bu yüzden bu kadın ateş whigtı ise yakutun onu gençleştirme gücü yoktur, gerek yok çünkü.


#10

Yakut gitti aşk bitti.