Theon Greyjoy Bölümü (Çeviri) - The Winds of Winter


#61

gendry nerelerde kaldı devamı :smiley: :smiley: çevir hadi rep’e boğarım seni :smiley: :smiley:


#62

Ceviri yapma hizimla neredeyse George Martinin yazma hizini yakalayacagim yavaslik acisindan. Herkes unutmustur diyordum ama bitireyim madem istek var. Yalniz bu hafta olmaz sinav var.


#63

benden kaçmazz :stuck_out_tongue: bekliyorum :slight_smile:


#64

gendry ellerin dert görmesin bir an önce sınavlarını bitir bekliyoruz yeni çevirilerini sabırsızlıkla


#65

istersen bana özel mesajdan yaz ing bir kısmını çeviririm ben…


#66

Aynen bak ben de sen başlayıp güzel götürdüğün için bitirmesi de sana yakışır diye bişey demedim ama kalan kısmı için yardımcı olabilirim sana.


#67

Benim zamanım az ne yazık ki. George Martinin resmi sitesinden benim kaldıgım yeri bulup devam edebilirsiniz Phoenix de sen de.En son editler ilk mesaja eklerim herseyi.


#68

Karhold’un Kale Muhafızı masaya giderken yaptığı gibi zorlukla bastonuna dayanarak eğilmiş ve bükülmüştü. Lord Arnolf’ın pelerini iyi ,gri yündendi, siyah bir samurla çevrelenmişti ve gümüş bir yıldızla tutturulmuştu.

Zengin bir kıyafet, diye düşündü Theon, bir adam için zayıf bir bahane. Bu pelerini daha önce de görmüştü, bunu giyen adamı daha önce de gördüğünü düşündü. Dreadfort’ta. Hatırlıyorum. Leş’i hücresinden çıkardıkları gece, Lord Ramsay ve Fahişefelaketi Umber’la birlikte oturup yemek yemişti.

 Arkasındaki adam yalnızca onun oğlu olabilirdi...  50 yaşında diye tarttı kafasında Theon, tıpkı babası gibi yuvarlak,yumuşak bir yüze sahip, tabi Lord Arnolf şişmanladıysa. Onun arkasında, ondan daha genç, üç adam yürüyordu.[i] Torunları[/i], diye tahmin yürüttü. İçlerinden biri zincirden örülmüş bir zırh giyiyordu. Geri kalanıysa kahvaltı için giyinmişti, savaş için değil. [i] Aptallar.[/i]

 "Majesteleri."  Arnolf Karstark başını eğdi.  "Onur duydum."  Oturmak için bir yer aradı, bunun yerine gözleri Theon’u buldu. 

 "Bu da kim?" Bir kalp atışı sonra kim olduğunu anladı. Lord Arnolf’ın rengi soldu.Aptal oğlu ilgisizliğini sürdürdü.

  "Oturacak sandalye yok." diye bakındı sersem. Kafesin içinden kuzgunlardan biri haykırdı.

 "Yalnızca benim için yer var." dedi Kral Stannis ve oturdu.

 "Bu şey Demir Taht olmasa da buraya ve bu zamana uyuyor."Güvelerin şövalyesi ve gümüş zırhlı iri adamın önderliğinde bir düzine adam kale kapısına kadar sıralanmıştı.  

  "Öldün sen, anla bunu,"diye devam etti kral.

  "Yalnızca ölümünün getirdiği hareket olayların seyrini değiştirebilir. İnkarlarla zamanımı kaybettirmeyecek kadar iyi akıl verilmiştir sana. İtiraf et ve Genç Kurt’un Lord Rickard’a verdiği gibi hızlı bir sona kavuş. Yalan söyle ve yan. Seç."

  "Bunu seçiyorum."  Torunlardan biri kılıcının kabzasını kavrayıp çekti.

 Bu davranışı, kötü bir tercih olduğunu kanıtladı. Kral’ın iki şövalyesi üzerine gelirken adamın kılıcı kınından tamamen çıkmamıştı bile. Bu hareketi eli bileğinden kir ve kan içinde ayrılmasıyla sonlandı, kardeşlerinden biri karnındaki yarayı sıkıca tutarak merdivenlerde tökezledi. Düşmeden önce altı adım kadar sendeleyerek yürüdü ve sonra da sırt üstü zemine çarptı.

Ne Arnolf Karstark ne de oğlu hareket etti.

  "Götürün şunları," diye emir verdi kral.

  "Suratları midemi ekşitti.'' O anda beş adam bağlanıp götürüldü. Kılıç elini kaybeden adam kan kaybından bayıldı ancak kardeşi ikisine yetecek kadar karnındaki yara yüzünden çığlık attı.

  "İşte bu şekilde ihanetle baş ederim ben hain," diye bilgilendirdi Stannis Theon’u.

  "Benim adım Theon."

  "Nasıl istersen.  Söyle bana, Theon, Winterfell’de kaç adam Mors Umber’la birlikteydi?’’

  "Kimse.  Kimse yoktu."  Kendi esprisine sırıttı.

  "Genç adamlar vardı*.  Onları gördüm."  Crowfood’un Last Hearth’tan getirdiği güç bela tıraş olacak kadar yaşlı olan savaşçılar gibi  bir avuç yarı kötürüm saray görevlisinden başka tabi.

  "Mızrakları ve baltaları, onları kavrayan ellerinden bile daha yaşlıydı. Kaledeki bu adamlar Fahişefelaketi Umber’ın adamlarıydı. Ben de gördüm onları. Yaşlıları, herkesi." Diye kıkırdadı Theon .

  "Mors yeşil çocukları, Hother da gri sakallıları aldı. Bütün iyi adamlar Greatjon ‘ la gitti ve Kızıl Düğün’de öldüler. Bilmek istedikleriniz bunlardı değil mi, majesteleri?"

 Kral Stannis buradaki alayı görmezden geldi.  "Çocuklar," tek söylediği ve tartıştığı şeydi.

  "Çocuklar uzun süre Lord Bolton’da kalmayacaklar."

  "Uzun süre değil,"diye kabul etti Theon. "Hiç de uzun süre değil."

  "Uzun süre değil," diye ağladı kuzgun kafesinden.

   Kral kuşa çok kötü bir bakış fırlattı. "Braavos’lu denizci tüccar, Sir Aenys Frey’in öldüğünü iddia etti. O çocuklardan biri yaptı mı bunu?"

   "Mızraklı yirmi yeşil çocuk,"dedi Theon ona. "Günlerce kar yağdı. Öyle sık yağdı ki 10 yard uzaklıkta kale duvarlarını bile göremezdiniz, savaş siperlerinden adamın biri çıkıp baksa bile duvarların ardında ne olup bittiğini göremezdi. Böylece Crowfood kalenin dışında çocuklara çukur kazdırmaya başladı, sonra da Lord Bolton’ı dışarı çekmek için surunu üfledi. Onun yerine Freyleri buldu karşısında. Kar bütün çukurları kapatınca üstlerinde kaydı bir çoğu. Aenys boynunu kırdı, öyle duydum ben, ama Sir Hosteen sadece atını kaybetti, çoğuna yazık oldu. Şimdi çok kızgın."

 Tuhaf bir şekilde, Stannis gülümsedi. "Kızgın düşmanlar beni hiç alakadar etmiyor. Öfke insanı aptallaştırır, Hosteen Frey de böyle yapacak kadar aptal, tabi ondan duyduklarımın yarısı doğruysa. Bırak gelsin bakalım."

 "Gelecektir de."

 "Bolton çuvalladı," diye açıkladı kral. "Biz açlıktan ölürken yaptığı tek şey kalenin içinde oturmaktı. Savaşta gücünün bir kısmını bize vermek yerine. Şövalyelerinden bir kısmı atlı olacaktır, bizimkiler yaya savaşıyor olacak.  Adamları iyi beslenmiş olacak, bizimkilerse aç karna savaşacaklar. Bu hiçbir şey ifade etmiyor. Sir aptal, Lord Şişko, Piç, bırak gelsinler bakalım. Yerimizi koruyoruz ve bunu bir avantaja çevireceğiz. ‘’

 "Yerinizi mi?" dedi Theon. "Ne yeri? Burası mı? Bu iğrenç kale mi? Bu küçük, sefil kasaba mı? Burada hiç yüksek bir mevki yok, saklanılacak yüksek duvarlar yok, savunmada kullanabilmek için hiçbir şey yok."

 "Henüz yok." 

 "Henüz," diye çığlık attı iki kuzgun ahenkle. Sonra biri kaçamak bir şekilde, diğeri de tuhafça mırıldandı,[i] "Ağaç, ağaç,  ağaç."[/i]

 Kapı açıldı. Ardındaki dünya ise bembeyazdı. Üç güvelerin şövalyesi içeri girdi, bacakları karla kaplıydı.Ayaklarıyla yere vurarak karları silktikten sonra konuştu, "Majesteleri, Karstarklar ele geçirildi. Birkaç tanesi direndi ancak öldüler. Çoğunun aklı çok karışmıştı, kolayca pes ettiler. Hepsini birden büyük salona alıp orada hapsettik."

 "Aferin."

 "Bilmediklerini söylediler. Sorguladıklarımız."

 "Öyle söylerler tabi."

 "Daha sert bir şekilde sorgulayabilirdik. "

 "Hayır. Onlara inanıyorum. Karstark hizmetindeki soysuz adamlarla planlarını paylaştıysa, ihanetinin sır olarak kalacağını asla ümit edemezdi.  O sarhoş mızrakçılardan biri fahişenin biriyle yatarken kolayca ağzından kaçırıverir. Bilmelerine gerek yok. Onlar Karhold adamları. Zamanı geldiğinde Lordlarına itat edeceklerdir, hayatlarını verecekleri gibi."

 "Dediğiniz gibi,majesteleri."

 "Peki ya senin kayıpların?"

 " Lord Peasebury'nin adamlarından biri öldürüldü, benimkilerden ikisi de yaralandı. İzninizle Majesteleri, adamlar gittikçe huzursuzlanıyor. Yüzlercesi kule etrafında bir araya toplandı, ne olduğunu merak ediyorlar.  İhanet kelimesi herkesin dudaklarında. Kime güvenileceğini ya da bir sonraki tutuklanacak adamın kim bilmiyorlar. Özellikle Kuzeyliler — "

 "Onlarla konuşmam lazım. Wull hala bekliyor mu?"

 "O ve Artos Flint bekliyorlar. Onlarla görüşecek misiniz?"

 "Kısa bir şekilde. Önce deniz canavarı."

 "Siz nasıl isterseniz."  Şövalye ayrıldı.

[i] Kız kardeşim,[/i]diye düşündü Theon ,[i] benim tatlı kardeşim.[/i]  Kollarındaki tüm hislerini kaybetmişti, Braavos’lu kansız tüccar Asha’yı 'hediye' olarak ona sunmasıyla aynı anda eklemlerinin büküldüğünü hissetti. Anılar hala acı veriyordu. Kızın yanındaki iri yarı, kel şövalye yardım için bağırmasına fırsat vermedi, yani Theon kralın karşısından sürüklenerek götürülmeden önce birkaç aydan fazla geçmemişti. Bu yeterince uzun bir süreydi. Asha’nın onun kim olduğunu anladığında yüzündeki ifadesinden nefret etmişti; gözlerindeki şaşkınlık, sesindeki acıma, dudaklarının tiksintiyle bükülmesi. Ona sarılmak için atılmak yerine geriye doğru adım attı.

  "Bunu sana piç mi yaptı?"diye sordu.  

  "Ona böyle deme." Kelimeler aceleyle Theon’un ağzından döküldü.  Ona hepsini anlatmaya çalıştı, Leş‘i ve Dreadfort’u ve Kyra’yı ve anahtarları, ona yalvarılmadığı müddetçe deriden başka her şeyi alan Lord Ramsey’yi. Ona kızı nasıl kurtardığını, kale duvarından karlara nasıl atladığını anlattı.

  "Uçtuk. Abel bunla ilgili bir şarkı yazsın, uçtuk."  Sonra da ona Abel’ın kim olduğunu anlattı ve aslında çamaşırcı olmayan çamaşırcı kadınlardan bahsetti. Theon ne kadar tuhaf ve abuk sabuk konuştuğunu biliyordu ancak nedense kelimeler bir türlü durmuyordu. Üşümüş, hasta ve yorgundu... Ve zayıftı, çok zayıf, çok çok zayıf. 

[i] Anlamak zorunda. Benim kız kardeşim o. Bran ya da Rickon’a asla zarar vermek istememişti. O çocukları da Leş öldürmüştü, onları değil, ama diğerlerini. [/i]

  "Kralkatili değilim ben,"dedi ısrarla. Ona Ramsey’in fahişeleriyle nasıl yattığını anlatıp Winterfell’in hayaletlerle dolu olduğunu söylemişti. 

  "Kılıçlar kayboldu. Dört ya da beş tane olmalı. Hatırlamıyorum. Taş krallar çok kızgın." Sonra da bir sonbahar yaprağı gibi titremeye başladı.  "Yürek ağacı ismimi biliyor. Eski tanrılar. Theon, fısıltılarını duydum. Ne rüzgar vardı ne de yapraklar kımıldıyordu. Theon, dedi. Benim adım Theon."  Bu adı söylemek güzeldi. Unutmadan önce çokça söyledi.

  "Adını bilmek zorundasın," dedi kızkardeşine. "Sen...Sen bana Esgred olduğunu söylemiştin ama bir yalandı bu.  Senin adın Asha."

   "Öyle," dedi kız kardeşi, o kadar yumuşakça söylemişti ki kızın ağlayacağından korktu. Theon nefret etti bundan. 

    Kadınların ağlamasından nefret etmişti.  Jeyne Poole Winterfell’den buraya kadar yol boyunca ağlamıştı, suratı bir pancar gibi morarana kadar ve göz yaşları yanaklarında donana kadar ağladı ve bunun tüm sebebi de Arya olmak zorunda olduğunu ona söylemesiydi, yoksa kurtlar geri dönebilirdi. 

   "Seni genelevde çalıştırdılar," diye hatırlattı ona, başkaları duymasın diye yavaşça kulağına fısıldamıştı bunu . "Jeyne’in olacağı bir sonraki şey bir fahişe, sen Arya olmaya devam etmek zorundasın. Onun canını acıtmak istememişti aslında. Bu kızın ve kendinin iyiliği içindi. Adını hatırlamak zorunda. Burnunun ucu donduğu için karardığında ve Gece Nöbetçileri’nden birinin burnunun bir kısmını kaybedilebileceğini söylediğinde her zamanki gibi Jeyne yine ağlamıştı.

  "Winterfell’in varisi olduğu müddetçe Arya’nın neye benzediği kimsenin umurunda bile değil."diye garanti etti kıza. "Yüz tane adam onunla evlenmek isteyecektir. Belki de bin.

   Anılar Theon’u zincirlenmiş bir şekilde terk etti. "Bırak beni’’ diye yalvardı. "Sadece kısa bir süre için, sonra yine beni zincirlersin.  Stannis Baratheon ona baktı ama cevap vermedi.[i]  "Ağaç,"[/i] diye ağladı kuzgunlardan biri. [i] "Ağaç, ağaç, ağaç."[/i]  

   Sonra da kuşlardan biri, "Theon," dedi gün gibi açık bir şekilde tıpkı  Asha’nın kapıdan içeri geldiği zaman gibi.

   Hizmetiçi Qarl ve Tristifer Botley de kız kardeşiyle birlikteydi. Theon Botley’yi,  Pyke’ta birlikte geçirdiği zamanlardan bu yana tanıyordu. Neden evcil hayvanlarını getirmek zorundaydı ki?[i] Beni serbest bırakmaya mı çalışıyor?[/i] Eğer denerse sonları tıpkı Karstark’lar gibi olurdu. Kral da onların burada olmasından memnun değildi.

  "Muhafızlarınız dışarıda da bekleyebilirler. Eğer size zarar vermek isteseydim, iki adam bunu engelleyemezdi."

   Demir doğumlu başını önüne eğdi. Asha diz çöktü. "Majesteleri.  Kardeşim bu şekilde zincirlenmek zorunda mı? Görünüşe göre size hediye olarak bir Stark kızı getirmiş."

   Kral dudaklarını büktü. "Çok cesurca konuşuyorsunuz leydim. Hain kardeşinizin aksine…''

  "Teşekkür ederim, Majesteleri."

  "İltifat değildi bu."  Stannis Theon’a bir bakış fırlattı. "Kasabada bir zindan yok ve umduğumdan çok daha fazla tutsağım var." Asha’nın ayaklarına doğru bir hareket yaptı. "Ayağa kalkabilirsin."

   Kalktı. " Braavos’lu yedi adamımı Lady Glover’dan fidye karşılığı aldı. Seve seve kardeşim için de fidye ödeyebilirim."

 "Demir Adalar’ınızda yeterince altın yok. Kardeşinizin de elleri kan içinde. Farring onu R'hllor’a vermem için beni zorluyor."

  "Clayton Suggs da öyle şüphesiz."

  "O, Corliss Penny, geri kalan hepsi. Buradaki Ser Richard bile, ki kendisi Işık Lordu’nun amaçlarına göre davrandığını düşünen ve onu seven tek kişidir." 

  "Kızıl Tanrı’nın korosu yanlızca tek bir şarkı bilir."

  "Müzik Tanrı’nın kulaklarına güzel geldiği sürece şarkıyı söylemesine izin verilir. Lord Bolton'ın adamları istediğimizden de kısa bir süre içinde burada olur. Sadece Mors Umber aramızda duruyor, bir de kardeşinin dediği zorla askere alınmış yeşil çocuklar var. Adamlar savaşa gidecekleri zaman tanrılarının yanında olduklarını hissederler."

  "Bütün adamlar aynı tanrıya inanmıyor."

  "Bunun farkındayım. Kardeşim gibi aptal değilim ben."

  "Theon annemin yaşayan tek oğlu. Erkek kardeşlerimiz öldüğünde bu onu mahvetti. Theon’un ölümü annemden geriye ne kaldıysa ezip geçecek... Ancak.. Buraya onun hayatı için yalvarmaya gelmedim."

  "Bilgece. Annen için üzgünüm, ama hainlerin canını bağışlamam ben.  Özellikle de bununkini. O, Eddard Stark’ın iki oğlunu katletti. Ona küçücük bir merhamet bile göstersem hizmetimdeki kuzeyliler beni terk eder. Kardeşin ölmeli."

   "O zaman bu işi siz yapın, Majesteleri." Asha'nın sesindeki soğukluk zincirleri içinde Theon’u paramparça etti. "Onu gölün karşısındaki büvet ağacının büyüdüğü adacığa götürün ve taşıdığınız büyülü kılıçla kafasını alın. Eddard Stark bu şekilde yapardı. Theon, Eddard Stark’ın iki oğlunu katletti. O zaman onu Lord Eddard'ın tanrılarına verin. Kuzeyin Eski Tanrılarına. Onu ağaca verin."

  Birdenbire vahşi bir yumruk sesi geldi, üstadın kuzgunları kafeslerinde hoplayıp dönüyorlar, siyah tüyleri demir çubukları dövercesine çarpıp gürültülü bir boğuk sesle ötüyorlardı. [i]"Ağaç,[/i]" diye şakıdı biri[i] "Ağaç, ağaç[/i]," diğeri de aynı anda ötüyordu, [i]"Theon, Theon, Theon.[/i]"

 Theon Greyjoy gülümsedi. [i] Beni tanıyorlar[/i] diye düşündü.

*Yeşil çocuklardan bahsediyor.


#69

Bolton çuvalladı," diye açıkladı kral. "Biz açlıktan ölürken yaptığı tek şey kalenin içinde oturmaktı. Savaşta gücünün bir kısmını bize vermek yerine. Şövalyelerinden bir kısmı atlı olacaktır, bizimkiler yaya savaşmalılar. Adamları iyi beslenmiş olacak, bizimkilerse aç karna savaşacaklar. Bu hiçbir şey ifade etmiyor. Ser aptal(Hosteen) Lord Şişko(Wyman), Piç(Ramsay) bırak gelsinler bakalım. Yerimizi koruyoruz ve bunu bir avantaja çevireceğiz. ‘
“Yerinizi mi?” dedi Theon. “Ne yeri? Burası mı? Bu iğrenç kale mi? Bu küçük , sefil kasaba mı? Burada hiç yüksek bir mevki yok, saklanılacak yüksek duvarlar yok, savunmada kullanabilmek için hiçbir şey yok.”
“HENÜZ YOK.”

Stannis’in bir tuzak hazırladığı düşünüyorum, kendinden emin, oldukça sakin bir bekleyiş içerisinde. En azından Karasu’daki aceleci tavrını sergilemiyor.


#70

phoenix çeviri için teşekkürler eline ve beynine sağlık 4. kitabı bekliyorum ama 6 yıda merak ediyorum


#71

üzüldüm theon’a bir hata yaptı neler çekiyor


#72

Eline sağlık phoenix. Yalnız bir şey rica edeceğim yanlış anlamassan yazıyı biraz daha düzene sokabilirsen sevinirim. Onun dışında güzel.


#73

Asha bence Theon’u kaçırmayı planlıyor.Stannis’i Theon’u ateşlere atmak yerine kafasını kesmeye ikna etmeye çalıştığına göre…

Çeviri için teşekkür.


#74

düzelttim, sanırım :slight_smile:


#75

çok teşekkürler phoenix. Theon için hala umut var :slight_smile:


#76

yazarın theonu hala hayatta tutmasının bır nedeni var ama ne dusunemıyroum, içimden bir ses sanki yaptıgından utanacak starklara yardım edıp onlara baglanıcak ve demır adaları onlara baglıcak diyor ya umut dunyası ıste :smiley:


#77

Yok olabilir o dediğin çünkü Asha Deepwood Motte’de Stannis’e esir düşmeden önce daha eski zamanlarda yapılmış bi Kingsmoot’ta varislerden biri olmadığı için iptal edilme durumunu hatırlıyor. Bu da Theon olmadan yapılıp da Euron’un seçildiği Kingsmoot’un haksız olduğunu gösteriyor. Bunu Asha aracılığıyla öğrenecek olan Aeron Damphair mutlaka bi yolunu bulup Theon’u kullanmak isteyecektir.


#78

Ah theon ahh…
İlk kitapto çok severdim…


#79

Theon hadım oldu.Nasıl varis bırakacak?


#80

Theon’u takan kim ki buradaki amaç Aeron’un da, Asha’nın da, Victarion’un da kurtulmak istedikleri Euron’un başa geldiği kingsmoot u iptal ettirmek ve bunun için de Theon’u kullanmak. Sonrasını zaten olayların akışı belli eder uzun yaşayabilirse Victarion Euron’un yerini alabilir bu şekilde falan ama bunlar çok zor tabi ne Victarion’un bu hesapların içine girecek şartları müsait, ne de Euron bunları düşünemeyecek birisi.