Renklerle Başlangıç


#1

Lynoia Alakan(Renklerle Başlangıç)

Onlar hariç hiçbir şey yoktu, hala hiçliğin “yok” olan rengine sahip boşlukta.İşte o olanlar Mavi’ydi,Kırmızı’ydı.Sarı ve de Siyah.Bu isimleri büyük harfle yazmamın sebebi ne onları görmüş olmam, ne de duymuş.Sadece, canı olan her varlığın duyduğu bir şey bu içlerinde.Kalbimizin derinlerinde bir yerde, biliyoruz her şeyi yaratanın onlar olduğunu ve yaratılanların onlara ait olduğunu aslında.

Tek sahip oldukları, yaratma duygusuydu bu 4 rengin.Bu boşluk adeta onlar için bir kağıttı ve onların da tek bildikleri bu kağıdı doldurmaktı.Ve işte başladılar yaratmaya yalnızca bilinmez bir istekle.Önce bambaşka,milyarlarca renk yarattılar.Sonra toprağı,suyu ve havayı…Yarattıkça, daha da güzelleşti eserleri, öyle ki kendilerinde bile olmayan şeyler yarattılar.
Bunlardan en kolayı, fakat en görkemli ve güzel olanı hayattı.İşte daha el değmemiş bu güzelliklerin ilk tadına bakanlar,topraktan yükselen bitkiler oldu.Olanlarla yaşamayı, yalnız
iç güdüleriyle öğrendiler.Her ne kadar yaratılan ilk ve en basit canlılar olsalarda yaratılmış ve yaratılacak olan şeylerin en zarif olanlarıydılar.

Renkler durmadılar lakin, devam ettiler yaratmaya çünkü işleri bitmemişti henüz.

Ve hayata nazaran daha çok uğraşarak yarattılar "his"i, hissetmeyi.Bazı bitkilerde denediler önce, fakat bu ağır bir yüktü onlar için ve soldular bu yükün altında.Bunun üzerine onlardan daha kaba, fakat daha güçlü canlıları yani hayvanları yarattılar.Onlar da yine iç güdüleriyle yaşadılar.fakat bir farkları yani hisleri vardı onları bitkilerden ayıran.Aldıkları nefesteki soğukluk, derilerindeki sıcaklık nedir, bildiler böylece.

Aslında bırakabilirlerdi burada yaratmayı ve küçük bir kısmı bıraktı da.Fakat çoğunlugu devam etti ve yarattılar aklı, burada olma sebebimiz olanı.Aklı yaratmak diğer hepsinden daha zordu ve bir o kadar da kötü sonuçlar doğurdu, doğuracaktı.Önce bazı hayvan ve bitkilerde kullanmaya çalıştılar aklı.Fakat bitkiler fazla narindi ve soldular hemen.Hayvanlarınsa çok azı taşıyabildi gücü zira fazla güçlüydüler ve güçleri sonları olmuştu çoğunun.Ve işte böylece biz İnsanları,Loranları,Alonları ve Ristorları yarattılar çünkü aklın yükünü ancak 4 adet ırk taşıyabiliyordu.

Ama nasıl usta bir aşçının bile yemeğinin tuzu fazla kaçabiliyorsa bazen, Renkler de bir hata yaptılar aklı yaratırken ve karanlık çıktı ortaya.Karanlık, akıldan bile ağır ve kudretli idi.Uzun bir savaşın ardından sonunda yenildi karanlık fakat akıla layık neredeyse her canlının yüreğine işlenmişti.“Luen ve Hulien” destanı, karanlığın nasıl silinip gittiğinden bahseder Lynas’dan.

Ve sonunda biri dışında bütün işlerinin bittiğinin farkına vardı renkler.Onca şey yaratmışlardı fakat hala "yok"tular aslında ve ihtiyaçları vardı Renklere.İşte böylece büründü Renkler evrendeki her bir "yok"luğa ve kalmadı "yok"luk,bir rengi oldu her şeyin.Ve işte bir kağıt daha bitmişti,başka bir kağıda geçti Renkler, imzalarını da Lonth Neino’ya, Gri Ağaç’a attılar:

                                                                             [b][i]Lynoia Alakan - Lynas[/i][/b]

Her zaman kendi dünyam olmasını isterdim, biraz da özendim açıkçası rahmetli Tolkein amcamızdan.Aslında bayağı önce yazmıştım bunu ve bundan sonra 14-15 metin daha yazdım uzunlu kısalı.Ama hevesim gitti bir anda ve bıraktım yazmayı.E kağıt üzerinde küfleneceğine bir yere yazayım da insanlar okusun istedim.İstediğiniz gibi eleştirebilirsiniz.Fakat bundan fazlasını paylaşma niyetinde değilim sizinle, iyi akşamlar!