Rickard'ın Kaderi

Merhabalar arkadaşlar. ASOIAF kitaplarına çok meraklıyım ve Sur’un ötesinde yaşanan gizemleri her zaman çok merak etmişimdir. ASOIAF evreninde geçen bu hikayede Rickard isimli 20 li yaşlardaki bir gencin Sur’un ötesine giderek yaşayacağı maceraları ve mistik olayları kendim kurgulayarak yazmak istedim. Hikayede taht oyunları olmayacak daha çok Kuzey’in bilinmeyen bölgelerinde geçen bir yan hikaye gibi olacak. İlk defa böyle bir hikaye yazıyorum ve eğer beğenirseniz devam edeceğim.Hikaye hakkındaki görüşlerinizi yazarsanız çok sevinirim.Hepinize iyi okumalar.
BÖLÜM 1

Saatler geçmesine rağmen adamlar hala peşindeydi.At sürmekten iyice yorulmuştu fakat ya ölecekti ya da sürmeye devam edecekti.Sonra kuzgun yine konuştu ‘‘Devam et,devam et,beni bul,beni bul’’
Ne zaman durup teslim olmaya niyetlense yanındaki kuzgun ona bu cümleleri söylüyordu.Sanki bir şekilde zihnini okuyordu ve onun bir seçim yapmasını engelliyordu.
Kuzgun uzun zamandır onun yanındaydı.Babasıyla birlikte avlanmaya gittiği zaman rastlamıştı ona kuzgun gelip omzuna konmuştu,bu kuzgun diğer kuzgunlardan farklıydı 3 tane gözü vardı.
Babası ‘‘Rickard 3 gözlü kuzgunlar lanetlidir onu öldürmelisin’’ demişti fakat Rickard kuzgunu yanına almıştı ve odasında beslemeye başlamıştı. ‘‘Ah seni ötekiler alsın’’ dedi kuzguna tüm o garip rüyalar kuzgun geldikten sonra başlamıştı.
Kuzgunu aldığı ilk gün taç takmış bir kralın siyah bir sis tarafından öldürüldüğünü görmüştü.Daha sonraki rüyasında ise kurt başı ve insan bedenine sahip bir kralın ağladığını görmüştü.Robb Stark ın ölüm haberi
geldiği zaman rüyalarının gelecekten haber verdiğini anlamıştı.Kuzgun zaten hem rüyalarında hem de uyanıkken ona mesajlar veriyordu sürekli Rickard’a '‘Sen özelsin,bana gelmek senin kaderin,senin bir rolün var,kaderinden kaçamassın’'gibi şeyler söylüyordu. Fakat Rickard bu mesajları anlamıyordu,anlasa bile ciddiye almıyordu,ciddiye alsa bile inanmak istemiyordu.
İki gün önce ise derisi yüzülmüş bir adamla babasının kavga ettiğini görmüştü rüyasında. Derisi yüzülmüş adam önce babasını,sonra annesini öldürmüştü.Ardından kuzeyin yeni sahibi Bolton askerleri önce Rickard
ın babasını daha sonra ise Rickard ın annesini öldürdü. ‘‘Bana dövüşmeyi,at sürmeyi,avlanmayı,okumayı,yazmayı bildiğim her şeyi babam öğretti onu çok özleyeceğim’’ diye düşündü Rickard.
Rickard’ın babası Willam gençliğinde çok meraklı bir gezgindi. Kuzey de Umber hanesine bağlı bir köyde doğmuştu önemsiz köylü bir insandı fakat düşünce yapısı diğer Kuzeylilerden çok farklıydı 20 li yaşlarındayken gezgin olmaya karar verip güneye inmişti.
Eskişehir’de Üstadlardan ders almıştı, Robert’in isyanında savaşmıştı,Çoğu kişinin gitmeye korktuğu Yüzler Adası’na gidip yeşil insanlarla tanışmıştı fakat bu olaydan Rickard’a bir kere bile bahsetmemişti.Rickard bu olayı annesinin anlattığı kadarıyla biliyordu ama annesi de hiç bir şey bilmiyordu.
Rickard’ın annesi Mary ise Blackwood hanesinin bir piçiydi. Oldukça kültürlü ve zeki bir kadın olmasına rağmen piç olduğu için her zaman dışlanmıştı.Kardeşleriyle Eskişehir’e yaptığı gezi sırasında William ile tanışmış ve ardından
William ile kaçmıştır. Westeros da ki gezilecek her yeri ve bir kaç özgür şehri gezdikten sonra William’ın doğduğu köye gelip kendilerine küçük bir kale inşaa etmişlerdi.Kalede çok az sayıda asker vardı ve kendi hallerinde mutlu mesut yaşıyorlardı.William Ned Stark’a olan saygısından dolayı oğlunun ismini Ned Stark’ın babasının ismi olan Rickard koymuştu.
Stark’lara her daim sadık kaldıkları için Bolton egemenliğine direnmişler ve haince öldürülmüşlerdi.
Rickard ise annesinin ve babasının katillerinden kaçıyordu ‘‘Hayır, babama layık olmalıyım’‘diye düşündü ve atını durdurup geri döndü.
Yanındaki kuzgun ‘‘Yapma,Yapma’’ dedi fakat kılıcının kabzasıyla kuzguna vurdu ve kuzgun yere düştü.
Durdu atından indi ve Bolton askerlerini beklemeye başladı. Bir kaç dakika içerisinde 4 adet Bolton askeri geldi.
Rickard bir tanesi daha inmeden hançerini kalbine fırlattı. İkincisi atından inerken tökezledi ve Rickard adamın boyununu kesti.Bir kaç kılıç çarpışması sonrasında geriye kalan iki askerde kanlar içerisinde yerde yatıyordu.
Rickard nasıl olduğunu anlayamadan 4 askeride rahatlıkla öldürmüştü. Rickard geniş omuzlu, hafif kaslı,ortadan biraz uzun boylu,güçlü birisiydi.Uzun saçlarını her zaman toplardı ve yüzünü her zaman pürüzsüz bir şekilde traş ederdi.
Rickard askerleri öldürdükten sonra babasından kalan kılıcını,hançerini,bir kese altınını,öldürdüğü askerlerden topladığı altınları,ve babasının her şeyden daha önemliymişcesine sakladığı defterini aldı ve atına bindi.
Rickard kaleden kaçarken babası ona defteri almasını söylemişti. Ama babası Rickard’ın hayatı boyunca deftere dokunmasına izin vermemişti.Bu defterde her ne yazıyorsa babası için çok önemli olmalıydı.
Babası Rickard’a her zaman ‘‘Vakti geldiğinde okumana izin vereceğim,ama daha erken’’ demişti. Artık ne vakit kalmıştı ne de babası. Rickard’ın değer verdiği herkes ölmüştü. Rickard artık yalnız bir adamdı.
Boltonlar kuzeyi aldıktan sonra Rickard’ın ne gidecek kimsesi ne de gidecek bir yeri kalmamıştı.’‘Belki de babamın yaptığı gibi özgür şehirlere gidip oralarda fırsatları kovalamalıyım’’ diye düşündü. Ama bu aptalca düşünceden hızlıca vazgeçti.
Artık gidecek tek bir yer kaldı.Beni ısrarla çağıran ve neredeyse her rüyamda bana kuzeydeki o ıssız mağarayı gösteren kuzgunun yanına gitmeliyim.Belki beni çağırmasının bir sebebi vardır belki ben kuzgunun söylediği gibi özelimdir düşündü.
Gitmeye hiç istekli değildi fakat eğer gitmesse kafayı yiyecekti. Kuzgun sürekli rüyalarına giriyordu Rickard’ın bir amacı olduğunu söylüyordu ve ‘‘Bana gel,beni bul diyordu’’ Rickard defalarca delirme noktasına geldi fakat hiç delirmedi.Düşünmeden duramıyordu bu kuzgun ne ? Benimle derdi ne ? Neden benim özel olduğumu düşünüyor ? Rickard en sonunda bu kuzguna gitmenin kaderi olduğunu kabullendi.
Rickard çok konuşkan birisi değildi ama 3 gözlü kuzguna bakarak konuşmaya başladı ‘‘Senin beni götürdüğün yere gideceğim. Ama yemin ederim ki buraya geri dönüp Lord Boltondan ve onun piçinden intikamımı alacağım hadi şimdi bana kahrolası yolu göster.’’

5 Likes

Çok beğendim 2. Bölümü sabırsızlıkla bekliyorum

1 Like

Kalemine sağlık. Paragraflar arasına boşluk bırakırsan gözü daha az yorar. :slight_smile:

1 Like

Çok güzel ne zamandır hikaye yazan yoktu devamını bekliyorum.

1 Like

BÖLÜM 2

Saatlerce at sürmüştü ama peşinde kimse olmadığından tamamen emindi. 4 tane Bolton askerini çok kısa bir süre içerisinde öldürmüştü Rickard. Babası gerçekten
iyi bir savaşcıydı ama Rickard haydutlarla girdiği bir kaç küçük mücadele dışında hiç bir mücadeleye girmemişti ve hiç kimseyi öldürmemişti. Öldürmek zevkli bir şeymiş diye düşündü Rickard.
Rickard bir çok sıradan insandan daha iyi dövüşebilirdi çünkü babası onu çok iyi yetiştirmişti. Ama Rickard Bolton askerlerini öldürene kadar tecrübeye sahip değildi

Hava yavaş yavaş kararıyordu fakat hala kuzgun uçuyordu ve Rickard hala kuzgunu takip ediyordu. Rickard iyice yorulmuştu ve tüm enerjisi yavaş yavaş tükenmekteydi.
Rickard artık kuzgunun bilinçli bir kuzgun olduğundan ve onunla konuştuğundan tamamen emindi. Rickard kuzguna ‘‘Çok yoruldum bir yerde durmalı ve geceyi geçirmeliyiz’’ dedi.
Kuzgun ‘‘Tamam,tamam’’ dedi ve yoldan saparak ilerledi.Kuzgun ilerliyordu ve Rickard kuzgunu takip ediyordu bir süre ilerlediler ve bir büvet ağacının önüne geldiler.
Kuzgun ‘‘Güvenli,güvenli’’ dedi ve Rickard başını onaylar şekilde salladı. Ardından sırtını büvet ağacına yasladı ve ayaklarını uzattı.Uyumadan önce babasının
defterini eline aldı ve okumak ile okumamak arasında kaldı.Rickard defterde yazanları gerçekten çok merak ediyordu ama okumak için bir işaret bekliyordu.
Bir süre duraksadı ve daha sonra okumam gerektiği zaman bunu anlayacağım diye düşündü ve defteri çantasına koydu.

O gece rüyasında babası ve annesiyle birlikte küçük kalelerinde kahvaltı yapıyorlardı.Babası yaşadığı maceraları anlatıyordu,annesi ve Rickard ise sanki ilk defa dinliyorlarmış gibi merakla
babasını dinliyorlardı. Halbuki bu hikayeyi en az 1000 defa dinlemişti Rickard. Robert’in isyanında Rheagar Targaryen ile karşı karşıya geldiğini ve Rheagar’ın babasını yaraladığını anlatmıştı babası.
‘‘Rheagar beni yaraladıktan hemen sonra Robert ile karşılaştı’’ dedi babası. Robert Baratheon onu öldürdükten sonra her yeri didik didik aradık ama bir şekilde Rheagar Targaryenin cesedi kayboldu ve bir daha asla bulunamadı diye bitirdi.
daha sonra üç gözlü kuzgun geldi masaya. Rickard’ın yemeğini gagaladı ve ‘‘Eski dil,eski dil,öğrenmelisin,öğrenmelisin’’ dedi. Eski Dil kuzeyde bazı yabanıllar tarafından konuşulan ve duvarın bu tarafında binlerce yıldır konuşulmayan bir dildi.
Rickard bu dili kimden ve nasıl öğrenebilirdi ki ?
Daha sonra kuzgun Rickard’a ‘‘Beni takip et,beni takip et’’ dedi ve bir anda Rickard kuzguna dönüşerek pencereden dışarıya çıktı.
Hayır olamaz ! diye düşündü Rickard. ‘‘Annemle ve babamla yeteri kadar vakit geçiremedim, ya bu onları son görüşümse ?’’
Kuzgun onu duymamıştı ve en kuzeye doğru ilerlemişlerdi. Sur’un tepesine geldiklerinde kızıl bir cadı ve gölgesiz bir kral gördüler.
Sur’un ötesinden gelen bir kuzgun Rickard’ı fark etti ve ona doğru gelmeye çalıştı fakat tam Sur’un tepesindeyken kuzgun yandı.
Daha sonra 3 gözlü kuzgun Rickard’ı Gece Kalesi’ne götürdü ve orada Rickard’a gizli bir geçit gösterdi.Bu geçitte büvet ağacından bir yüz vardı.
3 gözlü kuzgun Rickard’a '‘Kapıyı açmak için,yemini öğrenmelisin’'dedi. Fakat bu kez kuzgunun sesi daha sert ve daha pürüzlüydü, sanki bir insan sesi gibiydi.Çok ama çok yaşlı bir insan sesi gibi.

Kuzgun ve Rickard en son olarak Rickard’ın gerçekten uyuduğu yere geldiler ve Rickard kendi bedeninin üstüne kondu tam o sırada Rickard uyandı ve bir an kendi yüzünü kuzgundan gördü ve bir saniye sonra karşısında kuzgunu ve üç gözlü kuzgunu gördü.
Bu nasıl olmuştu? Rickard’ın rüyasındaki kuzgun nasıl olmuştu da Rickard’ın üstüne konmuştu ? Rickard korku ve öfkeyle doldu ve hançeriyle kuzgunun başını kesti.
Kuzgunun başını keser kesmez sanki kendi başı kesilmiş gibi acı çekti ve çok hiddetli bir şekilde bağırdı. 3 gözlü kuzgun ‘‘Yapmamalıydın,yapmamalıydın’’ dedi.
Acı kısa sürmüştü ve Rickard kendine gelmişti.Rickard kahvaltısını tuzlanmış et ve küflü sert beyaz peynir ve bir matara şarapla yaptı.
Kahvaltısı biter bitmez ‘‘Kaybedecek vaktimiz yok beni şu kaleye götür’’ dedi. Atına bindi ve kuzgunun arkasından yolu izlemeye başladı.

Kuzeye doğru ilerledikçe havanın soğukluğu ve yerlerdeki karlar artıyordu.Rickard kuzguna ‘‘Daha önce çetin bir kış görmedim, ama bu kış tarihin en çetin kışlarından birisi olacak,bunu hissedebiliyorum.’’ dedi
ardından Rickard hafif bir şekilde gülümsedi ve kafayı yemiş olmalıyım,bir kuzgunla konuşuyorum diye düşündü. Ailesini kaybettikten sonra Rickard kendisinde değildi. Çok az yiyor,çok az uyuyor fakat çok fazla şarap içiyordu.
Yol ilerledikçe ufukta görünen sura iyice yaklaşıyorlardı ve sura doğru her adım attıklarında Rickard’ın kalbi yerinden çıkcak gibi oluyordu. Rickard hem hakkında binlerce hikaye duyduğu sura ilk defa gideceği için heyecanlıydı,hem de gece kalesine gideceği için korkuyordu.
Aklına gece kalesinde geçen o korkunç hikayeler geliyordu fakat Rickard bunları düşünmek istemiyordu.

Gece kalesine varmışlardı. Kuzgun önden ilerliyordu ve Rickard arkasından atıyla hızlı ama temkinli adımlarla geliyordu. Daha sonra Rickard ilerideki kuyudan birisinin çıktığını farketti.
Kılıcını sessizce kınından çıkardı ve beklemeye başladı. Bekledi,bekledi ve bekledi. Bekleme anında geçen üç saniye Rickard’a 3 asır gibi gelmişti.
Kuyudan şişman bir adam zorlanarak çıktı ve daha sonra kucağında bebek olan bir kadının çıkmasına yardım etti.Rickard adamın giyinişinden gece nöbetçilerinin yeminli bir kardeşi olduğunu anlamıştı.
Rickard bağırarak adamın üzerine doğru ilerledi ve adam korkarak bir çığlık attı. Rickard adamın karnına bir tekme indirdi ve adam yere düştü.Adam bağırarak ‘‘Lütfen,Lütfeen!’’ diye ağlamaya başladı.
Sonrasında kadın ve bebek de ağlamaya başladı. Rickard kılıcını yerdeki adamın boynuna dayadı ve ‘‘Sen kimsin ?’’ diye sordu.
Adam ‘‘Benim ismim Sam, gece nöbetçilerinin yeminli bir kardeşiyim’’ dedi. ‘‘Nereden geliyorsun’’ diye sordu Rickard sesi tıpkı babasının sinirli zamanlarındaki gibi sert ve soğuk çıkmıştı.
‘‘Kuzeyden, Sur’un diğer tarafından’’ Rickard’ın yüzü tebessüm etti ve ‘‘Güzel,bana karşı tarafa geçmem için gerekli olan yemini söyle ve ben de karını ve oğlunu bağışlayayım’’ dedi.
Adam çok korkmuştu ve başka çaresi yoktu yemini söyledi. Ardından Rickard ‘‘Beni gördüğünden kimseye bahsetme,aksi halde seni bulurum’’ dedi.
Sam kimseye söylemeyeceğine yemin etti. Rickard ‘‘Şimdi yoluna ilerle ve sakın arkana bakma,arkana baktığın anda gelirim ve senin karnını deşerim.’’ dedi
Sam korkudan söylenenleri yaptı ve Rickard o gözden kaybolana kadar bekledi. Rickard ne zaman bu kadar sert ve katı bir adam olmuştu ? Sur’un karşısına geçmek için şişko ve aciz bir adamı tehdit etmişti.
Rickard’ın içini suçluluk duygusu kapladı.

Daha sonra Rickard kuyudan aşşağıya indi ve kapıyı gördü. Kapı beyaz büvet ağacıydı ve üstünde bir yüz vardı.
Ağaçtan bir ışıltı geliyordu,süt ve ay ışığı gibi.Ağaçtaki yüz,yaşlı ve solgundu,buruşmuştu ve küçülmüştü.Ölü görünüyor diye düşündü Rickard.
Ağzı ve gözleri kapalıydı,yanakları çökmüştü,alnı kurumuştu,çenesi sarkmıştı.
Bir adam bin yıl yaşayabilse,sadece yaşlansa ve asla ölmese,yüzü böyle görünür.

Kapı gözlerini açtı.
Gözleri de beyazdı.Ve kör.’‘Kimsin?’’ diye sordu kapı ve kuyu fısıldadı,’‘Kim,kim,kim,kim,kim’’
‘‘Ben karanlıktaki kılıcım.’’ dedi Rickard.’‘Ben duvardaki gözcüyüm.Ben soğukta yanan ateş,şafak vaktindeki ışığım.Ben uyurları uyandıran nida,diyar halkını koruyan kalkanım’’
‘‘O halde geç.’’ dedi kapı. Dudakları açıldı,genişledi,genişledi,genişledi.Kırışıklıklardan ibaret bir halkanın içindeki açık ağızdan başka hiçbir şey kalmayana kadar.
Önce kuzgun geçti kapıdan daha sonra Rickard atını gönderdi. En son Rickard kalmıştı. Rickard geçerken kapının üst dudağı Rickard’ın başına hafifçe dokundu.
Rickard’ın başına bir su damlası düştü,burnundan yavaşça aşağı süzüldü.Tuhaf bir şekilde ılıktı ve gözyaşı gibi tuzlu.

Kapının karşı tarafına geçtiğinde genç bir kız ve genç bir oğlan Rickard ile göz göze geldi. İri yarı güçlü bir dev ise el arabasındaki bir oğlanı çekerek ‘‘Hodor’’ dedi.
En son ise ölü bir geyiğin üstünde siyahlar ve griler içersinde,yüzünü atkıya benzeyen bir kumaş parçasıyla örtmüş simsiyah elli bir adam gördü.Etrafında bir kaç tane kuzgun vardı ve sanki adam kuzgunları, tıpkı Rickard’ın rüyasında yaptığı gibi kontrol ediyordu.
‘‘Siz gidin’’ dedi adam Rickard’a bakarak. ‘‘Bu adam benim kardeşim değil ve benim kardeşim olmayan kimse bu kapıdan geçemez.Ben size yetişirim.’’ dedi ve kılıcını çekti. Rickard hayatında daha önce korkmadığı kadar korkmuştu.Diğer kişiler ortadan kayboldu ve Rickard adamla baş başa kaldı.Rickard kılıcını çekmek zorundaydı.

4 Likes

BÖLÜM 3
‘‘Bana Soğukel derler.’’ dedi adam ve sessizliği bozdu. Rickard adamı kısa bir süre inceledikten sonra adamın nefes almadığını fark etmişti.
Bir kaç dakika önce adam Rickard’ı öldürmek için hamle yapmıştı fakat Üç Gözlü Kuzgun adama yaklaşarak '‘Yapma,yapma’'demişti.
Rickard hala ne yaşadığını tam olarak anlayamamıştı.
‘‘Mağarayı mı arıyorsun ?’’ diye sordu Soğukel.
Rickard az daha kendisini öldürecek olan adamla konuşmak istemiyordu ama başka çaresi de yoktu. ‘‘Evet’’ dedi isteksizce.
Soğukel Rickard’ın çekindiğini anlamış olacak ki ‘‘Benden çekinmene gerek yok’’ dedi. Eliyle kuzgunu işaret ederek ‘‘Onun dostu benim dostumdur’’ dedi.
Daha sonra ‘‘Biz de aynı mağaraya yolculuk ediyoruz,istersen bizimle beraber gelebilirsin.’’ dedi Soğukel.

Rickard bu nefes almayan adama bir türlü ısınamamıştı.Bu adamda ürpertici bir şeyler vardı.’‘Kendi başıma devam edersem daha iyi olur,size iyi yolculuklar.’’ dedi Rickard.
Soğukel ‘‘Yanında onun kuzgunlarından birisi var,sana her türlü yolu göstericektir ama ben surun bu tarafını ondan daha iyi bilirim ben çok,çok uzun zamandır bu topraklardayım.
Benimle beraber daha rahat ve daha güvenli bir yolculuk geçirirsin,ama yine de karar senin.’’
Rickard rahat ve güvenli bir yolculuk geçirmek istemiyordu.Babası bir çok macera yaşamıştı bir çok tehlikeyi atlatmıştı,babasının zaman zaman yoldaşları olmuştu ama babası çoğu zaman tekti.
Rickard o mağarayı kendi başına bulabilirdi.’‘Teşekkür ederim ama gerek yok.’’ dedi Rickard.

Yol ayrımından sonra Rickard’ın günleri rutin geçiyordu. 3 Gözlü Kuzgun ona tüm yolu gösteriyordu. Gece güvenli bir mağara veya kayalık buluyordu ve orada uyuyordu.
Ama soğuk… soğuk Rickard’ı çok zorluyordu.Bazı günler Rickard soğuktan donarak ölücekmiş gibi hissediyordu,kemiklerine kadar titriyordu.
Bazı günler öyle yoruluyordu ki kendini karların üstüne bırakıp ölene kadar yatmak istiyordu. Ne zaman yatsa kuzgun ona aynı şeyleri ve farklı şeyleri söylüyordu. ‘‘Senin bir amacın var,senin bir amacın var.’’
‘‘İnsanlık için,insanlık için’’ Rickard her ne kadar istemese de kalkmak zorunda kalıyordu eğer kalkmassa tüm insanlığı lanetlemiş olacağını düşünüyordu.
Annesi ve babası Rickard yüzünden ölmüştü,Rickard kendini hala suçlu hissediyordu.Annesi ve babası için yaşamak zorundaydı.Önce insanlık için elinden geleni yapacaktı daha sonra Roose Bolton’dan intikamını alacaktı.Rickard’ı hayatta tutan tek şey bu düşünceydi.
‘‘Ölmemeliyim’’ diyordu Rickard her ölcek gibi hissettiğinde.Ve daha güçlü olarak kalkıyordu karların arasından.

Rickard yabanıl gruplarını görüyordu uzaklardan. Rickard en güvenli yolları tercih ediyordu,yabanıllar onu görmüyordu fakat Rickard neredeyse her gün büyüklü küçüklü yabanıl grupları görüyordu.
Bazı günler savaşcı erkekler,bazı günler yaşlı kadınlar ve küçük çocuklar.Bazı günler at arabaları ve erzaklar.Bazı günler Devler ve Mamutlar.Rickard Devleri ve Mamutları ilk gördüğünde çok şaşırmıştı,onların gerçek olduğuna inanmıyordu, ta ki görene kadar.
Ondan sonra her gördüğünde biraz daha az şaşırıyordu ve git gide alışıyordu.Tüm yabanıllar tek bir yerde toplanıyordu sanki.Tüm yabanıllar en uzaktaki kuzeyden belirli bir yere doğru ilerliyordu.
Amaçları neydi ? Bir şeylerden mi kaçıyorlardı ? Yoksa Sur’a saldırmak için tüm yabanıllar bir araya mı geliyordu ? Rickard istese bunu öğrenebilirdi fakat Rickard’ın daha önemli bir görevi vardı.

GÜM ! Rickard yattığı yerden sıçradı ve daha ne olduğunu anlayamadan kılıcına sarıldı. GÜM ! GÜM ! Rickard bir kayalığın üstünde uyumuştu ve her yeri ağrıyordu.
GÜM ! GÜM ! Rickard sesin geldiği bölgeye baktığında onu gördü. Uzaktan bir çok kez dev görmüştü ama daha önce hiç bu kadar yakından görmemişti.
Gerçekten de büyükmüş diye düşündü Rickard,eli kılıcındaydı.Kısa bir zaman sonra dev ile göz göze geldi ve dev Eski Dil de bir şeyler söyledi.
Rickard ne söylediğini anlamamıştı fakat eski dil olduğunu anlamıştı.Rickard kuzeyin eski tanrılarına dua etmeye başladı,bu çok fazlaydı bu kadar kısa sürede bu kadar fazla olayı kaldıramazdı.

Ve dev Rickard’a doğru koşmaya başladı,çaresiz kalan Rickard’da kaçmaya başladı.
GÜM!GÜM!GÜM!GÜM devin koşması yerleri inletiyordu ve gerektiğinden çok ama çok daha fazla ses çıkarıyordu.
Rickard yola çıktığından beri dikkat çekmemeye çalışmıştı ama bu devin çıkardığı ses yakınlardaki herkesi yanlarına çekebilirdi.

Dev’in elinde ahşap bir sopa vardı,üzerinde zırh bile sayılmayacak,vücudunun az bir kısmını kapatan bir parça deri.
Rickard Bolton askerlerinden kaçmıştı,Soğukel’den kaçmayı düşünmüştü. Ve yol boyunca hep kaçarak,saklanarak gelmişti. Rickard gerçekten düşmanlarından mı kaçıyordu yoksa kendi kaderinden mi kaçmaya çalışıyordu ?
‘‘Artık kaçmayacağım’’ dedi Rickard sessizce. Dev bağırarak bir şeyler söyledi.
‘‘ARRTIKKKK KAÇMAYACAĞIMMMMM’’ diye bağırdı Rickard ve arkasını döndü. Çevik bir hareketle devin bacaklarının arasından takla atarak geçti ve hançerini tam olarak Dev’in testislerine saplamayı başarmıştı.
Dev acıyla inledi.Rickard kılıcını Dev’in sırtına sapladı,çekti,sapladı,çekti,sapladı ve çekti,ta ki dev dizlerinin üstüne çökene kadar. Dev dizlerinin üstüne çöktüğü zaman Rickard '‘Artık kaçmak yok’'dedi zıpladı ve kılıcını devin kafatasına geçirdi.

Yolculuğun geri kalanı sakin geçmişti ve sonunda Rickard aradığı mağarayı bulmuştu. Yanındaki üç gözlu kuzgun mağaranın biraz uzaklarında ‘‘Elveda’’ dedi ve uçarak uzaklaştı. Rickard’ın içini garip bir hüzün kapladı. Rickard o kuzguna alışmıştı.
Rickard mağaraya doğru yavaş yavaş ilerlerken bir şeyler hissetti.Sanki bir şeyler burada birisini bekliyordu. Rickard mağaraya girdi ve büvet ağaçlarından yapılmış bir tahtta oturan hatta tahtla bütünleşmiş,
tek gözünün içinden büvet ağacı çıkan bir adamla karşılaştı. ‘‘Ben üç gözlü kuzgun ve uzun zamandır seni bekliyordum’’ dedi adam. ‘‘Konuşacak çok şeyimiz var ve vaktimiz çok az,otur ve sana herşeyi anlatayım.’’

Rickard ayağa kalktığında içinde çok büyük bir korku,başında çok ağır bir zonklama vardı. Brynden Rivers ona Ötekilerden,Son Kahramandan,Ejderhalardan,Efsanelerden ve yakalaşmakta olan büyük tehlikeden bahsetmişti.
Artık her şeyin farkındaydı Rickard. Babasının yadigarı olan kılıca son bir kez baktı. O kılıcı mağarada bırakmak zor geliyordu fakat bırakmak zorundaydı,çünkü aynı anda iki kılıç gereksiz ağırlık yapardı.
Rickard yeni kılıcının ismini sorduğunda ‘‘Blackfyre’’ demişti Brynden Rivers. Aegon Targaryen’in efsanevi Valyria Çeliği kılıcı şu anda Rickard’ın ellerindeydi. Akgezenleri öldürmenin bir kaç yolundan birisinin Valyria Çeliği olduğunu söylemişti Brynden Rivers ona.

Rickard mağaranın dışarısından bir bağırma sesi duydu ve koşarak mağaradan çıktı.Tam Rickard dışarı çıktığında Genç Kız,Genç Oğlan,El arabasındaki sakat çocuk ve Sürekli Hodor diyen dev gibi adam mağaranın içerisine doğru ilerliyordu.
Garip ölü yaratıklar Soğukel’in etrafını sarmıştı ve Soğukel’e saldırıyordu. Rickard ‘‘Sanırım bunlar Akgezenlerin uyandırdığı Wight’lar olmalı’’ dedi ve Soğukel’e yardıma gitti.
Soğukel ile beraber uyum içerisinde tüm Wightları akladılar. Etrafı tamamen temizledikten sonra Soğukel Rickard’a dönerek ‘‘Kader yollarımızı bir kez daha kesiştirdi,beraber uzun ve güzel bir yolculuk yapacağız’’
Rickard bu sefer nefes almayan adama ısınmıştı ve ondan öğrenecek şeyleri vardı ‘‘Umarım güzel bir yolculuk olur’’ dedi ve gülümsedi.

3 Likes

Arkadaşlar hikaye nasıl ilerliyor ? Görüşlerinizi ve eleştirilerinizi yazarsanız çok sevinirim.
İyi okumalar :slight_smile:

Hikaye güzel heyecanlı ilerliyor. Ben de uzun süre önce yarım bıraktığım hikayeye devam edeceğim resmen özendirdin :smiley:

2 Likes

Biz de özledik be çok iyi olur devam etmen.
@Northoros Hikaye güzel devam ediyor devamını bekliyoruz.

1 Like

Hikayeni merak ettim. Linkini atabilir misin ?

BÖLÜM 4
Üç Gözlü Kuzgun Rickard’a neredeyse bilmesi gereken her şeyi öğretmişti,bir şey hariç;Warglık Yeteneği
Soğukel’in ve Üç Gözlü Kuzgun’un söylediğine göre Rickard bir Warg’dı ama yeteneğini hiç geliştirmemişti çünkü yeteneğinin farkında değildi.
İlk Warglık deneyimini rüyasında Üç Gözlü Kuzgun’la beraber yaşamıştı.Yolculuklarına başladıklarında Soğukel ona ‘‘Sur’un ötesi sandığın kadar ıssız bir yer değil,sadece herkes istediği yere kolay kolay ulaşamaz.’’
demişti ve ‘‘Warglık yeteneğini açmanın çok kolay bir yolu var,Eldric’in mağarasına gitmeliyiz’’ demişti.

Dört veya beş gündür yoldalardı.Rickard yorgundu fakat yolculuklar rahat geçiyordu. Tüm yabanıllar bir amaç uğruna toplanıyorlardı ve bu sebeple kuzeyin ileri tarafları ıssız köylerle doluydu.
Normalde kuzeyin bu kadar ilerisi dondurucu bir soğuklukta olmalıydı ve kar fırtınalarıyla dolu olmalıydı fakat Soğukel yanındayken civarlarda kar fırtınaları olmasına rağmen Rickard’ın olduğu bölgelerde kar fırtınası olmuyordu.

Thenn’lerin son kasabalarını da geçmişlerdi ve altı veya yedi günlük mesafe daha katetmişlerdi.Çok uzaklaşmışlardı,normal bir insanın asla uzaklaşamayacağı kadar çok…
En sonunda her tarafı süt kadar beyaz su olan bir göl ile karşılaşmışlardı.Soğukel Rickard’a dönüp ''Daimi kış topraklarının da ötesine doğru ilerliyoruz.Benim deyimimle ‘‘Gizli Kuzey’’ demişti.
‘‘Kuzeyin bu bölgesinde normal bir insan tek başına asla hayatta kalamaz.Buraya nefes alarak ayak basan ikinci insansın’’ dedi ve sırıttı.
‘‘Birincisi kim ?’’ diye sordu Rickard.
'‘Birinci kişi artık nefes alan birisi değil ama hala yaşıyor’'dedi Soğukel.
Söylentilere göre ormanın çocuklarının gizli şehirleri ve daha nice bilinmeyen yerler bu topraklardaydı.Buralar çok soğuktu ama çok güzeldi. Sanki buzdan bir cennet diye düşündü Rickard.
Ve Soğukel anlatmaya başladı;

''İlk kez o karanlıkta geldi Ötekiler. Onlar soğuk yaratıklardı, ölü yaratıklardı. Güneşten, ateşten, demirden ve damarında sıcak kan akan her canlıdan nefret ederlerdi.
Karakolların, şehirlerin ve bütün diyarın üzerine korku saldılar. Kahramanları, hatta orduları, soluk ve ölü atlarının üzerinden uzanıp keserek onar onar öldürdüler.
İnsanların kılıçları onları durduramadı. Bakireler ve bebekler için bile merhamet yoktu içlerinde. Buz tutmuş ormanlarda bakireleri avladılar ve hizmetkârlarını ölü bebek etleriyle beslediler.”

Rickard Üç gözlü kuzgun’dan Son Kahraman’ı öğrenmişti fakat bu hikayeyi ilk kez dinliyordu.
‘‘Sonra ne oldu ?’’ diye sordu merakla.
Soğukel devam etti ;

''Soğuk ve ölüm dünyayı kaplarken, çocukları bulmaya kararlı son kahraman, insan ordularının kaybettiği şeyleri kadim büyülerle geri alabileceğini umarak ölü topraklara girdi.
Yanında kılıcı, atı, köpeği ve bir düzine dostu vardı. Ormanın çocuklarının gizli şehirlerini asla bulamayacağını düşünüp umudunu kaybettiği ana kadar yıllarca aradı.
Dostları birer birer ölmüştü. Ve atı ve köpeği. Kılıcı öylesine buz tutmuştu ki kullanmaya kalktığında ellerinde parçalandı.
Ötekiler kesilen ellerinden akan kanın kokusunu aldılar ve yanlarında tazı büyüklüğündeki ölü örümceklerle sessizce izini sürdüler…”

Rickard iyice meraklanmıştı ‘‘Peki ya sonra ?’’ diye sordu.

Soğukel devam etti;

‘‘Son Kahraman ormanın çocuklarını buldu ve ormanın çocuklarından Ötekiler hakkında öğrenebileceği her şeyi öğrendi.Daha sonra Ormanın Çocuklarının yardımıyla geldiği topraklara geri döndü
ve Gece Nöbetçilerini kurdu.’’

Rickard devam etti ‘‘Ve Gece Nöbetçileri Ötekileri yenerek geldikleri yerlere geri gönderdiler’’

‘‘Hayır’’ dedi Soğukel.
‘‘Hiç kimse Ötekileri yenemez.Onlar sis gibidirler.Bir sisi nasıl öldürebilirsin Rickard ?
Onları sadece kendinden uzak tutabilirsin.Son Kahraman bunu anlaşma yoluyla yaptı ve bedelini çok ağır ödedi.’’
‘‘Bedeli neydi ?’’ diye sordu Rickard.
‘‘Bedeli mi ?, Bedeli işte tam karşında duruyor.’’
‘‘Sen,sen o musun ?’’ dedi Rickard.
‘‘Evet ben o kişiyim.fakat benim bu saatden sonra bu savaşta yapabilecek bir şeyim yok sana en fazla buraya kadar yardım edebilirim,sessiz kalmak zorundayım’’ dedi.
Eldric’in Mağarasının girişinde duruyorlardı.
'‘Mağaraya gir.Kadim Su’da yıkan ve mağarada bir gece uyu.Ertesi gün güneye yani bilinen kuzeye doğru geri dön,benim gitmem gerek’'dedi ve ilerledi.
‘‘DUR!’’ diye bağırdı Rickard fakat Soğukel çoktan kaybolmuştu.

Rickard mağaraya girdi.Mağaranın girişi çok dar ve kısaydı,dümdüz ileriye doğru tek bir yol vardı.Rickard yoldan ilerledi ve en sonunda Kadim Suyu buldu.
Kadim su mağaranın tam ortasındaydı ve mağaranın üst taraflarındaki taştan bir insan yüzünün ağzından aşşağıya doğru akıyordu.Rickard mağaraya girince taştan yüz,ağazını kapattı ve bir anda kadim su dondu.
‘‘William’ın oğlu Rickard’’ dedi taştan yüz. ‘‘Buraya gelerek hata ettin’’ ‘‘Herkese güvenmemelisin’’ ‘‘Sen Eldric için değerlisin’’ dedi ve taştan yüz ağzını tekrar açtı su akmaya başladı.
Su çok sıcaktı ve çok rahatlatıcıydı.Taştan yüzün söylediği şeyler düşündürücü şeylerdi fakat Rickard biraz dinlenmek ve hiç bir şeyi düşünmemek istiyordu.
Rickard suya girdi ve hayatında daha önce bu kadar rahatladığını hatırlamıyordu,yavaş yavaş gözleri kapandı.

1 Like

BÖLÜM 5
Rickard mağarada kadim suyun içinde uyuya kalmıştı.Geri dönüş yolu oldukça soğuk ve zorlu geçiyordu.Soğukel’in yokluğunu Rickard şimdiden hissetmeye başlamıştı.
Rickard nedense SoğukEl’i özlüyordu.Soğukel ile arasında garip bir samimiyet oluşmuştu ve eğer Soğukel burada olsaydı yolculuk çok daha kolay geçerdi.

Kadim Suda uyuduğu zaman Rickard rüyasında Warglık yeteneğinin açıldığını görmüştü ve sabah mağaradan çıktığında yaptığı ilk şey kuşları warglamak olmuştu.
Diğer hayvanlarıda Warglamak isterdi fakat Gizli Kuzey’de ayakları yere basan hiç bir hayvan yoktu,Rickard’ın atı hariç.Rickard kendi atını warglamak istememişti nedense.

Rickard rüyasında bir şey daha görmüştü.Babası rüyasında ona ‘‘Artık hazırsın,defterimi okuyabilirsin’’ demişti.
Rickard defteri okumak için sabırsızlanıyordu ama bu kadar soğuk bir havada okuyamazdı.Güvenli bir yer bulur bulmaz yapacağı ilk şey bu defteri okumak olacaktı.

Rickard nihayet süt kadar beyaz sudan olan beyaz gölü bulmuştu.Göldeki su adım attıkları anda donuyordu ve ayak basan kişinin geçmesine izin veriyordu.
Rickard atını sürdü fakat at ilerlemedi. Rickard atına biraz sert vurdu ve ‘‘Hadi’’ dedi. At kişnedi ve Rickardı yere sert bir şekilde fırlattı.
Rickard çok sinirlendi ve atını tutarak sürüklemeye başladı Rickard ayağını bastı ve su dondu.Rickard iki adım daha attı ve at ilk adımını attığı an tüm bedeni soldu ve at oracıkta can verdi.
Rickard çok şaşırmıştı,at ile beraber geldiklerinde Rickard atı sürüyordu fakat ata bir şey olmamıştı.Rickard geri dönerken atı sürükledi fakat at anında solarak öldü.
Bu nasıl olmuştu ? Üç Gözlü Kuzgun bir çok şeyi cevaplamıştı fakat Üç Gözlü Kuzgun’un bile bilmediği bir çok şey vardı.
Gizli Kuzey normal Kuzey’den bin kat daha güzel ve yaşanabilecek bir yerdi.Fakat orada normal insanlar için hayat yoktu ve Rickard oraya bir daha dönme riskini alamazdı.

Rickard Thenn’lerin terk edilmiş kasabalarından birisine gelmişti.Kasabada ne bir insan,ne de bir hayvan vardı.Kasaba tamamen boştu. Rickard daha fazla dayanamıyordu ve babasının kitabını bu kasabada okuyacaktı.
Rickard kasabadaki en büyük eve girdi.Kasabanın en büyük evi bile normal bir evden küçüktü.Rickard evin içerisinde bir çalışma masası ve mum buldu.Zorluklarla bir ateş yaktı ve ardından mumu yaktı.Ve defteri okumaya başladı.

‘‘Sevgili oğlum Rickard,bu yazdıklarımı zamanı geldiğinde,hazır olduğunda okuyacaksın.Ben bunları yazarken sen hayatta değilsin ama Yeşil İnsalar bana senin doğacağının ve isminin Rickard olacağının müjdesini verdiler.
Bu haberi aldığım günden son günüme kadar seni yetiştirmek için çalışacağım.Çünkü sen özel bir insansın ve senin bir kaderin var,bu kader ben olsamda olmasamda gerçekleşecek.
Kaderin ne ?,oynayacağın rol ne ? Bilmiyorum,çünkü Yeşil İnsanlar bana sadece bir rolün olduğunu söylediler,ne olduğunu söylemediler.
Sana herşeyi açıklamak isterdim fakat herşeyi açıklayamam.Sadece şunları söyleyebilirim.Herkes göründüğü kadar masum veya suçlu değildir.Herkes göründüğü kadar iyi veya kötü değildir.
Sur’un ötesinde Soğukel isminde bir adamla tanıştım.O adamla günün birinde sen de tanışacaksın,hatta belki şuan bunları okurken çoktan tanışmışsındır.
O adam Gece Nöbetçilerini kuran kişi,Gece Nöbetçileri’nin 13.Lord kumandanı.Ve yola çıktığı 12 yol arkadaşının anısına kendini 13.Lord Kumandan olarak saydı.
O adam iyi birisi gibi gözüküyor fakat iyi birisi değil.Çok tehlikeli birisi,ona dikkat etmelisin.Joramun’un borusunu bulmalısın.Ve Ötekiler ile iletişime geçmek için Eski Dil’i öğrenmelisin.
Sana verebileceğim tavsiyeler bu kadar oğlum.Sana belki bunu söyleme fırsatını hayatım boyunca bulamamışımdır fakat seni seviyorum.’’

Sayfalarda yazan şeyler bittiğinde Rickard’ın göz yaşları birer birer damlıyordu.Rickard babasını çok özlemişti ‘‘Ah keşke babam burada olsaydı.’’ dedi Rickard.
Kendini toparladı ve yola devam etti.Güvenmeye ve sevmeye başladığı Soğukel bebekleri Ötekiler’e veren Gecenin’Kralı olarak anılan 13.Lord kumandandı. Rickard çok öfkeliydi,Soğukel’i ilk gördüğü yerde öldürecekti.

Rickard yolculuğunun sonunda Üç Gözlü Kuzgun’un mağarasına gelmişti. Bu defa mağaranın önünde Wightlar yoktu. Rickard merak ediyordu,Soğukel 13.Lord kumandansa neden ona yardım etmişti ?
Neden onun Warglık yeteneğini ortaya çıkarmıştı ? ve Ötekiler ile bağlantılıysa neden sakat çocuğa saldıran Wightları öldürmüştü ? cevaplanması gereken çok soru vardı.Rickard Soğukel’i bulup hepsinin cevabını öğrenecekti.
Ama önce Soğukel’in dostu olan Brynden Rivers yani Üç Gözlü Kuzgun’dan hesap sormalıydı.

Rickard,Brynden Rivers’in mağarasına girdi. Adam her zamanki yerindeydi.Yavaş adımlarla adama doğru ilerledi.Rickard tam bir şey söyleyecekken Brynden Rivers
‘‘Aradığın cevapların tamamı mağaranın dışarısında seni bekliyor’’ dedi. Rickard konuşmadı,hızlı adımlarla mağaradan çıktı.Soğukel,beraber Wight’ları öldürdükleri yerde Rickard’ı bekliyordu.
Rickard bu kez Soğukel’den hiç korkmuyordu. Kılıcını çekti ve Soğukel’e doğru ilerledi.Soğukel '‘İstersen beni öldür,ama önce anlatacaklarımı dinle’'dedi.
Rickard başıyla anlat der gibi bir işaret yaptı ve Soğukel anlatmaya başladı

''Ötekileri yenmemizin imkanı yoktu,sana bu hikayeyi daha önce de anlattım. Ejderhacamımız vardı,Valyrian çeliğimiz vardı,Ejderhamız bile vardı.Ama onların’da Buz Ejderhası vardı.
Onları yaklaşabilsek öldürebilirdik ama sayıları göründüklerinden çok daha fazla.Uzun gece geldiğinde büyük savaş zamanında karşılarında hiç kimse duramaz.Biz de bu işi diplomasiyle çözdük.
Anlaşmanın şartlarından bazıları çok ağır şartlardı ama tüm insanlık için bazı bedeller ödemek zorundaydık.Onlara her sene Gece Kalesindeki kapıdan,kendilerine dönüştürmeleri için bebekler verdik.eğer vermeseydik nefes alan bebek kalmazdı.
Onlar beni onların nasıl hissettiğini anlamam için kendilerine benzer bir şeye dönüştürdüler.Artık ne yemek yiyiyorum,ne nefes alıyorum,ne de uyuyorum.Ne eğlenmek için yapabilecek bir şeyim var ne de kafa dağıtmak için. Altıbin yıldır bu ıssız topraklarda tek başıma dolaşıyorum.
Ve anlaşmanın en zor maddesi ise Evlilikti.Onlardan bir tane de dişi olanı vardı.Onunla zorla evlendim ve çeşitli büyülerle beni kontrol etti.Şimdi hepsi geride kaldı ama ben bunların hiç birini isteyerek yapmadım,insanlık için yaptım.

Rickard’ın merak ettiği bir şey vardı ‘‘Anlaşma yapıldıysa,altıbin yıl sonra neden yeniden saldırıyorlar ?’’
Soğukel cevapladı
''Anlaşma zaten geçici süreli bir anlaşmaydı.Onlar birisi tarafından öldürülmedikleri sürece ölmüyorlar.altıbin yıl önceye göre çok daha güçlüler ve insanlık çok daha güçsüz.İnsanığın elinde eskisi kadar ejderhacamı,valyria çeliği yok ve hiç ejderha yok.
Artık istedikleri her şeyi alabilirler.

Uzun gece bu kıtada başlamadı,Essos da başladı.Kan ihaneti gerçekleşti ve Ölüm Tanrısı,Büyük Öteki,Gecenin Aslanı olarak bilinen tanrı insanlığı cezalandırmak için yaratıklarını Essos’a saldı.
O kadim Şafak imparatorluğunun bir kısmı Westeros’a kaçtı.Essos’da kalanlar Kantaşı imparatoru diğer adıyla Azor Ahai’nin yardımlarıyla savaşı kazandılar ve ejderhataşından yapılmış olan Beş Kale’yi inşaa ettiler.Şu anda güvendeler.
Peki ya bizim kıtamız ? Ötekiler Buz’un efendileri ve bizi koruyacağını düşündüğümüz şey Buzdan yapılan bir duvar.Ayrıca Sur ben ortaya çıkmadan çok daha önce oradaydı ben sadece Sur’un arka tarafına kaleleri inşaa ettirdim.

Yani diyeceğim o ki iki taraf var. Buz ve Ateş. Bi taraf daimi yazı istiyor,diğer taraf daimi kışı.Ama Daimi yaz da kötüdür daimi kış ta.İkisi de olmamalı ve bir denge olmalı.Ben,Brynden Rivers,Ormanın çocukları ve artık görünüşe göre sen denge tarafı için savaşıyorsun.
Nasıl yapacağımızı altı bin yıldır bulamadım fakat dengeyi bir şekilde sağlayacağız.Tanrıların bizi kullanarak kendi zalim oyunlarını oynamalarına,kendi savaşlarında bizleri birer piyon olarak kullanmalarına izin vermeyeceğiz.’’

Evet diye düşündü Rickard.Bu adam söylediklerinde haklı.

2 Likes

Çok güzel olmuş ellerine sağlık ben de bir tane yazıyorum ama ben ayrı ayrı yayınlamak yerine hepsini aynı anda yayınlamayı düşünüyorum

1 Like

Harika gidiyor… Richard ismi verilme hadisesi stark değilde üç gözlü kuzgundan gelmesi hayli ilginç geldi. Merakla bekliyorum hikâyenin kalanını.

1 Like

Teşekkür ederim… Rickard ismi Üç Gözlü Kuzgun dan gelmiyor, Yüzler Adası’ndaki Yeşil Adamlar’dan geliyor.

1 Like

BÖLÜM 6
Rickard Brynden Rivers ile görüşmek için saatlerdir bekliyordu ama Brynden Rivers tüm vaktini sakat çocuğa ayırmıştı.
Brynden Rivers artık iyice yaşlanmıştı ve bedeni çürümüş,kullanılmaz hale gelmişti.
Brynden Rivers sakat çocuğu kendi yerine geçmesi için eğitiyor olmalıydı.
Soğukel ile konuştuktan sonra Rickard artık bu savaştaki dengeyi sağlamak için bir şeyler yapmak istiyordu,dengeyi sağlamalıydı.
Ama nasıl sağlayacaktı ? Ötekiler ile konuşması gerekliydi fakat Eski Dil’i öğrenememişti.Hem eski dili öğrense bile Ötekiler Rickard ile konuşur muydu ?
Her şey çok karışıktı Gece’nin Kralı olarak hüküm süren Soğukel bile hala bu yaratıkların ne istediklerini bilmiyordu.
Bir taraf daimi yazı istiyor bir taraf daimi kışı fakat Kan ihanetini gerçekleştiren ve dünyayı kötüye götüren insanlardı ve bu hikayede iyi taraf Ötekilerdi.
Ama Ötekiler hiç de iyi taraf gibi durmuyordu. Rickard Ötekiler’in tam olarak neler istediğini,Gece’nin Aslanını,Azor Ahai’yi ve Rhollor’u,Eski Tanrılar’ı Yeşil Adamlar’ı ve Ormanın Çocukları’nı tamamen çözmeliydi.
Bu savaşta üç taraf olduğu söyleniyor Ateş,Buz ve Denge. Ama Rickard hiç bir tarafa ait değildi.Rickard meselenin köküne kadar inip her şeyi bilmeliydi,çünkü onun bir kaderi vardı.

Ama Rickard bu olaylardan git gide bunalıyordu.Her hangi bir taraf için savaşmak istemiyordu.Çünkü Rickard asla bir tanrıya hizmet edip onun şampiyonu veya uşağı olmak istemiyordu.Tanrıların olduğundan bile şüphe ediyordu.
Ama Rickard kendi hayatının tanrısıydı.Tanrılar’ın zalim olduğu ve insanların hayatlarının gidişatını ve ölümlerinin zamanının tanrılar tarafından belirlendiği söylenir fakat Rickard,Hayatının ve ölümünün gidişatını kendisi şekillendirecekti,Tanrılar değil !
Bir süre bekledikten sonra Brynden Rivers yanına Rickard’ı çağırmıştı.Rickard bekletilmekten de nefret ediyordu.Artık hiç birşeyden korkmuyordu ve tahammülü kalmamıştı.

Brynden Rivers Rickard’ı şöyle bir süzdü tam konuşmaya başlayacaktı ki Rickard;
‘‘Senin saçma saçma gevelemene,kaçamak cevaplar vermene,ve lafı uzatmana tahammülüm kalmadı.Artık ben de Denge Tarafı için savaşıyorum şimdi bana ne yapmam gerektiğini söyle’’ dedi.
Brynden Rivers hüzünlü bir şekilde Rickard’a baktı.Sanki bir şeylerin sonu gelmiş gibiydi.
‘‘Benim artık fazla vaktim kalmadı,yakın zamanda ruhum Büvet Ağacı Ağına ve bedenim toprağa karışacak.’’
‘‘Hayatımın son zamanlarında bildiğim her şeyi o sakat çocuğa öğretmeliyim,ona uçmayı öğretmeliyim’’
‘‘Senin ise görevin seçilmiş kişinin yanında olmak ve ona her türlü konuda yardımcı olmak.’’
''Kim bu seçilmiş kişi ? diye sordu Rickard
‘‘Gece Nöbetçileri’nin Lord Kumandanı, Jon Snow’’
Rickard Jon Snow’un ismini duymuştu,Jon Snow Ned Stark’ın piç oğluydu.

Brynden Rivers yaklaş dedi
Rickard yaklaştı
Brynden Rivers ;
‘‘Şimdi sana aşırı tehlikeli bir bilgi vereceğim,bu bilginin doğruluğunu hiç bir şekilde kanıtlayamassın ama bu bilgi dünyanın kaderini etkileyecek türden bir bilgi.’’
Rickard meraklanmıştı ‘‘Söyle’’ dedi.
Brynden ‘‘Olmaz,önce yemin etmelisin’’ dedi.
Rickard ‘‘Yemin ediyorum’’ dedi.
Brynden Rivers güldü ve ‘‘Öyle bir yemin istemiyorum senden,kutsal bir yemin istiyorum,kanla mühürlenmiş bir yemin’’
‘‘Buz ve Ateş üzerine yemin et ve yeminini kanınla mühürle’’
‘‘Buz ve Ateş üzerine yemin ederim’’ dedi Rickard ve hançeriyle elini kesip kanını emdi.
‘‘Artık yeminin kanla mühürlendi,eğer yeminini bozarsan eski tanrıların tüm laneti üzerinde olacak’’
Eğer gerçekten varlarsa olsun diye düşündü Rickard.Her ne kadar tanrılara inanmasada Rickard için edilen yemin kutsaldı.
Rickard aslında kendinden büyük ve yüce bir güç olduğuna inanıyordu.Sadece bu güce bir isim vermek istemiyordu.Güç oradaydı fakat o güç insanlığı sırf kendisi eğlenmek için istediği gibi şekillendiremezdi,insanlığın üzerine milyonlarca zalimlik salamazdı.Rickard aslında Tanrılara savaş açmıştı.

Brynden Rivers konuşmaya devam etti
‘‘Jon Snow’un babası Ned Stark değil,Rheagar Targaryen.Rheagar Targaryen bu kehanetin farkındaydı ve kehanetin gerçekleşmesi için her şeyi yapardı.
Kehanetteki kişi hem buz hem ateş kanı taşımalı ve dengeyi sağlamalı.Hem Azor Ahai’yi hem de diğer tarafın kahramanını anlaşmaya ikna etmeli.
Jon Snow iki taraftan’da sayılır ve bu yüzden iki tarafı barıştırabilecek yegane kişi o.Onun yanına gitmelisin ve onu hayatın pahasına korumalısın.
Jon Snow’un annesi Lyanna Stark ve Jon Snow Rheagar’ın oğlu olduğu için Demir Taht üzerinde hak iddia edebilir.Kendisi şuan piç olsa da Targaryen’lerin tek varisi.
Bu sebeple bu bilgi bu kadar önemli ve gizli tutulmalı.Eğer Jon’un taht gibi bir hırsı olursa bu savaşta denge asla sağlanamaz.’’

‘‘Jon Snow’u hayatım pahasına koruyacağım’’ dedi Rickard. Ama tüm o zalim tanrıların oyunlarını da bozacağım,diye düşündü.

BÖLÜM 7
Rickard tanrılardan nefret ediyordu. Onlar eğer varlarsa zalimler,benden annemi ve babamı aldılar ve beni bu ıssız topraklarda sürüklüyorlar.
Rickard tanrılar var mıydı emin olamıyordu.Biraz daha düşündükten sonra göremeyeceği ve ölene kadar asla bilemeyeceği bir şey hakkında bu kadar düşünmesinin saçma olduğunu fark etti.
Brynden Rivers’in yanından ayrılmıştı ve yeni görevi Jon Snow’u bulmaktı.Brynden Rivers’in ondan istediği şeyi yapacaktı,en azından şimdilik.
Daha sonra olayların gidişatına göre ne yapması gerektiğine kendisi karar vericekti.

Rickard Sur’a dönerken geldiği ıssız yolları tercih ediyordu.Dağların eteklerinden dolaşıyordu,kalabalık yerlerden uzak duruyordu.Issız ve terk edilmiş köylerden ilerliyordu.
Rickard yoluna devam ederken uzaklarda yanmakta olan bir köy gördü.Hızlı adımlarla köyün içerisine ilerledi ve yaklaştıkça çığlıklar duymaya başladı.
Biraz daha ilerledi ve en sonunda bağırışların ve çığlıkların geldiği evi buldu. Evin içerisine girdiğinde yaşlı bir kadın yanıyordu ve Rickard ile yaşıt denilebilecek bir kız ve bir çocuk kadını sıkıştığı odunun altından çıkarmaya çalışıyordu.
Rickard kadına yardım etmek için ilerledi.Kız ve çocuk Rickard’a korkmuş bir şekilde baktılar fakat Rickard’ın niyetinin kötü olmadığını anladılar.
Rickard odunu kaldırmayı denedi fakat eli yandı,hemen bıraktı.Kadını bu saatden sonra kurtarmanın bir yolu yoktu.Kadın son nefeslerini verirken Rickard’a ‘‘Lütfen onları buradan çıkar’’ dedi.
Rickard çaresiz kalmıştı fakat elinden hiç bir şey gelmiyordu.Kız ağlıyordu fakat çocuk kendine hakim olmaya çalışyordu.Rickard kadının daha fazla acı çekmesine izin veremezdi.
Rickard elini kılıcının kabzasına attığında çocuk kılıcını çıkarıp kadının göğüsüne saplamıştı,kılıç ateşten dolayı yanmaya başladı ve çocuk gözyaşlarına hakim olamadı.
Kız kadına doğru ağlayarak koşacakken Rickard kızı tuttu ve kaldırdı,çocuğu ise kolundan tutarak evden çıkardı.Rickard önce kasabada sağlam bir ev buldu.
Genç çocuğu ve kızı o eve götürdü.Ardından ateşleri söndürmekle uğraştı ve saatlerce uğraşın sonunda kadın için bir mezar yapıp kadını oraya gömdü.

O günün akşamında isimlerini öğrenebilmişti Rickard.Kız’ın ismi Daisy,Çocuğun ismi Klaus’du.Ölen kadın onların anneleriydi.
Beraber sağlam evdeki masada oturuyorlardı. Klaus anlatmaya başladı ‘‘Mance Rayder tüm yabanılları tek bir çatı altında toplamak istiyordu.’’
Klaus’un sesi sert ve güçlüydü.Klaus orta boylu ince ve estetik duran bir vücuda sahipti.Kolları kaslıydı.’‘Mance Rayder’in emrindeki Sigvard köyümüze geldi ve teklifini köyümüzün liderine sundu.’’
Klaus sinirden elini yumruk haline getirdi ‘‘Köyümüzün lideri bu teklifi kabul etmedi ve bu yüzden Sigvard’ın adamları köyümüzü yağmalayıp yakmaya başladı. Köyümüzün nüfusu azdır ama savaşabilecek olan herkes o piçlerle savaştı,ama başarısız olduk.
Sigvard annemin ölmesine sebep oldu ve ben de onu öldüreceğim.’’ Daisy,Klaus annelerinden bahsedince ağlamaya başladı.Rickard kızı teselli etmek için elini omzuna koydu ve kız Rickard’ın göğüsüne sarılıp ağlamaya devam etti.
Rickard kızı daha önce incelememişti ama kız daha önce gördüğü hiç bir kıza benzemiyordu.Uzun ve sarı saçlı,ince belli,çok tatlı bir sese sahip,belki de Rickard’ın gördüğü en güzel kızdı.Rickard’ın içi bir değişik olmuştu.

Rickard,Daisy ve Klaus iki gün boyunca aynı çatı altında beraber kaldılar.Rickard hem Klaus’a hem Daisy’e kılıç kullanmayı öğretti.Kendi yaşadıklarından ve ailesini nasıl kaybettiğinden bahsetti.
Zaman zaman beraber güldüler,zaman zaman beraber ağladılar.Ama iki günün sonunda Rickard Klaus ve Daisy birbirlerine çok bağlanmışlardı.Rickard onlara bir söz verdi ''Kendi ailemin intikamını henüz alabilmiş değilim,Ama sizin annenizin intikamınız almanıza yardım edeceğim.Şerefim üzerine yemin ederim.

Uzunca konuşup düşündükten sonra Mance Rayder’in kampına katılmaya karar verdiler.Sigvard’ı en rahat orada bulabilirlerdi ve Mance Rayder’in istikameti Sur’du. Rickard böylelikle hem Jon Snow’a yaklaşırdı hem de Daisy’nin intikamını almasını sağlardı.
Mance Rayder’in ordusu çok kalabalıktı ve Tekinsiz Orman civarındaydı.Yani bir veya iki gün içerisinde Mance Rayder’e ulaşmış olurlardı.

Yolculuk sırasında Rickard ve Daisy sürekli konuşuyor,şakalaşıyor ve git gide yakınlaşıyorlardı.Rickard Daisy’ye karşı gerçekten bir şeyler hissetmeye başlamıştı.Ama bu hisler tarif edilebilecek gibi değildi.
Rickard daha önce de kadınlardan hoşlanmıştı,kadınlarla birlikte olmuştu ama hiç bir zaman böyle hissetmemişti.

O gece bir gölün yakınlarında kamp kurdular.Rickard Daisy’i düşünerek uykuya daldı.

Sabah uyandığında hem Klaus hem de Daisy ortalıkta yoktu.Ama çok yakınlardan şarkı söyleyen bir kızın sesleri geliyordu.Rickard çok geçmeden bu sesin Daisy’ye ait olduğunu anladı ve sese doğru ilerledi.
Rickard Daisy’i gördüğünde,Daisy gölde yıkanıyordu. Rickard Daisy’nin vücudunu izlemeye başladı ve gerçekten çok etkilendi.Daisy,Rickard’ı farkettiğinde ilk başta ürktü ve vücudunu suyun içerisine gizledi.
Rickard hemen kafasını çevirdi ve Daisy daha sonra gülerek ‘‘Beni mi süzüyordun ?’’ dedi. Rickard '‘Sadece suyu izliyordum’'dedi ve sırıttı.
‘‘Bana katılmayacak mısın ?’’ diye sordu Daisy.
Rickard önce üstündekileri bir çırpıda çıkardı.Daha sonra pantolonunun bağını çözdü ve Daisy’nin yanına atladı.

Rickard ve Daisy gölden çıkıp kamp yaptıkları yere döndüklerinde Klaus yakaladığı koyunu kızartmakla meşguldü.
Rickard ve Daisy’nin birlikte olduğunu anladığında ‘‘Kardeşimi çalmışsın’’ dedi.
Rickard bi anda panikledi,ardından Klaus ‘‘Yabanıl geleneklerini bilir misin bilmem kuzeyli,fakat bizim geleneklerimize göre artık evlisiniz.’’
Rickard mutlu hissediyordu,hayatında daha önce hissetmediği kadar mutlu.Ailesini kaybettiğinden beri içinde bir keder ve boşluk vardı,bir türlü gitmiyordu,ama Daisy’den sonra o keder ve boşluk gitmişti,yerine Daisy gelmişti.

Nihayet Mance Rayder’in kampına varmışlardı.Etrafta onbinlerce insan vardı.Mance Rayder gerçekten büyük bir adam olmalıydı,Joramun’dan beri tüm yabanılları bir araya getirmeyi başaran ilk adamdı.
Etrafı incelerken kızıl saçlı,ateşle öpülmüş,çilli ve güzel bir kızın yanında kara bir piç gördü.
‘‘Seni gökte ararken yerde buldum Jon’’ dedi Rickard.

2 Likes

Arkadaşlar yoğunluk sebebiyle uzun zamandır yazamıyorum.Bundan sonra yazmaya tam gaz devam edeceğim :slight_smile:
Sizce hikaye nasıl ilerliyor ? Görüşleriniz nedir ?

1 Like

Gayet güzel ilerliyor,gelecek bölümleri merakla bekliyorum.