POV Okuma Etkinliği - 11 "Melisandre - Ejderhaların Dansı"

melisandre-horz

Selamlar,

POV Okuma Etkinliği - 1 “Jon Snow XIII - Ejderhaların Dansı” , POV Okuma Etkinliği - 2 “Areo Hotah I Kargaların Ziyafeti - Ejderhaların Dansı" , POV Okuma Etkinliği - 3 “Davos I-II-III-IV Ejderhaların Dansı”, POV Okuma Etkinliği - 4 “Victarion POV - Kış Rüzgarları” , POV Okuma Etkinliği - 5 “Pate POV - Kargaların Ziyafeti” , POV Okuma Etkinliği - 6 “Arya Stark POV II - Kargaların Ziyafeti”, POV Okuma Etkinliği - 7 “Aeron Greyjoy - I - Kış Rüzgarları”, POV Okuma Etkinliği - 8 "Tyrion Lannister I - II Ejderhaların Dansı" , POV Okuma Etkinliği - 9 “Jaime Lannister V - Kılıçların Fırtınası" ve POV Okuma Etkinliği - 10 "Cersei Lannister II - Ejderhaların Dansı" 'dan sonra 11. POV haftasına hoş geldiniz.

Bu hafta Melisandre’nin 5. kitaptaki POV’unu inceleyeceğiz.

Yakaladığınız ipuçları, işaretleri, ilginç ayrıntılar vb. ne varsa alayını bu başlıkta belirtiniz. Sizden ricam ilk olarak tespitlerinizi yazıp, sonrasında diğer tespitler hakkında yorumlarınızı (mümkünse aynı yorumunuzda yoksa daha sonraki yorumlarınızda) cevaplamanız.

Foruma yeni gelen arkadaşlarımız Topluluk Yönergeleri 'ni ve Yazım Kuralları’nı okumadan paylaşım ve yorum yapmasın, aksi halde resmi uyarılar ve sonrasında da yaptırımlar alarak paylaşımları sınırlanır, forumun tadını çıkartmaya imkan bulamazlar. Kurallar, forumda düzenli bir işleyiş ve sağlıklı/verimli sohbetlerin yapılabilmesi içindir, bu yüzden kurallarımıza uymanız konusunda ısrarcıyız, teşekkür ederiz.

Okuyan arkadaşlarımız başlığın altına yoruma başlayabilir.

2 Beğeni

Pencere sekisinde, gecenin dehşetlerini uzakta tutmak üzere üç mum yanıyordu. Yatağın her iki yanında ikişer mum daha titriyordu. Şöminedeki ateş gece gündüz canlı tutuluyordu. Melisandre’ye hizmet edecek insanların öğrenmek zorunda olduğu ilk ders, ateşin sönmesine asla izin verilmemesi gerektiğiydi.

Gece dehşetlerle dolu… Gece ve dehşet deyince akla ilk “Ötekiler” geliyor, en azından benim için ama bahsettiğin tam anlamıyla bunlar değil gibi. Haliyle Melisandre’nin etrafta hiç ışık olmadığında karşılaştığı dehşetler nelerdir, merak etmiyor değilim.

Işık, gücünün kaynağı ve “kalkan” vazifesi görüyor; bu yüzden o “dehşet” ne ise, bu sayede zarar görmekten, B. Ötekinin etki alanına girmekten kurtuluyor. Bir yandan da bu korkunun yersiz olup olmadığını da sorgulamıyor değilim; terlik ters dönerse uğursuzluk olur, şu bu olur korkusu gibi… Elbette ASOIAF evreninde R’hllor ve B. Öteki kapışmasını bariz görebildiğimiz için kadın boş yere yapmıyor diye düşünmek daha mantıklı.

Sizce karanlığın içinde kalırsa neler olacağını düşünüyor ki? Bir anda öleceğini mi?

Hiç şüphe yok ki R’hllor, Melisandre’ye, kralı nelerin beklediğine dair bir imge bahşedecekti. Bana Stannis’i göster Tanrım, diye dua etti kırmızı kadın. Bana kralını göster, vasıtanı göster.

İmgeler Melisandre’nin önünde dans etti. Altın rengi, kırmızı, titrek, biçimlenen, eriyen, birbirlerine karışan, tuhaf, korkutucu ve baştan çıkarıcı şekiller. Kırmızı rahibe, kan ağlayan göz çukurlarından ona bakan gözsüz yüzleri tekrar gördü. Sonra, derinliklerden yükselen ve üstlerine karanlık dalgalar çarptıkça ufalanan kıyıdaki kuleleri. Kafatası suretinde gölgeler gördü, sise dönüşen kafatasları. Şehvetle birleşmiş, kıvranan, yuvarlanan, birbirlerini kavrayan bedenler. Ateş perdelerinin ötesinde, mavi gökyüzünde daireler çizerek dönen kanatlı gölgeler.

  • Bu gözsüz yüzler, Jon’u uyardığı ölen korucular idi sanırım ki pov sonunda görüyoruz. Mance zaten kadına, Ağlak’ın işidir göz çıkarmak onun tarzı demişti.

  • Sonra Jon’un Doğu Gözcüsü olduğunu düşündüğü ama muhtemelen başka bir yer olan, denize kıyısı olan başka bir mekanın görüsü…Çoğu kişi burasının Euron’un vurduğu Eskişehir tarafları olduğunu düşünüyordu.

Bu konuda biraz araştırma yaptım ve hoş bir yorum gördüm. Bildiğiniz üzere aslında vizyonlar, çoğu zaman “mecazi”,“simgesel” olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden doğrudan dalga ve kuleler görünce bunun birebir olduğunu düşünmemek için de geçerli sebeplerimiz var. Misal bu görüyle ilgili benzer bir başka görü de var; Jojen, demir doğumluların gelişini de aynen kule ve duvarlara çarpan dalgalar olarak ifade etmişti.

“Dalga”, denizle bağlantısı olduğu için doğrudan Greyjoyları ifade etmesi bakımından en isabetli yorum gibi görünüyor (çünkü emsali var), haliyle Euron ve Eskişehir yorumu gerçekten doğru gibi görünüyor hatta yorum kulenin kendisinden ziyade hane armasında kule olan Hightowerlar’a doğrudan gelecek bu zarar, şeklindeydi. Yani kulenin gerçekte kendisine değil onun temsil ettiği hane “simgesel” olarak gösterilmiş, diye. Ben farklı bir yorum daha getireceğim.

Aslında görüde “kuleler” diyordu, kule değil; hem şehirde hem hane armasında tek kule var. Haliyle aklıma “arma” olarak Freyler geldi, onlar da iki kule… Acaba Leydi Taşkalp’in Freylere yapacağı saldırıyı mı ifade ediyordu bu görü? Evet, dalganın daha önce Greyjoy için kullanılmasını gördüğümüz için yine onları ifade ettiğini düşünmek akla yatkın geliyor ama ayrıca “dalga”, burada yıkımı ve ölümü de ifade ediyor olabilir. Euron yorumu hala en isabetli yorum gibi görünmesine karşın ben bu yorumun da burada “olası” olarak durmasını istiyorum.

  • Sise dönüşen kafa tasları

Melisandre daha önce bunun “ölüm” işareti olduğunu ifade etmişti, muhtemelen çok ölüm olacağını ifade ediyor ki Jon’un ölümü sonrası Sur’un karışacağını bildiğimizden (ve evrenin genel olarak) çok yoruma ihtiyaç duymuyor.

  • Birbirini şehvetle kavrayan bedenler ve ateş perdesi önünde dönen kanatlı gölgeler.

İki cümle muhtemelen iki ayrı görü de olabilir, çok emin olamadım ama ikinci kısım yüksekle ihtimal Meereen savaşını ve ejderhaların oradaki yapacaklarına işaret olabilir. Bedenler konusunda bir yorumum yok maalesef, belki insanların hırs vb. duygularla hareket etmesini ifade eden bir şeydir.

Kız. Kızı tekrar bulmalıyım. Ölmek üzere olan atın sırtındaki gri kızı. Jon Kar, Melisandre’den bunu bekleyecekti, üstelik yakın zamanda. Kızın kaçtığını söylemek yeterli olmayacaktı. Jon bundan fazlasını isteyecekti, zamanı ve mekânı soracaktı. Ve Melisandre bu soruların cevabını bilmiyordu. Kızı yalnızca bir kez görmüştü. Kül kadar gri bir kızdı, ben onu izlerken ufalandı ve rüzgârla savrulup yok oldu.

İlk aşamada Melisandre “evlilikten kaçıyor” diyerek SArya’ya işaret etmişti, arkasından düğünden kaçan Alys geldi… Zaman içinde şunu düşündüm; düğün olduğunu nereden gördü? Daha doğrusu gördü mü yoksa sadece kaçan bir kız görünce öyle mi yorumladı ve en önemlisi Arya olduğunu nereden anladı? Bunlara cevabımız pek yok. Lakin Melisandre’nin gördüğü kızın Alys olduğundan da şüpheliyim. Griler İçindeki Kız "Melisandre'nin Görüsü" Buraya göre Alys hiçbir şekilde griler içinde değildi, aile armasında da gri yoktu. Bu yüzden en başta SArya olduğunu düşündüğümüz ama Alys diye önümüze atılan kişi gerçekten SArya olabilir diye düşünmüştüm, yani Jeyne Poole.

Fakat Melisandre’nin düğünden kaçtı, meselesi muhtemelen daha çok “yorum” olarak yaptığı bir şeydi, gördüğü değil çünkü görüsüne göre sadece kızın geldiğini, griler içinde olduğunu görmüş ve at ölmek üzereymiş ve ortadan kaybolmuş. Jeyne, görülerdeki kız olmak için Alys’ten daha uygun ama ikisi de yem olabilir; gerçekten Arya, bu şekilde gelebilir. Görüdeki kız tek başınaydı ama Jeyne’nin yanında adamlar olacak, onlara yolda bir şey olmayacaksa ya da kız bir sebeple bunlardan ayrılmak durumunda kalmayacak ise tek başına bir kız beklemek gerek. Arya’nın 6. kitapta dönmesini öngörüyoruz.

Özetle ilk aşama Jeyne olabileceğini düşündüğüm kız, artık başka adaylara yerini bıraktı. Sanırım o kuramı çevirirken 6. kitap POVlarını adam akıllı okumamışım; bankacının vs. sürüsüne bereket adamın yolculukta olduğu gerçeğini gözardı etmişim.

Buna karşın bazı şeyleri yorumladığına dair yorum yine ondan geliyor.

Başka kim olabilirdi? Kız, korunma için Jon’a koşuyordu, Melisandre bu kadarını açıkça görmüştü

Yani gördüğü kişinin Arya olduğu var sayımı ve evlilikten kaçtığı sözleri, muhtemelen sadece onun yorumu…

  • Sonrasında BR ve Bran’ı görüyor, bilindik şeyler olduğundan yorum yapmıyorum. Onları düşman sanıyor, belki de öyledir. Eğer Şarkıcılar gerçekten sonsuz kış kadar sonsuz yaza da karşılarsa, ne ötekiler ne kızılcıklar yanında yer almayacaktır.

Burada dikkat çeken tek şey Melisandre’nin “buz şampiyonu” bekliyor olması ki bu çok haklı bir bekleyiş; ateşin varsa buzun da olacak. Buz ve Ateşin Şarkısı "Şampiyonlar"

Kısa bir an Mel’in geçmişinden işaret gördü; gerçek ismi muhtemelen Melony ve kendisi bir köleymiş.

Karanlık gökyüzünden kar taneleri süzülüyordu ve küller onları karşılamak için yerden yukarı yükseliyordu. Alevli oklar ahşap bir duvarın üzerinden kavisler çizerek gelirken ve ölü şeyler soğuğun içinde sessizce yürürken, gri ile beyaz birbirinin etrafında dönüyordu. Ölü şeyler muazzam bir uçurumun altındaydı, uçurumdaki yüzlerce mağaranın içinde ateşler yanıyordu. Sonra, imkânsız surette soğuk bir rüzgâr çıktı ve ortalığı beyaz sis bastı, ateşler birer birer söndü. Daha sonra geride sadece kafatasları kaldı.

Çok emin değilim ama bu kuzeydeki savaşlardan birine (Buz Savaşı ya da Winterfel) işaret ediyor olabilir. Ölü şeyler falan denince wightlar akla geldi ama olmak zorunda değil yahut evet, ileride ötekilerin ilk saldırısı da olabilir; uçurum ve mağaradaki alevler kısmı Sur için de uygun. Mağaralar daha çok kapılar olabilir, oraları ateşe verebilirler misal…

Alevler hafifçe çıtırdadı ve Melisandre çıtırtıların içinde fısıldanan Jon Kar ismini duydu. Jon’un uzun suratı Melisandre’nin önünde yüzmeye başladı, kırmızı ve turuncu dillerle çizilmişti, bir görünüp bir kayboluyordu, titrek bir perdenin ardında yarı görünür bir gölgeydi. Şimdi bir insandı, şimdi bir kurt, şimdi yine insan. Ama kafatasları da oradaydı, kafatasları Jon’un etrafını sarmıştı. Melisandre, Jon’un içinde bulunduğu tehlikeyi daha önce de görmüş ve çocuğu uyarmaya çalışmıştı. Dört yanında düşmanlar, karanlıktaki hançerler. Jon dinlememişti.

Jon’un kurdun içine girdiğine dair işaret. Yalnız Jon’un etrafındaki kafatasları düşündürüyor… Mel. bunların ölüm olduğunu söyledi; ben genelde ölecekler şeklinde yorumlamıştım ama ölüm gelen kişiler olarak mı ifade ediyor? İlki ise Jon’un sonradan bir çok kişi ıktıracağını söylemek mümkün (gerçi ön görmesi kolay bir şey, görüye gerek yok) ama ikinci ise o zaman yukarıdaki kafa tasları görülerini de farklı yorumlamak gerekir, yahut ikisini birden mi ifade ediyor? Bence ölecekler şeklinde anlamak daha doğru geliyor.

“Ne görüyorsunuz leydim?” diye sordu sordu çocuk hafifçe.

Kafatasları. Binlerce kafatası ve yine piç çocuk. Jon Kar.

Bu açıklama da 1. yorumun doğru olduğunu gösteriyor, sonuçta Jon’un binlerce kişi öldürmedi, muhtemelen Jon binlerce kişiyi öldürecek… Kışyarı Savaşı? Sur’da binlerce kişi var gerçi ama Yabanılları doğrudan öldürmek için bir sebebi yok, ihanet edenleri öldürmek istese zaten taş çatlasın kaç kişiler ki?

Şafak. Bize bir gün daha bahşedildi, R’hollor’a şükürler olsun. Gecenin dehşetleri geri çekildi. Melisandre, sık sık yaptığı gibi, geceyi ateşin yanındaki sandalyenin üstünde geçirmişti. Stannis gittiğinden beri yatağını pek kullanmamıştı. Omuzlarında dünyanın ağırlığı varken uyumak için vakti yoktu. Ve rüya görmekten korkuyordu. Uyku, küçük ölüm. Rüyalar, hepimizi sonsuz geceye sürükleyecek olan Öteki’nin fısıltıları. Melisandre, bir âşığın öpücüklerine benzeyen ısı dalgaları sayesinde al al olmuş yanaklarıyla, tanrısının kutsal ateşlerinin yakutumsu pırıltıları içinde yıkanarak oturmayı tercih ederdi. Bazı geceler uyuyakalıyordu ama asla bir saatten fazla değil. Gün gelecek ve Melisandre bir daha asla uyumayacaktı, bunun için dua ediyordu. Gün gelecek ve Melisandre rüyalardan kurtulacaktı. Melony, diye düşündü. Sürü Yedi.

Kırmızı rahibe titredi. Uyluklarından kan süzüldü; siyah ve dumanlı.

Yiyecek. Evet, yemeliyim. Melisandre bazı günler yemek yemeyi unutuyordu. R’hllor, Melisandre’nin bedeninin bütün gıda ihtiyacını karşılıyordu ama bu, ölümlü adamlardan saklanması gereken bir durumdu.

Stannis ile yattığını zaten biliyoruz, sır değil ama bunun dışında Mel. uyuma ihtiyacı (bazen bir iki saat hariç) ve yeme ihtiyacı hissetmiyor; sadece bazen boğazı kuruduğunda su vb. şey içme gereği duyuyor ve kanı aktığında siyah renkte… Beric ile birebir aynı özellikleri taşıyor ve kadın “ölümlülerden saklamak gerekir” diyor, kendisini ölümlü gördüğünü sanmıyorum tam manasıyla da… Haliyle bu kadının ateş wightı olduğu bilinen bir sır desem yeri.

:arrow_right: Uykunun, küçük ölüm olması dolayısıyla, Mel’in hoşlanmadığı bir eylem ve ileride bundan tamamen kurtulacağını umut ediyor. Rüyaları, ötekinin fısıltısı olarak görüyor çünkü uyku (ölüm) anında onun diyarındasın. Burada bakmasını bilene çok şey var; R’hllorcuların ölümsüzlük aşkını görüyoruz ve ileride tamamen nasıl kurtulacak? Ölümü tamamen yenerek, yok ederek yani sonsuz yaz “mevsim” olarak değil de daha çok simgesel anlamda yaşamayı kast eden bir düşünce mi?

Yani R’hllor tarafı yeryüzünde ölümün yok olmasını; B. Öteki tarafı da herkes sonsuza kadar ölsün, istiyor. Sonsuz yaz ve kış iyi değil, derken yorum bu şekilde daha doğru gibi görünüyor. Şu konuyu Buz ve Ateşin Şarkısı “Üç Başı Var” yeniden gündeme getireyim.

Büyülerim yeterli olur. Melisandre Sur’da daha güçlüydü, Asshai’de olduğundan bile daha güçlüydü, her kelimesi ve hareketi daha tesirliydi ve rahibe burada daha önce hiç yapmadığı şeyleri yapabilirdi. Burada yarattığım gölgeler korkunç olacak. Karanlığın hiçbir yaratığı onların karşısında duramayacak. Emrinde böyle büyüler varken, Melisandre kısa zaman sonra simyacıların ve ateş kehanetçilerinin zayıf hilelerine ihtiyaç duymayacaktı.

Bu hep beni düşündürdü çünkü Yüce Yürek Hayalet’i Thoros’a eski ilahların mıntıkasında alevlerin içinde bir şey göremeyeceğini, onların izin vermeyeceğini söylemişti ama Sur’da iken Mel. her şeyi görebiliyor ve çok daha güçlü. Bunun üstünde düşündüm ve şimdilik çıkardığım sonuç şu.

En son attığım başlıkta da yazdığı üzere üç taraf var ise (ölüm-yaşam-ahenk) biz her şeye buz-ateş büyüsü vs. diye bakmak doğru değil.

BR’ye göre her şarkının bir dengesi olması gerekir, Şarkıcılar “ahenge” inanan bir halk, yani aslında denge-uyum tarafındalar. Sur, bir nevi iki tarafın buluştuğu, ahengi temsil eden bir yapı olabilir mi? Gece Nöbetçileri sadece ötekilere değil, diğer herkese karşı orada duruyor olabilir mi? İki tarafın “barış” içinde olması için? Savaşmalarını önlemek için? Elbette zamanla unuttukları bir vazife. Zira muhtemelen Sur’daki büyü, tamamen Şarkıcıların elinden çıkma (Bknz: BR’nin mağarası, orası Şarkıcıların binlerce yıl önce yaptığı bir yer) ve Sur da aynı etkiye sahip; sadece buz tarafının değil ateş tarafının geçmesine de engel oluyor. Yani iki tarafı ayıran bir yapı, tek bir tarafı değil. Haliyle bir nevi Sur, tarafsız bu bölge olarak hem ateş hem buzun ahengi ile yapılmış bir büyü ile efsunlanmış olabilir. Bu yüzden hem ateş hem buz büyüsü kullanan kişiler için güçlü bir büyü kaynağı ve kullanabiliyorlar?

Ahenk gereği hayatta hem yaşam hem ölüm olmalı ve ikisi bir uyum içinde varlığını sürdürmeli, o zaman doğada denge olur.

Sonrasını yorumlamaya gerek duymuyorum. Bu kadar.

Uzun zaman
öncesine ait sesler rahibeye sesleniyordu. Bir kadının, “Melony,” diye inlediğini duydu rahibe.
“Sürü Yedi,” diye seslendi bir adam.

Gün gelecek ve Melisandre rüyalardan kurtulacaktı.
Melony, diye düşündü. Sürü Yedi.

Melisandre’nin povunu defalarca kez okudum ama hiçbirinde Sürü Yedi. lafına hiçbir zaman anlam veremedim. Bu arada ona Melony, yani eski adı ile seslenen kişi ile “Sürü Yedi” diyen kişi aynı değil. Yedi kelimesi büyük harfli, acaba Yedi Tanrı’yı mı kastediyor? Onu kastediyorsa “sürü” derken? Aklıma serçelerin yükselişi gelse de bunu biz zaten bizzat gördük, böyle bir görüye ihtiyaç yok.

Bunun dışında Melony ismi Westeros kökenli bir isim. Rhaena Targaryen’in Melony Piper adında bir arkadaşı vardı. Bu da Brynden+Shiera=Melisandre teorisine bir kanıt olarak bulunsun. Bunların çocuğu değilse bile Melisandre net şekilde Westeroslu, tanıdık çıkacak.

R’hllor, seçilmişleriyle, kutsanmış ateş aracılığıyla konuşurdu.
Külden, dumandan ve alevlerden müteşekkil ve sadece bir tanrının tam anlamıyla
kavrayabileceği bir lisan kullanırdı. Melisandre sanatını uzun yıllar boyunca çalışarak
geliştirmiş ve bunun bedelini ödemişti. Melisandre’nin tarikatında bile, kutsal alevlerin
içindeki yarı açığa çıkarılmış ve yarı saklanmış sırları görmekte onun kadar yetenekli hiç
kimse yoktu.

Tanrısal bir lisan diyince benim aklıma Eski Dil ve akgezenlerin dili geldi. Kim bilir, belki de bunlardan biriyle aynı dildir. :face_with_monocle: Bu söylem ile aynı zamanda Varys’i kesen büyücünün de Melisandre’ye yakın bir şekilde iyi eğitimli olduğunu da söyleyebiliriz.

Melisandre’nin daha iyi görebilmesinin Brynden’ın çocuğu olması ile alakalı olduğunu düşünüyordum ama buraya göre Melisandre bu yetenekleri sonradan kazanmış. Melisandre’nin Asshai’den geldiğini düşünürsek ödediği bedelleri hayal etmek bile istemiyorum. Tarikatının en iyi olmasını sağlayacak kadar büyük bedeller…

Gerçekte, Devan buradaydı çünkü Melisandre böyle istemişti. Davos Seaworth’ün dört
oğlu, kralın donanması yeşil ateş tarafından tüketildiğinde Karasu’da kaybolmuştu. Devan
beşinci çocuktu ve Melisandre’nin yanında, kralın yanında olacağından daha güvendeydi. Lord
Davos bunun için Melisandre’ye teşekkür etmeyecekti, tıpkı delikanlının etmediği gibi, ama
Melisandre, Seaworth’ün yeterince keder yaşadığını düşünmüştü. Davos yanlış yoldaydı ama
Stannis’e olan sadakatinden şüphe edilemezdi. Kırmızı rahibe bunu alevlerde görmüştü.

Bu alıntı ilk okuyuşta Melisandre’nin içinde bir yerde iyi biri olduğu izlenimini uyandırıyor. Yine de bu yardım Stannis için ve Stannis’in Azor Ahai olmadığına karar verdiği zaman bu tür desteklerin tamamını çekecek. Ve muhtemelen bundan en zararlı çıkan kişi Shrieen olacak.

Ama rahibenin gördüğü
ahşap surat ve kurt yüzlü çocuk… onlar kesinlikle düşmanın hizmetkârlarıydı…

Bu fikre çat diye nereden vardığını merak ediyorum. “Kesinlikle” dediğine göre bir sebepten bu fikre kapılıyor. Muhtemelen tapınakta öğrendiği bir şey yüzünden, peki bu şey ne?

Jon, Melisandre çağırdığında gelmiyordu;
hâlâ silahhanenin arkasında, Nöbet’in merhum demircisinin iki odalı mütevazı dairesinde
yaşamayı tercih ediyordu. Belki de kendisini Kral Kulesi’ne layık görmüyordu, belki de
umursamıyordu. Jon’un hatasıydı bu, gençliğin sahte tevazusu aslında bir çeşit kibirdi. Bir
hükümdar için gücün tuzaklarından kaçınmak asla akıllıca değildi. Çünkü güç, bu çeşit
tuzaklardan kaçınacak kadar küçük ölçeklerde akmazdı.

Bu dediği yöntem birçok görünür güç sahipleri tarafından (krallar ve kraliçeler) kullanılsa da gücün asıl sahipleri olan taht oyuncuları bunun aksi yönü hareket ediyor. Bunu nereye bağlayacağımı bilemedim.

Dar Deniz’in karşısından getirdiği oymalı sandığın dörtte üçünden fazlası artık boştu. Melisandre daha fazla toz üretmek için gerekli bilgiye sahipti ama tozu oluşturan nadide
maddelerin çoğundan yoksundu. Büyülerim yeterli olur. Melisandre Sur’da daha güçlüydü,
Asshai’de olduğundan bile daha güçlüydü, her kelimesi ve hareketi daha tesirliydi ve rahibe
burada daha önce hiç yapmadığı şeyleri yapabilirdi. Burada yarattığım gölgeler korkunç
olacak. Karanlığın hiçbir yaratığı onların karşısında duramayacak. Emrinde böyle büyüler
varken, Melisandre kısa zaman sonra simyacıların ve ateş kehanetçilerinin zayıf hilelerine
ihtiyaç duymayacaktı.

Bu demek oluyor ki Melisandre’nin Sur’a gelmeden önce yaptığı ve yaptığını iddia ettiği neredeyse her şey yalan. Bu bir sürü şeyi sorgulamaya sebep olur: Gölge bebek, Cressen’in başarısız suikast girişimi, Işık getiren…

“Evet, büyü.” Adamın bileğini saran demir kelepçedeki yakut, nabız gibi attı. Adam,
bıçağının ucuyla yakuta vurdu. Taşa çarpan çelik hafif bir tıkırtı çıkardı. “Uyurken onu
hissediyorum. Tenimdeki ısısını. Demir kelepçeye rağmen. Bir kadının öpücüğü kadar
yumuşak. Senin öpücüğün. Ama bazen, yakut rüyalarımda yanmaya başlıyor ve senin
dudakların dişlere dönüşüyor. Her gün, onu bileğimden çıkarmanın ne kadar kolay olacağını
düşünüyorum ve her gün çıkarmıyorum."

Mance Rayder’ın sonu muhtemelen Melisandre’den gelecek. Mance ise bilekliği çıkarmayı düşünüp çıkartmıyormuş. Ben buradan Mance’in Melisandre’ye sadık kalacağı ama bunun karşılığının Mance için pek iyi olmayacağı sonucuna vardım.

“Ben
şarkılarımı söyledim, mücadelelerde dövüştüm, yaz şarabı içtim, Dornelu kadının tadına
baktım.

Mance’in arada bir Sur’un güneyine indiğini biliyoruz ama Dorne’a kadar mı gitmiş bu adam? Bu gerçekten tuhaf.

“Su gördüm. Derin, mavi ve durgun. Suyun üzerinde ince bir buz tabakası oluşmaya
başlamıştı. Uçsuz bucaksız, engin bir suydu.”
“Derin Göl. Bu kızın etrafında başka neler gördün?”
“Tepeler. Araziler. Ağaçlar. Bir geyik.

Bu da Buz Savaşı teorisine gönderme olsun.

“O hâlde Kral Yolu’ndan
gelmiyor. Zeki kız. Diğer tarafta daha az gözcü ve daha fazla sığınak var. Eskiden zaman zaman
benim de kullandığım saklanma yerleri de…”

Mance sanırım burada önemli bir şey anlatacakti ama lafı kesildi. Bu adam kendini şarkıcı olarak tanıtıp insanların aralarına karışan biri. Bunun haricinde Sur’dakileri saymazsak (ki onlar da yeminleri gereği Sur’un güneyine inip bakmıyorlar) yüz olarak pek tanınmıyor. Neden saklanmaya ihtiyaç duysun ki?

Melisandre büyüyü basit ve kolay bir şeymiş gibi anlatmıştı. Jon ve Mance’in büyünün
zorluğunu ya da Melisandre’ye nelere mal olduğunu bilmelerine gerek yoktu. Bu,
Melisandre’nin uzun zaman önce Asshai’de öğrendiği bir dersti; büyü ne kadar zahmetsiz
görünürse, insanlar büyücüden o kadar çok korkardı. Alevler Çıngıraklı’yı yaladığında
Melisandre’nin boğazındaki yakut öyle sıcak olmuştu ki kırmızı rahibe kendi teninin tütmeye
ve kararmaya başlayacağından korkmuştu. Şükürler olsun ki Lord Kar, oklarını kullanarak
Melisandre’yi bu ıstıraptan kurtarmıştı. Stannis bu meydan okuma karşısında köpürürken,
kırmızı rahibe rahatlama duygusuyla titremişti.

Melisandre’nin bahsettiği bedeller sadece bu kolyenin ısınması mı, yoksa daha fazlası var mı?

İngilizcesi: Lot Seven :thinking:

1 Beğeni

Köle öbekleri; 7. köle öbeği manasında… Melony sanırım 7. öbekteki köleler arasındaymı. Dediğin gibi isim ve 7 rakamı muhtemelen Westeros kökenli oluşuna gönderme.

Melisandre, çok kesin hükümleri olan; kendine çok güvenen biri. Çok kolay yorum ve çıkarım yapıyor; Griler içindeki kız ve kaçma meselesinde gördüğü görüyü nasıl Arya’ya bağladığını gördün; başka kim olabilir ki? Ancak o olsa gerek… Onun için ateş ve Rh’llor ile bağlantılı herkes “kendisinden” kalanları ise ya inançsız zavallılar ya da düşman.

Muhtemel gördüğü kişiler iyi hisler vermedi ona, ateşle bağlantılı havaları da olmadığı için düşman tarafında olsa gerek, diye çıkarım yaptı.

Gölge bebek sorgulanacak bir şey değil, o gerçek. Sur’da iken daha güçlü gölge bebekler yapacağını söylüyor. Zehirden yırtma olayın için net bir şey diyemem; ateşin içinde onu zehirleyeceğini gördü, önden panzehir içmiş olabilir. Aslında büyüler de yapıyor ama çok güçlü olmadığını ifade ediyor ama evet, çoğu iş göz yanılsaması vb. şeyler.

Belki gerçek yaşı ortaya çıkacaktı. :smiley:

1 Beğeni