Robert Baratheon'ın İsyanın Ejderhanın Düşüşü

ROBERT’IN İSYANI - A FALL OF DRAGONS (EJDERHALARIN DÜŞÜŞÜ)

BÖLÜM 1

EDDARD

Eddard Kartal Yuvasında Jon Arynn’ın hizmetinde muhafız olarak görev yapıyordu.Genelde veraset sırasında birinci olmayan çocuklar bir Lordun hizmetine verilirdi.Ned’de Taht sırasında bitinci sırada değildi ondan önce abisi Brandon vardı.Ned’de taht sırasında birinci olmayan çocukların çoğu gibi babası Lord Rickard tarafından 12 sene önce Kartal Yuvası Lordu Vadinin Savunucusu Doğu Muhafızı Jon Arynn’ın hizmetine verilmişti.Ned bu durumdan hiç bir zaman şikayetci olmadı.Taht abisini hakkydı ona itaat etmek zorunda olduğunu biliyordu.Kartal Yuvasında hizmete verilmiş başka bir büyük hanedan mensubu vardı bu kişi Fırtına Burnu Lordu Steffon Baratheon’ın oğlu Robert Baratheon’dı.Robert iri cüsseli kaslı yapıya sahip her kadının begeniceği siyah saçlı şarabı kadınları ve eğlenceli olan bütün herşeyi seven 20 yaşında bi adamdı ama şimdiden 1 piç peydahlamıştı.Ned ise bunun tam tersi karaktere sahip biriydi.Bütün Starklar gibi soğuk ciddi her zaman onurunu koruma düşüncesine sahip biriydi.
-‘Robert ona siz Starkların gerçekten buzdan yapıldığı doğruymuş’ diye takılırdı.Ned’de Robert’a ciddiyetle
-‘Kuzeyde kışlar gerçekten çok soğuk geçer eskiler gülen adamların kahkaha atarken soğuktan öldüğünü anlatırlar.Biz Starklar bu yüzden pek eğlenceli bi soy değilizdir.’ diye cevap verirdi.Robert Ned’e
-‘Güneye gelmelisin dostum güneyin güzelliklerini tatmalısın’ derdi.
Fakat Starklar şehvet için doğmuş insanlar değildi.Eddard o sabah erken kalkmıştı.Her gün olduğu gibi sabah iştimasında Jon Arynn’ın emriyle toplanılıcaktı.Jon Arynn sert yüz hatlarına sahip 40lı yaşları geçmiş babacan tavırları olan bütün Arynn’lar gibi onuru içi yaşayan ciddi bir adamdı Ned’de Robert’da bu adamı ikinici babaları gibi görüp severlerdi.Jon Arynn’ın başından iki evlilik geçmişti.İlk karısı Royce Hanedanından Leydi Jeyne Royce doğum sırasında ölmüştü.Kızıda ölü doğmuştu.İkinci Karısı Arynn Hanedanından Kuzeni Leydi Rowena Arynn’da soğuk algınlığıdan ölmüş çocuğu olmamıştı.Bu yaşadığı üzücü olaylar Lord Jonu gerçekten çok yıpratmıştı.Evladı olmadığından bütün sevgisini yeğeni ve varisi Elbert Arynn ve Eddard Stark’la Robert Baratheon’a vermişti.Elbert Eddard ve Robert’da bu sevgiye karşılık verip Lordu babaları kadar sevmişlerdi.Ned ve diğer bütün muhafızlar Lord Jon’un gelmesini bekliyordu.Jon Aryyn içeri girdi.Herkese görevini açıkladı Ned’e Vadiye gidip haber alma görevi düşmüştü.Kartal Yuvası’la iletişim diğer hanedanların kaleleriyle olduğu gibi kolay değildi.Kartal Yuvası doğuda dağların doğal bi koruyucu etki gördüğü Doğunun en yüksek tepelerine kurulmuştu.Buranın zaptedilmez bir kale olduğunu söylenirdi.En azından ejderhalar olmadan çünkü zamanın Dağlar Kralı Aryyn’lar Ejderha Aegon’a 300sene önce diz çökmüştü.Bunun karşılığı olarakta 300Yıla yakın süredir Doğu Muhafızlığı onuruna sahip olmuşlardı.Ned Vadiye gitdiğinde Babası Lord Rickard’dan gelen mektub almıştı.Abisi Brandon’ın Nehirovalı Tully Hanedanından Catelyn Tully’le olan nişanını Nehirovada yapıcağını duyurmuştu.Nişana Lord Jon Arynn’ı ve Robert Baratheon’ıda çağırmıştı.onun dışındaki diger haberler normal gündelik işlerle ilgiliydi.Ned Vadiden Kartal Yuvasına dönmek için harekete koyulmuştu.Yola sabahın erken saatlerinde çıkmış ancak öğleden sonra iki gibi dönmüştü.Hemen haberleri vermek için Lord Jon’un odasına gitdi.Gündelik olayları anlatdıktan sonra sıra önemli habere gelmişti.
-‘Lordum Lord Babam Rickard size ve Robert’a davetiye göndermiş’
-‘Ned ne davetiyesi oğlum?’
-‘15 gün sonra abim Brandon’ın Catelyn Tully’le olan nişanına katılmanızdan onur duyucağını belirtmiş.’
-‘Ned Kışyarı çok uzakta malesef katılamam bu nerdeyse 15 günlükyol demek.’
-‘Lordum nişan Kışyarında değil Nehirovada olucakmış.’
-‘Bu durumda nişana katılamaktan onur duyarım.Başka haberin yoksa gidebilirsin Ned’ dedi.
Ned odadan çıkıp Robertla görüşmeye gitdi.
-‘Robert seni mutlu edicek haberlerim var.’
-‘Noldu Ned sen böle haberlerle pek gelmezsin fahişemi getirdin’ dedi ve kahkayı patlatdı.
-‘Tabiki hayır Robert abim Brandon’ın 15gün sonra Nehirovada Catelyn Tully’le nişanı var.Tam senlik babam büyük bi şölen vericekmiş.Lord Arynn’la senide davet etmiş.Senin böle olaylardan hoşlandığını biliyorum.’ diyerek gülümsedi.
-‘İyi dost en sevdiğm şeydir şölenler şarap ve bolca kadın var.Aerys Targaryanın yerinde olsam fahişeler festivali ilan ederdim’ diyerek gülmeye başladı.
Espri güzeldi Robert’da böle espriler boldu Ned’i bile güldürebiliyordu.Ertesi gün Lord Arynn garnizonuna Nehirovaya seyahat için hazırlıklara başlamalarını istedi.Nehirovaya seyahat için Yüksekyolu kullanıcaklardı.Ay Dağlarının Vahşi Adamlarının saldırma ihtimalne karşı 200Muhafızla gitceklerdi.Hazırlıklar tamamlanmış sonraki sabah yola çıkılmıştı.Sorunsuz bi yolculukla 7 günde Nehirovaya varmışlardı.Ned’in Ailesi erken gelmişti.Lord Rickard abisi Brandon Kardeşi Benjen ve kızkardeşi Lyanna onu karşılamıştı.Ned ailesinden 12 sene önce ayrılmış onlarla hiç görüşmemişti.Annesi o zamanlar yaşıyodu Brandonla beraber vakit geçiriyolardı.Benjen abilerinin peşinden koşturuyodu.Lyanna ise o zamanlar 4 yaşında çok tatlı bi kız çocuğuydu.Nişan günü gelene kadar bütün Lordlar Nehirovayı tıklım tıklım doldurmuştu.Kuzeyin Güneyin nerdeyse btün Lordları gelmişti.Ned ve Robert ise aylak aylak dolanıyolardı.Ned’de garipti.Robert geldiğinden bu yana fahişelerden uzak dumuştu.Ned sonunda dayanamayıp Robert’a sordu.
-‘Senin neyin var Robert fahişeler bile gitmiyosun.’
-‘Derdim aşk Ned kardeşin Lyannaya aşığım gerçekten çok ciddiyim onunla evlenmek istiyorum.’ dedi
Ned bi an sustu bir yanda kız kardeşinin üzülmesini istemiyordu.Fakat Robert’ı hiç bu kadar kararlı ve ciddi görmemişti ve cevap verdi.
-‘Nişandan sonra bu konuyu babamla konuşuruz.’ dedi
-‘Teşekkür ederim dostum artık kan bağıyla bağlanıcaz gerçekten kardeş olucaz senle’ dedi.
Nişan günü gelmişti.Abisini nişanlısı Catelyn kızıl saçlara sahip incecik güzel bir genç kızdı.Brandon her zaman vahşi olmuştu.Nişandan önce Kuzeyde Brandon’ın Barbery Ryswell’in bekaretini aldıgı konuşuluyordu.Bu haberler Ned’in kulagına kadar gelmişti.Hatta Lord Ryswell eger Brandon Barbery’le evlenmicekse Eddard’la evlenmesini bile teklif ettigi söyleniyordu.Ned duyduklarının dogrulugunu ögrenmek için Brandon’la konuşmaya karar verip yanına gitti.
-‘Brandon bazı haberler duydum.Dogrulugunu merak ediyorum.’

  • ‘Bizim Sessiz Kurt’u konuşturcak kadar önemli demek.’
    -‘Barbery Ryswell’in bekaretini senin bozdugun söyleniyor.Lord Ryswell kızını senle evlendiremeyince benle evlendirmek istemiş.Senin artıklarını kabul etmeliyim?’
    -‘Onun bekaretini aldıgım dogru Ryswellerin Hanedan arması olarak neden at’ı seçtigini daha iyi anlıyorum.’
    -‘Yaptıgın dogru bir davranış degil hiç bir zaman kendini kontrol edemiyorsun.Nişanlanıcagını bilerek genç bi kızın bekaretini almak dogru bir davranış mı?Her zaman vahşisin Brandon’
    -‘Benimle konuşurken söyledigin sözlere dikkat et.Babam öldükten sonra Kışyarı Lordu ben olucam.Bana sadakat göstermek zorundasın.’
    -‘Haklısın Lord sen olucaksın.İyi bir Lord olcakmısın bunu düşün abi’
    'Ned sinirle abisinin yanında uzaklaştı.Brandon Ned’e içinde kurt var derdi.Ned’inde vahşiliginin ortaya çıktıgı anlar vardı.Ned sinirinden neredeyse Robert’a verdigi sözü unutuyordu.Hatırladıgında Robert’la beraber babasının yanına gittiler.-‘Baba bu Fırtına Burnu Lordu Robert Baratheon.’ dedi iki Lordu tanıştırdı.
    -‘Baba Robert Lyanna’la evlenmek istiyor.Ben Robert’a kefilim Lyanna Robert’dan iyi eş bulamaz.Onay veriyormusunuz?’ diye sordu
    -‘Lyanna’ya talipler artmaya başladı.Giderek güzelleşiyo annesine benziyor.Birgün ondan ayrılmak zorunda kalıcagımı biliyodum.Oğlum senin için uygun olan benim içinde uygundur.’ diyerek onay verdiğini belirtdi.
    Robert’da cevap verdi.
    -‘Lordum kızınızı üzmeyecegime şerefim üzerine yemin ederim’ dedi.
    Odadan çıktıktan sonra Ned’e
    -‘Artık senle kardeş olduk kardeşim benim’ diyerek sarıldı.

BÖLÜM 2

RHEAGAR

Her açıdan Rhaegar’ın yaşadığı en ilginç turnuvaydı. Stark kızının gözlerini düşündü. Lyanna diye hatırlattı kendine. Bu turnuvanın birkaç süprize daha gebe olduğu kesindi. Miğferinin altından sırıttı.
Karşısında Arthur vardı , sevgili Sabah Kılıcı. Onu neredeyse kendisi kadar iyi tanıyordu , Rhaegar’ın yakın dostuydu.
Miğferinin siperliğini kapattı , Elia’ya zarifçe selam verdi. Babası aç gözler ile izliyordu , Aerys Targaryen , hanedanından bu isimle anılan ikinci kral. Deli Kral diye düşündü. Dün pek de hoş olmayan bir tartışma yaşamışlardı.
Atını dümdüz sürdü , mızraklar çarpıştı. Rhaegar kalkanında darbeyi hissettiğinde düşecek gibi oldu , ama hemen toparlandı. Dönüp baktığında Arthur’un yerde olduğunu gördü. Gülümsedi.
Gözleri Stark kızı ile buluştu , uzun süredir ondan başka bir şey düşünmüyordu. Onu yaverlere saldırırken görmüştü , çok cesurdu. Ve görüntüsünün de epey hoş olduğunu kabul etmek zorundaydı.
Gözlerini kaçırdı hemen , yerine geri döndü.
Sıradaki rakibi Oberyn Martell idi , karısının kardeşi. Kızıl Yılan. Tekrar atını sürdü , Oberyn’de yerdeydi.
Çadırına döndüğünde hemen miğferini çıkardı , oldukça yorulmuştu. Orada çocukluk dostu Jon ile karşılaştı , Jon Connington.
“Bu epey iyiydi, Majesteleri” dedi Jon gülümseyerek.
“Şu anda seninle uğraşamayacağım , Jon.” Sesi istediğinden fazla sertti.
“Neyin var ?” Jon sadık bir dosttu.
Aşık oluyorum ve evliyim , daha ne olabilir ki ? “Babam” dedi sadece.
Jon başını salladı , "Anlıyorum , sanırım gitmen gerek."
Rhaegar miğferi ve mızrağını aldı. Son rakibi Barristan Selmy olacaktı , Cesur Barristan. Sadık ve iyi bir şövalye idi.
Bu sefer kimseyi selamlamadan miğferini başına geçirdi , atını sürmeye başladı. Kazanmalıyım , diye düşündü. Kazanmak zorundayım. 3 tane mızrak kırdı , ama 4. seferde Barristan Selmy yerdeydi. Şimdi uzun süredir beklediği an gelmişti. Aşk ve Güzellik Kraliçesini ilan edecekti.
Tacı Lyanna’ya vermeyi planlıyordu , bir süredir. Epey ilginç bir hadise olacaktı. Lyanna , Lord Robert Baratheon’un nişanlısıydı , şu sarhoş budalanın.
Lyanna’yı ağabeyi Brandon ve diğer kardeşi ile gördü. Eddard diye hatırladı. Çok sessiz bir gençti.
Mavi güllerden yaptırdığı tacı yaveri Myles’tan aldı , atını sürmeye başladı , kalabalık coşkuluydu. Elia’yı geçti , bir çok güzel leydiyi de.
Tacı Lyanna’nın kucağına bıraktığında insanların tepkisi umurunda değildi , hele ki Lyanna’nın yüzündeki ifadeyi gördükten sonra.

BÖLÜM 3

STANNIS

Storm’s End’te güneş henüz tepeye varmamıştı. Ufuktan yükselen bulutlar yavaşça kalenin burçlarını kuşatırken gökyüzünde süzülen kartalların sesi geniş avluda yankılanıyordu. Taşların üzerinde gezinen ayaklar hafif hafif sesler çıkarırken gözler etrafı tarıyordu. Islak toprağın kokusu insanların kıyafetlerinin üzerine siniyordu yavaşça. Çeliğin çınlayan sesi insanları rahatsız etmiyordu. Pür dikkatti herkes, iki adamın birbirlerinin etrafında birer avcı misali dönmesini izliyorlardı. Ayak haraketlerini, güçlü darbelerini ve yüzlerindeki o cesur ifadeleri kimse kaçırmıyordu.
İki şövalyesinin çarpışmasını dikkatle izliyordu Stannis Baratheon da. Keskin bakışlarıyla taş zeminde çarpışan adamları birbirinden iyiydi. Kılıçlarını savurmaları, taktikleri ve becerileri üst düzeydeydi. Stannis onları dikkatle izliyordu.
Ser Alton Tarth narin bir kuğu gibi sağına çekilerek karşısındaki Ser Borrian Conningtan’a kendinden beklenmeyecek sertlikte bir darbe indirdi. Bunu başarıyla karşılayan Ser Borrian, Ser Alton’daki nezaketten oldukça uzak bir hamleyle omzuna sert bir tekme indirdi. Birbirlerini süzme hamleleri artık sona ermiş gibiydi. Çeliğin çınlamaları devam ettikçe birbirlerine üstünlük kurmaya çalıştılar. Ser Alton açıkça daha çevikti ve kendini yormadan hamleler yapmasını iyi biliyordu. Ser Borrian’sa oldukça cüsseli ve hantaldı; ama buna rağmen oldukça güçlü ve akıllıydı. Buna rağmen rakibi karşısında yavaşça yorgun düşüyordu.
Ser Alton akıllı hamlelerle rakibinin üstüne doğru ilerledi ve hamleleriyle savunmasını kırmaya uğraştı. Stannis onun kazanacağına emin gibiydi.
Kılıç üstüne doğru gelirken son anda kendini sola atan Ser Borrian avluyu inletecek sertlikte kılıcını savurdu. Storm’s Eye (Fırtına Gözü) adını verdiği kılıcı ancak iki elle kullanılabilen ünlü bir kılıçtı. Griffin’s Roost’un Connington Hanesi için anlamlı bir kılıç olduğu söylenirdi. Eski Fırtına Kralları’ndan birinin hatırasını taşıyordu. Lord Jon Conningtan’ın yeğeni olan Ser Borrian açıkça bu kılıca layık olan tek şövalyeydi.
Sersemletici darbeyi zar zor savuşturan Ser Alton Nightfall’'u düşürmemeye gayret ederek geriye yalpaladı. Ser Borrian bitirici darbeyi indirmeye hazırlanırken Ser Alton son bir dirençle dengesini tekrar buldu sağlam bir şekilde olduğu yere yapıştı adeta. Stannis bundan sonrasını bir tiyatro oyununu izler gibi izlemişti. Ser Alton rüya gibi savaşıyordu. Bir orada bir buraad beliriyor, Ser Borrian’ı iyice köşeye sıkıştırıyordu. Göğüs zırhına indirdiği tekmenin ardından onun dengesini iyice bozdu. Kendi etrafında döndü ve Storm’s Eye’a bitirici darbesini indirdi. Olduğu yerde yalpayan Sor Borrian’ın elinden uçan kılıç taş zemine çakıldı ve çeliğin çınlaması Stannis’in kulaklarına kadar geldi. Kılıcını rakibinin boğazına kadar getiren Ser Alton odaklanmasına son verdi ve gülümsedi. Kaybetmenin verdiği üzüntüden Stannis’le göz göze gelmemeye gayret ediyormuş gibi gelmişti Stannis’e.
“işte, söylemiştim sana!” diye ince bir ses geldi Stannis’in arkasından. Beş yaşındaki kardeşi Renly’nin coşku dolu sesi onu yetiştiren Maester Cressan’ın gülümsemesine yol açmıştı. On sekiz yaşındaki Lord Stannis, Renly’ye baktı. Küçüktü, heyacanlıydı, mutlu bir çocuktu. Ağabeyi Robert’a da çok benziyordu. Harrenhal’da düzenlenen tunuvaya gitmişti çok sevdiği nişanlısı Lyanna Stark’la.
Galip gelen Ser Alton’ın yanına gidip tebrik etti. Avlunun dışına çıkarak geniş kordidorlardan birine girdi. Arkasından kendisine seslenen Cressen’ı duyunca durdu ve ona doğru baktı. “Evet, Maester?”
“Bir kuzgun geldi efendim. Ağabeyiniz Robert kaleye dönüyor. Turnuva bitmiş.”
Kuzgunun getirdiği mesajı eline alarak inceleyen Stannis okuduktan sonra Cressen’a geri uzattı. “Prens Rheagar kalkıp da Robert’ın nişanlısını mı ‘Aşk ve Güzellik Kraliçesi’ seçmiş? İşte bu turnuvanın ilginç olaylarından… Robert’ın tepkisini merak ediyorum. Oldukça kızgın biri olarak dönecektir buraya.” Normal biri olsa burada gülerdi, ama Stannis’in dudakları gülmeyi yıllar önce unutmuştu. On sekiz yaşında olmasına rağmen oldukça ciddi, kuralcı ve muhafazakar biriydi.
“Öyle olacaktır, Lordum. Leydi Lyanna’yı ne de çok sevdiğini bilirsiniz.”
“Aslında bilmem, Maester. O benim kardeşim olmasına rağmen hiçbir zaman yakın olmadık. O sevgili Eddard’ı ve Jon Arryn’iyle bunları paylaşmayı tercih etti. Bense hep başkalarından duydum.”
İçinde birikmeye başlayan öfkeye gem vurdu Stannis. Robert onu gerçekten de hiç sevmemişti. Bunun nedenini de merak etmiyor değildi. Arkasından tekrar Renly’nin coşku dolu sesini duydu. “Bana bakın, ben bir ejderhayım!” Ellerini arkasına alarak uçarcasına koşuyordu. Renly böyleydi işte, göz alıcı renkleri; kendince eğlenceli bulduğu oyunlarını çok severdi. Neşeli bir çocuktu ve Stannis onu gerçtekten de severdi. İçinden gülerek kardeşinin koşmasını izlemeye devam etti.
Robert’ın dönüşüyle Storm’s End’in ilginç bir yer olacağı kesindi…

BÖLÜM 4

EDDARD

Ned abisinin nişanının ardından kardeşleriyle beraber Harrenhall’daki turnuvaya gimişti.Lord Whent’in hanesinin gücünü göstermek için düzenledigi turnuvaya varisi Jaime Lannister Kral Muhafızı seçildigi için Kralla arası bozuk olan Kayanın güçlü aslanı Tywin Lannister dışında neredeyse herkes gelmişti.Yıllardır Kızıl Kaleden ayrılmayan Kral ve Ejderha Prens Rhaegar Targaryen bile turnuvadaydı.Turnuva görkemli geçiyordu.Brandon Ned’e turnuvada dövüşmesini önermişti.Ned
-‘Ben turnuvalarda dövüşmem.’ diyerek dövüşmeyecegini söyledi
Birden Lyanna kaldıkları büyük salona adalı birini getirdi.Lyanna’nın anlatdıgına göre bazı yaverler Adalıyı tartaklamıştı.Adalı Stark Hanedanına baglı oldugundan Lyanna yaverleri turnuva kılıcıyla yere serip adalıyı kurtarmıştı.Adalıyla beraber yemek salonuna geçtiler.Salon’da yemekler yendigi sırada Ejderha Prens Rhaegar Targaryen arpıyla hüzünlü bir şarkı söylemeye başladı.Ned Lyanna’nın agladıgını fark etti.Lyanna Robert’a söz verilmişti.Ned’in en yakın dostuna fakat Rhaegar Targaryen’da herkesin etkilenicegi biriydi Ned acaba sadece şarkı yüzünden’mi agladı diye düşünüyordu.O sırada Benjen Lyanna’la dalga geçitignde Lyanna Benjen’in kafasına şarap dökmeye başladı birden kahkaha fırtınasu koptu.Kahka fırtınası’ndan sonra Ned’in aklına dogal olarak Robert’ın naptıgını merak etti.Robert’da birilerini içki yarışında yenmekle meşguldü.Sonunda yemekler bitmeye başladıgında dans seromonisinin sırası geliyordu. Herkes tek tek dans etmeye başlamıştı fakat Ned’in gözleri Ashara’dan başkasını görmüyordu.Ashara önce abisi olan Kral Muhafızların’dan Sör Arthur Dayne’le ardından Oberyn Martell’le en sonundada Prens Rhaegar’ın yakın dostu Jon Connington’la dans etti.Ned sonunda kalbine yenik düşüp Ashara’yı dansa kaldırdı üç kişiyle dans ettikten sonra Ashara’nın kabul etmicegini düşünüyordu fakat Ashara Ned’i red etmedi hatta durumundan çok memnundu.Ned Ashara’yla dans etdigi sırada Asharanın erguvan rengi gözlerine baktıgında hayatının sonuna dek Ashara’yla birlikte yaşamak istedigini fark ediyordu.Ned’in aklına hayatında hiç bu kadar mutlu oldugu bi an daha aklına gelmiyordu.Dans seromonisi bittikten sonra Ned masaya döndü fakat utancından yerinden kalkamıcak bir haldeydi.Brandon bu durumu fark edip Leydi Ashara’nın yanına giderek bizim Sessiz Kurt sizinle konuşmak istiyor diye Ned adına konuşma ayarladı.Brandon Ned’e hadi dans ettigin kız seni bekliyor diye takılıyordu.Ned abisine teşekkür ettikten sonra Ashara’nın yanına gitti.
-‘Leydim Ben Kışyarılı Eddard Stark’ım’ diyerek kendini tanıttı.Heyecandan zar zor konuşuyordu.
-‘Kim oldugunuzu biliyorum Lordum.Abiniz benle konuşmak istediginizi söyledi ne konuşmak istiyorsunuz?’
-‘Leydim bu gece sizi gördügüm ana kadar hiç bu kadar mutlu olmamıştım.Hayatımı sizinle paylaşmak kaderlerimizi birleştirmek istiyorum benim güzel leydim kabul edermsiniz.’ dedi
.Leydi Ashara cevap verdi
-‘İtiraf etmeliyim Lordum sizi gördügüm andan itibaren bende sizden etkilenmiştim sizin ne zaman beni dansa kaldırcagınızı merak ediyordum.Ardından abiniz benimle konuşmak istediginizi söyledi bende memnuniyetle kabul ettim.Bu gece bende hayatımın en mutlu anınını yaşadım.Sizinle hayatımı birleştirmekten mutluluk duyarım.’ dedi.
Ned Leydi Ashara’yı yanagından öptü.Asharayla vedalaşmalarının ardından ailesinin yanına gitti.Ned hayatındaki en mutlu gününü yaşıyordu bu kesindi.Büyük salon’da ailesiyle biraz konuştuktan sonra adalıya odasını paylaşmayı önerdi.Adalıda kabul etti.Gece adalıyla muhabete başladılar.
-‘Ben Eddard Stark kısaca Ned derler senin adın ne?’
-‘Ben Bozsu Gözcüsünden Howland Reed.Babam Bozsu Gözcüsü Lordu’dur.’
-‘Howland intikamını almalısın.Turnuvada o yaverlerle yada yaverlik yaptıgı şovalyelerle düvüşüp onurunu kurtarmalısın.’
-‘Bunu gerçekten yapmak istiyorum fakat biz Adalıların stili farklıdır turnuvalarda dövüşecek tarza sahip degilim.Kendimi daha fazla rezil etmekten başka bişey yapamam.’
-‘Anlıyorum o halde senin için ben dövüşücegim.Sen benim babamın adamısın onurunu kurtarmak bana düşer.Fakat senden bi istegim var.Ben turnuvalarda asla dövüşmem bu yüzden benim dövüşdügümü kimseye anlatmıcaksın.’
-'Minnettarım Lordum söylediginiz gibi anlatmıcagım.
'Ned o gece Ashara’yı düşünerek uykuya daldı.Ertesi gün akşama dogru Gizemli Şovalye kılıgına bürünmek için gittiigi sırada karşısına Lyanna çıktı.
-‘Abi seninle konuşmam gerekiyor’
-‘Pekela konuşalım’
-‘Ned bugün bi şeyler duydum.Robert’ın vadide bir piçi oldugu söyleniyor dogrumu?Ayrıca içkiye çok düşkün ya banada sadık kalmazsa?Mutsuz bi evlilik yaşamak istemiyorum.’
-‘Robert’ın piçi oldugu dogru Lyanna ama Robert seni bütün kalbiyle seviyor.Robert’ı çocuklugundan bu zamana kadar tanırım.Senin benim için ne kadar degerli oldugunu biliyor.Robert içinde çok degerlisin seni üzecek bir hareket yapmaz bundan eminim.Ona bi şans vermelisin.’
-‘Herkes bir şansı hak eder fakat bilemiyorum Ned.’
-'Ailemizin onuru söz konusu sen Robert’a yeminle baglandın.Ailemizin onuru için Robert’la evlenmelisin.'
Ned Lyanna’la konuşmasının ardından Gizemli Şovalye kılıgına girdi.Kimse kimliginden şüphe duymaması için eski püskü bir zırh tercih etti.Kalkanınada kırmızı gülen suratı olan bir büvet agacı çizip atını Kral’ın huzuruna dogru sürdü.Kralın huzurunda mızragını indirip diz çöktükten sonra.Turnuva alanının sonunda Howland’ı tartaklayanların yaverlik yaptıgı şovalyelere düello teklif etti.Sırayla kirpi şovalyesini, dirgen şovalyesini ve sonunda iki kulenin şovalyesini yendi.Gizemli şovalye olarak günün şampiyonu ilan edildi.İnsanlar çılgınca Gizemli Şovalye Eddard Stark için çılgınca tezahurat yapıyordu.Yenilen Şovalyeler at ve zırh için fidye önerdi.
-‘Yaverlerinize onurlu davranmayı ögretin bu yeterli bir fidye olur.’ diyerek Ned cevap verdi.
Yenik Şovalyeler yaverlerini cezalandırdıktan sonra Ned atları ve zırhları iade etti.Bu sayede Ned Howland’ın intikamını almayı başardı.Üstünü degiştirdikten sonra Büyük salona dogru yürüyordu.Salona girdiginde Robert’da dahil pek çok kişi Gizemli Şovalye’nin kimligini ortaya çıkarıcagına dair yemin ediyordu.Kral bizzat bu kişinin düşmanı oldugunu ilan edip meydan okumaya davet etti.Fakat Ned’den kuşkulanan kimse olmadı.Turnuvanın 3.günü oldugunda sabah meydanda sadece iki şovalye vardı Kral öfkelenip Ejderha Prens’i Gizemli Şovalyeyi bulması için gönderdi fakat tek buldukları zırhı ve kalkanıydı.Ned o gün olanları Lyanna’la beraber tribünden izliyordu.Prens Rhaegar turnuvanın final düellosunu kazanıp şampiyon olduktan sonra Aşk ve Güzellik Kraliçesini ilan etmek için atını koşturdu.Ned’de herkes gibi Prens Rhaegar’ın karısı Elia Martell’i Kraliçe ilan etmesini bekliyordu.Fakat Rhaegar karısını geçmişti.Herkes napıcagını merakla bekliyordu.Birden atını Ned’in oldugu tribüne dogru sürdü.Bi an Ned’le gözgöze geldiler.Sonunda kış güllerinden oluşan tacı Lyanna’nın kucaguna dogru bıraktı.Ned’in gözü Prenses Elia’ya takıldı kadın gerçekten çok üzgündü.Rhaegar’ı sevdigi her halinden belliydi.Lyanna’ya baktıgında tacı eline almak istedi fakat güllerin dikenleri elini kanattı.Ned birden düşünceler daldı.Rhaegar karısı varken neden Lyanna’yı Kraliçe ilan etti?.Lyanna’nın Rhaegar’ın söyledigi şarkı sırasında aglaması, Lyanna’nın turnuvanın ikinci günü konuştuklarında Robert’ın piç peydahlamasından rahatsız oldugunu söylemesi acaba Rhaegar ve Lyanna arasında bişey olabilirmi fikri en korkuncu’ydu.O gece Asharanın odasına gitti.Çünkü huzur bulabilecegi tek yer Ashara’nı yanıydı.Herkes Prens Rhaegar’ın gerçekten tam bir skandala imza attıgını ve Robert’ın gazabından fırtınalar koparıcagını düşünüyordu.Kesin olaN tek bir şey vardı artık hiç bir şey eskisi gibi olmucaktı.

BÖLÜM 5

STANNIS

Kalenin pencerelerinden içeri doğru esen sert rüzgar Stannis’in alnının kırışmasına neden oldu. Sert bakışlarıyla Stormland’in güzelliğine baktı. Herkes ona ciddi, kalpsiz, acımasız bir adam dese de, o burayı gerçekten sevdiğini düşünüyordu. Gerçek bir Baratheon gibi Storm’s End onun ruhuna iyi geliyordu. Fırtınaların sarıp sarmaladığı Dar Deniz’e göz attı. Her bir dalgadan fışkıran suyun kayalara çarpmasını dinledi. Fırtınanın o ilginç uğultusuna kendisini kaptırdı.
Burada olmayı seviyordu Stannis Baratheon. Kendini buraya ait hissediyordu.
Evet, ciddi bir adamdı. Acımasızdı, kurallara uymayanlara cezasını verirdi. Muhafazakardı, geleneklerine önem verirdi; ama kesinlikle kalpsiz değildi. Henüz aradığı şeyi bulamamıştı belki de. Belki de bir daha karşısına çıkmayacaktı.
Hep sevilmeyen adam olmuştu, kendi ağabeyi tarafından bile sevilmeyen, dışlanan, hor görülen… Yetenekleri göz ardı edilirken yalnızca oturup izlemekle yetiniyordu. Belki de böyle biri olması onun suçu değildi. Onu bu hale getirenler başkalarıydı.
Yatak odasının dışından küçük kardeşi Renly’nin sesini duydu tekrar. Bir çocuğun olması gerektiği kadar mutluydu. Coşkulu sesi koridorda yankılanıyordu. Kim bilir bu defa hangi oyununu oynuyordu? Ağabeyinin görünüş ve davranış olarak tam bir kopyası olmasına rağmen Stannis onu da gerçekten severdi. Dışarıdan göstermese de…
Dolabına doğru gitti, alışıldık Baratheon koyuluğundaki birkaç parça kıyafeti giydi. Tekrar manzaraya baktı, nedense canı hiç de dışarı çıkmak istemiyordu. Gerçekten on sekiz yaşında mıyım acaba, diye düşünmekten kendini alamadı. En az otuz yaşında gibi hissediyorum.
Yatağına doğru yürüdü. Yanına bıraktığı Fury’s Wind’(Gazap Rüzgarı) adlı kılıcını alıp odanın kapısına yöneliyordu ki tak tak diye bir ses geldi. Ardından da biri konuştu: “Efendim, ağabeyiniz Robert’tan bir mektup geldi. Acil olarak size ulaşmasını istemiş. Önemli haberleri olduğunu söyledi mektubu getiren ulak.” Cressen’ın neden mektubu bizzat kendisinin getirdiğini merak etmişti Stannis. Gerçekten önemli olabileceğini düşündü. Hızlı adımlarla kapıya yürüyüp dışarı çıktı ve üstadın kendisine uzattığı mektubu aldı. Mührü bozup yuvarlanmış kağıdı açtı ve ağabeyinin el yazısını okudu:
Stannis, kötü haberlerim var. Targaryen Prensi nişanlımı kaçırdı! Brandon Stark ve Rickard Stark öldürülmüşler. Kral; Ned ve Jon’un da kendilerine getirilmesini istiyor. İş çığırından çıktı.  Gerçekten de kafayı sıyırmış. Kaleyi hazırla, Lyanna’yı kurtarmak için bir an önce harakete geçeceğim. Sancaktarlarıma da haber ver! Savaşa hazır ol. Starklar, Tullyler ve Arrynler, Baratheon’un yanında!
-Robert
İşte bu kötüydü! Gerçekten de kötüydü. “Savaş.” diyebildi yalnızca. Aslında Tunuva’da olanlardan sonra bunlara şaşırmadığını söyleyebilirdi. Rhager Targaryen belki de kafayı yemişti. “Bu Baratheon’a yapılmış bir hakarettir! Gazabımızı hissedecekler!” Kağıdı buruşturup attı. Soylu hanesine yapılan bir hakareti kaldıramazdı. Targaryenlar savaş istiyorsa, savaş alacaklardı.
“Lyanna Stark ve Prens Rhaegar Targaryen ortadan kaybolmuşlar, efendim. Brandon Stark, King’s Landing’e gidip Rhager’la bizzat dövüşmek istemiş. Kral’sa bunu bir ihanet olarak algılayarak onu esir almış ve babası Lord Stark’ı şehre çağırmış. İkisini de öldürmüş… Tam bir fiyasko!” diye anlattı Cressen.
“Kral’ın delirdiğini bilirdim de, bu kadar olacağını tahmin etmezdim. Starklar da intikam arayacaklar öyleyse. Kaleyi savaş için hazırlayın Maester Cressen. Özellikle Güney Burçları’na yeteri kadar sevkiyat yapıldığından emin olun.”
Stannis ona arkasını dönüp hızla büyük avluya doğru yürüdü. Yapılmış hakareti düşünmek bile istemiyordu artık. Kendisi böyle hissettiyse Robert’ın neler hissedeceğini ancak tahmin edebilirdi. Kardeşiyle anlaşamadıkları doğruydu ancak onun gazabından kaçabilecek pek insan tanımıyordu.
Karşısından koşarak gelen ilginç giyimli birini gördü. Kendisini görünce yavaşladı ve önüne gelince durdu. “Efendim, Stannis Baratheon’a Kral II. Aerys Targaryen’dan bir mektup var. Önünde reverans yaptı, mektubu uzattı ve arkasını dönerek gözden kayboldu. Onun gidişini izleyen Stannis; Kral’dan gelen mektuba şaşırmıştı. Mektubu açıp okumaya başladı:
Ben ki Andalların, Rhoynar’ın, İlk İnsanların Kralı; Yedi Krallık Lordu; Diyar’ın Koruyucusu; Targaryen Hanedanı’ndan bu isimle anılan ikinci kral Aerys, sizden birkaç ricam olacak Stannis Baratheon. Ağabeyiniz Robert Baratheon’un isyancı tutumu Yedi Krallık’a bir hakarettir. Westeros’un barındırdığı saygıdeğer yurttaşlardan biri olarak onu adalete teslim etmenizi emrediyorum! Adalet anlayışınızla tanınıyorsunuz, bu emrimi gözardı etmeyeceğinizi umuyorum! Ödüllendirileceğinizden emin olabilirsiniz. Emrime karşı gelirseniz Kral’ın Adaleti önünde siz de kardeşiniz ve o küstah Starklar ya da hain Arrynler gibi diz çökersiniz. Bilgece bir seçim yapacağınızdan eminim.
-Kral Aerys Targaryen, bu isimle anılan ikinci kral
Stannis yaşadığı şoklardan birini daha yaşamıştı. “Kral gerçekten de delirmiş.” dedi alçak sesle. Gerçekten ağabeyine ihanet edeceğini düşünüyor olamazdı. Stannis asla böyle bir şey yapmazdı. Mektubu tekrar buruşturdu ve avlunun etrafını çevreleyen ve henüz söndürülmemiş bir meşalenin içine attı.
Avluyu geçip kale kumandanlarından birinin odasına doğru yöneldi. Ser Borrian Connington ve başka birinin daha bir şeyler fısıldaştığını gördü. İlginç derecede bunu şüphe uyandırıcı bulmuştu Stannis. Kendisini görünce hemen normal davranmaya kalkan ikili bir şeyler saklıyormuşa benziyordu. Bakışları ve tavırları ilginçti. Stannis’in içinde onların olduğu taraftan gitmek gibi bir istek belirdi. Birden Lord Jon Connington’un Kral’ın sadık hizmetkarlarından biri olduğunu anımsamıştı.
Ona doğru döndü ve başıyla kendisine selam veren adama aynı şekilde karşılık vererek yanından geçti. Ürperti ve şüphe hissi etrafını kaplarken karşıdan koşarak gelen Renly’nin mutlu kahkahasını duydu. “Ağabey! Bana bak, ben bir büyücüyüm!” Yüzündeki neşeli ifadeden bir şey bile kaybetmeyen Renly onun yanından hızlıca geçip Borrian’a doğru koştu. Onlara doğru dönüp baktığında Ser Borrian’ın kılıcının kabzasını sıktığını fark etmişti. Hiç acele etmeden gittiği yolun tersine dönerek ona doğru yürüdü. Renly bir sütunun etrafında dönerek iki tur attı ve Borrian’a doğru ilerledi tekrar. Stannis bir şeyler sezmişti, hemen harakete geçmeliydi. Adamlarından birine bakıp başıyla kendisine doğru gelmesini işaret etti. Bu Ser Alton’du. Emre itaat eden Alton elini kabzasında gezdirerek onlara doğru yaklaşmaya başladı.
Borrian tam kılıcını çekmeye hazırlanırken Stannis’in kılıcı Fury’s Wind parladı ve çeliğin acı sesi duyuldu. Renly’nin hizasına kadar inen kılıç mükemmel bir zamanlamayla onu katletmek için inerken Stannis’in kılıç darbesi araya girdi ve mutlak bir ölümü erteledi. Bunu gören Ser Alton hızla koştu ve Borrian’ın yanındaki adamı biçti. Stannis Borrian’ın hamlelerini savuştururken Renly bir çığlık koyverdi ve koşarak bir kuytuya doğru koştu.
Ser Alton hızlıca Borrian’a saldırmaya başlayınca Stannis rahat bir nefes alarak ona saldırmaya başaldı. Borrian çok uzun süre direnemezdi.
Ser Alton onun kılıcına hızlı bir tekme indirdi. Kılıç yalpaladı ve Stannis de bitirici darbeyi vurdu. Kılıç elinden düşerken Ser Alton öldürücü şekilde kılıcını savurmuştu bile. Adamın gözlerindeki fer kaybolurken Stannis de hırsla dişlerini sıktı. Bunu nasıl yapabilmişlerdi? Kendi kardeşine bir suikast girişimi mi? Bunu cezasını çekeceklerdi!
“Efendim, iyi misiniz?” diye sordu Ser Alton.
Stannis hızla kendini toparladı ve ona baktı. “İyi savaştınız, Ser Alton. Minnettarım.”
“Ne demek, efendim. Biz Baratheon Hanesi’ne yeminliyiz! Birer hain değiliz.” Küçümseyici gözlerle ölen haine baktı. Stannis ona yürüdü, elini omzuna bir defa vurduktan sonra Renly’ye doğru yürüdü. Korkmuş gözlerle etrafına bakınıyordu. Maester Cressen da hızla bu tarafa doğru geliyordu.
Renly’yle göz göze geldi. Gözbebeklerinde beliren korkuyu gördü ve içinde şelale misali kabaran öfkeye bu kez gem vurmadı.
Bu savaş artık kişiseldi!

BÖLÜM 6

JAIME

Jaime Lannister 15yaşında Casterly Kayasının bütün Lannisterları gibi sarı saçlı yakışıklı ve tam bir aslandı.Sör Arthur Dayne’in yönettigi Kraliyet kuvvetleriyle beraber Kral Topraklarına geri dönüyorlardı.Sör Arthur yıllardır Kral Ormanı’ndaki bela olan Kral Ormanı Kardeşligini yönettigi saldırıda ezmişti.Jaime’de çarpışmada çok yararlı olmuştu.Sör Arthur Jaime’i kahramanlığından dolayı Şovalye ilan etmişti.Yeni ünvanının Jaime’yi daha havalı gösterdigi kesindi.Yavaş yavaş Kralın Şehrine, Deli Kral Aerys’ın şehrine yaklaşıyorlardı.Jaime daha önceden Kralla tanışmıştı.Tanışmaması zaten garip kaçardı babası Lord Tywin neredeyse 20senedir Kral Eli olarak görev yapıyordu.Aerys’ın Lord Tywin’den hoşlanmadığı belliydi yinede güçlü ve zengin Lannisterlar’ı yanında tutmaktan bir şekilde hoşlanıyordu.Şehire Kral Kapısın’dan giriş yapıcaklardı.Kral Kapısına yaklaştıklarında Kraliyet kuvvetlerini karşılayan Ejderha Kayası Prensi Rhaegar Targaryen olmuştu.Lord Tywin Cersei ve Prens Rhaegar’ı evlendirmeyi planlamıştı.Jaime’lede Catelyn yada Lysa Tully’i evlendirmeyi düşünüyordu.Bu sayede Lannister Hanedanı giderek güçlenecekti.Aerys deliydi fakat bu teklifi oglumu emrindeki bi adamın kızıyla evlendiremem diyerek ret etmişti.Deli olmasına ragmen babamın planını algılayabildimi yoksa sadece deliligindenmi babamı ret etti?Her şekilde Deli Kral’ın kararı Jaime’nin işine geliyordu.Cersei ve Rhaegar’ın evlenmesi düşüncesi korkunçtu.Cersei Jaime’nin kadınıydı Jaime’e aitti.Cersei’yi Rhaegar’la paylaşma düşüncesi bile Jaime’yi sinirlendirmeye yetiyordu.Jaime en çok Cersei’nin kendisine olan aşkından vazgeçmesinden korkuyordu.Kuşkusuz Rhaegar etkileyici bir adamdı.Güçlüydü, saygı duyulan, bir Prens’ten çok daha ileride bir adamdı.Aerys’ın kararı sonucunda Prens Rhaegar Elia Martell’le evlendi.Cersei’de Jaime’nin olmaya devam etti.Prens Rhaegar Sör Arthur’la ciddi görünsede samimi bir sohbete başladı.Jaime çok yakın bir konumda degildi uzakta sayılmazdı sohbeti bir şekilde duyabiliyordu.
-‘Sör Arthur erken döndünüz.Anlaşılan hainleri bulamadınız?’
-‘Majesteleri hainleri bulduk ve yok ettik.Kraliyet Ailesinin düşmanlarını yok etmek bizim görevimiz’
-'Görevi başarıcağınızdan kuşkum yoktu.'
Jaime gerçekten Sör Arthur’un hayranıydı.Adam tam anlamıyla tam bir ölüm makinesiydi.Hayalinde her zaman Arthur Dayne kadar iyi bir kılıç ustası olmak vardı.
-‘Genç yaverlerimizinde yardımı oldu.Özellikle Jaime Lannister’ın.’
-'Lord Tywin gibi güçlü biri olucagı belliydi.Sör Arthur Jaime nerede burdamı?
-‘Burada Majesteleri Sör Jaime Lannister dersek daha doğru olucak.Onu kahramanlığından ötürü Şovalye ilan ettim.’
-‘Sör Jaime’yi çagırırmısınız onunla görüşmek istiyorum.’
-'Emredersiniz Majesteleri.'
Sör Arthur Jaime’nin yanına yaklaştı.
-‘Sör Jaime Prens Rhaegar sizi görmek istiyor.’
-‘Neden beni görmek istiyor?’
-'Majestelerinin bizi çagırması için bir nedene ihtiyacı yoktur.Bu kadar nedenini merak ediyorsanız Majestelerinin yanına gittiginizde ögrenirsiniz.'
Kayıtsız şartsız sadakat durumları Jaime’ye ters gelen şeylerdi.Hem aslanlara kim diz çöktürebilrdi.Targaryenlar ejderhaydı fakat artık ejderhaları yoktu.Jaime Rhaegar’ın yanına geldiginde diz çöktü.
-‘Ayağa kalkın Sör.’
-‘Majesteleriyle konuşmak bir onurdur.’
-‘Sizinle konuşmakta bir onurdur.Sizi tebrik ederim çarpışmada büyük yararlılık gösterdiğinizi söyleniyor.Sör Arthur kahramanlığınız sebebiyle sizi Şovalye ilan ettigini söyledi.Sör Arthur tarafından Şovalye ilan edilmek büyük bir onurdur’
-‘Haklısınız Majesteleri Sör Arthur tarafından Şovalye ilan edilmekten daha büyük bir onur varsa sizin tarafınızdan Şovalye ilan edilmektir.’
-‘Bu kadar konuşmak yeter Sör Jaime akşam zaferiniz şerefine bir kutlama yemegi verilecek.Şimdi çekilebilrisiniz.’
-'Nasıl emrederseniz.‘
Jaime referans yaparak çekildikten sonra Kızıl Kaleye doğru yoluna devam etti.Targaryenlara yalakalık yapmaktan her zaman nefret etmişti.Aslında genel olarak yalakalıktan nefret ederdi.Yinede Yedi Krallıkta güç dengeleri vardı.Babası bu dengeleri gayet iyi yönetiyordu.Lord Tywin her zaman Lannisterlar aptal gibi davranamaz derdi.Jaime’ninde aptal gibi davranmaya hiç niyeti yoktu.Targaryenlar zaten yarı deli sayılırdı.Yalakalık yapmayı sevmesede saygısızca bir konuşma Targaryenların deliligini sınamak demekti.Yarı yarıya oranla kelleyi tehlikeye atmaktı ve buda aptalca bir davranıştı.‘Lannisterlar aptalca davranamaz.’ diye kendisine hatırlattı.Jaime Kral Ormanı Kardeşliğiyle olan bu savaşın kendisi açısından karlı geçtigini düşünüyordu.Hem Şovalyelik ünvanını kapmıştı.Hem Cersei’le görüşme fırsatı tanımıştı.Cersei kadınlaşmaya başladıgı zaman Lord Tywin Cersei’yi Kızıl Kaleye getirmişti.Bu yüzden uzun zamandır Cersei’le görüşemiyordu.Jaime Casterly Kayasında kalmaya devam ederken.Cersei Kızıl Kalede kalmaya devam ediyordu.Lord Tywin büyük ihtimalle Cersei’nin Rhaegar’dan etkilenicegini düşünüyordu.Haksızda sayılmazdı Cersei çok güzel bir kadındı fakat Rhaegar’a hitap etmiyordu.Rhaegar’da bir mutsuzluk vardı.Karısı Elia Martell’i sevdigide söylenemezdi tamamen siyasal bir evlilikti.İtiraf etmesi gerekirse Jaime’de böyle bir evlilikten hoşlanmazdı.Babasının Jeime ve Lysa Tully arasında bir evlilik anlaşması ayarlamaya çalıştığını duymuştu.Jaime bunu ilk duydugunda’Aslanlar balıklarla yatmaz.Kurtlar ise balıklara çok düşkün.’ diyerek gülmüştü.Jaime Kızıl Kale’de kendisi adına hazırlanan odasına çıktıgında odada onu ilk karşılayan Cersei olmuştu.Cersei ve Jaime birbirlerine duydukları aşkın özlemiyle hemen birbirlerine sarıldılar.
-‘Sonunda gelebildin.Savaşta yara aldığını duydum.Çok korkunçtu seni düşünmekten uyuyamadım.’
-‘Meraklanma bir şeyim yok.’
-‘Casterly Kayasından denize atladığında da böyle demiştin Jaime.’
-‘Ölürüm diye korktunmu?Jaime birden bıçagını çıkartıp kalbine dayadı.Sen öldügün gün bende ölücegim aşkım.’
-‘Jaime böyle şeyler yapma seni kaybetmekten çok korktum.Hem ikimiz için mutlu haberlerim var.’
-‘Seni öptügüm zaman mutlu olacağım.’
-'Durma o zaman öp.'
Jaime Cersei hemen öpmeye başladı.Cersei’le öpüşmekten zevk alıyordu.İtiraf etmek gerekirse Cersei’de öpüşmek konusunda çok başarılıydı.Birden Cersei Jaime’i itti.
-'Noldu?Neyin var artık beni istemiyormusun?
-‘Seni istiyorum Jaime kendini yataga sakla.Fakat önce beni dinle.’
-‘Pekela seni dinliyorum Cersei.’
-‘Kral Muhafızlarından Sör William ölmek üzere çok agır hasta .’
-‘Bu beni ilgilendirmiyor.’
-‘Senin Şovalye ilan edildğini duydum.Düşündüm ki Sör William’ın ölümünden sonra Kral Muhafızlarına birlikte olabiliriz.Sen ve ben iki aşık ne diyorsun.’
-‘Casterly Kayası ne olucak babam asla Tyrion’ı varisi ilan etmez.’
-‘Benim için Kayadan vazgeçmezmisin?’
-‘Eger cüce degil tam bir kardeşim olsaydı düşünmeden vazgeçerdim fakat babamı biliyorsun.Çok sinirlenecektir.Aslanlar sinirlenince çok vahşi olur.’
-‘Babamı düşündüm.Babamız mutlaka sinirlenicektir.Bagıracak kükreyecek fakat bir şey yapmayacaktır.Hem kuzenlerimiz ve amcam var Kaya onlarada kalabilir.’
-‘Cersei böyle ciddi bir kararı hemen veremem.’
-‘Beni seviyor olsan Kaya’dan vazgeçerdin.Belkide yanlış kişinin yatağına girmeye çalışıyorum.Rhaegar’ın yatagına girmeliydim.’
-‘Seni kimseyle paylaşmam Cersei Kraliyet Prenside olsa öldürürüm.’
-‘Beni seviyorsan Kaya’dan vazgeç ve sana ait oluyum.’
-‘Seni seviyorum Cersei senin yanında Casterly Kayasının hiç bir değeri yok.’
-‘Hemen seni Kral Muhafızlarına almalarını saglamalıyım.’-'Daha sonra ayarla bir senedir tenini özledim.'
Jaime Cersei’yi öpmeye başladı.Uzun bir süre öpüştükten sonra yatak faslına geçtiler.Cersei Jaime’nin kararından memnun oldugunu gösteriyorduam bir dişi aslana dönüşmüştü.Yatak faslı bittikten sonra ikiside uykuya daldılar.Jaime Cersei’den önce uyanmıştı.Casterly Kayasından vazgeçerek hatamı yaptım?.Babam gerçekten çok sinirlenecek diye düşünürken olanları umursamamaya karar verdi.Cersei karşısında hiç bir şeyin degeri yoktu.Casterly Kayasının bile.
[hr]
BÖLÜM 7

JON CONNİNGTON

Jon, Griffin Roast’ın kasvetli koridorlarında yürüyordu. Kalede sadece hizmetçiler ve askerler vardı. Olabildiğince sessizdi. Yavaş adımlarla koridorun en ucundaki çalışma odasına doğru yürüdü. Üzerinde sadece gömleği ve pantolonu vardı. Kızıl saçları dağınıktı. Son zamanlarda Lord Connington kimliğinden yoksundu. Sürekli düşünüyordu. Odasının kapısını araladı ve masasına oturdu. Masasının üzerinde Fırtına Diyarı’nın haritası vardı. Kapısının çaldığını fark ettiğinde kafasını masadan kaldırdı. Uyuyakalmış olmalıydı. Tok bir sesle “Girebilirsiniz” dedi. Kapıyı açıp içeri ağır adımlarla giren Üstat Blesser’di. Boynundaki ağır ve geniş zinciriyle, giydiği bol cübbesiyle her zamanki gibiydi Üstat Blesser. “Bir kuzgun geldi Lordum” dedi Üstat. Jon herhangi bir haber beklemiyordu. “Kral Toprakları” diyerek karşılık verdi yaşlı üstat. Jon heyecanlı bir şeklilde “Rhaegar diye fısıldadı. “Haber nedir çabuk okuyun” diye sordu Jon. “Bir turnuva. Harrenhal’da. Kral sizi Kızıl Saray’da bekliyor. Kendisi katılamayacak fakat Prens Rhaegar ve Prenses Elia’ya Harrenhal’a kadar sizin eşlik etmenizi istiyormuş” “Harrenhal’ı ötekiler alsın, Elia denen fahişeyi de.” Elia’yı her gördüğünde kılıcını çekip onun boynunu vücudundan ayırmak istiyordu. Ama bu yolculukta bir de Rhaegar’a da eşlik edecekti. Jon’un Gümüş Prensi. Onu her gördüğünde tekrar aşık oluyordu. Gümüş rengindeki beline kadar uzanan saçlarını her gördüğünde gözleri kamaşıyordu. Elia denen fahişe seni hak etmiyor Gümüş Prensim. “Peki ne zaman yola çıkmamız gerekiyor üstat?” “Hemen Lordum. Aksi takdirde turnuvaya yetişemeyeceksiniz. Kral sizi hemen Kızıl Kale’ye bekliyor.” “O halde atları hazırlamalarını söyleyin.” Jon hemen masasından kalktı ve aynaya baktı. Hayır bu halde Gümüş Prensimin karşısına çıkamam. “Üstat, hizmetçilerin sıcak suyu hazırlamalarını söyle. Ve şövalyelerin de hazırlanmasını. Kayda değer bir maiyetle gitmek istiyorum. Sonuçta Gümüş Prensime eşlik edeceğiz. Bir sorun çıkmasını istemiyorum.” “Derhal Lordum.” Üstat odaya girdiği gibi terliklerini mermere sürterek odadan çıktı. Jon, son zamanlarda hep üzerinde olan gömleğini çıkarttı ve masasının üzerinde olan haritaya baktı. Griffin Roast ve Kral Topraklarının arasında kayda değer bir uzaklık var. Ve oradan da Harrenhal’a. Mektupta bizzat Prens Rhaegar’ın da turnuvada dövüşeceği yazıyordu. Jon buna hiç şaşırmadı. Rhaegar, hep girişken ve cesur birisiydi. Jon, Gümüş Prensi’ne bir şey olmasından çok korktuğu halde yine de bu özelliğine de hayranlık duyuyordu. İçeri çocuk yaşlardaki genç bir hizmetçi kız girdiğinde dalmış olduğunu fark etti. “Sıcak suyunuz hazır lordum” dedi. Ve Jon’un karşılığını beklemeden çıktı genç hizmetçi.
Jon, duşunu aldıktan sonra tekrar odasına geldi ve aynanın karşısında kızıl saçlarını taramaya başladı. Özenle taradıktan sonra kalkıp göğsünde Griffin arması bulunan çelik ve altın karışımı en gösterişli zırhını giydi. Sırtına uzun kırmızı pelerinini taktı. Nehir Topraklı, orta boylu, genç ve sert görünüşlü şövalye Sör Preston Wode odasının kapısını çaldığında Jon neredeyse hazırdı. “Lordum, maiyetiniz yolcuk için hazır. Sizi bekliyoruz” dedi. Jon ayağa kalktı ve kılıcını kınına taktı. “Gidelim” dedi genç şövalyeye. Şövalye, Jon’un arkasından gelirken Jon’un uzun kırmızı pelerini yerlere sürünüyordu. Kalenin önüne geldiğinde yaklaşık 200 atlı dizilmişti. En önde kırmızı bir atını yaveri Lyndell Storm adındaki Fırtına Topraklı piç tutuyordu. Jon atının eyerinden tutup üzerine oturduğunda heyecanlıydı. Gümüş Prensine gidiyordu. Döndü ve kalesi Griffin Roast’a baktı. Büyük bir kaleydi ama içinde onun için anlam taşıyan birisi yoktu. Uzun uzun kalenin gözcü kulelerine baktı ve dalgalanan Griffin armasına. “Gidelim” dedi ve kızıl aygır ilk adımını attı. Gümüş Prensine her yaklaştığında Jon daha çok heyecanlanıyordu…

BÖLÜM 8

ROBERT

Prens, Lyanna’yı taçlandırırken Robert yumruklarını sıkmış bir şekilde onu izledi. Yüzündeki ifadenin ne kadar sert olduğunu tahmin edemiyordu. Dişleri sanki birbirine yapışmış gibiydi. Yumruğu titriyordu. Kıskankçlık ve öfke kalbini sarmalıyordu.
Rhaegar’a pis pis bakıyordu ama Prens’in kendisini fark ettiği yoktu. Seremoninin bitmesini bekledi Robert. Biter bitmez Lyanna’nın elinden tutup onu avlunun dışına doğru götürdü. Özellikle canını acıtmamaya ve acele etmemeye çalışıyordu. Onun yüzüne de bakamıyordu, sanki mutlu bir hali vardı ve bunu görmek istemiyordu. Mutluluğun sebebini düşündükçe daha da çok çıldırdığını hissediyordu. Yaverlerinden birine onu emanet ederek şaşkın ama bir o kadar da mutlu Ned’in yanına doğru gitti. Ned, Ashara Dayne’le dans etmişti, Ned’in ona aşık olmaya başladığını söyleyebilirdi Robert.
“Resmen bana hakaret etti Ned.” dedi Robert. “Targaryen pislikleri. Aşağılık!”
“Sakin ol Robert.” dedi Ned. Elbette ki bu Robert’ı sakinleştirmeye yetmezdi. “Prens’in kötü bir amacı olmadığına eminim. Aslında sana iltifat ediyor bile sayılabilir.”
Robert çıldıracakmış gibi bakan gözleriyle Ned’i süzdü. Neden bashediyordu böyle? Resmen Robert’a hakaret etmiş gibiydi. Ona ilan-ı aşk etmiş bile sayılabilirdi. Ne yapmaya çalıştığını ancak Tanrılar bilirdi! Ama iyi bir olmadığını Robert kolaylıkla hissedebiliyordu.
“Ne saçmalıyorsun sen Ned?”
“Saçmaladığım yok. Prens yalnızca kardeşimin ve nişanlının güzelliğini övdü. Bunu böyle say.”
“Eh!” diye kestirip attı Robert. Hızlıca arkasını dönüp atına doğru yürüdü. Taş zemindeki çakılları hoplatarak atına çevik bir hareketle bindi. Savaş baltası parlıyordu sanki. Geyik miğferini başına geçirdi. Atını mahmuzladı ve Harrenhal’un boğucu havasını arkasında bırakarak muhafızlarıyla birlikte Storm’s End’e doğru hareketlendi. Kendisine iyi gelebilecek şeyin ne olduğunu biliyordu: Şarap!
Genç ve güçlüydü. Savaş baltasını ondan başka kaldırabilen çıkabileceğini sanmıyordu. Uzun boyluydu, yakışıklıydı. Leydi annesi ve lord babasının ölümünün ardından Baratheon Hanesi’nin lideri ve Storm’s End’in lordu olmuştu. Fırtına Kralları’nın soyundan geliyordu. Stormlands’in lideriydi. Ned Stark’ın ve Jon Arryn’ın en yakın dostuydu.
Lyanna’ya deliler gibi aşıktı.
Güzel gözlerinde kendini kaybediyordu sanki. Onsuz bir daha mutlu olmayacağına emin gibiydi. Prens’in hareketine verdiği tepkinin gerçek sebebi de buydu. Kaybetme korkusu… Onu kaybetmekten korkuyordu. Onunla nişanlanmışken, ona bu kadar yakınken onu kaybetmeye katlanamazdı.
Korkusuz Lord Robert Baratheon, Lyanna’sını kaybedeceğini düşünürken korkudan tir tir titriyordu aslında. Tek zayıf noktasıydı. İçkiyi saymazsak tabii…
Fahişeleri saymıyordu tabii ki. Lyanna olduktan sonra başka bir kadına bakabileceğini düşünmüyordu. Onunla bir an önce evlenmek için sabırsızlanıyordu. Tesellisini nerede arayacağını biliyordu. Dostu Jon Arryn’in yanında.
Atıyla dört nala Harrenhal’dan uzaklaşırken, Ned’in de peşinden geldiğini fark etti. Kartal Yuvası’na gitmeleri çok da uzun sürmemişti. Kapısından içeri girerken kadim dostları Jon Arryn’in gülümseyen yüzünü güldü. Sırtını sıvazlayan Jon ona gülümsedi ve içeri davet etti.
Uzunca konuşurlarken Robert kafasında onu nelerin rahatsız ettiğinden bahsetti. Jon her zamanki gibi büyük bir sabırla onu dinledi. Robert bir türlü öfkesine hakim olamıyordu. Savaş baltasını çıkarıp etrafındaki her şeyi yıkmak istiyordu. Elbette ki Jon’un sakinliği, tecrübesi ve dinginliği buna izin vermiyordu. Robert dev bir şarap şişesini alarak yatak odalarından birine çıktı. Yatağına yatmadan önce pencereden çıkıp Vadi’ye göz gezdirdi. Çocukluğunun büyük kısmı burada Jon ve Ned’le birlikte geçmişti. Kendi kardeşlerinden daha çok onlarla zaman geçirmişti. Kendi kardeşleri… Jon veya Ned’in öz kardeşi olmasını tercih ederdi. Stannis bir buz kadar soğuk ve ciddiydi. Renly ise henüz çok küçüktü. Robert’ın güya onu büyütmesi gerekiyordu ama bu işi Storm’s End’in hizmetli takımına bırakmayı tercih etmişti.
Leydi annesi ve lord babası öldüğünden beri üstüne oldukça büyük sorumluluklar yüklenmişti ama bunun bir kısmını azaltmakta sakınca görmüyordu. Sorumlulukların kendileriyle yüzleşmektense onlara savaş baltasıyla vurmayı tercih ederdi.
Yükselen güneşe göz gezirdi, azıcık bile uyumamıştı. Zihninin şarapla uyuştuğunu hissetse de Vadi’nin hoş görüntüsü onu az da olsa rahatlıyordu. Stormlands kadar evi gibi hissettirmese de burayı seviyordu.
Babasını hatırladı bir an için. Lord Steffon Baratheon’u. V. Aegon’un torununu… Robert’ın büyük babası V. Aegon’un kızı Rhaelle Targaryen’la evlenmişti. Aslında Robert’ın tahtla o ve ejderhalarla bağlantısı vardı.
Ah, ejderhalar, diye düşündü. Fatih Aegon onlarla ortalığı yıkmıştı ama bu Deli Kral’ın bir ejderha olmadığına emin gibiydi Robert. O ya da oğlu birer fatih (!) değildiler.
Lyanna’nın gözleri aklına geldi Robert’ın. Gözlerini kırptı ama görüntü hâlâ kaybolmamıştı. İçkinin etkisinden olabileceğini düşündü Robert. Gözlerini kapattı ve yavaşça yatakta sızdı.
Derken rüya görmeye başladı. Rüyasında bir geyik vardı. Erkekti ve boynunda bir taç taşıyordu. Etraftaki orman çok sık ağaçlarla kaplı ve huzurlu bir yerdi. Kuş seslerinin olması gereken yerde yalnızca rahatsız edici bir sessizlik vardı. Dal bile kıpırdamıyordu sanki.
Taç giymiş geyik Robert’a bakıyordu. Hiç hareket etmeden orada sessizce durmaya devam etti Robert. Üzerinde savaş zırhı ve sağ elinde de savaş baltası olduğunu fark etti. Miğferi de başındaydı. Kıyafetleri tozlu, kirli ve kan içindeydi. Bir şey daha vardı…
Yakut.
Robert üzerinde yakut parçaları olduğunu fark etti. Aynı şekilde geyiğin sağında ve solunda da –çok fazla olmasa da– kırmızı yakutları görebiliyordu. Robert geyiğe doğru birkaç adım atarak ona yaklaştı. Geyik ürkmüş ya da endişeli görünmüyordu. Robert ona yaklaştıkça etraftaki tek hayvanın o olmadığını ve ormanın geri kalanının yangından kül olduğunu görmüştü. Arkasına dönüp baktığında az önceki ormanın tamamen yok olduğunu fark etti, geyik ve yakutlar yerli yerlerinde duruyorlardı.
Orman yanmış ve kül olmuştu. Taçlı geyik bu yıkıntıların arasında hâlâ hareket etmeden duruyordu. Robert geyiğin boynuzlarının da kan içinde olduğunu fark etti. Ona doğru yürürken korkunç bir görüntüyle karşılaştı. Geyiğin biraz ilerisinde ölü bir ejderha yerde boylu boyunca uzanmıştı. Gözleri kapalı, boynu kan içindeydi. Sanki dev bir şey delmiş geçmiş gibiydi.
Bir zırh giyiyordu ejderha. Simsiyah bir zırh. Yakutlarla kaplı bir zırh. Etrafa saçılan yakutların anlamını çözmüştü Robert. Ejderhayı bir geyik mi öldürdü?
Bu soruyla boğuşurken arkasında dalların çatırtısını duydu. Arkaya bakarak beyazlar içindeki Lyanna’nın ona doğru yürüdüğünü görmüştü. İfadesiz ve normal bir yüzü vardı. Robert’ı geçip gitti ve taçlı geyiğin yanına yürüdü. Onu okşarken ejderhaya acıyan bir bakışla baktı.
“Sevdiğim şeyleri kaybettim Robert.” dedi Lyanna ona bakmadan. “Vaat edilen prensimi kaybettim, belki de senin yüzünden. Menekşe gözlü ejderhamı benden alma. Onu bağışla Robert. Vaat edilen prens için onu bağışla. Beni anlıyor musun? Beni duyuyor musun Robert?” Lyanna son soruyu sorarken Robert’a hüzünel bakmıştı. “Ağabeyime söyle prensime iyi baksın.”
Taçlı geyik yavaş adımlarla uzaklaşırken Lyanna yavaşça kayboldu ve orman eski haline geldi. Robert uyandığında bu rüyayı hatırlamasa da bazı imgelemlerin onu uzun süre takip edeceğini bilemezdi…

BÖLÜM 9

JAİME

Jaime , babasını daha önce hiç böyle görmemişti. Lord Tywin , her zaman duygularını demir bir maskenin arkasında saklardı. Ama şu anda , çok sinirliydi.

“Kral Muhafızı demek. Aklından neler geçiyordu Jaime ? Bunun ne anlama geldiğini biliyor musun ?.”

“Casterly Kayasından vazgeçmem gerekiyor.” Elinden geldiğince sakin olmaya çalışıyordu.

“Benim yüzüme tükürdün. Pekala , sör. Sen artık benim oğlum değilsin.” Lord Tywin’in sesi buz gibi soğuktu. Arkasını döndü , ve odadan çıktı.
Jaime uzandı ve düşünmeye başladı. Planı ona eskisi kadar iyi gelmiyordu. Kral Toprakları , Beyaz Pelerin ve Cersei. Babasının bu kadar büyük bir tepki vereceğini düşünmüyordu. Ve tabii Kral Muhafızı olmak vardı , Ser Arthur Dayne ve nicesi ile kardeş olmak. Kral Ormanın’da yaşadıklarından sonra sürekli bu dünyayı düşünüyordu. Ser Jaime Lannister , Kral Muhafızları Şövalyesi. Tıpkı Dayne’in ona örnek olduğu gibi , o da diğer şövalyelere ve yaverlere örnek olacaktı. Gülümsedi , ve uykuya daldı.

Uyandığında hiç olmadığı kadar neşeli idi. Bugün Harrenhal’a gideceklerdi , turnuvaya. Beyaz Pelerini giyecekti , diyarın yarısının önünde. Dışarı çıktığında herkesin bir farklı olduğunu gördü. Neler oldu ?
Cersei’yi gözü yaşlı bir halde buldu.
"Neler oluyor ?"
Cersei başını kaldırdı , "Babam El’lik görevinden ayrıldı. Casterly Kaya’sına dönüyoruz."
Jaime’nin dünyası dönmeye başladı. Cersei için Kaya’dan vazgeçmişti , şimdi sadece yer değiştiriyorlardı.

“Onunla konuşacağım.” Sesini elinden geldiğince kararlı tutmaya çalıştı.

“İşe yaramaz , kesin kararını verdi. Aerys de onu geri almaz”

Jaime , Cersei’yi kendine doğru çekti , ve öptü.

“Biz birbirimize aidiz kardeşim , dedi Jaime. mesafeler bizi ayıramaz.”

Cersei’nin yanından ayrıldıktan sonra son hazırlıklarını yaptı. Harrenhall diye düşündü. Harrenhall lanetliydi. Jaime böyle şeylere inanmazdı , onun için pek önemsemiyordu.

Bu bambaşka bir dünyaydı. Jaime’nin hayal ettiğinden bile ötesi. Sancaklar , Şövalyeler… Jaime’nin içi kıpır kıpırdı. Birazdan Beyaz pelerinini giyecekti.

“Ser Jaime , öne çıkın” diye bağırdı çığırtkan. Jaime öne çıktı , Ser Gerold Hightower ona pelerinin giydirirken yeminini etti. Kral’ın hayatına karşılık kendi hayatı. Aerys Targaryen , deli kral.

Jaime belki 16 yaşındaydı , ama o gün durdurlamazdı. Önüne gelen bütün rakipleri devirdi. Sanki mızraklar ona ulaşamıyordu. Keşke Cersei de bunu görseydi. Turnuvanın ilk gününde , Jaime mağlup olmamıştı. Gece Kral’ın çadırına çağrıldı.

“Kraliçe ve Prens Viserys’i korumak için seni Kral Topraklarına gönderiyorum.” Aerys’in sesi sertti.

“Ama efendim…” dedi Jaime , cümleyi tamamlayacak gücü kendinde bulamadı. Ser Gerold yetişti imdadına ;

“Onun yerine ben görev alabilirim , Majesteleri”

Kral sinirlenmişti. "Ben ne dersem onu yapacak ! O artık Tywin’in değil , benim !"
Jaime o an gerçeği anlamıştı. Kral Muhafızı olmasının sebebi yaptığı kahramanlıklar değildi , Aerys’in öç olma isteğiydi. Lord Tywin’i varisinden mahrum bırakma isteği. Elinde olsa o an beyaz pelerini yırtar atardı. Ama diyarın yarısının önünde bir yemin etmişti. Babam da bana yardım edemez artık , diye düşündü.

Sabah yola çıktığında , artık turnuvayı önemsemediğini farketti. Onun istediği tek şey Cersei idi…
[hr]
BÖLÜM 10

ROBERT

Turnuvanın üzerinden bir hafta geçmesine rağmen Robert hüzünlü hissediyordu. Arryn Vadisi’nin kayalıklı yüzeyini ve Kartal Yuvası’nın huzurlu atmosferini geride bırakaraj bir an önce Lyanna’sına kavuşmak istiyordu.
Hızla kalktı, sarılar içindeki Baratheon Arması’nu taşıyan kıyafetlerini giyip aşağı doğru indi.
Jon ve Eddard onu neşeyle karşıladılar. Aynı neşeyle kahvaltı ettiler. Robert kalktığında hissettiği hüznün biraz da olsa azaldığını fark etmişti. Lyanna’yla olan düğünü yaklaşıyordu.
“Bir an önce Riverlands’a gitmemiz gerekecek. Ağabeyimin düğün zamanı yaklaşıyor.” dedi Ned. “Üstelik babam da ikinizin gelmesini çok istiyor.”
“Açıkçası Ned, düğün Winterfell’de olsaydı, kıçımı bu masadan kaldırıp oraya kadar gidemezdim.” diye yanıt verdi Robert ve güldü. “Siz Kuzeyliler orada nasıl yaşıyorsunuz anlamıyorum. Dahası zavallı Catelyn Tully’yi oraya gelin olarak alıyorsunuz.”
Jon ve Ned güldüler.
“Hoster Tully bu evliliğe sıcak bakıyor. Brandon güçlü bir adam ve iyi biri.” dedi Ned. “Eminim Catelyn’e iyi bakacaktır. Kuzeyde olsa bile.” Ned’in bu ciddiliği Robert’ı bir gün öldürebilirdi. Bu düşünceyle gülümsedi.
“Bir gün Kuzey’e gelirsem bil ki, o gün oldukça yaşlı ve mutsuz bir adam olacağım.”
“Yapma böyle Robert.” dedi Jon tebessüm ederek. “Eminim Winterfell’i sen de çok seversin.” Robert, Jon’un söylediklerine kendisinin bile inanmadığına emindi.
“Ah, Tanrılar şahidim olsun ki orası kadar soğuk bir yeri sevmem zor. Güneyin güzelliklerini tercih ederim.” dedi Robert gülerek. Tanrılar, dedi içinden. Yedi İnancı.
İlk İnsanların krallıklarını yıkan ve Targaryen’lar gibi doğudan gelen Andalların getirdiği dindi bu din. Kuzeylilerin ve Starkların inandığı Eski Tanrılar’ın yerine geçmişti. Andallar geldiklerinde büvet ağaçlarını yerinden söküp atmışlardı. Bu yüzden Eskilerin kör oldukları söylenirdi. Ancak kuzeyde daha hâlâ büvet ağaçları vardı. Gerçi Robert bunları pek önemsemezdi. Bazı tanrıların gerçekten var olduğuna inansa da pek adil ve adaletli oldukları söylenemezdi. En azından Robert’a göre. Ama güzel kadınları yaratan onlarsa Robert’ın onlara büyük bir şükran borcu olduğu kesindi.
Biraz savaş talimi yaptıktan sonra büyük salona döndüler. Kendilerini bir ulak karşılamıştı. Bazı önemli haberleri olduğundan bahsetti ve konuşmaya başladı.
Robert onu dinlerken dünyanın etrafında yıkılışını hissedebiliyordu.
Gözlerinin karardığını fark edebiliyordu.
Yumruğu yavaşça havaya kalkıyor ve ulağı yumrukluyordu. Hatta savaş baltasını bile çıkarıp onu tehdit etmiş olabilirdi. Ettiği küfürlerin sayısı düşünülünce bütün Targaryen Hanedanı’nı büyük bir saygıyla anmıştı. Fatih Aegon’un atalarını bile unutmamıştı. Valyria bile işin içine karışmıştı.
Ned ve Jon’un sesini duyar gibiydi. Kendisine sakin olmasını mı söylüyorlardı acaba?
Nasıl sakin olabilirdi ki? Tüm dünyası elinden gidiyordu.
Lyanna kaçırılmıştı…
Prens Rhaegar Targaryen adlı hain p*****nk yüzünden.
Ulak Robert’ın gazabını tadamadan büyük salondan dehşet içinde uzaklaştırken Robert oradan oraya dolaşıyordu.
“Tanrılar belalarını verecek. Onlar yapmazsa ben yapacağım!”
“Sakin ol.” dedi Ned. “Ağabeyim prensle karşılaşmak için oraya gitmiş bile.”
“Öyleyse biz de gitmeliyiz!” diye haykırdı Robert.
Jon derhal olaya müdahele etmişti. “Hayır.” dedi. “İkiniz de burada kalıyorsunuz.”
“Bu mümkün değil!” diye çıkıştı Robert. “Lyanna o pisliğin elindeyken daha fazla bekleyemem.”
“Bekelyeceksin!” diye bağırdı Jon. “Sonuçların neler olacağını bilemezsin. Hem Rhaegar veya Lyanna’nın King’s Landing’te olacağını mı tahmin ediyorsun? Bu tam bir rezalet ve Rhaegar kesinlikle bir aptal değil…”
“Oh, o kesinlikle bir aptal… Bir Baratheon’u kızdırdı. Bir Baratheon’u kızdırdığında bunun cezasını çekersin! Bu cezayı ellerimle vermezsem Tanrılar üzerime şimşek yağdırsın!” Robert sinirinden duvara doğru giydiği zırhlı eldiveniyle bit yumruk attı. Hasar alan duvar canını azaltmadığı gibi öfkesine de faydası olmamıştı.
“Lyanna hâlâ hayattadır. Rhaegar’ın onu öldürmeyeceğine eminim. Kral da her ne kadar deli olsa da böyle bir rezalete seyirci kalmayacaktır.” diyerek onu sakinleştirmeye çalışıyordu onu Jon. Robert bağırarak itiraz ederken bir an Ned’in sessiz kaldığını fark etti. “Bir şey desene Ned. Kız kardeşin kaçırılmışken oturup Brandon’ın bir şeyler yapmasını mı bekleyeceğiz? Harekete geçmeliyiz!” Ciğerlerini dolduran artık hava değil öfkeydi. Zihnini çalıştıran dinamikler artık nefretten faydalanıyordu. Düzgün düşünemediğini Jon sayesinde fark etmişti.
“Dikkatli hareket etmek zorundayız!” diye haykırdı Jon. Robert, onun kendisini normal konuşarak sakinleştiremeyeceğini anladığını fark etti. Yerinde duramıyor ve bağırarak küfrediyordu. Küfretmediği tek bir Targaryen’ın kalmadığına emin olarak bağırmayı kesti. Öfkesi saçma şeyler yaptırabilirdi. Doğrusu Jon’u dinlemek olacaktı.
“Onu kurtaracağız.” dedi Ned. “Onu asla yarı yolda bırakmam. Buna emin olabilirsin.” Elini Robert’ın güçlü omuzlarına koydu. Robert da elini onun omzuna attı. “Hayır, ben onu yolda bırakmayacağım. Sana söz veriyorum!”
“Hiçbirimiz bırakmayacak.” dedi Jon sakince ama kararlı bir ifadeyle. “Neler olacağını görmemiz gerek. Ona göre bir plan yapmalıyız. Şu an umabileceğimiz en iyi şey Brandon’ın bu işi çözmesidir. Umarım baban da onun gibi delice hareket etmez Ned.”
“Ben de öyle umuyorum.” dedi Ned. Sandalyesinde oturmayı bırakıp ayağa kalktı. Şöminenin başına doğru yürüdü. Tek elini başına götürdü. Robert bakışlarını Jon’a yöneltti. “Bundan hiç hoşlanmıyorum Jon.”
“Biliyorum.” dedi Jon sakince. O da düşünceli bir ifadeyle pencerenin yanına giderken Robert sessizce oturmaya devam etti. Zihninde Rhaegar’ın kafasını nasıl kopardığını ya da kalbini savaş baltasıyla nasıl parçalayacağının hayalini kuruyordu.
[hr]

Yanlış adama çattılar :slight_smile:

of ya başlangıcı benimkiyle aynı ve şimdi sizinkinden bakıp yaptığımı sanacaklar . kaç gündür yazmaya çalışıyordum offf .

Yok yok yaz sen :slight_smile:

Emeğine sağlık mimar döktürmüşsün yine :slight_smile:

“‘Noldu Ned sen böle haberlerle pek gelmezsin fahişemi getirdin’ dedi ve kahkayı patlatdı.”

haahhahhaahhahahhahaahahahhahahahahh… :smiley: :smiley: tipik Robert… :smiley:

Prens Rhaegar Targaryen adlı hain p*****nk yüzünden.

ahahahahha :smiley:
Baratheon sevdası tavan yapar :smiley:

Devamı var mı?