[Oyun] Kralın Günlüğü

Biraz Bitmeyen Hikaye özentisi de olsa farklı bir hikaye oyunu aklına geldi kuruyemiş yerken. Konumuz bir günlük, kralın Günlüğü, bu günlükte kralın ve krallığın hayatı yazılı, kurallar:

  1. Günlük sadece kralın, yalnız kralın düşünceleri yer alacaktır.
  2. Her üye bir mesajda bir gün yazabilir.
  3. Gün atlamak yasaktır ancak bir gün rutin geçebilir.
  4. Aynı anda iki üye yazarsa üstteki mesaj geçerlidir.
  5. Kral her zaman kraldır, krallık savaşta olabilir, kral seferde olabilir ancak ne olursa olsun ölümsüz bir kraldır.
  6. Kralın adı yok, herkes ona kral der, ülkesinin adı, çocukları, kraliçesi, hepsini biz belirleriz. Henüz hiçbiri belli değil.
  7. Krallığın özellikleri belirlendikten sonra değişmez. Eğer saray yuvarlak ise yuvarlak bir saraydır mesela.

Ben başlıyorum:

  1. Gün
    "Sıradan bir gün… Ne yazsam bilmiyorum, yazın bunaltıcılığı beni yıprattı, belki de en iyisi hiçbir şey yazmamak… Ama Hayır, bir kral kayıt tutmalı, mürekkebin en güzel yanı bu işte, ne saçmalarsam okunacak, o yüzden neden yer vermeyeyim kişisel düşüncelerime? Sabah yaverim geldi, Ornes, kısa olan, yarınki kutlama için yeni bir tunik dikilecekmiş dedi, saatlerce ayakta bekledim, bilmiyorum üstatlar bu bilgiyi umursar mı? Nasıl olsa sayfam bol ve kral benim, istediğimi yazarım. Belki de uyumalıyım, yarın uykulu olmak olmaz."

2.gün

''Oğlum Peftark’ın doğum gününü her ne kadar o bundan hoşnutsuz olsa da sade bir törenle geçiştirmeyi başardık.Ama krallığın şu anki borçları düşünüldüğünde elimden fazlası gelmezdi.Sarayın denize bakan batı yakasındaki büyük kumsalda yaptık bu sade kutlamayı.Güzel bir kılıç yaptırmıştım Petfark’a,bugün onu verdim hediye olarak.İlk kılıcını benden alsın istedim,daha 5 yaşında,bir süre daha kullanamayacak ama eline alsın,şimdiden keşfetsin biraz.Pek ilgisini çekmediği hediyeyi ona verdiğim an yüzünden okunuyordu ama olsun,yavaş yavaş ısınmaya başlar;tabii ablasının ona aldığı midilliden gözlerini alabilirse.

Kutlama dışında sessiz bir gündü;birkaç diplomatik formalite,sıkıcı bir akşam yemeği ve Warenda’nın artık saatbaşı söylemeyi alışkanlık edindiği iğneleyici sözler.Ayaklı Çene!

Yarın uzak bir diyardan bir elçi bize,çok uzaktaki bir krallıktan bir mesaj getirecek,ne olduğu hakkında ne benim ne de konseyimin hiçbir fikri yok,bekleyip göreceğiz.

Bugün biraz erkenden yazıyorum,çünkü yatakta beni bekleyen,ilgiye muhtaç bir karım var,tabii kadın denilebilirse.Şu an yatakta,iri yağ tabakasını örten süper geniş pembe geceliğiyle insandan çok kıyafet giymiş,obez bir domuza benziyor.İkisinin arasındaki tek fark da Warenda’nın daha büyük bir burnu olması zaten.Yağları ve Büyük Çenesi.İşte krallığımın biricik kraliçesi,benim sevgili karım bunlardan ibaret…’’

  1. Gün
    "Lanet elçinin sıkıcılığı dün geceki iğrenç görevi unutturacak kadar eğlenceliydi neyse ki, krallığı yönetmek, tahta çıkmak, karımın üstüne çıkmaktan daha eğlenceli. Ne yazık ki oğlan anneye çekmiş, veliahtımdan utanmak beni üzse de kızımın annesine benzememesi iyi. Neyse konuya dönersek lanet elçi güneyden geldiğini söyledi, yeni kralın yeni ittifaklar istediğini ve karşılığında tek isteğinin onun inancına uymamız olduğunu söyledi, tanrılarını başına çalsın, yeni tapınaklar, yeni heykeller, bunlar para demek ve ben oğluma bir saray çalışanı gibi parti veriyorum. Zaten veliahtımdan memnun değilken onu daha iyi yetiştirecek durum az. Belki kızım… evet krallığın kaderi o olabilir, Zafrellerden Kumdir’in onunla konuştuğunu görmüştüm, henüz 13 yaşında bir kız ve Kumdir 23 yaşında ama hem iyi bir savaşçı hem de zengin bir hanedandan. Ne yazık ki tekrar yatmalıyım, elçi yarın zırvalamaya devam edecek."

4.gün

Sabah yeli pencereden içeri sızdığında titreyerek uyandım. Uyurken Pencereyi tam kapatmamışım heralde.İçkiyi fazla kaçırınca ne yaptığımı unutuyorum. Krallığın sorunları artık beni bıktırdı. Hergün kafamda binlerce cevaplanması gereken soru ve çözülmesi gereken sorun var. Kendimi anca içkiye verince bu sorunlardan bir süreliğine de olsa uzaklaşabiliyorum ama nereye kadar? Bazen tahta ilk çıktığım zamanları çok özlüyorum.Herşey çok daha iyiydi özellikle de halkım ama son zamanlarda yozlaşmaya başladıklarını hissediyorum.Artık eski heyecanlar yok.Savaşmak bize doğduğumuz andan itibaren aşılanırdı. Damarlarımıza dolaşırdı o heyecan. Geçen gün oğluma kılıcı verdiğim zaman boş gözlerle baktı bana.İçinde hiç heyecan yoktu ama yılmamalıyım. Benim veliahtım çok güçlü olmalı, savaşmayı sevmeli ona bunu sevdirmeliyim.
Kapı çaldığında kaç saattir düşüncelerle boğuştuğumu hatırlamıyorum. Muhafız bana Ayaklı Çene’nin yeni haberler vereceğini söyledi. Güneydeki kralın ittifakları güçlendirecek başka bişey daha istiyormuş. Kendisi oğlunu kızımla evlendirmek istiyormuş.Biricik kızımla… Karşılığında da güneydeki limanlara gelen ticaret mallarını benim krallığıma açacakmış. Aslında çok karlı bir anlaşma ama ne yapmalıyım? Ayrıca onların uyduruk tanrılarını da kabul edemem. Yarın olduğunda belki şartları biraz daha yumuşatacak şeyler sunabilirim. Elçiye yarın tekrardan görüşeceğimizi söyledim. Şimdi biraz düşünmeliyim ama önce şarap içmem gerek…

Öncelikle bir yanlış anlaşılmayı düzelteyim;‘Ayaklı Çene’ kralın karısı oluyor,elçi değil.

5.gün

''Şaka yapmıyorum;karım sabahın ilk ışıklarında,beni sarsarak uyandırdığında,kafasında rengarenk çanlar olan bir ayı tarafından saldırıya uğradığıma emindim.Bu yüzden,uyanır uyanmaz büyük bir dehşetle o iğrenç mahluğu ittirmeye çalıştım-tabii yerinden bile oynamadı-Karşımdakinin,kafasına çeşit çeşit tokalar takmış olan karım olduğunu anlamam yine de birkaç saniyemi aldı.Sonra da bana en değerli mücevherlerini koyduğu zümrüt kutunun ve içindekilerinin çalındığını bir yandan gıdısındaki 5 kilo yağ sallanmaya devam ederken anlattı.İlk anda,bu kadar borcun içinde bir de böyle bir hırsızlığın yaşanmasına sinirlensem de sonra iyice düşününce Warenda’nın,boynuna taktığında ordaki koca bir ben ya da iğrenç bir sivilce gibi duran iğrenç kolyelerini bir daha göremeyecek olmak içimi büyük bi neşeyle doldurdu.Bir süre sonra da hırsızlığı hiç önemsememeye başladım,zaten krallığın isterse milyonlarca sikke zararı olsun,Warenda’nın o mücevherlerin hiçbirinden vazgeçmeyeceğini biliyordum,hırsız bana hiçbir zarar vermemiş olmasına karşın muhtemelen Warenda’yı o takılarla gören herkese büyük bir iyilik yapmıştı,gerçi takısız da birşeye benzemiyordu ama bu haliyle en azından ona baktıkça içimden gelen kusma hissi daha da azalıyor.Bir gün seni öldüreceğim sucuk beyinli orospu,bir gün,bir gün bunu kendi ellerimle yapacağım,o şekilsiz kafanın üstüne oturacağım ve seni boğacağım.Belki de o karpuz şekilli kıçına koca bir tekme atar ve seni merdivenlerden aşağı yuvarlarım hem belki böylece inlemelerini de duyarım.Her iki durumda da senin o iğrenç yağların bana yardım eder ve herkes aşırı kilolarının ölümüne sebebiyet verdiğini düşünür.Ama…ama…ne yazık ki hala sana,annene ve o iğrenç altınlarınıza muhtacım.Bir gün kendimi güvenceye aldıracak kadar zengin olursam ilk iş bunu yapıcam.Sana söz!

Kaynanam Habovaj,her ay saraya onlarca kilo et,meyve,sebze ve çeşit çeşit yiyecekler gönderiyor,öyle ki bazı haftalar sadece onun gönderdikleriyle bütün saray halkını doyuruyoruz.Ama çoğunlukla gönderilenlerin önemli bir kısmını biricik karım vucudunu genişletmek için kullanıyor.Sarayın diğer çoğu ihtiyacının bir kısmı da-demir,odun,un,kumaş vs. de Warenda’nın dayılarından,halalarından,amcalarından,büyükteyzelerinden geliyor.Bizim buralarda bol olan tek bir şey var;o da çilek.Onun dışında benim ve diğer beyliklerimin çoğunun tarıma elverişsiz arazileri,dağlık bölgelere kurulmuş kaleleri ve çok az ağaçlı toprakları var.Topladığım büyük oranlı vergilere rağmen yine de elime çok az mal geçiyor.Böyle elverişsiz topraklara sahip olmayan çok az beylik var krallığımda,Warenda’nın soysuz ailesinin yayıldığı topraklar da bunların büyük bir kısmını kaplıyor.Onlar olmasa bu saray ve çevredeki halk en fazla birkaç yıl dayanabilir.Bu yüzden hala hayattasın doyumsuz karı,ailenin gücü sayesinde,ama bir gün,bir gün sana söz veriyorum bir gün hiçbirine ihtiyacım kalmayacak ve sana da.

Warenda’yı birkaç aptal sözle geçiştirmeye çalışsam da işe yaramadı.O koca çenesini açma aralığını 10 dakikaya indirdi ama ben bu gibi durumlara alışıktım.Kahvaltıyı aceleyle yapıp,elçinin yanına gideceğimi söyledim ama aslında kızımla konuşmaya gittim.Odasında yoktu.Hizmetçisi Qubeza,bana kızın yine kuzenleriyle birlikte doğu bölgelerine gezmeye çıktığını söyledi,bunu sık sık yaparlardı.Civar köylerdeki bütün çocuklarla arkadaşlardı ve sürekli toplanıp çeşitli maceralara atılırlardı.Bazen geceleri bile köylülerin evlerinde yatarlardı.Başlarda buna karşı çıksam da prensesin arasının halkla böyle iyi olmasının iyi olacağını düşündüm.Zaten kızın yanında birsürü kuzeni ve 5 özel koruması oluyordu her zaman.Elçiye de bir süre daha beklemesini,kızım gelince onunla konuşacağımı söyledim ve bunun birkaç gün sürebileceğine karşı onu uyardım.Adam hiç sorun etmedi,burayı sevmişe benziyodu;Çilekler ve onlardan yapılan çeşit çeşit tatlılar onu büyülemişti anlaşılan.Yakında bıkacaksın,ben bıktım.

Dönüş yolunu olabildiğince uzatıp odaya döndüğümde karımın öfkesinin hala dinmediğini gördüm.Odamdaki gizli kasaya gidip yıllardır yerlerini bulmak için bütün zamanımı harcadığım binlerce büyücüyle yıllardır kafa patlattığım ve bütün zengin olma planlarımın bağlı olduğu o özel taşlarımın bulunması muhtemel yerlerini belirten haritayı bulamayınca da evlilik hayatımda ilk kez bir konuda karımla hemfikir oldum:O hırsız bulunmalıydı,gerekirse bu uğurda hayatımı feda edeceğim ama onu bulacağım,mutlaka.’’

  1. Gün
    "Herşey çok güzelmiş gibi kızım evlilik haberini duymuş ve reddettiğine dair bir not yollamıştı, beni bir gemiye binip kaçmak ile tehdit etti, lanet kız, aslında zeki ve kararlı olması iyi ama bu güneyliye ne diyeceğimi bilmiyorum, ayrıca yaverim Tarnes’in dediğine göre bu güneyliler gayet zenginmiş ve bir o kadar savaşçı, umarım bu reddedilme yeni bir soruna yol açmaz ancak kabul edersem de krallık berbat bir varis ve büyük ihtimalle iki kuşak sonra kan hakkı ile güneylilere geçecek bir kadere sahip olacak. Dertlerimin en büyüğü de bu olsa, lanet harita yok, elçinin odasına birini yollamayı düşünüyorum aslında ama bu da fiyasko ile sonuçlanırsa karım benden uzun yaşar."

Bu arada hikayede fazla etkin olmamaya çalışıyorum çünkü bi noktadan sonra kendi Lore’uma benzetirim diye korkuyorum :smiley:

7.gün

2 gün boyunca bütün saray seferber olmuştu ama harita henüz bulunamamıştı. Bu nasıl bir cesaret merak ediyordum. Kralın kasasından birşeyler yürütmek o kadar kolay olmamalıydı. Tek bir kişinin işi olmayabilirdi bu. Aslında elçi ve yanında gelen 4 kişiden şüpheleniyordum çünkü 1 ay önce büyücülerim beni bu konuda uyarmıştı.‘Dikkatli olun majesteleri.Uzaklarda sizin için kötü planlar kurulmuş’ demişlerdi ama elimde somut bir şey yoktu.Nasıl kanıtlayabilirdim ki? Hem belki yanlış bir kehanet de olabilirdi bu. Doğru olsa bile bu olayla bağlantılı olmayabilirdi.Emin değildim. Elçi şu an güneydeki krallığı temsil ediyordu ve onu hırsızlıkla suçlamam güneydeki krallığa hakaret olarak algılanabilirdi. Kendime şu an düşman edinemezdim ama bi yandan da içimdeki ses hırsızın elçi veya yoldaşlarından biri olduğunu söylüyordu. 2 erkek 2 kadından oluşan eşlikçiler çok gizemli insanlardı. Hiçbiriyle konuşmamış olmama rağmen onların düzgün insanlar olmadığını anlamıştım. Ne yapmalıyım? Ne yapmalıyım? Belki de bu kadar düşünmemem gerek. Bir kral güçlü ve kararlı olmalı. Kendi kasamdan en değerli eşyayı çalmaya cüret ettiklerine göre beni zayıf görüyorlar. Bir kral zayıf olmamalı.İnsanlarda korku uyandırmalı, aynı zamanda da insanların ona saygı duymasını sağlamalı. Ben güçlü bir kralım. Tıpkı babam gibi olmalıyım. Onun yerini en iyi şekilde doldurmalıyım. Benle gurur duymalı. Artık ne yapmam gerektiğini biliyorum. Yarın elçi ve eşlikçilerini yakalatacağım ve onlara kan büyüsü yaptıracağım. Çok karanlık bir büyü olduğunu biliyorum ve belki de büyücülerin lanetleneceğini ya da elçi ve arkadaşlarının öleceğini.Bu risk alınmalıydı. O harita ne olursa olsun bulunmalı.

Not:Yarattığım isimler eski Türkçe kökenli. Jhanus’u ise benzer adlı Roma Tanrısı’ndan esinlenerek yarattım.

Sekizinci Gün:

Elçi ve yoldaşlarını yakalamayı aklıma koyup saraydaki muhafız sayısını iki katına çıkardıktan sonra eski bir dostla bir kez daha kucaklaşmanın zamanı gelmişti. Hayır, Temren’den bahsetmiyorum, o gideli çok oldu. Benim ve babalaramın lanetli ırkına göre bile çok. Giden ve dönmeyen kadın…Temren… Halkın ona verdiği bu ad,şimdinin kuzey dilinde sivri ok ucu demek. Kuşkusuz Kuzey’deki Eski Krallık, Afer Simali’nin insanları yani Kral’ın halkı Büyücü Kadın’a bu ismi pek çok efsanede anlatılan Arındırma Savaşı’nda yaptığı onurlu işleri düşünerek vermişti,her ne kadar efsanelerle aktarılan bu hikaye artık pek çok kişiye bir masal gibi gözükse de. Oysa bana göre Temren denen okun ucu düşmanın zırhından çok benim kalbimi delip geçti. Ah ve işte şimdi Habovaj denen sinsi kurbağanın hediye ettiği kanepeme gömülmüş sıradan,yaşlı ve kaybetmiş bir “insan” gibi Güney Şurubu ile demleniyor ve siz yalandan seyircilerime dert yanıyorum. Baba,beni bu halimde görsen,yanımda olsan ne derdin? Aydıngölge’nin karanlığını haklı çıkardın deyip yüzüme mi tükürürdün yoksa beni şöyle bir silkeleyip cesaret mi verirdin?

Ağzımda alkol kokusu, içimde ölüm arzusu varken babamın anısından ve Jhanus Aydıngölge’den bahsediyorum. Lanetlendiğimin bir başka göstergesi. Evet Mücevherleri bulana kadar lanetli kalacağım. Aydıngölge’den hafifçe bahseden bir Kralları olursa halktan ne yapmasını beklersin… İnsanlarım da yüzlerini çoktan çevirdiler O’nun göz kamaştırıcı karanlığından. Güney’den Gelen Elçi’yle bu görüşmem bir formalite. Güney’in 1000 Tanrısı denen din çoktan benim sarayıma kadar girdi. Tarnes bile…aptal adam. Kral’ın kulaklarının hepten sağır, gözlerinin tamamen kör olduğunu mu zannediyorsun! Hayır efendim;rüzgar,su ve ateş…Babalarıma konuştukları gibi benim de kulağıma fısıldıyorlar gizli köşelerde duyduklarını ve Kral hala dinliyor.

O gece de her zamanki melankolik duyguların tesiri altında içtim, içtikçe geçmişi hatırladım. Babamın hayatta ve iktidarda olduğu yılları, Temren’in saray büyücüsü olduğu zamanları, Jhanus Aydıngölge’nin ta kendisi tarafından Ata’ya verildiği söylenen Mücevherleri ve Afer Simali’nin parladığı tüm asırları. Zihnim ve gönlüm şimdinin acı verici kıskacından kurtulup geçmişin tatlı hatıraları arasında gezinirken hafif aralık pencereden içeri Batı denizinin esintisi süzüldü. Ürpertici rüzgar ensemi sıyırıp geçerken bir suret gördüm. Bir suret gördüm ancak bu surette iki surat vardı. Rüzgar ve taşıdığı su kanepenin önündeki şömine ateşiyle karışırken içime tasvir edilemez bir korku düştü. O’nun Babalarıma gözüktüğü gibi bir gün bana da geleceğini biliyordum ama daha buna hazır değildim.

Sonra rüzgar ve ateş yanyana geldi
Ve birbirlerini azaltmak yerine çoğalttılar
Çünkü Jhanus gülerken ağlayan ve ağlarken gülendi
Hüzünle yarattığını kinle yok ederdi

Peki nasıl bir kudrettir bu
Öyle ki herşeyden önce vardı ve herşeyin babası
Ancak bir eliyle beslediğini diğer eli nefretle keserdi
Bu yüzden hep yarattığını yok etti
Ve yok ettiğini tekrar yarattı
Bitmeyen fırtınalarının içinde dünya
Hep dolu ve yine hep bomboş kaldı

Sonsuz zamanlar boyunca yürüdü engin dünyasında Jhanus
Sağ ayağının değdiği yerde yaşam vardı
Sol ayağının ezdiği yerde parçalanmış hayatlar ve ölüm
Dünya Aydınlık ve Gölge arasında gitti…geldi
Sayısız can vücut bulduğu anda yokoluşa sürüklendi

Eskiler der ki o Jhanus Aydın/Gölge,
Huzur bulmayan zihninde bir fikre can verdiğinde
Dünyaya gelen şaşkın mahluku süs ve gösterişle boyarmış
Öyle ki öteki yüzü geri döndüğünde
Zavallı cana yakınlık duysun.
Kendi ihtişamının yanında görünmez kalana
Zamansız krallığında bir yer bulsun.

Ne var ki çok kısa sürerdi Jhanus’un merhameti
Ve her seferinde er ya da geç
Kıyardı hiç acımadan
Özenle var ettiğine
Çünkü adımları engin,sureti haşmetliydi Aydıngölge’nin
Ve bunu hatırladıkça paylaşamazdı Dünya’sını
Bu yüzden yalnızlık istedikçe yok etti ve yalnız kaldıkça yarattı

Ta ki sıra Ata’ya gelene kadar…

Adına Ata dedikleri,
Evvel-ena,
Önceden İdrak Eden,
Yeryüzünde yürümüş en kudretlı savaşçı derler onun için,
Ve büyüsünün Eskiler’e yaklaştığı söylenir,
Ve en kurnaz komutan derler,
Heybetini insan kelimeleriyle anlatamazlar,
Eğer tüm bunlar sayesinde güvenle ayrıldığını düşünerseniz Ata Evvelena’nın, Jhanus’un huzurundan
Pek çokları gibi yanılırsınız.

Eskiler der ki o Jhanus Aydıngölge,
Türlü süsler,hediyeler verirdi var ettiklerine
İşte Evvelena’nın da cüssesine yakışır, kudretine eş değer bir kalkanı olmuş böylece
Ancak Jhanus’un huzuruna çıktığında diğerleri gibi hediyesini kurumla taşımak yerine
Kalkanı havaya kaldırmış Ata Evvelena ve kıpırdamadan arkasında durmuş

O zaman Jhanus’un kusur arayan gözleri kalkanın üzerindeki kendi yansımasının üzerinde durmuş,
Önce şefkatli ve yaşlı bir yüz görmüş Jhanus kalkanın üzerinde
Ama sonra öfke ve kin saçan gözler belirmiş parıl parıl
Ve Jhanus aynı surete sıkışıp hapis kalmış iki düşman surat görmüş kalkanda
Bütün çocuklarındaki bozukluğun anasını farkedince kendi yansımasında
Korkunç bir çığlık atmış Jhanus pençeye dönüşen elleri yüzünü tırmalarken
Daha fazla görmemek için gözlerini oyup Ata Evvelena’ya fırlatmış,
Paha biçilmez kalkana çarpan gözler Jhanus lanetini söylerken Mücevherlere dönüşmüş
Böylece Yaşlı Taşlar Evvelena soyuna geçmiş
Ve Jhanus’un laneti de onlarla birlikte…

Burada sadece bir kısmını yazsam da Evvelena’nın Kalkanı denen destanı o gece başından sonuna dek dinledim. Belki de yüzyıl sonra ilk kez ve eskisi gibi Temren’in sesinden. Evet, o gece benimle olduğuna eminim. Rüzgar,su ve ateşin içinden bana destanı okurken madden olmasa da yanıma geldi:
"Ah Kuzey’in Kralı, neden peşimden gelmedin? Taşların peşinden gittiğimde tutsak düştüğümü nasıl anlamadın? Kalbin atalarının başarılarıyla boy ölçüşme hırsıyla öylesine doluydu ki sevdiklerine yer bırakmadın. Artık beni bul,artık beni kurtar. Eskiler’den bu dünyada kalan son Büyücü benim ve kalbim hala senin. “
Onca zaman sonra sesini duyunca gözyaşı döktüğümü itiraf etmeliyim. Hah, oysa artık hiçbir şey hissedemem sanıyordum. Ondan özür diledim. Peşinden gitmediğim için, krallıkta Eskiler’in yerini alan İnsan Büyücülerin laflarına onunkilerden daha çok değer verdiğim için ve en önemlisi Warenda’yla evlendiğim için. Temren gittikten sonra çok güçsüz kalmıştım,terk edilmiş bir adamın güçsüzlüğü… Warenda ve ailesinin parasında aradığım gücü bulmayı denedim ama tek bulduğum mutsuzluk oldu. Servetlerini kan büyüsüyle elde ettikleri söylenirdi ve şimdi ben de elçiden kan büyüsüyle bilgi almayı planlar olmuştum. “Öyle” dedi Temren bilmediğim karanlık bir yerden " ama gönlünü benim tarafıma ve eskilerin tarafına açtın. Kurtulmak senin elinde Kral’ım. Yıllardır sana ulaşmaya çalışıyorum,artık gücüm azaldı,zamanım daralıyor. Eskiler nasıl kayboldu sanıyorsun?” Bir an için içinde yüzdüğüm huzurlu beyazlık bozuldu. Karanlık ve sıcak işkence edercesine benliğime işledi ama sonra Temren tekrar belirdi ve huzur geri döndü. Ne var ki bulunduğu durum beni çok endişelendirmişti. “Gitmek zorundayım ama şimdi beni iyi dinle. Bütün güvenini birine odaklamışsın ancak senin oğlunda gördüğün zayıflığı kızın da sende görüyor. Bu kendine güven ve kibir Ata Evvelena soyunun hediyesi ve laneti çünkü hiçbir canlı O’nu(Jhanus’u) altetmenin getirdiği ruh haliyle baş edemez. Asıl yardım beklemediğin yerden gelecek ancak hıyanet de öyle. Acele et Kral’ım,artık beni bul.” Tüm bu gördüklerim ve duyduklarım size bir sarhoşun zırvaları gibi gelebilir ama ben eski hocam ve sevgilimle konuştuğuma eminim. Kendime geldiğimde bir gün boyunca yatakta olduğumu ve gece gündüz sayıkladığımı öğrendim Tarnes’ten. Ben yataktayken elçi ve yoldaşları sarayı gizlice terketmişti. Tarnes’in kötü bir haber daha vermek istediğini ama konuşmaya cesaret edemediğini görünce üsteledim. “Kralım Zafrel hanedanından Kumdir’i…Kule muhafızını hiçbir yerde bulamıyoruz. Konuştuğunu duyanlar olmuş, sanırım sizden emir beklemeden elçinin peşinden gitti. Ve… Oğlunuz.” “Oğlum ne Tarnes!” “Midillisi de hediye ettiğiniz kılıç da ortalarda yok ve oğlunuz da…kayıp.”

“Pekala, ne yazık ki bundan sonra yaşananlar çok, yazılanlar az olacak…
Sabah acil bir karar ile yola çıktık, bulmam gereken çok şey var ve bir yolculuğa çıkmadan bulunması imkansız şeyler, bir oğul, olası bir damat, bir kaç taş ve ölmüş bir sevgili… yazarken ne basit şeyler gibi geliyor.
Yolumuz zorluydu ancak neyse ki kış değildi, kışın tek güzel yanı kış çilekleri oluyor, bir kralın en az işine yarayacak şey, oysa prens iken ne güzeldi, sevdiği kadınla kış çilekleri toplayan bir prens, bir keresinde birbirimize sarılıp ısınmıştık, bütün çilekler bitmişti. O çilekler yoktu artık, o prens ve o sevgili, hepsi gitmişti.
Sersem Kumdir, delikanlı aceleci olmalı ki haritasını işaretli bırakmış, şimdi güney’e gidiyoruz, listenin ilk alışverişi Kumdir olacak.”