Warg Yeteneği ve Arya'nın Yeteneğinin Uyanışı

asoiaf
arya-stark
warg

#1

Ejderhaların Dansı kitabının giriş kısmına baktığımızda “warg” yeteneği-genelde- çok küçük yaşlarda ortaya çıkan özel bir durum. Kan Kuzgun’a göre de her 1000 insandan 1 kişi warg olurken; her 1000 wargdan 1 kişi yeşil gören olur. Anlayacağınız ender bir yetenek, yeşil görenlik ondan da ender bir yetenek.

Lakin bu kurallar, Stark çocuklarına geldiği zaman pek geçerli görünmüyor. Bildiğimiz kadarıyla (GRRM’in açıklamasıyla) Kışyarı’nın 6 çocuğu da warg(Her birinin seviyesi ve kontrol gücü farklı olsa da warg, demiştir.). Yani 1000’de 1 olması gereken şey 1000’de 6 olmuş. Dahası küçük yaşlarda ortaya çıkması gerekir iken (Rickon hariç) hepsinin oldukça ileri yaşlarda (Jon-Robb’un 15) ortaya çıktı. Ayrıca yeşilgören yeteneği yahut yeşil rüya sahibi olan insanların yosun yeşili (Jojen) gözlere veyahut kırmızı (Kankuzgun’u) gözlere sahip olması gerekir iken Bran’ın gözleri böyle değil.

Bunun sebebi nedir? Kesin olarak bilemiyoruz ama Dany’nin bir kereliğine mahsus ateşte yanmaması gibi olağanüstü-büyüsel bir etken yüzünden böyle olduğu çıkarımını yapmak güç değil.

En önemlisi bu warg yeteneklerinin “ulukurtlar” ile ilgili olduğu %100 kesin gibi. (Misal Leydi çok erken öldüğü için Sansa’nın yeteneği uyanmıyor ama o da bir warg, o yatkınlık var.) Kurtlarla bu çocukların ciddi ve güçlü büyüsel bir bağ var. Öyle ki hayvanların karakterleri bile sahiplerinin karakterlerine benziyor ve bir nevi kaderlerini bile paylaşıyorlar diyebiliriz. Bran’ın komada iken kötüleşmesini önleyen Yaz’ın ona şarkı söylemesiydi; Karga aracılığı ile warg yeteneği uyandı ve sonrasında Bran -istemsizce- Jon’un yeteneğinin uyanmasına yardım etti.

Kralların Çarpışması 7. Jon POV’unda bunu görüyoruz aslında.
Gözlerini kapadığında rüyasında ulu kurtları gördü.

Altı tane olmaları gerekirdi ama beş taneydiler, hepsi birbirinden ayrı yerlerde. Derin bir boşluk sancısı ve yarım kalmışlık hissi duydu. Orman uçsuz bucaksız, soğuktu ve onlar çok küçüktüler, kaybolmuşlardı. Kardeşleri oralarda bir yerde olmalıydı ama hepsinin kokusunu kaybetmişti. Arka ayaklarının üstüne oturup başını kararmaya başlayan gökyüzüne kaldırdı, haykırışı orman boyunca yankılandı, uzun ve yas dolu bir çığlık. Sesi silinip giderken kulaklarını dikti, bir cevap almak için dinliyordu ama duyduğu tek şey savrulan karların iç çekişiydi.

Jon?

Ses arkasından gelmişti, bir fısıltıdan daha hafifti ama güçlüydü aynı zamanda. Bir çığlık sessiz olabilir miydi? Kafasını çevirdi, kardeşini arıyordu, ağaçların arasında hareket eden ince gri bir şekil, görmek için bakıyordu ama hiçbir şey yoktu, sadece…

Bir büvet ağacı.

Som kayada filizlenmiş gibiydi. Beyaz kökleri sayısız kılcal yarığın ve saç teli inceliğindeki çatlakların arasından kıvrılarak yukarı tırmanıyordu. Gördüğü diğer büvet ağaçlarından daha inceydi, henüz bir fidandı ama o izlerken büyüyordu ağaç, gökyüzüne uzanırken kalınlaşıyordu dalları. Temkinli bir şekilde pürüzsüz, beyaz gövdesinin çevresini dolaştı, yüze gelene dek. Kırmızı gözler ona baktı. Öfkeli gözlerdi ama onu gördüklerine sevinmiş gibiydiler. Büvet ağacının yüzü kardeşinin yüzüydü. Kardeşinin her zaman üç gözü mü vardı?

Her zaman değil, dedi sessiz çığlık. Kargadan önce yoktu.

Ağacın kabuğunu kokladı; kurdun, ağacın ve çocuğun kokusunu aldı. Bunların arkasında başka kokular da vardı; sıcak toprağın kahverengi zengin kokusu, taşların gri sert kokusu ve bir şey daha, korkunç bir şey. Ölüm, biliyordu. Ölüm kokluyordu. Korkuyla geri çekildi, tüyleri diken dikendi, dişlerini gösterdi.

Korkma, karanlığı seviyorum. Seni kimse göremez ama sen onları görebilirsin. Fakat önce gözlerini açmalısın. Gördün mü? İşte böyle. Ve ağaç aşağı uzanıp ona dokundu.

Sonra aniden dağlara geri döndü, büyük bir uçurumun kenarında duruyordu, pençeleri bir kar yığınının içine gömülmüştü. Rüzgârlı bir boşluğa açılan Çığlık Geçidi ve bir sonbahar öğleden sonrasının bütün renkleriyle dolu üçgen şekilli vadi, bir yorgan gibi önüne serilmişti…

Dikkat ederseniz Bran, mahzen mezarda saklanırken Yaz’ın içinde günlerini harcıyordu ve o günlerden birinde bir şekilde Jon’a Büvet Ağacı aracılığıyla(çünkü Kışyarı’nın altı boydan boya bu ağacın kökleriyle kaplı aslında, doğrudan yanında olmasına gerek yoktu Tanrıkorusundakinin) ulaştı ve yeteneğinin uyanmasına yardım etti.

Bildiğimiz kadarıyla Rickon’un Bran’dan sonra uyandı ama o kısmı göstermediler. Oğlanın en azından “yeşil rüya” gördüğünü biliyoruz, wargladığını görmedik hiç. Robb’un da görmedik ama kurdu yeteri kadar yaşadığı ve zaten warg olduğunu bildiğimiz için bahsi geçmese de kurt rüyası gördüğünü tahmin edebiliriz. Sansa’nın durumuna yukarıda değindim. Geriye bir Arya kaldı.

Şimdi diğer kardeşlerinin hepsi kurtları ile beraber iken Arya ve Sansa değildi. Hal böyle olunca Arya’nın warg yeteneği uyanması -dikkat ederseniz- nehir topraklarına ulaştığı zaman oldu. Peki, nasıl oldu? Bran-Jon’u uyandırmış iken Jon da istemsizce Arya’yı mı uyandırdı? Yahut sadece Arya’nın Nymeria’nın yakınlarına gelmesi mi gerekmişti?

Bu başlıkta (Spoilers Extended) Something strange about Arya's first ASOS chapter : asoiaf bu konuya değinmişler.

Bildiğimiz kadarıyla 2. kitapta Arya, Harrenhall’da iken Nymeria ve sürüsü hiç de uzakta değildi.

Qyburn, kapitone yeleğini giymesine yardım ederken, “Bugün avlanacağım,” diye duyurdu Roose Bolton.

“Güvenli olur mu lordum?” diye sordu Qyburn. “Rahip Utt’un adamları daha üç gün önce kurtların saldırısına uğradı. Hayvanlar doğrudan kampın içine girmiş, ateşten en fazla beş metre uzakta durmuşlar, iki at öldürmüşler.”

“Kurtları avlamak niyetindeyim. Ulumaları yüzünden geceleri neredeyse hiç uyumuyorum.” Bolton kemerine eğilip kılıç ve hançer askısını ayarladı. “Ulu kurtların, bir zamanlar insanlardan ya da mamutlardan hiç korkmadan, yüzden fazla hayvandan oluşan büyük sürülerle kuzeyde dolaştığı söylenir. Ama bu çok uzun zaman önceydi ve başka bir topraktaydı. Sıradan kurtların güneyde böyle cesurca dolaştığını görmek tuhaf.”

Roose sonrasında birkaç tanesini avlamayı başarıyordu. Aynı POV’da Arya’nın bu alıntısı ilgi çekici.

Tanrı korusunda, kılıcını bıraktığı yerde buldu ve yürek ağacına götürdü. Orada diz çöktü. Kırmızı yapraklar hışırdadı. Kırmızı gözler Arya’nın içine saplandı. Tanrıların gözleri. “Bana ne yapmam gerektiğini söyleyin tanrılar,” diye dua etti.

Uzunca bir süre rüzgârdan, sudan ve dalların tıkırtısından başka ses yoktu. Ve sonra, çok, çok uzaktan; tanrı korusunun, tekinsiz kulelerin ve Harrenhal’un kalın duvarlarının ötesinden yalnız bir kurdun uluması duyuldu. Arya’nın tüyleri ürperdi ve bir an için başının döndüğünü hissetti. Sonra, belli belirsiz, babasının sesini duyar gibi oldu. “Kış geldiğinde ve kar düştüğünde yalnız kurt ölür ama sürü yaşamaya devam eder,” dedi ses.

Arya, “Ama sürü yok,” diye fısıldadı büvet ağacına. Bran ve Rickon ölmüştü. Sansa, Lannisterlar’ın elindeydi. Jon, Sur’daydı. “Ben, ben bile değilim artık, ben Nan’im.”

“Sen Kışyarı’nın Arya’sısın, kuzeyin kızısın. Güçlü olabileceğini söylemiştin bana. Senin damarlarında kurt kanı akıyor.”

“Kurt kanı,” Arya şimdi hatırlıyordu. “Robb kadar güçlü olabilirim. Olacağımı söyledim.” Derin bir nefes aldı, sonra süpürge sapını iki eliyle birden kaldırıp dizine indirdi. Sopa büyük bir çatırtıyla kırıldı, parçalarını kenara fırlattı Arya. Ben bir ulu kurdum ve tahta dişlerle işim kalmadı.

O gece dar yatağında, kaşıntı veren samanların üstünde, yaşayanların ve ölülerin fısıltılı tartışmalarını dinleyerek ayın doğmasını bekledi. Güvendiği tek ses onlardı artık. Kendi nefesinin sesini duyabiliyordu, kurtları da; koca bir sürü olmuşlardı şimdi. Tanrı korusunda duyduğum kurttan çok daha yakındalar, diye düşündü Arya. Bana sesleniyorlar.

Arya gerçek manada ilk defa burada, bu anda kurtlarını ve fazlasını hissedip, duymaya başlıyor. (hatta yaşayan ve ölülerin fısıltısı tabiri çok ilginç geldi). “kırmızı gözler” kısmının Hayalet’in gözleri olduğuna dair işaret kabul edilmiş, daha doğrusu o an kurulan bağlantı ile ilgili (Bran’ın yüzünün Büvet ağacında belirmesi gibi) ki Jon, daha sonra da Hayalet’in gözlerinin kırmızılığını Büvet ağacındaki kırmızılığa benzetmişti.

Jon’un alıntısı ile Arya’nın altıntısını karşılaştırdığımızda dikkat çekici ikinci kısım da ortaya çıkıyor. (Unutmayın iki alıntı da gece gerçekleşiyor, uyku saatinde.)

Jon’un kurdu Hayalet; haykırışı orman boyunca yankılandı, uzun ve yas dolu bir çığlık. Sesi silinip giderken kulaklarını dikti, bir cevap almak için dinliyordu ama duyduğu tek şey savrulan karların iç çekişiydi DAHA SONRA da Arya’nın duyduğu… Ve sonra, çok, çok uzaktan; tanrı korusunun, tekinsiz kulelerin ve Harrenhal’un kalın duvarlarının ötesinden yalnız bir kurdun uluması duyuldu

Jon’un alıntısında eksik çeviri olduğu için İngilizce olarak burada eklemem gerek.

Jon kısmı: lifted his head to the darkening sky, and his cry echoed through the forest, a long lonely mournful sound.

Arya kısmı: And then, far far off, beyond the godswood and the haunted towers and the immense stone walls of Harrenhal, from somewhere out in the world, came the long lonely howl of a wolf .

Hayalet “yalnız ve keder dolu duygularla uzunca uluyor.” ve daha sonra Arya da “far far off… çok çok uzak bir yerde, dünyanın dışında bir yerden yalnız bir kurdun ulumasını duyuyor.”

Yani Arya, burada resmen Hayalet’i duymuş. İkisi arasında kısa bir süre “bağ” oluşmuş. Yatmaya gittiğinde de Nymeria’yı hissetmeye başlamıştı; sürüsünün büyüdüğünü ve ona sandığından daha yakın olduğunu hissediyor hatta biliyordu.

Gendry başıyla onayladı. Al Turta, “Gelmemizi istediğinde baykuş gibi öt,” dedi.

“Ben baykuş değilim,” dedi Arya. “Ben bir kurdum. Ulurum.”

Nöbetçi hareketsiz kalınca Arya sikkeyi yerden aldı. Harrenhal’un duvarlarının dışında bir kurt uludu, yüksek sesle ve uzunca. Arya sürgüyü kaldırdı, kenara attı ve ağır meşe kapıyı çekip açtı. Al Turta ve Gendry atlarla birlikte geldiklerinde yağmur şiddetli yağıyordu. “Onu öldürdün! ” dedi Al Turta soluksuz bir halde.

POV devam ediyor, kaçış sırasında Gendry ve Arya arasında şöyle bir konuşma geçiyor; Arya, uluyarak haber vereceğini söylüyor, gidiyor kapıdaki nöbetçiyi öldürüyor ama ulumuyor… Yine de uluyan bir kurt var, bunu duyan Gendry ve Alturta geliyor. Arya uluyacağını söylediği halde ulumadı ama onun yerine bir kurt uludu, kim olabilir? Nymeria. Kurama göre artık güçleri uyanan Arya, Nymeria’nın ulumasını -istemsizce- sağlıyor. Bizim dişi kurt çok yakınlarında bir yerlerde.

Sonraki kitabın ilk Arya POV^'unda buna işaret eden bir şey daha var, Nymeria kızı takip ediyor. Zaten sıradan kurtlar da sık sık karşılarına çıkıyor. Hatta Arya’nın ulumasına karşılık veriyor(Bunu Bran da yapmıştı aslında, Yaz geri karşılık vermişti, birlikte ulumuşlardı.), sürekli çevresinde geziniyorlar.

Yağmur, nöbetçinin kanını Arya’nın parmaklarından yıkamıştı, Arya’nın sırtında bir kılıç asılıydı, kurtlar karanlığın içinde gri ve güçlü gölgeler gibi geziniyordu ve Arya Stark korkmuyordu.

Sonra Arya, ilk kurt rüyasını görüyor; Nymeria ve sürüsü “kanlı oyuncuları” avlıyordu. Elbette Arya bunun sadece rüya olduğunu sandı.

Rüyaları kırmızı ve vahşiydi. Oyuncular rüyasındaydı, en az dördü; solgun tenli bir Lysli, Ib’den gelen zalim bir baltacı, Iggo denen Dothraklı bir at efendisi ve adını hiç öğrenemediği Dornelu bir adam. Paslanmış zırhların ve ıslak derilerin içinde, yağmurdan çıkarak peş peşe geldiler, eyerlerine asılmış kılıçlar ve baltalar tıngırdıyordu. Arya’yı avladıklarını düşünüyorlardı, Arya, rüyaların tuhaf ve keskin sarahatiyle biliyordu bunu, fakat yanılıyorlardı. Arya onları avlıyordu.

Rüyasında küçük bir kız değildi Arya, iri ve güçlü bir kurttu. Ağaçların arasından çıkıp adamların önünde belirdiğinde ve pes bir hırlamayla dişlerini gösterdiğinde, hem atlardan hem adamlardan yükselen tiksindirici korku kokusunu aldı. Lysli’nin atı şahlanıp dehşet dolu bir çığlık attı. Diğerleri insan dilinde konuşarak birbirlerine bağırdılar ama onlar hareket etmeye fırsat bulamadan karanlığın ve yağmurun içinden başka kurtlar koşup geldi, büyük bir sürü; zalim, ıslak ve sessiz.

Dövüş kısa fakat kanlıydı. Kıllı adam baltasını çıkarırken devrildi, koyu tenli olan okunu gererken öldü ve solgun Lysli kaçmaya çalıştı. Arya’nın kardeşleri adamı yakaladılar, tekrar tekrar döndürdüler, dört bir yandan saldırarak atının bacaklarını ısırdılar ve binicinin boğazını adam yere düşüp toprağa çarparken parçaladılar.

Sadece çanlı adam geri çekilmemişti. Adamın atı Arya’nın kız kardeşlerinden birinin kafasını tekmeledi ve saçları hafifçe çınlayan adam diğer kardeşini kıvrımlı gümüş pençesiyle neredeyse ikiye bölüyordu.

Arya’nın içi öfkeyle doldu, adamın sırtına sıçradı, onu baş aşağı devirdi, birlikte düşerlerken çenesi hasmının kolunda kenetlendi; dişleri derinin, yünün ve yumuşak etin içine gömüldü. Yere çarptıklarında, başını vahşice silkerek adamın kolunu omzundan kopardı. Ağzındaki kolu zaferle ileri geri salladı, soğuk ve siyah yağmurun ortasına, sıcak ve kırmızı damlalar serpiştiriyordu.

Hatta bonus olarak şunu da eleyelim; wargladıkları zaman Stark çocukları kurtların birbirleriyle konuşmasını da anlıyorlar. Bu uluma, aya şarkı söyleme, birbirini özleme gibi duygular ulu kurt kardeşler arasında çok sık meydana geliyor 5 kitap boyunca.

Son zamanlarda ulu kurtlar sık sık rüyalarına giriyordu. Benimle konuluyorlar, kardeş kardeşe, diye düşünüyordu kurtların ulumasını duyduğunda. Onların dilini anlıyordu… tam olarak değil ama neredeyse… sanki bir zamanlar bildiği, sonradan unuttuğu bir dilde konuşuyorlarmış gibi. Walderlar onlardan korkuyor olabilirlerdi ama Starklar’ın damarlarında kurt kanı dolaşıyordu. Yaşlı Dadı söylemişti. “Bazı insanlarda diğerlerinden fazla vardır,” demişti.


#2

Konuyla hiç alakası yok ama ben bunu ilk okuduğumda 5 kurt olma sebebini hayalet’in geride olmasına (sonradan bulunmasına )bağlamıştım. Kurtların ilk bulunduğu ânı yaşıyor diye düşünmüştüm (niye böyle bir şey düşündüysem aklımda böyle kalmış) Şimdi okuyunca anladım ki Lady’nin ölmesiyle 5 kişi kalıyorlar, ve Sansa ile bağlantıları kopuyor.

Orman uçsuz bucaksız, soğuktu ve onlar çok küçüktüler , kaybolmuşlardı.

Burası da Stark çocuklarının çaresizliğini ve kayboluşlarını çok güzel yansıtmış. Duygulandım :cry:

Evet görünen o ki Stark çocukları kendi haberleşme ağına sahipler. Orta çağda sadece 5 kişide akıllı telefon olması gibi bir şey :joy::joy:. Üzerinde biraz çalışırlarsa koordineli bir şekilde sürü halinde haraket edebilirler. Bu da, bana Arya’nın batıdiyar’a dönüşünde Bran’ın bir rolü olabileceğini düşünüyor.

Mesela burada Arya ile konuşan kim? Bloodraven? Bran? Yoksa ne olduğundan emin olmadığın eski Tanrı’lar mı? Bilemiyorum! Bran’ın Arya ile bağlantıya geçip ona kim olduğunu hatırlatması ve eve dönmeye teşvik etmesi güzel olurdu. Her ne kadar popüler olan Jon’un ölümünü duyan Arya’nın batıya yelken açacağı kuramı olsada, bran ile ikisi arasında da güzel bir dinamik var ve kullanılırsa samimiyetle kucaklarım :nerd_face:


#3

Garip ama bu kısmı yazarken okuyunca ilk ben de “niye 5?” diye bir kaldım, Leydi meselesini unutmuşum; Robb’un kurdu ölü değil miydi falan diye kafam karıştırdı durdu da sonra toparladım. Bazen oluyor demek. :smiley:

Etme, yara deşen bir cümle orası zaten. :frowning:

Güzel benzetme. Ben de Büvet ağaçlarını “telefon kulübeleri” olarak görüyorum şu an, kurtlar da özel-şahsa ait telefon gibi. :smiley:

Hmmm aslında şu ana kadar Bran, sadece Jon ile iletişim kurdu. 6. kitap POV’unda mıydı, ne; ağaçların onu izlediğini söylemişti Arya, rüyasında; Nymeria sürüsünü. Bunu genel olarak Bran diye yorumladılar, olabilir aslında. Akla yatkın bir şey ama aşağıda da sorduğun gibi bu kızla konuşan sanki başka biri var gibi. Bunu ilk FM evine gittiğinde kapıdaki büvet ağacı ve ay yüzü için de söylemişti. Yani Bran olmayabilir.

Bran, ağaçlarla iletişim kuruyor ama Jon, görünüşe göre tüm kurtlarla iletişim kurabiliyor gibi. Hepsinin gözüyle gördüğünü gördük. Bu da ilginç bir şey; bunu yapabilen Stark çocuğu yok. Bir tek Yaz’a ulaşamadı(warg gücünün etkisiz olduğu bir yerde hayvan) ama onun oralarda bir yerde olduğunu biliyor. Bu yazıya bakarsak Hayalet aracılığı ile Arya’nın warg gücü uyandı. Haliyle Jon ile devam edebilir bir şey olacak ise yahut Bran ile de olabilir elbette.

Lakin “dönüş” meselesinde Bran’ın etkisi olacağından şüpheliyim, ilk önce Arya’ya Braavos’ta ulaşabilmesi gerek, Büvet ağacı -görünüşte- yok. Kapıyı falan saymazsak. Kurtlar aracılığı ile olabilir mi? Dediğim gibi kurtların gözünden görebilen Jon gibi görülüyor, diğerleri değil.

Bran o sıralarda kaçkınları oynuyordu, sanmam. Bunu ben de merak ettim, kim diye. Hatırlar isen KL’de ilk kaçtığında gizli geçide giderken de bir ses duyuyordu; Syrio falan diye düşündük ilk ama bilemedik. Arya bol bol ses duyuyor aslında.

Arya ve Bran’ın etkileşimini hiç düşünmedim, yalan yok. :smiley: Bir araya gelince ne yaparlar, birlikte ne karar alırlar, neye imza atarlar? Aklıma hiç gelmemişti. Olsa olsa Bran, dönerken Dark Sister’ı getirir, Arya’ya verir diye düşünmüştüm. Aslında üstünde düşünülmesi gereken bir şey olabilir, olacaklarda etkili rolleri olacak iki kişi ve kardeş ama birlikte yapacakları şey daha etkili bir gidişat çizebilir Diyar’da.


#4

Düşüncemin ana sebebi burası açıkçası. Bran olması daha edebi ama başkası da olabilir tabii ki. Tıpkı Jon ile nasıl iletişim kurduysa Arya ile de kurabilir mantığındayım bir nevi

Geçmişe bakabiliyor ve babasına sesleniyor ya belki Arya’ya da gelecekten seslenmiş olabilir diye düşündüm. Zaman olayı karışık biliyorsun.

Nehir topraklarındayken, Yoren ile kaldığı köye Armory Lunch saldırısını önceden hissedip bağırıp çağırmıştı. Burada da bir gariplik var. Nymeria’nın orduyu görmesi ve Arya’nın bunu hissetmesi olası. Kurtlar garip bir şekilde önceden kötü bir şeyin gelebileceğini hissedebiliyorlar. Gri rüzgar İkizlere gitmemekte direnip çıldırması. Hayalet’in Jon öldürülmeden önce sağa sola saldırması, aralarındaki özel bağı iyice göze sokuyor. Bak bir de Jon’un teorik olarak yeminini bozup Ygrittle ile takıldığı zaman, Hayalet Jon’u terk ediyor. Ta ki Yabanıllardan kaçıp kara kaleye gelene kadar yanına gitmiyor Jon’un. Bunun bende iki açıklaması var ya Hayalet yemini bozan Jon’u böyle cezalandırıyor ya da kendini onursuz hisseden Jon’un ruh hali onu Hayaletten uzaklaştırıyor.

Ses duyduğu yeri hatırlayamadım Ama ilgimi çekti şimdi. Bloodraven olabilir diye düşünmeye başladım kendi Starkları izlediğini dolaylı yoldan söylemişti Arya’yı izlemesi de oldukça olası, misal; Arya’ya kaçış yolunu (tünelleri) gösteren kediyi hatırladın mı? Jon’un gerçek kız kardeşi Rhaeyns’ın kara kedisi. Bloodraven’ın o kediyi vargladığı düşünülüyor. Arya kediyi kovalarken öğrendiği tüneller sayesinde KLden kaçabildi, bunun tesadüften ibaret olmama olasılığı mevcut.


#5

Aslında onu istem dışı yapıyordu, aynı istem dışı ilk seferinde Hodor’u wargladığı gibi ama elbette artık eğitimli, Theon sahnelerine bakacak olursak bol bol warglama yapıyor ağaçları, bir ihtimal Bran olması yüksek ihtimal ama en başından beri Kankuzgun’ı yahut başka biri Arya’yı takip ediyorsa(şu sesler meselesi) o kişi de olabilir, ihtimalini göz ardı edemiyorum haliyle.

Sen söyleyince yeniden okudum o kısmı; bence olay tam da o şekilde. Hatta uyuduğunu sanıyor ama gözlerini kapadığını hatırlamıyordu, muhtemelen kurdun ulumasını kafasının içinde “uyarı” olarak duydu. İlk başta söylediğim; kurtların yakınlarında olmaları gerekiyor, meselesini destekleyen bir şey. Nehir topraklarına dönünce Nymeria’ya da yaklaştı ve haliyle aralarındaki bağ, Arya burada olduğu süre içerisinde güçlenmeye başladı, bilhassa Harrenhall’daki o sahneden sonra “warglama” yeteneği tam manasıyla uyandı. Çünkü ne olursa olsun warg yetenekleri kurtlarına bağlı, olağan dışı bir şekilde cereyan ediyor bu Kışyarı çocuklarında.

Aslında bu pek doğru gelmiyor çünkü birlikte iken Hayalet, Jon’un etrafında dolanmaya devam ediyor. Ne zaman ki Sur’a tırmanma vakti geliyor, Jon kurdunu gönderiyor, başka yoldan dönüş bulsun diye. Fakat dönüşü uzun zaman alıyor, nerede ne yapıyordu ben de merak ediyorum.

Jon’un kurdu hissedememe sebebi olarak Hayalet’in Sur ötesinde olmasına bağlıyorum, bence Sur’un gerisine geçince Jon, Hayalet’i hissetmesini sağlayan o bağ Sur’daki büyü yüzünden engel yedi. Hayalet de Jon, Mance ile Sur ötesinde yüzleşip, Stannis geldikten sonra döndü. Belki o anki savaşta hissettikleri ve Sur ötesinde olması Hayalet’in dönme sebeplerinden biri olabilir ama dönüşün neden zaman aldığını açıklayamıyorum elbette. Jon suçluluk duygusunu hiç kaybetmedi zira ve yemin bozma meselesinin kurdun umurunda olduğunu sanmam yahut sahibin duygularıyla ilgisi olduğunu. Robb da yeminini/sözünü bozuyor ama Gri Rüzgar terk etmeye kalkmıyor.

Sur ile ilgili bir şey bence, Yaz’ı da warglayamıyor demiştim ama Hayalet, kardeşinin orada olduğunu biliyor, mantıken bir süre Sur ötesinde vakit geçirmişti, hissetmiş olabilir ama Sur’da iken hissedemiyor, Jon warglayamıyor Yaz’ı ama kalan hepsini görüyor.

Onu okumuştum hatta Robert’ı öldüren yaban domuzunu Kankuzgun’u wargladı diyenler de var; tek gözüne hançer saplayıp “piç” diye bağırması ayrıntısını bilhassa söylemiş olmaları dikkat çekmişti; KL’de Büvet ağacı da olduğu için erişim sağlayabilir.

Bahsettiğim ses şurası:

Hemen gitmesi gerektiğini biliyordu ama hareket edemeyecek kadar çok korkuyordu.

Durgun su kadar sakin, diye fısıldadı bir ses. Arya öyle şaşırmıştı ki neredeyse bohçasını düşürüyordu. Deli gibi çevresine bakınmaya başladı ama ahırda kendisinden, atlardan ve cesetlerden başka kimse yoktu.

Gölge kadar sesiz, dedi ses. Kendi sesi miydi, yoksa Syrio’nun sesi mi? Anlayamıyordu ama ses korkusunu yatıştırmıştı.

Ahırdan çıktı.

Yani bizim kız buradan başlayarak böyle paso sesler duyan birine dönüşüyor, yazar bunları geçiştirip gidiyor ama bir şeyler var burada. Kankuzgun’u mu yoksa Jaqen falan mı merak ediyorum(Jaqen’ın en başından beri Arya’nın peşinde olduğunu düşünüyorum da :smiley: ). Fakat fiziksel olarak orada olmayıp “ses” olarak orada olabilecek aklıma gelen tek kişi/ler yeşil görenler. Yüzsüzlerin böyle yetenekleri olduğuna dair bir işaret görmedik daha. Gözümden kaçmadıysa.