Sansa Stark: porselen, fildişi, çelik

sansa-stark
#1

“My skin has turned to porcelain, to ivory, to steel.”

George R.R. Martin, A Storm of Swords

Merhaba arkadaşlar bu konuda en sevdiğim biricik karakter olan Sansa Stark hakkında bir şeyler yazmak istedim. Onun karakteri ve hikayesi hakkında bazı insanların sebepsiz ve önyargılı bir küçümsemeye ve hoşnutsuzluğa sahip olduğunu düşünüyorum bazen. Bu yazıda Sansa’ya ve hikayesine daha analitik, objektif ve anlayışlı bir çerçeveden bakmaya çalışmanızı sağlayabilmeyi umuyorum. Tabi ki en sonunda bu karakteri sevmek zorunda değilsiniz ama belki hem ona hem de diğer karakterlere daha farklı bir perspektiften bakmaya başlarsınız. Diğer karakterlere ilişkin hoşunuza gitmeyen şeyler yazarsam özür dilerim ama bu yazının amacı kesinlikle bu değil sadece Sansa perspektifinden bir görüş sunabilmeyi amaçlıyorum (Yorumlarınızı bekliyorum ama bu yazıda yeterince açıklayıcı olmayı planladığım için kendi düşüncemin belli olduğu yorumlara cevap vermezsem lütfen yanlış anlamayın)

Başlayalım…

Sansa Stark, kurgu dünyasındaki “Uslu Kız” (Good Girl) karakter örneklerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Peki bu karakter tipi dizilerde, kitaplarda ne anlama geliyor:

“Nazik, tatlı huylu, kibar ve iyimser ve idealizm ve sinizm arasındaki kayan ölçekte idealist tarafa düşüyor. Masumiyeti çoğu zaman kahramanvari karakterlerde koruyucu duygulara ilham verir ve sık sık en güzel karakterlerden biridir… Ne yazık ki, masumiyeti, sık sık onu saf dışı bırakarak onu, ondan faydalanmak isteyen kötü niyetli kişiler için ana hedef haline getirir.”

Ne kadar da Sansa’nın hikayesini özetler nitelikte bir açıklama değil mi?

Sansa’nın karakteri ve hikayesi, yetiştirilme şeklinin bir sonucu aslında. Peki Sansa ne şeklide yetiştirildi? En başta içinde bulunduğu ataerkil toplumun kuralları öğretildi ona. Neler yapması gerektiği (- dikiş dikmek, şarkı söylemek, iyi bir evlilik yapmak, çocuklar dünyaya getirmek-), kimlerle ve nasıl konuşması gerektiği (“Nezaket bir Leydinin zırhıdır”) ve nasıl olması gerektiği (masum, kibar, sadık, nazik, herkesi memnun etmeye çalışan…) öğretildi ona. Tüm bu özellikler Westeros toplumundaki “uslu kız”ın sahip olması beklenen özelliklerdi.

İlk kitap Taht Oyunları’nın başından itibaren Sansa, ailesi ve Septa’sından öğrendiği tüm bu kurallara uymak için elinden geleni yapıyor. Çünkü o ailenin en büyük kızı ve Arya’nınkine kıyasla üzerinde, herkes tarafından beğenilme, kabul edilme ve herkesi hoşnut edebilme gibi daha ağır sorumluluk ve beklentiler var.

Öncelikle Sansa’nın ailesi ile olan ilişkisine ve okuyucuların özellikle Sansa’da beğenmediklerini düşündüğüm durumlara değinmek istiyorum…

İnsanların çoğunun; Sansa’nın Arya ve Jon’a karşı kaba ve kötü davrandığı fikrinde olduğunu gördüm. Sansa’nın bu iki karakter ile olan ilişkisi mükemmel olmasa da aslında sanıldığı gibi art niyetli bir durum olmadığı düşüncesindeyim. Arya ile olan ilişkisini incelediğimizde bazı insanların olaya Sansa’nın aleyhine bir tek taraflılıktan baktığını düşünüyorum. Bunun nedeni de aslında Grrm’in okuyucuda böyle bir algı yaratmak istemesi. Sansa’nın Arya’nın antitezi olarak yaratıldığını söylemek sanırım yanlış olmaz.

« Arya was one of the first characters created. Sansa came about as a total opposite because too many of the Stark family members were getting along and families aren’t like that. Thus, Sansa was created. » (Grrm)

Grrm’in de okuyucunun bu şekilde algılamasını ve iki kardeş arasında taraf tutmasını istediği açık. Çünkü Grrm okuyucunun algıları ile oynamayı seviyor. Bunu da sık sık dile getiriyor zaten. Ama aslında Grrm’in yazdıklarına daha dikkatli bakarsak Grrm’in asıl amacının bu olmadığını görürüz.

Öncelikle Sansa ve Arya ilişkisine bakalım. Birbirlerine karşı yakınlık kurma çabalarına ve ikisinin birbirlerine karşı hislerine bakalım:

Önce Arya, Sansa hakkında ne düşünüyor görelim:

« It wasn’t fair. Sansa had everything. Sansa was two years older ; maybe by the time, Arya had been born, there had been nothing left. Often it felt that way. Sansa could sew and dance and sing. She played the high harp and the bells. Worse, she was beautiful.Sansa had gotten their mother’s fine high cheekbones and the thick auburn hair of the Tullys. Arya took after their lord father. Her hair was a lusterless brown, and her face was long and solemn. » Arya, AGOT

Kısaca : Arya, Sansa’nın her şeye sahip olduğunu düşünüyor. Ondan önce doğduğu için kendisi için geriye bir şey kalmamış gibi hissediyor, Sansa dikiş dikebiliyor, dans edip şarkı söyleyebiliyor ve güzel iken Arya bu özelliklere sahip değil ve belli ki bu onun için ufak bir kıskançlığa sebep oluyor. Çünkü Sansa’nın sahip olduğu özellikler yüceltilirken Arya’nınkiler bir leydiye yakışık bulunmuyor ve bu durum seri boyunca Arya’nın içten içe Sansa’yı, onun ilgi alanlarını küçümsemesine yol açıyor… Ama aslında Arya’nın sinirinin sebebi Westeros’taki bu ataerkil sistemin kızlar için öngördüğü kalıba uyamıyor oluşu. Arya’nın annesi ve Septa onu bir leydiye çevirmeye çalıştıkça Arya da kendisinin sevilmediği ve hor görüldüğünü düşünüyor doğal olarak. Bu da dediğim gibi bu kalıba uyan Sansa ile arasına duvar örüyor.

Sansa da aslında kız kardeşinden bu kalıplara uymasını istiyor çünkü büyük ihtimal kız kardeşi doğduğunda kendisi gibi bir kız kardeşe sahip olmayı diliyordu. Arya’yı sık sık kendi ilgi alanlarına çekmeye çalışıyor. Onunla bir bağ kurabilmeye çalışıyor ama sorun; kız kardeşinin ilgi alanlarına onun da aslında karşılıklı olarak ilgi göstermiyor oluşu. İkisi de aslında diğerinin onun ilgi alanlarına ve kişiliğine değer vermiyor oluşundan rahatsız ve de mutsuz.

Şu Sansa ve Arya sahnesine dikkat çekmek istiyorum:

Sansa had the grace to blush. She blushed prettily. She did everything prettily, Arya thought with dull resentment. “Beth, you shouldn’t make up stories,” Sansa corrected the younger girl, gently stroking her hair to take the harshness out of her words. She looked at Arya. “What did you think of Prince Joff, sister? He’s very gallant, don’t you think?”

“Jon says he looks like a girl,” Arya said.

Sansa sighed as she stitched. “Poor Jon,” she said. “He gets jealous because he’s a bastard.”

“He’s our brother,” Arya said, much too loudly. Her voice cut through the afternoon quiet of the tower room.

Septa Mordane raised her eyes. She had a bony face, sharp eyes, and a thin lipless mouth made for frowning. It was frowning now. "What are you talking about, children?"

"Our half brother," Sansa corrected, soft and precise. She smiled for the septa. "Arya and I were remarking on how pleased we were to have the princess with us today," she said.

A Game of Thrones - Arya I

Kısaca : Arya, Sansa’nın nasılda güzel bir şekilde kızardığından donuk bir kızgınlıkla bahsediyor. Yani Sansa’nın güzelliği Arya’nın aslında kıskandığı bir özellik olarak aralarındaki bir duvar. Sansa, Arya’ya Prens Joffrey hakkında ne düşünüyorsun kardeşim diye soruyor. Çünkü Sansa, Prens’ten hoşlanıyor ve kız kardeşi ile bu husus hakkında konuşabilmek istiyor aslında. Ama Arya, Jon’un onun kıza benzediğini düşündüğünü söyleyerek ablasının hoşlandığı çocuk hakkında küçümser bir şekilde konuşuyor. Sansa da zavallı Jon, onu kıskanıyor; çünkü o bir piç diyor; Arya o kardeşimiz diye karşı çıkıyor; Sansa onu yarı-kardeşimiz diye düzeltiyor.

Nedense herkes burada Sansa’yı Jon’a karşı kaba olmakla suçluyor ama aslında Sansa haklı… Jon’un henüz Joffrey’den nefret etmesi için bir sebep yok ama Jon, Joff’u görür görmez ondan hoşlanmıyor… çünkü kraliyet ailesinin gelişi, kendi “piç” statüsü üzerinde daha da büyük bir ağırlık yaratıyor ve aslında kral ve ailesi oradayken etrafta görülmesi bile istenmiyor. Ve evet Sansa yine haklı olarak yarı-kardeşleri olduğunu söylüyor.

Sanırım okuyucular Westeros’taki sosyal düzeni pek anlamıyorlar. Sansa’nın bir piç kardeşi oluşu aslında ailesinin adını kötü bir noktaya çekiyor. Jon’un varlığı, Sansa’nın annesine bir hakaret aslında… Catelyn’nin Jon’a karşı soğuk davranışı da bu yüzden… Catelyn bir Tully kadını olarak Lord kocası tarafından aşağılanmış durumda ve bu aşağılamanın kanıtı ile her gün yüzleşip yaşamak zorunda. Westeros’ta Lordların piçleri onların kalelerinde yaşamıyor; mesela Robert’ın piçleri bile onunla yaşamıyordu ama Jon, diğer meşru kardeşleriyle beraber yaşıyordu.
Ayrıca Jon’un varlığı Cat’in kendi çocukları için de bir olası olmasa da Cat’in gözlerinde muhtemel bir tehdit… çünkü Westeros tarihinde meşru ve piç doğumlu kardeşler arasında veraset savaşları /kavgaları yaşanabiliyor. Catelyn bu utanç ve korku ile yaşamak zorunda kalmış bir kadın ve Sansa da annesinin Jon’a karşı koyduğu bu uzaklığı benimsemiş durumda. Sansa her bakımdan annesini örnek alıyor ve büyük ihtimal annesinin içinde bulunduğu durumu en iyi anlayabilecek olan da oydu. Çünkü babasının aile şerefine sürdüğü bu leke ile yaşamak zorunda kalmak bir Leydi olarak, onun ve annesinin değerini düşürüyor. Ama ne Cat ne de Sansa, bu soğukluğu Ned’e karşı gösterebilme lüksünde olmadıklarından Jon ile aralarında bu uzaklık bu şekilde yaşayabilmelerinin bir yolu oluyor. Ama uzaklık ve soğukluğu kabalık ve yaralama amaçlı olduğunu düşünmek pek de doğru değil.

Ayrıca Sansa, Arya’nın ve Jon’un Prens’e karşı yaptıkları bu saygısızlığı Septa’ya anlatmıyor ve Septa onlara ne hakkında konuştuklarını sorduğunda prenses burada olduğu için mutlu olduklarından konuştuğunu söylüyor. Yani aslında Sansa hem Jon’u hem de Arya’yı koruyor. Çünkü Arya düşünmeden insanların duyabileceği bir yerde- Myrcella orada bulunuyor- Jon’un bir Prens için söylediği bu kötü sözü dile getiriyor. Bunun yanlış kişiler tarafından duyulması özellikle piç konumundaki Jon’un başını derde sokabilir.

Zaten kitaplar boyunca da Sansa’nın Jon’a karşı bir kabalığına denk gelmiyoruz. Jon, sadece Sansa’nın ona her zaman yarı-kardeş dediğini söylüyor. Yani aslında diğer kardeşlerinin aksine Sansa, Jon’un yüzüne karşı asla piç kardeşim demiyor. Diğer kardeşler kendi bölümlerinde Jon’u piç kardeşleri olarak geçiriyorlar akıllarından… Hatta Robb’un küçükken; Jon’u, onun piç olduğu için Winterfell Lordu olamayacağını söyleyerek ağlattığını bile öğreniyoruz.

Every morning they had trained together, since they were big enough to walk; Snow and Stark, spinning and slashing about the wards of Winterfell, shouting and laughing, sometimes crying when there was no one else to see . They were not little boys when they fought, but knights and mighty heroes. “ I’m Prince Aemon the Dragonknight,” Jon would call out, and Robb would shout back, “Well, I’m Florian the Fool.” Or Robb would say, “I’m the Young Dragon,” and Jon would reply, “I’m Ser Ryam Redwyne.”

That morning he called it first. “I’m Lord of Winterfell!” he cried, as he had a hundred times before. Only this time, this time, Robb had answered, “ You can’t be Lord of Winterfell, you’re bastard-born. My lady mother says you can’t ever be the Lord of Winterfell.

I thought I had forgotten that. Jon could taste blood in his mouth, from the blow he’d taken .

(ASOS Jon XII)

Yani diğer tüm kardeşler de Jon’un piç olduğunu hiç umursamadan yaşıyor değiller. Jon’un Arya ile en yakın olmasının sebebi de bu zaten. İkisi de toplumun kalıplarına uygun değiller.

Ama Sansa’nın Jon’a kaba veya kırıcı davrandığını gösteren bir şey göremiyoruz. Aksine ikisi de birbirlerini çok az anmalarına rağmen, andıkları zamanlarda birbirleri için iyi düşünüyorlar.… Jon, bir kızın adını öğrendiğinde güzel bulduğunu söylemesi gerektiğini Sansa’dan öğrendiğini söylüyor aslında… Duvar’daki güzel manzara karşısında Sansa’nın gözleri dolardı diyor. Winterfell kendisine teklif edildiğinde Sansa’nın hakkını çiğnemiyor. Sansa da onu düşünüyor bazen… King’s Landing’e gelen Gece Nöbeti adamlarının kötü kılığını ve hiç de şövalyelere benzemediklerini görünce Jon’un Gece Nöbeti’ne katılmış olmasına üzülüyor. Blackwater Savaşı sırasında dua ederken onun için de dua ediyor. Vadi’deki yarattığı Alayne Taş karakterini de Jon’a benzer oynuyor (cesur, olduğundan daha büyük…vs) ve onun Lord Kumandan olduğunu duyunca onu yeniden görmek ne kadar güzel olurdu diyor.

“That’s pretty.” He remembered Sansa telling him once that he should say that whenever a lady told him her name.

He found himself thinking of his sisters, perhaps because he’d dreamed of them last night. Sansa would call this an enchantment, and tears would fill her eyes at the wonder of it.

Jon said, "Winterfell belongs to my sister Sansa ."

If this was what the Night’s Watch was truly like, she felt sorry for her bastard half brother, Jon .

She sang for mercy, for the living and the dead alike, for Bran and Rickon and Robb, for her sister Arya and her bastard brother Jon Snow, away off on the Wall.

" Jon Snow?" she blurted out, surprised. "Snow? Yes, it would be Snow, I suppose." She had not thought of Jon in ages. He was only her half brother, but still . . . with Robb and Bran and Rickon dead, Jon Snow was the only brother that remained to her. I am a bastard too now, just like him. Oh, it would be so sweet, to see him once again.

Bu şekilde Sansa ile Jon arasındaki ilişkiyi anlatabilmeye çalıştım. Genel kanının aksine Sansa’nın Jon’a karşı kötü davrandığını gösteren bir şey yok aslında ortada. Ayrıca diğer kardeşlerinin aksine Sansa’nın kendisine ya da ilgi alanlarına “aptalca” demeyen tek kardeşi de aslında Jon Snow…

Robb, Sansa’nın bilerek ve isteyerek ailesine karşı bir mektup yazabileceğini düşünüyor, onun Winterfell üzerindeki hakkını ortadan kaldırıyor, Kral Katili’ni kardeşleri için değiş tokuş ettirme niyetinde olmuyor (bu son ikisi onun kral olarak yapmak zorunda olduğu seçimler olarak kabul edilebilir tabi), Bran, kendisi de kahramanlık hikayelerine düşkün olmasına rağmen bu tür şeyler sadece Sansa’nın aptal hikayelerinde olur diyor (halbuki okuyucular olarak bizler de o tür hikayeler okuyoruz- ama Sansa’nın bu ilgisini küçümsüyoruz). Arya ise sık sık Sansa’nın ilgi alanlarının aptalca olduğunu dile getiriyor. Bir kaç örnek vermek gerekirse:

Sansa would have sighed and shed a tear for true love, but Arya just thought it was stupid .

(Arya, ASOS)

Anguy would teach her to use a bow, and she could ride with Gendry and be an outlaw, like Wenda the White Fawn in the songs. But that was just stupid , like something Sansa might dream. Hot Pie and Gendry had left her just as soon as they could.

(Arya, ASOS)

“That’s stupid , Arya thought. Sansa only knows songs, not spells, and she’d never marry the Imp.”

“The Braavosi feed him on the juicy pink flesh of little highborn girls,” Nan would end, and Sansa would give a stupid squeak.’

Ama Arya ile olan bu durum tek taraflı değil, nasıl Arya Sansa’nın ilgi alanlarını aptalca buluyorsa Sansa da Arya’yı bir kız kardeş olarak yetersiz görüyor. Onun güzel olmaması, bir leydi gibi davranmaması iki kız kardeşi birbirinden ayrı tutuyor.

Ve evet Sansa’nın arkadaşı, Arya’ya kötü (horseface) isimler takarken belli ki onu uyarmıyor. Arya, bu lakabı ona Jeyne’in dediğini söylüyor Sansa’nın değil (Theon Sansa ve Jeyne diye hatırlıyor ama Arya kendi bölümünde Jeyne’nin kendisine böyle seslendiğini söylüyor) Ama yine de zaten Arya özgüvensiz ve Sansa da buna pek yardımcı olmuyor.

Ama burada dikkat çekmek istediğim iki kardeş de birbirlerine kötü davranışlarda bulunuyorlar. Arya da onu sürekli aptallıkla bir tutuyor, elbiselerini mahvediyor, kral ve ailesinin yanında üzerine saldırıyor vs gibi. Ricam bu kötü davranışların tek taraflı olmadığını görmeye çalışmanız.

Sansa could never understand how two sisters, born only two years apart, could be so different . It would have been easier if Arya had been a bastard, like their half brother Jon. She even looked like Jon, with the long face and brown hair of the Starks, and nothing of their lady mother in her face or her coloring. And Jon’s mother had been common, or so people whispered. Once, when she was littler, Sansa had even asked Mother if perhaps there hadn’t been some mistake. Perhaps the grumkins had stolen her real sister . But Mother had only laughed and said no, Arya was her daughter and Sansa’s trueborn sister, blood of their blood.

(Sansa, AGOT)

'I’ll tell her,’ Sansa said uncertainly, 'but she’ll dress the way she always does.’ She hoped it wouldn’t be too embarrassing. (Sansa, AGOT)

She was almost in tears. All she wanted was for things to be nice and pretty, the way they were in the songs. Why couldn’t Arya be sweet and delicate and kind, like Princess Myrcella ? She would have liked a sister like that…

(Sansa, AGOT)

Sister. Sansa had once dreamt of having a sister like Margaery : beautiful and gentle, with all the world’s graces at her command . Arya had been entirely unsatisfactory as sisters went . (Sansa, ASOS)

Yani aslında bakacak olursak Sansa da kardeşleri içinde yalnız hissediyor olabilir. Çünkü dört erkek ve bir de tomboy (erkek Fatma) bir kız kardeşin içinde Sansa kendini soyutlanmış hissetmiş olabilir.
Sansa şarkıcıları dinlemek istiyor ama hiçbir şarkıcı o kadar Kuzey’e gelmiyor. Sansa turnuvaları izlemek istiyor ama Kuzey’de turnuvalar olmuyor. Sansa arp çalmak istiyor ama ona iyi bir şekilde çalmayı öğretecek kimse Kuzey’de bulunmuyor. (Catelyn kocasından, King’s Landing’te Sansa’ya arp çalmayı öğretecek bir hoca bulmasını istemişti…)

Yani Sansa’nın Winterfell’den gitmek istemesinin nedenleri Kuzey’i hor görmesi değil… Kendini geliştirmek için uğraştığı her türlü yeteneğin Kuzey’de ve kardeşleri içinde hak ettiği değeri bulamayacak olması. Zaten Sansa küçüklüğünden beri başka bir yerin leydisi olacağını bilerek yetiştirildi… yani Winterfell’de kalmayacağını her zaman biliyordu. Winterfell’den en önemli şehre: King’s Landing’e gidecek olmak ve de aldığı leydi eğitimini en üst düzeyde hakkedecek şekilde Kraliçe olmak ona inanılmaz çekici geliyordu. Bu nedenle hem Kuzey’i terk etmekten hem de Kraliçe olabilmek için ödünler vermekten çekinmiyordu.

Sansa’nın Winterfell’i terl etmeye hevesli olması ve kendisini herkesten önemli ve iyi görmesini eleştiriyoruz ama aslında Jon’un da kitapların başında öyle olduğunu unutuyoruz. Jon da hayallerinde iyi sandığı Gece Nöbeti’ne katılmak ve WF’i terk etmek için hevesli. Jon da kendini Gece Nöbeti’ndeki diğer fakir ve sıradan halkın çocuklarından daha iyi görüyor. Sansa nasıl Kraliçe olamayacağını öğrenince sızlanıyorsa Jon da korucu değil yaver olacağını öğrenince sızlanıyor. Ama biz okuyucular sadece Sansa’yı şımarık ve küstah buluyoruz. Ama aslında ne Jon ne de Sansa öyle değil ve zamanla bu hatalarını anlıyorlar. Ama biz Sansa’yı anlamak istemiyor ve de affedemiyoruz. Bu da bana biraz haksızlık gibi geliyor.

Arya ile olan ilişkisine dönecek olursak… Dediğim gibi Sansa onun önüne koyulan kurallara uyarak yaşıyor/yaşamaya çalışıyor… Çünkü en büyük kız evlat olarak büyük bir sorumluluk altında ve bu kurallara uymazsa ailesi ve toplum tarafından reddedileceğini düşünüyor.

Nasıl Catelyn, Sansa’yı daha favori tutuyorduysa Ned de aslında Arya’yı o şekilde kayırıyordu. Evet Ned de Arya’nın bir leydi gibi davranması gerektiğini söylüyor ama Arya’nın çocuk masumiyeti karşısında onu affediyor ve onu olduğu gibi sevip kabul edebiliyor.

The only thing that scared her about today was Arya. Arya had a way of ruining everything. You never knew what she would do. (Sansa, AGOT)

She had been thrilled by the invitation, and her stupid sister was going to ruin everything, just as she’d feared. (Sansa, AGOT)

She hates that I’m going to marry the prince. She tries to spoil everything, Father, she can’t stand for anything to be beautiful or nice or splendid.

(Sansa, AGOT)

Sansa, bu durumdan özellikle Lady’nin babası tarafından öldürülmesinden sonra kızgınlık duymaya başlıyor ve O’nu babasının sözünden çıkmaya iten sebep de bu oluyor.

Trident’deki olaylar ve Lady ile Mycah’ın ölümünden nedense Joffrey, Cersei, Robert, Ned ve Arya değil de sadece Sansa sorumluymuş gibi bir algı var sanki insanların zihninde ve ben bunu anlamakta oldukça zorlanıyorum. Halbuki en masum kişiler Sansa, Mycah ve Lady’idi.

Arya, kendinden beklenen bir şekilde Prenses ve Prensler ile birlikte olmak istemiyor -Sansa da onun için bahane uydurmak zorunda kalıyor- ve halktan bir çocuk ile oynamayı tercih ediyor. Sansa aslında kardeşinin onun yerine sıradan bir çocukla vakit geçirmek istemiş olmasına içerleniyor.

This Mycah was the worst ; a butcher’s boy, thirteen and wild, he slept in the meat wagon and smelled of the slaughtering block. Just the sight of him was enough to make Sansa feel sick , but Arya seemed to prefer his company to hers. (Sansa, AGOT)

Yani Arya, toplumun bir kuralını göz ardı ediyor çünkü aslında o kadar alt sınıftan biri ile birlikte olmaması lazım. Sansa buna cesaret edemezdi ama Arya edebiliyor çünkü babası Arya’nın bu davranışlarına göz yumabiliyor… onun üstü başı kirlenmiş elinde çiçeklerle dönmesine gülümseyip geçebiliyor. Aslında Ned, Arya için mükemmel bir babalık örneği gösteriyor. Sorun Ned’in Sansa’ya bu ilgiyi ve anlayışı gösterememesi.

Joffrey ile Sansa (bu sahneden önce ikisinin de içki içtiklerini de unutmayalım), Arya ve Mycah ile karşılaşıyorlar ve Joffrey, Joffrey’liğini yapıyor, Mycah’a zarar veriyor. Burada şunu demem lazım; Joffrey Mycah’ı öldürmeyecekti ama yaralayacaktı (yüzünü çiziyordu ve zaten canını fazla acıtmayacağım diye sırıtıyordu).

…Joffrey lifted Lion’s Tooth and laid its point on Mycah’s cheek below the eye, as the butcher’s boy stood trembling.

“That was my lady’s sister you were hitting, do you know that?”

A bright bud of blood blossomed where his sword pressed into Mycah’s flesh, and a slow red line trickled down the boy’s cheek.

“Stop it!” Arya screamed. She grabbed up her fallen stick.

Sansa was afraid. “ Arya, you stay out of this . “ I won’t hurt him… much,” Prince Joffrey told Arya, never taking his eyes off the butcher’s boy . Arya went for him

(Sansa, AGOT)

Çünkü henüz daha kendini tam gösteren bir Joffrey yok ortada ve o zaten, pis işlerini başkalarına yaptırma cesaretine sahip birisiydi. Arya haklı olarak Mycah’ı korumaya çalışıyor. Sansa, Arya’yı karışmaması konusunda uyarıyor… çünkü Sansa da korkmuş durumda…Ama Arya kötü bir tercih yapıyor ve düşünmeden hareket edip Joffrey’e zarar veriyor. Bunun sonucunda Joffrey zarar görüyor, babasının gözlerinde zayıf durumuna düşüyor ve Stark’lara olan nefreti başlıyor. Arya’ya haksızdı demiyorum tabi ki ama yaptıklarının istenmeyen sonuçlarını da inkar edemeyiz. Anlatmak istediğim olaydaki en masum kişilerden birinin Sansa olması.

Sansa’ya neler olduğu sorulduğunda –bu sırada Mycah zaten çoktan öldürülmüş oluyor unutmayalım- Sansa korkmuş bir şekilde ne diyeceğini bilemiyor ve ne kardeşini ne de nişanlısı olan Prens’i zor durumda bırakmamak için “hatırlamadığını” söylüyor. Joffrey’i suçlarsa ileride evleneceği adamı suçlamış olacak… ve de bir Prens’i suçlamış olacağını da unutmayalım (bu arada annesi Cersei olan bir Prensten söz ediyoruz). Aslında Sansa diplomatik davranıyor.

Ama aslında herkes gerçeği biliyor. Cersei de Robert da Joffrey’nin nasıl biri olduğunu biliyorlar. Ned, Arya’nın doğru söylediğini biliyor. Sansa’nın söyleyeceği hiçbir şey oradakilerin fikrini değiştirmeyecekti zaten.

“Stop them!” Sansa pleaded “don’t let them do it, please, please, it wasn’t Lady”

“I’ll make her be good, I promise, I promise…” She started to cry.

Sonuç olarak en masumlar zarar görüyor… Mycah, Lady ve Sansa.

Ned de zaten daha sonra Arya’ya Sansa’nın doğru olanı yaptığını söylediğini biliyoruz. Ama işte yine aynı sorun… Ned, Arya ile konuşuyor ama Sansa ile konuşmuyor. Sansa’yı avutamıyor.

devamı…

3 Likes

#2

devam…

Bu durumdan sonra Sansa, babası ve kardeşinden uzaklaşıyor. Çünkü onlar tarafından ihanete uğradığını düşünüyor. Cersei, Joffrey, Robert bu kişiler ona yabancı… onu bilerek incittiklerini düşünmüyor. Çünkü onun inandığı şey; tüm prensler, krallar ve kraliçeler iyidir ve iyiden yanadırlar. Onların yaptıklarını onlar açısından anlaşılabilir bulabiliyor ama babasının O’na bu kadar acı yaşatmış olmasına katlanamıyor. Ned de maalesef Sansa’yı karşısına alıp konuşmuyor.

Sansa’nın aslında en büyük kusuru ona zarar veren yabancıları aklamak için uğraşması. Leydi’nin ölümünden Joffrey’i değil Kraliçe ve Kralı ve de babası ile kardeşini suçluyor ama Joffrey’i suçlamak istemiyor; ilk başta ondan nefret ettiğini söylüyor aslında ama hemen kendine yeni bir senaryo yazıyor… Çünkü onu suçlarsa ileride evleneceği adamın kötü biri olduğunu kabul etmek durumunda kalacak ve bu 11 yaşındaki bir kızın başa çıkamayacağı kadar büyük bir yük.

Sansa and Septa Mordane were given places of high honor, to the left of the raised dais where the king himself sat beside his queen. When Prince Joffrey seated himself to her right, she felt her throat tighten. He had not spoken a word to her since the awful thing had happened, and she had not dared to speak to him . At first she thought she hated him for what they’d done to Lady, but after Sansa had wept her eyes dry , she told herself that it had not been Joffrey’s doing, not truly. The queen had done it ; she was the one to hate, her and Arya. Nothing bad would have happened except for Arya.

(Sansa, AGOT)

Aslında Arya da sonradan kendini suçluyor… Bu da 9 yaşındaki bir kız için zor bir durum… Yani büyüklerin hatası yüzünden bu çocuklar hem birbirlerini hem de kendilerini suçluyorlar.

It was all her fault, everything bad that had happened. Sansa said so, and Jeyne too. (Arya, AGOT)

She thought of Mycah again and her eyes filled with tears. Her fault, her fault, her fault. If she had never asked him to play at swords with her… (Arya, AGOT)

Bu olaydan sonra Sansa’nın uslu-iyi kız imajından uzaklaştığını görüyoruz. Yavaş yavaş o da kuralları yıkmaya başlıyor. Bu da aslında babasının sözünden çıkmaya nasıl cesaret edebildiğinin başlangıcı oluyor.

Ufak şeylerle başlıyor… Örneğin mutfaktan yiyecek aşırıyor ve kendini Arya gibi yaramaz hissediyor:

The kitchen yielded no lemon cakes, but they did find half of a cold strawberry pie, and that was almost as good. They ate it on the tower steps, giggling and gossiping and sharing secrets, and Sansa went to bed that night feeling almost as wicked as Arya.

Turnuva’da kim kimin kafasını nerede mızrağa geçirecek diye Septa’sına soruyor ve Septa bir leydi böyle konuşmamalı, Arya gibi kötüleşiyorsun diyor.

She turned to Septa Mordane, who was eating porridge with a wooden spoon. “Septa, will Lord Beric spike Ser Gregor’s head on his own gate or bring it back here for the king?” She and Jeyne Poole had been arguing over that last night.

The septa was horror-struck. “A lady does not discuss such things over her porridge. Where are your courtesies, Sansa? I swear, of late you’ve been near as bad as your sister.”

Sansa ufacık aykırılıklarda bile Arya ile özdeşleştiriliyor… Trident’teki olaydan sonra sürekli Arya ile kavga ediyor.

“Liar,” Arya said. Her hand clenched the blood orange so hard that red juice oozed between her fingers.

“Go ahead, call me all the names you want,” Sansa said airily. “You won’t dare when I’m married to Joffrey. You’ll have to bow to me and call me Your Grace.”

Finally she found her voice. “What about my dress?”

“Maybe … I could wash it,” Arya said doubtfully.

“Washing won’t do any good,” Sansa said. “Not if you scrubbed all day and all night. The silk is ruined.”

“Then I’ll … make you a new one,” Arya said.

Sansa threw back her head in disdain. “You? You couldn’t sew a dress fit to clean the pigsties.”

Sansa’s eyes had grown wide as the plates. “A tourney,” she breathed. She was seated between Septa Mordane and Jeyne Poole , as far from Arya as she could get without drawing a reproach from Father.

Sansa Turnuvayı izlemekten bahsediyor, Arya yine onun ilgisine aptalca diyor ve Sansa da zaten istenmiyorsun diyor… ve işte bu zaman Ned, Sansa’ya kızıyor ve yeter diyor.

“I don’t care about their stupid tourney ,” Arya said. She knew Prince Joffrey would be there, and she hated Prince Joffrey.

Sansa lifted her head. “It will be a splendid event. You shan’t be wanted.”

Anger flashed across Father’s face. “Enough, Sansa . More of that and you will change my mind. I am weary unto death of this endless war you two are fighting. You are sisters. I expect you to behave like sisters, is that understood?”

Arya, Sansa’nın kraliçenin hediyesi kıyafetinin üzerine içecek döküyor ve dalga geçiyor… ve o zaman Sansa sanırım diyebileceği en kötü şeyi diyor ve Lady yerine seni öldürmeleri gerekirdi diyor ve odasına yollanıyor.

“You have juice on your face, Your Grace,” Arya said.

It was running down her nose and stinging her eyes. Sansa wiped it away with a napkin. When she saw what the fruit in her lap had done to her beautiful ivory silk dress, she shrieked again. “You’re horrible,” she screamed at her sister. “They should have killed you instead of Lady !”

Septa Mordane came lurching to her feet. “Your lord father will hear of this! Go to your chambers, at once. At once!”

Arya started it,’ Sansa said quickly, anxious to have the first word. 'She called me a liar and threw an orange at me and spoiled my dress, the ivory silk, the one Queen Cersei gave me when I was betrothed to Prince Joffrey. She hates that I’m going to marry the prince. She tries to spoil everything, Father, she can’t stand for anything to be beautiful or nice or splendid .’

( Sansa, AGOT )

Söylediği çok ama çok korkunç bir şey ama bunu gerçekten dilemediği de çok açık. Sanırım insanlar Lady’nin ölümünün Sansa için ne kadar acı ve ağır olduğunu anlayamıyorlar. Bu kurtlar, Stark çocuklarının ruhlarını temsil ediyor demek yanlış değil… Sansa her kitapta Lady’i anmayı sürdürüyor bazen rüyasında onu görüyor. Yani Lady’i kaybetmek onu derinden yaralamış durumda.

Arya ile Sansa kavga etmeye devam ediyorlar… ve kavga ettikçe Sansa daha da vahşileşiyor… Arya’nın Joffrey’i Kral’a benzetmesine bile dayanamıyor… Çünkü Joffrey’i kötü kabul etmek Lady’nin boş yere öldüğü anlamına gelecek. Sansa büyük bir kayıp verdi yerine bir şey kazanmak en azında Kraliçe olmak ve bir daha güçsüz durumda kalmamak istiyor. Winterfell’e bu kadar yaşananlardan sonra eli boş dönmek istemiyor. Dönme fikri onu sinirlendiriyor ve bunun için Arya ile Ned’i suçluyor.

Sansa felt tears in her eyes. “He is not! He’s not the least bit like that old drunken king,” she screamed at her sister, forgetting herself in her grief.

“It won’t be so bad, Sansa,” Arya said. “We’re going to sail on a galley. It will be an adventure, and then we’ll be with Bran and Robb again, and Old Nan and Hodor and the rest.” She touched her on the arm.

“Hodor!” Sansa yelled. “You ought to marry Hodor, you’re just like him, stupid and hairy and ugly! ” She wrenched away from her sister’s hand, stormed into her bedchamber, and barred the door behind her.

Sansa, Arya ile Ned’in baba- kız ilişkisini kıskanıyor. Çünkü Ned Sansa ile nasıl iletişim kuracağını bilemiyor ve sevgili kız kardeşi Lyanna’yı hatırlatan Arya ile daha yakın bir ilişkisi var ve onu kayırabiliyor. Sansa’nın gözünde Arya babasının gözünden düşecek hiçbir şey yapamaz ve de Ned de ona hiçbir zaman kızamaz gibi geliyor. Bunun örneklerini fark etmek de Sansa’yı daha da üzüyor ve hırçınlaştırıyor. Arya’yı kurallara uyması hususunda sürekli uyarıyor ama Arya dinlemiyor ve sonuçta babasının Arya’ya kızmadığını görüyor.

None of which stopped Arya, of course. One day she came back grinning her horsey grin, her hair all tangled and her clothes covered in mud, clutching a raggedy bunch of purple and green flowers for Father . Sansa kept hoping he would tell Arya to behave herself and act like the highborn lady she was supposed to be, but he never did, he only hugged her and thanked her for the flowers. That just made her worse.

“You’re not supposed to leave the column,” Sansa reminded her. “Father said so.”

Arya shrugged. “I didn’t go far. Anyway, Nymeria was with me the whole time. I don’t always go off, either. Sometimes it’s fun just to ride along with the wagons and talk to people.”

Bu iki kız kardeşinin ilişkisi için demek istediğim son şey… Sansa ve Arya ebeveynlerinin onlara farklı davranması nedeniyle kendi aralarında soğukluk yaşayan iki kardeş maalesef. Ayrıca ataerkil toplumsal cinsiyetin hüküm sürdüğü bir dünyada; ne bu kurallara uyan ne de bu kuralları reddeden kızların kazanamadığının ispatı. Bu iki kardeş ayrı kaldıkları bu dönemde birbirlerinin daha iyi anlayacak ve bir araya geldiklerinde hiç olmadığı kadar yakın bir ilişkilerinin olacağına inanıyorum…

devamı…

3 Likes

#3

devam…

İlk kitap boyunca Ned, Sansa ile bir etkileşimde bulunmuyor pek. Her etkileşimleri sonunda ise Sansa bir şey kaybediyor. Kurdunu kaybediyor, nişanı bozuluyor ama neden bozulduğu söylenmiyor, Prens ve ailesi ile vedalaşmasına bile izin verilmiyor, Arya “dans” hocasını kuzeye götürebilecekken Sansa’ya bir arp hocası bile tutulmuyor ve Sansa’nın Kuzey’e, kurdu ölmüş ama karşılığında ise kraliçe olamamış olarak dönmesi sonucunu doğuruyor.

“You will sail as soon as I can find a proper ship, with Septa Mordane and a complement of guards… and yes, Syrio Forel”

AGoT Sansa III

Ned, Sansa’nın Joffrey olan nişanını bozuyor ama neden olduğunu söylemiyor. WF’e döndüğümüzde anlatacağını söylüyor Septa’ya! Hatta Sansa’nın nişanlısı ve de ailesi ile vedalaşmasına izin vermiyor. Sansa’nın ısrarla neden diye sormasına rağmen ona hiçbir açıklama yapmıyor.

“Sansa looked up from her food. “ If she can have a dancing lesson, why won’t you let me say farewell to Prince Joffrey?”

“I would gladly go with her, Lord Eddard,” Septa Mordane offered. “There would be no question of her missing the ship.”

“It would not be wise for you to go to Joffrey right now, Sansa. I’m sorry.”

Sansa’s eyes filled with tears. “ But why?

“Sansa, your lord father knows best,” Septa Mordane said. “You are not to question his decisions.”

( - Eddard XIV, AGOT)

It’s not fair!” Sansa pushed back from her table, knocked over her chair, and ran weeping from the solar.

Septa Mordane rose, but Ned gestured her back to her seat. “Let her go, Septa . I will try to make her understand when we are all safely back in Winterfell .” The septa bowed her head and sat down to finish her breakfast.”

(Eddard XIV, AGOT )

Zaten en başta Ned’in Sansa ile Joff’un nişanlanmasına neden rıza gösterdiğini hatırlayalım… Bu nişanı King’s Landing’e gidip Jon Arryn’nin ölümünü araştırabilmek için kılıf olarak kullanıyor. Yani tüm hikayesi boyunca Sansa’nın birileri tarafında politik amaçlarla kullanılmaya başlanması daha en başta babasının onu kullanması ile başlıyor.

“I could not bear it,” Catelyn said, trembling.

“You must,” he said. “Sansa must wed Joffrey, that is clear now, we must give them no grounds to suspect our devotion . And it is past time that Arya learned the ways of a southron court. In a few years she will be of an age to marry too.”

Yani… Sansa sırf babası bir cinayeti araştırabilsin diye Joff ile nişanlandırılıyor. Ama Ned bu durumu Sansa’ya söylemiyor… Sansa gerçekten de Kraliçe olacağını düşünüyor. Ned bu sahte nişanı bozmak yerine kızının biricik kurdunu öldürmeyi tercih ediyor. Sansa, babası ve kardeşi tarafından ihanete uğradığını düşünüyor (babası ve kardeşi ile olan sıkıntılı ilişkisi de buna çanak tutuyor). Ned, hiçbir şekilde Sansa’yı avutmaya ya da onun durumu anlamasını sağlamaya çalışmıyor. Ned, bu uğurda kayıplar vermiş kızının nişanını ona hiç sormadan ve de hiçbir neden belirtmeden bozuyor… Sansa, babasının ona ve Arya’ya olan davranışlarındaki farklılığı görüyor ve bu onu sinirlendirdiği kadar üzüyor da…

Sansa, bu durumda neyin neden olduğunu bilmiyor. Babası ile Lannister arasında ne geçtiğini bilmiyor. Lannister’ların onlar için tehlike arz ettiğini bilmiyor. Sansa kısaca hiçbir şey bilmiyor çünkü Ned ona hiçbir şey söylemiyor.

Burada yukarıda anlatmaya çalıştığım şeyi hatırlamanızı istiyorum. Sansa Trident’teki olaydan sonra yavaş yavaş kurallara uymamaya başlıyor demiştim … Asileşiyor ve sinirleniyor. Arya’nın kurallara uymadığı zamanlarda babasının onu affettiğini de biliyor.

Sansa da bu sefer babasının sözünü dinlemiyor ve babasını ikna etmesi için/vedalaşmak için Kraliçe Cersei’ye gidiyor. Ama unutmayın… Sansa babası ve Lannisterlar arasındaki düşmanlığı hala bilmiyor. O gayet masumane Kraliçe’den yardım istiyor. Ve biz okuyucular bunun için onu hiçbir zaman affetmiyoruz. Halbuki Sansa’nın bu davranışı sanıldığı gibi Ned’in ölümüne sebep veren şeylerin başı değil!

Ned, en başta Serçeparmağa güveniyor… halbu ki SP onu kendisine uyarmaması konusunda uyarmıştı. Ned, Cersei ve çocukları hakkındaki gerçeği öğrenince bu hususta Cersei ile yüzleşiyor. Cersei onu kendi gazabı konusunda uyarıyor. Ned tüm bunları yaparken Arya ve Sansa hala King’s Landing’te. Yani önce onları korumak için WF’e dönmelerini bile beklemeden kendi elini Cersei’e açıkça ifşa ediyor. Bu noktadan sonra zaten Cersei tetikte… sadece ne zaman olacağını bilmiyor. Bu konuda da ona Sansa’nın masumane yardım çağrısı yardımcı oluyor.

Ama insanların atladığı nokta Sansa sadece Serçeparmaktan önce davrandı. SP zaten Ned’in King’s Landing’i terk etmesine izin vermeyecekti. SP’ın tüm amacı zaten Ned’i KL’e getirip Lannisterlar ile arasını açmaktı… (Lysa’ya Jon Arryn’i öldürtmesi, Cat’e Lannisterları suçlayan mektup yazdırması…) Ned’in ölmesini istiyordu; böylece Cat’in ona muhtaç kalmasını sağlayabilmeyi amaçlıyordu. Yani Ned her türlü yakalanıp zindana atılacaktı. Ama Sansa yüzünden Arya gemiye binip kaçamadı diyebilirsiniz ama aslında o da öyle değil. Aksine Sansa’nın SP’tan önce davranması Arya’yı kurtarıyor…

Size şu yazıyı incelemenizi tavsiye ediyorum:

http://harryj-is-my-bae.tumblr.com/post/182110779569/lap-sansa-going-to-cersei

(çok uzun olduğu için çevirmek istemedim ama çok arzu eden olursa çeviririm…)

Gerçekten ince işlenmiş bir meta… Günün saatlerinin tarif edilmesinden hangi olayın nasıl ve ne zaman olduğunun analizini yapıyor. Ve eğer Sansa, Cersei’ye gitmeseydi bile Ned’in her türlü LF tarafından ihanete uğrayacağı ve sonunda da zindana atılacağını ve kız kardeşlerin hiçbir şekilde eve giden gemiye binemeyeceklerini anlatıyor. Hatta Sansa daha erken Cersei’e gittiği için söz konusu gemiye adamlarını daha erken yolluyor ve Arya askerleri görünce gemiye binmeyerek Lannister’lardan kurtuluyor.

Yani kısaca Sansa, Cersei’ye babasına ihanet etmek amacıyla gitmiyor… Sansa babası ile Lannisterlar arasındaki meseleyi bilmiyor. Sansa’nın Cersei gitmiş olması ile gitmeyeceği durumunda olacaklar değişmiyor. Umarım bu durumu güzelce açıklayabilmişimdir.

Ned, zindana atılıyor, Arya kaçıyor ama Sansa hala hiçbir şeyden haberi olmadan tüm bu karmaşa ve kavganın ortasında kalıyor. Sansa’ya babasının Kral’a ihanet ettiği söyleniyor ve Sansa bunun olamayacağını babasının böyle bir şey yapamayacağını söylüyor. Bu durumda hala babasının Joff ve diğerlerinin Robert’ın çocukları olmadığını ortaya çıkardığını bilmiyor. Babası neden Kral’a ihanet etmiş olabilir bilmiyor. Hatırlarsanız Ned ile Jaime kavga etmişti ve Ned yaralanmıştı ve ağrı kesiciler alıyordu… Sansa babasının bu ilaçlar yüzünden böyle bir yanlış yapmış olabileceğini düşünüyor.

Diyebilirsiniz ki Sansa babasından bir an bile olsa şüpheleniyor… Ama başka kim daha şüpheliyordu hatırlıyor musunuz? Jon Snow… Jon da babasının böyle bir şey yapamacağını söylüyor, babasının çok onurlu olduğunu söylüyor ama bir an babasının belki de o kadar onurlu olmadığı ihtimaline aklı gidiyor çünkü Ned’in piç oğlu olarak aslında sandığı kadar onurlu biri olmadığının kanıtı kendisi…

Hatta Sansa ve Jon’un babalarının hapsedilmesini öğrendikleri bölümleri fazlasıyla paralel kaleme alınmış; incelemek isterseniz: https://castaliareed.tumblr.com/post/171260085265/traitors-seed-revelations-in-sansa-iv-and-jon

Paralellikler:

Sansa

No ,” Sansa blurted. “ He wouldn’t do that . He wouldn’t!”

Jon

No ,” Jon said at once. “That couldn’t be . My father would never betray the king !”

Sansa

"A child born of traitor’s seed will find that betrayal comes naturally to her,“ said Grand Maester Pycelle . "She is a sweet thing now, but in ten years, who can say what treasons she may hatch?"’ –

Jon

“And then he heard the laughter, sharp and cruel as a whip, and the voice of Ser Alliser Thorne . "Not only a bastard, but a traitor’s bastard,” he was telling the men around him.”

Sansa

“Please, Your Grace, there’s been a mistake .“ Sudden panic made her dizzy and faint. "Please, send for my father, he’ll tell you, he would never write such a letter, the king was his friend.”

"But I love him,” Sansa wailed, confused and frightened. What did they mean to do to her? What had they done to her father? It was not supposed to happen this way. She had to wed Joffrey, they were betrothed, he was promised to her, she had even dreamed about it. It wasn’t fair to take him away from her on account of whatever her father might have done .”

Jon

“But it’s a lie ,” Jon insisted. How could they think his father was a traitor, had they all gone mad? Lord Eddard Stark would never dishonor himself … would he?

He fathered a bastard, a small voice whispered inside him. Where was the honor in that ? And your mother, what of her? He will not even speak her name.”

Gördüğünüz gibi Sansa Jon da da bir an için babasından şüphe ediyor… çünkü babasının neden böyle bir şey yapmış olabileceğini anlamıyor çünkü gerçeği bilmiyor.

Sansa’ya, Robb ve annesine mektup yazmasını söylüyorlar. Sansa hala neler olduğunu bilmiyor ve babası, kendisi ve ailesi için korkuyor. Onların istediklerini yaparsa babasını kurtarabileceğini düşünüyor. İşlerin ne kadar büyük boyutta olduğunu bilemiyor. Çünkü yanında kimse yok. O da mektupları yazıyor. Ama bu mektupların hiçbir değeri yok çünkü Catelyn bunları Lannisterların yazdırdığını hemen anlıyor zaten ve kızı için endişeleniyor.

Sansa, hala neler döndüğünü bilmiyor ama babasına yardım edebilmek istiyor… Onunla görüşebilmeyi istiyor ama izin verilmiyor.

… wed the king… The words made her breath come faster, yet still Sansa hesitated. “Perhaps… if I might see my father, talk to him about…”

( AGoT Sansa IV)

O da babasına merhamet gösterilmesi için Kral’a yalvarıyor (tıpkı Lady’yi öldürmemeleri için yalvarması gibi…zaten Lady, Ned’in ölümüne bir öngöndermeydi…ikisi de masum ve ikisi de Ned’in kılıcı Buz ile öldürülüyor) ve Joffrey de bu hususta ona söz veriyor.

Sansa felt her eyes grow wet. “He’s not… please, he hasn’t been… hurt, or … or…”

Sansa, hala babasının bir yanlışlığa kapıldığını düşünüyor ve onun idamı yerine Gece Nöbetine katılmasına ya da sürgüne yollanmasına izin verilmesini istiyor. Böylece Kraliçe olunca babasına af çıkarıp ona kaybettiği onuru geri verebileceğine inanıyor. Sansa kendi kendini işlerin yoluna gireceği ve kimsenin zarar görmeyeceği, bir savaşın çıkmayacağı bir senaryoya inandırmaya çalışıyor.

“No, my lords.” Sansa knew better than that. “I know he must be punished. All I ask is mercy . I know my lord father must regret what he did. He was King Robert’s friend and he loved him, you all know he loved him. He never wanted to be Hand until the king asked him. They must have lied to him . Lord Renly or Lord Stannis or… or somebody, they must have lied, otherwise…”

devamı…

2 Likes

#4

devam…

Ama maalesef Joffrey beklenmeyeni yaparak Ned’in idamına karar veriyor. (Cersei, Ned’in ölmesini istemiyordu hatırlarsanız… Joff’un bu kararında Serçeparmak’ın etkisi varmış gibi geliyor bana zaten)

Ve Sansa bir anda babasının kafasının kesilmesine şahit olmak durumunda kalıyor. Diğer hiçbir Stark çocuğu bu sahneyi görmek zorunda kalmamıştı ama Sansa o kadar şanslı değildi…

“Sansa had fallen to her knees, sobbing hysterically”

“She could still hear Sansa screaming”

  • AGoT Arya V

Bu noktadan sonra Sansa korkunç bir durumda kalıyor. Babası gözlerinin önünde idam edildi. Septa’sı öldürüldü… Arkadaşı Jeyne Poole yanında değil, kardeşi nerede bilmiyor ve ailesinden çok uzakta… yanında kimse yok ve o da ölmek istiyor. Babasının o hali gözlerinden gitmiyor.

“In the tower room at the heart of Maegor’s Holdfast, Sansa gave herself to the darkness.”

“Perhaps I will die too, she told herself, and the thought did not seem so terrible to her. If she flung herself from the window, she could put an end to her suffering”

“Sometimes her sleep was leaden and dreamless, and she woke from it more tired than when she had closed her eyes. Yet those were the best times, for when she dreamed, she dreamed of Father. Waking or sleeping, she saw him”

She had wanted to look away, she had wanted to, her legs had gone out from under her and she had fallen to her knees”

and her father’s legs… that was what she remembered, his legs, the way they’d jerked when Ser Ilyn…

Artık Sansa ülkenin en tehlikeli şehrinde tek başına kalmış durumda. Bundan sonra Cersei ve Joffrey’nin işkencelerine katlanmak durumunda kalıyor. Dövülüyor, küçük düşürülüyor, sürekli aptal olduğu söyleniyor… Lannister’ların gerçek yüzünü görüyor ve onlardan nefret etmeye başlıyor.

Sansa stared at him, seeing him for the first time. He was wearing a padded crimson doublet patterned with lions and a cloth-of-gold cape with a high collar that framed his face. She wondered how she could ever have thought him handsome. His lips were as soft and red as the worms you found after a rain, and his eyes were vain and cruel.

“You truly are a stupid girl, aren’t you? My mother says so.” “She does?” After all that had happened, his words should have lost their power to hurt her, yet somehow they had not. The queen had always been so kind to her.

“I don’t want to marry you,” Sansa wailed. “You chopped off my father’s head!”

“I hate you” she whispered

“Maybe my brother will give me your head.”

Ve Sansa kendi savaşını vermek zorunda olduğunu görüyor. Çünkü onun için savaşacak bir şövalyesi yok. O da yapabileceği tek yol ile savaşıyor. Onlara istediği vererek bazen ise vermeyerek… Tıpkı Joffrey ondan babasının kesik kafasını bakmasını istediğinde etkilenmeden bakarak ona bu tatmini yaşatmaması gibi…

He can make me look at the heads, she told herself, but he can’t make me see them

Joffrey seemed disappointed

Sansa, her türlü istimara açık hala geliyor. Fiziksel, ruhsal ve cinsel…

Örneğin Pycelle onu muayene ederken Sansa’yı yanlış niyetlerle elliyor ve rahatsız ediyor.

Once Grand Maester Pycelle came with a box of flasks and bottles, to ask if she was ill. He felt her brow, made her undress, and touched her all over while her bedmaid held her down.

Rüyalarında çıplakken Ilyn Payne’nin onu öldürmeye geldiğini görüyor…

She dreamt of footsteps on the tower stair, an ominous scraping of leather on stone as a man climbed slowly toward her bedchamber, step by step. All she could do was huddle behind her door and listen, trembling, as he came closer and closer . It was Ser Ilyn Payne, she knew, coming for her with Ice in his hand, coming to take her head. There was no place to hide, no way to bar the door. Finally the footsteps stopped and she knew he was just outside, standing there silent with his dead eyes and his long pocked face. That was when she realized she was naked . She crouched down, trying to cover herself with her hands.

Sansa, Robb’un her galibiyetinden sonra Kral Muhafızları tarafından dövülüyor (ama Sansa yine de Robb’un zaferi için her gece dua ediyor).

The knight was on her before she could think, yanking back her hand as she tried to shield her face and backhanding her across the ear with a gloved fist. Sansa did not remember falling, yet the next she knew she was sprawled on one knee amongst the rushes . Her head was ringing . Ser Meryn Trant stood over her, with blood on the knuckles of his white silk glove… Sansa’s ear felt numb. She touched it, and her fingertips came away wet and red .

This time the knight grasped her beneath the jaw and held her head still as he struck her. He hit her twice, left to right, and harder, right to left. Her lip split and blood ran down her chin, to mingle with the salt of her tears.

Joffrey aslında Sansa’dan tüm Starklara olan nefretinin hıncını çıkarıyor. Çünkü Trident’de olanlar yüzünden küçük düşmüş olmasını hala unutmuş değil…

He’s never been able to forget that day on the Trident when you saw her shame him, so he shames you in turn”

- ACoK Sansa IV

Sansa sürekli nefesi kesilecek kadar dayak yiyor ve morluklarını kapatacak şekilde giyinmeye çalışıyor… On bir yaşında bir kız şövalyelerden dayak yiyor…

The gown had long sleeves to hide the bruises on her arms. Those were Joffrey‟s gifts as well. When they told him that Robb had been proclaimed King in the North, his rage had been a fearsome thing, and he had sent Ser Boros to beat her.

ACoK Sansa I

Boros slammed a fist into Sansa ‟s belly, driving the air out of her. When she doubled over, the knight grabbed her hair and drew his sword, and for one hideous instant she was certain he meant to open her throat. As he laid the flat of the blade across her thighs, she thought her legs might break from the force of the blow. Sansa screamed . Tears welled in her eyes. It will be over soon. She soon lost count of the blows.

ACoK Sansa III

Sansa, sürekli bir tehdit altında; her an dövülebilir, tacize uğrayabilir ya da Joffrey’nin keyfi isterse öldürülebilir… Ama Sansa yine de dayanıyor ve karşı koymaya çalışıyor. Örneğin Joff’un isim gününde Sör Dontos’u kurtarmak için öne atılıyor hem de düşünmeden… çünkü buna göz yummak istemiyor. Lady’i babasını kurtaramıyor ama Dontos’u kurtarıyor…kendi canını riske atarak. Hem de Joff’u manipüle ederek… zekasını ve merhametini gösteriyor. Joffrey’nin etrafı yaşça büyük şövalyeler ve soylular ile çevriliydi ama hiçbiri Sansa’nın yaptığına cesaret edememişti. Tıpkı Rickard ve Brandon Stark, Deli Kral tarafından öldürülürken hiç kimsenin ses çıkaramaması gibi… Ama Sansa sesini yükseltti. Hem de sadece merhametinden. Çünkü Dontos’dan kazanabileceği hiçbir şey yoktu ama yine de ölmesine müsaade etmeye vicdanı el vermedi.

Sansa heard herself gasp. “No, you can‟t.

Joffrey turned his head. “What did you say?”

Sansa could not believe she had spoken. Was she mad? To tell him no in front of half the court? She hadn’t meant to say anything, only … Ser Dontos was drunk and silly and useless, but he meant no harm.

- ACoK Sansa I

Sansa, diğerlerinin acılarına kayıtsız kalamıyor. King’s Landing’te aç halkın nasıl isyan çıkarıp ortalığı savaş alanına çevirdiğini hatırlayın. Bir anne ölmüş bebeğini Joffrey’nin gözlerine sokarken Joffrey kadına öldürmek ister gibi bakarken Sansa onun kulağına bir şey fısıldıyor ve Joff kadına para veriyor.

Halfway along the route, a wailing woman forced her way between two watchmen and ran out into the street in front of the king and his companions, holding the corpse of her dead baby above her head . It was blue and swollen, grotesque, but the real horror was the mother’s eyes. Joffrey looked for a moment as if he meant to ride her down, but Sansa Stark leaned over and said something to him. The king fumbled in his purse, and flung the woman a silver stag.

(ACoK Tyrion IX)

Blackwater Savaşı’nda Sansa, korkmuş kadınları sakinleştiriyor… halbuki kendisi de korkuyor. Ve düşmanı olmasına rağmen (Sansa’nın Robb’un galibiyetinden sonra herkesin içinde dayak yemesini o da izlemişti) yaralı Lancel’a yardım ediyor.

“…she had always heard that love was a surer route to the people’s loyalty than fear. If I am ever a queen, I’ll make them love me.” – Sansa Stark; A Clash of Kings

“Get out of my way.” Cersei slammed her open palm into his wound. Ser Lancel cried out in pain and almost fainted as the queen swept from the room.

“Help him,” Sansa commanded two of the serving men. One just looked at her and ran, flagon and all. Other servants were leaving the hall as well, but she could not help that. Together, Sansa and the serving man got the wounded knight back on his feet.

(ACoK Sansa VII)

devamı…

2 Likes

#5

devam…

Görüldüğü gibi Sansa King’s Landing’de etrafı düşmanlarla çevrili durumda ve her gün istismara uğramak durumunda kalıyor. Ama Sansa yine de başkaları için elinden geleni yapmaya çalışıyor.

En üzücü olanı ise Sansa’nın hiçbir dostu yok yanında. Güvenebileceği tek bir kişi bile yok. Diğer Stark çocukları ya da karakterlerin aksine Sansa’nın çevresi hep düşmanlarla sarılı…

Robb’un yanında annesi, dayısı ve ordusu var.

Arya’nın yanında Yoren, Gendry ve Jagen Hagar var.

Bran ve Rickon’un yanında Üstan Luwin, Sör Rodrick, Osha, Jojen ve Meera var.

Jon’un yanında Samwell, Lord Mormont, Üstat Aemon var.

Ve diğer tüm karakterlerin de yine yanında onları düşünen, koruyan birileri var…

Diyebilirsiniz ki Sansa’ya da yardım edenler oldu. Ama gelin bu isimleri ve dinamiklerini inceleyelim.

Sandor Clegane:

sürekli Sansa’ya ve zekasına hakaret ediyor,

“You’re still a stupid little bird, aren’t you.’’ (Sansa II, ACOK)

…as well as “You’re empty-headed as a bird for true.’’ (Sansa II, AGOT).

sürekli Sansa’yı tedirgin ediyor ve korkutuyor,

“Wordless, she fled. She was afraid of Sandor Clegane,’’ (Sansa IV, ACOK)

“Please don’t kill me, she wanted to scream, please don’t,’’ (Sansa VII, ACOK)

sürekli cinsel olarak tacizde bulunuyor; Sandor, Sansa’dan (11-12 yaşlarında Sansa) yaş olarak çok büyük aynı zamanda…

“You look almost a woman…face, teats, and you’re taller too, almost…ah, you’re still a stupid little bird aren’t you?’’ (Sansa II, ACOK).

tecavüz korkusu yaşatıyor; Sandor, Sansa’nın odasında saklanıyor ve o gelince onu yatağa yapıştırıyor ve boğazına bıçak dayayarak onu tehdit ediyor. Hatta daha sonra Arya’ya ona tecavüz edebilecekken etmeliydim bile diyor.

“I took the bloody song, she never gave it. I meant to take her too. I should have . I should have fucked her bloody and ripped her heart out leaving her to that dwarf.’’) (Arya XIII, ASOS).

Tyrion Lannister:

O bir Lannister ve Sansa ona güvenemez, zaten güvenmek ya da onunla evli kalmak da istemiyor,

“This is not right, this is not fair, how have I sinned that the gods would do this to me, how?”

Tyrion 12-13 yaşındaki bir kızla evlenmeyi kabul ediyor. Ve hayır Ortaçağ’da bile bu kadar erken evlendirmeler yaygın bir şey değildi. Öyle olsaydı doğumda ölen kadın ve çocuklar yüzünden dünya nüfusu artamazdı. Catelyn 18 yaşında evlendi, Cersei de 18 yaşında evlendi… yani böyle bir dünyanın gözünde bile Tyrion bir çocukla evlenmeyi kabul ediyor.

Kabul etmekle de kalmıyor ona karşı cinsel duygular besliyor. Evet Sansa ile yatmıyor ama düğün gecelerinde ileri gitmiyor demek yanlış olur. Sansa da tabi ki korkmuş durumda.
Daha sonraki Tyrion bölümlerinde de Sansa’yı arzulamaya devam ettiğini biliyoruz. Sansa’nın kendisini arzulamamasındaki sebebi cüce olmasına bağlıyor halbuki Sansa bir Lannister ile evli olmak istemiyor zaten küçücük bir kız bir cüceyi arzulamak zorunda da değil… (Tyrion her ne kadar onu yüzeysellikle suçlasa da kendisi de cüce olmasına rağmen Penny’i hor ve çirkin görüyor onunla dalga geçiyordu…)
Sadece Sansa’yı değil Winterfell’i de arzuluyor. Yani Tyrion da Sansa’dan bir şeyler isteyen biri…

"Get in the bed, Sansa. We need to do our duty."

She climbed onto the featherbed, conscious of his stare. A scented beeswax candle burned on the bedside table and rose petals had been strewn between the sheets. She had started to pull up a blanket to cover herself when she heard him say, " No ."

The cold made her shiver, but she obeyed. Her eyes closed, and she waited. After a moment she heard the sound of her husband pulling off his boots, and the rustle of clothing as he undressed himself. When he hopped up on the bed and put his hand on her breast , Sansa could not help but shudder. She lay with her eyes closed, every muscle tense, dreading what might come next. Would he touch her again? Kiss her? Should she open her legs for him now? She did not know what was expected of her.

"Sansa." The hand was gone. "Open your eyes."

“uncomfortably aware of her husband’s mismatch eyes. Why is he looking at me that way”

he looks like a starving child, but I have no food to give him. Why won’t he leave me be?”

“the memory of her own wedding night with Tyrion was much with her. In the dark, I am the Knight of the Flowers. He had said. I could be good to you. But that was only another Lannister lie .

Dontos:

Serçeparmağın adamı, Sansa’yı sürekli taciz etmeye çalışıyordu. Ve sanıldığı gibi Sansa saflıkla ona hemen öyle pek de güvenmiyordu. Ve hayır; Sansa’nın Dontos’a Willas ile olan evliliğini söylemesi pek bir şey değiştirmedi. Her türlü Sansa, Joff ve Margaery’nin düğününden sonra evlenecekti ve Mor Düğün’den sonra Serçeparmak Sansa’yı her türlü kaçıracaktı.

Sansa shrank back. “Don’t!” She slid her hand under her cloak, to her hidden knife. “What … what do you want with me?”

“Only to help you,” Dontos said, “as you helped me.”

“You’re drunk, aren’t you?”

“Only one cup of wine, to help my courage. If they catch me now, they’ll strip the skin off my back.”

She drew the knife and held it before her with both hands.

“Are you going to stab me?” Dontos asked.

“I will,” she said. “Tell me who sent you.”

Sansa II, A Clash of Kings

“It’s very lovely,” Sansa said, thinking, It is a ship I need, not a net for my hair.

“Lovelier than you know, sweet child. It’s magic, you see. It’s justice you hold. It’s vengeance for your father.” Dontos leaned close and kissed her again . “It’s home.”

  • Sansa VIII, ACoK

Tyrell’ler

Sansa’yı kendi politik emelleri için kullanmak istiyorlardı. Başarılı olamayınca Sansa ile ilgilenmediler bile. Ve sanıldığının aksine aslında Sansa hemen de Tyrell’lere güvenmemişti. Ama King’s Landing’ten kurtulabileceğini düşündükçe güvenmek istiyordu. Tyrell’lerin evlilik teklifine bu nedenle sıcak bakıyordu… KL’ten uzakta olmak istiyordu.

Dontos istediklerinin senin varislik hakkın dediğinde bunu doğru olduğunu hissediyor ama yine de bu durumdan kurtulmak için Willas’ın zamanla onu seveceğine kendini inandırarak bu evliliğe sıcak bakıyordu.
Ama en sonunda onlar tarafından terk edilince kendini kötü ve ihanete uğramış hissediyor. Halbuki Margaery, Joffrey gibi bir cani ile evlenmekten Sansa’nın onun hakkındaki gerçeği söylemesi sayesinde kurtuldu. Hatta Sansa, Margaery Joff’la evlenecek diye ona acıdı bile…

‘‘The invitation seemed innocent enough, but every time Sansa read it her tummy tightened into a knot. She’s to be queen now, she’s beautiful and rich and everyone loves her, why would she want to sup with a traitor’s daughter? ’’ - Sansa I, ASOS

‘’Does she want me to love her too? She studied the invitation, which looked to be written in Margaery’s own hand. Does she want my blessing? Sansa wondered if Joffrey knew of this supper. For all she knew, it might be his doing. That thought made her fearful. If Joff was behind the invitation, he would have some cruel jape planned to shame her in the older girl’s eyes. Would he command his Kingsguard to strip her naked once again? The last time he had done that his uncle Tyrion had stopped him, but the Imp could not save her now.’‘ - Sansa I, ASOS

‘’Even if Dontos was right, and it is Winterfell he wants and not me, he still may come to love me for myself.’’ - Sansa II, ASOS

‘But she had not forgotten his words, either.The heir to Winterfell , she would think as she lay abed at night. It’s your claim they mean to wed .‘‘ - Sansa II, ASOS

‘‘ None of the Tyrells are here , she realized suddenly.’‘ - Sansa III, ASOS

‘‘And here Sansa found the Tyrells. Margaery gave her such a sad look, and when the Queen of Thorns tottered in between Left and Right, she never looked at her at all. Elinor, Alla, and Megga seemed determined not to know her.My friends , Sansa thought bitterly. ’‘ - Sansa III, ASOS

Serçeparmak:

Serçeparmak kısaca Serçeparmak. Pek de bir şey demeye gerek yok. Sansa’yı sürekli taciz ediyor, onu kendi emelleri için kullanıyor… en başta da zaten ailesinin başına gelenler hep SP’ın suçu…
Sansa, özellikle teyzesinin onu öldürmeye kalkmasından sonra kendini ona muhtaç görüyor. Onunla çarpık bir ilişki kuruyor Petyr hem babası gibi davranıyor hem de onu öpüyor, onu hem kendi oyunlarında kullanıyor hem de oyunu oynamayı öğretiyor. Sansa ondan bir şeyler öğreniyor ama gerçek SP’ın yüzünü de aslında sadece o fark edebiliyor. Petyr ile SP arasındaki farkı görüyor ve Serçeparmk’ın onun arkadaşı olmadığını biliyor.

He was Petyr, her protector, warm and funny and gentle … but he was also Littlefinger , the lord she’d known at King’s Landing, smiling slyly and stroking his beard as he whispered in Queen Cersei’s ear. And Littlefinger was no friend of hers.

“We shall serve him lies and Arborgold, and he’ll drink them down and ask for more, I promise you.”

“You see the wonders that can be worked with lies and Arbor gold?”

Lies and Arbor gold, she thought. “I am Alayne, Father. Who else would I be?“ (AFFC, SANSA I)

Gördüğünüz gibi Sansa’nın etrafında saf iyi niyetlerle onun yanında duran biri maalesef yok. Sansa’nın karakterini ilginç kılan da bu… Sansa’nın etrafı ülkedeki en tehlikeli insanlarla çevrili ve yalnız… Ama o yine de şahit olduğu tüm korkunçluğa, nefrete, ihanete, acımasızlığa rağmen hala iyi biri olmak istiyor ve hala sevmek sevilmek, insanları memnun etmek istiyor. Hala çevresindekilerle ilgileniyor… Etrafındaki taht oyunları oyuncularından hep bir şeyler öğreniyor ama kendi özünü değiştirmiyor. Onun hikayesi ejderhalarla, suikastçilerle ya da yürüyen ölüler ile değil… oyunu öğrenmek ve piyon olmaktan çıkıp oyuncu olabilmekle ilgili. Sansa da bu yolda ilerliyor… ama bunu diğerleri gibi güç kazanmak için değil… hayatta kalmak ve kaybettiklerini geri kazanmak için yapıyor. Çünkü zaten en başta oynamayı o istemedi ama buna mecbur edildi… Ama onun oynadığı oyun da diğerlerinin hikayede yüzleştiklerinden daha kolay değil… belki de en tehlikelisi…

I never asked to play. The game was too dangerous. One slip and I am dead

Evet arkadaşlar böylece Sansa’nın karakterini, davranışlarının arkasında yatan sebepleri kitap üzerinden anlatmaya çalıştım. Umarım size farklı bir perspektif sunabilmişimdir. Tabi ki Sansa’yı sevmek zorunda değilsiniz; sadece belki daha farklı yaklaşırsanız kendiniz de şaşırabilirsiniz ya da daha anlayışla bu karakteri ileride ele alabilirsiniz diye düşündüm…

Bu konuda eğer sevdiğiniz karakterleri yerdiğimi düşünüyorsanız özür dilerim dediğim gibi niyetim bu değildi… Herhangi bir “ship”’e karşı da yazmış olma amacında değilim. Bu konuyu sadece Sansa üzerinden ele almayı çalışmanızı rica ediyorum. Diğer karakterlere ilişkin tabi ki de yorum yapabilirsiniz ama konuyu başka yerlere çekmemek için cevap vermezsem lütfen yanlış anlamayın :slight_smile:

Kitapta bunların dışında değinmediğim ama sizleri rahatsız eden başka hususlar varsa lütfen yorumlarda belirtin onları da açıklamaya çalışayım. Ayrıca diziye ilişkin de bazı noktaları açıklamamı/benim düşüncemi isterseniz onlara da seve seve cevap veririm… (kötü senaryo deyip kestirmemeye çalışırım :slight_smile: )

Okuduğunuz için teşekkürler…

4 Likes

#6

Sandor,Sansa ya tecavüz etmedigi icin pismanlık yasamadı,Arya yı tahrik etmeye çalışıyordu.Ölmek isteyen bir adamın tahrik cabalariydi bu konu dizide de islendi.Sandor,Sansa ya tecavuz etmek istese ederdi.Bunun icin firsati vardi.Sansa’nin odasinda ikisinden baska kimse yoktu ustelik korkutuk sarhostu ! .peki o ne yapti ? bicak zoruyla sarki soyletti.eve gitmek ister misin ? diye sordu.istese o sarkiyi guzelliklede okuturdu.Sansa yı kandirirdi.Herseyi yapardi ama yapmadi.Sandor,Sansa ile tanismadan evvel Joffrey’in sadık kopegiydi.Ned stark’tan nefret ediyordu.Karanlik tarafi agir basiyordu.O da degisimini Sansa ile yasadı.Onu tecavuzden kurtardi.Joffrey’i itmeye yeltendiginde (Babasinin kafasini gosterdigi bolum) onu durdurdu.İntihar tesebusunun onune gecti.Sansa , dayak yerken Joffrey’in yaninda “Yeterr” diye bagiran oydu.Sansa ya karsi kullandigi uslubun sebebi ise Sansa nın onun yuzune bakmaması idi.bu onda asagılık duygusu yaratti ki,Sandor zaten kaba konusan bir adamdı.

Demem o ki ; Sansa’nın psikolojisini anlatırken diger etmenleri goz ardi etmeyelim.Dizideki Sansa ya karsi notrum ama kitapdakini seviyorum.bunu da soylemeden gecmeyeyim.

3 Likes

#7

Bu konu Sandor hakkında değil… ve kitapta yaptıkları gayet açık… onun niyetini bilemem… ama onun ne dediğini ne yaptığını görüyorum…O küçük bir kızın göğüslerine yorum yapan birisi… bir kızın odasına girip saklanan birisi… onu yatağa yapıştırıp boğazına bıçak dayayan birisi… sence ilk niyetinin ne olduğu gayet açık değil mi? Bu manzarayı görsen… ah zavallı adam kendine kibar davranan kız onun çirkinliğine bakmaya dayanamıyor diye sadece onu korkutuyor mu dersin? Lütfen… tamam Sansan fanı olabilirsin ama bu kadar da yapmayın… Gerçekten yapmayın! Yorum için teşekkürler… bu hususta başka bir şey demeyeceğim. Bu konuyu lütfen Sansan ya da Sandor başlığında tartışmanı rica ediyorum.

2 Likes

#8

Herkese acık bir alanda yorum yapıyorsun,başlık acıyorsun.Kendince bazı tespitler yapıp paylasıyorsun.Sonrada biz cevap yazinca kiziyorsun.Konumuz Sandor degil diyorsun ama Sandor ile ilgili ornekler vermisin.Bende o isin baska boyutu var dedim.Yani gayett de konu ile alakali yorum yaptim ! Verdigim cevabin hosuna gitmedigi anlasiliyor ams hata bende cevap yazmamaliydim.bundan sonra senin basliklarindan uzak durmaya dikkat ederim.bu arada fanboy falan degilim burda vakit olduruyorum.

2 Likes

#9

eline sağlık yine çok güzel yazmışsın :clap::clap::clap:

ben nişanın sahte olduğunu düşünmüyorum, el olması o bahaneyi veriyordu zaten
sadece buna ve bende Sandor’a itiraz edeceğim. Sandor hep kendini bence olduğundan farklı gösterdi. daha doğrusu insanların olmasını beklediği şekilde gösterdi. Ama bence o şair ruhlu denir ya öyle bir karakterdi. Abisinin tam zıttı olan ve Sansa ya dost gibi davransa gardını indireceğini biliyordu.

1 Like

#10

İlk başta Ned, Sansa’nın Joffrey ile nişanlanması hususunda kararsızken, Arryn’nin ölümünü öğrenince evet nişan yapılmak zorunda… onlara şüphelenmeleri için bir neden vermemeliyiz diyor. Sonra da Trident olayında aslında Joffrey ile kızını kesinlikle evlendirmemeye karar veriyor ama oyunu sürdürüyor. Bunu demek istedim… :slight_smile:

Sandor hakkında aslında hiçbir şey demedim… Sansa’nın onu nasıl gördüğünü anlattım. Bu konuda Sandor’un kişilik problemlerini ele almak gibi bir niyetim yok… Tabi ki herkes istediği gibi düşünebilir. Ben sadece kitaptan parçaları veriyorum ve Sansa’nın durumunu anlatmak istiyorum :slight_smile:

1 Like

#11

Bu Sansa başlıkları sosyal deney ya da ajans işi değil mi ? Muhtemelen bir ajans makale yazar gibi Asoiaf serisinin en gereksiz karakterini sosyal medyada parlatıp portföyünde müşterilerine imkansızı bile parlatır ve satabiliriz diyecek. Ya da ‘‘bakın, nasıl dikkat çekebiliyor, insanların algılarıyla oynayabiliyoruz’’ şeklinde müşteri kovalayacak. Sansa karakterine dair bu kadar cümle kurulması ve sayısız konu açılması, hem de bu konuların itina edilerek, editör dokunuşundan geçmiş sunumlar şeklinde açılmasının izahatı olamaz.

Belki de medya ve basın yayın bölümlerinde bir yüksek lisans tezi hazırlanıyordur bilemiyorum, aklıma bu ikisininden başka birşey gelmiyor.

Bildiğim birşey varsa o da ‘‘bu seriyi seven Sansa’yı sevmez, Sansa’yı seven de bu seriyi sevmez.’’

Bu seriyi okuyup Sansa karakterini bu kadar ilgi çekici bulabilen hiç kimse doğal hayatta yoktur. Sansa’yı sevmeyi geçtim fanı olanların nasıl bir hayat yaşadıklarını merak bile etmiyorum, zira öyle bir dünya yok.

0 Likes

#12

Başkası adına utandım… teşekkürler. Yorum için sağ ol :slight_smile:

0 Likes

#13

Utanmayın, göreviniz ve sorumluluklarınız var. Biz ise seriyi sadece keyif için okuyan fantastik edebiyat severleriz :wink:

0 Likes

#14

Ned Stark’ın bir picinin olmasının aileyi kötü bir noktaya çektiği yok. Westeros’ta piclere çok sık rastlanıyor. Kimse de bu durumu yadırgamıyor. Günümüz gibi değil yani. Hatta Catelyn kendi POV’unda Ned’in bir picinin olduğuna şaşırmadığını, daha önce de bir sürü lordun piç peydahladigini söylüyor. Bu çok yaygın bir durum yani. Bir sürü lordun pici var ve kimse de bu lordun piç çocuğu varmış diye haneye kötü gözle bakmıyor. (Ned Stark’ı yakından tanıyanlar Ned’in karakterini bildikleri için picinin olmasına şaşırıyorlar. Bir lordun piçinin olmasına değil.) Stark ailesinde bir picin olmasının aileye bir zararı yok. Sansa’nın değeri falan düşmüyor yani.

Ailenin adına bir hakaret değil evet ama Catelyn’e hakaret. Yalnız şöyle bir nokta var kitapta bu belirtiliyor. Catelyn aslında aldatılmasını çok da umursamıyor. Tüm derdi Jon’un onlarla yasaması. Ned için uzaktaki bir düzine pice katlanabilecegini ama burnunun dibindeki Jon’a katlanamadigini söylüyor. Picler uzakta yaşıyorsa Ned’in onu 12 kere aldatıp piç peydahlamasi umrunda değil. Bu da ilginç bir nokta. Kizmasi gereken asıl şey kocasının onu aldatması olmalıydı. Catelyn’ in Jon’u kalede istememesini anlayabiliyorum tabi ki ama Jon’dan ölüm döşeğinde olmasını isteyecek kadar nefret etmesini aklamıyor bana göre. Sonuçta Jon masum bir çocuktu.

Sansa hakkındaki fikirlerime aşağıda değineceğim. Şu an Catelyn hakkında konuşuyorum. Catelyn’ in Jon’a davranışlarını uzaklık ve soğukluk olarak değil psikolojik şiddet olarak değerlendiriyorum ben. Öncelikle Jon Cat’ten korkuyor. Bran düştüğü zaman kaledeki herkes onu ziyaret ederken Jon canından çok sevdiği kardeşini tam 15 gün ziyaret edemiyor. Sebebi Catelyn’in odada olması. Catelyn’in tek problemi soğuk olmasi olsaydı odaya girmeye bile korkmazdı Jon.

“Bran,” dedi. “Daha önce gelemedim affet beni. Korkuyordum.”

Önceki satırlarda da Cat odada olduğu için girmediğinden bahsediyordu. Korktuğu şeyin Catelyn olduğu ortada. Elbette ki onu döveceğinden öldüreceğinden falan korkmuyor. Catelyn’in onu psikolojik olarak incitmesinden korkuyor. Demek ki daha önce yapmış bunu.

““Jon.” Yürümeye devam edebilirdi ama Leydi Stark ona ilk kez adıyla hitap etmişti.”

15 sene birisiyle aynı yerde yaşıyor, her gün görüyor ve ona ilk kez adıyla hitap ediyor. Demek ki çocuğa hitap etmesi gerektiği zaman piç diyor. Bunun Jon’a hissettirdiklerini düşünemiyorum. Bunlar gayet de yaralama amaçlı yapılan şeyler. Resmen kocasını yaralayamadığı için masum bir çocuğu yaralamaya çalışıyor ve başarılı da oluyor.

Tabi beterin beteri var. Cersei gibi bir üvey annesi olsaydı Jon bu kadar bile yaşamazdı herhalde :smile: Cat’e şükretmeliyiz belki de :smile:

Diğer kardeşler de Jon’un yüzüne piç kardeşim demiyor ki. Kendi Povlarinda düşünürken piç kardeş olarak düşünüyorlar birkaç kere. Yoksa yüzüne piç dedikleri falan yok. Robb Jon’u aglattiginda çok küçüktü ve muhtemelen picin ne anlama geldiğini anlamıyordu. Ne Robb ne Arya ne Bran Jon’u piç olduğu için diğer kardeşlerinden ayrı görmüyor.

Buna katılıyorum. Uzaklık ve soğukluk budur iste Cat’in davranışları değil. Sansa genel olarak Jon’a uzak davrandıysa da ona kaba davrandığını düşünmüyorum. Bu Sansa’nın kişiliğine aykırı bir şey zaten. Eğer kaba bir davranışı olsaydı Jon’un POV’larinda bunu görürdük çünkü Catelyn aklına geldiğinde onu hiç de iyi anmıyor. Sansa aklına geldiğinde ise bu sekilde olumsuz bir düşüncesi olmuyor. Yoren’i görünce Jon icin üzülmesi de onun Jon icin iyi dilekler diledigini gösteriyor. Jon’un en az sevdiği kardeşi Sansa Sansa’nın da Jon bu da bir gerçek tabi ki ve Sansa onu digerleri kadar kardeş olarak görmüyor.

Bu ikisi çok farklı ama. Jon’un terk etmek isteme sebebi Winterfell’de bir yerinin olmaması. Gidecek başka bir yeri olmadığı için Sur ihtimaline tutunuyor. Çünkü Ned’ e bir şey olduğu an Catelyn’in onu kapının önüne koyacağını biliyor. Nitekim de öyle oluyor. Ned güneye gideceği zaman Cat onu orada barındırmıyor. Piç olarak yapabilecekleri çok sınırlı zaten. Onunki hevesten çok bir mecburiyet.

“Geceler boyu, kardeşleriyle yan yana yatarken uyumuyor ve bunu düşünüyordu. Robb bir gün Kışyarı Lordu olacaktı ve emrindeki büyük ordulara Kuzey Muhafızı olarak kumandanlık yapacaktı. Bran ve Rickon onun sancak beyleri olacaklar ve ağabeyleri adına karakolları yöneteceklerdi. Kız kardeşleri Arya ve Sansa diğer büyük hanedanlardan prenslerle evlendirilecek ve kendi kalelerinin hanımları olmak üzere güneye gideceklerdi. Peki, Jon gibi bir piç ne kazanmayı umabilirdi?”

Kardeşleri Lord, Leydi olurken Winterfell’de sonsuza kadar barinamayacagini biliyor ve gidebileceği tek yere gitmek istiyor.

Yanlış anlaşılmasın Sansa’nın güneye gitmek istemesini eleştirmiyorum. Haklı. Ben de öyle isterdim :slight_smile: Cezbedici bir yer çünkü güney. Ve tabi ki Kraliçe olmak istemesi de dünyanın en normal seyi. Westeros leydilerinin neredeyse hepsi Kraliçe olmak istiyor zaten. Margaery bunun için neler yaptı. Cersei gençken ne hayaller kurdu. Bu niye eleştiriliyor anlamiyorum ben de :slight_smile:

Bu hangi kural ya? Böyle bir kural yok. Üst sınıf biri alt sınıfla gayet de arkadaş olabilir. Sansa olamayacağını düşünüyor sadece. Ilk kitapta kibirli çünkü Sansa. Mesela Jon da Kara Kaleye ilk geldiğinde lord çocuğu olduğu için diğerlerine kibirli davraniyor.

Buna katılmıyorum. Sansa’nın Arya’nın davranışlarını göstermelerinin nedeni Ned’in onu kısıtlaması değil. Kişilik yapısı ve annesinin onu yetiştirme şekli. Leydileri genelde anneleri ve septalar yetiştiriyor. Ned elbette baba olarak leydilere uygun davranışları söylüyor ama öyle davranmadiginda da Arya’yı hos goruyor. Bunun sebebi de muhtemelen babasının Lyanna’ya yaptığı baskıyı yapmak istememesi. Aynı davranısları Sansa yapsa onu da hoş görürdü niye görmesin. Sansa yapınca kızdığı Arya yapınca kızmadıgı bir sey hatirlamiyorum.

Genel olarak Arya ve Sansa’nın davranışlarının karşılıklı olduğunu ve ilişkilerinin bozuk olmasında ikisinin de suçu olduğuna katılıyorum.

Ellerine sağlık :slight_smile: uzun yazmışsın bayağı :smile: Şimdilik bu kadarını yorumlayabildim :smile:

0 Likes

#15

Öncelikle kibar yorumun için teşekkürler.
Cat ve Jon ilişkisi için Grrm şöyle diyor:

“Mistreatment” is a loaded word. Did Catelyn beat Jon bloody? No. Did she distance herself from him? Yes. Did she verbally abuse and attack him? No. (The instance in Bran’s bedroom was obviously a very special case). But I am sure she was very protective of the rights of her own children, and in that sense always drew the line sharply between bastard and trueborn where issues like seating on the high table for the king’s visit were at issue. And Jon surely knew that she would have preferred to have him elsewhere.

George R. R. Martin on the Catelyn-Jon dynamic

Grrm, Cat Jon’a kötü muamelede bulunmadı ama onunla arasına bir uzaklık koydu diyor. Bran’in odasında olanların ise çok istisna ve özel bir durum olduğunu söylüyor. Çünkü Cat’in o andaki durumu içler acısıydı kendini tutabilecek durumda değildi. Ve yine Grrm Cat’in kendi çocuklarının hakkını korumak hususunda katı olduğunu ve meşru ve piç arasındaki farkı göz önüne soktuğunu söylüyor. Yani Cat çocuklarını korumak durumunda.
Ayrıca unutmayalım ki Cat’in Jon’a karşı hiçbir sorumluluğu yok… Ne Jon’a ne de Ned’e bir şey borçlu değil. Eğer Jon’un zarar gördüğü bir durum olsaydı Ned araya girerdi/girmeliydi… Cat ikisine de bir şey borçlu değil. Jon’un ebeveyni Ned… Cat değil. (istismar denebilmesi için arada bir sorumluluk bağı olması gerekir)

Küçük lordların uzaklarda fahişelerden yaptığı çocuklar ile Ned gibi en büyük krallıklardan birinin başındaki bir Lord’un piçinin olması aynı değil. Tywin, Mace Tyrell, Jon Arryn, Doran Martell, Stannis, Balon, Hoster Tully, (Robert, Robert olduğu için geçiyorum) bunların bildiğim kadarıyla piçleri yok. Grrm kolayca bu baştaki kişilere de piçler verebilirdi ama yapmadı bu da Ned’in durumunun kendi statüsündeki biri için nadir olduğunu gösteriyor. Bu büyük bir olay…Ailenin ve Kuzey’in başındaki adamın onurunu zedeliyor… doğal olarak da aileninkini de.
Cat, savaş zamanı erkeklerin başka kadınlarla düşüp kalkmamasını düşünmek gerçekçi olmaz diyor. Ama aldatsın canım ne olacak da demiyor. Ve Cat bir Tully: AİLE, GÖREV, ONUR! Ama Ned’in tutup onu getirmesi hem Cat’e hem Cat’in çocuklarına hakaret.

Kardeş olarak tabi ki görüyorlar ama onun piç durumunun da farkındalar. Yani kimse Jon’un WF’deki konumunun yarattığı durumu inkar etmiyor. Gerektiğinde o farkı onlar da görüyor… bunu demek istedim :slight_smile: Ayrıca, Cat haklı da çıkıyor kitapta; Robb meşru kardeşlerinin hakkını çiğneyerek Jon’u varisi ilan ediyor. Ama haklı ama haksız. Cat’in korkuları gerçekleşiyor.

Evet daha farklı olduğu konusunda haklısın ama çok da değil; mesela ikisi de WF’de ömür boyu yaşamayacaklarını biliyor. Jon, GN’e katılmak zorunda değildi. Ned’in piçi olarak aslında prestijli bir konumda… Kitaplarda soylu piçlerin avantajlı evlilikler yaptığı biliyoruz. Benjen de Jon’un bir yerlerde aile kurabileceğinden bahsediyor. Ned de eğer Jon isteseydi bunu sağlayabilirdi. Yani GN tek gidebileceği yer değil, evlenip bir yere lord bile olabilirdi… bir lordun yanında yaşayabilirdi. Ama Jon, aile kurma fikrine karşı çünkü bir piçin aile kurması ona uzak geliyor bir piç olarak utanmadan yaşayabileceği bir yere gitmek istiyor; bu utanç da daha çok onun kendi durumunu maalesef kabullenememesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle Jon’un tek gidebileceği yer GN değildi aslında…

Yazılı olmayan sosyal toplum kuralları var… Bir leydinin uyması beklenen. Arya, prenses ve prenslerle vakit geçirmek yerine Mycah’ın yanına gidiyor bu da yakışık bir şey değil. Sansa onun için bahane uydurmak zorunda kalıyor. Bu da onlardan neler beklendiğini anlatıyor sanırım. Bir leydinin alt sınıftan biriyle açıkça arkadaşlık yapması yakışık değil ve kabul görmüyor.

Aslında örneklerini gösterdim. Sansa ile Arya kavga edince Ned Sansa bir şey deyince ona Yeter diyor… onu odasına yolluyor… Onun katılmak istediği etkinliklere/gitmek istediği yerlere gitmesine izin vermiyor. Ona hiçbir açıklamada bulunmuyor… İlk kitabı hatırlarsan Ned’in Sansa ile tek başına doğru düzgün bir iletişimde bulunmadığını fark edersin. Ned tabi ki ikisini de seviyor ama Sansa’yı bir leydi gibi gördüğü için onun yaptıklarına daha çok tepki gösteriyor. Sansa da babasının kendisine ve kardeşine karşı davranışlarındaki farklılığı gördüğünü açıkça dile getiriyor. Biz ya da başkası görmeyebilir ama ben konuda Sansa’nın düşünce ve hislerini ele almaya çalıştım özellikle…

Teşekkür ederim… ben de yorumunu beğendim, mantıklı ve kibar buldum (Aslında diğer karakterlere ilişkin yorumlara cevap vermeyecektim ama yorumun kibar ve tutarlıydı ben de cevap vermek istedim :slight_smile: ) Daha iyi açıklayabilmiş olmayı umuyorum. Yorum için teşekkürler…

0 Likes

#16

Aslında konu dışı olacak biraz kusura bakma ama daha önce üstünde düşündüğüm bir konu olduğu için gördüğümde Piranha kesildim :grin:.

Bana kalırsa Jon’un sura katılma sebebi bu çocukta bir hırs olması. Küçükken Daeron Targaryen’i okuyup gaza gelmeler, fatih olmayı istemeler… Ama o akşam yemeği Jon’un yüzüne gerçekleri vurdu. Ne yaparsa yapsın asla kardeşlerinin konumuna çıkamayacaktı. Küçükken fatih olmayı isteyen birisi için bu durum oldukça küçültücü bir şeydi. Eğer Jon “abi bir ev bir araba kim daha ne ister” kafasında birisi olsaydı eğer evet sıradan bir evlilik yapabilir ve mutlu mesut yaşayabilirdi. Ama Jon bunu istemiyordu. Yükselmek istiyordu. Ama bir yandan yükselmesi de canı gibi sevdiği kardeşlerinin hakkını gasp etmek anlamına geliyordu ki bunu umursamasa bile zordu. Bu yüzden bu çelişkilerden bıktı ve kariyerini piçliğin bir önemi olmadığı gece nöbetinde sürdürmeye karar verdi. Lord kumandanlık da gayet prestijli bir iş ne de olsa.

2 Likes

#17

Haklısın. Özellikle Robb’un gölgesinde büyümüş olmak da bence bunda etkili olmuş olabilir. Kendine ait bir şeyler kazanmak istemesi gayet anlaşılabilir. :slight_smile:

0 Likes

#18

Öncelikle başlık için teşekkürler. Kabul etmem gerekir ki Sansa, benim seride en çok eleştirdiğim karakterdir ve zaman zaman aşırıya kaçmış olduğumu itiraf ederek bir öz eleştiri yapmam gerektiğini de düşünüyorum. Yalnız tekrar belirtmem gerekir ki ben daha çok onun ilk kitapta yaptıklarını eleştiriyorum yoksa sonrasında yaşanmışlıklara karşı değil. Hatta Vadi’de olduğundan beri kendisine karşı bir sempatik bir şeyler duyar gibi bile oldum; belli belirsiz. Bakalım sonraki kitaplarda duygularım ne olacak.

Sansa’nın tipik bir “leydi” olduğu ve mevcut düzenin temsilcisi olduğunu düşünmüşümdür; var olan düzene boyun eğen, benimseyen, kabul eden, savunan ve tabiri caiz ise bulunduğu kalıbın şeklini alan. Arya ise bunun tam tersini temsil eden bir karakter; mevcut düzenin karşısında olan, boyun eğmeyen, benimsemeyen ve reddeden ve sokulmak istenilen kalıbı kırıp parçalamak isteyen.

Aslında GRRM’in yazarlığının harikalığını buradan da görebiliyoruz; “kurgusal” olarak harika bir temsil ile durumu iki kardeş ile birlikte gösterdiğini düşünüyorum. İki kız kardeş, aynı anne ve babadan olma ama biri düzen temsilcisi iken diğeri ona asi. Bence sırf Arya ve Sansa’nın üzerine yazılacak bir hikayeden bile muazzam bir hikaye çıkar ve bize çok şey anlatır.

Bu çok doğru bir tespit. Ortada bir “düzen” var ve biri bu düzeni savunurken diğeri savunmuyor ama toplumun diğer üyeleri gibi Sansa da “uyumsuz” olanı düzelterek, düzenin içine sokmaya çalışıyor. Yani bizim evrenimizde bile sürekli olan bir şey; uyumsuzu tespit et, düzenin içine sok. Sansa ve Cat’in hatası hep bu oldu Arya konusunda; onu olduğu gibi kabullenmek yerine düzen içinde eritmek istediler. Bütün temel olay bundan kaynaklı aslında. Misal Jon’un yaptığı gibi Arya’nın bu halini kabullenseler idi hiçbir sorun yaşamazlardı. İki kız kardeş arasında da hiçbir uçurum olmazdı.

Ya bu kısımlara ben karakterler üzerinden ziyade verilen mesaj üzerinden yaklaşılıyorum, sakıncası yoktur inşallah çünkü GRRM bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor, buna da değinmek yazarın yaptığına saygı göstermek bence, iki kardeş olayı sadece bir paravan.

Neyse, zaten Sansa da Arya ile olan bu zıtlığın sebebini bir türlü çözemiyor; sanırım şöyle diyebiliriz, benim kardeşim olduğuna göre bana benzemesi gerekirdi ama benzemiyor! Bundan da hoşnut olmuyor ve bir ara Jon gibi piç olsa gerek, tam olarak onun kanından olmayabileceğini düşünürmüş. Soylu özellikler olarak görüyor Sansa, kendi tipik leydilik ve sanırım görüntüsünü ama Arya, Sansa’nın soyluluk kıstaslarını karşılamadığı için(zaten sen de farklı bir şekilde dile getirmişsin bunu) sürekli olarak kız kardeşinden hoşnutsuz bir ruh haline bürünüyor ve ona at suratlı gibi isimler takıyor ki bu çok kaba bir hareket. Sansa’nın yanlış kıstasları var yani. Bence bu, Arya’ya karşı davranışını savunulacak bir şey değil. Yani ortada yamuk fikirler ve o yamuk fikirlere göre bir hal davranış sergilenmesi var; ortaya da yanlış eylemler çıkıyor. Bunun alt yapısını anlayabiliriz, buna lafım yok; anlıyorum da zaten ama bu, o eylemleri kabullenmemiz gerektiğini, hoş görmemiz gerektiğini de göstermez. Yani “anlamak” demek “kabul etmek” demek değildir.

Sansa, iki yıl arayla doğmuş iki kız kardeşin nasıl bu kadar farklı insanlar olduğunu anlayamıyordu. Arya, ağabeyleri Jon gibi bir piç olsaydı her şey daha kolay olurdu. Jon’a benziyordu zaten. Leydi annesinin soylu özelliklerinden hiçbiri Arya’da yoktu. Jon’un annesinin halktan bir kadın olduğunu duymuştu. Sansa küçük bir kızken, yaratıkların gerçek kız kardeşini çalarak Arya’yla değiştirmiş olabileceğini düşünmüş ve annesine söylemişti bunu. Annesi gülerek hayır demişti. Arya onun kızıydı ve Sansa’nın öz kardeşiydi. Kanının kanıydı. Annesinin yalan söylemesi için bir sebep olmadığına göre anlattıkları doğru demekti.

Bu arada Sansa ona “at surat” demiyor falan demişsin de doğru değil.
She bit her lip, groping for another name. Lommy had called her Lumpyhead, Sansa used Horseface , and her father’s men once dubbed her Arya Underfoot, but she did not think any of those were the sort of name he wanted.

Theon: " “Arya Underfoot. Your sister used to call you Arya Horseface .”

Arya: To her sister and sister’s friends and all the rest, she had just been Arya Horseface .

Kıza bir isim takmış, Kışyarı’nın diline dolanmış; herkes atsurat diye dalga geçmiş kızla. Haliyle kızın özgüveni de düşmüş ve bir noktadan sonra güzel olmayı umursamaz olmuş ama bu hala içinde bir ukde yara halinde kalmış çünkü 5 kitap boyunca hatırlıyor bunu ve korkunç bir lakap olduğunu düşünüyor. Bunu bile Sansa takmadı bu ismi, arkadaşları söyledi ama evet, söylemelerine engel olmadı diye geçiştiriyorsun.

Sansa’nın Jon’a karşı “hoşnutsuz” tutumu; Arya’ya olan tutumu ile aynı sebepten, tekrara girmeye gerek yok aslında. Bunun dışında Jon’un Joff’dan hoşlanmama sebebi senin bahsettiğin şeylerden de kaynaklı değil. Bu belki Sansa’nın “düşünce” tarzı olabilir, o böyle bir bahane kafasında söylemiştir, ona lafım yok ki tam onun tarzı bir düşünce ama işin özünde Jon’un karşısındakinin ne mal olduğunu anlama becerisi var. Görür görmez bir şeylerin yolunda olmadığını sezinleme, fark etme; görme meselesi. Bran’ın ilk POV’undan beri Jon’un gözlerinden hiçbir şeyin kaçmadığını sık sık vurgulanıyor; Cersei’nin davranışlarından tut; Ned’in davranışlarına hatta Joff’un bakışlarına kadar her şey dikkatini çekiyor ve hoş olmayan şeyler sezinliyor.

Jon prensin memnuniyetsizlikle kıvrılmış dudaklarını ve Kışyarı’nın Büyük Salonu’nu kibirle süzen gözlerini hiç sevmemişti.

Bu ailede uyanık olan yegane kişiler; Jon ve Arya zaten, alayı önüne gelene güvenen tipler. Arya görünürde hiçbir sebep yok iken Bolton’a bile kimliğini açığa vuramamıştı ama ortada bir gerekçe de yoktu, içgüdü işte.

Haliyle burada yine Sansa’nın Jon’a karşı davranışı ve düşünceleri “hoş” görülemez; ona karşı duyguları yeni değil ki öncesinde de böyle idi. Piç olmanın ne demek olduğunu anladığından beri Jon’a karşı böyle davranışlar sergilemiş. Kitap boyunca kötü davranış görmezsin zira ilk kitap boyunca yan yana gelip iki kelam dahi etmiyorlar. Dikkatini çekerim Jon gidip Sansa ile vedalaşmıyor bile. GRRM gerek görmemiş böyle bir etkileşime. Ayrıca Arya dışında Sansa’nın ilgi alanlarına vs. aptalca diyen başka hangi kardeşi var ki? Sansa’nın tipik ve düzene uygun bir leydi olduğunda hemfikirdik? Haliyle zaten ilgi alanları da herkes için olması gereken ilgi alanları.

ASOIAF evrenindeki sosyal düzeni en iyi anlayanlardan biriyim sanırım, bunu da açıkça söylerim zira çok kere bu “düzen” meselesinde millete dert anlatmaya çalıştığım anlar olmuştu.

Öncelikle “piç” çocuk sahibi olma meselesi sanıldığının aksine Batı’da aileye çok da leke süren bir durum değil çünkü neredeyse tüm ailede piçler var ve kimsenin gururuna dokunmuyor. Yani aşırı derece yaygın bir olay; Dişi Ayı’nın bile 2 piçi var ve bundan utanıyor gibi görünmüyor. Sadece Ned gibi aşırı onurlu tipler için bu, utanç verici bir şey kabul ediliyor ama kalanı için “olağan” kabul ediliyor, bu da herkeste yaygın olması yüzünden “nasıl olsa herkes benim gibi” psikolojisi ile.

Cat için de sorun değil, koymuyor ona, seni temin ederim. Kendisi de söylüyor bunu. :slight_smile:

Jon Snow ve Catelyn Stark başlığını hazırlamıştım birkaç sene evvel.

Birçok erkeğin başka kadınlardan piçler peydahladığını bilerek büyümüştü Catelyn. Evliliklerinin ilk yılında, Ned uzak topraklarda savaştayken, bir kadınla yattığını ve kadının Ned’in piç oğlunu dünyaya getirdiğini öğrenmek onu şaşırtmamıştı. Her erkek gibi Ned’in de ihtiyaçları vardı. Evinden uzakta neredeyse bir yıl geçirmişti. Ned güneyde savaşırken, Catelyn babasının güvenli kalesinde Nehirova’da kalmıştı. Catelyn’in aklı çok az tanıdığı kocasında değil, meme emen oğlu Robb’daydı zaten. Savaş sırasında kocasıyla yatıp kalkan sokak kadınları umrunda değildi. Eğer Ned’in tohumları o kadınlardan birinin rahminde tutunursa, Ned gerekeni yapar, çocuğun ihtiyaçlarını giderirdi.
Fakat Ned bundan fazlasını yapmıştı. Stark erkekleri diğer erkeklere benzemiyordu. Ned savaş dönüşü piç oğlunu da yanında Kışyarı’na getirmiş ve bütün kuzeye “oğlum” diyerek tanıtmıştı. Catelyn, Nehirova’dan evi Kışyarı’na döndüğünde, Jon ve sütannesi kaleye çoktan yerleşmişlerdi.

Catelyn’in yüreği dağlanmıştı onları gördüğünde. Ned çocuğun annesi hakkında tek söz bile etmiyordu ama kalede sır saklamak kolay değildi. Hizmetkârlar, asker kocalarının anlattıkları hikâyeleri söyleyip duruyordu. Bu dedikodulara göre Genç Lord Eddard Stark, Aerys’ın Kral Muhafızları’nın yedi şövalyesinden en kıyıcı olanı, Sabah Kılıcı diye anılan Sör Arthur Dayne’i teke tek bir mücadele sırasında öldürmüştü. Daha sonra Eddard Stark, öldürdüğü şövalyenin kılıcını, şövalyenin Yaz Denizi sahillerindeki Kayanyıldız isimle kalede yaşayan güzeller güzeli kız kardeşine teslim etmek üzere yola çıkmıştı. Leydi Ashara Dayne ince uzun, büyüleyici menekşe rengi gözleri olan genç bir kadındı. Catelyn’in cesaretini toplayıp kocasının yüzüne karşı soru sorabilmesi iki hafta almıştı. Bir gece yataklarında yatarken hikâyenin aslı olup olmadığını soruvermişti.

Uzun evlilikleri boyunca Catelyn’in kocasından korktuğu tekgece o geceydi. Buz gibi bir sesle, “Bana asla Jon hakkında soru sormayacaksın,” diye bağırmıştı Ned. “Jon benim kanımı taşıyor ve senin bütün bilmen gereken de bu. Ve şimdi sen bana, bu hikâyeleri ve o adı nereden duyduğunu söyleyeceksin.” Catelyn korkuyla itaat etmişti kocasına. Ertesi günden itibaren bütün sesler kesilmiş ve Leydi Ashara Dayne’in adı bir daha Kışyarı’nda hiç anılmamıştı.

Jon’un annesi her kimse Ned onu gerçekten sevmiş olmalıydı. Catelyn’in söylediği hiçbir söz çocuğun onlarla yaşamasına engel olamamıştı. Bu konuda affedemiyordu kocasını. Evet bütün kalbiyle âşıktı Ned’e ama yüreğinde Jon’a karşı en ufak bir sevgi kırıntısı bile bulamıyordu. Ned’in hatırına, gözü önünde olmayan düzinelerce piç çocuğun varlığına katlanabilirdi ama Jon her zaman gözünün önündeydi ve büyüdükçe diğer bütün çocuklarından fazla Ned’e benziyordu. Bu her şeyden beterdi. “Jon buradan gitmeli,” dedi

Gördüğün üzere Cat’e koyan aslında Ned’in bir piç çocuk sahibi olması değil. Bunu olağan karşılıyor çünkü herkesin var. Ned isterse bir düzine sahip olsun kaile almazmış ama Jon’un gözünün önünde olup, Ned’in Jon’un annesini çok seviyor olduğu gerçeğine ve üstüne Jon’un, doğurduğu bütün çocuklardan(Arya hariç) daha çok Stark’a benzemesi, Ned’e benzemesi onu aşırı derece rahatsız etmeye başlıyor. Bu yüzden tüm nefretini oğlana yönlendiriyor. Bunu da anlıyorum aslında çünkü büyük ihtimal ile meşru oğlanlar Stark’a benzemes; babaya benzemez iken piç çocuk nasıl benzer? diye sorguluyor ve dahası bunu başkalarının da sorguladığını düşünüyor olabilir (çocukların Ned’den olmadığı şeklinde bir sorgulama değil bu, yani kanın daha ağır basması vb. şeyler.). Fakat bu, Jon’a karşı davranışlarını hoş göstermiyor. Oğlanın hiçbir suçu yok.

Piçlerin hiçbirinin kalelerde yaşamadığı yanlış; Robert’ın piçi Edric, kalede yaşıyor; Gerion’un piç kızı da ailesi ile birlikte yaşıyor ve Oberyn’nin piçleri aile içinde hatta halk içinde gayet saygın bir yerdeler, aşağılanmıyorlar. Büyük Targaryen Piçleri bile dönem dönem Kızıl Kale’de yaşadı, anneleriyle. Bunlar gibi sayısız örnek var. Batıda kadınların neredeyse hepsi eşlerinin piçleri ile uğraşıyor hatta bırak erkekleri, soylu-soysuz kadınların bile piçleri var(doğal olarak). Bence westeros düzenini pek çözemeyen sensin. :slight_smile:

Yani ortada Cat aşağılandı, bunun aşağılanmayı her gün yaşıyor ve Sansa da annesinin bu acısını ve aşağılanmasını her gün görüp içi cıs ettiği için Jon’a kötü gözle bakıyor, düşüncesi doğru bir çıkarım değil. Jon bir piç, soylu değil; ailede de böyle biri olması hoşuna gitmiyor, gerçek bu. Arya’nın da soylu özelliklerden yoksun olup “piç” olabileceğini düşünmüş olması gibi.

Yani tamam, Sansa’ya her şeyde acımasız gömmeyelim de hoş olmayan bir bakış açısını ve yanlış bir eylemi de yumuşatmaya çalışmayalım rica ediyorum. Sen hemen hemen her şeyini yumuşatmak, hoş göstermek için bir bahane sunmuşsun. Eeee bu kızın yanlışı, hatası vs. yok mu? Günahı yok mu? Arya bile hatalı, günahı var yeri geldiğinde hatta Jon’un bile ama bu kız günahsız mı? Hiç mi bencilce bir karar almamış etmemiş? Hepsi mi masumca ve saflıkla yapılmış şeyler? Yaptığın analizin hiçbiri objektif ve duygusallıktan uzak olduğunu iddia edemezsin, demedi deme. :slight_smile:

Mycah konusunda yapılanları savunulmasına dayanamıyorum gerçekten. Siz bir de olaya sürekli olarak “zaten babası ne mal olduğunu biliyor”, “oğlan zaten öldü” deyip hiçbir şey değişmezdi diyerek “yalanı” politik olmakla bir tutuyorsunuz. Hayır, arkadaşım. Burada mesele olmuş olanları engellemek değil, burada mesele ilkeli, onurlu ve dürüst olup; tüm cesaretiyle doğru ve haklı ne ise bunu yapabilmek ama Sansa bunu yapmak yerine sırf Joff’un gözünde güzel görünmek için “yalan” söylüyor çünkü kraliçe olacak. Mycah zaten onun için mide bulandırıcı bir çocuk, değersiz ve kıymetsiz; onun için prens ile olan ilişkisini tehlikeye falan atamaz!

Arya’nın sohbet etmekten hoşlandığı insanları tanıyordu Sansa; Şövalye yaverleri, seyisler, hizmetçi kızlar, ihtiyar adamlar, çıplak çocuklar ile soyları belirsiz ve dedikleri anlaşılmaz hürsüvariler. Arya herkesle arkadaşlık edebiliyordu. Mycah en beterleriydi. Bir kasabın oğluydu, on üç yaşındaydı, yabaniydi. Et arabasında uyuyor, leş gibi mezbaha kokuyordu. Çocuğun görünüşü bile Sansa’nın midesinin kalkmasına yetiyordu ama Arya onun arkadaşlığını ablasının arkadaşlığına tercih ediyordu.

Neyse şimdilik bu kadar. Kalan 4 yorumluk kısma belki sonra bir şeyler yazarım, okursam. Baya uzun olmuş başlık. :stuck_out_tongue:

Yalnız son yorumlarda Jon hakkında bir şeyler yazmışsın, onlara cevap vermez isem olmaz; Jon benim 1 numaralı karakterim zira :slight_smile:

Öncelikle Jon’un Sur’a gitme sebebi “piç” oluşundan kaynaklı “dışlanma” durumunun yarattığı ortam ki bunu yapan en başta zaten Cat’in kendisi. Jon’un sürekli olarak buraya ait olmadığını, defolup gitmesi gerektiğini sözleriyle olmasa bile gözleriyle ifade eden bir kadın. Yani Cat yüzünden Sur’a gitme isteği duyuyor çünkü Cat ve diğerlerin davranışları onun bu dünyada tabiri caiz ise iz bırakmasını sağlayabileceği tek şeyin orada olmasına inandı; piç diye hiçbir yerde adam yerine konmaz ama Sur’da bunun önemi yok, yükselebilir.

Cat’in Jon’u suistimal etmediğini söylemişsin çünkü “sorumluluğu” yok, demişsin. Bu çarpık bir bakış açısı. Bir kişinin bir başka kişiyi suiastimal etmesi için ona karşı bir “sorumluluk bağı” sahibi olması gerekmiyor. Çocuk askerler, işçiler ve tecavüze uğrayanlar vb. şeylerin alayı “çocuk istismarına” girer ve çoğu da zaten hiçbir kan-akrabalık bağı olmayan kişilerce meydana getirilir. Düşünsene mahkemede biri çıkıyor ve senin argümanı kullanıyor; “yaptığım suistimal değil çünkü bu çocuğa karşı hiçbir sorumluluk bağım yok, bir şey borçlu değilim!” Hakim de yerdi bu argümanı zaten.

Cat fiziksel olarak ona bir şiddet uygulamamış olabilir ama açık seçik psikolojik şiddet/suiastimal yapmıştır. Bunu doğal olarak Jon’un POV’larını okuyarak çıkartabilirsiniz.

Cat’in defalarca Jon’u bakışları ile taciz ettiğini görüyoruz ve dahası yediği her lokmada Cat’in ona karşı kininin arttığını hissedermiş, oğlanın boğazına diziliyor yedikleri yani. Böyle bir psikolojik ortamı hayal edebiliyor musun? Bakışları ile seni sürekli döven, aşağılayan ve yediğin bir lokmayı bile sana çok görüp, horlayan biri… Bran’a veda povunda gördüğümüze göre Cat’in davranışları zaman zaman Jon’un ağlamasına sebep oluyormuş ve ondan korkuyor oğlan. Robb ile “annem yine bir şey mi dedi?” diyor, yani yer yer Cat’in Jon’a ağır sözler kullandığını buradan zaten görüyoruz. Bu, bir günde veya o anlık oluşabilecek psikolojik bir durum değil, basbayağı yıllar süren “maruz” kalmalara karşı oluşan bir psikolojik vaka. Vallahi burada Jon gayet mağdur konumunda, Cat ceza bile alabilirdi herhalde çocuk istismarından bizim evrende yaşasa. Psikolojik şiddet de şiddete giriyor ve cezai suç gerektiriyor, bilginize.

2 Likes

#19

Bu konuda haklı olabilirsin ama şunu demek istiyorum: Arya’nın bunu aklından geçirdiği kısma şüpheli yaklaştım. Şu nedenle: Arya ilk önce Jeyne’nin ona böyle söylediğini söylüyor. Jeyne de bu ismi ben bulmuştum diye Theon’u düzeltme gereği duyuyor. Daha sonra Arya aklından Sansa bu ismi kullanmıştı diyor. Ama Arya’nın o aralar ailesinin ölümünü görmüş küçük bir kıza “weasel” dediğini de biliyoruz… Bu da beni biraz düşündürüyor. Ben bu konuyu dediğim gibi Sansa perspektifinden ele aldım ve Sansa’nın AGOT bölümleri boyunca (Arya ile ilişkisi en kötü durumdayken bile) Arya için bu sıfatı kullandığını görmüyoruz… Zaten Sansa’nın bir leydi olarak böyle konuştuğunu düşünmek bana ters geliyor. Ama belki de demiştir. Ama nasıl insanlar Sansa povlarına şüpheyle yaklaşıyorsa bu husus da ben de şüphe uyandırdı. Ama zaten buna gelinceye kadar Sansa daha kötü şeyler diyor bile… yani bu hususta onu korumak istemem. Anlatmak istediğim bu kötü muamelenin karşılıklı olduğu ve hatta Arya tarafından fiziksel boyuttaki örneklerine de rastlayabildiğimiz.

Bunu ben değil Grrm diyor.

“Mistreatment” is a loaded word. Did Catelyn beat Jon bloody? No. Did she distance herself from him? Yes. Did she verbally abuse and attack him? No. (The instance in Bran’s bedroom was obviously a very special case). But I am sure she was very protective of the rights of her own children, and in that sense always drew the line sharply between bastard and trueborn where issues like seating on the high table for the king’s visit were at issue. And Jon surely knew that she would have preferred to have him elsewhere.
George R. R. Martin on the Catelyn-Jon dynamic

Ve evet Cat, Jon’a karşı sorumlu değil. Jon, Ned’in önceki evliliğinden bir çocuğu değil. Cat, Ned’e karşı medeni haklara da sahip değil. Eğer Jon kötü muamele görmüş olsaydı bu Ned’in sorumluluğunda olurdu. İnsanların neden Cat’i suçlamaya çalıştığını anlıyorum. Çünkü Jon’u seviyoruz ve onun daha sıcak karşılanmasını isterdik. Ama bu Cat’in haksız olduğu anlamına gelmiyor. İlla iki taraftan birinin haksız olması gerekmez. Ve hayır Cat sırf Jon’a soğuk davranıyor diye ceza almazdı. Öncelikle suçun maddi ve manevi unsurları olayda yok… Zaten böyle bir hukuku uygulayabilmen için öncelikle Cat’in medeni haklara sahip bir kadın olması gerekir. (hukuk konusunda biraz daha haklı olabilirim…az biraz eğitimini aldım :slight_smile: )

Ned-Cat-Jon-Westeros kısmı için de farklı düşünüyoruz sanırım… diğer arkadaşa verdiğim cevabı verme gereği duyuyorum:

Küçük lordların uzaklarda fahişelerden yaptığı çocuklar ile Ned gibi en büyük krallıklardan birinin başındaki bir Lord’un piçinin olması aynı değil. Tywin, Mace Tyrell, Jon Arryn, Doran Martell, Stannis, Balon, Hoster Tully, (Robert, Robert olduğu için geçiyorum) bunların bildiğim kadarıyla piçleri yok. Grrm kolayca bu baştaki kişilere de piçler verebilirdi ama yapmadı bu da Ned’in durumunun kendi statüsündeki biri için nadir olduğunu gösteriyor. Bu büyük bir olay…Ailenin ve Kuzey’in başındaki adamın onurunu zedeliyor… doğal olarak da aileninkini de.
Cat, savaş zamanı erkeklerin başka kadınlarla düşüp kalkmamasını düşünmek gerçekçi olmaz diyor. Ama aldatsın canım ne olacak da demiyor. Ve Cat bir Tully: AİLE, GÖREV, ONUR! Ama Ned’in tutup onu getirmesi hem Cat’e hem Cat’in çocuklarına hakaret.

Mycah, zaten öldürülüyor ve Ned, Sansa’ya hak veriyor… Sansa’nın bulunduğu durumu anlayabilmeye çalışmalıyız. İki tarafla da bağı olan kişi o… Prens ve ailesinin kızdırırsa ileride bunun cezasını çekecek de o. Tabi ki kendi düşüncene bir şey diyemem. Anlatmak istediğim olayda en masumların Sansa, Mycah ve Leydi olduğu…

Yorumların için teşekkür ederim :slight_smile:

0 Likes

bu konuyu ayırdı #20

21 posts were merged into an existing topic: Jon Snow ve Catelyn Stark

0 Likes