Robert'ın Piçleri (Bölüm 17 Eklendi)


#21

@argos ileride olabilir :wink:


#22

[color=#cc3366]Bölüm 5

Şafakta yola çıkan gemi Karasu Koyu’nu ağır ağır geçerken Henry kendince kurduğu hayalleri düşündü. Eğer herşey düşündüğü gibi olsaydı yanında erkek kardeşi, kucağında da bebek kız kardeşi olacaktı. Belki kaledeki kardeşinin nerede olduğunu araştırabilir yada katır sırtında ki kız kardeşinin yerini de öğrenebilirdi. Şimdi bir ceset ve bir kara kardeş bırakmıştı gerisinde. Kaçmasaydı kız kardeşini soyuna uygun bir şekilde soyuna uygun bir yere gömmek için uğraşabilirdi. ‘‘Gömüldüğü yeri bulup bunu düzelteceğim’’ diye düşündü. En azından bebeğin annesi onu gömecekti.

Henry hayallerini düşünmemeye çalıştı. Bu onu sadece üzecekti. Gemide sakin bir yer buldu ve ana karada ki ormanların güzelliğine seyre daldı. Kaptan buraya Çatlakpençe Noktası dendiğini ve burada az sayıda insanın yaşadığını söylemişti. Henry Kral Toprakları’na yolculuk yaptığı sırada burayı fark etmemişti çünkü o sırada gemide ya uyuyor yada kardeşlerini nasıl bulacağıyla ilgili plan yapıyordu.

Harabeleri görene kadar Henry ağaçlık alanın dışında birşey görmemişti. Harabelerin neresi ve kime ait olduğunu belki kaptan bilir diye düşünüp sormak için yanına gitti. Kaptan dümenin başında emir yağdırıyor bir yandan da elindeki sert Dorne şarabını başına dikiyordu. Henry kaptana eliyle harabeleri gösterdiğinde kaptan gülerek ‘‘Fısıltılar’’ dedi. Bir yandan hıçkıyor bir yandan küfür ediyor ve bir yandan da Henry’e harabaleri anlatıyordu. ‘‘Yüzyıllar önce büyük bir kale olduğu söylenir, ama şimdi harabe halinde. İçinde yaşayacak kadar aptal biri olamaz. Kale ve içindekiler ölü.’’ dedi. Henry tekrar eskiden büyük bir kale olan harabelere baktı. Aklında çok şey vardı, çılgınca hatta aptalca. Ama düşünmeden edemedi. Sonra kamarasına uyumaya çekildi.

Rüyasında o harabeler büyük ve yüce bir kaleydi. Kendisi bir lorddu. Ve meşruluğunu hissediyordu. Oğlunun etrafında dadılar ve soytarılar. Karısı Medea’nın yanında leydi eşliklçileri vardı. Daha zengin ve daha varklıydı. Sonra uyandı. Güzellik ve saflık kokan bir dünyadan balık kokan güvertesi, bağıran çılgın kaptanıyla yolculuk yaptığı gemide uyandı. Kahvaltısı balla tatlandırılmış yulaftı. ‘‘Bir an önce eve varmam için bir sebep daha’’ diye düşündü. Deniz yoruyordu, midesini bulandırıyordu ve yapacak bir şeyi olmadığı için canı da sıkılıyordu. Ailesine özlem başka bir konuydu. Ve yolda olduğundan beri Westeros’dan haber alamıyordu. Neler olduğunu merak ediyordu. Handa öğrendiğine göre Lord Stark esir edilmişti, amcası Renly kaçmıştı ve tahtta Lannister’ların hükmü vardı. ‘‘Çok az şey duydum’’ diye düşündü Henry. ''Çok az ama önemli. Stark’lar Lord Stark’ın intikamını almak için güneye gelecekler. Lord Stark’ın karısı bir Tully ve karısının kız kardeşi aynı zamanda Kartal Yuvası Lordu’nun annesiydi, yani olası bir savaşta Vadi-Nehir Toprakları ve Kuzey, Lannister’larla savaşabilirdi. Henry olası savaş durumlarını düşünüyordu. Üstadı Braavos’da ona hanelerin güçlerini öğretmişti.

Düşünceler Henry’i yoruyordu. Denizde yoruyordu. Geçen hergünle özlemi artıyordu. Kaptan hergün Braavos’a az kaldığını söylüyordu. Ama gün yerini geceye bıraktığında ertesi gün kesinlikle varacaklarını söylüyordu. Henry kamarasında kaptana lanet okuyordu ama uykuya dalmadan önce ‘‘az kaldı’’ diyordu. ‘‘Medea beni yatağımda bekliyor, az kaldı’’. Ertesi sabah kaptanın sesi bağırmakdan çok sevinçle haykırıyor gibiydi. Güverteye çıktığında Braavos’un Titanı’nın bacaklarından geçiyordu. ‘‘Eski dostu’’ bu kadar özleyeceğini sanmamıştı.

Limana çıktığında koşar adım evine gitmişti. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde çalışanlarından şövalyelerine kardeşlerinden karısına herkesin sevgi gösterisine maruz kalmıştı. Ama yanlız geldiğini görenler merak içindeydi. Orys’in yüzü düşmüş, Alys’in gülümsemesi solmuştu. Can alıcı soruyu sormaya kimsenin cesareti yoktu. Üstat dışında.
‘‘Tek dönmüşsünüz lordum. Kardeşleriniz nerede diye sormamda sakınca yoktur umarım?’’

‘‘Her zaman nazik olmak zorunda mısın’’ diye düşündü Henry. Açıklamayı herkesin önünde yapmak istemiyordu. O sırada oğlunun içerden geldiğini duydu. Oğlu Steffarion’un kokusunu özlemişti. Sarılmasıyla her şeyi unutmuş gibiydi. Sonunda kendinde gücü bulduğunda;

‘‘İçerde konuşalım, anlatacağım’’ dedi. İçeri geçtiler. Üstat Norwin, kahyası yaşlı Beth, silah ustası Sör Donnel ve muhafızların başı Sör Osric’de yanlarındaydı. Olayları batan sona anlatmaya başladığında Alysanne ağlamaya başlamıştı, Orys elini bir yumruk haline getirmişti, Merry yüzünü ekşitmiş, Alys şaşkınlıktan ağzı açıkta kalmıştı. Jon ve Barth ilgiyle Henry’nin anlattıklarını dinliyorlardı. Henry’nin anlattıkları bittiğinde derin bir sessizlik oluştu. Orys ‘‘Şimdi ki planın nedir ağabey ?’’ diyene kadar sessizlik bozulmamıştı. Henry ne olacağını tam bilmiyordu. ‘‘Düşüneceğim ve karar vereceğim ama hepiniz sorgusuz bir şekilde arkamdan gelecek misiniz?’’ diye sormuştu. Cevapları biliyordu. İlk atılan küçük kardeşi Osmund olmuştu. ‘‘Ben yanındayım ağabey’’ demesi kardeşlerini güldürse de hepsinden onay dolu cümleler duymuştu. Sonunda yorgun olduğunu ve dinlenmek istediğini söyleyip odasına gitti. Arkasından Medea’da odaya geldi. Uzun bir öpüşmenin ardından Medea’nın da soruları başlamıştı. ‘‘Şimdi ne yapacaksın Henry ?’’ demişti kolları hala Henry’nin boynundayken. Henry karısının gözlerine baktı. ‘‘Bu siyah gözlerin arkasında atan kalp benim için atıyor’’, buna emindi Henry.

‘‘Gideceğiz’’ diyene kadar birkaç dakika geçmişti. ‘‘Gideceğiz, hazırlıkları yapıp gideceğiz. Eğer başarılı olursak büyük bir kalenin eşsiz leydisi olacaksın, oğlumuz zengin toprakların lordu olacak. Başarısız olursak…’’

‘‘Başarısız olmayacaksın. Sadece biz yokuz, unuttun mu haftalardır gemi satın alıyorsun, en az otuz gemimiz var. 600’den fazla şövalyen ve hane halkın var. Ben varım. Kaybetmeyeceksin, kaybedemezsin.’’

‘‘Kaybetmeyeceğim’’ dedi Henry. ‘‘Bir kişiyi daha kaybetmeyeceğim’’.


#23

[color=#ff3366]Bölüm 6

Henry Kral’ın Şehri’nden döndüğünden beri neredeyse limanda yatıyordu. Ticaret gemileri vakit kaybetmeden Qart’tan, Asshai’den ve Yi Ti’den ender kumaşlar, bulunması zor baharatlar, garip hayvanlar ve daha birçok şey getiriyor, Braavos’un limanlarında ederinden daha fazlaya satıyordu. Bir yandan da yeni haberler duymak için kardeşlerini ve adamlarını gönderiyor, planlarını kurmadan önce kimin hangi pozisyonda olduğunu düşünüyordu. Lord Tywin’in Nehir Toprakları’na akınlar düzenlediği, Robb Stark’ın kendini kral ilan ettiği ve Joffrey denen piçin Lord Eddard’ı öldürttüğü gelen haberler arasındaydı. Henry’nin ise asıl beklediği haber daha gelmemişti. ‘‘Stannis Amcam neden hala isyan etmedi ?’’ diye düşünüyordu. Diğer amcası Renly’nin Menzil’e kaçtığını duymuştu. Ancak özellikle Ejderha Kayası’nda haberler gelmiyordu.

Sadece Westeros’dan değil Essos’un farklı yerlerinden de haberler geliyordu. Büyük bir Dorhrak ordusu 40 bin adamı ile ilerliyordu. Khal’ın karısının Deli Kral’ın kızı Daenerys Targaryen olduğunu duymuştu. ''Deli kralın kızı da deli olmalı, aksi halde neden bir at efendisiyle evlensin ? Kendisini atlara becertmek istemiyorsa niyeti ne ‘’ diye düşünüyordu.

Bir yandan da Fısıltılar’a gitmek için hazırlık yapıyordu. Hane halkındaki şövalyelerin hepsiyle konuşmuştu, gelmek istemeyen olabilirdi. Nitekim 53 şövalye gelmeyi reddetmiş, Braavos’da kalma karar vermişlerdi. Henry her birine 10 gümüş verip hizmetinden kovmadan önce, Fısıltılar’a gitmeden geri dönerlerse tekrar onları hizmetine alacağını söyledi. Kalan askerleri 590 kadardı.

Hane halkında ki adam ve kadınlar içinde aynısını söylemişti. Gelmeyenler olursa burda kalabilirlerdi ancak bu sefer Henry’nin düşündüğü gibi kalan olmadı. Aşçısından çamaşırcı kadınlarına 300 kişilik hane halkı kendisine eşlik edecekti.

Yolculuk için günü zamanı belirlemişti Henry. Deniz Lordu ile özel konuşup evinin saklanmasını istedi, eğer başarısız olursa yeniden evine geleceğinden bahsetti. Deniz Lordu ise, gittiği yerde yiyecek bulamama ihtimaline karşın gemilerin tamamının ambarlarına tuzlu et, bofa balığı ve tuzlu balık doldurdu. Deniz Lordu’nda beklenmeyecek bir hareket değildi, lorda hediye gelen et ve balık Henry’e hediye edilmişti.

Şafakta konak yavaş yavaş toplanmış ve eşyalar gemilere yüklenmişti. Yükte hafif pahada ağır ne varsa almışlar, yükü ağır mobilyalar, yataklar ve halılar bırakılmıştı. ‘‘Gördüklerim gerçekse kaleyi yapmak için uzun bir süre geçecek’’ diye düşündü. Kahya Beth konaktan en son çıkıp kapıyı kilitleyene kadar hava aydınlanmıştı.

Henry herkesi gemilere yerleştirmişti. Kendi gemisini kız kardeşi Merry götürecekti. Gemilerin kalanı Merry’nin adamları tarafından götürülüyordu. Henry ise kamarasında oğlu Steffarion’la beraber oyun oynuyordu. Nadir oyun oynarlardı. Henry’nin sürekli işleri vardı. Savaş başlığında uzun süre oğlunun yanında kalamayacaktı. ‘‘Senin için oğlum, senin ve senin soyun için.’’ dedi. Karısı kız kardeşlerinin kamarasındaydı. Kendi kamarasına bitişik küçük kamara ise cam mumlarının olduğu yerdi. İlmi ona lazım olan yegane şeydi. Uzun gecelerinde geleceğin planlarını ve geçmişin sırlarını izleyecekti.

Akşam olduğunda herkes kendi kamarasında yemek yiyordu. Oğulları yemek için dadılarına gittiğinde karısıyla birlikte oluyordu. Yatmak için geri geldiğinde ise Henry cam mumlarının yanına gidiyor ve izliyordu. Sabahları ise uyuyarak gününü geçiriyordu.

Cam mumları ise değişkendi. Gecenin bir yarısında Kızıl Kale’yi ve yeşil ateşleri gördü. Sonra imgeler gölgelerle doldu, gölgenin öldürdüğü bir adam vardı, başında bir taç vardı. Sonra köprünün üstünde bir başka adam vardı adam köprüden düştüğünde küfür ediyordu. Köprünün altında ki deniz öfkeyle kabarıyordu. Sonra buzların üstünde kanlı bir savaş vardı ve bir kalenin kapısı açılıyordu. Aynı kaleyi ardından yıkık vaziyette gördü. En sonunda Sur’u gördü, birkaç adam genç bir delikanlıyı bıçaklıyorlardı.

Henry olacak olayları gördüğünün farkına vardı. Kimisini kendisi değiştirebilirdi. Kimisi şuan da gerçekleşiyor olabilirdi. Bilmiyordu ama öğrenmeye niyeti vardı.

Günleri odasında geçiyordu. Çünkü güvertede görülen şey hep aynıydı. Sadece deniz. Ve bu kadar deniz yolculuğu yapmak Henry’e yaramıyordu. Henry kendi kendine başarısız olurlarsa Dar Deniz’i geçemeyeceğine karar verir. ‘‘Başarısız olmamak için bir neden daha’’ diye söylenir.

Sonunda Karasu Koyu’na girdikleri haberini aldığında ise güvertesine bir daha girmez. Sadece kendisi değil gemidekilerin hepsinin durumu aynıdır. Somurtan suratlar ve bulanık yüzler. Henry kıyı şeridine göz gezdirir. Yıkıntı halinde ki Fısıltılar’ı ve onun tamamen yok olmuş limanını gördüğünden çoktan öğlen olmuştu. Merry’nin yanına gidip ‘‘İşte orası. Fısıltılar.’’ dedi. Merry yüzünü buruşturup ‘‘İsmine bu kadar yakışan harabe görmedim.’’ der.

Gemiler yıkıntı halindeki limana giremezler. Bu nedenle harabenin bir mil doğusunda doğal limana benzeyen kıyıya demir atarlar ve kıyıya yakın köye doğru ilerlerler.

Köyde 20’den fazla kişi görürler. Yaşlı kadınlar, bir kaç çocuk, birkaç iri kıyım erkek ve doğurgan olduğu vücutlarından belli üç dört kadın. Köyün erkekleri ellerinde sopalarla geldiğinde Henry silah göstermez. Ancak Orys kız kardeşlerinin yanında kılıcını çekerken Barth ve Jon hane şövalyelerinin başında kılıçlarını çekerler. Henry köylülere dönerek ‘‘Lideriniz kim?’’ diye sorar. Grubun başında elinde ağır bir balta olan esmer kaslı adam öne çıkarak

''Bu seni ne ilgilendirir? Kimsin ve burda ne arıyorsun ? ‘’ diyerek Henry’e yaklaşır. Orys adamın ilk hareketi yapmasını açıkça beklerken Henry ilerde kendi haki arasında olacak bu adama nazik bir şekilde yanıt vermeyi uygun görür. ‘‘Ben Henry. Kral Robert’ın oğluyum. Ailemle birlikte buraya geldik. Çünkü Fısıltılar’ı makamım yapmak niyetindeyim.’’

İhtiyar kadınlardan biri kuşkuyla Henry’i süzdü ve ardından ‘‘Gaspçının Henry adında bir oğlu yok. Eğer oğluysan piç doğumlusun. Öyle değil mi?’’

Henry yalan söylemenin gerek olmadığını düşünürken Orys cevap verdi

‘‘Yaşlı fahişe piçlik hakkında ne bilir? Yoksa bu iri adamlar senin piçlerin mi kadın’’ diye seslenir. Adamlar bunun üzerine düşünmeden hareket ederler ve Henry’nin korktuğu gerçekleşir. Adamlar saldırırlar. Henry mecburen kılıcını çekmek zorunda kalır, kılıçta çekiçte olduğu kadar başarılı olmadığını bildiği halde kılıcı yanından ayırmaz. İlk adamın kolunu koparır ve ikinci adamın burnunu kılıcın kabzasıyla kırar. Üçüncü adam geri çekilir, sonra diğer adamlar da yerdeki adamlara bakarak silahlarını atarlar ve teslim olurlar.

Köy ahalisini bir eve toplayan Henry onlara asıl niyetini anlatır. Bilgisiz ve cahil insanlar olsalar da onlardan çok şey ister Henry. Öncelikle bölgede ne kadar taş ocağı varsa onların yerlerini ister, böylece kaleyi ve yeni köyleri yapabilecektir. Sonrada en kısa Kral Yolu’na bağlanacak bir yol yapacağını söyler. Böylece Kral’ın Şehri’ndeki nüfus ile Nehir Toprakları’ndan kaçan halkı kolaylıkla Fısıltılar’a getirebilecektir. Ve son olarak tarım yapılacak arazilerin yerlerini de tam olarak söylenmesini ve yerlerinin gösterilmesini ister. Böylece halk tarım yapabilecektir.

Köy halkı sonrasında herkesin önünde Henry’e diz çöküp yemin eder. Henry, halkının ilki sefil haldeki köylüler olmasını yadırgamaz ve sevinçle durumu karşılar. ‘‘Kısa sürede çok daha fazlası olacak.’’ diye düşünür.

İlk iş, kıyısına çıktıkları ve isminin bile olmadığı köye yeni evler yapmaktır. Köylülerin bir kısmı taş madenlerini göstermek üzere Orys ve birkaç şövalye ile gittiğinde Henry tüm şövalyeleri, gemilerdeki kürekçileri ve hane halkıya beraber ağaç kesmeye başlar. Köyün çevresindeki ağaçların temizlenmesi, çalılıkların sökülmesi yaklaşık 1000 adamla kolayca biter. Ağaçları kütük haline getirmek ve kullanıma sokmak içinse günün çoğunu harcarlar. Bu sırada kadınlar yemek yapma işine koyulur. Köyün yaşlı kadınları en iyi yemeği Henry’nin ailesi için hazırlarken kalanlar için yemek arayışına girerler. Bu sırada ambalardaki etler çıkartılır ve herkesin bugün et yiyeceği ilan edilir. Eti duyan kürekçiler daha iştahlı çalışmaya başlarlar.

Güneş batmaya yakın Orys ve adamları döner. Henry hemen Orys’in yanına giderek durumu sorar. Orys, ‘‘Birkaç saatlik mesafede doğal halde taş yatağı var. Fazla kullanılmamış. Ayrıca birkaç yerde daha önce İlk İnsan krallarının yaptığı harabeler var. Onların taşlarını da inceledim. Kullanabiliriz ama onları getirmek için arabalar gerek ve araba içinde at. Birkaç at bulmalıyız.’’

Henry, kendi atıda dahil hiçbir atı getirmemişti. Bir kere atlar içinde ekstra yem gerekecekti ve bu kadar yem gereksiz yüktü. Köyde ise 3 5 inek bir düzine keçi ve otuza yakın tavuktan başka bir hayvan yoktu. ‘‘Bi taşıyacağız, at bulana kadar’’ dedi. Ve sonra tekrar ağaçların yanına döndü. Akşam olup yemekler yendiğinde bugün olanları tekrar düşündü. ‘‘Yarın evlerin yapımı başlayacak ve biz şimdilik kalacak bir yer yapacağız. Sonra yol yapılacak ve yeni köyler yapacağız. Yolların yapılmasından sonra şehre haber salacağım ve merak eden halkı yanıma çekeceğim. İşler ondan sonra düzene girecek’’ diye düşündü.

Kendilerine verilen ev en görkemli evdi. Ev iki katlıydı. Burnunu kırdığı liderin eviydi. Genç adam bir şövalyenin eğitimini alsa en iyi şövalye olabilirdi. ‘‘Belki de olur, geç değil’’ diye düşündü. Evin çatısına çıkan Henry yıldızlı gökyüzüne baktı ve kırmızı kuyruklu yıldızı gördü. Uyumadan önce yıldıza dönüp ''Kimin için doğduğun beni ilgilendirmiyor, ben bugün doğdum ‘’ dedi.


#24

[quote=“Ulu_Kurt, post:23, topic:9295”]
[color=#ff3366]Bölüm 6

Henry Kral’ın Şehri’nden döndüğünden beri neredeyse limanda yatıyordu. Ticaret gemileri vakit kaybetmeden Qart’tan, Asshai’den ve Yi Ti’den ender kumaşlar, bulunması zor baharatlar, garip hayvanlar ve daha birçok şey getiriyor, Braavos’un limanlarında ederinden daha fazlaya satıyordu. Bir yandan da yeni haberler duymak için kardeşlerini ve adamlarını gönderiyor, planlarını kurmadan önce kimin hangi pozisyonda olduğunu düşünüyordu. Lord Tywin’in Nehir Toprakları’na akınlar düzenlediği, Robb Stark’ın kendini kral ilan ettiği ve Joffrey denen piçin Lord Eddard’ı öldürttüğü gelen haberler arasındaydı. Henry’nin ise asıl beklediği haber daha gelmemişti. ‘‘Stannis Amcam neden hala isyan etmedi ?’’ diye düşünüyordu. Diğer amcası Renly’nin Menzil’e kaçtığını duymuştu. Ancak özellikle Ejderha Kayası’nda haberler gelmiyordu.

Sadece Westeros’dan değil Essos’un farklı yerlerinden de haberler geliyordu. Büyük bir Dorhrak ordusu 40 bin adamı ile ilerliyordu. Khal’ın karısının Deli Kral’ın kızı Daenerys Targaryen olduğunu duymuştu. ''Deli kralın kızı da deli olmalı, aksi halde neden bir at efendisiyle evlensin ? Kendisini atlara becertmek istemiyorsa niyeti ne ‘’ diye düşünüyordu.

Bir yandan da Fısıltılar’a gitmek için hazırlık yapıyordu. Hane halkındaki şövalyelerin hepsiyle konuşmuştu, gelmek istemeyen olabilirdi. Nitekim 53 şövalye gelmeyi reddetmiş, Braavos’da kalma karar vermişlerdi. Henry her birine 10 gümüş verip hizmetinden kovmadan önce, Fısıltılar’a gitmeden geri dönerlerse tekrar onları hizmetine alacağını söyledi. Kalan askerleri 590 kadardı.

Hane halkında ki adam ve kadınlar içinde aynısını söylemişti. Gelmeyenler olursa burda kalabilirlerdi ancak bu sefer Henry’nin düşündüğü gibi kalan olmadı. Aşçısından çamaşırcı kadınlarına 300 kişilik hane halkı kendisine eşlik edecekti.

Yolculuk için günü zamanı belirlemişti Henry. Deniz Lordu ile özel konuşup evinin saklanmasını istedi, eğer başarısız olursa yeniden evine geleceğinden bahsetti. Deniz Lordu ise, gittiği yerde yiyecek bulamama ihtimaline karşın gemilerin tamamının ambarlarına tuzlu et, bofa balığı ve tuzlu balık doldurdu. Deniz Lordu’nda beklenmeyecek bir hareket değildi, lorda hediye gelen et ve balık Henry’e hediye edilmişti.

Şafakta konak yavaş yavaş toplanmış ve eşyalar gemilere yüklenmişti. Yükte hafif pahada ağır ne varsa almışlar, yükü ağır mobilyalar, yataklar ve halılar bırakılmıştı. ‘‘Gördüklerim gerçekse kaleyi yapmak için uzun bir süre geçecek’’ diye düşündü. Kahya Beth konaktan en son çıkıp kapıyı kilitleyene kadar hava aydınlanmıştı.

Henry herkesi gemilere yerleştirmişti. Kendi gemisini kız kardeşi Merry götürecekti. Gemilerin kalanı Merry’nin adamları tarafından götürülüyordu. Henry ise kamarasında oğlu Steffarion’la beraber oyun oynuyordu. Nadir oyun oynarlardı. Henry’nin sürekli işleri vardı. Savaş başlığında uzun süre oğlunun yanında kalamayacaktı. ‘‘Senin için oğlum, senin ve senin soyun için.’’ dedi. Karısı kız kardeşlerinin kamarasındaydı. Kendi kamarasına bitişik küçük kamara ise cam mumlarının olduğu yerdi. İlmi ona lazım olan yegane şeydi. Uzun gecelerinde geleceğin planlarını ve geçmişin sırlarını izleyecekti.

Akşam olduğunda herkes kendi kamarasında yemek yiyordu. Oğulları yemek için dadılarına gittiğinde karısıyla birlikte oluyordu. Yatmak için geri geldiğinde ise Henry cam mumlarının yanına gidiyor ve izliyordu. Sabahları ise uyuyarak gününü geçiriyordu.

Cam mumları ise değişkendi. Gecenin bir yarısında Kızıl Kale’yi ve yeşil ateşleri gördü. Sonra imgeler gölgelerle doldu, gölgenin öldürdüğü bir adam vardı, başında bir taç vardı. Sonra köprünün üstünde bir başka adam vardı adam köprüden düştüğünde küfür ediyordu. Köprünün altında ki deniz öfkeyle kabarıyordu. Sonra buzların üstünde kanlı bir savaş vardı ve bir kalenin kapısı açılıyordu. Aynı kaleyi ardından yıkık vaziyette gördü. En sonunda Sur’u gördü, birkaç adam genç bir delikanlıyı bıçaklıyorlardı.

Henry olacak olayları gördüğünün farkına vardı. Kimisini kendisi değiştirebilirdi. Kimisi şuan da gerçekleşiyor olabilirdi. Bilmiyordu ama öğrenmeye niyeti vardı.

Günleri odasında geçiyordu. Çünkü güvertede görülen şey hep aynıydı. Sadece deniz. Ve bu kadar deniz yolculuğu yapmak Henry’e yaramıyordu. Henry kendi kendine başarısız olurlarsa Dar Deniz’i geçemeyeceğine karar verir. ‘‘Başarısız olmamak için bir neden daha’’ diye söylenir.

Sonunda Karasu Koyu’na girdikleri haberini aldığında ise güvertesine bir daha girmez. Sadece kendisi değil gemidekilerin hepsinin durumu aynıdır. Somurtan suratlar ve bulanık yüzler. Henry kıyı şeridine göz gezdirir. Yıkıntı halinde ki Fısıltılar’ı ve onun tamamen yok olmuş limanını gördüğünden çoktan öğlen olmuştu. Merry’nin yanına gidip ‘‘İşte orası. Fısıltılar.’’ dedi. Merry yüzünü buruşturup ‘‘İsmine bu kadar yakışan harabe görmedim.’’ der.

Gemiler yıkıntı halindeki limana giremezler. Bu nedenle harabenin bir mil doğusunda doğal limana benzeyen kıyıya demir atarlar ve kıyıya yakın köye doğru ilerlerler.

Köyde 20’den fazla kişi görürler. Yaşlı kadınlar, bir kaç çocuk, birkaç iri kıyım erkek ve doğurgan olduğu vücutlarından belli üç dört kadın. Köyün erkekleri ellerinde sopalarla geldiğinde Henry silah göstermez. Ancak Orys kız kardeşlerinin yanında kılıcını çekerken Barth ve Jon hane şövalyelerinin başında kılıçlarını çekerler. Henry köylülere dönerek ‘‘Lideriniz kim?’’ diye sorar. Grubun başında elinde ağır bir balta olan esmer kaslı adam öne çıkarak

''Bu seni ne ilgilendirir? Kimsin ve burda ne arıyorsun ? ‘’ diyerek Henry’e yaklaşır. Orys adamın ilk hareketi yapmasını açıkça beklerken Henry ilerde kendi haki arasında olacak bu adama nazik bir şekilde yanıt vermeyi uygun görür. ‘‘Ben Henry. Kral Robert’ın oğluyum. Ailemle birlikte buraya geldik. Çünkü Fısıltılar’ı makamım yapmak niyetindeyim.’’

İhtiyar kadınlardan biri kuşkuyla Henry’i süzdü ve ardından ‘‘Gaspçının Henry adında bir oğlu yok. Eğer oğluysan piç doğumlusun. Öyle değil mi?’’

Henry yalan söylemenin gerek olmadığını düşünürken Orys cevap verdi

‘‘Yaşlı fahişe piçlik hakkında ne bilir? Yoksa bu iri adamlar senin piçlerin mi kadın’’ diye seslenir. Adamlar bunun üzerine düşünmeden hareket ederler ve Henry’nin korktuğu gerçekleşir. Adamlar saldırırlar. Henry mecburen kılıcını çekmek zorunda kalır, kılıçta çekiçte olduğu kadar başarılı olmadığını bildiği halde kılıcı yanından ayırmaz. İlk adamın kolunu koparır ve ikinci adamın burnunu kılıcın kabzasıyla kırar. Üçüncü adam geri çekilir, sonra diğer adamlar da yerdeki adamlara bakarak silahlarını atarlar ve teslim olurlar.

Köy ahalisini bir eve toplayan Henry onlara asıl niyetini anlatır. Bilgisiz ve cahil insanlar olsalar da onlardan çok şey ister Henry. Öncelikle bölgede ne kadar taş ocağı varsa onların yerlerini ister, böylece kaleyi ve yeni köyleri yapabilecektir. Sonrada en kısa Kral Yolu’na bağlanacak bir yol yapacağını söyler. Böylece Kral’ın Şehri’ndeki nüfus ile Nehir Toprakları’ndan kaçan halkı kolaylıkla Fısıltılar’a getirebilecektir. Ve son olarak tarım yapılacak arazilerin yerlerini de tam olarak söylenmesini ve yerlerinin gösterilmesini ister. Böylece halk tarım yapabilecektir.

Köy halkı sonrasında herkesin önünde Henry’e diz çöküp yemin eder. Henry, halkının ilki sefil haldeki köylüler olmasını yadırgamaz ve sevinçle durumu karşılar. ‘‘Kısa sürede çok daha fazlası olacak.’’ diye düşünür.

İlk iş, kıyısına çıktıkları ve isminin bile olmadığı köye yeni evler yapmaktır. Köylülerin bir kısmı taş madenlerini göstermek üzere Orys ve birkaç şövalye ile gittiğinde Henry tüm şövalyeleri, gemilerdeki kürekçileri ve hane halkıya beraber ağaç kesmeye başlar. Köyün çevresindeki ağaçların temizlenmesi, çalılıkların sökülmesi yaklaşık 1000 adamla kolayca biter. Ağaçları kütük haline getirmek ve kullanıma sokmak içinse günün çoğunu harcarlar. Bu sırada kadınlar yemek yapma işine koyulur. Köyün yaşlı kadınları en iyi yemeği Henry’nin ailesi için hazırlarken kalanlar için yemek arayışına girerler. Bu sırada ambalardaki etler çıkartılır ve herkesin bugün et yiyeceği ilan edilir. Eti duyan kürekçiler daha iştahlı çalışmaya başlarlar.

Güneş batmaya yakın Orys ve adamları döner. Henry hemen Orys’in yanına giderek durumu sorar. Orys, ‘‘Birkaç saatlik mesafede doğal halde taş yatağı var. Fazla kullanılmamış. Ayrıca birkaç yerde daha önce İlk İnsan krallarının yaptığı harabeler var. Onların taşlarını da inceledim. Kullanabiliriz ama onları getirmek için arabalar gerek ve araba içinde at. Birkaç at bulmalıyız.’’

Henry, kendi atıda dahil hiçbir atı getirmemişti. Bir kere atlar içinde ekstra yem gerekecekti ve bu kadar yem gereksiz yüktü. Köyde ise 3 5 inek bir düzine keçi ve otuza yakın tavuktan başka bir hayvan yoktu. ‘‘Bi taşıyacağız, at bulana kadar’’ dedi. Ve sonra tekrar ağaçların yanına döndü. Akşam olup yemekler yendiğinde bugün olanları tekrar düşündü. ‘‘Yarın evlerin yapımı başlayacak ve biz şimdilik kalacak bir yer yapacağız. Sonra yol yapılacak ve yeni köyler yapacağız. Yolların yapılmasından sonra şehre haber salacağım ve merak eden halkı yanıma çekeceğim. İşler ondan sonra düzene girecek’’ diye düşündü.

Kendilerine verilen ev en görkemli evdi. Ev iki katlıydı. Burnunu kırdığı liderin eviydi. Genç adam bir şövalyenin eğitimini alsa en iyi şövalye olabilirdi. ‘‘Belki de olur, geç değil’’ diye düşündü. Evin çatısına çıkan Henry yıldızlı gökyüzüne baktı ve kırmızı kuyruklu yıldızı gördü. Uyumadan önce yıldıza dönüp ''Kimin için doğduğun beni ilgilendirmiyor, ben bugün doğdum ‘’ dedi.
[/quote]Sen bu hikayeyi ilk başta geniş zamanda yazıp sonradan mı geçmiş zamana döndürüyorsun? Arada geniş zaman kalmış yerler var yine de. Onun dışında kurgu olarak beğendim. Yazılmış hikayeyi de değiştirecek misin yoksa Henry’nin dikkat çekmesi 5. Kitabın sonundan sonra mı olacak?


#25

Wiki entrysi diye girmek ama hikaye çıkması


#26

Aslına bakarsan hikaye tüm zamanların birleşimi gibi :smiley: kendiliğinden Oray gidiyor. Ve hayır yazılmış hikayeyi değiştirmeyeceğim. Şöyle düşün bize anlatılmayan ayrıntılar var ve ben o ayrıntıları büyüterek anlatacağım. Örnek olarak Kargaların Ziyafeti’nde Brienne Fısıltılar’a gelecek diye kalenin 1 mil dışında bir köyde geçiyor olay şuan


#27

Teşekkürler yeni bölüm için. İşler gelişiyor, heyecanlı. Bakalım Stannis ne diyecek? :))


#28

Aklımdaki plana göre Stannis şu an birşey diyemeyecek :smiley: Ama gelecek bölümlerde Taç Toprakları’ndan birçok karakter göreceğiz :wink: Takipte kalın :smiley:


#29

En sevdiğim kısım;
’'Deli kralın kızı da deli olmalı, aksi halde neden bir at efendisiyle evlensin ? Kendisini atlara becertmek istemiyorsa niyeti ne ‘’ diye düşünüyordu.


#30

Fısıltılar kitapta okuduğumda çok beğendiğim bir kaleydi olaylar ilginçleşiyor gittikçe çok güzel bir hikaye olmaya başladı.


#31

Bölüm 7

Henry yazın son sıcak günlerinde ağaç kesiyordu. Hedefinde ki köyleri ve Fısıltı Yolu’nu bir an önce bitirmek istiyordu. Ama bir diğer yandan da Kral’ın Şehri’nden haberleri almak istiyordu. Bu nedenle bir hafta önce iki şövalyesini başkente yolladı. ‘‘Savaş yakın. Altın Pelerinliler’e takviye yapılır. Siz şövalye olduğunuz için sizi hemen kaparlar. Kendinize güvenli bir yer seçin ve benim gözüm kulağım olun. Önemli haberler olursa haftada bir adamlarımdan bazıları şehre gelecek, onlara anlatırsınız.’’ diyerek buluşacakları hanı tarif ettikten sonra gemilerden biri ile Duskendale’a adamları gönderdi. Oradan kendi başlarına şehre gideceklerini söyleyen Henry, bir yandan köylerin bir yandan yolun inşaatını devam etti. Yol, Fısıltılar’ın çok yakınından başlar ve ormanın içine doğru üç öküz arabasının yan yana geçeceği kadar geniş bir şekilde devam eder; köylere gelince, şimdiye kadar 6 köy yapılmış, her köyde en az 200 kişinin yaşayabileceği kadar ev yapılmaya çalışılmıştı. Ama Henry için asıl önemli olan kuşkusuz Fısıltılar’dı. Kalenin şimdiye yapımına başlanmaması ailesi başta olmak üzere ‘‘tuhaf’’ karşılansa da Henry olacakları görmüştü. Fısıltılar’ın üstleneceği bir rol vardı. Beklemek bu yüzden gerekiyordu.

Henry’nin yapmak istediği bir diğer yapı da limandı. Harabe halindeki kalenin altında yer alan liman kalenin yıkıntıları ile yok olmuştu. Kale yeniden yapıldığında limanı da yapıp Fısıltılar’ı büyük bir ticaret şehri yapma kararı vermişti. ‘‘Eski Şehir yada Lannis Limanı olmasa da Duskendale yada Martı Kasabası’nda daha büyük bir şehir olacak.’’ diye düşündü.

Düşüncelerden sıyrılıp işini yapmaya devam etti Henry. Günlerini çalışarak devam ettiriyordu. Şehre gönderdiği adamlarından haber almak için sekiz adam daha göndermeye karar verdi. Bu adamlar ayrıca Kral’ın Şehri’nde yaşayan halkın arasında Fısıltılar’da savaştan uzak köyler kurulduğu ve gelenlere ev verileceği söylentilerini yayacaklardı. Çünkü artık yavaş yavaş halkı yanına alma vakti gelmişti. Henry ve adamları neredeyse on köyü bitirmişler, gizliden yaptıkları Fısıltı Yolu’na da taş döşemeye başlamışlardı.

Adamları şafakta köyden ayrıldılar ve gemiyle Duskendale’a yola çıktılar. Henry de köye ilk geldiğinde burnu kırılan ve kendisini köyün lideri olarak tanıtan genç esmer adamın yanına gitti. Adamın adı Luke’du ve söylenenlere göre adam Henry adaya çıkmadan önce şövalye olmak istiyordu. Köyün en güçlü adamıydı ve hergün yirmi ağaç kesip o ağaçları kütük haline getiriyordu. İşe başlamadan önce bölge hakkından birkaç şey sormak istemişti Henry. Luke, Henry geldiğinde işini bıraktı ve sorulars cevap vermeye başladı.

‘‘Bana bölgeyi anlat. Çatlakpençe’de soylu haneler varmı ? Anlat, bilmek istiyorum.’’

‘‘Lordum nasıl isterse’’ diye söze başladı. ‘‘Fısıltılar’ın Crabb’ları on beş yıldan fazla süredir yoklar. Hanenin erkek üyeleri yüzden az adamla Kral Toprakları’nın Yağmalaması sırasında öldürüldü. Kalan erkekler kaleyi terk etti. Kadınlar ise ya evlenip kaleden ayrıldılar yada evlerini terk eden fahişe oldular. Sözün özü Crabb’ların soyunun tükendiğini söyleyebilirim. Brune’lar ise güçten düştüler, Kahverengi Oyuk’da hanenin kuzenlerinden biri var ama Ulu Mağara’da ki Lord Brune gibi fakir. Hanenin zenginliği yok denecek kadar az, haneye yeminli şövalyeler bir elin parmağını geçmez. Duyduğuma göre Lord’un oğulları ve torunları savaş için kaleyi terk etmişler. Size bir fayda sağlamazlar lordum. Cave Hanesi’nin lordu Lannister’lara bağlı ve Boggs Hanesi’nin leydisinin Targaryen olmayan hiçbir kralı meşru saymayacağı söyleniyor. Leydinin arazileri ormanlarla kaplı ve halkının yarı canavar olduğu söyleniyor ama bunlar yalan. Zaten Leydi Boggs’un toprakları kimsenin umrumda değil. Çünkü toprakları bir iki köy ve bir kuleden ibaret. Çatlakpençe’nin lordlarının çoğu zengin değildir ve hane halkları aslında kendi hanelerinin uzak kuzenleri yada piç çocuklarıdır. Sadece Hardy ve Pyne Haneleri zenginleşmiştir. Onlar iddianızı destekleyebilir ve asker getirebilirler.’’

‘‘Çok yakında bunu göreceğiz. Duyduğuma göre şövalye olmak istiyormuşsun. Sör Donnel ve Sör Osric sana bu konuda yardım edebilir.’’

Henry, Luke’un gözlerinin parladığını gördü. Ve hatta heyecanlandığının farkına varmıştı. Gülümseyerek bir cevap beklemeden sırtına birkaç kez vurdu ve kendi yoluna gitti. ‘‘Sör Donnel onu iyi yetiştirir ve Sör Osric sayesinde kılıç kullanmayı öğrenir. Akşam onlarla konuşmalıyım’’ diye düşünen Henry üstadının yanına gidip duyduklarını onunla paylaşır. Üstat Norwin şehre geldiğinde kendisine küçük bir kulübe seçer, iki genç kadına ise ebelik ve hemşirelik gibi köyde ise yarar bilgiler öğretmeye başlar. Kale yapıldığında kızların köyün şifacısı olacağını söyleyen Üstat, köydeki çocuklara da okuma yazma öğretmeye başlar. Henry gelip öğrendiği bilgileri üstada anlattığında, Üstat Norwin duyduğu her yeni bilgiyi not eder ve odasında yer alan büyük bir haritayı gözler.

‘‘Lordum Pyne Hanesi’nin toprakları daha güneyde kalıyor, Yengeç Koyu’na gelmeden önce arazileri başlıyor. Hardy Hanesi’nin toprakları ise Çatlakpençe’nin en kuzeyinde yer alıyor. Her iki hanenin de kaleleri var. Zengin topraklar ama fazla büyük değil. Birkaç köyleri olabilir belki ama diğerlerinden daha iyi durumda olduklarını söyleyebilirim. Boggs ve Cave haneleri ormanın içinde yer alıyorlar ve varlıklı haneler değiller. Brune Haneleri ise büyük kaleleri olmayan eski haneler. Luke doğru söylüyor. Bu haneleri bize bir katkısı olmayacak. Belki on adam belki yirmi ama hayır bundan çoğunu beklemek aptalca olur. Kaldı ki Brune’lar Lannister’lar için savaştı. Boşuna onları yanımıza çekmek için çaba harcamayalım derim. Taç Toprakları’nda birçok soylu hane var. Onları davamızda görürsek şüphesiz askerleri bize fayda sağlayacaktır. Ancak maalesef şu an hiç bir şeyimiz yok lordum. Üstatlar lordlarına hizmet eder, diyeceğim o ki bu şekilde kimse size biat etmez.’’

Doğruları duymak Henry’nin midesinde bir ekşime yarattı. Çatlakpençe’de ki hanelerden ümidi kesmişti Henry. Artık daha büyük düşünüyordu. Düşünmek ve yeni şeyler görmek için üstadın yanından ayrıldı ve cam mumlarının yanına gitti.

Mumlar sürekli yanıyordu. Her kim görmek istediği zamanı görürse usta olurdu. Hisar’ın üstatları hatta Üstat Norwin bile bunun sihrine hakim değildi. Henry önce küçük kız kardeşini görmek istedi. Nereye gömüldüğünü olduğunu merak ediyordu. Uzun bir mezarlık gördü. Büyük ihtimalle Kral’ın Şehri’ne ait bir mezarlıktı. Şehrin dışında bir yerdeydi. Bir ağaç yükseliyordu yanında ağacın bulunduğu yeri hafızasına kaydedip küçük erkek kardeşini görmek istedi. Kardeşi bi sefer bir üstadın yanında ders görüyordu. ‘‘Bu kale neresi’’ diye merak ediyordu Henry. Bir soylu kadının kralla olan piçi olabilir miydi ? Kız kardeşi Alys, Yeşil Kaya’da büyümüş bir soyluydu. ‘‘Acaba bir başka soylu kan mı ?’’ diye düşündü Henry. Sonra büyük kız kardeşini görmek istedi. Bu sefer ateş başındaydı kız kardeşi. Küçük, kale denmeyecek kadar harabe bir yerde katırlarını doyuruyordu. Gün geldiğinde Henry o yeri bulacaktı. O zamana kadar kız kardeşi güven içinde kalmalıydı. Son olarak Gendry adında ki Gece Gözcüleri’ne katılan kardeşine bakmak istedi. Mekan birden değişti ve Sur yerine küçük bir kuleye saldıran askerleri gördü. Kardeşini elindeki miğferden tanıyan Henry merakla olanları
izledi. Kardeşinin; şişman bir çocuk, sıska bir çocuk ve zayıf ama Gendry’e emir veren başka bir çocukla kaçışını izledi. Sonra devasa büyüklükte bir kalede ki demir ocağında kardeşini kılıç yaparken gördü. ‘‘Nöbette değilse onu kurtarabilirim.’’ diye düşündü.

Sonra işleri aklına gelip kulübesinden çıktı. Şafak vakti bitmeye yakın yolu yapmak için giden işçiler geri geldi. Söylediklerine göre yol güneye doğru neredeyse otuz kilometre dağlık arazi olmadan gidiyordu ve Uyku Kale civarından doğuya dönmeye başlamışlardı. Lord Staunton’a köylüler olarak bu yolu yaptıkları yalanını söylemişler ve doğuya doğru beş kilometre daha gitmişlerdi. Plana göre yol için son on kilometre kalmıştı ve bundan sonra yol Duskendale’a çıkacaktı. Duskendale’den ise Kral Yolu’na giden bir başka yol vardı. Yorulan adamlara yemekleri kız kardeşleri ve kendi hane halkının kadınları vermişti. Henry’nin ilk hedefi gerçekleşmeye yakındı.Duskendale’a gitmek için artık gemiye gerek yoktu. Gemileri ticaret yapmak yada balık avlamak için açık denize gönderebilirdi. Tabi yine tedbiren bir iki gemi gönderecekti. Ayrıca Fısıltılar’da tersane de açacak ve yeni gemiler yaptıracaktı. ‘‘Bu kadar ağaç varken gemi yaptırmayan ejderhası olup da fetih yapmayana benzer şüphesiz’’ diye düşündü.

Ertesi gün şafakta köyde ki gürültüyle uyandı. Karısının yanından hiç kalkmak istemese de zorla kalkıp ne olduğunu öğrenmeye gitti. Sonra gördüklerine inanamadı. Üç yüz kadar kadın, erkek, çocuk ve birçok öküz arabası, at arabaları ve binek atlar, kafesler içinde tavuk ve horozlar, domuz sürüleri ve ördek sürüleri ile birlikte gönderdiği şövalyelerin beşi en öndeydi. Atları heybetli savaş atları olmakla birlikte baştan ayağa yeni kıyafetler giymişlerdi. Askerler diz çöktüğünde gelen halkda diz çökmüştü. Perişan haldelerdi. Sonunda Henry askerleri bir kenara çekip sordu.

‘‘Ne olduğunu anlatın bana. Bu kadar insanı nereden ve nasıl buldunuz ?’’

Şövalyelerden biri diğerleri adına konuşacağını söyleyip anlatmaya başladı.

''Lordum emrettiğiniz gibi şehre sizinle alakalı birçok şey yaydık. Kimisi inanmadı ve kimisi küfür etti. Ama biz şehirde aradığımız şeyi bulacağımızı düşünmedik. Bunun üzerine aramızdan dört kişiyi şehrin dışına yolladık. Çünkü Nehir Toprakları’nın yakıldığı haberini aldık. Bu gruptakiler şanslı insanlar. Onları şehre girmeden buraya getirmeye karar verdik. Üç arkadaşımızı şehirde bıraktık ve size birçok haber getirdik. Bunlardan biri amcalarınızın ikisinin de kendisini kral ilan ettiği. Lord Renly Menzil’de, Lord Stannis’de Ejderha Kayası’nda kendisini kral olan etmiş. Bir diğer haber ise Robb Stark’ın Lannister ordularını Fısıltılı Orman ve Nehirova’da mağlup etmesi. Ayrıca Sör Jaime esir alınmış. Lord Tywin ise Harrenhal’da. Kendisi yerine oğlu Tyrion’u şehre göndermiş. Kral Eli olan Lord Tyrion ve yabani ordusunu şehirde gördük lordum. Halk şimdiden ondan rahatsız. Son olarak yine amcalarınız birbirlerine ile savaşmak için Fırtına Burnu’na gidiyordu. Bunun dışında başka haber yok lordum. Bizden önce gönderdiğiniz adamlar altın pelerinlilere girmişler ancak fazla haber alamadık. ‘’ Şövalye lafını bitirdiğinde Henry harap haldeki nehirli halkın önüne çıktı.

‘‘Madem buraya geldiniz, o halde biat edeceksiniz. Hepiniz için yerimiz var ama biat edip tanrılar önünde söz vereceksiniz’’

Çareleri olmayan halk diz çöküp biat ettiler. Henry onları ikinci yaptırdıkları köye yerleştirdi ve köyün ismini Nehir Toprakları’nda geldikleri için Nehir Sözü koydu.

Gece yatağına girdiğinde ‘‘Başlangıç’’ diye düşündü Henry. ‘‘Kan aktıkça ben kazanacağım’’.


#32

Kan aktıkça ben kazanacağım
Bekle gör politikasıyla ve ticaretle şehrini geliştirip savaştan kaçanlara liman olacak Henry 'nin şehri. Renly ve Stannis karşı karşıya geldiğinde koşarak araya girip “durun siz kardeşsiniz” diye bağırsa keşke :))
Ama limanı da yaptığında artık şehri hiç saklayamaz, bölge lordları ve Demir Taht acaba ne diyecek bu konuda ?


#33

Saklanacak birşey kalmadığında saklayacak bir şehir de kalamayacak :wink:

Ve amcalarının savaşıyla aslında ilgilenmiyor. İlgilendiği kendi kardeşleri


#34

Şimdi ilk başta Pyne hanesi Payne hanesi mi?

Şapşapçılar gibi yöresel inanışları da eklemeyi düşünür müsün? Yanılmıyorsam o muhabbet fısıltılarda geçiyordu.

Ve bir eleştirim var. Zaman kaymaların çok fazla. Geniş zaman, geçmiş zaman falan birbirlerine girmiş. Belki eşit ağırlık olduğum için bu kadar gözüme çarpmıştır bilmiyorum ama hikayeyle ilgili gördüğüm tek sorun bu. Kurgusunu olayların gerçekleşme şeklini sevdim. Dilin de akıcı. Dediğim gibi tek sorun kipler.


#35

Taç Toprakları’nda Pyne Hanesi var ondan bahsediyorum.

Şapşapçılar bir efsane. Efsanenin gerçekle alakası olsa belki. Anlatırdım ama gerçek olduğunu sanmıyorum

Ve olay akışı. Kendiliğinden oraya doğru gidiyor. Çabalıyorum ama maalesef kaydığı zaman oluyor


#36

Bölüm 8

Hergün insanlar geliyordu. Henry’nin sekiz şövalyesi arkalarında insanlarla geliyorlardı. Neredeyse tamamı Nehirli insanlardı. Şehirden birkaç mil uzakta gariban halka Henry’nin hakimiyeti anlatılıyordu ve halk Fısıltılar’a akın ediyordu. Nehir Sözü’nün ardından başta Henry’nin kıyıya çıktığı ve yeniden inşa ettikleri kıyı köyü Kırık Burun, Kahverengi Orman, Tepe Başı, Madenağzı, Fırtına, Çakılyol, Batakburun, Dalgavuran ve Yıldız Ocağı köyleri Nehirli insanlarla dolmuştu. Henry yeni köylerin inşaası için Üstat Norwin’in fikrini soracaktı. ‘‘Yeni köylerin konumları çok önemli. Nerede olmaları gerektiğini sormalıyım’’.

Üstat yine haritanın başında durdu ve inceledi. ''Kırıkburun’un güneyine doğru dört köy inşa ettik ve köyler için büyük tarlaları biçtik. Kuzeyde ki taş ocaklarının kenarında ise 3 köy yaptık ve hepsi şimdi doldu. Kanaatimce madenlerin arkasında ki dağlara köyler inşa edebiliriz. Ayrıca taş ocağına akan büyük bir nehir var, nehir Yengeç Koyu’nda başlayıp Karasu Koyu’na akıyor. Nehir boyunca en az altı köy inşa edebiliriz ve ardından Bakire Havuzu’na paralel beş köy daha. Ayrıca Lord Brune’un topraklarındaki düzlük arazilere köyler kurabiliriz. Lordla bu konu hakkında konuşmak için bir elçi gönderelim. Eğer planlarımız yolunda giderse birkaç ay içinde on beş köy yapabiliriz ve hepsi bize yakın olur. Ve lordum birkaç değirmen de yapmalıyız. Nehir Sözü ve Tep Başı arasına bir değirmen, Fırtına ve Batakburun arasına bir başka değirmen, madenlerin arkasına bir değirmen daha ve en sonunda dağlara bir tane daha. Böylece gelirleri toprakları besleyebilir. ‘’

Henry hayran bir şekilde haritaya baktı. ''Toplamda yirmi beş köy yapar ama hala eksik. Nehir Toprakları’nda birçok köylü geliyor. Hepsine ihtiyacım var. Üstelik gelenler içinde sadece çiftçiler yok. Demirci ve kasaplarda var. İnşaatçılar ve hatta gemi ustaları bile var. Ayrıca başkentten gelmesi muhtemel halk da var. Çok yakında büyük savaşlar yüzünden yeterli gıda yardımı alamayan yoksul halk şehirden ayrılmak isteyecek. En az kırk kadar köyümüz olmalı. Ama önce dediğiniz gibi on beş köy ve değirmenleri inşa ettirmeliyiz. Bir an önce inşaatçılara emir vereceğim. ‘’

‘‘Lordum izin verirse Çatlakpençe’deki hanelere topraklarınızın sınırlarını gösteren haritaları gönderelim. İtiraz eden haneler olursa üstlerine gideriz.’’

‘‘Elçileri gönderin üstat. Bende köyleri teftiş etmek için yola çıkacağım. Hizmetiniz için teşekkür ederim.’’

En son gelenlerle birlikte Henry’nin halkının sayısı dört bin kişiye yükselmişti. Ama köyler içinde en kalabalık olanı şüphesiz Kırk Burun’du. Sekiz yüz kişiyi barındıran ve düzenli şekilde inşa edilen köyü bizzat Henry yönetiyordu. Köylerde kadınlar tüm gün yemek yapıyor yada erkekler için giysiler dikiyorlardı. Ormanda avlanan hayvanların derilerini yüzüyorlardı. Vasıflı insanlar kendi işlerini yapıyorlardı. Demirciler Kırık Burun’a inşa edilen demir ocağında kılıç, balta yada hançer yapıyorlardı. On köyün dördüne fırın ve kasap da inşa edilmişti.

İnşaatçıların başında Orys vardı. Yolun yapım işleri içinde Barth ilgileniyordu. Henry o günü kendisi için ayırmıştı. Başkentten haberlerin geleceği gün o gündü. Son haberlere göre savaşlar başlamış ve hatta Kral katili Starklar tarafından esir alınmıştı. Lannister orduları iki kez yenilmişti ve Lord Tywin açıkça savaşı kaybediyordu. Amcası Renly Yüksek Bahçe’de kendisini kral ilan etmişti ve Kral’ın Şehri’ne ağır ağır yürüyordu. Büyük amcası Stannis’in de adam topladığını duymuştu. İkisi de Henry’i kabul etmeyecekti. ‘‘Benim varlığım onlar için tehdit. Ben Robert’ın kanıyım. Tahttaki piç yerine ben olsaydım diyar benim yanımda olurdu.’’ diye düşündü Henry. Ama tahta geçmesi gereken kişinin Stannis amcası olması gerektiğini biliyordu. ‘‘Bir kral adil olmalı, dürüst ve güçlü, onurlu ve sözüne sadık’’. Renly Amcası güçlü olabilirdi ama çocukça davranıp kendisini kral ilan etmişti. Kurallara göre taht ağabeyine kalması gerekirken tahtı gasp etmeye çalışmıştı. ‘‘Fırtına Toprakları ve Menzil’in orduları arkasında olduğu sürece güç Renly amcamda olacak. Stannis amcamın iddiasını destekleyecek biri olduğunu sanmıyorum.’’ diye düşündü Henry.

Gemisini gördüğünde güneş tepeden iniyordu. Şövalyesi gemiden kayıkla köyün kıyılarına geldi. Henry’in önünde diz çöktü. ‘‘Lordum bağışlayın biraz geç kaldık. Ama anlatacaklarımızı dinlemelisiniz.’’

‘‘Anlat hemen’’ dedi Henry. Merak ediyordu.

‘‘Lordum buraya gelirken Lord Stannis’in donanmasından kaçmak zorunda kaldık. Lord Stannnis Kral Toprakları’na gidiyordu. Söylenenler göre Lord Stannis’in gölge bağcısı kadın Lord Renly’i öldürmüş. Fırtına orduları Lord Stannis’e biat ettiler ama Menzil orduları kararsızlar.’’

Henry şaşırmıştı ve hüzünlenmişti. Amcasını tanımıyordu ama ölmesi üzmüştü. Üstüne kardeş katili olan amcasının krallığının üstünde de bir lanet olacağını düşündü. Sonra ‘‘Devam et’’ dedi.

‘‘Lord Tywin Nehir Toprakları’nda Sör Edmure tarafından yenildi. Lordun Harrenhal’a döneceği söyleniyor. Ayrıca Kraliçe Cersei ve Kral Eli Tyrion Lannister şehri kapatma kararı aldılar. Gemiler giremiyor ve şehirden kimse çıkamıyor. Altın Pelerinliler sürekli nöbet tutuyorlar. Şehrin içinde ise Boynuzlu Adamlar olarak bilinen Kral Stannis taraftarları avlanıyor. Şehre Rosby ve Stokeworth’ten gelen yük katarları dışında hiç bir şey giremiyor. Savaş yakın lordum. Söylenenler bu kadar’’

Henry duyduklarını aklında tarttı. Savaşın iki tarafı vardı. Savaş yıkım demekti evet ama bir yandan da yağma demekti. Savaşta kaybeden taraf yaşamak için kaçardı. Yük katarları, çadırlar, hazinelerle ölenlerin savaş atları, hasar görmemiş zırhlar, kılıçlar ve miğferler ele geçirilebilirdi. Savaş atları Henry için en önemlisiydi. Nehir Toprakları’nda gelen insanların bazıları savaş atları getirmişti. Savaş bölgelerinden gelenler özellikle yük arabalarına doldurdukları savaş gereçleri ile gelmişlerdi ve yanlarında çok sayıda at vardı. Ama Henry yağma yapmak konusunda kararsız kalmıştı. Güvendiği danışmanlarına bu konuyu sormalı ve fikir almalıydı.

Sör Osric, Sör Donnel, Üstat Norwin, kardeşi Orys’i karısı Medea’yla kaldığı kulübeye davet eder ve olanları anlatır. Sonra düşüncesini açar. Sözü ilk alan Sör Donnel oldu.

‘‘Lordum yağma yapma fikri her ne kadar kulağa kötü gelse de bahsettiğiniz gibi elimize büyük hazineler geçebilir. Özellikle savaş sırasında kimse çadırları ve yük katarlarını düşünmez. Şehir düştüğünde kimse geride ki çadırlarına dönmeyecek. Askerler yaşadıklarına şükretmek için ya Yüce Baelor Septi’ne yada genelevlere gidecekler. Acele edersek …’’

‘‘Askerler yaşadıklarına şükredecekler ama lordum şunu bilmeli ki yağma yapmak onurlu bir iş değildir. Majesteleri bunu duyarsa ne der ?’’ dedi Üstat Norwin.

Karısı Medea ellerini göğsünde kavuşturup, ‘‘Majesteleri bizim varlığımızı bilmiyorken birşey diyemez. Yağmaya gelirsek biz yapmazsak şehirdeki yoksullar şafakla beraber kampları yağmalar.’’ dedi. Henry karısına hak vermişti. Örnekleri bizzat kendi köylerindeki insanlar veriyordu.

Sör Osric kısaca yağma yapılmasının doğru bir karar olduğu söylerken kardeşi Orys şövalyelerin tamamının savaşa görülmesinin intihar olduğunu söyledi.

Söz sırası Henry’e gelmişti. ‘‘Üç yüze yakın şövalye götürmeyi düşünüyorum. Şövalyelerin başında ben olacağım. Hepimiz atlı olacağız ve savaşın bitmesine kadar bekleyeceğiz. Aynı zamanda bin adamı da yanımda götüreceğim. Hepsi yaya olacak. Yük arabalarını ve çadırların içindeki hazinelerini onlar götürecek. Aynı zamanda savaşta ölen askerlerin kılıçları, zırhları ve miğferleri de gerekiyor. Adamlarımızı savaş için eğiteceğiz, demircilerimiz aldığımız zırhları ve kılıçları düzeltecek. Bine yakın da güçlü kadın yanımızda gidecek. Savaş alanına götürmeyeceğiz kadınları ama yakın bir bölgede saklanacaklar. Ele geçirilen atları sürecekler ve çadırları toplayabildikleri kadar toplayacaklar. Çadırlar da bize gerekli olacak. Ve son olarak Üstat Norwin de bizimle gelecek.’’

Orys şaşkın bir şekilde Henry’e baktı. ''Her şeyi anladım ama neden Üstat sizinle gelecek ağabey ? ‘’ diye sordu.

‘‘Yaralı adamlar olacaktır. İyileştirebildiğimiz askerleri buraya getireceğiz ve bize biat edecekler. Ayrıca kaçan adamlarda olacaktır. Bu adamları da yanımıza alacağız. Bir an önce ordumuz olmalı.’’

Onaylayan bakışların ardından karar verilmişti. Yarın yola çıkılacaktı. Henry gelene kadar Orys köyleri yönetecekti. Kulübede Medea ve Henry dışında herkes çıktığında karısıyla birlikte oldu. Savaşa gittiğinde karısını çok özleyecekti. Karısı gözlerini kapatıp uykuya teslim olduğunda gecenin karanlığında savaşı düşündü. Düşünceleri uykusunu getirmeden önce ‘‘Kan akacak, kollar bacaklar kesilecek ve ben yağma yapacağım. Yedi cehennemin ruhları peşimden koşacak’’ diye düşündü.


#37

Sonunda savaşa gideceğiz ama Tywin ve Menzil ordusunun gelişinden habersiz Henry umarım başına bir şey gelmez :slight_smile:


#38

@Ulu_Kurt ve sonunda okudum. Her bölüm ayrı güzel ama öyküden favorim olan bir alıntı yapmak istiyorum:

Leydimi hak etmek için hangi tanrıya lütufta bulunduysam o tanrının müridi olmalıyım.

Bir zamanlar bende öykü yazdığım için ruh halini anlıyorum. Yorum gelmesini istiyorsun :slight_smile:
Farklı bir üslubun var ve bu da seni forumdaki diğer öykü yazarlarından ayırıyor. Şu anlık durumlar Henry için pek de fena sayılmaz. Ama yeri geldiğinde öyle dramatik olaylar yaşanmalı ki… Bir de Henry ve karısının diyaloglarınını daha romantik şiirsel görmek güzel olabilirdi. Devamını bekliyorum.

Gaza gelip başka bir öykü de ben mi yazsam ? @Ulu_Kurt


#39

@Loren Lannister yorum gelmesinden ziyade okunduğunu bilmek istiyorum. Yani boşuna yazmak istemem :smiley:

Bu arada yorumun için teşekkür ederim :slight_smile:


#40

@Ulu_Kurt Öykü yazmak gibi ciddi bir işe tekrar cesaret edemedim. Ama eğer bakmak istersen, yeni dörtlükler yazdım.
http://forum.gameofthronestr.com/konu-westeros-temali-dortlukler.html