Taşradaki Savaşçı - [Final Bölümü + PDF]


#21

Bölüm 2 – Karanlık Havadis
Kısım I

Elsar, yaklaşık 2 gündür bu gudubet ormanın içinde yolunu bulmaya çalışıyordu. İçindeki öfke onu yiyip bitirmeden buradan kurtulmalıydı. Sarmaşıkların ve yabani otların sardığı ağaç altlarında zar zor ilerliyordu. Biraz yürüdükten sonra ormanın içinden süzülen bir ırmağa rastladı ve onu takip ederse ormandan da kurtulabileceğini düşündü. Düşe kalka akşama kadar yol aldı. Kuytu bir köşede kayalıkların birleşerek oluşturduğu korunaklı bir yer olduğunu fark etti ve oraya sığındı. Ateş yakmak için bu rutubetli ormanda epey uğraştıktan sonra zor da olsa küçük bir ateş yakmayı başarmıştı. Daha sonra uykuya daldı ve sabaha kadar yarı uyur yarı uyumaz şekilde uykusuna devam etti.

Sabah olduğunda zaman kaybetmeden yola koyuldu. Bir an önce ormandan kurtulmak istiyordu ve bunun için de ne gerekiyorsa yapacaktı. Bir süre daha ırmağı takip etmeye devam etti. Fakat sonra ırmak artık takip edilemeyecek bir vadiden aşağıya akmaya başladı. Elsar bunun üzerine ırmağı takip etmekten vazgeçti ve içgüdüsüne güvenip güney batıya doğru yol almaya başladı. Şansı yardım etmiş olacak ki öğleye doğru bir grup avcıyla karşılaştı. İlk başta onlardan saklanmayı düşündü fakat ortaya çıkmaktan başka bir çare bulamadı. Onlara ormanda kaybolduğunu ve buradan çıkmanın en kolay yolunu söylemelerini istedi. Avcılar sorunun cevabını söylemeden önce Elsar’ı bir miktar soruya tabi tuttular. İlk sorulardan birisi ismi ve nereden geldiğiydi. Bu sorulara gerçek olmayan cevaplar yöneltti. Avcılar bu cevaplardan tatmin olmuş olacaklar ki Elsar’a en yakın çıkışı söylediler ve oradan uzaklaştılar.

Elsar akşama doğru bu gudubet ormanın çıkışına ulaşabilmişti. Çıkışın hemen karşısında pek büyük olmadığı görünen bir köy vardı. Elsar köye doğru ilerledi ve köyün girişinde bulunan tarlada çalışan bir çiftçinin yanına gitti. Ona, birtakım sorular sorduktan sonra köyün hemen önünden ilerleyen yola geldi ve yolun ormana yakın tarafından ilerlemeye koyulmuştu. Gelmiş olduğu köy, Fenerışığı şehrinin tam zıddına düşüyordu. Bu da demek oluyordu ki ormanı bir baştan bir başa geçmişti. Epey bir vakit kaybettiği aşikârdı. Hâlbuki bu yapması gereken en son şeydi bu zor durumda. Koşar adımlarla yürümeye devam ediyordu. Akşamın karanlığı çökmüştü ama yolu takip ederek ilerlediği için konaklama ihtiyacı hissetmedi. Gecenin bir vaktine kadar yürüdükten sonra yol kenarında terk edilmişe benzeyen bir eve rastladı ve içine girdi. Buradan birkaç saat uyudu ve günün ışımasıyla da yoluna kaldığı yerden devam etti. Bir süre daha ilerledikten sonra yolun iki farklı yola dönüştüğünü gördü ve orman kenarındaki yoldan ayrılıp diğer yoldan ilerledi. Orman artık arkasında kalmıştı ve tepelik yollar onu bekliyordu. 3-4 gündür doğru düzgün bir şey yiyemiyordu. Ya yolda rastladığı bazı bitkileri yiyor ya da zar zor avlayabildiği ufak tavşanlarla yetinmek zorunda kalıyordu. Ve şimdi bu ağaçsız arazide ilerlerken belki onları da bulamayacaktı.

Yorucu geçen yolculuğun ardından başkentin küçük silueti uzaktan görünmeye başlamıştı. Fakat oraya ulaşabilmenin en az bir gün süreceğini biliyordu. Adımlarını bu andan sonra daha da bir hızlandırdı ve artık neredeyse koşuyor gibiydi. Bu bölge verimli topraklardan oluştuğu için etraf güzel meyveli ağaçlar ve rengârenk çiçeklerle çevriliydi. Ferah bir hava hâkimdi. Yol da az çok karnını doyurdu ve mola vermeden devam etti. İlerideki tepelerde bulunan gözcü kulelerini ayırt edebiliyordu. O bölgeden geçerken onlara görünmemeliydi ama bunu nasıl yapacağını tam kestiremiyordu. Fakat oraya ulaşmasına birkaç saat olduğunu bildiğinden bir süre bu konuyu düşünmemeye karar verdi. Öğleni geçerken kulelere artık çok yaklaşmıştı. Orayı aşmanın planını kurmak için yakındaki kayalığın ardına sığındı ve birden fazla yolu ölçüp tartmaya başladı. Ama bu esnada yanına doğru yaklaşan ayak sesleri duyduğunu fark etti hemen iyice geriye yaslandı. Elsar gelenin asker olduğunu fark edince tedirginliği daha da arttı. Asker kayalığı geçti ve Elsar’ın birkaç adım ilerisinde durdu. Arkasındaki Elsar’ı göremediğinden uzaklardaki toprakları rahat rahat izlemeye koyuldu. Elsar bunun yakalayabileceği en iyi fırsat olduğunu anladı ve askerin arkasına doğru geldi. Ellerini askerin boynuna doladı ve boynunu hemencecik kırdı. Asker öylece yere serilivermişti. Elsar aceleyle onun giysilerini giydi ve miğferi başına geçirdi. Artık yüzü seçilmiyordu. Askerin yere düşen kılıcını da alarak kulelere doğru ilerlemeye başladı.


#22

Niye öldürdü o askeri bu elsar? katil herif…

güzel bölümdü eline sağlık


#23

Nerwa’nin yanına mi gidiyor?


#24

Bilemiyoruz, sonra öğreneceğiz artık :slight_smile:


#25

Bölüm 2 - Karanlık Havadis
Kısım II

Elsar gözcü kulelerinin yanından ağır ağır ilerliyordu. Yolda bazı askerlerle karşılaşıyor ve onlara selam verip yolunu olabildiğince aksatmadan kat etmeye çalışıyordu. Bu bölgedeki gözcü kulelerinin en heybetlisi olan Ateş Kulesine uğramadan buradan çıkamazdı. Kule görevini sona erdiren her asker buraya gelerek önce rapor verirdi. Daha sonra burada konaklayan gözcü liderinin onayını aldıktan sonra günlük görevlerini sona erdirmiş olurlardı. Başkentin bu kuleleri, tüm diyarda çok ünlüydü ve adları çok sık telaffuz edilmezdi. Herkes bunlardan korkar ve olabildiğince uzak olmaya çalışırdı. Başkente normalde 3 farklı giriş vardı. Fakat her giriş kapısında yolcular, geniş kapsamlı bir sorguya çekiliyorlardı. Bu sorgularda gerçek dışı bilgiler sunmak olanaksızdı. Aksi durumda zindanlar da sabahlamak içten bile değildi. Elsar da bunu bildiğinden, sorgulamaların olmadığı bu girişi seçmişti. Gözcü ve muhafızların giriş-çıkış yaptığı bu kapı şehrin 4. Kapısıydı. Şehir ahalisi bu kapıyı kullanamazdı. Askerlerin sizi görmesi kapıdan geçebilmeniz için yeterliydi.

Ateş Kulesi en tepesinde ateş yanan ve diğer kulelerden farklı olarak inşa edilen bir gözcü kulesiydi. İlk zamanlarda görevi diğer kulelerden farklı değildi. Bu bölgenin önem kazanmasından sonra işler değişti ve kralın fermanıyla gözcülere lider atanmasına karar verildi. Kral atadığı liderin şerefine, kulelerin en büyük ve gösterişlisinin ona tahsis edilmesine karar verdi. İlk lider Agseron isminde orta yaşlı bir ordu mensubuydu. Normalde onun orduda yer bulması bile mucizeyken, bir de liderliğe atanması içten içe kazanların kaynamasına sebep olmuştu. Kuleye gelir gelmez verdiği ilk emir, kulenin üstüne uzaktaki yaban topraklardan bile görülebilecek büyüklükte bir ateş yaktırmak olmuştu. Askerler ateşin yakılma sebebini anlamamışlardı ama emre de itaatsizlik etmek istemezlerdi. Verilen emir kısa sürede yerine getirildi ve ateş kuledeki yerini aldı. Böylelikle ilk gözcü lideri olan Agseron, görevine kendince başlamış oldu.

Elsar, Ateş Kulesinin girişine tedirginlik içinde ulaştı. Kapıda iki tane nöbetçinin beklediğini fark etti. Onlara görünmeden girmenin mümkün olmadığını bildiğinden yanlarına doğru gitti ve selam verdi. İçeri girmek için demir parmaklıklı kapıya yöneldiği sırada askerler önünü kesti. Elsar’ın tedirginliği daha da artmıştı. Askerlerden biri kılıcını çıkardı ve konuşmaya başladı.
“Kendini tanıtmadan buradan böylece giremezsin. İlk olarak kim olduğunu söyle ve görevin hakkında bilgi ver.”
Elsar sakin bir ses tonuyla karşılık verdi.
“Adım Sebarion, ilerideki tepelikleri teftişle görevlendirildim. Gözlemlerimle ilgili rapor verip evime gideceğim hepsi bu.”
Soruyu soran asker kılıcını kınına koyduktan sonra yoldan çekildi ve geçmesine izin verdi. Elsar soğuk terler dökerek merdivenleri çıkmaya başladı. Kulenin merdivenleri de kulenin büyüklüğüyle paralel olarak epey uzundu. Merdivenleri çıkmak hem uzun bir sabrı gerektirdiği gibi hem de uzun bir kas gücü istiyordu. Elsar, stresin verdiği yükle zar zor kulenin en tepesine ulaştı. Gözcü komutanının kapısı her zaman açık durduğundan, kapıyı tıklattı ve içeri girdi.
“Komutanım saygılarımı sunarım. Verilen tepelikleri teftiş görevini bu an itibari ile tamamladım. Tüm detaylar bir bir notlar arasında yazılıdır. Başka bir emriniz yoksa eğer bugünkü görevimden azlimi talep ediyorum.”
Komutan, Elsar’ın verdiği notları inceledikten sonra gerekli izni verdi ve Elsar, hızlıca oradan uzaklaştı. Kulenin merdivenlerini birer ikişer indikten sonra muhafızlara selam verdi ve şehir girişine doğru ilerlemeye başladı. Askerin cebinden çıkan kağıtlara yazdığı o uydurma yazıların işe yaramasına sevinmişti. Çünkü bu onun zaten buradan tek geçişi olacaktı. Kuleden ayrıldığında akşam olmak üzereydi. Bir süre yola devam ettikten sonra güneşin ışıklarının batmasıyla başkente giriş yapmıştı. İlk iş olarak evine bir uğramayı düşündü. Ama sonra birileri tarafından görülme durumu yüzünden bu fikrinden vazgeçmek zorunda kaldı. Bunun üzerine ağır adımlarla şehri gezmeye koyuldu. Nasılsa geceye kadar vakti vardı. Bu süre zarfında olan biteni iyice düşünecek vakti de olacaktı. Yolda ilerlerken rastladığı bir hana girdi. Belki de bu onun daha sonraları arzulayacağı, son dakikalarından olacaktı.


#26

hadi hayırlısı pek bı şey olmadı ama


#27

Bu Elsar’ın ne yaptığına dair biraz ipuçları da sıkıştırsan bölümlere de biraz amacını anlasak :slight_smile:


#28

Gelecek bölümlerde bu soruların cevaplarından izler olacaktır :slight_smile:


#29

Güzel devam ediyor. Takipteyim :wink:


#30

Yorum için teşekkürler @“Khal Drogo:slight_smile:

Bölüm 2 - Karanlık Havadis
Kısım III

Kraliyet Sarayı tüm haşmetiyle Elsar’ın karşısındaydı. Sancaklar coşkuyla dalgalanıyor, kapıdaki muhafızlar ise görev değişimi için hazırlanıyorlardı. Ağır ve temkinli adımlarla sarayın etrafında tur attı ve sarayın batı girişine yöneldi. Bu kapı, diğerlerine nazaran daha az muhafız tarafından korunuyordu. Hava basık ve aşırı nemli olduğu için bunaltıcı bir hal almıştı. Gece olmasının yanında bir de nemli havanın oluşturduğu bu yoğun bulanıklık Elsar’ı tedirgin ediyordu. Batı girişine ulaştığında burada sadece üç muhafız olduğunu gördü ve bir an için rahatladı. Onları atlatmak için ses çıkarmadan sadece selam verdi ve saraya giriş yaptı. Elsar, muhafızlar ondan şüphelenmediği için kendini şanslı hissetmişti. Fakat merdivenlere yöneldiği sırada başı dönmeye başladı ve zar zor merdivenin koluna tutundu. O an aklına mektupta yazanlar dökülmeye başlamıştı:
“Elsar,
İlk olarak başkentten aldığım haberler için senin adına çok üzgün olduğumu söylemeliyim. Söyleyeceklerimi iyi düşünmeden sakın bir hamle yapma. Sizin için değerli olan birinin prens Garney’in hışmına uğradığını ve büyük ihtimalle de öldürüldüğünü öğrendim. Bu kişinin genç bir kadın olduğu mektupta ima edildi. Yazılanlara göre prens Garney, genç kadını metresi olarak sarayına almış ve ona tecavüz etmiş. Kadında bu olay üzerine prensi öldürmeye çalışmış ve onun öldüğünü sanıp kendide intihar etmeye yeltenmiş. Fakat tam o sırada prens, genç kadını yakaladığı gibi onu balkonundan aşağı sallandırarak öldürmüş. Evet bu kötü haberler için üzgünüm, ama sana bunları söylemeden şehirden ayrılmak istemedim. Haberler doğrudan sarayın içindeki yakın bir dostum tarafından iletildi. Bana gelmek gerekirse eğer büyük ihtimalle bu haber olayı açığa çıktı ve beni de saraydaki dostumla birlikte öldürecekler. Kaçmanın bir işe yaramayacağını bildiğimden evimde beklemeyi tercih ettim. Kendine dikkat et ve yanlış kararlar verme.
Geriath“

Elsar yarı baygın halde merdivenleri çıkmıştı. Etrafı hem sallanıyor hem de bulanıktı. Bu durum onu daha da kötüleştiriyordu. Merdivenin hemen yanında kapısı açık boş bir oda gözüne çarptı ve oraya girdi. Burada miğferini çıkardı ve yüzünü yıkadı. Durumu biraz daha iyi olmuştu. Daha sonra miğferini tekrardan başına geçirdi ve odadan dışarı çıktı. Bu saraydan çıkarken kendini bir gün haklayacağına inandıran Elsar, şimdi ise bu düşüncelerden tamamen uzaktı. Aklında sadece intikam vardı. Herkes hak ettiği karşılığı alacak, saray kana doyacaktı.” Kral Işığı” isimli geniş koridorda ilerlemeye koyuldu. Koridorun sağında ve solunda geçmiş kralların tabloları ve kılıçları yer alıyordu. Tavanın sağında ve solunda ise gösterişli mumlar yakılmıştı. Koridorun sonunda aile yadigârı bir mızrak yer alıyordu. Hanedanın krallığı ele geçirmesine vesile olan savaşta, ilk kral bu mızrakla savaşmıştı. Bu sebeple, mızrağa ayrı bir önem veriliyor ve korunması için yoğun çaba harcanıyordu.

Koridorun bitiminde muhafızlar bir hayli kalabalıklaşmıştı. Elsar, kendini gizleyerek sanki bir hayalet gibimişcesine süzüldü ve kalabalık muhafız grubunu aştı. Karşısına çıkan saray görevlilerine olabildiğince yabancı görünmemeye çalışarak yoluna devam etti ve güvenliğin en üst düzeyde olduğu kraliyet ailesinin konakladığı bölüme ulaştı. Bölümün ilk koridorunda kral, prensler ve prensesler yer almaktaydı. Diğer koridorda ise diğer kraliyet ailesi mensupları bulunuyordu. Elsar, muhafız armasını gösterdi ve “Sarayın Kalbi” isimli kralın ikamet ettiği koridora yöneldi. Bu koridorda ki kralın odası haricindeki her oda dört muhafız tarafından korunuyordu. Kralın odası ise altı oda önü, iki kapı önü olmak üzere toplam sekiz muhafız tarafından korunuyordu ki, bu da krala ulaşmanın ne kadar zor olduğunu net bir şekilde gösteriyordu. Fakat Elsar kralın odasının önünden öylece geçti ve prens Garney’in odasının önüne gelip orada durdu. Nöbetçiler ilk başta aralarında konuşuyorlardı. Elsar’ı gördüklerinde ise konuşmayı kestiler ve Elsar’a bakmaya başladılar. Elsar’da onlara öylece baktıktan sonra başını sallayarak selam verdi ve odaya girişini sağlayacağını düşündüğü konuşmasını yapmaya başladı. Muhafızlar ilk olarak hiçbir tepki vermediler ama sonra biraz tedirginleştikleri yüzlerinden okunuyordu. Prens Garney’in muhafızlarının lideri, kapıyı tıkladıktan sonra odaya girdi ve prense durumu izah etmeye başladı. Elsar ise hafif tebessümle prensi beklemekteydi.


#31

en heyecanlı yerde kesmen çok ayıp .s


#32

Güzel kesmişsin :smiley: güzel bölümdü.


#33

Bunuda okumaya başlayacağım yakın bir zamanda =) Görüşlerimi aktarırım.

@“RobertBaratheon.” hiç ara vermeyecektin adamım =) Bak arayış içindeyim :slight_smile:


#34

Yorumlar için teşekkürler :slight_smile:


#35

Final Bölümü – Sarayın Gölgeleri

Elsar, sabırsızca kapıda bekliyordu. Prens konuşmasını uzattıkça uzatıyor ve ona sıra gelmiyordu. Bu durum canını epey bir sıkmıştı ama beklemekten başka bir seçeneği de yoktu. Kapının önünde bekleyen nöbetçiler ise dik bakışlarıyla Elsar’ı süzmekteydiler. Yaklaşık yarım saat sonra içeriden gelen haberle sıranın ona geldiği bildirilmişti. Elsar, ağır adımlarla prensin kaldığı odaya girdi ve eğilerek selam verdi. Oda iki büyük kolonun arasına sıkışmış bir hapishaneden farksızdı. Elsar, prensin bu izbe yerde nasıl kaldığını merak etmiyor değildi. Prens, Elsar’a bakmadan konuşmaya başladı.
“Benimle konuşmak istediğini belirtmişsin. Normalde her konuşma isteğini kabul etmem ama bugün nasıl olduysa seni huzuruma aldım. Şanslı olduğunu bilmeni isterim.”
Elsar, çok sinirlenmişti fakat bunu belli etmemeye çalışarak prense cevap vermeye başladı.
“Beni huzurunuza çıkmaya layık gördüğünüz için size saygılarımı sunarım.”
“Tamam, çok uzatma. Taşıdığın haber ilgimi çekti, onun sayesinde buradasın. Konuş şimdi fazla uzatmadan.”

Elsar, uzun zamandır planladığı olayları prense bir bir anlattı. Prens, konuşmanın sonuna doğru afallayarak ayağa kalktı ve kapıya doğru yöneldi. Muhafızlar kapıdan telaşla ayrılan prense eşlik ettiler. Garney, hemen ileride bulunan kralın odasına doğru geldi ve kral ile görüşme isteğini kapı muhafızlarına iletti. Muhafızlar kralın odasında olmadığı, bir grup askerle avlanmaya çıktığını söylediler. Garney’in yüzü kireç gibi olmuştu. Ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette odasına doğru yöneldiği sırada koridora bir ulak giriş yaptı. Garney, ulağı görünce ilk başta anlam veremedi lakin onu yanına çağırtmayı da ihmal etmedi. Ulak, prensin yanına doğru yaklaştı ve konuşmaya başladı.
“Ben Buğulu Orman’ın hâkimi olan Gölge Avcıları isimli gruba mensup bir savaşçıyım. Kral, bu sabah ormanda yaptığı av sırasında esir alınmıştır. Yanındaki askerlerin hemen hemen hepsi öldürülmüştür. İstediklerimiz yerine getirilmediği takdirde, kral’da öldürülecektir. Bu arada belirlediğimiz sürede ben geri dönmezsem kral yine ölümle burun buruna gelecektir. O sebeple bana zarar vermemeniz sizin ve değerli kral babanızın yararına olacaktır. Yapmanız gereken size haber getiren askerle birlikte kralın yanına gitmeniz. Ondan sonrası herkes için hayırlı olacaktır. Yanınızda hiçbir muhafız olmadan gidin yoksa kralı göremezsiniz.”
Garney, öfkeden deliye dönmüş bir vaziyette kınından kılıcını çekti ve ulağın boğazına dayadı.
“Sen kendini ne sanıyorsun da bir kralın esir alındığı haberini iletiyorsun. Senin kelleni kopartır şehrin girişine asarım. Çabuk bana kralın tutulduğu yeri söyle. Yoksa ölümü bile dört gözle bekleyeceğin saatler yaşatırım sana.”
Ulak hafif bir gülümsedikten sonra kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Hatta öyle bir dereceye gelmişti ki artık, neredeyse yere tepinmeye başlayacaktı. Garney, bu olaya daha fazla tahammül edemedi ve kılıcını şiddetli bir darbeyle ulağın boynuna indirdi. Ulak ve kafası ayrı tarafa saçılmış, her yer kan gölü olmaya başlamıştı. Prens, eline sıçrayan kanları cebindeki mendille sildikten sonra Elsar’ın yanına doğru yöneldi.
“Demek bu pis için içinde sende vardın gafil. Bu yaptığının cezası ölüm biliyorsun değil mi?”
Garney, bir müddet sessizce koridorda gezindikten sonra Elsar’ın yanına geldi ve onu kolundan tutup çekmeye başladı.
“Beni hemen kralımızın yanına götüreceksin. Onun kurtuluşu bensem eğer bu fırsatı kaçırmamam lazım.”

Garney, yanına bir grup güvendiği askeri de alarak Elsar’la birlikte yola çıktı. Elsar, artık içi rahatlamış bir vaziyette arzu ettiği sonu bekliyordu. Garney’in yanında ilerlerken Nerwa’nın siluetini karşısında görür gibi oldu bir an. Ona sesleniyordu “Elsar, dünyadaki yegâne sevgilim. Kendini ölüme götürme, kaç kurtul.” Elsar, uzun süredir Nerwa’yı görmediği için ona karşı ne kadar özlem yüklü olduğunu fark etmişti. Elini ona doğru uzatmak istedi, onu bir kez daha öpebilmek. Ama o sadece güzel bir hayalden ibaretti. Elsar onu çok özlüyordu. Kendilerine dayattırılan bu hayat için artık hesap sormanın vakti geldiğini düşünüyordu. Sanki Nerwa karşısındaymış gibi “Merak etme Nerwa, bugün senin yanına gelebilme düşüncesi bile beni ayakta tutuyor. Ölüm benim için bir armağan gibi olur ancak.” Diye fısıldadı.

Grup, kraliyet sarayından dışarı çıkmış ve ince bir sis tabakasının altında olan Buğulu Ormana doğru ilerliyorlardı. Güneş ışıkları zayıfta olsa dağların arasından kendini belli ediyordu. Yaklaşık bir saat sonra ormanın girişinde yer edinen kayalık bölgeye ulaştılar. Garney, burayı dikkatlice bir süzdükten sonra, sağ taraftaki patikayı işaret ederek grubu oraya yönlendirdi. İyice yoğunlaşan sis prensi bir hayli tedirgin etse de bunu fazla yansıtmamaya çalıştı. Patikanın sağı ve solu sık ağaçlarla örtülmüş gibiydi. Yürümek zor ve yorucu bir işti burada. Hâlbuki daha ormanın derinliklerine bile girmemişlerdi. Uzun bir yürüyüşten sonra öğlene doğru gelmeleri istenen bölgeye ulaşmışlardı. İlk başta etrafta en ufak bir ses belirtisi bile yoktu. Bu durumun Garney’i endişelendirmeye başladığı sırada ağaçların arasından birer birer yüzleri gizlenmiş savaşçılar çıkmaya başladı. Grup bir süre sonra bu esrarengiz savaşçıların ortasında tutsak olmuş gibiydi. Gruptaki bir adam Elsar’a doğru döndü ve “Selam olsun sana sevgili Elsar” diye seslendi. Garney, bir anda neye uğradığını şaşırmıştı. Elsar ileriye doğru adım attı ve kendisini selamlayan savaşçının yanına gitti. Daha sonra başındaki miğferini çıkarıp, Garney’e dönüp konuşmaya başladı.
“Uzun zamandır beklediğim zaman geldi prens hazretleri. Bana ve dünyalar kadar değerli canım Nerwa’ma yaptıkların karşılıksız kalmayacak. Bugün burada var sandığın onurunu ayaklar altına alacağım ve bundan sonra kimse seni hatırlamak dahi istemeyecek.”
Garney soğuk soğuk terliyordu. Elsar’a ağzından çıkan tükürüklerle karışık ağır küfürler savurmaya başlamıştı. Elsar ise onu dalgalı gülümsemesiyle karşılıyordu.

Garney, ağlamaklı ve acınası haliyle oracıkta öyle dururken, ağaçların arasından kral ve onu bekleyen iki savaşçı belirmişti. Kral, sinirli ifadelerle Garney’e baktı ve “Seni budala, kralın veliahdı böyle hazırlıksız gelir mi? Benim yaşayıp yaşamamamın bir önemi yok. Sen, ben yoksam eğer bu devletin kralısın. Ama sen bunu bilecek niteliklere sahip değilsin tabi bunu bir an için unutmuşum. Sen, ne bir lider olabilirsin ne de bir asker. Sen ahmakların arasında yaşamaya mecbursun. Hak ettiğin sonu yaşa ki dünya senin gibi bir mahlûktan kurtulsun.” Diye konuştu. Garney, o an yıkılmıştı. Cevap verecek yüzü bile kalmamıştı. Gözlerinden yaşlar süzüldü ve kendini yere bıraktı. Prensin yanındaki askerleri ise o an ne yapacaklarını şaşırmış bir vaziyette kılıçlarını çekmişlerdi. Fakat bu hamle onları kurtarmaya yetmedi. Savaşçılar oklarla birer birer askerleri yere indirdi ve onları oracıkta öldürdüler.

Elsar bir krala bir prense baktı ve sonra bir kahkaha patlattı. Gökyüzüne bakarak “Artık vakit bizim vaktimiz. Siz kendini yüksek kalelerin en tepesinde güvenli sanan insanlar. Artık o kalelerinizi terk etmek zorunda kalacaksınız. Ezilen ve haksızlığa uğrayan tüm insanların adına sizi oradan biz indireceğiz ve bir daha oraya çıkamayacaksınız.” Diye bağırdı. Sonra derin bir nefes aldı ve konuşmaya devam etti. “Yaptığınız zulüm ve bize layık gördüğünüz hayatlar artık sizin olmasını arzulayacağınız hayatlar olacak. Benim masum Nerwamın ne suçu vardı da, bu şerefsiz prensin mezesi olacaktı? Sen, Nerwa’nın ırzına geçmiş olabilirsin belki prens ama şunu unutma bundan sonra tüm krallık senin ırzına geçecek.” Elsar bunun üzerine yanındaki savaşçılara komut verdi ve onları Garney’in üzerine gönderdi. Savaşçılar, prensi uzun uğraşlar sonucunda tamamen soydular ve daha önceden hazırlanan çarmıha çivilediler. Her yer prensin feryadıyla yankılanıyordu.

Elsar, prense bakarak gülümsedi ve “Seni aynen bu şekilde kraliyet sarayının girişine astıracağım. Böyle bir müddet bekle ki, ölmeyi canla başla arzulayasın.” Diye seslendi. Kral, nefretle küfürler saçarak Elsar’a bağırdı. “Tüm ailemizi ayaklar altına alıyorsun bu hareketinle hain Elsar, buna hemen son ver.” Elsar, ağır adımlarla kralın yanına geldi ve kafasını saçından çekerek asıldı. “Artık ailenizin bir önemi yok kralım, artık tacınızda yok. Siz bu insanlar için bundan sonra bir anlam ifade etmeyeceksiniz. Bugüne kadar size hizmetlerimizi ve kıldan ince hayatlarımızı sunduk. Ama karşılığında neler aldık. Bundan böyle hükümdarda biziz halkta.” Elsar, huzurlu bir şekilde geldiği yöne doğru ilerlerken kral ona bağırarak seslendi. “Bu hainliği ne zamandır planlıyordun Elsar?” Elsar başını arkaya doğru çevirdi ve gülümseyerek cevap verdi. “Bize attığınız ilk kazıklardan sonra kralım.” Elsar yoluna devam etti ve çemberin tam ortasında ellerini havaya kaldırarak yüksek sesle konuşmaya başladı.
“Artık zaman bizim zamanımız kardeşlerim. Ölüm ve keder bundan sonra asıl sahiplerinin olacak. Hepiniz benimle kraliyet sarayını yerle bir etmeye var mısınız?”
Savaşçılar hep bir ağızdan “Her zaman seninleyiz Elsar!” diye bağırdılar. Elsar hafif bir gülümsedi ve sonra kınından kılıcını çıkarıp kralın yanına geldi.
“Bugün senin için son günmüş meğer zavallı kralım, merak etme arkandan gelen çok yakının olacak. Ölüm diyarında yalnız kalmazsın.”
Son cümleleriyle beraber kılıcı şiddetli bir darbe ile kralın boynuna indirdi ve kralın havalanan başını seyretti. Garney, o an bir feryat koparsa da çok uzun sürdüremedi. Elsar bir rahatlama ile kılıcı yere fırlattı ve yerde duran başı alması için solundaki savaşçıya işaret yaptı.
“Saygıdeğer kralımızın başını, sevgili oğlunun üstüne yerleştir ki, baba-oğul fazla ayrı kalmasınlar.” Savaşçı, koşar adımlarla Garney’in yanına geldi ve başı çarmıhın üstüne geçirdi. Bir grup savaşçı çarmıhı havaya kaldırdılar ve Elsar’ın komutunu beklemeye başladılar. Elsar, sanki bu anı yıllardır beklermişçesine yerdeki kılıcını havaya kaldırdı ve “Zaman geldi kardeşlerim, saray bizi bekler.” Diye bağırarak ileriye doğru atıldı. Ve arkasından büyük bir savaşçı grubu da Elsar’ı coşkuyla izlemeye koyuldu. Bundan sonra hiçbir şey, eskinin alışılmış şekliyle olmayacaktı.


#36

Elsar’a bak aman Allah’ım! :smiley: Hiç böyle bir şey yapacağını düşünmüyordum. Yine de intikamı güzel oldu :slight_smile:


#37

Yorum için teşekkürler Sevde :slight_smile:


#38

Elsar’ın suçsuz olduğunu bir şekilde bunu ispatayacağını felan sanıyordun :slight_smile:

Bu son da ucu açık bir son. Sarayda ne olur biter orası karışık gibi.

Yeni hikayelerini bekliyoruz :slight_smile:


#39

Yorumun için teşekkürler. Elsar’ın suçsuzluğunu ispatlamaya çalışmasını beklenen bir son olarak gördüğüm için o şekilde yapmadım bende. Biraz farklı bir yere çekeyim istedim :slight_smile:


#40

Bitemez bitmez.
Bir isyanın tohumları mıydı yoksa çoktan yeşermiş bir isyan mıydı? Kral ve prens ölse bile şehri ele geçiremezler.