Son Blackfyre

Uzun zamandır böyle birşey planlıyordum. Amatörce oldu ama umarım beğenirsiniz.

VOLANTİS’İN KİRLİ SOKAKLARI 1

Balıkçıların berbat sesleri ve iğrenç kokuları eşliğinde hızlıca yürüyordu. Bu korkunç meydandan bir an önce kurtulmak istiyordu. Duyduklarına inanmasaydı buna asla katlanamazdı.



Sonunda Tüccarın Evine gelebilmişti. Ortak alanda Westeros'lu olduğu anlaşılan askerlerin arkasında ki yere oturdu ve şekerpancarı çorbasıyla şarap istedi. Şaraptan büyük bir yudum aldı ve arkasındakileri dinlemeye koyuldu. Zaten buraya karnını doyurmak için gelmemişti. Asıl amacı hana gelen Westeros'lulardan kendisine ait olan birşeyi almasıydı.



Arkasında ki beş askerden en iri olanı şaraptan büyük bir yudum aldı ve elinin tersiyle ağzını silerek konuşmaya başladı. "Duyduğuma göre Gümüş Kraliçe Kuzeyde Starkları tekrar kuzey muhafızı ilan etmiş" Sivri burunlu, neredeyse dudakları yok denecek kadar ince olan adam alaycı bir ifade ile "Starklardan yaşabilen varmıymış hepsi Lannisterlar tarafından katledildi sanıyordum" dedi ve ekmeğinden bir ısırık daha aldı. İri adam "Lord Eddard'ın en küçük oğlu olan Rickon Stark'ın Skagos'ta bulunduğu söyleniyor." dedi serçe parmağı kopuk olan adam gülerek "Skagosluların onu yememesi bir mucize, bu insanlar kendi dul annelerini bile yer" dedi. Hepbir ağızdan gülmeye başladılar lakin kel adam gülmemişti. Çok ciddi gözüküyordu. Sanki yeri bu adamların yanı değilmişte onlara zorla katlanıyor gibiydi. sırtında sarılı bir cisim vardı. Aenar aradığının bu olduğunu düşündü.



Askerler Yemeklerini bitirdikten sonra cyvasse oynamaya başladılar. Keçi sakallı adam "Umarım görevimizin karşılığını bize verirler. Kralın Şehri'nin fethinden beri bu kadar zorlanmadım. Volantis'e gelene kadar başımıza gelmeyen kalmadı" dedi. Diğerlerine o zamana kadar katılmayan kel adam ona döndü ve sert bir biçimde "Gümüş Kraliçe hakkedene hakkını verir. Eğer bir şüpheniz varsa…" adam lafını bitirmeden keçi sakallı özür diledi. Adamdan korktuğu belli oluyordu. Kel adam'ın kaslı, uzun bir vücudu vardı. Kafası büyüktü, Yeşil solgun gözleri vardı Bıyıkları ağzının kenarından aşağı iniyordu.(ülkücü bıyığı işte anlayın siz) Sürekli somurtuyordu. Aenar sanki onu daha önce görmüştü ya da birisinden duymuştu. Ama kim olduğuna hala karar verememişti.



Askerler gece olunca dinlenmek için odalarına gittiler. Kel adamın odası diğerlerinden ayrıydı. Aenar onun daha yüksek rütbeli olduğunu düşündü. Kel adamın peşine takıldı. Adam odasına girer girmez Aenar ona arkadan sert bir tekme attı sonra hemen adamın üstüne çıkıp boğazına bıçağı dayadı. Diğer eliyle sarılı cismi açtı. Açtığında cismin basit bir kalas parçası olduğunu farketti. Ona bu haberi veren zengin tüccar onu kandırmış mıydı yoksa? Bu zamana kadar ona hep yardım etmiş, önemli bilgiler vermişti. Adam'ın yüzüne baktığında sırıttığını gördü. O an başının arkasında bir acı hissetti. Son gördüğü adamın yeşil gözleriydi.

 

Bebeğimm bebeğimm… Aenar kendini o an hiç görmediği bir ara sokakta buldu her taraf toz içindeydi. Soluna baktığında bir kadının ağladığını gördü. Kadın kucağında simsiyah bir cisme doğru ağlıyordu. Kadın kafasını ona döndüğünde yüzünün yarısının simsiyah yanmış olduğunu farketti bir kolu yoktu. "Lütfen yardım et, lütfen yardım et" Aenar ordan korkuyla uzaklaşıyordu. Sokağın her tarafı kül'den kap kara olmuştu. Ama sokağın sonu görünmüyordu. koşmaya devam etti. Koştu koştu sonunda ulaşıyordu.

Gözünü açtığında kendini bir sandalyeye bağlanmış halde buldu. Kel adam karnına sert bir yumruk attı. Canı çok yanmıştı bir küfür savurdu. Kel adam karşısına oturdu. Ve konuşmaya başladı "Seni piç kurusu, bizi dinlediğini farketmedim mi sandın. Ne cüretle Gümüş Kraliçe'nin askerlerine saldırırsın kimsin sen konuş!" Aenar zor durumda kalmıştı. Saçlarını boyatmasaydı çoktan kim olduğunu anlamışlardı. Kekeleyerek "be… ben ben basit bir soyguncuyum efendim lütfen canımı bağışlayın. Adam yüzüne sert bir yumruk yapıştırdı. "Aptal çocuk ben kandırılmışa benziyor muyum? Basit bir soyguncunun askerleri soymaya cesareti olmaz. Bana doğruyu söyle" dedi. Kılıcının yarısını kınından çıkardı. Aenar "Efendim askerlerin kılıçları iyi para ediyor." dedi. Adam kılıcının tamamını kınından çıkartarak "kılıç mı istiyorsun peki ozaman" diyerek boynuna doğru uzatırken birden kapı açıldı. İçeriye Sivri burunlu adam hızlıca girdi. "Sör Nizar Gönderdiğiniz kuzgun geri döndü" dedi. Kel adam kılıcı durdurdu. 



Aenar bu adamın ünlü Kumandan Nizar olduğunu öğrendiğinde şok olmuştu. Duyduğuna göre Gümüş Kraliçe onunla Mereen'de tanışmış Westeros'a giderken yanına almıştı. Fetih sırasında onu Fırtına Topraklarına göndermişti. Kumandan Nizat Fırtına Burnu'nu Hastalık Taşıyan Fareleri kullanarak feth etmişti. Halk açlıktan kırılırken fareleri yemek zorunda kalmıştı. Bu sayede savunma çökmüş ve ordu içeriye girmişti. Bu zafer ejderha kullanılmadan kazanılan nadir zaferlerdendi. Bu başarısının karşılığı olarak sadece basit bir soyluluk unvanı kazanmış. Kendisine Fırtına Topraklarından küçük araziler Verilmişti. Fırtına Burnu hiç hak etmeten bir Lord'a verilmişti. Ama Nizar kraliçeye sadık kalmaya devam etmişti.



Sivri burunlu konuşmasına devam etti. "Lordum Saraydan Gelen Mesajda Vadinin feth edilemediği yardımınıza ihtiyaçları olduğu söyleniyor." Lord Nizar Sinirlenerek "Ejderhalar onlar işe yaramıyor mu?" dedi. Sivri burunlu "Sanırım Dorne'luların kullandığı taktiklerle dağlara ve mağaralara saklanıyorlar. Kara ordusu ise bir türlü kapıyı geçemiyor. Kullandıkları büyük arbaletler yüzünden ejderhalar o kadar alçalanamıyor." dedi. Lord Nizar "Lanet olası kılıcın Yeni Ghis'in en büyük köle tüccarında olduğunu duydum. Görevi tamamlamamıza az kalmıştı." dedi. Sivri burunlu "görevi bırakmanızı istiyorlar efendim" dedi. Lord bir küfür ederek kabul etti ve askerlerine hazırlanmalarını emretti. Keçi sakallı "lordum bu adamı ne yapmamızı istersiniz?" dedi. Lord "Issız bir yere gidin. Bu piçin boğazını kesin  cesedini de R'hoynar'a atın balıklar bu gece ziyafet çeksin. Eğer geç kalırsanız kendinize burada dilenmeye yer bulun". Adam sırıtarak başını salladı. Yanına serçe parmağı olmayan adamı alarak sokağa çıktılar.



Gece olduğu için kendilerini saklamalarına gerek yoktu. Sallanarak ilerliyorlardı. Aenar gülümsüyordu. Ona bakan keçi sakallı bu haline sinirlenip yüzüne vurdu. Aenar by sefer kahkaha atıyordu. Nehir kenarına vardıklarında adam birazdan öleceğini neden güldüğünü sordu. Aenar "Herkes birgün ölecek" biraz sustu sonra konuşmasına devam etti "Ama siz benden daha önce öleceksiniz" dedi. Ellerindeki ipi kullanarak hızlıca keçi sakallını boğazına geçirdi. Serçe parmağı olmayan adam kılıcını kınından çekti. Kılıcı saplamaya çalışırken. Aenar keçi sakallının vücudunu kalkan olarak kullandı. Keçi sakallı kalbine gelen kılıç darbesiyle oracıkda can verdi. Aenar cesedini diğerine doğru itti. Dengesini kaybeden adam nehire doğru cesetle düştü. Aenar nehre baktığında adamın kafasının bir kayaya çarptığını ve can verdiğini gördü.

5 Likes

Bana mı öyle geliyor yoksa herkes mini hikayeler mi kurgulamaya başladı? Bu arada beğendim kardeşim devamı gelsin :blush:

1 Like

Aslında daha önce hepsini bir arada yayınlamayı düşünüyordum ama not defterinden silinmesi üzerine :frowning:

1 Like

Asoiaf’ın sonunun belli olmasının da etkisi olabilir…

2 Likes

Ben foruma aslında hikayeler sayesinde katıldım ben de 2 3 tane birley yazacaktım sürekli araya kaynadı hatta ilk nickimi hikayeci dede yapcaktım :scream::scream:

1 Like

"Hayır, sana daha önce söyledim çocuk Efendi Ramun uyuyor içeri girmene izin yok!'' Aenar kendisini tuzağa düşüren Tüccar Ramun'dan hesap sormak için gecenin bir vakti malikanesine gelmişti. Ama korumaları onu bir türlü içeri sokmuyordu. Artık geriye tek bir çare kalmıştı.

 Aenar " Peki, sadece elimde ki ipleri çözebilir misiniz? "  Adam "git kendin çöz bizi daha fazla uğraştırma"

Adam dev gibiydi. Aenar onu kolayca deviremezdi. Gülerek yavaşça arkasına döndü. Birden adamın hayalarına geri tekme attı. Adam o anki reflexi ile eğilirken kınından kılıcını aldı. Ve bacağına sapladı. Adam tek dizi üzerine çöktü. Aenar diğer bacağına saplayarak adamı yere devirdi. Muhtemelen sesleri duymuş olan diğer koruma kapıdan çıktı ve Aenar'ın kafasına doğru bir kılıç salladı. Aenar eğilerek kurtuldu ve kılıcını karnına sapladı ve kılıcıyla karnında bir daire çizdi. Adam acılar içinde yere yığılırken bağırsakları dökülüyordu. Aenar bacaklarını kestiği adamın boğazına kılıcını saplayarak onuda öldürdü. Ellerindeki ipi kestikten sonra Malikaneye girdi. Ramun'un odasına kadar toplam altı adam öldürdü. Kapıyı açtığında Ramun cam kenarında ki bir sandalyede oturuyordu. Beyaz sakalları Ayın ışığında parlarken mavi gözleri sönüktü . Ramun'un yanına gitti ve ona kılıcını doğrulttu. Ramun ona gülümsedi ve "Demek geldin" dedi

Aenar öfkeyle "Beni kandırdın tüccar sana güvenmiştim"

Ramun "Sen bana kılıç hakkında bilgi sordun ben de sana Gümüş Kraliçe'nin bir grup askeri görevlendirdiğini söyledim" dedi.

Aenar onu daha fazla dinlemek istemiyordu. kılıcını kaldırdı ancak sırtında bir kılıç hissetti ve bir kadın sesi

"Yerinde Olsaydım Kılıcı Bırakırdım."

Aenar Ramun'a baktığında güldüğünü gördü.

Ramun "Arkadaşımız kılıcını bırakacak değil mi?"

Aenar kılıcını yere attı. "Ramun seni aşağılık"

Ramun ayağa kalktı "Bu senin yeni ortağın Jaenera"

Ortak? Bu ne demekti? Aenar kıza baktığında Valyria'nın göz kamaştırıcı güzelliğini gördü. Parlayan eflatun rengi gözler, Platin renkte saçlar, bembeyaz bir ten kırmızı yanaklar,  dolgun dudaklar ve daha fazlası. Aenar büyüye kapılırken kızın konuşmasıyla kendine geldi "Ah, güzelliğimden etkilenen bir aptal daha, ihtiyar benim için bulduğun ortak bu küçük çocuk mu?"

Kız kendisinden çok büyük sayılmazdı. Ama yaşla uğraşılcak zaman değildi.

"Ortak derken?"

Ramun Sakalını okşadı. "Bana yardım etmek zorundasın" dedi

Aenar "Hey sana yardım etmem için bir sebebim yok ki"



Ramun "Hayır, var kılıcın nerde olduğunu ben de biliyorum eğer Yeni Ghis'e benim desteğim olmadan gidersen büyük ihtimal oraya ulaşamadan ölürsün. Bu iş sayesinde ayrıca ölene kadar harcasan bile bitiremeyeceğin bir servet sahibi olacaksın. Sokaklarda yatmanın ne kadar kötü birşey olduğunu biliyorsun. Eğer teklifimi kabul etmiyecek kadar aptalsan sana zaten ihtiyacım yoktur"

Aenar kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu ihtiyardan hiç hazzetmese de kılıç için yapmalıydı. Ayrıca Kazanacağı altınlar sayesinde daha fazla zorluk çekmiyecekti.

"Peki, istediğin nedir?" diye sordu.



Ramun "Yakın zamanda Troyka seçimi olacak. Senden en güçlü troyka adayı olan Pentaro'yu öldürmeni istiyorum" dedi. Aenar "Pentaro? Fillerin en güçlü adayı olan adamı neden öldüreyim? Filler her zaman senin gibi Tüccarları savunmak için var." dedi

Ramun"Ben basit bir tüccar değilim köle tüccarıyım Eğer savaşlar olmazsa köleler de olmaz. Bildiğin gibi üçyüz yılı aşkın bir süredir Volantiste filler üstün. Fillerin barışçıl politikaları yüzünden Braavos Özgür Şehirlerde üstünlüğünü arttırdı. Braavos her köle tüccarı için sorundur."



Aenar bu görev için neden seçildiğini bile bilmiyordu. Tek bir başarısızlığa bile gelinemezdi. "Neden beni seçtin?" diye sordu.

Adam sakalını sıvadı "Sen gördüğüm en iyi savaşcısın sırf bana ulaşmak için bütün adamlarımı öldürdün. Aynı zamanda Atanın hatasını düzeltmek zorundasın.



Atam?



Ahh, senin eğitenler Fatih Aegon'un Volantis ordularını yaktığını öğretmediler mi? Senin çok iyi eğitildiğini sanırdım.



Aenar'a göre onun tek atası Daemon Blackfyre'dı. "Benim tek atam Daemon" dedi



Sen kendine ne dersen de bir Targaryensin. Daha fazla uzatmana gerek yok. Yarın sabaha kadar dinlen. Uzun bir gün olucak.




Arkadaşlar Westerosun son hali bu: