The Lone Wolf

#1

+Yazmazsam kafayı yiyeceğim dediğim karakter yorumlarından biriyle karşınızdayım. Spoilera kaçmasın diye pek bilgi vermeyeceğim,ama başlığın İngilizce olmasının tek nedeni alıntı olmasıdır,belirtmek istedim. Keyifli okumalar.

The Lone Wolf

Giriş

Çadır sıcaktı ama dizlerinin değdiği ince şilte yerin soğuğunu hissetmesini engellemiyordu. Soğuk dizlerine tutunup bütün vücuduna ilerlerken kıpırdamadı. Kadın konuşmak istiyordu,öyleyse dinleyecekti. O insanlar önünde diz çökmezdi,o eğilmezdi. Kendisine söz vermişti. Kimseye diz çökmeyecekti. Kendi halkı hariç.

Şimdi önünde durduğu,yaşlılıktan küçülmüş,gözleri görmeyen kadının kısık sesini duymak için başka çaresi yoktu. Kadın küçük vücuduna oranla fazlasıyla uzun parmaklarıyla ellerini kavrayıp sıkıca tuttu. Çadır içindeki kalabalığa rağmen o kadar sessizdi ki uzun tırnakların derisine sürtündüğünde çıkardığı sesi duydu. İnsanları nefes almaya korkara bekleşirken o,ona yaşlı dadıyı hatırlatan kadının dizinin dibinde sabırla oturmaya devam etti.

Kendi elleri etrafına kapanmış gri eller ona ölümü hatırlatıyordu. Ölüme tutunuyorum. diye düşündü. Bu düşünce ruhuna kalın bir dinginlik örtüsü serdi. İki düzüne meşalenin ışığı çadır bezinin üzerinde dans ederken onun görüşü gittikçe karardı. Kadının donuk,mavi/beyaz gözleri karanlıkta yontulup bir an için bal rengi iki göze dönüştü. Kardeşini gördüğünü anlayamadan hışırtılı bir ses zihnine doldu. “Benimle kal oğlum.”

Bir an sonra yine ölüm beyazı gözlere bakıyordu. Dudaklarının yavaşça kıvrıldığını hissetti. Kendi sesi “Afedersin Anama.” derken zihninin bir köşesinde bal rengi gözler onu izlemeye devam etti. Farkında olmadan,alışkanlık haline getirdiği şekilde başını sertçe sağa doğru salladı. Bal rengi gözleri onu durmasını söyler gibi hırladı,oysa gitmesi için yalvarmak istedi ama Anama ellerini tutmayı bırakmadı. Evet, diye düşündü ellerine tuttun,ellerine odaklan.

Aynı hışırtılı ses gülerken zihni tamamen çadırdaydı. Anama’nın sesi de gözleri gibi ölümü andırıyordu. Ölüm kadar eskiydi. Bilgelikle ağırlaşmış yılları taşıyordu her bir tını. Mahsen Mezarları düşünmesine neden oluyordu.

Kadın ellerini daha sıkı kavradı. “Sana bir öykü anlatmama izin ver Kış İnsanlarının Lordu. Sana kimsenin hatırlamaya zahmet etmediği zamanlardan bahsetmeme izin ver Yeni İnsanların Kumandanı.”

Kadının sözünü kesmedi. İzin vermek onun haddi değildi. Kadının onun isminin önüne dizdiği hiçbir ünvanı silmeye kalkmadı,eğer bunları başkası söyleseydi geri alması için emir verirdi. Ama söyleyen Anama’ydı.

“Şimdi yönettiğin insanlardan nesiller önce,ayak bastığımız topraklara Uzun Gece çöktü. Kimileri bunun tanrıların insanları lanetlediğine yordu. İnsanlar onlara ait olmayanı almışlardı,şimdi ait olmayan gelip onların elindekini alıyordu. Yani her şey adildi. Ah,hayır benim güzel çocuğum,hayır. Masum küçüklerin öldüğü hiçbir yer adil değildir. Bunu senden iyi kimse bilmez. Bilmez.

Senin ataların…- baban değil oğlum,onun babası da değil,çok eski ataların,yurdunun duvarlarından eski ataların. Kimse onları hatırlamaz,hatırlamaz. Senin bildiğin ilk atan Brandon. Mimar,yurdunu kuran adam. Hayır oğlum,o bile değil. Siz onu ilk bilirsiniz,değil. Onun babası da kraldı ve onun babası da. Kimse hatırlamaz onları. Atalarını bil oğlum,atalarını gücendirme.

Sanır mısın ki Uzun Gece tek nesilde bitti? Ataların fedakardı oğlum,atalarını bil.

Senin ataların kuzeyden gelen soğuğa karşı şavaşmak zorundaydı. Halklarını korumak zorundaydı. Bu bir hükümdarın ilk görevidir,ama sen bilirsin.

Ama soğuk güçlüydü. Dövülmüş hiçbir çelik onları geri tutamadı. İnsanlar öldü;babalar,oğullar,kocalar öldüler. Ölüp geri döndüler,kendi evlerini yıkıp kendi bebeklerini soğuğa verdiler. Ateş geri dönenleri durdurdu. Ama Soğuk durmadı. İnsanlar savaştı,kaçtı,dua etti,ağladı,küfür etti. Tanrılara sığındı,tanrıları reddetti. İnsanlar korktu oğlum,hiç korkmadıkları kadar. Ama soğuk durmadı.

Bir gün diyarın uzak köşelerinden gelen,atalarını kimsenin bilmediği bir adam öne çıkıp “Kurban verin.” dedi. İnsanlar karşı çıktı,zaten yaptıkları tek şey kurban vermekti. Kocalarını,karılarını,annelerini,kundaktaki bebeklerini kurban vermekten başka bir şey yapmıyorlardı. Soğuk hepsini ellerinden alıyordu. Verecek neleri kalmıştı?

Adam Hayır, dedi,hayır,hayır hayır… Kurban en kıymetli olmalı,kurban en saf olmalı. Büyük güce büyük kurban verilmeli. Kelimelerinin her birini Kış Kralının gözlerinin içine bakarak söyledi. Kral paçavralar içindeki adamın oraya hiç gelmemiş olmasını diledi,çünkü anlamıştı.

Kralın sadece bir çocuğu vardı. Yeni yeni yürümeye başlamış küçük bir oğlan çocuğu. En kıymetli kanın en kıymetlisi. Tam beş gün,oğlunu kollarının arasına alıp büvet ağaçlarının arasında diz çöküp sessizce dua etti. Tanrıları ona yol göstersin diye.

Beşinci günün sonunda uyuşmuş ayakları üzerine kalktı,kollarındaki küçük oğlu uyuyordu. Kral kararını vermişti. Döndüğünde oğlunu karısına verip onu yol için hazırlamasını söyledi. Karısı vereceği kararı en başından biliyormuş gibi hiçbir şey demeden minik oğlunu hazırladı. Kraliçe yerine halk ağladı. Fakirler,zenginler,benciller,kahramanlar,güzeller,çirkinler… Hepsi minik prenslerinin hiç yaşayamayacağı geleceği için ağladı. Ama kral kararını değiştirmedi.

Aynı gece oğlunu doru bir kısrağın eğerine bağladı. Kendisi de gece siyahı atının üstüne geçti. Doru kısrağın dizginlerini de kendi eline alıp iki atı dört nala ormanlara sürdü. Arkasına bakmadı,nasıl bakabilirdi? Oğlunu ellerinden kopardığı kadının göz yaşlarını görmeye nasıl cesaret edebilirdi?

Onlar at sürdü,gece hiç değişmedi. Oğlu uyudu,uyandı,annesini sordu,kral cevap veremeyip sadece at sürdü. Asker çamlarını geçip büvet ağaçlarının iç içe geçtiği koruya girdiklerinde yavaşladı. Korunun ortasında atından inip oğlunu da indirdi. Minik oğlanı büyük beyaz köklerden birine oturtup siyah saçlarını okşadı. Hüznü gırtlağına kadar yükselip onu boğarken kral oğluna şarkılar söyledi. ’Sen prenssin, dedi çelik gibi matlaşmış sesiyle. halkımızın her şeyden önce geldiğini hiç unutma. Bu senin görevin oğlum,bu senin görevin. Çocuk anlamış gibi kocaman gözlerini bir an bile kırpmadan başını salladı.

Kral orada kalmak istedi. Oğlunu kucağına alıp gelecek olanı beklemek istedi. Dönüş yolu için kendisine ne ekmek aldı ne su. Hepsini oğluna bırakıp siyah atının üstüne atladı. ’Söz veriyorum,her şey bittiğinde,anneler evlerinde yine huzurla uyuduğunda seni bulmak için döneceğim. Senin için geleceğim oğlum,seni arkada bırakamam’ diyip oğlunun yine kafasını salladığını göremeden hızla güneye sürdü atını.

Ne kadar istese de ne açlık ne susuzluk onu öldürmedi. Sağ salim evine vardığında Tanrılar bu acıyla yaşamamı istiyor. diye düşündü. Gündüz ordularını yönetti,halkını güvende tutmaya çalıştı,gece Tanrı Korusundan ayrılmadı. Karnı her geçen gün büyüyen karısının hıçkırıklarını dinleyerek tanrılara dua etti. Çocuğuma kendini koruma erdemini bahşedin. duası hiç şaşmadı. Geceleri dizlerinin,gündüzleri atının üstünde hep aynı şey için yakardı tanrılarına. Karısı ona bir oğul daha verdi,ama göz yaşları dinmedi. Kral yine dua etti. Çocuğuma kendini koruma erdemi bahşedin.

Tanrılar onu duydu. Çocuk büvet ağaçları arasında kendine bir yol seçti. Her ağaca isim verip güzel yüzleriyle konuştu. Çocuk kurtların gözünden gördü,kuşların sesiyle şakıdı. Ağaçlar onu hareket halindeki bir kafileye götürdüğünde insanların söylemediklerini duyduğunu fark etti. Tanrılar çocuğa merhamet etmekten fazlasını yaptı.

Tanrıların kabul ettiği kurban minik oğlanın çocukluğu oldu,hayatı değil. Oğlanı öldürdüler,oğlanı dirilttiler. Elinden hayatını alıp ona bir yol gösterdiler. Oğlan çeliği dövdü,at sürdü ama hepsinden önemlisi adamlarının gözünden gördü,onların söylemediklerini duydu. Kurtlarla uyuyup kuzgunlarla uçtu.

Babasını zamanla unuttu,yüzü hafızasından silindi,sesi rüzgarla dağıldı,geriye sadece atının uzaklaşan nal sesleri kalana kadar babası yok oldu. Annesini ise hiç hatırlamadı. Geceleri onun için dua eden kardeşini hiç görmedi. Bir ailesi,tacı,tahtı,toprağı olmadı. Bazı zamanlar kim olduğu gerçeğini unutmaktan korkarak uykuya teslim oldu. Ama görevini yerine getirdi. O diyara huzur verdi.

Bazen bir canavar olduğunu düşündü. Bazen delirdiğini.”

Yaşlı kadın elini bir an sıkıp derin bir nefes verdi. “Bu delilik değil Prensimin Oğlu. İnsanların bilmediği güçler uykularından uyandı. Bu delilik değil.”

Uzanıp görmeyen ellerle omzuna dokundu. Parmakları kaynatılmış derinin üstünden bile hissedebildiği sıcaklıkla üç kere omzuna vurup durdu. “Bu yaşlıyı çok bile dinledin.” diye hışırdadı sesi.

Rickon uyuşmuş ayaklarının üstüne kalkarken bal rengi gözleri yine gördü. Bu delilik değil. Ormanın Çocuklarının bilge Anama’i yaşlı dudaklarıyla ona gülümsedi,kadının minik ellerini samimiyetle bir kez daha sıkıp arkasını döndü. Anama’nın gümüş rengi uzun saçları görüş alanından silip yerini bal rengi gözlere ve gri bir posta bıraktı. Kısa bir hırlama kulaklarına doldu. Kapalı çadırda nem yüklü bir rüzgar tüylerinin arasından geçti. Rickon ağırlığını topuklarına verip çadırın kapısını açtı. Tüylü Köpek’in sabırsızlığı damarlarını zonklattı. Üstlerinde uçan şahine uzandı. Kuşun gözünden kendi küçüklüğüne gülüp Bu delilik değil. diye düşündü.

#2

Anama, Orman’ın Çocuklarından biri miydi yani şimdi?
Geçmiş çok güzel anlatılmış çok beğendim.
Kendin mi yazdın yoksa alıntı mı orayı da anlayamadım ama neyse :slight_smile:

#3

Evet Anama ormanın çocuklarından,hatta hayatta kalan en yaşlıları.
Ben yazdım tabiki :smiley: Rickonun yeteneğinin kaynağını soyu olarak gösterdim. Hatta bu bahsedilen prens azor ahai bile olabilir :stuck_out_tongue: beğenmene sevindim :slight_smile:

#4

Çok iyi olmuş elbette. Betimlemelerle eziyorsun bizi :confused:

#5

okumak çok zamanımı aldı ama değdi çok güzel olmuş ellerine sağlık :slight_smile:

#6

Çok mutlu oldum bu kadar ani tamamlanan bir yazıyı beğenmenize,umarım devamını da beğendirebilirim :smiley:

Aaa ezmk ne haddime,istirham ederim :smiley:

#7

Gerçekten güzel olmuş. Devamını merakla bekliyorum (Murat senin hikayeyi hala bekliyoruz)

#8

Sen yorum yapmayınca okumadın sanıyordum (trip atıyor)

#9

Teşekkürler teşekkürle,bu gazla yarına bile yazarım :stuck_out_tongue:
Evet Murat,canımsın yaz artık şu bölümü :stuck_out_tongue: Lann’ı özledim :\

#10

Bir seninkini bir de Velaryonunkini merakla bekliyorum. Sizde havalısınız be. Beğendik ya naz yapıyosunuz.

#11

Allah vergisi canım. Havalı olmak herkese nasip olmuyor :slight_smile:

#12

Aslında seninkini beğenmiyordum, kırılma diye güzel olmuş yazıyordum.

(hayır tamamen yalan)

#13

Desen de demesen de değişen bir şey olmaz havalıyım seni mi takıcam? :smiley:

#14

:oh::oh::oh::oh::oh: