Pembe Mektubu Bowen Marsh Yazdı

Teori, The Order of the Green Hand kanalına aittir. Uzunca bir yazı olacak, okuyup yorum yapmanızı bekliyorum. Ben sadece çevireceğim.

Forumda bu mektupla ilgili birçok konu açıldı ve elimizde farklı birçok isim var. Bu teoriye göre pembe mektubu Bowen Marsh yazdı. Başlayalım.

Ve mektup, pembe mühür mumuyla mühürlenmişti…
Sahte kralın öldü piç. Yedi gün süren mücadelede sahte kral ve bütün adamları ezildi. Kralın sihirli kılıcı bende. Bunu kralın kırmızı fahişesine de söyle.

Sahte kralının dostları öldü. Kafaları Kışyarı duvarlarının üstünde. Gel de onları gör piç. Sahte kralın yalan söyledi. Sen de yalan söyledin. Bütün dünyaya Sur’un Ötesindeki Kral’ı yaktığını duyurdun ama onu, benim karımı kaçırması için Kışyarı’na gönderdin.

Karımı geri alacağım. Eğer Mance Rayder’ı geri istiyorsan, gel ve onu al. Mance Rayder’ı bir kafese tıktım. Onu senin yalanlarının kanıtı olarak bütün kuzeye göstereceğim. Kafes soğuk ama Mance için, onunla birlikte Kışyarı’na gelen altı fahişenin derilerinden sıcak bir pelerin yaptım.

Karımı geri istiyorum. Sahte kralın kraliçesini istiyorum. Sahte kralın kızını ve kırmızı cadısını istiyorum. Sahte kralın yabanıl prensesini istiyorum. Sahte kralın küçük prensini istiyorum, şu yabanıl bebeği. Ve Leş’imi istiyorum. Onları bana gönder piç. Gönder ve seni ya da kara kargalarını rahatsız etmeyeyim. Onları benden sakla ve o piç kalbini yerinden söküp yiyeyim.

Mektup imzalanmıştı;

Ramsay Bolton,

Meşru Kışyarı Lordu.

Öncelikle bildiğimiz seçenekleri çürütelim.

Ramsay Bolton

Ramsay’nin böyle bir mektup yazması zaten kuzey üzerindeki hükmünün kesin olmadığı ve stannis sebebiyle riskli durumda bulunan Bolton’ların işine yaramayacağı ve daha da sıkıntıya sokacağı malum. Ramsay ne aptal ne zeki biri olarak lanse ediliyor fakat Roose Bolton akıllı ve planlı bir adam. Böyle bir mektubun gönderilmesine asla müsaade etmez. Ramsay’i casusları aracılığı ile sürekli izlettirdi ve yaptığı her şeyden haberi olduğunu biliyoruz.

Mektupta yazanlara göre kral ve adamlarının kafaları winterfell duvarlarının üstüne asılmış. 80 feet(24 metre) yüksekliğindeki kale surlarının üzerlerine asılmış kafaları kimsenin göremeyeceği, görse bile üzeri karla kaplı kafaları golf topuna benzeteceği düşünülüyor. Böyle bir hareketin mantıklı bir yanı yok.

Ejderhaların Dansı’nın başlarında Derinorman’da bulunan Asha, Ramsay’den bir mektup alıyor. Bu mektup, sıkıca katlanmış ve pembe balmumu ile mühürlenmiş olarak tanımlanıyor. Mektup dev, keskin ve kahverengi renkli yazıyla yazılmış. Muhtemelen Theon’un kurumuş kanı :slight_smile:
Birkaç POV sonra Jon’da benzer bir mektup alıyor. Sıkıca katlanmış, pembe balmumu ile mühürlenmiş ve aynı dev, keskin, kahverengi elyazısına sahip. Asha’ya yollanan gibi imzalanmış.
Meşhur pembe mektup ise diğer ikisi gibi tarif edilmiyor. Sıkıca katlanmış ibaresi yok ve pembe balmumu düğmesi(tam anlayamadım. cümle: sealed with a smear of pink wax instead of a button.) yerine pembe lekeli balmumu ile mühürlenmiş. Ayrıca mektup kahverengi, keskin ve dev bir el yazısı ile yazılmış diye bir tanım yapılmıyor. Diğer ikisi ile aynı olmadığı malum.

Bir diğer konu ise Ramsay, Stannis’i yenmiş olsaydı kulede elleri ve ayakları zincirli şekilde duvara asılmış olan Theon’u kesinlikle ele geçirirdi. Böylece mektupta Reek’imi istiyorum diye bir ibare de geçmezdi.

Mance Ryder

Mance mektupta yazılan her şeyi biliyor, burada bir sıkıntı yok. Ancak kendisi Winterfell’in içinde ve bir kuzguna sahip değil. Akla gelen ilk şey üstat’ın kuzgunlarından birini çalması tabii ki fakat bu durumda da hangi kuşun kara kale’ye gideceğini bilemez.

Stannis Baratheon

Stannis, Mance’in yaşadığını biliyor ve Theon’a sahip. Mektup için gerekenleri ondan öğrenebilir. Fakat Kış Rüzgarları yayınlanan Theon bölümünde Stannis, sArya’yı kara kale’ye, abisinin yanına gönderiyor. Bir kral borçlarını ödemeli. Mektubu yazan Stannis olsaydı Jon güneye doğru yola çıkmış ve kara kale’yi terketmiş olacaktı. Kızı abisine yolluyorum diye tecavüzcülerin, hırsızların olduğu bir yere yolluyorsun ve abisi orada değil. Bu çok aptalca olurdu ve Stannis aptal değil.

Roose Bolton, Stannis’in 3 gün mesafede olduğunu söylüyor. Belli ki havayı hesaba katmıyor ve Stannis’in yürüyüşü adeta sürünme şekline dönüşüyor, en sonunda da iki gölün arasındaki köyde kalıyorlar.
Theon ve sArya atladıktan 3 gün sonra Stannis’in kampına ulaşıyorlar. Bu olay Theon 1’de gerçekleşiyor. Theon 1 , Jon’un 10. ve 11. POV’ları arasında bulunuyor. Jon’un 10 ve 11 POV’ları ise aynı günde yaşanıyor. 10’un bitişi Tormund’un geldiğini haber veren boru sesi, 11’in başlangıcı ise Jon-Tormund konuşması. Theon 1, bu iki POV’un arasında olduğu ve bu POV’lar aynı günü kapsadığı için Theon’un atlayışı ile eşzamanlı gerçekleşiyorlar.
Jon’un 10’dan 13’e 4 POV’u 5-6 günlük bir süreyi kapsıyor. Jon’un Tormund ile konuşması, Tormund’un halkını sur’dan geçirmeden 3 gün önce gerçekleşiyor. Yabanıllar 1-2 gün o çevrede kalıp daha sonra Bozkalkan’a geçiyorlar. Bozkalkan-Karakale arası uzak bir mesafe değil, birkaç saate gidilebilir. Sonraki gün(Jon’un öldürüldüğü gün) Tormund, Kara Kale’ye geri dönüyor.
George, KL-Winterfell arası kuzgun uçuşunun 2 hafta olduğunu söylemişti. KL-Winterfell arası mesafe 2000 mil civarı.
Winterfell-Kara Kale arası ise 800 mil. Küçük bir matematikle kuzgun uçuşu yaklaşık 5.5 gün tutuyor. Yani bu mektubun Jon’un ölümünden önce Kara Kale’ye ulaşması için Theon’un atlayışı ile eşzamanlı veya o saatler içinde yollanması şart. Bu sebeple Stannis’in yazması imkansız hale geliyor çünkü Theon 3 gün sonra Stannis’in eline geçiyor.

Daha önce de söylediğimiz gibi Roose Bolton asla böyle bir mektubun yollanmasına izin vermez fakat bu yine de bir mektubun gönderilmeyeceği anlamına gelmez. Theon ve sArya’nın kaçışından sonra geri istenmeleri, Mance’in yakalandığı ve pembe mektuptaki hayati bilgileri içeren daha medeni bir mektup yazılmış olabilir. Sonuçta Theon ve sArya’nın atlayışından sonra gidebilecekleri 2 yol var. Sur veya Stannis. Roose, Stannis’i yenip kızı ve Theon’u geri alabilir fakat Jon’dan nasıl alacak? bir mektupla olabilir. Peki bu pembe mektubu gerçekten kim yazdı?
Muhtemelen Kara Kale etrafından, Jon’un ölmesinden gayet memnun olacak ve çoktan bazı kardeşlerle bununla ilgili toplantı yapmış, komplosu için haklı bir sebep arayan biri. Jon, kalkan odasında mektubu yüksek sesle okuduktan sonra komplosunu hayata geçiren biri. Bowen Marsh.

Bowen Marsh

Bowen Marsh yüzeysel olarak çalışkan bir Baş Kahya’dan ötesi değil fakat Jon’un yasalarda yaptığı değişikliklerden derin bir kuşku duyduğunu her fırsatta dile getiren, neredeyse Jon’un yaptığı her eyleme karşı çıkan biri. Ayrıca bize Bowen Marsh’ın nispeten akıllı bir adam olduğu da söylendi. Ötekilerin ve ordularının, onlar için geldiklerinin farkında.
Eğer Bowen’ın etrafındaki adamlara bakmazsak yaptıkları çok mantıksız gelir. Genellikle biri hakkında hüküm vermenin en iyi yolunun yanındakilere bakmaktan geçtiği söylenir.

Bowen Marsh’ı önceleri fazla görmüyorduk. Varlığını ilk kez Jon’un Sur’daki ilk POV’larından birinde öğreniyoruz. Hakkında öğrendiğimiz ilk bilgiler Baş Kahya olduğu ve Sör Alliser ile kumar oynamaktan hoşlandığı oluyor. Bundan sonra onun hakkında uzun bir süre bir şey duymuyoruz. Mormont’un yokluğunda geçici Lord Kumandan olduğu, kılıçları saymada onları kullanmaktan daha iyi olduğu ve Mance’in kara kale etrafındaki yoklama saldırılarını savunduğunu öğreniyoruz. Bu saldırılardan biri Kafatası Köprüsü’nde oluyor ve Bowen Marsh kafasına bir yara alıyor. Kulağının bir bölümünü kaybediyor.

Kara Kale’ye geri döndüğünde onu gerçekten tanımaya başlıyoruz. Kendisi Alliser ve Janos Slynt’le yakın duruyor ve seçimlerde Janos Slynt tarafı için çalışıyor ama Jon seçiliyor. Bowen hemen Jon’u tebrik ediyor ve Baş Kahya olarak kalmasını teklif ediyor. Jon kabul ediyor.

Janos Slynt bir aptaldı ve Jon, boyunu bir baş kısalttı. Sör Alliser muhtemelen bir intihar görevine yollandı. Böylece onların mantalitesine sahip ve yaşayan Bowen Marsh kaldı. Jon’u ölü görmek istiyor fakat okların kendisini göstermeyeceği, hain olarak yafta yiyip idam edilmeden bunu gerçekleştirmeyi istiyor.

Slynt ve Alliser’ın ölümüyle Bowen Marsh bayrağı devralıyor fakat kendisine yeni komplocular bulmalı. Janos ile birlikte Sur’a gelen altın pelerinlilerin Bowen’a yakın durduklarına şüphe yok fakat bunlar kim ve yardım ettiler mi bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var ki Jon seçildikten hemen sonra düşmanı tarafına çalışmasına rağmen gidip Jon’u tebrik ederek konumunu koruyan bir Bowen Marsh var. Konumu ise Baş Kahyalık. Kara Kale’deki her bir kahya onun emrinde ve Jon’la iyi vakit geçiren ve sürekli etrafında olan Molly’de bunlardan biri. Bir başkası, Aemon’un kahyası ve şu anki geçici üstat Clydas.

Alliser ve Janos’un Jon’u öldürmek için kendilerince haklı sebepleri vardı. Peki Bowen Marsh neden Jon’un ölü olmasını istiyor? Basitçe Stannis ve yabanıllara bulaşmak istemiyor, Lannister ve yabanılları ötekilerden daha büyük bir tehdit olarak görüyor, Baş Kahya olarak mantıklı bir şekilde kısıtlı imkanlarla zar zor ayakta duran Nöbet’e yeni yabanıl ağızlarının eklenmesini istemiyor. Jon yemek sorununu çözdüğünde ise bu kez sadece yabanılları bahane ederek jon’a muhalif oluyor. Bir diğer deyişle Jon’un ne yaptığı önemli değil ve her türlü karşısında yer alıyor, fikrini değiştirmiyor.
Bowen uzun zamandır Sur’da olan akıllı bir adam. Yabanıllardan çekinmesi doğal karşılanabilir fakat yabanılların güneye geçmesini, ötekilerin gelip hepsini öldürmesinden daha fazla umursuyor. Jon bunu ona açıkladığında ise sanki işe yarayacakmış gibi ‘‘kapıyı mühürleriz, sur’un tepesine çıkarız’’ gibi işe yaramayacak önerilerde bulunuyor. Söylediğimiz gibi Bowen’ın sayılarla arası iyi ve 500 civarı adama sahip Nöbet’in 300 mil uzunluğundaki Sur’u korumasının imkansız olduğunu bililyor fakat umursamıyor.

Toparlayalım. Bowen, Janos ve Alliser ile yakın, Jon’a sürekli muhalif ve muhtemelen ölmesini istiyor. Baş Kahya olarak Kara Kale’ye gelen, giden her şey üzerinde kontrolü var. Kuzgunlarla ilgilenen geçici üstat Clydas ile ve diğer tüm kahyalarla emir komuta ilişkisi var.

Clydas, pembe mektubu Jon’a iletirken garip bir halde.

Molly haklıydı; yaşlı kâhya titriyordu, adamın yüzü kar kadar beyazdı. “Aptalca davranıyorum ama…
bu mektup beni korkutuyor Lord Kumandan. Bakın.”
Parşömenin dışına bir tek kelime yazılmıştı;
piç. Lord Kar, Jon Kar
ya da
Lord Kumandan
yoktu. Sadece
piç.

Kendisi uzun yıllardır Sur’da ve üzerinde ‘‘Bastard’’ yazan bir mektup onu korkutuyor, Neden?
İki seçenek var. İlki; mektubu açtı, okudu ve tekrar mühürledi. İkincisi ise içinde yazanları biliyordu çünkü yazılırken oradaydı. Gerçek şu ki bu tip entrikalar hiç onun tarzı değil ve Bowen bunu bildiği için rolü sadece mektubu iletmek. Bu Molly’nin de neden orada olduğunu açıklıyor. Üstat beceriksiz ve yalan söylemede pek iyi değil bu yüzden işi berbat etmediğinden emin olmak için Molly orada

Mektuptaki safsatalara gelirsek. Stannis, 7 gün süren bir savaşın sonucunda yenilmiş. Bu gerçekten de ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayan bir adamın sallaması gibi. sayılar ve hava şartları 7 günlük bir savaşı imkansız kılıyor.

Peki Bowen, Mance’in hayatta olduğunu nasıl biliyor? Melisandre bölümünde Mel, Mance ile konuşurken kemik zırhını giymesinin çok önemli olduğunu ve büyünün fonksiyonlarının çalışması için çıkarmamasının elzem olduğunu tekrar tekrar söylüyor. ‘‘The bones protect you.’’

“Seni ilgilendirmesi gereken şey onların
bıçakları değil, gözleri,” diye uyardı adamı.
“Evet, büyü.” Adamın bileğini saran demir kelepçedeki yakut, nabız gibi attı. Adam,
bıçağının ucuyla yakuta vurdu. Taşa çarpan çelik haϐif bir tıkırtı çıkardı. “Uyurken onu
hissediyorum. Tenimdeki ısısını. Demir kelepçeye rağmen. Bir kadının öpücüğü kadar
yumuşak. Senin öpücüğün. Ama bazen, yakut rüyalarımda yanmaya başlıyor ve senin
dudakların dişlere dönüşüyor. Her gün, onu bileğimden çıkarmanın ne kadar kolay olacağını
düşünüyorum ve her gün çıkarmıyorum. Kahrolası kemikleri de takmak zorunda mıyım?”
“Büyü, gölgeden ve telkinden yapıldı, insanlar görmeyi bekledikleri şeyi görürler.
Kemikler bunun bir parçası.” Bu adamı esirgemekle hata mı ettim? “Eğer büyü işe yaramazsa,
seni öldürürler.”

Gözlerinin kemik lordu ve mance arasında renk değiştirdiğini görüyor.

Yabanılın gözleri kısıldı. Gri
gözler, kahverengi gözler; Melisandre, yakutun her nabız vuruşunda renklerin değiştiğini
görebiliyordu.

George, bu konuşmaya bir detay daha bırakıyor :slight_smile: Bowen ile Mance arasında bir didişme yaşanmış.

Boynundaki yakut kendisine bağlı kölenin yakınlığıyla hareketlendiğinde, Melisandre
boğazının çukurundaki ısıyı hissetti. “Kemik zırhını çıkarmışsın,” dedi adama.
“Tıkırtılar beni deli edecekti.”
“Kemikler seni koruyor,” diye hatırlattı rahibe. “Kara kardeşler seni sevmiyorlar. Dün
akşam yemeğinde bazı kardeşlerle atışmışsın, Devan söyledi.”
“Bazılarıyla. Bowen Marsh liderlik hakkında atıp tutarken ben jambonlu fasulye çorbamı
içiyordum. Yaşlı Nar, benim onu gözetlediğimi düşündü ve konuşmalarının bir katil
tarafından dinlenilmesine tahammül etmeyeceğini duyurdu. Ona, eğer bu sözleri gerçekse,
katilleri ateşin yakınında oturtmaması gerektiğini söyledim. Bowen kızardı ve boğulma
sesleri çıkardı ama hepsi buydu.” Yabanıl, pencere kenarına oturdu, hançerini kınından
çıkardı. “Eğer bir karga, ben yemeğimi kaşıklarken kaburgalarımın arasına bir bıçak sokmak
istiyorsa, buyursun denesin. Hobb’un bulamacı, içine bir damla kan katıldığında daha lezzetli
olur.”

Bowen ile olan didişmesinde kemikleri giyiyor muydu bilmiyoruz fakat onları giymekten nefret ettiğini ve konuşmalar esnasında sık sık çıkardığını görüyoruz. Ayrıca Mance, Kemik Lord’una kıyasla daha iyi konuşan biri ve gizemli bir yakut takıyor.
Şimdi gelelim diğer bir meseleye.

“Stannis yanlış adamı yaktı.”
“Hayır.” Yabanıl, bir ağız dolusu kahverengi ve kırık dişin arasından Jon’a sırıttı. “Bütün
dünyanın görmesi için, yakmak zorunda olduğu adamı yaktı. Herkes yapmak zorunda olduğu
şeyi yapar Kar. Krallar bile.”
“Emmett, onun için bir zırh bul. Çeliğin içinde olmasını istiyorum, eski kemiklerin içinde
değil.”
Zırh ve kalkan kuşandığında, Kemik Lordu biraz daha dik duruyormuş gibi göründü. Daha
uzun da görünüyordu. Omuzları Jon’un düşündüğünden daha kaim ve daha güçlü gibiydi.
Güçlü olan zırh, adam değil, dedi Jon kendine.

Görüldüğü gibi Mance herkesin ortasında kemiklerini çıkarıp zırh kuşandı ve Jon ile dövüştü. Jon kesin bir şekilde adamdaki inanılmaz değişimi farkediyor. Diğerleri neden etmesin? Unutmayalım ki Bowen Marsh her şeyi tek başına planlamıyor ve her şeyi tek başına görüp, düşünmüyor. Kara Kale’de bir sürü adamı var.

Kemik Lordu ortadan kaybolunca Bowen merak ediyor. Jon, kalkan odasında yüksek sesle mektubu okurken Bowen Marsh’ın mektupta yazan Mance’in yaşadığı açık eden bilgilere karşın hiçbir soru sormaması ve sessiz kalması da garip.

Peki Reek meselesini nereden biliyor? İki seçenek var. Birincisi daha önce söylediğimiz gibi Roose’un bir mektup yollamış olabileceği ve bu mektubu Bowen Marsh’ın okuması. Böylece mektup Jon’a iletilmedi ve Bowen komplosu tıkır tıkır işlemeye başladı. Diğer bir seçenek ise Kara Kale’de buz hücrelerinde tutsak olan ve kahyalar tarafından kontrol edilen Cregan Karstark tarafından öğrenilmiş olabileceği.

Teoriye göre Jon yüksek sesle mektubu okuyana kadar Bowen’ın suikast için haklı bir gerekçesi yoktu ve Jon’un bir sürü savaşçı ile birlikte güneye ineceğini açıklaması üzerine ihanet suçu ile Jon’u öldürmek için haklı bir gerekçeye sahip oldular. ‘‘Nöbet için’’

Bowen’ın bu suikasti o gün değil de uzun zamandır planladığını açıklayan bir işaret de Ghost’tan geliyor. Bildiğimiz üzere Robb, İkizler’e geldiğinde Greywind adeta delirmiş ve içeriye girmek istememişti. Freyler’in Kızıl Düğün’ü önceden planladıkları malum. Bu iki olay arasında belli ki yazar paralellik kurmuş ve Ghost o gün normal değil.

Molly ve Bit, silahhanenin dışında titreyerek nöbet tutuyorlardı. “içeride olmanız gerekmez mi?” diye
sordu Jon. “Şu rüzgârdan uzakta?”
“Bu çok güzel olurdu ama kurdunuz bugün arkadaş istemiyor lordum,” dedi Bit Fulk.
Mully onayladı. “Beni ısırmaya çalıştı.”
“Hayalet
mi?” Jon çok şaşırmıştı.
“Eğer başka bir kurdunuz yoksa, evet lordum. Hayalet’i daha önce hiç böyle görmedim. Bu kadar
vahşi, demek istiyorum.”
Jon, kapıdan içeri girdiğinde, Mully’nin haksız olmadığını bizzat gördü. Ulu kurt yerinde
duramıyordu. Silahhaneyi boydan boya dolaşıyor, soğuk tav fırının önünden geçip duruyordu.
“Sakinleş Hayalet,” diye seslendi Jon. “Otur Hayalet.
Otur.”
Fakat hayvana dokunmak için hareketlendiğinde, ulu kurt tüylerini kabarttı ve dişlerini gösterdi. Şu
kahrolası yaban domuzu yüzünden. Hayalet, domuzun kokusunu buradan bile alıyor.
Mormont’un kuzgunu da huzursuz görünüyordu.
“Kar,”

“Tavsiyeleriniz için teşekkür ederim lordlarım.” Saten, Jon ve diğer adamların pelerinlerini
giymelerine yardım etti. Adamlar silahhanenin içinden geçerken Hayalet onları kokladı, kuyruğunu
dikeltti.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Ne düşünüyorsunuz, sizce Bowen Marsh yazmış olabilir mi?

3 Likes

Evet şu zaman kadar hep Stannis yazmış olabileceğini düşünüyordum ama şu andan sonra Bowen Marsh baş şüphelim.

1 Like

Bu teori şu alıntı ile çelişiyor

Sonra Bowen Marsh, Jon’un önüne dikildi, yanaklarına göz yaşlan akıyordu. “Nöbet için.” Jon’un
karnım yumrukladı. Adam elini geri çektiğinde, Jon’un karnına bir hançer gömülüydü.

Madem uzun zamandır Jon’u düşüşü için komplo kuruyor ve onu sevmiyor, neden onu oldururken ağlıyordu?

Kafaların birilerinin görüp görmemesinin çok önemli değil, yani tanıma manasında. Seri boyunca Ned dahil bir sürü kişinin kafası vb. dikildi burçların tepelerine vs. ki Kışyarı’nda sahte Bran ve Rickon’un yanmış bedenleri de sallandırılmıştı. Davos’un sahte bedeni de Beyaz Liman’ın kalesinden… Yani çok yüksek, kimse göremez gibi bir iddia temelsiz ve anlamsız. Tanı tanıma diyen yok; asmış işte.

Lakin Ramsey’in yazmadığı konusunda ben de katılıyorum. Söylendiği gibi Reek’i ele geçirmiş olurdu, haydi sahte Arya’yı alamazdı, önden yollamıştı Stannis.

Mance konusuna gelince… Mance, sürekli kale içerisinde geziniyor ama biz, onun neler yaptığını bilmiyoruz. En önemlisi SArya’yı kaçırma sırasında da ortalıkta değildi. Arya’nın Arya olmadığını gayet iyi biliyordu, buna rağmen oralarda gezinmeye devam ettiğine göre asıl hedefi çok başka bir şey… Dahası kalede sürüsüne bereket üstat var, illa ki birini bir şekilde kafalamış yahut laf arasında “bunlardan hangisi NW’ye gidiyor ki?” diye basit bir soru-cevap şeklinde sohbet edebilir. Yani gerçekten millet neler öğreniyor insanlardan; hangi kuzgun nereye gidiyor, onu mu öğrenemeyecek? Bu kadar basit, zararsız görünen bilgiyi hangi üstat niye saklasın? Saklamaz.

Stannis ve “zaman” konusunda bir yorum -şu an- yapamayacağım zira sayılarla cidden aram çok kötü. :smiley:

Bowen

Aslında burada benim sorguladığım şey; Bowen’ın ne zaman Jon’u öldürme planı yaptığı ve ne kadar zamandır onu ölü görmek istediği… Bu bilgilere vakıf olmadan sadece çıkarım ve olasılıklar üzerinden ilerleyebiliyoruz.

Anladığım kadarıyla videoda en başından beri, diyor… Bu çok mantıksız. Teknik olarak en başından beri bu adamın Jon ile bir sorunu yok, desteklediği kişi/ler bu gerçeği değiştirmez. Orada birden fazla destekçi ve destekledikleri insanlar vardı… Bir kumandan seçimini de “düşman” tarzı ifadelerle ağırlaştırmak doğru gelmiyor, abartılı bir ifade… Onun olayı işini yapmak ve kumandana hizmet etmek; konumunu sürdürdüğü sürece bunun onun için bir sorun olacağını sanmıyorum zira adamın karakter yapısı entrika ve politika/makam arzusu şeklinde lanse edilmedi. Bu adam “sayılar” için yaşıyor tarzında lafları var, Jon’un. Anında her şeyi hesaplayabiliyor sayısal olarak. İşini de iyi yapıyor. Şu Yabanıl savaşı sonrası Jon, onun değişmeye başladığını söylüyor; daha sert diyebilirim, Yabanıllara karşı daha hoşnutsuz da diyebilirim. Bu gerçek.

Haliyle olan biten şeylerin onu mutlu etmediği ortada, söylemekten de hiç çekinmedi. Bir yandan hizmet ediyor, diğer yandan söylenip, Jon’u uyarıyor. Jon da onun sağda solda neler konuştuğunu zaten biliyor, sadece onun da değil diğerlerinin; kimlerin… Jonas ve Throne’un birbirinden uzak durmasını istedi ve ayırdı… Zaten Bowen dahil hepsinin banyoda neler konuştuğunu biliyor, oradaydı. Özetle zaten adamı tanıyor, eğer tehdit görseydi onunla da ilgilenirdi. Melisandre “yüzüne gülenlerden kork” gibi bir ifade etti, bu adam yüzüne gülmedi zaten, hep şikayet etti ve rengini ifade etti, saklamadı. Saklasa anlarım.

Hatta Bowen ilk kendi aday olmuştu sanırım ama seçilmeyince Slynt’i destekledi.

Salondaki adamların yarısı ayaktaydı. Kral Stannis’e ya da Melisandre’ye ya da ikisine birden sadık olan güneyli şövalyeler, silahlı askerler ve Gece Nöbetçileri’nin Yeminli Kardeşleri. Bazıları, Jon’u lord kumandan olarak seçmişlerdi. Diğerleri Bowen Marsh’a, Sör Denys Mallister’a ve Cotter Pyke’a oy vermişlerdi… bazıları da Janos Slynt’e. Hatırladığım kadarıyla yüzlercesi. Jon, o anda o adamlardan kaçının mahzende olduğunu merak etti. Bir an için, dünya bir kılıcın ucunda terazilendi.

Jon’a muhalefeti, Jon’a kıllığından değil Yabanıllara kıllığından; kulağını kopardılar, hatırlatırım.

Bowen Marsh, bineğini Jon’unkinin yanma getirdi. “Bu, görmeyi asla düşünmediğim bir gün.” Lord Kâhya, Kafatası Köprüsü’nde aldığı baş yarasından sonra gözle görülür şekilde zayıflamıştı. Tek kulağının bir kısmı gitmişti. Artık bir nar gibi görünmüyor, diye düşündü Jon. ‘Yabanılları Gorge Boğazı’nda durdurmak için kanadık,” dedi Marsh. “Orada iyi adamlar katledildi, arkadaşlar ve kardeşler. Ne uğruna?”

“Ortak düşmana karşı ortak bir dava, bunu kabul edebilirim,” dedi Bowen Marsh, “lâkin on binlerce yarı aç vahşinin Sur’u geçmesine izin veremeyiz. Bırakın da biz kapıları mühürlerken onlar kasabalarına geri dönsünler ve Ötekiler’le orada dövüşsünler. Othell bunun zor olmayacağını söylüyor. Yapmamız gereken tek şey, tünelleri molozla doldurmak ve katil deliklerine su dökmek, işin gerisini Sur halledecek. Soğuk, ağırlık… bir ay dönümü içinde, hiçbir zaman hiçbir kapı olmamış gibi olacak. Düşmanlarımız içeri girmek için yol kazmak zorunda kalacak.”

Onun tek derdi Sur.

“Lord Mormont’un son keşif gezisi, Nöbet’in dörtte birine mal oldu lordum. Elimizde kalan kuvveti muhafaza etmemiz gerek. Her ölümle küçülüyoruz, çok zayıfladık… Doğru olanı yap ve mücadeleyi kazan, derdi amcam eskiden. Sur’dan daha önemli bir şey yok Lord Kumandan.”

Bowen’ın Sur’un kapıları kitleme meselesinde; kahya ve inşattan sorumlular katılıyor ve korucuların çoğu ona karşı çıkan Dywen’den yana, diyor Jon. Özetle Sur’un yarısı Bowen ile aynı fikirdeymiş ama kapı meselesinde, yani Yabanıl meselesinde.

Jon’un adam hakkındaki düşünceleri.

Jon, Üstat Aemon’ı en çok böyle zamanlarda özlüyordu. Clydas kuzgunlarla yeterince iyi ilgileniyordu ama Aemon Targaryen’ın bilgisinin ve deneyiminin onda birine sahip değildi, irfanı bundan bile azdı. Bowen kendince iyi bir adamdı ama Kafatası Köprüsü’nde aldığı yara onun tavrım sertleştirmişti. Bowen’ın şimdilerde söylediği tek şarkı, kapıları mühürlemekle ilgili olandı. Othell Yanvyck sessiz olduğu kadar hissizdi, yaratıcılıktan uzaktı ve Baş Korucular göreve getirildikleri anda ölüyorlardı. Arabalar hareket etmeye başladığında, Gece Nöbetçileri en iyi adamlarının çoğunu kaybetti, diye düşündü Jon. Yaşlı Ayı, Qhorin Yarımel, Donal Noye, Jarmen Buckwell, amcam…

Unutmayın ki Bowen, Jon’u bıçakladığı sırada yaptığı şey yüzünden ağlıyordu, bunu yapmak istemiyor ama yapmak zorunda kaldığı için üzgündü. Sevmediği, en başından beri karşı olduğu/düşman olduğu bir adamı öldürürken niye ağlasın ve üzgün olsun?

Sonra Bowen Marsh, Jon’un önüne dikildi, yanaklarına göz yaşlan akıyordu. “Nöbet için.” Jon’un karnım yumrukladı. Adam elini geri çektiğinde, Jon’un karnına bir hançer gömülüydü.

Bu yüzden ben Bowen’ın son ana kadar Jon’un kararlarından hoşlanmasa da katlandığını ama güneye inme kararı sonrası artık buna katlanamayıp, harekete geçtiğini düşünüyorum.

Fakat haklı olunan bir durum var… Clydas’ın mektubu getirdiğinde korkudan titriyor olması, düşündürücü. Söylenildiği gibi olabilir… Diğer yandan mektup akşam saatlerinde geliyor, karanlık çökmüşken… Kuzgunlar hep kötü haberler getirir diye söyleniyor ve şu ana kadar da güzel haber getirmedi. “Lord Kumandan” yazarak gelen bir mektup “Piç” diye gelince, adamın işkillenip, bundan düzgün bir şey çıkmyacağını bilmesi… Hele ki Boltonlardan; Kuzeyin resmi olarak muhafızı/başı olan ve tek bir emriyle tüm kuzey ordusunu toplayıp üstlerine gelebilecek aileden böyle bir şey gelince… sandığımız kadar düşündürücü olmayabilir. Zaten Lannister ordusunun -Stannis yüzünden- üstlerine geleceğinden korkmuş iken Lannister tarafından desteklenen Bolton’lardan “piç” diye böyle bir şey gelmesi akla hemen o meseleyi hatırlatmıştır, benim aklıma gelirdi ve endişelenirdim.

Diğer yandan Mance’in yaşadığını asla bilemez; Jon’un anlayamadığı şeyi, sayılardan başka bir şeyi bilmeyen bir adamın, bilmesini/anlamasını bekleyemezsin. Onu da geçtim, başka insanlar anlamadı… Yahut anlayanların alayı tesadüfe bak ki Jon’un karşıtı olan tipler mi? Hiç sanmıyorum. Jon, Mance’deki değişimi fark ediyor ama hala karşısında Kemik Lordu görüyor, tartışma sırasında da… Arada bir göz rengi değişikliğini insanlar “göz yanılması-ışık farkı” şeklinde kafasında geçiştirir. Süper zeki dahi olsan böyle bir şeyden Mance yaşıyor diyemezsin, dahası Mance’in öldüğünü kendi gözleriyle gördü bu adam. Kemik Lordu’nu da tanımıyor ki daha iyi konuşuyor daha az kötü konuşuyor bilsin. Daha iyi konuşsa bile yine beyin geçiştirir. “ipucu yakaladım huu” deyip sherlock gibi layı çözemez. Özetle Bowen ya da başkasının Mance’yi tanıma şansı yok, Mance herkes için ölü. Cregan de bilemez, kalesinde tıkılı bir kuş o; çıktı geldi, yakalandı. Ötesini duyup bilemez.

Tormund da olayı öğrendiğinde öyle muazzam bir tepki vermiyor ya da odadaki adamların soru-cevap yaptığını görmüyoruz.

Hayalet’in tepkisini ben de düşündüm. Sonra kafama Bran sahnesi ile dank etti. Sorun şu ki özünde Ulukurtlar, tertip falan sezemezler. Bran, tırmanmaya başladığında Yaz sürekli anormal tepkiler veriyordu, yani oğlanın başına bir iş geleceğini sezmişti… Bıkmadan usanmadan havladı etti tepki verdi… Jaime önceden plan mı yapmıştı Bran’ı öldürmek için? Hayır. O anda spontele gelişip karar aldı ve oğlanı aşağı itti. Lakin Yaz, Bran’ın zarar göreceğini sezinledi, aynı şekilde Hayalet de sezinledi ama bu, planın günler öncesinden yapıldığına bir kanıt olarak kullanılamıyor işte. Bran unsuru olmasaydı, ben de öyle düşünecektim.

Bir de "pembe mühür"den basetmemiş arkadaşlar. Bowen bir de kalpazan mı? Hem Jon gibi gözünden hiçbir şey kaçmaya adamın göremediklerini görüyor, Shelock gibi minicik işaretten Mance yaşıyor diye bilgiyi ortaya çıkartıyor ve bununla da yetinmiyor, bir haneye ait mum ve armasının olduğu mührün sahtesini yapacak kalpazanlık becerilerine sahip? Bowen zeki bir karakter olarak lanse edilmemişti ama öyleymiş gibi anormal şeyler yaptırılmış adama. Pembe mum ve mührü nereden buldu? Mance bulabilir, Stannis de bulabilir(çünkü Bolton üstadı elindeydi). Bu armalar mühürler vs. kolayca taklit yapılıyor idiyse niye daha önce hiç okuyup görmedik ki? Öztle mektubun Bowen ile ilgisi yok.

Hem Bowen yazsa, Jon onun el yazısını tanımaz mıydı ki? Adam sürekli oğlana raporlar sunuyor, bu bizim herifin yazısı yaaa demez mi?

1 Like

Mektubu Melisandre yazmış olabilir mi acaba ? Mance Ryder’in yaşadığını bilen tek kişi o. Ramsey’in de Arya ile evlendiğini zannediyordu. Bu bilgilere sahip olan tek kişi o. Jon’un kuzeyde kalmasını istemiyor hatta Çetinocak’a gitmesine karşı çıktı. Mektupla Jon’u manipüle edip yönünü güneye çevirmesine sebep olmuş olabilir mi acaba ?

1 Like

Itiraf ediyorum tamam mektubu ben yazdim.:neutral_face::neutral_face::neutral_face::neutral_face:
Jonun kuzeyin krali olmasini istiyorum
Arya da kralicesi olsun.:slight_smile::slight_smile:

1 Like

Ya zaten Melisandre-Mance ve Stannis üçlüsünün işi bu. Bir ihtimal Stannis çok fazla ayrıntıya vakıf olmayabilir ama Mance’in yaşadığını ve Melisandre’nin onu kullanacağını biliyor. Haliyle en başar ikili; Melisandre ve Mance. Stannis için yapıldığından ve her işe onay verdiğinden onu da katıyorum ama eylemi büyük ihtimal ile bu ikisi gerçekleştirdi.

@Zeynep 10 senedir niye bizi yordun? Başta desene! :grin:

1 Like

Buna katılıyorum. Bu olay kimsenin aklına gelmez. Gölge bağlama işlemini bir gece nobetcisi nereden bilebilir?

1 Like

Ben Stannis olmadığını düşünüyorum. Mel olabilir ama beni kimin yazdığı ilgilendirmiyor. George cevapsız bırakabilir ki umarım böyle yapar. Ben böyle şeyleri seviyorum. Eğer Jon bunu yazanın Stannis olduğunu düşünür ise Kuzeyli Lordlarla işbirliği yapıp Stannis’i ortadan kaldırabilir ve bu seri ile Jon’un karakteri için harikulade bir şey olur.

Aslında bu üçlünün parmağı var ise Stannis’in ölümü doğrudan ya da dolaylı Jon’dan olabilir diye düşündüm.

Mantıklı olabilir ama Bowen Marsh 8 mızrak karısını nerden ve nasıl bilecek?

Bak o kısmı unuttum, o da var. :slight_smile:

buna verecek bir cevabım yok gerçekten. teoriyi çevirirken hep aklımdaydı ve teori sahibi de buna değinmedi.

Bir üstat’ın kuzgunlarla ilgili bilgileri sıradan biriyle paylaşacağını sanmam. sonuçta bir mektup ile savaş bile çıkarabilirsin önemsiz şeyler değil bunlar.

doğru, düşmanlık ağır olmuş fakat bu adam en başından beri alliser ile yakın ve alliser, slynt tayfası jon’u açıkça öldürmek istiyor. bence hafife alınacak bir şey değil.

en başından beri planlıyor olmayabilir fakat jon kumandan olduğundan beri ona her şeyde karşı çıkıyor diyebiliriz. slynt ve alliser öldükten sonra ve kendisine göre jon’un yanlış işler peşinde olduğunu farkettikten sonra komplo kurmaya başlamış olabilir.

Melisandre’nin bunu Jon’a yapılacak olan suikast girişimi için söylediği aşikar. Son zamanlarda sık sık uyarıyordu zaten. Burada '‘yüzüne gülen’'den kasıt Jon’a açıkça düşman olmayanı ifade ediyor olabilir. Sonuçta Kara Kale’de Alliser ve Slynt hariç Jon’a karşı açıkça düşmanlık besleyen birileri yok. Bowen Marsh ise genellikle muhalif fakat bir görev adamı gibi gözüküyor.

Jon’un süper zeka bir tip olduğunu düşünmüyorum neden öyle lanse ettin ki? onun çözemediği bir olayı başkası çözebilir ayrıca Jon bir lord kumandan ve işi gücü var bu çocuğun. Diğerleri kadar ortalıkta gezinmiyor, muhabbetlere katılmıyor. Sağdan sola koşuşturup duruyor ve Kemik Lordu ile dövüş hariç pek karşılaştığını hatırlamıyorum. birkaç adamın işkillenmesi ve bunu tayfalarına duyurması sonucu kemik lordu dikkatle gözlenebilir ve kalede Melisandre gibi bir büyücünün de olduğu hatırlanırsa gayet bir şeylerden şüphelenilebilir. Durduk yere neden Martin üstüne basa basa büyü ile kemikler arasındaki ilişkiyi ve büyünün yer yer bozulduğunu söylettirsin ki diye düşününce pek bir cevap bulamıyorum. Mance kemikleri giymemekte diretiyor ve kara kardeşlerle tartışıyor, Mance kemikleri çıkarıp herkes önünde dövüşüyor, Mance’in gözleri fıldır fıldır.

Tormund ile Bowen aynı insanlar değil. Tormund güneyli entrikalarından anlamaz ve Bolton’ların kancık olduğunu biliyor. Kışkırtmak için yazmıştır der geçer. Zaten zil zurna sarhoştu.

Doğru. Ulukurtlar kahin değil sonuçta havada kötü bir şeyler olduğunu sezip hırlıyorlar o kadar. Ben de teorinin o kısmına katılmıyorum. Önceden planlandığına bir kanıt değil.

çevirimin eksik kısmı orası.

diğer 2 mektupla pembe mektup aynı şekilde tarif edilmediği için mühürde de bir oyun var. tam anlayamadım fakat pembe balmumu mührü yerine pembe lekeli balmumu mührü olabilir 3.mektuptaki mühür. Türkçesinde pembe balmumu diye çevirilmiş fakat ingilizce de farklı şekilde tanımlanıyor. yukarıdaki gibi.

Komplo yapan bir adam bunu da düşünür herhalde. Başkasına yazdırabilir.

Stannis’in pek bir alakası olamaz adam savaşta. Melisandre tek başına Stannis için böyle bir şeye kalkışır mı? kalkışabilir fakat Reek meselesini nereden biliyor? cevabı yok maalesef. Mance’in Winterfell’den Melisandre’ye Reek meselesini iletmesi de zor görünüyor. Ayrıca mektupta Mance’in yakılmadığı ibaresi geçiyor ve yakan bizzat Melisandre idi. Kendi kendini mi yalancı durumuna düşürecek bu kadın?

Sanmam. Jon, Stannis’i seviyor bakmayın sürekli didiştiklerine. Stannis kuzeyi kurtarmaya çalışıyor ve Jon onun verdiği savaştan memnun.

Doğugözcüsü ya da Gölge Kule,
diye tahmin etti ama mühür mumu siyah değil altın rengiydi. Mührün üstünde, alevli bir kalbin içine
yerleştirilmiş bir geyik kafası vardı.
Stannis.
Jon, sertleşmiş mührü kırdı, parşömen dürümünü açtı, okudu.
Bir üstadın eli ama bir kralın sözleri değil.
Stannis, Derinorman Kalesi’ni ele geçirmişti ve dağ kabileleri ona katılmıştı. Flint, Norrey, Wull,
Liddle, hepsi.
Ve bir destekçimiz daha oldu, beklenmedik fakat çok sevindirici, Ayı Adası’nın kerimelerinden
biri. Adamları tarafından Dişi Ayı olarak anılan Alysane Mormont, bir balıkçı teknesinin
mürettebatının içine savaşçılar yerleştirdi ve kıyının açığında bekleyen demiradamları gafil avladı.
Greyjoy’un dargemileri yakıldı ya da ele geçirildi, adamları teslim oldu ya da katledildi. Kaptanlar,
krallar, dikkate değer savaşçılar ve asil doğumlular için fidye isteyeceğim ya da onları başka bir
şekilde kullanacağım, geri kalanları asmak niyetindeyim…
Gece Nöbetçileri, diyarın savaşlarında ve anlaşmazlıklarında taraf tutmamaya yeminliydi. Buna
rağmen, Jon Kar kendini memnun olmaktan alıkoyamıyordu. Okumaya devam etti.
…zaferimizin haberi yayıldıkça daha çok kuzeyli adam bizim tarafımıza geçiyor. Balıkçılar,
hürsüvariler, dağlılar, Kurt Ormanı’nın derinliklerinde yaşayan çiftçiler, demiradamlardan kaçmak
için taşlı kıyıdaki evlerini terk eden kasabalılar, Kışyarı kapılarında gerçekleşen mücadeleden sağ
çıkanlar, bir zamanlar Hornwoodlar’a, Cenvynler’e ve Tallhartlar’a yeminli olan adamlar. Ben bu
mektubu yazarken ordumuzda beş bin adam var ve sayımız her gün artıyor. Roose Bolton’ın bütün
kuvvetiyle birlikte Kışyarı’na doğru ilerlediği haberini aldık. Piçini Kışyarı’nda senin üvey kız
kardeşinle evlendirecekmiş. Bolton’m kaleyi eski kuvvetine kavuşturmasına izin veremeyiz. Ona
karşı yürüyüşe geçeceğiz. Arnolf Karstark ve Mors Umber bize katılacaklar. Eğer yapabilirsem kız
kardeşini kurtaracağım ve onun için Ramsay Kar’dan daha iyi bir eş bulacağım. Ben geri dönene
kadar, sen ve kardeşlerin Sur’u tutmalısınız.
Mektup imzalanmıştı, başka bir el tarafından.
Işık Tanrısı infaz etti. Rhoynarlar’ın, Andallar’ın ve İlk İnsanların Kralı, Yedi Krallık
Lordu, Baratheon Hanedanından Bu İsimle Anılan İlk Kral Stannis Baratheon tarafından
imzalanıp mühürlendi.

Mızrak karıları Kara Kale’ye çok yakın olan Köstebek Kasabası’ndan alındı. Kara Kardeşler sürekli bu kasabaya gidip geliyor. Anlayacağınız bu iki lokasyon arası bir trafik akıcı olarak işliyor. Öğrenilebilir böyle bir şey.

1 Like

Gayet önemsiz bir şey. Bir kuzgunun eğitimi… Hangi kuzgun nereye gidiyor… Bilsen ne olur, bilmesen ne olur? Cevap verince başına ne gelir? Zehrin sırlarını sormuyorsun sonuçta ya da benzer şeyleri. Bir de üstatlar her daim kendileri ilgilenmiyorlar kuzgunlarla, sık sık bir çeşit yardımcıları olduğunu; beslenmesinden sorumlu olan kişiler de olduğunu gördük. Yani onlar biliyor, onlar biliyor da sorun yok… Bunlara sorabilirsin de. Özetle varmaya çalıştığım nokta; millet kimden neler öğreniyor iken basit bir “hangi kuzgun nereye gidiyor” sorusunu sormak ve öğrenmek hiç güç değil. Yani ben sorsam bana da cevap verirler. Dikkat ettiyseniz eğer üstatlar, bir şeyler anlatmaya sandığınızdan daha yatkın tipler; her haltı biliyoruz havasında gezince, her an bilgi vermek/ders anlatma kafasında geziniyorlar. Ben daha ders vermeyen, sorulan soruya cevap vermeyen üstat görmedim.

Bir mektup ile savaş çıkartamazsın. Ben mektup yazdım, gönderdim… Üstünde mühür yok, arma yok bir şey yok… Bu söylediklerimi elde etmesi de çok güç şeyler. Nereye savaş çıkartıyorum?

Alliser ve Slynt tarafında sürüsüne bereket kişi var; oy vermiş. Bowen ilk başta bunlara karşı Lord Kumandan olmak için aday oldu. Dahası ilk bunlar tarafında olduğu aşikar olup sonra Jon tarafına oy devşirenler de gördük. Özetle seçimlerde bu ikisinin yanında oldu diye herkesi fişleyemezsin. Hayır yapsa Jon yapar… Jon’un tüm povlarını okursan bütün adamlar hakkında bilgi ve fikri olduğunu görürsün; hiçbirine güvenmediği gibi Alliser ve Slynt’in en tehlikelileri olduğunu düşünüyor ve ikisini ayırıyor. Bowen’ı ise görevinde bıraktığı gibi onun hakkında kötü şeyler düşünmüyor, aksine -katılmasa da- fikirlerini dinlemeye özen gösteriyor. Özetle zaten Jon, kimin onun yanında kimin onun karşısında olduğunu çok iyi bildiği gibi (tamam, gözden kaçanlar olabilir;6. kitapta bunu net göreceğiz varsa inşallah) Bowen da zaten fikir olarak her daim karşısında olduğunu açık etmiş biri.

Olabilir. Dediğim gibi zamanlama konusu "muamma"da kalan bir kısım ama kesinlikle en baştan beri değil.

Jon kumandan olduktan sonra değil, Yabanılları Sur’a sokmak istediği için karşı. Temel karşıtlığı bu, başka bir şeyine karşı değil. Adam, onu bıçakladığı zaman ağlıyordu; demek ki Jon’u genel olarak beğeniyor ve bu yaptığı şey yüzünden üzüntü duyuyor ama onun açısından bunu yapması gerektiğini düşünüyor. Aksi halde dizideki gibi bir sahne izlerdik.

“yüzüne gülenler”'den kasıt, genel bir deyim olarak “senin dostun gibi görünenler” ifadesidir, aslında. Bu yüzden ben bu şekilde algıladım.

Jon zaten kimseye güvenen biri değil ki.

“keskin gözlere sahip olmanın” çok süper zeka ile ilgisi yoktur, yüksek seviye dikkat ve gözlem yeteneğiyle alakası vardır. Bunu süper zeka belirtisi olarak kabul eder isen bir şey diyemem elbet ama 1. kitaptan beri GRRM, Jon’un tüm bu özelliğine sık sık ve devamlı vurgu yaptı. Kemik-büyü arasındaki bağa yapılan bir kerelik vurguya dikkat çekip, düşündürücü buluyor ve bunun bir sebebi olduğunu düşünüyorsan; birden fazla karakterin ağzından ve uygulamalarla bir karakterin 5 kitap boyunca “gözünden hiçbir şey kaçmaz” dediği biri için de aynı şekilde üstünde durmak gerekir diye inanıyorum. Haliyle çok akıllı olmayan bir adamın da Jon gibi çok zeki birinin fark etmediği şeyi fark etmesini bekleyemeyiz. Kaldı ki Jon senin sandığından daha hakim Sur’da olan biten, konuşulan şeylere. Kimin ne konuştuğunu biliyor, arkasından neler söylendiğini biliyor. Nasıl biliyor sence?

Kemikleri çıkartır çıkartmaz büyü yok olmuyor, kemikler yahut benzer şeyler sadece “göz aldanması” için yardımcı oluyor; asıl mesele “yakut” idi. Büyüyü onun aracılığıyla yaptı ve kemikler yardımcı oldu. Ufak göz rengi değişikliği yahut “bu kadar iri miydi bu?” cümlesi, öldüğünü kendi gözlerinle gördüğün bir adamın yaşadığına ve bir büyücü tarafından yüzünün değiştirildiği sonucuna varmanız asla sağlamaz.

Melisandre’nin “büyücü” olduğu biliniyor; Mance’in herkesin gözü önünde öldüğü biliniyor… Buna rağmen çoğu, hayatlarını köyde, kırsal kesimde dünyayı hiç görmeden bilmeden başlamış ve Sur’da son bulmuş insanlar bunlar. Bırak düşük doğumlu insanları soylu tiplerin bile kaç tanesi büyücülerin yüz değiştirme büyüleri olduğunu bilir? Kaçı deneyimlemiştir? Biz o kadar şey görmemize rağmen Mance sahnesine kadar kaçımız (FM dışında) yüz değiştirme büyüsü gördük ve bunun olacağını tahmin ettik?

Beric sahnelerine bakar isen adamın öldüğünü ve dirildiğini görmelerine rağmen(6 kere hem de), yanındakiler her defasında onun ölümcül bir yaradan, Thoros’un şifa marifetiyle iyileştiğini sanıyordu. Bunu da “öyle görmeyi” tercih ettikleri için yapıyorlardı, öbür türlüsü korkutucu idi.

Yani bu “yok mance’in yaşadığını fark etmiştir” yok “mance ne bilsin sura gidecek kuzgunun hangisi olduğunu” gibi argümanlar çok zayıf ve kolayca toz buz edilebilecek şeyler.

Tormund’un entrika yahut başka şeyleri anlayıp anlamamasıyla ilgisi yok bunun. Adamın kralı yakıldı… Adamın kralının yaşadığı ortaya çıktı… İnsan bir oturur soru sorar. Ağır tepki verir. Sarhoş olduğunu hiç hatırlamıyorum, mektup öncesi Çetinocak için yola çıkacaklardı. Kaldı ki sarhoş iken zaten daha abartılı tepkiler verilir, insan kendini kaybeder.

Kuramın en önemli kısımlarından biri oysa :slight_smile:

İngilizcesine baktım.

“button of hard pink” gelmiş iken ilk seferinde daha sonra “smear of hard pink” şeklinde tarif edilmiş. Asha’ya giden de button of hard pink idi. Bu kızım zaten mektubun Ramsey tarafından gelmediğine işaret olarak kullabılabilecek bir argüman.

Mum gene bir yerde iyi kötü elde edebileceğin bir şey olabilir; mum yani sonuçta ama elbette ki her hane kendi arma ve renklerine göre özel üretim, üst seviye kaliteli mum temin ediyordur ve tahminen pahalı bir şeydir. Üstatları kendileri özel dahi üretiyor olabilir, bilgimiz yok. Haliyle bir şekilde mühür ele geçtiyse, bu durumda mum temini birebir haneye ait olan olamaz… Bir fark olmalı, pembe ama buradaki “lekeli” bir mum, yani demek ki Boltonun kullandığı mum değil.

Bu durumda elinde mühür bulunan ve bir şekilde muma ulaşabilecek iki kişi var; Stannis ve Mance. Stannis’in elinde Bolton’un üstadı var ki kuzgunlar hakkında bilgi edinmişti, nasıl uçarlar, nereye nasıl giderler; eğitimleri nasıl olur gibi… Okumadın mı o kısmı? :slight_smile: kemikler ve büyü kısmına dikkat eden birinin asıl bu kısma dikkat etmesi gerekir. :stuck_out_tongue:

Stannis kelimeyi bir kırbaç sesi gibi parçalarcasına söylemişti. “Bir üstadın kuzgunu bir yere gider, sadece tek bir yere. Bu doğru mu?”
Üstad kaşlarının üstündeki teri koluyla sildi. “Tam olarak öyle d-değil,Majesteleri. Genelde öyle,doğru. Ancak bazıları iki kale arasında gidip gelmeyi öğrenebilir. Bazı kuşlar çok yeteneklidir. Ve uzun zamanda bir,öyle bir kuzgun bulunur ki kuş dört-beş kalenin adını öğrenebilir ve emredildiğinde oraya uçabilir. O kadar akıllı kuşlar yüzyılda bir gelirler.”

Kral sandalyesinde geri yattı. “Çıkarın şunu buradan,” diye emretti. “Kuzgunları bırakın.” Boynunda bir damar bariz bir şekilde atıyordu. “ Ben onunla ne yapacağıma karar verene kadar bu gri yaratığı klubelerden birine hapsedin.” Theon Greyjoy Bölümü (Çeviri) - The Winds of Winter

Sur’daki herkes okuma yazma biliyor zaten :smiley: Bowen’ı kıymetli yapan şeylerden biri sadece sayılarla arasının iyi olması değil, ayrıca okuma yazma bilmesi. Şunu anlamalısın ki okuma-yazma bilmek, o dönemlerde mumla aranan bir şey. Bizim için çok sıradan ve yaygın olan bu şey, o zamanlar için sıra dışı bir şey. Herkesin sahip olduğu bir yetenek değil. Bu yeteneğe sahip bir iki kişi de ona göre vazifelere veriliyor ve doğal olarak bir kumandan için ezberlemesi gereken çok az el yazısı oluyor.

Stannis her şeyi bildiği gibi Theon’un Stannis’in yanında olduğu gerçeğini asla unutma… Onu bir sebeple hayatta tuttu. Yukarıda verdiğim povu oku.

Stannis, kuzeyi kurtarmaya çalışmıyor; tahtını elde etmek için uğraşıyor. Tamam, Jon’dan hoşlanmış olabilir ama o kadar.

Buna katılmıyorum. “Ben Robert değilim. Lakin yürüyüşe geçeceğiz ve Kışyarı’nı kurtaracağız… ya da bunun için uğraşırken can vereceğiz.” Diyen biri. Diyebilirsin ki bunu orda bulunan Kuzeylileri kendine çekmek için dedi. Bu mantıklı bir görüş ama haksız bir bakış. Sırf Kuzeylileri yanına çekmek için bunları yapacağını sanmıyorum. Aynı zamanda kışın iyice bastırdığı vakitte ve kendisinden daha diri olan bir düşmanın üstene geldiği vakit ordu toplamak için Essos’a gitmeyip adamlaranın yanında kalması da bence bir gösterge. En önemlesi Martin diyor adam diyarı düşünüyor diye. O dedikten sonra bize laf düşmez bence.